HÜR

GÖKBAYRAK

DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ

 

 

 

 

HÖR

KÖKBAYRAK

SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ

  

    Anasayfa

 

    M.E BATUR 

         MAKALELERİ

         2008

        2007
       
2006

        2005
       
2004
       
2003
       
2002

        2001
       
2000

 

 

Gazetesi

Mehmet Emin Batur'un Günlük Makaleleri

EKİM 2006

 

KAZAKİSTAN KARDEŞ ÜLKEMİ KALLEŞ ÜLKEMİ?

31.10.2006           

Ekmek parası uğruna “Kardeş Ülke” zannıyla Kazakistan’a giden Türk işçilerinin Kazakistan’da uğradıkları facianın üzerinden yaklaşık olarak bir hafta gibi bir zaman geçti…

            Televizyon ekranlarından yansıyan görüntülerde Türkiye’ye kaçabilen Türk işçilerinden her hangi bir yerinden yara almamış bir tek işçi yoktu. Adeta her biri savaştan çıkmışçasına sargılar içerisinde cehennemden kurtulmuşlar gibi bir haleti ruhiye içindeydiler. Yaşadıkları dehşet anlarının şokunu üzerlerinden henüz atamamış olan Türk işçileri geride bıraktıkları arkadaşlarının hayatlarından endişe duyduklarını ifade ederlerken de, "Konteynırları bizimle yakmak istediler. 10 ölü var, biliyoruz. Devletimiz Kazakistan'a bunun hesabını sormayacak mı?" diye feryat ediyorlardı. Gerçekten ölü var mı bilemiyoruz . Ama bence de ölü var. Fakat sayısının ne olduğunu iki devlet yetkilileri daha iyi biliyorlardır.

 Fakat, ne kadar acı ki; bu güne kadar Türkiye hükümeti yetkilileri tarafından bu mağdur olan işçilerimizin ve bu olayı hazmedemeyen Türk milletinin gönüllerine su serpecek, onları teselli edecek, “işte benim devletim” diyerek gurur duyabileceği ve aldığı ölümcül yaraların acısını unutturacak bir siyasi-diplomatik girişimde bulunulmadı.

Hıristiyanlara karşı Hıristiyanların bile hakkını koruyan bir neslin torunları, bu gün birilerine şirin görünebilmek, batılı sözde dostlarından bir “aferin” alabilmek için “uslu çocuk” olma kararlılığını sürdürüyor. Dolayısıyla da uluslar arası arenada kendi halkının haklarını bile korumaktan aciz duruma geldi.     

Bu menfur olayı el çabukluğu ile örtbas etmek isteyen hükümet yetkilileri adeta güneşi balçıkla sıvamaya çalışmaktadırlar. Oysa ki; bu tutum Kazakistan ve Türkiye ilişkilerinin geleceği açısından son derece tehlikelidir. Bu tür problemlerin halı altına süpürülmesi gelecekte daha büyük problemlerin ortaya çıkmasına yol açabilir.

Kimilerine göre yemek alma sırasının, kimilerine göre Kazak işçilerle Türk işçileri arasındaki ücret farklılığının ve kimilerine göre de, Kazakistan devleti ile Türkiye’nin arasını açmak isteyen güçlerin bir provokasyonu olduğu ileri sürülse de benim kanaatime göre üçüncü ihtimalin daha ağır bastığı bir gerçektir.

Yaklaşık 15 yıldır Türk işçileri ve yatırımcıları Kazakistan’da faaliyet gösteriyorlar. Bu güne kadar ortaya çıkmayan bu tür melanetler neden bu günlerde patlak vermiştir? Bu yüzden, Kazakistan hükümeti yetkilileri Türkiye’ye karşı bir art niyet taşımıyorlarsa, oluşturulacak bir Türkiye-Kazakistan ortak komisyonu tarafından olayın vuku buluş sebebi çok iyi araştırılarak bu olaya sebep olanlar bulunup ortaya çıkartılmalı ve gerekli cezalara çarptırılmaları gerekir.

Ancak böylelikle Kazakistan ve Türkiye Cumhuriyeti devleti arasında meydana gelebilecek bir takım gerginlikler ve iki ülke halkları arasında meydana gelmesi muhtemel düşmanlık bir nebze olsun önlenmiş olunacaktır. Olayın müsebbibi olan serseri ve cani Kazakların kimin ve kimlerin maşası oldukları ortaya çıkartılırsa her iki ülke gelecekteki ilişkilerine daha bir güvenle bakabilecektir.

Bu türden Türk işçilerine ve görevlilerine yönelik saldırılar sadece Kazakistan’la sınırlı kalmayıp, diğer Türk Cumhuriyetlerinde de vuku bulabilir. Çünkü bu tür olaylardan ve Türkiye-Türk Cumhuriyetleri ilişkilerinin bozulmasından en başta çıkar sağlayacak olanlar Çinliler, Ruslar, batılı sözde dostlarımız, “Stratejik müttefikimiz” ve İran’dır.

Öyle ise, Batı Türkistan Türk cumhuriyetleri ile Türkiye ilişkileri sağlam bir zemin üzerine oturtularak sürdürülmelidir. Batılı sözde dostlarından ve “stratejik müttefiki” olan Amerika’dan son darbeyi yemesi durumunda yönelebileceği tek ve samimi alternatifi Batı Türkistan Türk Cumhuriyetleridir.

Ama öncelikle Türkiye, Kazakistan mağduru işçilerinin haklarını ciddi ve Türk devletine yakışır bir biçimde Kazakistan devletinden mutlaka sormalıdır…

 

ÇİN’İN YENİ TRUVA ATI “PAMUK İŞÇİLERİ”

28.10.2006

           

1949 yılından beri Çinlilerin, ezeli ve ebedi Türk toprağı olan Doğu Türkistan’ı tamamen Çin toprağına çevirme faaliyetleri günümüzde de olanca hızı ile devam edip gitmektedir. Bu cümleden olarak Doğu Türkistan halkını öz yurtlarında azınlık durumuna düşürmek, asimile edip yok etmek gayesi ile işgalci Çin hükümeti, yıllardır Çin’den Doğu Türkistan’a Çinli göçmen getirip yerleştirme işini aralıksız sürdürüyor.

İşgalden önce Doğu Türkistan’daki Çinli sayısı sadece %5 civarındayken, Çin’in öncelikli ve en önemli faaliyetlerden biri olarak yürürlüğe koyduğu “Çinli Göçmen İskânı” faaliyetleri sebebiyle günümüzde Ürümçi başta olmak üzere bazı Doğu Türkistan vilayetlerindeki Çinli oranı % 85- 90 seviyelerine ulaşmış bulunmaktadır.

İşgal ettiği Doğu Türkistan’ı tamamen “Çin toprağı” haline getiremeye bir türlü muvaffak olamayan Çin devleti, bu menfur emeline ulaşabilmek için 100 yılı geçkin bir süreden beri bir dizi insanlık dışı eylemlerini devam ettiriyor.

Bu konuda Doğu Türkistanlı Tarihçi Yrd. Doç. Dr. İklil Kurban şunları söylemektedir:

“Bu mülke (Doğu Türkistan) Çin 1755 yılından başlayarak sahip olup, 1884 yılında “Doğu Türkistan” denilen adını “Şin Cang” olarak değiştirmişti. Çin bugün, “bu mülkün ilk sahibi benim” diyebilmek için, olağanüstü gayret ile bir yığın eylemler yapmaktadır.

Çin’in eylemleri:

1.Doğu Türkistan’a alabildiğince çok Çinli göçmen getirmek.

2.Doğum kontrolü bahanesiyle Uygurların nüfusça çoğalmasını engellemek

3.”Şin Cang tarihini yeniden yazmak” girişimiyle, kafadan tarih uydurmak.

4.”Çift dilli eğitim”, “Uygurca çağımıza ayak uyduramayan dil” şeklindeki uydurulmuş düşüncelere dayanarak, Uygur çocuklarını anaokulundan itibaren Çin dilini öğrenmeye zorlamak-Uygurları ulus olarak yok etmek.

5.Uygur gençlerini okutmak bahanesiyle Çin’e götürüp, Çinli toplumunun baskısı altında Çince eğitim ile Çinlileştirmek.

6.Uygurların özgürlük-bağımsızlık düşün ve eylemlerini terör olarak nitelendirip, ulusun önde gelen önder ve aydınlarını top yekûn yok etmek.

7.Çağdaşlaşma bahanesiyle, Gulca, Kaşgar gibi büyük şehirlerin eski yapılarını bozup, şehrin ulusal görünümünü Çinlileştirmek-tarihi yok etmek…”

Benim düşünceme göre bu uygulamaların içerisinde en tehlikeli olanı Doğu Türkistan’a devamlı olarak Çinli göçmen getirilip yerleştirilmesi hadisesidir. Hemen her gün Doğu Türkistan’a Trenler dolusu Çinli göçmen getirirken, son yıllarda yabancı gözlemcilerin dikkatlerini daha fazla çekmemek için her yıl “Pamuk İşçisi” adı altında yüzbinlerce, milyonlarca Çinliyi “Mevsimlik işçi” adı altında getirip bu Çinlilerin % 90’ını bir daha Çin’e geri göndermeyip Doğu Türkistan’da yerleşmelerini sağlamaktadırlar.

Sadece bu yıl Ağustos ayından itibaren “Pamuk İşçisi” adı altında getirilen Çinli sayısının bir milyondan fazla olduğu tespit edilmiştir. Getirilen bu Çinlilerin Pamuk toplama mevsiminin sona ermesini müteakip Çin’e geri gönderileceğini söyleyen Çin yetkililerinin yalanları Ekim ayı itibarıyla açıkça ortaya çıkmıştır. Çünkü; Mevsimin başında, yani Ağustos ayının başlarında Doğu Türkistan’a akın etmekte olan Çinlilerin sayısına yeterli vasıta bulunamadığından ek tren seferleri de düzenlenmiş olmasına rağmen sözde geri dönüş döneminde tren garlarında hiçbir yolcu yoğunluğu yaşanmamıştır… O halde yaz boyunca Çin’den gelen bu sözde “Pamuk İşçisi” Çinliler nereye kayboldular?

 

ÇİNLİLERİN YENİ SİLAHI HASTALIK BULAŞTIRMAK

21.10.2006

Medeniyetin beşiği, Türklerin Anavatanı olan Doğu Türkistan’ı asırlar boyunca işgal etme girişimlerini aralıksız sürdüren Çinliler, 13 Ekim 1949 tarihinde menfur emellerine ulaştılar ve işgale muvaffak oldular.

O, tarihten beri bin bir türlü işkence, katliam ve soykırım uygulamalarına tabi tuttukları Doğu Türkistanlıları, diğer yandan’ da zenginlik kaynaklarını talan ederek, işsiz ve aşsız bırakarak, kendi öz yurtlarında sefalete mahkûm ederek mağdur etiler.
Bunların içinde en tehlikeli bir yöntemleri vardır ki; O da Doğu Türkistan halkına hemen her fırsatta kasıtlı olarak ölümcül ve bulaşıcı hastalıklar bulaştırıp, bu hastalıkların yayılmasına zemin hazırlamak.

Bir dönem bütün dünyayı sarmalı altına alan H5N1 “Kuş Gribi”nin asıl kaynağının Çin olduğunun anlaşıldığı biliniyor. Hatta bazı bilim adamları Çin laboratuarlarında üretilen bu virüsün Uygur Türklerinin genetiklerine yönelik olarak üretildiği fakat, Çin’in kendi elinde patlamasından sonra bütün dünyaya yayılmaya başladığı da iddia edilmektedir…

Doğu Türkistan Türklerinin her hangi bir rahatsızlık sebebiyle hastanelere gitmeleri durumunda tedavi edilmek yerine yeni hastalık virüsleri bulaşmış olarak hastaneden ayrıldıklarına dair tespitler Uygur doktorlar tarafından ortaya konulmuş bir gerçektir. Önceleri, yani Mao döneminde Türklere yönelik soykırımlarını alenen sürdüren Çinliler son yıllarda dünya kamuoyunun dikkatini ve tepkisini çekmemek için Türklere yönelik soykırım konusunda gizli yollara başvurmaktadırlar. Türk hastaların damarlarına etkisini zamanla gösterecek virüsler enjekte ederek insanlık dışı bu yöntemle insanları katletmektedirler. Çin’den sürekli Doğu Türkistan’a getirip yerleştirdikleri Çinli göçmenleri de, özellikle hapisten yeni çıkmış sabıkalılardan, zührevi hastalık müptelalarından, uyuşturucu müptelası ve hastalıklı olanlardan seçip götürmektedirler. Tabii olarak ta zaman içerisinde doğu Türkistan halkının türlü hastalıkları Çinlerden kaptıkları açıkça ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Bunlara bir misal vermek gerekirse; daha yakın zamanlarda Doğu Türkistan’dan alınan bilgilere göre, Çinlilerin yayın organı olan “Sinkiang Gazetesi”, yani Doğu Türkistan’da yayınlanan Doğu Türkistan Gazetesi’nin haberlerine göre 2006 yılı içerisinde Doğu Türkistan’da 4732 kişinin AIDS mikrobu taşıdığı, ortalama olarak ta her gün 17 kişinin AIDS hastalığına yakalanmakta olduğu anlaşılmıştır.

Doğu Türkistan genelinde ise, AIDS konusunda İli (1997 yılında Gulca ayaklanmasının meydana geldiği İl) vilayetinin durumu oldukça vahim durumda olup, bu vilayette hamile kadınlardan her 100 kadından birinin AIDS virüsü taşıdığı ortaya çıkmıştır.

Çin istatistiklerine göre, geçen sene Eylül ayının 30’una kadar Doğu Türkistan’da AIDS hastalığına yakalananların sayısı 11303 kişi iken, bu yıl Haziran ayının 30’una kadar ki sürede AIDS hastası sayısının 16035 kişiye ulaştığı gözlenmiştir. Eylül ayı içerisinde ise 4732 kişi daha ilave olmuş görünmektedir.
AIDS hastalığı Doğu Türkistan’ın 15 vilayet, ilçe, köy, kasaba ve taşralara kadar yayılmış durumdadır.

Doğu Türkistan Türklerinin milli ve manevi konulardaki hassasiyeti ve güçlü direnişi sebebiyle, yıllar öncesinden başlattıkları karşılıklı evlenmeleri teşvik edici yöntemlerle de asimilasyon konusunda başarılı olamayan Çinliler insanlık dışı yöntemlerle Doğu Türkistan halkını yok etmenin çarelerini aramaktadırlar.

Dünya Uluslar arası Sağlık Örgütleri Çinlilerin bu vahşice uygulamaları konusunda sadece rapor hazırlamayı bırakıp, ciddi biçimde önlem almanın ve işgalci Çin yönetimine karşı uluslar arası siyasi baskı uygulamanın da yollarını aramalıdır…

 

DEVLET İHANETİ TEBRİK EDER Mİ?

20.10.2006

 

Türkiye’de, vatana ve millete ihanet edenlerin hükümet yetkilileri tarafından taltif ve tebrik edildiği günleri görmüş olmak ne kadar can acıtıcı ve kahredici bir durum.

Son günlerde öylesine inanılmaz çelişkiler yaşanıyor ki; 30 bin kişinin katili terörist başının neden kuş sütü ile beslenerek korumaya alındığına artık şaşırmıyorum. Muhalefette iken devlet ve millet meselelerinde tabir yerindeyse mangalda kül bırakmayanlar iktidar koltuğuna oturduklarında anlaşılmaz tavırlar ve davranışlar içine girerek kendilerine oy veren vatandaşları şaşkına çevirmektedirler.

Bir milletin yazar ve çizerleri her ne kadar değişik pencerelerden bakarak farklı düşünce kulvarlarında olsalar da temel zihniyet olarak ülkesinin ve milletinin kutsallarına saygılı olmak zorundadır. Eğer bunu yapmıyor ve eline geçirdiği her fırsatta devletin milletin ve ülkenin değerlerine karşı yalan yanlış yazılar yazarak saldırmak suretiyle sapkınlıklar sergiliyorsa hukuki yönden gerekli cezalara mutlaka çarptırılmalıdır.

Türk milletine, devletine ve ülkesine karşı iftira atan ve uluslar arası arenada Türkiye’yi şaibe altına sokan Orhan YAMUK adlı sözde yazar’a sırf kendi ülkesine ve milletine hakaret etmesinden dolayı Türkiye düşmanları tarafından Nobel ödülü verilmiş olduğunu sokaktaki sade vatandaşımız bile biliyor. Diğer yandan, YAMUK’un ödül almış olmasını fırsat bilenler, Orhan YAMUK’u tebrik etmenin “alacak tahsil etmiş olmak” olduğunun bilinci içerisinde adeta tebrik kuyruğuna girdiler.

Bu ne yaman bir çelişkidir ki; daha dün, Orhan YAMUK’u, “Türkiye’de Bir milyon Ermeni’nin ve 30 bin kürdün öldürüldüğünü” söylemiş olmasından dolayı yargı önüne çıkaranlar bu gün tebrik etmektedirler.

Şunun çok iyi bilinmesi gerekir ki; Türkiye bir değil otuz tane de Nobel ödülü almış olsa AB’ye üyelik konusunda bu ödülün zerre kadar olumlu bir etkisi asla olmayacaktır. Avrupalıları bu kadar saf ve iyi niyetli mi zannediyorsunuz?

Yıllarca başka ülkelerin kılıcını sallamayı adet haline getirdiklerinden dolayı asil Türk milleti tarafından rağbet görmeyen bir takım sözde yazarların Orhan YAMUK’u tebrik yarışına girdikleri bir sırada devlet büyüklerinin de bu “tebrik ediciler kervanı”na katılmış olmaları oldukça düşündürücü.
Başbakanlık sözcüsü Akif Beki bir açıklama yaparak, “Sayın Başbakan, ABD'de bulunan Orhan Pamuk'la bugün yaptığı telefon görüşmesinde, Nobel ödülünün bir Türk yazarına verilmiş olmasından memnuniyet duyduğunu belirterek kendisini tebrik etti.” Demiştir.

Meclis Başkanı Bülent Arınç ise; “Toplumda bir kesim, Pamuk'un bu ödülü almasının, yazdığı romanlarla ilgili değil, daha çok konuştuğu, bir süre yargılandığı sözlerle ilgili olduğunu söylüyor ve bunu tartışmaya açıyor. Bir kısım da onun edebiyatçı pozisyonuna daha çok dikkat çekiyor. Bu tartışmalar yapılır ama ben Sayın Pamuk'u, aldığı ödülden dolayı sadece kutluyorum” dedi.
Abdullah Gül; Nobel Edebiyat Ödülünün Orhan Pamuk'a verilmesiyle ilgili olarak, “Şüphesiz çok önemliydi. Bu nedenle hem ben, hem Başbakanımız hemen kendisini tebrik ettik” diyen Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

“(Orhan Pamuk'la ilgili) Bu tartışmalar gelir geçer, ama bir Türk'ün Nobel ödülü alması tarihte yerini alır. Ayrıca bu Türkiye'nin ve Türklerin tanıtılması açısından çok önemli.”
Sayın Gül! Evet, bu tartışmalar gelir geçer ve bu ödül dediğiniz gibi tarihteki yerini alır. Fakat, bu ödülle beraber “Türkiye’nin bir milyon Ermeni’yi ve 30 bin kürt'ü katlettiği” de tarihteki yerini alır. Dünya Türkiye’yi böyle tanıyacaktır.
Kültür ve Turizm Bakanı Koç: “Orhan Pamuk’un Nobel ödülü almasından dolayı iftihar ediyorum. Türkçenin yaygınlaştırılması açısından Türk dilinde roman yazan bir yazarın Nobel ödülü almasından Türkiye Cumhuriyeti’nin Kültür ve Turizm Bakanı olarak iftihar ettim.”
Bu güne kadar, “tebrik etme kervanı”na katılmayan Cumhur Başkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer’i kutluyorum… Devlet adamlığı feraset sahibi olmayı gerektirir…

 

ÇİN SİNSİLİĞİNE ALET OLANLAR VE MİLLİ ZAAFİYET

18.10.2006

 

İnsan fıtratına tamamen aykırı bir rejim olan komünizmin yeryüzündeki ısrarlı, fanatik ve son savunucusu olarak bilinen Çin Halk sözde Cumhuriyetinin ilan ediliş tarihi, aynı zamanda Türk milletinin Anavatanı olan Doğu Türkistan’ın karanlığa gömülüş tarihidir.

Nüfusu şu anda bir buçuk milyar sınırını zorlayan Çin; kimi yağcı, Çin hayranı, Çin’den medet uman, insanlık düşmanı, insan hakları ihlallerinde dünya şampiyonu Çinlilerle kol kola görünmeyi kendileri için bir övünç vesilesi olarak görenler kabul etmeseler de, günümüzde her yönlü olarak bütün dünyayı, özellikle de Türk İslam âlemini açık-gizli tehdit eden bir devlettir. Bilhassa son yıllarda ABD’ ile yakınlıkları bulunan devletleri gerek karşılıklı ticaret, gerekse kültürel işbirliği safsataları ile kafakola almaya çalışan Çin, Türkiye’de de bilindiği üzere aynı menfur emelleri doğrultusundaki faaliyetlerini sürdürüyor. Bu esnada hızını alamayıp geçenlerde yaptığı gibi “Siz bünyenizdeki Uygurların hayatlarını zorlaştırmazsanız bende PKK terör örgütünü desteklerim” diyerek açık tehditler de savuruyor.
Çin’in bu tutumu karşısında Türkiye yetkililerinin ve eski yeni siyasilerin “duruş”ları nasıl? Diye sorulacak olursa, bu güne kadar olduğu gibi dış politikadaki zafiyet dolu dizgin yoluna devam ettiği gibi, özellikle de Çin için bir strateji, ya da Çin’in Türkiye’ye karşı beslediği samimiyetsiz tutumuna karşı bir önlem alma çabası hiç yok…

Çin Halk sözde Cumhuriyeti, yine her yıl olduğu gibi bu yılda Çin Komünist Partisinin iktidara gelişini bir resepsiyonla kutladı.
Çin Halk Cumhuriyeti'nin Ankara Büyükelçisi Song Aiguo’nun 28 Eylül 2006 tarihinde Ankara Swiss Hotel’ de vermiş olduğu kutlama resepsiyonuna 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, T.C. Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek ve Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen katıldılar. Anlaşılmaz bir kompleksle Çin Halk sözde Cumhuriyetine övgüler yağdırdılar. Hele “gerdan kıran”, eskiden Çin devlet başkanına devlet nişanı veren ve iyi ki de miadını doldurmuş bulunan bir eski siyasetçinin Çinlilere yaranmak için ne diller döktüğü biliniyor. Ve insanın tüylerini diken, diken ediyor.

Türkiye’de halef selef hükümetlerin ve siyasetçilerin Çin hayranlığında hiçbir azalma olmadı. Doğu Türkistan Türklerinin feryatlarına asla kulak vermediler. Çin’in Doğu Türkistanlılara yönelik olarak uygulamakta olduğu soykırımlar belgeleri ile ortaya konulmuş olmasına rağmen, görmezlikten ve duymazlıktan gelme kasıtlılıklarını sürdürdüler. Neden?? Sadece sanal ticari çıkarlar uğruna… Siyasetçilerimizin AB ve ABD karşısında sürdürdükleri zafiyet ve teslimiyet pozisyonu bu günlerde bir avuç bölücü bebek katli teröristleri, Türkiye’nin sadece artıklarına muhtaç durumdaki Ermenistan’ı ve bunların hamilerinden biri olan sicili bozuk Fransa’yı cesaretlendirdi ve bu soykırım tecrübelisi Fransa Türkiye’nin devlet gücünü hafife alarak parlamentosundan Türkiye aleyhinde ucube kararlar çıkartacak seviyelere geldiler…
Türkiye siyasetçilerinin bu tür tutumları ne ilk ne de son olacak gibi görünüyor. Fakat, zamanı gelince Türk halkı beceriksizlik ve “milli duruş” zafiyeti sergileyenleri demokratik yollarla alaşağı ederek siyaset mezarlığına gömmek suretiyle hak ettikleri dilden cezalarını veriyor…

Ya Türkiye’de yaşayan bazı Doğu Türkistanlılar kendilerini her fırsatta rencide eden, verdikleri sözlerde hiçbir zaman durmayan ve yüz üstü bırakan Siyasetçilere karşı neden onurlu bir davranış sergileyemiyorlar anlamak mümkün değil. Üstelik bazı Doğu Türkistan Sivil örgütleri sanki marifetmiş gibi her fırsatta Doğu Türkistanlıların davasına ihanet eden eski-yeni bazı siyasetçilere Doğu Türkistan’ın şanlı bayrağını verip, üzerlerine de Doğu Türkistan Milli giysileri giydirerek onların yanlarında arzı endam etme basiretsizliğini ve şahsiyetsizliğini gösteriyorlar ya, bu davranışlarının hesabını hiçbir zaman veremeyecekler…

 

ÇİN’İN İŞKENCE YÖNTEMLERİ (4)

 

Doğu Türkistan’ın işgal edilmesinden sonra Çinliler, halkı komünizmin ateist düşünce kalıbına sokup tamamen eriterek milli ve dini Türk kimliklerini ortadan kaldırmak için insanlık dışı olan her türlü uygulamaları yaptılar…
-Dini, siyasi ve milli liderler idam edildikten sonra cesetleri sahiplerine verilmemiş ve halka göz dağı vermek maksadıyla, caddelerde dolaştırılarak parça, parça edilmiştir.
-Cesetler “yer işgal edecek, istihsale engel olacak” diye toprağa gömülmemiş ve yine “Çinlilere ve fakirlere verilmesi gereken arazileri ölüler işgal edemez” diyerek mezar yaptırılmamış ve ölülerin yakılması mecburi tutulmuştur.
-Çinlilerin koydukları çok ağır vergileri ödeyemeyip intihar eden Türklerin cesetleri diğerlerine ibret olsun denilerek, parçalanıncaya kadar kırbaçlanmıştır.
-Bütün mezarlıklar sürülüp yerle bir edilerek tarla haline getirilmiştir.
Doğu Türkistanlıların mutlaka uymaları için birtakım yasaklar konulmuştur:
-Türk ve Türkistan kelimelerini kullanmak.
-Hacca gitmek, namaz kılmak, oruç tutmak, dini tedrisat ve propaganda yapmak.
-Yabancı ülkelerden gelen kitap, gazete, dergi vs. leri okumak ve yabancı ülkelerin radyolarını dinlemek.
-Yabancılara rastladıklarında, onlara hüzünlü olduklarını belirtecek bir tavır takınmak.
-Evlerinde misafir yatırmak.
-İzinsiz seyahat etmek.
-Evlerinde mücrimleri ( takip edilen milliyetçileri) saklamak.
-Bu mücrimlerin ailelerine maddi ve manevi yardımda bulunmak.
-İdam edilen yakınları için yas tutmak, ölülere hürmet göstermek.
-Düğün ve cenaze merasimleri yapmak.
-Çinlilere “Hıtay” diye hitap etmek.
-Etli ve yağlı yiyecekler yemek.
-İpekli ve yünlü giysiler giymek.
-Eski elbise varken yenisini giymek.
-Evde para ve değerli eşya saklamak
Bunların yanı sıra Doğu Türkistanlıların mutlaka yerine getirmeleri gereken kurallarda konulmuştur.
-Mao’ya “diri Allah” diye hitap etmek.
-Komünistlerin her dediklerini kayıtsız şartsız kabul etmek.
-Çinlilere “Ağabey millet” diye hitap etmek.
-Evlerdeki iki odanın birini Çin kolonicilerine tahsis etmek.
-Para ve her türlü serveti hükümete teslim etmek.
-Her gün, belli miktarda çöp, tezek, yaprak, ağaç kabuğu ve sivrisinek toplayıp bunları hükümete teslim etmek. Vs., vs., vs….( İsa Yusuf Alptekin’in “Doğu Türkistan Davası” adlı eseri)Ve tabii ki; 4 gün süren bu yazı dizimizde Çinlilerin Müslüman Türklere uyguladıkları işkencelerin çok az bir kısmından bahsedebildik.
Dünya milletleri, 21. yüzyılda yaşamakta olduğu ile övünedursun, medeniyetin beşiği olan Doğu Türkistan’da Çin müstemlekecilerinin Doğu Türkistan halkına uyguladığı orta çağ Çin zihniyetinin devamı niteliğindeki akıl almaz işkence, baskı, zulüm, soykırım ve asimilasyon hareketlerine karşı, bu güne kadarki duyarsızlık devam ettiği sürece, yer yüzünde asla insan haklarından, demokrasiden ve dünya barışından söz edilemeyecektir…
Ve çok önemli bir gerçek şu ki; Türk dünyasının göz bebeği olan Türkiye, Çin ile olan ikili ilişkilerinde bu çağ dışı ve insanlık dışı bir zihniyete sahip olan Çinlilerden anlaşılmaz bir biçimde sürekli olarak gol yemeyi sürdürmektedir.

 

ÇİN’İN İŞKENCE YÖNTEMLERİ (3)

 

Çin emperyalizminin bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de ekonomik ilişkiler (!) avantajını kullanarak sinsice icraatları ile Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistan kökenlilerin hayatlarının zorlaştırılması gerektiğini, aksi taktirde kendilerinin de, bölücü terör örgütüne destek verecekleri tehdidinde bulunabilecek kadar kendilerine etki alanı oluşturma çabası içine girdiği bir dönemde, Çin’in gerçek yüzü ile ilgili olarak kamu oyunu bir nebze olsun bilgilendirmek istedik. Bu sebeple, işgalci Çin devletinin Doğu Türkistan Türklerine uyguladığı akıl almaz fiziki işkence yöntemlerine ilave olarak Doğu Türkistanlılara yapılan manevi baskı ve işkencelerden de söz etmek gerekir.

Çinliler Doğu Türkistan’ı işgal eder etmez, kendileri için en büyük tehlike olarak gördükleri İslam inancını ortadan kaldırmaya ve insanları İslam dininden uzaklaştırmaya yönelik baskılar yapmaya başladılar. Bunun için dinsiz militanlar yetiştirmek gayesiyle çeşitli kurslar açmış ve bu kurslarda yetişen militanlara şu vazifeler verilmiştir:
-Doğu Türkistan okullarında okutulacak, din aleyhtarı kitaplar meydana getirilecek,sinema ve tiyatrolar için dini kötüleyen piyesler ve afişler hazırlanacak.
-Müslüman Türk çocuklarına Allahsızlık terbiyesi verilecek.
-Bütün Doğu Türkistan dolaşılarak din aleyhtarı konferanslar,münazaralar ve sergiler düzenlenecek.
-Radyolarda din aleyhtarı neşriyat yapılacak
-Bütün dini kitaplar toplanıp imha edilecek.
-Din adamları ve dindar Türklerle mücadele edilecek.
Dinsizliği yaymak için özel yetiştirilen militanlar bundan sonra da icraatlarına başladılar ve:
-Doğu Türkistan halkının her şeyi olan İslam dini kanun dışı ilan edildi.
-Dini tedrisat ve ibadet kesin olarak yasaklandı.
-Medrese ve camiler kapatılarak, kulüp, sinema, depo, kahvehane, kışla veya Çin muhacir evleri olarak kullanıldı. Bazı camilerin mihrabında veya avlusunda “Mao Tse-Tung Köşesi” açıldı. Bu köşeye Mao’nun bir büstü ile, din aleyhtarı kitaplar kondu.
-Dini kitaplar toplatılıp meydanlarda bizzat din adamlarına yaktırıldı.
-Bütün evlerde aranmalar yapıldı. Bulunan kitaplar hocaların sırtlarına bağlanmak ve boyunların asılmak suretiyle cadde ve sokaklarda dolaştırıldı.
-Komünist propagandistlere din adamlarıyla “Allah’ın yokluğu” mevzuunda tartışmalar yaptırıldı. Tartışmada cesaret gösteren hocalar yok edildi.
-Yerli komünistlerin, hakikaten dinden ayrılıp ayrılmadıklarını kontrol etmek için, Ramazanda öğle yemekleri tertip edildi. Yemeğe gelmeyen, gelip de yemeyen insanlar cezalandırıldı.
-Bütün Müslüman Türkler hayvanlarıyla beraber domuz beslemeye mecbur edildi.
-Bütün şehir, kasaba ve köylerin duvarlarına, din aleyhtarı bez ve pankartlar asıldı.”Din Afyondur-İslam, Emperyalizmin hizmetindedir-İslam talimatı tatbikata karşıdır-İslam dini Arap zenginlerinin icadıdır-Dini ayetler, iktisadi nizamı bozar-Komünistlerin dine karşı mücadele etmeleri şarttır- Her Müslüman’da mutlaka Çin kanı akmalıdır… vs.” gibi pankart ve afişler bunlardan bazılarıdır…
Tabii olarak, işgalci Çinlilerin bu insanlık dışı uygulamalarına tepki olarak her ay birkaç milli ayaklanma meydana gelmiş olup, bu ayaklanmalar Çin kızıl ordusu tarafından çok kanlı biçimlerde bastırılmıştır.
Kaynak: İsa Yusuf Alptekin’in ‘Doğu Türkistan Davası’ adlı eseri: Sayfa 247-248

 

ÇİN’İN İŞKENCE YÖNTEMLERİ (2)

11.10.2006

Dün, bütün dünyada adından sık, sık söz edilen Çin işkence yöntemlerinin işgal altındaki Doğu Türkistan Türkleri üzerindeki uygulanış biçimlerinin bir bölümünden kısaca bahsetmiştim.
1947 yılında kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti Hükümetinin Sabık Genel Sekreteri ve bütün bir ömrünü kutsal bildiği davası uğruna harcayan Doğu Türkistan davasının yılmaz önderi merhum İsa Yusuf Alptekin’in “Doğu Türkistan Davası” adlı eserinde yer verdiği bazı Çin işkence yöntemleri şöyledir. (Sayfa:246)
-Kor halindeki kızgın kömür parçaları üzerinde yalın ayak gezdirmek.
-Tırnakların arasına Çivi çakmak.
-Vücuda kızgın yağ dökmek
-Baş ve vücudun derilerini yüzmek
-Günlerce ayaküstü ve uykusuz bırakmak
-Kışın, çıplak olarak, ıslatılmış çuvallar içinde ağaçlara asmak.
-Yine kışın, çıplak halde, buzla doldurulan dolaplara sokmak.
-Burnuna kırmızı biber üflemek.
-Tel kamçılarla dövmek.
Meşhur Uygur tarihçi, yazar mücahit ve Doğu Türkistan Bağımsızlık Hareketinin önderlerinden olan Hacı Yakup Anat, 77 yıllık ömrünün 35yılını Çin Zindanlarında geçirmiş olan bir şahsiyettir. Hatıralarında Çin işkence usullerinden bahsederken şunları anlatmaktadır. (İstiklal Gazetesi 26. sayısı)
-Vücut kızarıncaya kadar kamçılanır ve kızaran yerler bıçakla kesilir.
-Vücudun herhangi bir yerinde bir delik açılır. Delikten düğümlü ip geçirilir. Yara kabuk bağlayıncaya kadar bekletilir. Daha sonra yaranın içindeki düğümlü ip testere gibi ileri geri hareket ettirilir.
-El ve ayak parmakları telle veya iplikle birbirlerine yapışık şekilde dikilir.
-Mümkün olduğu kadar ayakta kalmasını sağlamak için kulaklardan duvara çivilenir.
-Bir cesedin yanına bağlayarak bir gün bekletilir.
-Kışın buz bloklar üstüne yatırılır.
-Kışın içi su dolu fıçılarda günlerce bekletilir.
-Kadın ve erkek ayırt etmeden çıplak halde buzlu tahta dolaplarda hapsedilir.
-Kızgın demirlerle vücudun çeşitli yerleri dağlanır.
-Dağlanmış vücut üzerine kızgın yağ dökülür.
-Demirkazıklar üzerine oturtulur.
-Sivri uçlu demir taraklarla vücut taranır.
-Vücudun çeşitli yerlerine demir ve çiviler çakılır
-Erkek mahkumların cinsel organına çubuk sokmak.
-Mahkumları ağaç kazığa oturtma.
-Sol elini masaya metal çivi çakıp, sağ eliyle itirafname yazdırmak.
-Çemberle kafa tasını sıkıştırmak.
- Asil tendonunun kesilmesi.
- Aşık kemiğini ezmek.
- Ayak bileklerine yıllarca 10 kilogramdan daha ağır pranga vurmak.
- Ellerine sürekli kelepçe takmak.
- Çivi çakılmış tahta üzerinde durdurmak.

 

Şunu hatırlatmada yarar var: 1997.senesi Şubat ayında meydana gelen Gulca Ayaklanması’ndan itibaren hapse girenlerin sağlıklı veya canlı olarak hapisten çıkmasına son verilmiştir. Siyasî suçlular ya öldürülür, ya bedenen sakat bırakılır, veya akıl hastası yapıldıktan, sonra serbest bırakılır.
Not: Yarın Doğu Türkistanlılara uygulanan manevi işkencelerden bahsedeceğim.

 

ÇİN’İN İŞKENCE YÖNTEMLERİ (1)
 

Günümüzde Çin ile yakın ilişkiler kurma yarışı içine giren dünya devletlerinin ilk düşündükleri unsur hiç şüphesiz ki; Çin ile ekonomik ilişkilerini daha da kuvvetli hale getirebilme kaygısıdır.
Çin, kendi halkından 500 milyona yakın insanın açlık sınırının altında ve Çin Komünist Partisi üyelerinin dışındaki yüz milyonlarca halkın da sefalet içinde yaşamakta olmasına aldırış etmeksizin insanlık dışı bir ekonomik politika uygulamaktadır.
Okul öğrencilerini, okul saatleri dışında, mahkûmları ve açlıktan ölmemek için çalışmak zorunda olan insanları da günde on sekiz saat ücretsiz olarak ve sadece boğaz tokluğu karşılığında hiçbir sosyal hak tanınmaksızın çalıştırmak suretiyle insan haklarını açıkça ihlal etmektedir. Sıfır işçilik maliyeti ile ve son derece kalitesiz hammaddeler kullanılarak sözde ucuza mal edilen sahte, kalitesiz ve taklit ürünlerini bütün dünyaya ihraç ederek ekonomik büyüme sağlayan Çin devleti, neredeyse bütün dünyayı adeta zehirli bir sarmaşık gibi sarmalı altına almış bulunuyor.
Son yıllarda Türkiye’de ve dünyada Çin mallarının kalitesizliği tescillenmiş olmasına rağmen devlet ve hükümetler anlaşılmaz bir biçimde Çin malları istilasına karşı her hangi bir önlem almaksızın kendi insanlarının ve üreticilerinin haklarını Çinlilere yedirmeye devam ediyorlar. Oysaki Çin; günümüz dünyasında asla ilişki kurulmaması gereken ve her alanda uluslar arası siyasi baskı uygulanarak tecrit’e mahkûm edilmesi şart olan bir devlettir.

Dünya tarihinde zalimliği ve gaddarlığı ile tanınan Çin, Doğu Türkistan’daki Müslüman Türklere yönelik olarak akıl almaz işkenceler ve öldürme yöntemleri uygulayarak açıkça insanlık suçu işlemektedir.

İşte burada, dünyaca ünlü Çin işkencelerinden bazılarını, baktığı halde görmeyen, işitme engelli olmamasına rağmen duymayan, “insanım” diyen ama taş gibi duyarsız davrananların dikkatlerine sunuyoruz:

Mahkûmların el ve ayaklarına Özel kelepçeler takmak ve bunları mahkûmların bileklerinde iyice sıkmak Çin cezaevlerinde yaygınlıkla kullanılan bir işkence biçimidir.
Mahkûmların ayak bileklerine aynı zamanda zincirler de geçirilmektedir. Hatta bazen kelepçeler mahkûmun ne yemesine ne içmesine ne de tuvalete gitmesine imkân verecek şekilde penceredeki parmaklıklardan birine tutturulmaktadır. Amaç bireyi küçük düşürmek, aşağılamaktır... Hükümet, her türlü işkenceyi yasakladığını iddia ettiğinden, buna resmi dilde cezalandırma ya da ikna adı veriliyor.( Komünizmin Kara Kitabı, s. 668)
Hepsi ölüme mahkûm edilen komünist rejim karşıtları, bütün halkın davet edildiği açık duruşmalarda, Kızıl Muhafızlar tarafından parçalanıyor... Kızıl Muhafızlar bazen parçaları kızartıp yiyor ya da hala canlı olan mahkûmun gözleri önünde ailesine yedirtiyordu. (Komünizmin Kara Kitabı, s. 617)

Komünizmin Kara Kitabı isimli eserde, Mao döneminde tutuklanan üniversite profesörlerine yapılan insanlık dışı işkenceler bir gözlemcinin sözleriyle şöyle aktarılıyor:

“Profesörlerin boyunlarına da içleri taşla dolu kovalar asılmıştı. Müdürü fark ettim. Kova o kadar ağırdı ki, madeni tel deriye iyice gömülmüştü, adam sallanıyordu. Hepsi yalınayak, gonglara ya da tencerelere vurarak alanı dolaşırken bağırıyordu: “Ben haydut bilmem kim.” En sonunda tümü dizlerinin üzerine çöktü, tütsüler yaktı ve Mao Tse-Tung'a suçlarını affettirmek için yalvardı... Birkaç kız bayılacak gibi oldu. Dayak ve işkenceler bunu izledi. Daha önce hiç böyle işkence görmemiştim: onlara atık maddeleri ve böcekler yediriliyor ve elektrik veriliyordu. Cam kırıkları üzerine diz çökmeleri için zorlanıyorlar, kollarından ve bacaklarından askıya alınarak uçak durumuna sokuluyorlardı.” (3. Ken Ling, Miriam London ve Tai-ling Lee, La vengeance du ciel: un jeune Chinois dans la Revoluion culturelle, Paris, Laffont, 1981 (İngilizce orijinal basım 1972), s. 20-23)

En değişik ve en sadist işkenceler sıradan uygulamalardı. Bunların arasında en yaygın olanı bileklerden ya da işaret parmaklarından askıya alınmaktı... En kötü gaddarlıklar denetimsiz bir biçimde ortalığı kasıp kavurabiliyordu. Bir kamp komutanı birçok tecavüz olayının yanı sıra, bir yıl içinde 1.320 tutukluyu ya katlettirmiş ya da canlı canlı toprağa gömdürmüştü. (Komünizmin Kara Kitabı, s. 621)

 

TÜRKİYE ÇİN’İN TEHDİTLERİNE NASIL CEVAP

VERECEK?

05.10.2006

“Taviz tavizi getirir” diyenlerin bu sözlerinin doğruluğu bu günlerde Türkiye-Çin ilişkilerinde bir defa daha kendisini göstermiş görünmektedir. Türkiye yıllarca batılı sözde dostlarının ve “Stratejik müttefik” olarak kabul ettiği ABD’nin bağımsız bir devletin asla kabul edemeyeceği dayatmalarını Türk milletinin büyük çoğunluğunun bütün tepkilerine rağmen şartsız olarak kabul ede geldi.

Bu güne kadar tıpkı bir paratoner misali göğüslenen söz konusu dayatmaların, birileri kabul etmeseler de Türkiye’nin ve Türk milletinin bünyesinde telafisi imkansız yaralar açtığı biliniyor.Onlarca yıldır kendisi olmak yerine hep birilerini taklit etmeye çalışan Türkiye’ye sonunda dünyanın en köhnemiş, en ilkel ve insan fıtratına tamamen mugayir bir sistem olan komünizmin son temsilcisi olan Çin’den de bir dayatma-tehdit geldi…

Baştan şunu belirtmemiz gerekir ki; Çin, Türkiye’nin en güvendiği, ticarette en gözde,en hatırı sayılır ve hatta Türkiye için “üstün hizmetler” ifa etmiş olması sebebiyle(!) Türkiye yetkilileri tarafından devlet başkanlarının göğsüne devlet nişanı bile takılan bir ülke…

Varyag adı verilen ucube geminin geçişine boğazlarımızı tehlikeye atmak pahasına izin verdiğimiz ve karşılığında 2 milyon turist sözü aldığımız, ama sonradan yalanlarına kandığımız için hayal kırıklığına uğradığımız ülke Çin değil mi?
Türkiye’de ki konsoloslukları ve büyükelçiliklerinin de özel teşvikleri ile Türkiye’ye Türlü yollardan kaçak işçi gönderen ve bu sözde işçilerini ülkelerine geri göndermeyip Türkiye’de kalmalarını sağlayarak Türkiye’deki işsizler ordusunu katmerleştiren ülke Çin değil mi?

Türkiye’nin iyi niyetini istismar ederek sayısız türde taklit, kalitesiz ve sahte mallarını resmi yada gayri resmi yollarla Türkiye’ye sokmak suretiyle, Türkiye ekonomisini adeta felç olma noktasına getiren ve binlerce üretim yapan Fabrika ve atölyelerin kapılarına kilit vurulmasına sebep olan, on binlerce insanın işsiz, yüz binlerce insanın aşsız kalmasına yol açan ülke Çin değil mi?
Türkiye ile Çin arasındaki ticaret açığı ise, giderek büyüyor. Çin’in kalitesiz ve sahte malları sürekli ithal ediliyor, ama adı anılır seviyede bir ihracat ise söz konusu değil.
İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin bir çok vilayetlerinde adeta mantar gibi çoğalan Çin lokantalarında Türk -İslam kültürüne tamamen aykırı “yemek” türlerini üreterek, Çin lokantasında yemek yemeyi kendileri için bir ayrıcalık, çağdaşlık ve entellik olarak gören insanlara börtü-böcekten hazırlanan ve İslam dininde haram olarak bilinen et çeşitlerini yedirerek Milletimiz arasında tedrici bir şekilde kültür erozyonuna yol açanlar Çinliler değil mi? Yine, bu Çin lokantalarını bir takım karanlık emelli statü dışı faaliyetlerin sevk ve idare edildiği yerler olarak kullananlar Çinliler değil mi?

Bu liste böylece uzayıp gider. Ama, Çin’in Türkiye’ye karşı savurduğu en son tehdit kabul edilebilir, yenilir yutulur cinsten değil…

ABD'nin önde gelen muhafazakar düşünce kuruluşlarından The Heritage Foundation tarafından yayınlanan ve Çin'in Ortadoğu çıkarlarına ilişkin tutumu ile ilgili olarak yapılan bir değerlendirmede, Çin'in bölge konusunda olumlu maksatlarının olmadığı, Çin devlet görevlilerinden bazı kişilerin Kuzey Irakta petrol kaynakları merkezli olarak Kürt peşmergelerle temaslarda bulunduğu ve hükümetin, Türkiye’de yaşayan Uygur sığınmacılara yönelik olarak baskı uygulamaması ve onların yaşamlarını zorlaştırmaması durumunda kendilerinin de bölücü Kürtlerin faaliyetlerini destekleyecekleri tehdidinde bulunmuştur.
Bundan sonrası Türkiye’nin bileceği bir şey… Ya Bilge Kağan’ın nasihatlerini kulak ardı edip, Çin’in tehditlerini ciddiye alarak Çin tavsiyesi ile kendi kardeşlerine baskı uygulamak suretiyle onların dünyalarını zindan edecek. Yada, “Sen kim oluyorsun da öz kardeşlerimle arama nifak sokmaya çalışıyorsun bre hilekar” diyerek Türk devletine ve Türk milletine yaraşır tarzda bir cevap verecek…
 

 
 
Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi  hurgokbayrak@kaynet.net adresine gönderin
Telif Hakkı © 2000-2004
HÜR GÖKBAYRAK
       Site içeriğinin (metin ve grafikler) tüm kullanım haklarını
BEN TÜRK'ÜM DİYEBİLENLER
Kaynak Göstererek Kullanabilir
 
Son Değiştirilme Tarihi:
03.07.2008
 Tüm Hakları Saklıdır.
  İnternet Explorer ve 1024 X 768 piksel çözünürlülükte rahat izleyebilirsiniz