|
BİRİNCİ VE İKİNCİ
MANÇU İSTİLÂ DÖNEMİ
(1759-1911)
1760 senesinden sonra
Doğu Türkistan'da fiili duruma hâkim olan Çinliler büyük
katliama girişerek, bir tedhiş ve sindirme politikası takip ettiler.
Bu kanlı zulümleri yine
kendi itiraflarında bakın nasıl anlatıyorlar:
General Kao-Chi, 1763
senesinde Çin İmparatoruna gönderdiği resmi raporunda Doğu
Türkistan’da 1.200.000 kişinin öldürüldüğünü, 300.000 kişinin Çin'in iç
taraflarına sürgün edildiğini, 12.500 ailenin de
yerlerinin değiştirildiğini bildirmiştir.
İmparatorluk idaresi
öldürdüğü ve sürgün ettiği Türklerden boşalan yerlere Çin den
getirdiği 150.000 Çinli'yi yerleştirdi.
Türklerin elinden verimli
topraklar zorla alınarak Çinlilere verildi. Türklere
ödeyemeyecekleri vergiler yüklediler. Ödeyemeyenlerin elinden
ticaretleri alınarak Çinlilere verildi.
Doğu Türkistan da
Türklerin şanlı tarihlerini ve yüksek
medeniyetini hatırlatan ne kadar tarihî abide, Hükûmet binası,
kervansaray, çeşme, cami ve hamam varsa hepsi yıkıldı.
ÜÇÜNCÜ İSTİLA DÖNEMİ
(1911–1944)
Doğu Türkistan'daki ilk
politikası Türkleri her türlü düşünceden millî his ve ruhtan mahrum etme
yoluna gitmiştir.
Bu maksatla başta
müstakil Doğu Türkistan devletinin Cumhurbaşkanı Hoca Niyaz Hacı ve
Başbakan Sabit Damolla Abdulbaki olmak üzere, millî Hükûmette vazife
alan bütün kabine üyeleri, siyasi liderle, hükûmet memurları, vatanı
uğruna savaşmış mücahitler, eşraftan ve tüccardan muteber
kimseler kitleler halinde tevkif edilerek, İnsanı dehşete düşürecek zulüm
ve işkencelerle öldürülmüşlerdir.
Bu zulümler sırasında Rus
Gizli Polis Teşkilâtı (G.P.U) üst düzeyde katliamlarda görev
almıştır.Doğu Türkistan tarihînde bir kabus, tazyik ve tedhiş devri olan
bu müşterek Sovyet Rusya ve Çin devrinde yapılan tevkiflerde 500.000
masum Türk zindanlara atılmış, 200.000 Türk çeşitli işkencelerle
öldürülmüş, 15.000 ailenin ocağı söndürülmüş, mal ve mülkleri müsadere
edilmiştir.Bu istilâ devrinde Doğu Türkistan efradından bir veya
birkaçını kurban vermemiş aile hemen hemen yok gibidir.
DÖRDÜNCÜ İSTİLÂ
MİLLİYETÇİ ÇİN DEVRİ
(1944–1949)
Bu devrin bariz
karakteri, koyu Çin şovenizminin hâkim olduğu eski
imparatorluk siyasetine dönüştür.
Milliyetçi Çin'in esas
politikası olarak;"Doğu Türkistan halkı, Çin milletinin bir kabilesidir,
hislerimiz sağlamlaşamaz.
Çinlilerin Türkistanlı
kızlarla evlendirmemiz lazımdır. Akrabalık sevgi ve muhabbet artar. Doğu
Türkistan geniş bir memlekettir. Nüfusu azdır. Bunun için Çin'den
göçmenler getirmek lazımdır.
Diyerek propagandalarına
başlayan Milliyetçisi Çin yönetimi Türk'ün sahip olduğu bütün millî ve
manevî değerlerini tahrip etmişlerdir. Doğu Türkistan halkı bu
milliyetçi Çin istilâsına karşı ilk kurşun Gulca şehrinde 1944 Eylülünde
atıldı ve bunu diğerleri takip etti.
BEŞİNCİ İSTİLÂ KIZIL
ÇİN DEVRİ
(1949)
Doğu Türkistan Kızıl
Çin'in batıya yönelik genişleme politikasının yolu üzerinde olup
emperyalist gayelerinin tahakkukunda mühim bir vasıtadır.
13- 20 Kasım 1949
tarihlerinde Doğu Türkistan’ın fiilen işgalini müteakiben ilk iş olarak
Pantürkist, Panislâmist, Aşırı milliyetçi, Amerikan uşağı Çang-Kay Şek
casusu, ağa, eşkıya, zorba ve burjuva gibi çeşitli bahanelerle itham
edilerek memleket münevverlerini tasfiye etmeye başladı. Bu tasfiye
sırasında kitle halindeki tevkiflerle 600.000’in üzerinde Türkistanlı
zindanlara atıldı, hemen tamamına yakını öldürüldü.
Yüz binlerce Türk mecburî
iş kamplarında ölüme terk edildi. Kızıl Çin’in Doğu Türkistan'ı
işgal ettiği 1949 senesinden 1953 senesine kadar geçen dört sene
zarfında kitleler halinde tevkif ederek çeşitli şekillerde
öldürdüğü
Doğu Türkistanlıların
sayısı 1.000.000’a (birmilyon) yakındır.
Buna karşılık Komünist
Partisinin Doğu Türkistan Seksiyonu (!) 2. sekreteri Sav-Li-Cin
29.4.1951 tarihînde verdiği bir nutukta sadece 13.564 kişinin inkilâb
aleyhtarlığı ile suçlanarak hapsedildiğini, Kızıl Çin idaresinin ilk
yıllarında kızılların tayin ettiği kukla umumi vali Burhan Şehidi ise
komünist parti genel merkezine verdiği bir raporda Doğu Türkistan'da
20.000 kişinin gizli faaliyetlerde bulunduğundan dolayı çeşitli cezalara
çarptırıldığını, beyan etmiştir.
Kızıllar tarafından
öldürülenler arasında milliyetçi liderlerden Dr. Mesut Sabri, eski
maliye Nazırı Canım Han Hacı, Ürümçi Valisi Haduvan Hanım ve Kocası Aksu
valisi Parsa Beğ, Altay kahramanı meşhur Osman Batur, İli kahramanı Gani
Batur, Sabık Uygur, Türk Birliği Başkanı Abdülaziz Cengiz Han,
Yalkun gazetesi sahibi ve başyazarı Kurban Koday, yazar Abdurrahim Tileş
Ötkür ve daha nice tanınmamış sevilmiş aydın kimseler vardı.
Bu münferit olaylar
sadece İli vilayetinde cereyan edenlerdir. Yurdun diğer bölgeleri de
aynı katliamlara sahne olmaktan kurtulamamıştır.
Kızıl Çin Doğu
Türkistan'ın bütün millî servetlerin, yerli halkın, kadın ve kızların
ziynet eşyalarına varıncaya kadar ellerinden aldı.
Bunları kamyonlarla Çin'e
taşıdı ve karşılığında Çinli muhacir getirdi. Doğu Türkistan
da kızıl Çin yönetimi içişleri bakan yardımcısı Chu Yu-Sieng 1950
yılının icraatından şöyle haber veriyordu;
"1950 senesinde Hükûmet
haydutlardan, hırsızlardan ve hafiyelerden ibaret olmak üzere 7.759
kişiyi imha etmiştir.
1966 yılında Doğu
Türkistan da ki direnişler esnasında binlerce Türk'ün katledildiğini
haber veren Endonezya İBRAZI gazetesinin yazısı ise, aynen şöyledir;
"1966 senesi aralık ayı
içerisinde Doğu Türkistan da 75.000 Müslüman şehit edilmiştir.
Bu katliam Müslümanların
Ramazan ayını karşıladıkları bir sırada yapılmıştır.
Buraya kadar
naklettiğimiz bilgilere ilave olarak Kızıl Çin'in nasıl bir dikta rejimi
kurduğunu görelim:
Sunday Expres Gazetesi,
Rusların "Sulh ve Terakki Radyosu" tarafından, Mao'nun ne kadar Doğu
Türkistanlı öldürttüğünün açıklandığını yazmakta ve aşağıdaki listeyi
vermektedir
1949 - 1952
arası : 2.800.000
1952 - 1957
arası : 3.509.000
1958 - 1960
arası : 6.700.000
1961 - 1965
arası : 13.300.000
Toplam olarak 26 Milyon
300 Bin İnsan katledilmiştir.1965 ten 1972 yılına kadar olan yedi
senelik zamanı da ilave edersek, Kızıl Çin de 35 Milyona yakın İnsan
katledilmiştir. Bu 35 Milyon rakamı
Rahmetli İsa Yusuf ALPTEKİN beyin tespiti olup 1972 yılından 2001 yılına
kadar olan süre hesapta yoktur.
Dünyaya yeni gözlerini
açan bebekler kan ve gözyaşının ortasına düşüyorlar. Bu bebekler
ömürleri boyunca bir ramazan bayramının anlamını ve nasıl olması
gerektiğini hiçbir zaman da tam olarak anlayamayacaklar. Anneler,
babalar da hep ne zaman ve hangi gece yarısı sebepsiz yere çocuklarından
koparılarak bilinmeyen bir akıbete doğru götürüleceği endişesi ile
yaşayacaklar. Çünkü ata yadigârı topraklar düşman işgali altındadır.
Hani Müslümanlar kardeştiler? Hani birinin ayağına diken saplansa bütün
Müslümanların kalbine saplanmış olarak hissedilecekti? Nerede uhuvvet,
yardımlaşma, dayanışma, elem ve kederlerin paylaşılması?...
(Mehmet Emin BATUR–29
Kasım 2003) |