|
ÇİN ZULMÜNDEN KAÇAN
7 AKROBAT KANADA'YA SIĞINDI
09.02.2004

Çin zulmünden kaçan 7 akrobatın
Kanada'ya sığındığı bildirildi. Doğu Türkistan'daki Komünist Parti Başkanı
Wang Leçuen, turne için Kanada'da bulunan akrobatlardan 7'sinin ''geride
kaldıklarını'' belirterek, bu kişilerin ''yurtdışındaki ayrılıkçılar (!)
tarafından kandırıldıklarını'' ileri sürdü.
Çin Komünist Partisi Politbüro
üyesi de olan Wang, yarı resmi Çin News Service ajansına yaptığı açıklamada,
''İstemeyerek geride kaldılar. İnsanların hata yapması kaçınılmazdır. Önemli
olan bunu fark edip iyi yönde değişmektir.'' dedi. Wang, sığınmacıların
''ülkelerine ve ailelerine dönebileceklerini'' de belirtirken gizlice tehdit
etmiştir. Kanada'nın Çinli akrobatlara resmen sığınmacı statüsü verip
vermeyeceği bilinmiyor.
Doğu Türkistanlı
sığınmacıların ailelerinden endişe edilmektedir. Daha önceki bu gibi
hadiselerde Doğu Türkistan da kalan ailelere çok büyük baskı, şiddet ve
tutuklamaların olduğu biliniyor.
DOĞU
TÜRKİSTANDA DA KUŞ GRİBİ SALGINI HIZLA
YAYILIYOR
Özellikle Kaşgar vilayetinde halkın
alış veriş yapamacak
hale geldiği bildirildi.
DSÖ ÇİN'DEN KUŞ GRİBİNE KARŞI ACİL
ÖNLEM ALMASINI
İSTEDİ
31.01.2004
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Çin'den kuş gribinin
yayılmasının engellenmesi için acil önlem almasını istedi. Çin'in başkenti
Pekin'deki DSÖ yetkilisi Dr. Julie Hall, Komünist hükümetin hastalığın
seyriyle ilgili daha fazla bilgi vermesini, insanlara geçtiğinden şüphe
edilen vakaları daha yakından incelemesini ve hayvanların itlafı sırasında
çalışanlar için daha fazla önlem almasını istedi.
DSÖ, yapılan testlerin kuş gribinin nisan ayından beri
Asya'daki tavuklarda görüldüğünü, virüsün insanlara geçme yeteneğinin çok
zayıf olması nedeniyle hastalığın dünya kamuoyunda duyulmasının geciktiğini
bildirmişti. Dünyada yüzlerce insanın öldüğü binlerce insanın da yakalandığı
akut solunum yetmezliği sendromu (SARS) hastalığının ortaya çıktığı ülke
olan Çin, hastalığı zamanında DSÖ'ye bildirmediği, hafife aldığı ve gerekli
önlemleri almadığı gerekçesiyle örgütün tepkisini çekmişti.
''SOYKIRIMI ÖNLEME FORUMU'' SONA
ERDİ
SONUÇ BİLDİRİSİNDE UCM'YE ATIFTA
BULUNULMASINA ABD VE İSRAİL KARŞI ÇIKTI
26.01.2004
İsveç'in başkenti Stockholm'de üç
gün süren ''Soykırımı Önleme Forumu''nun sonuç bildirisinde, Uluslararası
Ceza Mahkemesi'ne (UCM) atıfta bulunulmasına ABD ve İsrail karşı çıktı.
Stockholm'de yapılan toplantının son gününde, delegeler sonuç bildirisini
imzaladı. Bildiride, ''Biz, soykırım suçu işleyenlerin adalet önüne
çıkarılması için gerekeni yapacağımıza söz veriyoruz'' denildi.
2002 yılında kurulan UCM'ye karşı
olan ABD ile İsrail'in karşı çıkması üzerine, bu suçlarla ilgili olarak
yargılama için Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne atıfta bulunulmadı. Sonuç
bildirisinde, soykırımı önleme konusunda yapılacak bilimsel çalışmalara ve
gençleri bu konuda aydınlatmak için gerekli çalışmalara destek verilmesi de
kabul edildi. Bildiride ayrıca, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, BM
bünyesinde ''Soykırımı Önleme Komiteleri'' oluşturulması ve soykırım
konusunda özel bir raportör bulundurulması teklifi de desteklendi.
İSVEÇ'TE ''SOYKIRIM FORUMU'' 13 ÜLKEYE SOYKIRIM
UYARISI YAPILDI
27.01.2004
İsveç'in başkenti Stockholm'de
düzenlenen ''Soykırım Forumu'na'' bildirilerini sunan Amerikalı
araştırmacılar, soykırım riskinin bulunduğunu iddia ettikleri 13 ülkenin
adını açıkladılar. Amerikalı araştırmacılara göre, bu konuda riskli ülkeler
arasında,
Sudan, Burma, Burundi, Ruanda,
Kongo, Çin,
Cezayir, Uganda, Somali, Afganistan, Irak, Pakistan ve Etiyopya bulunuyor.
Forumun ikinci gününde gelecekteki soykırımların ilk sinyallerinin önceden
tespit edilip edilemeyeceği tartışıldı. Amerikalı araştırmacılarsa ABD'nin
eski Başkanı Bill Clinton döneminde hazırlamaya başladıkları ve ''Soykırım
riskinin ilk işaretlerinin'' belirlenmeye çalışıldığı bildirilerini
konferansta açıkladılar. Bilim adamlarının tespit ettiği potansiyel risk
modelinde 6 faktör sayıldı.
6 RİSK FAKTÖRÜ
Bu faktörlere göre, bir ülkede
katliamın beklenmesi için o bölgede daha önce katliam olması, sosyal
kaygıların çok olması, etnik azınlığın seçkin kadroyu elinde bulundurması,
halk topluluklarını dışlayan bir ideoloji olması, ülkenin yönetim şekli ile
dış dünyaya olan ticaretin oranı önemli belirtiler olarak sıralandı.
Katliamla ilgili risk faktörlerini açıklayan araştırmacılar, bu faktörlerin
bulunduğu ülkelere de dikkati çektiler. Başkanlığını Barbara Harff'ın
yaptığı araştırmada, bu faktörlerden 5 riskin bulunduğu ve katliam
tehlikesinin şu anda en yüksek olduğu ülkeler arasında Sudan, Burma, Ruanda,
Burundi ve Kongo sayıldı. İkinci gruptaysa 4 risk faktörüyle Çin, Cezayir, Uganda ve
Somali yer aldı. 3 risk faktörünün bulunduğu ülkeler arasında da Afganistan,
Irak, Pakistan ve Etiyopya belirtildi.
ÖNCEDEN TESPİT EDİLEBİLİR
Barbara Harff, araştırmanın
hedefinin katliam riskini önceden tespit edip buna göre önlemler geliştirmek
olduğunu söyledi. Araştırmaları sırasında 70 değişik faktörü incelediklerini
ve en önemli 6 faktörü belirlediklerini kaydeden Harff, ''İkaz sinyalleri
yeterince değerlendirilirse, gelecekte yaşanacak katliamlar önlenebilir. Bu
faktörlerle katliamı önceden hissedebiliriz. Listede adı açıklanan ülkelere
dikkat edilmeli'' dedi.
SAKIP SABANCI BİLE İSYAN ETTİ...

22 Ocak 2004
Çin
kocaman bir vak'a. Fabrikalarımız üretim araçlarımız tehdit
altında. Bu kocaman meseleye karşı daha duyarlı, daha hassas olmamız
gerektiğine inanıyorum. Şirketlerimizin muhakkak
kazanması gerekiyor. Böylece yatırımları büyütüp, işsizliğe
çözüm bulabiliriz.
Çin Etkisi
Şeref Oğuz

22.12.2003
Çin, her geçen gün Türkiye dahil pek çok ülkede,
varlığını "arttırarak" sürdürüyor. Amerika bile bundan 10 yıl önce Japon
otomobillerine karşı koymaya çalıştığı engelleri, şimdi Çin malları için
düşünüyor. Türkiye ise elindeki tekstil kartını çok yakında Çin'e kaptırma tehdidi altında.Ankara
Ticaret Odası'nın son araştırması, Çin faktörünün Türkiye pazarındaki
etkilerini ortaya koyması açısından büyük önem taşıyor. 30 sektörü etkileyen
Çin malları, yakın gelecekte, ucuz fiyatın yanı sıra yüksek kalite sayesinde
pek çok işadamımızı işsiz bırakacak gibi.Şimdilik ucuzluk kartıyla dünya
pazarlarında var ola Çin, kalite ve tasarım konusunda da büyük atılım içine
girdi. Örneğin ev elektroniği ve tekstilde inanılmaz mesafeler kat ettiler.
Kasım ayında Las Vegas'ta kurulan dünyanın en büyük iletişim teknolojileri
fuarında 65 bin kurumsal ziyaretçinin 30 bini Çinlilerden oluşuyordu.
Stantlardaki teknoloji ürünlerinde ise en büyük hakimiyet Çinlilerdeydi.
Japonlardan minyatürleştirmeyi, Amerikalılardan ise
akıllandırmayı öğrenen Çinliler, ev elektroniği ve akıllı eşyalarda
"şaşırtıcı" dizaynları ve "inanılmaz" fiyatlarıyla boy gösterdiler. Türk
tekstili dünya pazarlarında gurur kaynağımız, Gerek Avrupa ve gerekse
Amerika'da en kaliteli ve en ünlü markaların "made in Turkey" damgasını
taşıdığını bilirdik. Ancak bu durum giderek değişiyor. Örneğin Türkiye'deki
marka mağazalarında 200 milyon liralık bir mont, Amerika'da 200 dolar
civarında satılıyor. Ancak bu montun tıpatıp aynısı ve kalite açısından
eşdeğeri olan "made in China" damgalı montun fiyatı ise 95 dolar
seviyesinde.Tekstilde tasarım bilgi eksiğini çok hızla giderme yolundaki
Çin, yakın gelecekte Türk tekstilinin en büyük tehdidi olacak. Türk
tekstilinden yalnızca uluslar arası moda olanlar hariç geriye kalanlar tıpkı
1998 Küresel Çöküş krizinde olduğu gibi işsiz kalabilecek. Üstelik 1998
krizi, yapı itibarıyla geçici bir durumdu ve 2 yıl içinde geçti. Ancak
şimdiki kriz, yine Uzak Doğu'dan başlamakla birlikte "kalıcı" bir yapı
arz ediyor.
Çin malları, tıpkı tarihteki Kavimler Göçü gibi bir istilaya
hazırlanıyor. Girdikleri pazarlardaki yerli rakiplerini darmadağın edecek bu
istila, gümrük kavramının yeni anlayışı yüzünden fazlaca savunma imkanı da
bırakmıyor. Dünya Ticaret Örgütü'nün ve gümrük tarife anlaşmalarının
yıllardan beri yok ettiği surlar, Çin istilası karşısında yeniden kurulur mu
bilinmez ama şurası bir gerçek;Çok kişi işini kaybedecek, çok firma pazarını
yitirecek. Türkiye, bu "çok"ların içinde en fazla yarayı alan ülke olacak
gibi görünüyor. İstila, Türk ekonomisinin tüm kalelerine girdiğinde ancak
uyanacak olanların "tasarlanmış gafletini" şimdiden görür gibiyim. Üstelik
bu istila yalnızca tekstil burçlarında olmayacak. ATO'nun araştırmasına
bakalım; Oyuncak: Payı % 95. İnşaat malzemeleri: Çin malı vana ve
armatürlerin oranı % 76. Hırdavatçılar: Çin'de fason imalat yapılıyor. Çin
mallarının oranı % 40. Marangoz el aletleri: Pazar payı % 15. Kimyevi madde,
boya ve yan sanayi: Sektördeki payı % 40. Halı: Çin halısı ithal ediliyor.
Çin malının piyasa payı % 25. Elektrikli cihaz ve malzeme: Marka sahteciliği
çok yüksek. Sektörün % 60 - 70'i Çin malı. Fotoğraf malzemeleri: Sektörün %
40'ı Çin malı. Motorlu taşıt ve yedek parça: Sektördeki payı % 5. Kırtasiye:
Sektördeki payı % 45. Nalburiye: Sektördeki Çin malı % 35. Gözlük:
Sektördeki Çin malı % 50. Geçen yıl 160 imalatçı firma sayısı 20'ye düştü. Bilgisayar: Pazar
payı % 50. Klima:Pazar payı % 50. Konfeksiyon: Trikoların % 40'ı ve abiye
kumaşların % 90'ı Çin malı. Manifatura: Taşlanmış ipek, battaniye ve
muhtelif kumaşların % 45 Çin malı. Tıbbi cihazlar: EKG cihazı, ameliyat
masası, ameliyat eldiveni vs. Çin'den geliyor. Çin mallarının payı % 55.
Büro makineleri: Sektördeki payı % % 5'den % 50'ye yükseldi. Cep telefonu
aksesuarlarının % 90'i Çin malı. Elektronik cihazlar: Sektör payı % 55. Oto
lastiği: Sektördeki payı % 5 - 7. Saraciye: İthalatın tamamı Çin'den
yapılıyor. Hediyelik eşya: Sektördeki payı % 40. Cam ve cam ürünleri:
Sektördeki payı % 30. Ayakkabı: Sektördeki payı % 25. 35-50 sente Çin malı
ayakkabı bulunabiliyor. Beyaz eşya: Payı % 10. Mefruşat: Çin malları
sektörün % 25'ini ele geçirmiş durumda. Ecza: Çin'den ilaç hammaddesi ithal
ediliyor piyasa payı % 2. Tuhafiye: Çin mallarının piyasa payı % 15.
Mensucat: Pamuklu mensucatın % 75'i, kadifenin % 50'si Çin malı.İnanılmaz
bir tablo. 7 milyar dolarlık bir istila.. Şimdilik. Gelecekte? Bunu
bilmiyoruz. Ama bildiğim bir şey var ki Çin mallarının istilasına Çin Seddi
çekmenin bir yolunu bulmazsak, çok fazla işçimize yol verecek ve pek çok
sanayicimiz de iflasın yolunu tutacak.
SAKIP
SABANCI BİLE İSYAN ETTİ...

22 Ocak 2004
Çin kocaman
bir vak'a. Fabrikalarımız üretimaraçlarımız tehdit
altında. Bu kocaman meseleye karşı daha duyarlı, daha hassas olmamız
gerektiğine inanıyorum. Şirketlerimizin muhakkak kazanması gerekiyor.
Böylece yatırımları büyütüp, işsizliğe çözüm bulabiliriz.

1
Dolarlık Çin Kazağı İsyanı
16.01.2004
Eurotex,
Çin tehdidine karşı harekete geçti. Eurotex'in hareketi çerçevesinde Türk
tekstilcilerinin ortak toplantısında İTHİB Başkanı İsmail Gülle, elindeki
kazağı göstererek,
"Çin
malı bu kazağın maliyeti 1 dolar. Aynı kazak Türkiye'de 20 milyon liraya satılıyor." dedi.
Tekstilciler, Çin Seddi istiyor


16 Ocak 2004
2005 yılında tüm dünyaya mallarını engelsiz ihraç
edecek Çin'in haksız rekabetine karşı birleşen Avrupalı ve Türk
tekstilciler, Çin'e kota ve mevzuat seddi uygulanmasını istiyor.
2005 yılında tüm dünyaya mallarını engelsiz ihraç
edecek Çin'in haksız rekabetine karşı birleşen Euratex üyesi Avrupalı ve
Türk tekstilciler, rekabet koşulları eşitleninceye kadar Çin'e kota ve
mevzuat seddi uygulanmasını istiyor.
Çin tehlikesine dikkat çekmek amacıyla dün 15 ülkede
eş zamanlı ve aynı içerikli basın toplantıları zinciri düzenledi. Türkiye
dahil 245 milyar euro ciro ve toplam 4,6 milyon işçinin istihdam edildiği AB
tekstil ve hazır giyim sektörü politikalarına yön veren en üst düzeydeki
sektör kuruluşu olan Euratex'in düzenlediği basın toplantıları zincirinin
Türkiye ayağı, dün Dış Ticaret Kompleksinde yapıldı.
Hazırlanan ortak basın duyurusunu TİM Başkanı Oğuz
Satıcı okudu. Çin'in 2002 yılında başlayan ve 2005 yılında tamamlanacak
Dünya Ticaret Örgüte'ne (DTÖ) üyeliğinin dünya ticareti için tehdit
oluşturduğu duyuruda, geçen süre zarfında Çin'in DTÖ'ye katılım taahhütlerin
tamamen gerçekleştirmediği kaydedildi. Çin'e ihracatta, gümrük işlemlerinde
gecikme ve ülke içinde dağıtım problemleri gibi tarife dışı engellerle
karşılaşıldığı vurgulanan bildiride, "Çin, pazarına girişte kalan engelleri
de yok etmeli ve fikri mülkiyet hakları yasalarına uymalıdır. Diğer
taraftan Çin'in para birimi manipülasyonu ile sağladığı ihracat teşvikleri
ve ihracat vergisi iadeleri, bu ülkeye tekstil ve hazır giyim ticaretinde
haksız rekabet üstünlüğü sağlamaktadır" denildi.Türk tekstil ve hazır
giyim
sanayinin en önemli ihracat pazarları konumundaki Avrupa Birliği ve ABD'de,
Çin'in haksız rekabet koşullarında artırdığı ihracatına yönelik önlem
alınması konusunun yoğun bir şekilde gündemde olduğu belirtilen bildiride,
"Bu haksız rekabet koşulları ortadan kalkıncaya değin acil gözetim veya
safeguard (koruma) tedbirlerinin Avrupa Birliği Komisyonu ve Ankara
tarafından acilen alınması gerekmektedir" çağrısında bulunuldu.
İşyerleri kapanır, işsizlik artar
Euratex'in önceki gün Brüksel'de yaptığı toplantıda AB
Komisyonu'nun, Çin'in haksız rekabet uygulamaları ve katlanarak artan
ihracat potansiyeline karşı önlem alınması yönündeki isteğinin ısrarla
ortaya konduğu belirtilen açıklamada, şöyle denildi:
"Avrupa Birliği ve aday ülkelerle birlikte Türkiye'nin
tekstil ve hazır giyim sektörlerinin temsil edildiği Euratex tarafından, bu
önemli sanayinin giderek artan bu tehdit sonucunda işyerlerinin kapanması ve
işgücü kayıpları yaşanmasının kaçınılmaz olacağı ifade edilmiştir."
TOBB BAŞKAN VEKİLİ MEHMET BALDUK: ''ÇİN MALLARI,
SANAYİ SEKTÖRÜNÜ CİDDİ BİR ŞEKİLDE TEHDİT EDİYOR''
16.01.2004
Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliği (TOBB) Başkan Vekili Mehmet Balduk, Çin mallarının sanayi sektörünü
ciddi bir şekilde tehdit ettiğini söyledi. Balduk, AA muhabirine yaptığı
açıklamada, Çin mallarına karşı tavır koymak gerektiğini kaydetti. 2003
yılında Türkiye'ye Çin'den 100 milyon parça konfeksiyon, 100 bin ton
civarında iplik ve kumaş girişi olduğunu belirten Balduk, şöyle konuştu:
''Bu mallar, Türkiye'de katma değer
alarak tekrar ihraç edilecek. Maalesef bu mallar iç piyasaya sokuldu ve
bunların bir kısmı kayıt dışı tutuldu. Malların sanayi sektörüne faturası
ağır oldu. Çin malları konusunda gerekli önlemler bir an önce alınmalı.''
Balduk, Türkiye'nin menfaatinin hiçe sayılarak üçüncü dünya ülkeleri ile
Avrupa Birliği arasında anlaşmalar yapıldığını belirterek, Çin, Hindistan,
Pakistan veya Türki Cumhuriyetlerde üretilen malların da Türkiye'de üretilen
mallarla benzeşmesi nedeniyle bu malların AB pazarına kolaylıkla girdiğini
kaydetti.
AB'ye üçüncü dünya ülkelerinden
giren malların orada millileştiğini ve tekrar Türkiye'ye satıldığını,
Türkiye'nin bu konuda hakkını yeterince koruyamadığını ifade eden Balduk,
şöyle konuştu: ''Çin, Dünya Ticaret Örgütü'ne girmesine rağmen taahhütlerini
yerine getirmedi, verdiği sözleri tutmadı. Çin dışarıya mal gönderiyor,
fakat kendi pazarını açmıyor. Bu sebeple ABD, Çin ile bu konuda uğraşıyor.
Çin kurallara uymuyorsa karşı tarafın da uyması beklenemez. Bu konuda
Türkiye'nin de tavır alması gerekir.''
DOĞU TÜRKİSTAN DA YENİ BİR YÖNTEM UYGULANMAYA
BAŞLANDI: ''SÖZCÜ SİSTEMİ''
16.01.2004
Doğu Türkistan'da bulunan zorbacı
Komünist Çin'in güvenlik birimleri tarafından yapılan açıklamada, Çinli ve
yabancı gazeteciler için ayda en az bir kere basın toplantısı düzenleneceği
ve kamu düzenindeki yeni gelişmeler, yangınlar, trafik kazaları, yeni
yönetmelikler ve halkın yaşamıyla ilgili bilgilerin aktarılacağı kaydedildi.
Olağanüstü olaylar olduğunda, özel toplantılar da düzenleneceği bildirildi.
Sözcülüğüne atanan Ma Mingyue, Yeni Çin Haber Ajansı'na verdiği demeçte,
sözde "bu uygulamanın güvenlik birimlerindeki şeffaflığı artırmayı, bu
kurumlar üzerinde kamunun ve basının denetimini sağlamayı" amaçladığını
söyledi.
''ÇİN TEHDİDİNE'' KARŞI ORTAK
UYARI...(2)
TİM BAŞKANI SATICI:
''HERHANGİ BİR TEŞVİK VE
SÜBVANSİYON DEĞİL, ADİL
TİCARET İÇİN HAKLI REKABET
ŞARTLARININ
OLUŞTURULMASINI TALEP ETMEKTEYİZ''
TEKSTİL SANAYİİ İŞVERENLERİ
SENDİKASI BAŞKANI NARİN:
''TÜRKİYE, ÇİN'İN PAZARI
OLMUŞTUR''
İHKİB BAŞKANI ORAKÇIOĞLU: ''GİRDİ
MALİYETLERİ KURLARA GÖRE REVİZE EDİLMELİ''
İTHİB BAŞKANI GÜLLE:''ORTAK AKIL
ÜRETMELİYİZ''
15.01.2004
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM)
Başkanı Oğuz Satıcı, Çin ile mücadele edebilmek için herhangi bir teşvik ve
sübvansiyon değil, haklı rekabet şartlarının oluşturulmasını istediklerini
söyledi. Satıcı, Çin tehdidine dikkat çekmek için Avrupa hazır giyim ve
Tekstil Organizasyonu'nun (EURATEX) üye ülkeleri ile aynı anda İstanbul'da
düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, tarife dışı engeller ya da gümrük
vergileri üzerinde yapılabilecek farklılaşmalarla pazarın haksız rekabete
karşı korunması gerektiğini belirtti. Çin'in ihracatının ithalatından fazla
olduğuna işaret eden Satıcı,''Bu durumda Çin'in parasının sürekli değer
kazanmış olması lazım. Çin'in parası sürekli devalüe ediliyor. Çin'de
şirketlerin zarar etme kaygısı yok. Çin'de bir sanayicinin aldığı krediyi
geri ödemesi gerekmiyor'' diye konuştu.
Satıcı, Çin'de elektrik fiyatı 1
cent iken, Türkiye'de 9 cent olduğuna ve istihdam üzerindeki vergilerin
yüksekliğine dikkat çekerek, şunları kaydetti: ''Uygulanan ekonomik
programın belli bölümleri hızla sonuca ulaştı, ama yapısal reformlar
şemsiyesi altında yapılacak vergi ve organizasyonu, çalışma hayatını
düzenleyecek yeni yasalar, kamunun küçülmesi gibi bölümlerde herhangi bir
ilerleme kaydedilmedi. Şu anda uygulanan program ve para politikasının
bedeli üretici ve ihracatçı firmalarımıza, işçilerimize ödetilmekte.''
Çin'in sadece tekstil ve hazır giyim sektörü için değil, cam, metal ve
ayakkabı gibi birçok sektörü tehdit ettiğini dile getiren Satıcı, şunları
söyledi:
''Tekstil ve hazır giyim sektörü Çin
konusunda gerekli tedbirlerin alınması için öncülük yapmaktadır. Herhangi
bir teşvik ve sübvansiyon değil, adil ticaret için haklı rekabet şartlarının
oluşturulmasını talep etmekteyiz. Hem Türkiye, hem AB Komisyonu'ndan talep,
adil ticaretin sağlanması, ikiyüzlülük yapılmaması, ekonominin aktörleri
olan emek ve sermayenin siyasete kurban ettirilmemesi.''Satıcı, kalitesiz
Çin mallarına karşı toplumun da duyarlı olması gerektiğini ifade etti.
''TÜRKİYE ÇİN'İN PAZARI OLDU''
Türkiye Tekstil Sanayi İşverenleri
Sendikası Başkanı Halit Narin de Çin'in haksız rekabetine rağmen AB'nin
ithalatını disiplin altına aldığını, Türkiye'nin ise bu disiplini
sağlayamadığını belirtti. Narin, ''Türkiye, Çin'in pazarı olmuştur.
İşsizliğe çare ararken, işsizliği tahrik eden ucuz ithalat karşısında mahkum
olmuştur'' dedi. Türkiye'de sanayicinin liberal ekonominin dışında
çalıştırıldığını iddia eden Narin, ''Türkiye, eski standartları
iyileştirerek bir yere gidemez, reformist kararlar almak mecburiyetinde.
Bugün bunu yapabilecek güçtedir. Ekonomi teşvik edilmeli. Bu yapılırsa
haksız rekabet ortadan kaldırılarak Çin ihracatı disipline edilebilir'' diye
konuştu. İstanbul Hazır giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB)
Başkanı Süleyman Orakçıoğlu ise kurlar ile maliyetler arasındaki
problemlerin bir an çözülmesini isteyerek, ''Girdi maliyetleri kurlara göre
revize edilmeli'' dedi.
''Korkunun ecele faydası yok''
diyen Orakçıoğlu, kotaların kalkacağı 2005 yılına ilişkin önlemlerin bu yıl
içinde alınması gerektiğini kaydetti. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD)
Başkanı Umut Oran da konuşmasında, 2005 yılından sonra kıran kırana rekabet
yaşanacağını belirterek, tekstil ve hazır giyimciler olarak serbest, adil ve
etik ticaretin sürdürülmesini istediklerini söyledi.Oran, işadamı ve
ihracatçıya sürdürülebilir rekabet imkanlarının sağlanması ve hükümetin
söylemlerini uygulamaya geçirmesi gerektiğini vurguladı.
Devletin ekonomi ile rakip gibi
hareket ettiğini kaydeden Oran, devlet yöneticilerinin, yurtdışı gezilerinde
siyasetin yanı sıra ekonomik konuları da gündeme getirmesi gerektiğini
söyledi. Oran, ''Türkiye'de ekonomi ön plana alınmıyor. İşadamı,
ihracatçı,kayıtlı olmak demek, potansiyel suçlu demek'' diye konuştu.
''ORTAK AKIL ÜRETMELİYİZ''
İTHİB Başkanı İsmail Gülle ise
Çin'le rekabet etmenin zor olduğunu dile getirerek, Çin'den bir dolara kazak
ithal edilebildiğine dikkat çekti. Gülle, ''Acımasız bir rekabet söz konusu.
Normal ticari yöntemlerle başa çıkmak mümkün gözükmüyor. Ortak akıl
üretmeliyiz'' dedi.
EURATEX Yönetim Kurulu Üyesi Bülent
Başer de istihdam üzerindeki vergi yükünün OECD'deki yüzde 20 oranının
altına indirilmesi, ayrıca kurun enflasyona paralel dengede tutulması
gerektiğini söyledi. İTKİB Brüksel Temsilcisi Haluk Özelçi de Çin'in tekstil
ve hazır giyim ihracatı konusunda AB ve Türk sanayinin ortak endişeleri
bulunduğunu ifade ederek, ''AB Komisyonu ve üye ülkeler 1 Ocak 2005 tarihine
kadar pozisyonlarını tanımlamalı, Çin'e ve AB sanayisine ivedilikle
bildirmelidir. Sorumluluk açıkça onlara aittir'' dedi.
''ÇİN TEHDİDİNE'' KARŞI
ORTAK UYARI...(1) TÜRK
TEKSTİL VE HAZIR
GİYİMCİLERİN ORTAK
AÇIKLAMASINDAN:
''ÇİN'İN TEKSTİL VE HAZIRGİYİM
TİCARETİNDE HAKSIZ REKABETİ DESTEKLEYEN UYGULAMALARI ORTADAN KALKINCAYA
KADAR BU ÜLKEDEN ARTAN BİR HIZLA YAPILAN HAKSIZ İTHALATI DAHA SIKI
DENETLEYEBİLMEK, YERLİ ÜRETİM VE İSTİHDAM ÜZERİNDEKİ YIKICI ETKİSİNİ
KONTROL ALTINA ALABİLMEK İÇİN GÖZETİM VE KORUMA MEKANİZMALARININ ANKARA
TARAFINDAN ACİLEN HAREKETE GEÇİRİLMESİ GEREKMEKTEDİR''
15.01.2004
Avrupalı ve Türk tekstil ve hazır giyim
sektörleri, dünya ticaretinde bir tehdit olarak gelişen Çin'e karşı gerekli
önlemlerin alınması için güçbirliği yaptı. Türk tekstil ve hazır giyim
sektörünün temsilcileri, Çin tehdidine karşı üyesi oldukları Avrupa
hazır giyim ve Tekstil Organizasyonu'nun (EURATEX) Brüksel merkezi ve üye
ülkeleriyle eş zamanlı olarak İstanbul'da bir basın toplantısı yaptılar.
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı tarafından okunan
ortak açıklamada, Çin'in 2002 yılında Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ)
katılmasının dünya tekstil ve hazır giyim ticareti açısından çok önemli bir
gelişme olduğuna dikkat çekilerek, bu gelişmenin Çin'e bazıhaklar sağlamakla
beraber sorumluluklar getirdiği ve dünya tekstil ve hazır giyim ihracatçıları
için satışlarını daha fazla genişletebilecekleri fırsatlar sunmakla beraber
ülkelerin ithalatları açısından büyük bir tehdit oluşturduğu kaydedildi.
Çin'in DTÖ'ye katılım taahhütlerini tamamen
gerçekleştirmediği belirtilen açıklamada, ''Çin, pazarına girişte kalan
engelleri de yok etmeli ve fikri mülkiyet hakları yasalarına uymalı, tasarım
kopyalanması ve taklitçiliğin önlenmesi konularında mücadele etmelidir''
denildi.
Açıklamada, Çin'in, para birimi manipülasyonu ile
sağladığı ihracat teşviklerinin, devlet desteklerinin ve ihracat vergisi
iadelerinin, bu ülkenin tekstil ve hazır giyim ticaretinde haksız rekabet
üstünlüğü sağladığına dikkat çekilerek, şunlar kaydedildi: ''Türk tekstil ve
hazır giyim sanayinin en önemli ihracat pazarları konumundaki Avrupa Birliği
ve ABD'de, Çin'in haksız rekabet koşullarında artırdığı ihracatına yönelik
önlem alınması konusu yoğun bir şekilde gündemdedir. Söz konusu her iki
pazarda Ocak 2002'den itibaren kota kapsamından çıkartılarak serbestleşen
ürünlerin ihracatında, Çin tekstil ve hazır giyim ürünleri ihracatının yüksek
oranlarda büyümesi ile ilgili olarak, keskin birim fiyat düşüşleri ve pazar
payının genişlemesi sonucunda, bu performansın elde edildiği haksız rekabet
koşullarına karşı acil gözetim veya safeguard (koruma) tedbirlerinin Avrupa
Birliği Komisyonu ve Ankara tarafından acilen alınması gerekmektedir.''
ÇİN'DEN YAPILAN HAKSIZ İTHALAT SIKI
DENETLENMELİ
EURATEX'in dün Brüksel'de yaptığı
toplantıda AB Komisyonu'nun, Çin'in haksız rekabet uygulamaları ve
katlanarak artan ihracat potansiyeline karşı önlem alınması yönündeki
isteğinin ısrarla ortaya konduğu belirtilen açıklamada, şöyle denildi:
''Avrupa Birliği ve aday ülkelerle birlikte Türkiye'nin tekstil ve hazır
giyim
sektörlerinin temsil edildiği EURATEX tarafından, bu önemli sanayinin giderek
artan bu tehdit sonucunda işyerlerinin kapanması ve işgücü kayıpları
yaşanmasının kaçınılmaz olacağı ifade edilmiştir. ''Türkiye iç pazarında da,
Çin'in düşük birim fiyatlı tekstil ve hazır giyim ihracatının rekabet
açısından Türk tekstil ve hazır giyim sanayine büyük bir tehdit unsuru
oluşturduğu vurgulanan açıklamada, DTÖ anlaşması kapsamında Ocak 2002 tarihi
itibariyle 11 ürün grubunda Çin'den yapılan ithalatın kota kapsamından
çıkartılması sonucunda, serbestleşen kategorilerin bazılarında yüzde 10
binler oranlarında miktar artışı ve yüzde 70'leri bulan birim fiyat
düşüşleri yaşandığı kaydedildi.
Basın açıklamasının son bölümünde
şu görüşlere yer verildi: ''Bu durumda Çin'in tekstil ve hazır giyim
ticaretinde haksız rekabeti destekleyen uygulamaları ortadan kalkıncaya
kadar bu ülkeden artan bir hızla yapılmakta olan haksız ithalatı daha sıkı
denetleyebilmek, yerli üretim ve istihdam üzerindeki yıkıcı etkisini kontrol
altına alabilmek için gözetim ve safeguard korunma mekanizmalarının hem
yurtiçi pazarı, hem de AB pazarını kapsayacak şekilde Ankara tarafından
acilen harekete geçirilmesi gerekmektedir.''Toplantıya, İHKİB Başkanı
Süleyman Orakçıoğlu, İTHİB Başkanı İsmail Gülle, Türkiye Tekstil Sanayii
İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin ile TGSD ve EURATEX hazır giyim
Kanadı Başkanı Umut Oran katıldı.
YENİ HEDEF DOĞU
TÜRKİSTAN
12 Ocak 2004

Gazi Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Avrasya Stratejik
Araştırmalar Vakfı Başkanı Prof. Dr Ümit Özdağ, “Önümüzdeki aylar veya
yıllarda yönünde de ABD’nin planları işlemeye başlayacak ve odak nokta Doğu
Türkistan olacaktır.” dedi.
Prof. Dr Ümit
Özdağ, Aydınlar Ocağı Nevşehir Şubesi’nce düzenlenen “Yeniden Türk
Milliyetçiliği” konulu konferansta ,dünyanın soğuk savaş döneminde
yakaladığı istikranın ABD’nin dünyanın tek ülkesi olma düşüncesine yönelik
izlediği politikalarda bozulduğunu savundu .
Soğuk savaş
döneminde düşman ve cephelerin belli olduğunu, hangi ülkenin neler
yapabileceğini plan çerçevesinde ortaya konulabildiğini hatırlatan Özdağ
şunları söyledi:
“Ancak soğuk
savaş sonrasında özellikle eski ABD başkanı Bill Clinton döneminde
küreselleşme süreci ile dünya yeni bir yön değiştirmeye başladı .1995
yılından sonra tüm dünya uluslarının ,ABD’nin genel menfaatlerine karşı çaba
harcar duruma getirilmesi planı uygulamaya başladı bu üstünlüğe meydan
okuyabilecek ülkeler genellikle genellikle döğu yönünde idi.
Önce Çin!e meydan okuyarak başlandı. Sonrasında Afganistan ve son olarak da
Irak planı uygulanmaya konuldu.
“SAPI BİZDE OLMASA”

Erkin Beğ UYGURTÜRK
20 ŞUBAT 2004
Bir insan düşünün
dünyada hiçbir amacı olmayan ve yanlız kendini düşünen. Kendi çıkarı için
bir çok güzel duyguyu feda edebilen. Bir insan düşünün kendi milletinden
kendi kanından olanlara ihanet eden. Bir insan düşünün ki bir makam için
yalan ve dolana başvuran ve her türlü çirkinliği yapıp karşısında bulunan
insanları hiçe sayan. Bu saydığım özellikte olan insanı bir dava uğruna
fedakârca davranan insanların arasına sızmış bir kişi olarak tasavvur edin.
Ne kadar korkunç bir durum. Siz içinize sızmış olan bu kişinin gerçek yüzünü
göremiyorsunuz. Yada iyi niyetinizden dolayı herkesi kendiniz gibi
zannediyorsunuz. Ama bu insan size öyle bir zamanda öyle bir ihanet ediyor
ki artık dönüşü olmayan bir sona doğru gidiyorsunuz. Bu her yerde böyledir.
İş yaşamınızda iş arkadaşı, mahallemizde mahalle arkadaşı, yolculukta yol
arkadaşı, sınıfta sınıf arkadaşı ve en önemlisi " Dava arkadaşı" Ben
bunlardan "Dava Arkadaşı" olan kısım üzerinde durmak istiyorum. Bir dava
uğruna bir araya gelen insanların her biri birer " Dava Arkadaşı" sıfatını
alırlar. Bunlar her türlü zor şartlar altında bir arada kalmayı başaran ve
dikenli yollardan geçerek Gül Bahçesine ulaşmaya çalışan insanlardır. Ancak,
yukarıda saydığım kötü huyları barındıran insanlarında "Dava arkadaşları"
saflarına sızmış olmaları mümkün. Bu gibi insanlar önüne çıkan dikeli bir
yoldan hemen kaçar.Bu insanlar Gül Bahçesine ulaşmak istemeyen insanlardır
ki bir zorluk karşısında hemen geri dönen yada çıkarı uğruna diğer arkadaşlarını da bahçeye ulaşmasını engellerler.
Bu tür insanların ne
kadar kötü olduklarını ve ne büyük felakete sebep olduklarını biraz olsun
anlamak için Uygur Türklerinin şu meşhur hikayesini okumanızı tavsiye
ederim.
Bir ağaç krallığı
varmış. Yemyeşil türlü türlü ağaçların olduğu bir krallık. Bir gün ağaç
kralın yanına başka ağaçlar gelmiş ve
-Kralımız birileri
ormana girmiş kardeşlerimizi öldürüyor.
Yaşlı Kral sormuş
-Kimmiş benim
kardeşlerimi öldüren?
Diğer ağaçlar cevap
vermiş.
-Bilmiyoruz. Ama
kardeşlerimiz birer birer ölüyor.
Ağaç kral emir vermiş.
-Gidin o katiller kimmiş
öğrenin ve bana haber verin.
Ağaçlar gitmişler bir
süre sonra tekrar gelerek
-Sayın kralımız
kardeşlerimizi bir insan balta denilen bir
aletle öldürüyor.
Kral hiddetle
-Bir insan nasıl olurda
kardeşlerimizi baltayla öldürebilir?
Diye sormuş.
Diğer ağaçlarda cevap
vermiş
-Evet kralımız bir insan
baltayla kardeşlerimizi öldüremezdi
ama birde " Sapı Bizden
Olmasa"
Evet kendi kardeşlerinin
ölümüne sebep olan o " Balta Saplarını" çok iyi tanımalı ve ona göre hareket
etmeliyiz ki Gül Bahçesi'ne ulaşabilelim.
DÜNYA TÜRKLERİ VE DOĞU TÜRKİSTAN

Erkin Beğ UYGURTÜRK
19 ŞUBAT 2004
Doğu Türkistan...Yarım
asırdır Çin işgali altında olan toprakların adı.
Ve bence bağımsız olduğu
taktirde de Türk Dünyasının en önemli üyesi olmaya aday bir ülke. Ne yazık
ki bu yüzden kendilerini insan hakları savunucusu olarak gören batılı
ülkeler tarafından sürekli göz ardı edilmiş ve yapılan işkenceler ve
asimle hareketleri yok sayılmıştır.
Tamam anladık Batılı ülkeler
dediklerimiz ne Müslüman nede Türk onlar görmezden geliyor da, kendi canımız
kendi kanımızdan olan ve din kardeşlerimiz olan Türk dünyası da bu zulme göz
yumuyor.
Buna karşılık Doğu
Türkistan'da yaşayan Müslüman Türkler, kendi benliklerini kaybetmemek için
ellerinden gelen her türlü çalışmayı yapmış ve günümüze kadar milli örf adet
ve geleneklerini sürdürmüştür. İşgalci Çin hükümetinin acımasız baskıları
sonucu Doğu Türkistan’da yaşanan olaylar gün yüzüne fazla çıkmazken, 5-6
Şubat 1997 yılında meydana gelen Gulca ayaklanmasıyla Doğu Türkistanlılar,
bağımsızlık uğruna neleri feda edebileceklerini gözler önüne sermişlerdir.
Çinlilerin korkulu rüyası haline gelen ve patlamaya hazır bir bölge olan
Doğu Türkistan'da bir milyondan fazla Çin askeri mevcuttur. Evet yanlış
okumadınız bir milyondan fazla Çin askeri Doğu Türkistan topraklarını
botları altında kirletmektedir. İşgalci Çin Hükümeti korkusundan
dolayı Türkleri sindirmek için bir milyondan fazla Çin askerini Doğu
Türkistan'ın değişik bölgelerine yerleştirmiş durumda. Bu sayı bazı
ülkelerin nüfusundan fazla bazı ülkelerin ordusunun da bilmem kaç katı
fazla.
Ama ben inanıyorum ki Doğu
Türkistan halkı ister bir milyon asker olsun ister 5 milyon asker olsun hiç
fark etmez zulme boyun eğmeyecektir. Çünkü damarlarında gezen kan Türk
kanıdır. Türkleri savaşla askerle korkutmak imkansızdır. Eskilerin dediği
gibi “ Ölümlerle eğlenen Tunç bilekli Türkleriz biz” Bağımsızlık uğruna
gerekirse Doğu Türkistan halkı diye bir halk kalmayacak ama yinede o
topraklar Türklerin Ana Yurdu olan topraklar Çin esareti altında
kalmayacaktır. Bunu herkes böyle bilmelidir.
Son olarak da Merhum liderimiz İsa Yusuf Alptekin'i rahmetle anarken onun
bir sözünü de size aktarmak istiyorum Merhum liderimiz her zaman şöyle
derdi;
"Dünya Türkleri Bir Ordu,
Katılmayan Kaçak ve Hatta Alçaktır”
ORTA ASYA-DOĞU TÜRKİSTAN VE TÜRKİYE

Erkin Beğ UYGURTÜRK
18 Şubat 2004
Çin Halk Cumhuriyeti
dünya üzerinde kalmış bir kaç komünist devletten birisi ve belki de en
tehlikelisi. Yayılmacı düşünceyle hareket eden Çin hükümeti, Doğu Türkistan
ve Tibet’i hala işgal altında tutmaya devam ederken, asi yavru vatan olarak
gördüğü Tayvan'ı da tehdit etmeye devam ediyor. Zaman zaman Tayvan'dan gelen
bağımsız devlet ilanı söylemlerine karşı sınır bölgelerine asker sevk eden
Çin Hükümeti, Amerika Birleşik Devletlerinden de Tayvan'a destek vermemesini
istiyor.
Bütün bunlar Orta Asya'da
meydana gelen güçler çatışmasının birer ürünü olarak devam edecektir.
Amerika Tayvan'a silah satışı yaparak onu el altından desteklerken, bir
yandan da resmi yollardan "Tek Çin" Politikasına sadık olduklarını dile
getiriyor. Orta Asya yeni yüzyılda tüm dünyanın dikkatlerini üzerine çeken
bir bölge. Türkiye bu Bölge de bulunan Türk Cumhuriyetleri avantajını
kullanarak, ABD ve Rusya'dan daha etkin bir rol oynayabilir. Bundan çekinen
batılı ülkeler ve başka ülkeler Türkiye'nin Orta Asya'da etkin bir rol
almasını istemekte. Çünkü, güçlü bir Türkiye ne Orta Doğu'da nede Orta
Asya'da büyük devletlerin işine yarar. Türkiye her zamankinden daha çok Orta
Asya ile ilgilenmelidir. Özellikle de Çin tarafından işgal altında tutulan
Doğu Türkistan'la yakından alakadar olmalı ve orada yaşan soydaş ve
dindaşlarının haklarını korumalıdır. Çünkü Doğu Türkistan'da 45 milyon'dan
fazla Müslüman Türk yıllardır Çin işgali altında zulüm görmektedir. Bu zulme
kimse seyirci kalamaz ve kalmamalıdır.
Kafkas halkları da
bilge kralını kaybetti
Katar'da otomobiline düzenlenen bombalı saldırıda ağır
yar alanan
Çeçenistan'ın ikinci Cumhurbaşkanı Zelimhan Yandarbiyev hayatını kaybetti.
Yandarbiyev, Çeçenistan'ın 'Bilge Kral'ı olarak tanımlanıyordu.
Çeçenistan'da Cevher Dudayev'in 21 Nisan 1996 tarihinde bir roket
saldırısı sonucu şehid edilmesinden kısa bir süre devlet başkanlığı görevini
yürüten Zelimhan Yandarbiyev, aracındaki patlama sonucu öldü. Katar'ın Doha
kentinde, dün Yandarbiyev'in aracına bombalı bir saldırı düzenlendi. Alınan
bilgiye göre olay, yerel saatle 13:00 sıralarında el-Defna yerleşim
bölgesinde meydana geldi. Saldırı sonucu Çeçen lider Yandarbiyev, ağır
yaralandı. Çeçen liderin korumalarından 2 kişi ise hayatlarını kaybetti.
Polis daha sonra yaptığı açıklamada, aracında patlama olan Yandarbiyev'in
kurtarılamadığını söyledi.
Hamad Hastanesi yetkilisi,
Yandarbiyev'in, iki koruma görevlisi tarafından ağır yaralı olarak
hastahaneye getirildiğini ve ameliyata alındığını söylemişti. Hastahane
sözcüsü, Yandarbiyev'in hastahaneye getirilirken öldüğünü söyledi.
Merkezi Katar'da bulunan
el-Cezire televizyon kanalı, Yandarbiyev'in, aracındaki patlama sonucu ağır
yaralandığını, yanındaki iki kişinin öldüğünü duyurmuştu. Haberde,
Yandarbiyev'in Doha camiinde namaz kıldığı ve daha sonra bölgeyi terk
ederken aracında patlama olduğu belirtilmişti. İsminin açıklanmasını
istemeyen bir yetkili de, olayda yaralanan Yandarbiyev'in oğlunun yoğun
bakıma alındığını ve sağlık durumunun kötü olduğunu belirtti. Patlamanın
sebebi hakkında henüz açıklama yapılmazken, olayla ilgili olarak hastahaneye
sadece iki kişinin getirildiği kaydedildi.
Çeçen halkının İslâm dünyasındaki sesiydi
Çeçenistan Cumhurbaşkanı Aslan Mashadov'un tüm İslâm ülkeleri temsilciliğini
yürütmekte olan Yandarbiyev, Çeçen halkının İslâm dünyasındaki sesini
oluşturuyordu. Çeçen halkının maruz kaldığı toplu katliamları dünyaya
aktaran Zelimhan Yandarbiyev geçtiğimiz ay gazetecilere yaptığı açıklamada,
"Eğer tarihin derinliklerinde soykırımı arayanlar varsa arşivleri
karıştırmalarına gerek yok. Gerçek soykırımı Çeçenistan'da yapılmıştı ve
devam etmektedir. İşte gerçek soykırımının belgeleri." diye konuşmuştu. Rus
askerlerinin 1999'da Çeçenistan'a akın etmeleriyle bölgeden kaçan ve
Katar'da 3 yıldan uzun bir süredir sürgün hayatı yaşayan Yandarbiyev,
başkent Doha'da, namaz kıldığı camiden ayrıldıktan sonra aracında meydana
gelen patlama sonucu 52 yaşında hayatını kaybetti.
Amerika ve Rusya tarafından aranıyordu
Doha'da, 3 yıldan uzun bir süredir sürgün hayatı yaşayan ve 2001 yılından bu
yana İnterpol'ün arananlar listesinde bulunan Yandarbiyev'in, ABD
yönetiminin özellikle 11 Eylül sonrası Rusya ile geliştirdiği ilişkilerden
sonra Usame Bin Ladin'in örgütü el-Kaide ile ilişkisi olduğu iddia edildi.
Rusya da Katar'dan, Dağıstan'daki çatışmalara karıştığı ve kanlı
saldırılarla ilgisi bulunduğu gerekçesiyle Yandarbiyev'in iadesini
istiyordu. Arap basını, Yandarbiyev'in Amerikan merkez komutanlığının
bulunduğu Katar'da şehid edilmesine dikkat çekti.
Yandarbiyev usta bir edebiyatçıydı
Kendi yaş grubundaki diğer
Çeçenler gibi sürgünde dünyaya gelen Zelimhan Yandarbiyev, 1952 yılında
Kazakistan'da doğdu. Çeçen İnguş Devlet Üniversitesi ve Moskova'daki Gokiy
adını taşıyan Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi. 1977 yılında siyasete atıldı.
Siyasetle direk teması 1989'da oldu. O dönemde Çeçenistan'da kurulan
bağımsızlık yanlısı Vaynah Demokratik Partisinin kurucuları arasında yer
aldı. Ayrıca aynı dönemde kurulan Kafkas Dağlı Halkları Konfederasyonu
kurucuları arasındaydı.
1991'de Çeçenistan
bağımsızlığını ilan ettikten sonra yapılan ilk seçimlerde Çeçen
Parlamentosu'nda yer aldı. 1991-1993 yılları arasında Çeçen Parlamentosu'nda
milletvekilliği yaptı. 1993'de Cumhurbaşkanı yardımcılığı görevine
getirildi.
21 Nisan 1996 yılında Cevher
Dudayev'in şehid edilmesi üzerine Çeçen-İçkeriya Cumhuriyeti İkinci
Cumhurbaşkanı oldu. Aynı zamanda Kuzey Kafkasya'daki İslâmi Uyanış ve
Kalkınma Teşkilatında da başkan olarak görev yaptı. Kafkas halklarının
birliği konusunda tertip ettiği toplantılarla dikkat çekti. Yandarbiyev,
1999 yılında Rusya'nın Çeçenistan'ı ikinci kez işgal etmesinin ardından
Çeçenistan Cumhurbaşkanı Aslan Mashadov'un tüm İslâm ülkeleri temsilciliğini
yürütmekteydi.
1944, ŞUBAT...
Özgün bir edebiyatçı olan
Yandarbiyev'in, yayınlanmış kitapları ve şiirleri bulunmaktadır. Yazdığı
eserlerin bazıları İngilizce ve Türkçe'ye de çevrilmiştir. Rusya'daki
Yazarlar Birliği'nin üyesiydi. Zelimhan Yandarbiyev'in Türkçe'ye
kazandırılan en önemli eserlerinden biri de "Bağımsızlığın eşiğinde"
çalışmasıdır. Yardanbiyev'in en ünlü şiiri bütün Çeçen halkının dramını
anlatan "1944, Şubat" adlı çalışmasıdır. Şiir, Kızıl Ordu'nun 1944 yılında 5
binden fazla masum Çeçen'i katlettiği trajediyi anlatır. Şiire kaynaklık
eden olay şöyle gelişti:"23 Şubat 1944 günü Kızıl Ordu'nun 26. kuruluş
yıldönümüdür. Program üzere o gün büyük şenlikler yapılacaktı. Bu
münasebetle pek çok askerî birlik Çeçen-İnguşya'ya sevkedildi. Askerler
köylere dağıtıldı. Aynı günün akşamı köy meydanlarında ateşler yakıldı.
Askerler ateşlerin çevresinde şarkılar söylemeye, oyunlar oynamaya başladı.
Başlarına gelecek felâketten habersiz olan köylüler askerlerin yanında
şenliklere katıldı. Bir zaman sonra askerler yerli halkın etrafını sardı,
erkekler yakalandı. Üzerlerinde silah bulunan Çeçenlerden bazısı derhal
çarpışmaya başladı. Söylenenlere göre o gece ve izleyen günlerde 5 binden
fazla masum Çeçen öldürüldü."
1944, ŞUBAT...
O yılın kışı işte, o yılın,
Sivri kama misali,
İnsanın bağrına saplanıp da yaşanan
Kışı işte o yılın!
O yılın hiç yazı olmadı ki...
Kanayan yüreğimin yarası kapanmadı ki hiç!
İçimi kavurarak süren o yılın kışı
On üç buzlu ayaza dönüştü
Ve daha bir başka soğudu
Tamı tamına on üç kez!
Sibirya'da dona dönmüş on üç
yıl
Saplanır içime on üç anıt misali.
On üç yıldan uzun süren o tam on üç yaraya
Devâ olmaz zaman denen sonsuzluk!
Zelimhan Yandarbiyev
Çin Hükümetinin Türk Okullarını Çin Okullarına
Dönüştürme Hareketi
15 Temmuz 2004
Kızıl Çin hükümeti 2005 yılına
kadar Doğu Türkistan’ın başkenti Ürümçi’ deki Milli okulları tamamıyla
Çinlileştirmeyi planlamaktadır.
Alınan
haberlere göre, şu anda Ürümçi şehrinin Tanrıdağı (Çinliler Tiyanşan
demektedirler) bölgesindeki Doğu Türkistan halkına ait milli okulların hemen
hepsi Çin okullarına dönüştürüldü. Çin hükümeti bu uygulamayı
yaygınlaştırarak gelecek yıl şehir genelindeki ilköğretim okullarının
hepsini Çin okulları ile birleştirmeye hazırlanmaktadır.EAST
TURKISTAN INFORMATION CENTER
Üniversite
mezunu Doğu Türkistanlı Gençler
Çin Hükümeti tarafından
Kasıtlı Olarak İşsiz
Bırakılmaktadır
İşgalci kızıl Çin hükümetinin
Doğu Türkistanlılara yönelik olarak uygulaya geldiği çifte standart
politikalar ayyuka çıktı. Çin yetkililerinin dış ülke ziyaretleri esnasında
devamlı olarak Çinin bir hukuk devleti olduğunu, insan haklarının en iyi
korunduğu bir ülke olduklarını söylüyor olmaları , Çin hükümetini dünya kamu
oyu nezdinde aklamıyor. Çünkü; Milletler arası insan hakları ve af
örgütlerince sabıkalı ilan edilen Çin dünyada eşi benzeri olmayan bir çifte
standartlar, haksızlıklar ve yolsuzluklar ülkesidir…
Çin hükümetinin “Büyük
Kuzey-Batıyı Açma” sloganı çerçevesinde Çinin çeşitli bölge ve
vilayetlerinde “Propaganda ve Teşvikat Büroları” kurarak Çinlileri sözde
“Batıda Hizmet Etmeye Davet” propagandasıyla Çin’deki milyonlarca i işsiz,
güçsüz, sefil, evsiz ve çeşitli bulaşıcı hastalıklar taşıyan, hapisten yeni
çıkmış Çinli göçmenleri tren vagonlarına balık istifi misali doldurarak Doğu
Türkistan’ın en verimli topraklarına getirip yerleştirmektedirler.
Bunun sonucu olarak ta Doğu
Türkistanlılar yerleşik oldukları kendi arazilerinden çıkartılmakta,
yoksulluk ve sefalete mahkum olmaktadırlar. Ne yazık ki; özellikle birkaç
yıldan bu yana Doğu Türkistan’da üniversiteyi bitirmiş olan sayısız
Doğu Türkistanlı gençler işsizlik yüzünden perişan bir vaziyettedirler. Bu
işsizlik felaketi Doğu Türkistan’ın en önemli sosyal problemi olma
özelliğini devam ettirmektedir. Doğu Türkistan halkı; Çin hükümetinin
istihdam konusunda tam olarak bir çifte standart uygulama sergilemesine
zaten öteden beri tepkiliydiler.
Fakat;
Kızıl Çin hükümetinin yüksek okul mezunu Doğu Türkistanlıları işe almada
ortaya koydukları şartların ağırlığı Uygur gençlerinin neden işsiz
olduklarının açık bir sebebi olarak ortada durmaktadır. “Sinkiang (Doğu
Türkistan) Otonom Bölgesi Halk İşleri Gözlemcilik Bürosu” tarafından 22 Mart
2004 tarihinde şehir ve köylerdeki iş yerlerine “2004 yılında Otonom
bölgemizde Üniversite bitirenleri güneydeki dört vilayet ve bazı
bölgelerdeki köy ve kasabalarda işe yerleştirme konusundaki seçmelerle
ilgili şartlar” da belirtildiğine göre; “Otonom Bölge Partisi” (Komünist
Parti) ve “Halk Hükümeti” “Taşra Memur lar Birliği”ni güçlendirmek için bu
sene yüksek okulu bitirenler içinden 700 kişiyi seçerek, onları güneydeki
Kaşgar, Hoten ve Aksu gibi vilayetlerdeki köy ve kasabalara memur olarak
tayin etmek için planlar yapıldığını, bu 700 kişilik kadrodan 200 kişilik
bir kontenjanın azınlık milletlere ayrıldığını ve bunların yaşlarının 25’ten
aşağı olması ile beraber aşağıdaki şartlara haiz olması gerektiği
bildirilmiştir.
Dört temel prensip
üzerinde sadakatle duran,vatanın birliğini koruyup kollayan, bayrağı açık ve
net belli olan, milli bölücülüğe ve yasa dışı dini hareketlere karşı durmuş
olması gerekir.
Siyasi yaşamda
aktivitesinin olması, aile içinden bölücü hareketlere katılan kimsenin
olmaması, dine inanmaması gerekir.
Komünist Parti
üyesi yada okul içinde öğrencilerden sorumlu memur olmuş olması, geçmişte
okul içinde “İlk 3’e girmiş başarılı öğrenci” unvanını almış olması
gerekir…; Ve daha buna benzer birçok engelleyici maddeler…
Doğu Türkistanlı
gençlerin kendi yurtlarında işsiz kalmaları için Çin hükümeti tarafında bin
bir türlü engellerin çıkartılması ve daha sayılamayacak haksızlıkların icra
edilmesi yarım asırdır alışılagelen hadiselerdendir. Fakat asıl şaşırtıcı
olan ise; bu haksız uygulamalara karşı çıkan Müslüman Türk halkını Çinli
işgalcilerin dünyaya terörist olarak tanıtmaya çalışmalarına; demokratik ve
insan haklarına sonuna kadar saygılı olduklarını iddia eden bazı dünya
devletlerinin aldanmaları hangi hakkaniyet ölçülerine sığabilir…?EAST
TURKISTAN INFORMATION CENTER
Kızıl Çin Hükümeti Doğu Türkistan’daki Cami İmamlarını
Gözetlemek için Maaşlı Özel Memurlar Tayin Etti
Kuça nahiye Uzun Yezilik
mahalli hükümetinin 2004 yılının mart ayında yayınladığı ve imamlara
tebliğ ettiği bildiriye göre; mescit imamları kıldırdıkları her vakit
namazı sonrasında camiye gelenlerin isimlerini ve kendisinin okuduğu namaz
suresinin hangileri olduğunu deftere kaydederek her gün yerel hükûmet
yetkililerine bildirmek zorundaymış. Ayrıca mescitte görevli bir memur da
özellikle mescit imamının gözetlenmesi ile vazifeliymiş. Bu görevli memur da
ayrı bir cemaat isim listesi ve imamın okuduğu sureleri not ediyormuş. Bu
notlar yetkililere ulaştığında ise; İmamın tuttuğu notlar ile vazifeli
memurun tuttuğu notlar arasında bir farklılık görüldüğü taktirde,
“Liyakatsiz İmam” damgasını yiyen imam kesinlikle görevinden alınmakta ve
kendisine maaş ödenmemektedir.
Yapılan istatistiklere göre;
her bir yerel hükümetin imamları gözetlemek için mescitlerde görevlendirdiği
memurlara ayırdığı meblağ ortalama olarak 150 bin yuan ile 200 bin yuan
arasında değişmekte… Cami cemaati ise Kızıl Çin hükümetinin bu insanlık dışı
uygulamasına oldukça büyük ölçüde tepki göstermektedir
İKİ UYGUR TÜRK'Ü DAHA İDAM EDİLDİ
28 Mart 2004
Kırgızistan'da bir Çinli diplomatı
öldürmekle suçlanarak idama mahkum edilen iki kişinin cezaları, Ürümçi'de
infaz edildi.
Rahmetullah İsrayil ve Erkin Yakup adlı kişiler, 29 Haziran
2002 günü Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te Çin Büyükelçiliği'nin birinci
Sekreteri Vang Cienping'i (Wang Jianping) öldürmekle suçlanmıştı.
Kırgızistan polisi tarafından (daha öncekiler gibi
)yakalanan Ürümçi doğumlu söz konusu iki kişi, aynı yılın 4 Temmuz günü Çin
makamlarına teslim edildiler. Ürümçi Orta Halk Mahkemesi Rahmetullah İsrail
ve Erkin Yakup'u geçen 12 Ocak'ta ölüm cezasına çarptırmıştı.
Yeni Çin Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre, sanıkların
Özerk Bölge Yüksek Mahkemesi'ne yaptıkları itiraz reddedildi (sanki gerçek
manada yargılıyorlarmış gibi) ve yüksek mahkeme 25 Mart'ta iki Uygur Türk'ü
katlettiler.
SÖZDE RABİYE KADİR'İN CEZASI
İNDİRİLDİ
04.03.2004
Dünya Kadınlar günü arefesinde Komünist Çin göstermelik olarak Rabiye
Kader'in cezasını indirdiğini açıkladılar.
Çin'de, ulusal güvenliği ihlal ettiği gerekçesiyle 8 yıl hapis cezasına
çarptırılan ve 5 yıldır hapiste bulunan Uygur iş kadını RabiyE Kader'in
cezasının 1 yıl indirildiği bildirildi.
Hong Kong'da yayımlanan South China Morning Post gazetesinin ABD'deki insan
hakları örgütlerinden alınan bilgiye dayanarak verdiği habere göre, Rabiye
Kader, Ağustos 2006'da serbest bırakılacak. Urumçi Halk Mahkemesi'nin
cezanın indirimiyle ilgili kararında gerekçe olarak, ''Rabiye Kader'in
hatasını anladığı, parti ve halkın yanında olma kararı aldığı'' şeklinde bir
ifadeye yer verildi. Alışveriş merkezi sahibi olan ve iş hayatına atılan
Müslüman kadınlara yardım eden derneğin yöneticisi 58 yaşındaki Rabiye
Kader, yurtdışına belge yollamakla suçlanmıştı. Rabiye Kader, ''ABD'deki
eşine Çince gazeteler yollamak istediğini'' söylemişti.
Kader,
1995'de Pekin'de düzenlenen BM Kadınlar Konferansı'na resmi danışman olarak
katılmıştı. ABD yönetimi, Amerikan Kongresi üyeleri ve ABD'nin
Çin'deki Büyükelçisi Clark Randt, Rabia Kader'in serbest bırakılması için
uzun süredir lobi faaliyeti yürütüyordu.
KIZIL ÇİN HÜKÜMETİNİN
MÜSLÜMAN MEZARLIĞINA
DÜŞMANLIĞI
23 Şubat 2004
İnsanlık
düşmanı Çinli emperyalistler Doğu Türkistan’ı işgal ettikten sonra Müslüman
Türk halkını sindirmek, îîâonların millî ve manevi değerlerini ayak altı ederek
yok etmek için akla hayale gelmeyecek vahşiliklere başvurdular.
Yüzyıllar
boyunca tarihi ve kültürel varlıklarının yanında millî ve manevi değerlerini
koruyup kollamak adına yüzbinlerce şehit vermekten dahi asla kaçınmayan
Doğu Türkistan halkı Kızıl Çin işgalcilerinin, İslâm dinine ve Türk
kimliğine dair ne varsa yakıp yıkma vahşiliklerinin önüne geçme konusunda ne
yazık ki; yeteri kadar başarılı olamadılar. Çünkü ; Kızıl Çin hükümetinin
dünyada giderek güçlü bir konuma gelmekte oluşu yüzünden Çin ile kuracakları
ticari münasebetleri ve maddi çıkarları düşünen dünya devletleri Doğu
Türkistan Dramı karşısında adeta dillerini yutmuşcasına bir suskunluğun
içindedirler. Dolayısıyla Doğu Türkistan halkının bütün yardım ve destek
isteme çağrıları akim kalmaktadır.
Bu durumdan
azami derecede istifade eden Çin hükümeti yetkilileri de alabildiğine
kahpeliklerini ve düşmanlıklarını aralıksız sürdürüyorlar.
Adına” Kültür ihtilali” dedikleri kültür katliamı dönemi olan 1967-1977
yılları arasında Türk-İslâm kültür ve medeniyetine ait milyonlarca tarihi
vesikalar meydanlarda yakıldı. Evlerinde bu tür değerli eserleri
bulunduranlar öldürülme de dahil çok ağır cezalara çarptırıldılar.
… Geçen yıl
Tarihi Kaşgar vilayetinde Uygur mimarisinin eşsiz misallerinin yer aldığı
“östenğ boyi” mahallesi başta olmak üzere bir çok mahalledeki Uygur evlerini
yıkarak yerlerine toplu konutlar yaparak buralara Çinli göçmenleri
yerleştirmişlerdi. Bu yalnızca Kaşgar vilayetindeki uygulamalardan bir
bölümüdür. Fakat hemen hemen bütün Doğu Türkistan vilayetlerinde bu vahşet
aynen devam etmektedir… 20.02.2004 tarihinde Doğu
Türkistan’dan yine çok üzücü haberler almış bulunuyoruz…
|

Appak Hocanın Mezarı |
Kaşgar
vilayetinin kuzey doğusunda 70 hektarlık bir alanı kaplayan ve yaklaşık 600
yıllık bir kabristanlık olan “Tehte körük” (Tahta köprü) kabristanlığının
yıkılarak onun yerine çok katlı binalar ve lojmanlar yaparak Çin’den
getirecekleri Çinli göçmenleri yerleştireceklermiş… Bu kararı imzalayan
kukla Vali Kamil Abdulla, tepki gösteren Uygur halkına şunları söylemiştir.
“Bu karar bizim değil Pekin’in kararıdır. Buralara lojmanlar yapılacak, bu
karara boşuna tepki göstermeye çalışmayın,cezalandırılırsınız…”
|

Appak hocanın Mezarı Bakımlı Ve
Koruma Altında |
İşin daha
ilginç ve üzücü tarafı bu mezarlığın doğu tarafında yer alan “Apak Hoca”
mezarının ve komünist parti sempatizanı kukla memurların mezarlarının olduğu
kısmın etkilenmiyor oluşudur. “Apak Hoca” ise; Doğu Türkistan’ın bu gün
içinde bulunduğu ahvalin en büyük müsebbiplerinden olan bir haindir. Bu sebeple Çinliler “Apak Hoca” mezarına özel bir itina ve ihtimam gösterirler.
Daha önceleri de Karahanlı’ ların hakanl
|

Karahanlı hükümdarı Arslan Han'ın Mfezarı yıkılmış ve Yerine binalar
yapılmış
|
arından ve İslâm dininin
Orta Asya bölgesinde yayılmasına büyük hizmetleri olmuş olan Arslan Buğra
hanın da mezarının bulunduğu yerleri yıkarak yerine oteller yapılmıştı.
Kızıl Çin işgalcileri Doğu Türkistan’ a girdikten sonra bazı mezarlıkları da
tesviye ederek kavun-karpuz tarlası haline getirmişlerdi.
Kızıl Çin Hükümetinin bu saygısızlık ve düşmanlıklarının sebebi; Müslüman
Türk Milletinden tarihi bir intikam almak istemesidir.
PİYASADAKİ ÇİN TEHDİTİ...
BTSO BAŞKANI SÖNMEZ: ''GEREKLİ
ÖNLEMLERİN ALINMAMASI HALİNDE, 2005 YILINDAN İTİBAREN İÇ PİYASAYI TAMAMEN
ÇİN MALLARI İSTİLA EDECEK''
''RESMİ KAYITLARA GÖRE ÇİN'DEN
2 MİLYAR DOLARA YAKIN İTHALAT VAR, KAÇAK YOLLARDAN GİREN MALLARIN TUTARI İSE
5 MİLYAR DOLAR''
10.02.2004
Bursa Ticaret ve Sanayi Odası
(BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Celal Sönmez, ''Gerekli önlemlerin alınmaması
halinde, 2005 yılından itibaren iç piyasayı tamamen Çin malları istilaedecek''
dedi.
Sönmez, yaptığı yazılı
açıklamada, bu durumdan Türk ekonomisinin top yekün zarar göreceğini
vurgularken, yerli üreticinin kapısına kilit vurur konuma gelmeden bunun
milli bir mesele olduğunun kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.
Çin mallarının iç piyasada
satışının çok yaygınlaştığını, ayakkabıdan sağlık ürünlerine kadar Çin
yapımı ürünlerin her yeri adeta istila ettiğini, bu durumun yerli
üreticileri tedirgin edici boyutlara ulaştığını kaydeden Sönmez, ''Çin
mallarına karşı zaman yitirilmeden harekete geçilmeli. Resmi kayıtlara göre
Çin'den 2 milyardolarlık ithalat var. Kaçak yollardan giren Çin mallarının
tutarı ise 5 milyar dolar seviyesinde'' dedi. Celal Sönmez, 1 Ocak 2005
tarihinde kotaların kaldırılmasının ardından, iç pazarda Uzakdoğu orijinli
ürünlerin daha da yoğunlaşacağına işaret ederek, ''Bunun önüne geçmek için
dampingli olduğu düşünülen mallarla ilgili soruşturma açılması bir yöntem
olabilir. Veya dampingli olduğu belirlenen ürünlere karşı, anti-damping
vergisi uygulanabilir'' diye konuştu. Çin tehdidine karşı alınacak
önlemlerde merkezi idareye önemli görevler düştüğünü hatırlatan Sönmez, özel
sektörün değişik platformlarda konuyu tartıştığını ve gündemde tuttuğunu,
12-13 Şubat tarihlerinde tekstil, otomotiv, makine, gıda sektörlerinin
temsilcileriyle yapılacak ve Devlet Bakanı Ali Babacan'ın da katılacağı
toplantıda, bu konunun da ele alınacağını dile getirdi.
Sönmez, özel sektör olarak
yapılan toplantılarda, durumun ciddiyetini ve yarattığı tehlikeyi
belirleyip, yapılması gerekenleri ortaya koyduklarını belirterek, şöyle
konuştu:
''Gerekli önlemlerin
alınmaması halinde, 2005 yılından itibaren iç piyasayı, tamamen Çin malları
istila edilecek. Çin geliyor, hem de çok büyük bir ekonomik tehdit unsuru
olarak geliyor. Bundan Türk ekonomisi top yekün zarar görecektir. Bunun
milli bir mesele olduğunu artık kabullenelim ve bir kez olsun koşullar
kapımıza dayanmadan, biz hazırlıklarımızı ülke olarak yapmış olalım.''
ATO'DAN ÇİN LOBİSİ...
ATO BAŞKANI AYGÜN, BAKAN VE MİLLETVEKİLLERİNE, ÇİN
MALLARININ TÜRK EKONOMİSİNDE YOL AÇTIĞI ZARARA İLİŞKİN BİR ARAŞTIRMA DOSYASI
SUNDU
DOSYADA, ÇİN İSTİLASININ TÜRK EKONOMİSİNE YILLIK
MALİYETİNİN 5-7 MİLYAR DOLARA ULAŞTIĞI BİLDİRİLDİ
HÜKÛMET VE MİLLETVEKİLLERİ ACİL ÖNLEM ALMAYA ÇAĞRILDI
07.02.2004
Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, bakan
ve milletvekillerine, Çin mallarının Türk ekonomisinde yolaçtığı zarara
ilişkin bir araştırma dosyası sundu.Sunulan dosyanın içeriğine ilişkin
ATO'dan yapılan yazılı açıklamada, Çin malları konusunda milletvekillerine
detaylı bilgiler verildiği belirtilerek, 2002 yılında Çin'den yapılan 1
milyar 125 milyon dolarlık ihracatın 2003'ün sadece ilk 6 ayında 1 milyar 37
milyon dolar olarak gerçekleştiğinin altı çizildi.Kaçak yollarla giren
mallar da hesaba katıldığında Çin istilasının Türkiye ekonomisine yıllık
maliyetinin 5-7 milyar dolara ulaştığı bildirilerek, özellikle Çin'den
yapılan hayali ithalatın patladığı kaydedildi.
Ayakkabıdan oyuncağa, gözlükten halıya, televizyondan
fotoğraf makinesine kadar 30 sektörün Çin mallarının istilasına uğradığı
kaydedilerek, her 100 oyuncaktan 95'inin, her 100 halıdan 25'inin yasal ya
da kaçak yollarla Çin'den geldiği ifade edildi.Türkiye'nin mevcut vergi ve
yatırım iklimiyle Çin mallarıyla rekabet etmesinin imkansız olduğu
belirtilerek, işçilik maliyetlerinin Türkiye'de 400 dolar iken, Çin'de
sadece 50 dolar olduğu bildirildi.Dosyada, Çin mallarıyla rekabet etmenin
formülleri ve Türkiye'ye hangi usulsüz yollardan girdikleri de ayrıntılı bir
şekilde anlatılarak, bu konuda hükûmet ve milletvekilleri acil önlem almaya
çağrıldı.
DEVLETTE ÇİN MALI KULLANIYOR
Dosyada özellikle bazı devlet kuruluşlarının kamu
alımlarında ucuzluğu nedeniyle Çin malı aldıklarının altı çizilerek,
alınması gereken önlemler şöyle sıralandı:
Çeşitli sektörler tarafından yapılan antidamping
uyarılarına kulaklarını tıkamaktan artık vazgeçmelidir. Mücadeleye, Çin malı
satın almaktan vazgeçerek başlayabilir. 2000 yılında Ders Araçları Yapım
Merkezi, okulların ihtiyacı olan 30 bin cam termometreyi Çin'den aldı.
Sağlık Bakanlığı her yıl 3-4 milyon hasta termometresi alıyor ve bu
termometreler sağlıklı sonuç vermiyor.Diyanet İşleri Başkanlığı ve TÜRSAB 5
yıldır, 120 bin hacı adayına 240bin Çin malı çanta dağıtıyor ve sektörü
öldürüyor. Son 5 yılda 1 milyon 200 bin hacı çantası Türkiye'ye girdi.Üretim
destekleme politikası yeniden ele alınmalı, sanayicilerin vergi, yatırım ve
enerji maliyetleri, istihdam üzerindeki yükler düşürülmelidir.Gümrüklerde
kaçak girişe müsaade edilmemelidir. En çok etkilenen sektörlerde gözetim ve
koruma tedbirleri alınmalıdır. Çin malları da satılan semt pazarlarına göz
yuman belediyelere yaptırım uygulanmalıdır. Açıklamada, ayrıca ATO Başkanı
Sinan Aygün'ün, bu hafta içinde devlet bakanları Ali Babacan ve Kürşad
Tüzmen ile Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'u ziyaret ederek, konuyu
bütün yönleriyle masaya yatıracağı bildirildi.
KAZAKİSTAN'DA ALMATI'DA TÜRK KADINLARDAN ANNELER GÜNÜ KUTLAMALARINDA YILIN
KADINI, UYGUR KADINI ARMANKULOVA SEÇİLDİ
07 Mayıs 20004
Kazakistan'da
Türk kadınlar, Büyükelçi Taner Seben'in eşi Binnur Seben'in
başkanlığında Anneler günü kermesi düzenledi. Binnur Seben ve
Kazakistan-Türk İşadamları Derneği üyelerinin eşleri tarafından
düzenlenen kermeste, Türk yemekleri tanıtıldı ve Almatı'da yaşayan
Türkler tarafından yılın annesi seçilen 75 yaşındaki Uygur Şahar
Armankoluva'ya çeşitli hediyeler verildi. Binnur Seben,
Armankulova'nın, birisi 40 yaşında olmak üzere özürlü iki çocuğuna bakmak
zorunda olan yaşlı ve yoksul bir anne olması nedeniyle tüm anneler
gibi yılın annesi seçilmeyi fazlasıyla hak ettiğini söyledi.
Yılın annesine ödül olarak, Almatı'da faaliyet gösteren bazı Türk
şirketlerince çeşitli ev eşyaları ve kermesten elde edilen gelir
verildi. Kermeste daha sonra müzik ve eğlence programı düzenlendi.

SERVET KABAKLI
GÜN IŞIĞI
Ah, Doğu Türkistan
05.06.2004

GAZETELERDE dün bir haber vardı... Adalet Bakanı Cemil Çiçek 'bir dizi
resmi” ziyaret için' Çin'e gitmiş... Pekin'de Çin Adalet Bakanı Zhang Fusen
ile yaptığı görüşmede, 'Çin'in uluslararası camiadaki itibarını, özellikle
BM'deki rolünü bilen bir ülke olarak, Kıbrıs konusundaki desteklerini'
istemiş. Bu talebin gerekçesi olarak da şu bildik sözleri sıralamış...
'Gerek Türkiye, gerekse KKTC, Kıbrıs'taki ihtilafın çözülmesi için çok çaba
harcadı. BM'nin önerisini destekleyerek olumlu adım attık. Ancak karşılığını
karşı taraftan alamadık. BM'nin planının hayata geçmemesinde Türkiye'nin ve
KKTC'nin bir kusuru yoktur. KKTC'ye uygulanan yaptırım ve tecridin
kaldırılması lazımdır. KKTC uluslararası toplumun görüşüne itibar etmiştir.
Bu konuda Çin'in desteği çok önemli ve bizim açımızdan çok anlamlı
olacaktır.'
Şimdi
birilerinin, 'Helal olsun Sayın Bakan'a, ne güzel işte, Çin Devleti'nin de
desteğini almak için ne güzel konuşmuş' dediklerini duyar gibi oluyorum...
Sayın Bakan'ın bu gezide Çin'in desteğini istemesi tabi”dir. Ancak,
diplomatik bir lisanla, Kızıl Çin ile yapılmış ve 'gizli kararnamelerin
kaynağı olan' bazı örtülü veya açık anlaşmalara vurgu yaptığı şu ifadeler,
Çinli meslektaşı tarafından pek tatmin edici bulunmuşa benzemiyor...
'Çin
ile ilişkilerimizi, eşitlik, bağımsızlık, toprak bütünlüğüne ve egemenliğe
saygı, biri birinin iç işlerine karışmamak ve ortak yarar temelinde
geliştirmek istiyoruz...'
İlle
de Doğu Türkistan...
İŞTE
Kızıl Çin Adalet Bakanı Zhang'ın, iyi niyetli kabul edilebilecek diplomatik
konuşmaya, 'yüksek perdeden' verdiği cevap...
'Çin
ve Türkiye'nin terör karşısındaki tavırları ortaktır. Türkiye'nin kendi
topraklarında Doğu Türkistan güçlerinin Çin karşıtı eylemlerine izin
vermemesini takdirle karşılıyoruz...'
Dikkat ediniz, en basit diplomatik nezaketten bile yoksun bu cümlelerde,
'teşekkür' değil, Kızıl-Sarı Sömürge Devleti'nin, istediğini tehdit ve
şantajla yaptırma rahatlığından kaynaklanan, akrep mağrurluğunda bir 'takdir
ifadesi' vardır.
Zannediyorum ki Sayın Çiçek, bu sözlerin muhatabı olmakla bile, Doğu
Türkistan Davası'nın Merhum Lideri, Büyük Türk İslâm Mücahidi, rahmetli İsa
Yusuf Alptekin'in ve Doğu Türkistan şehitlerinin kemiklerini sızlattığını,
hatıralarından da süzerek aklından geçirmiştir. Çünkü dostumuz Cemil Çiçek,
gençliğinde, hatta ilk siyaset yıllarında, yakın arkadaşlarıyla birlikte,
Kızıl Çin esareti altındaki Atayurdumuz Doğu Türkistan'ın feryadını, hür
geçinen dünyaya ve Türkiye'ye duyurmaya çalışan Doğu Türkistan'ın son
Başbakanı İsa Yusuf Alptekin'e, manen ve maddeten yardım ve hizmet etme
şerefini taşımıştır.
Peki
o günden bugüne değişen nedir... Elbette çok değişiklikler vardır. Kızıl Çin
Devleti, 1949'da, Komünist Rus Ordusu'nun yardımıyla işgal ettiği
Atayurdumuz Doğu Türkistan'da, nükleer denemelerden katliama, asimilasyon
operasyonlarına, doğum kontrolü maskelemesiyle çocukların ana rahminde diri
diri öldürülmesine kadar, akla alınmayacak 'Çin işkencelerini', dozunu
artırarak sürdürmüştür. Mesela Çin'in atom denemeleri yaptığı, Doğu
Türkistan'ın Lopnor Bölgesi'nde milyonlarca soy ve din kardeşimiz amansız
hastalığın pençesindedir. Sistemli olarak her yıl milyonlarca Çinli asker,
Doğu Türkistan'da iskan edilmektedir. Bu operasyonla, işgal yıllarının
başında nüfustaki oranları yüzde 3 civarında olan Çinliler, Doğu
Türkistan'daki 35 milyon esir kardeşimizi, şimdilerde yüzde 60'a varan nüfus
oranıyla azınlıkta bırakmışlardır. Doğu Türkistan'daki Kızıl Çin zulmü
anlatmakla bitmez...
|