|

ÇİN İŞİ JAPON İŞİ
DERKEN PİYASA ALT ÜST OLDU..
Mehmet Tezkan
Bunun
adı resmen Çin istilası..
Çin malları
girdiği sektörü alt üst ediyor. .
Pazar günü
Necati Doğru yazdı..
70 bin Türk bu
yıl hacca Çin çantası ile gidiyormuş..
Diyanet ihale
açmış.. İhaleyi 19 milyon 500 bin lira ile Çin’ den çanta ithal eden firma
kazanmış..
Yerli üretim
21 milyondan aşağıya inememiş..
Durum vahim..
Çünkü bu
sektörde 450 bin kişi çalışıyor. .
Sadece bu
yüzden durum vahim demedim.. Bir hafta önce atv haberde Çin malları ile
ilgili bir dizi haber yayınlandı..
Çin malları
girdiği piyasayı krize sokuyor..
Yerli
üreticiyi perişan ediyor..
Örnek mi?
Bisiklet..
Geçen yıl Türkiye’ye 130 bin Çin bisikleti geldi..
Bu yıl 250 bin
bekleniyor..
Bir bisikletin
gümrükte beyan edilen fiyat ne biliyor musunuz?
5-7 dolar..
Rekabet etmek
mümkün mü ..?
Diyeceksiniz
ki beyan edilen fiyat gerçek fiyat değildir..
Olabilir..
Gerçeği beş
katı olsa 25 dolar eder.. 35-40 milyon..
Kaça satarsan
sat. .
Bu yıl yerli
üretim krizle karşı karşıya..
Geçen yıl Çin
bisikletleri yüzünden bin kişi işinden olmuş..
Geçelim
kaleme..
Üç yılda 250
milyon kurşun kalem girmiş Türkiye’ye..
Kalitesi kötü
ama fiyat ucuz..
Yerli üretimin
beşte biri..
Hangisini
alırsınız?
Ucuz ucuz al
ver çocuğuna..
Geçelim kilite..
Çin malı
kilitler bu sektörü de perişan etmiş..
İrili ufaklı
tam 20 firma kepenk kapatmış..
Kilitler
kalitesiz ama yarı fiyatına ..
Yaklaşım şu..
Kalitesiz
malitesiz işinizi görüyor mu?
Görüyor..
Üçüncü ülkeler
aracılığıyla Gümrük Birliği’nden yararlanıp Türkiye’yi istilaya hazırlanan
bir mal daha var. .
Ayakkabı..
Ucuz, taklit
ayakkabılar..
Çin malı
ayakkabılar 450 milyon çift ayakkabı üretme kapasitesi olan Türkiye’yi
zorluyor..
Ayakkabıların
kalitesi düşük ama albenisi yüksek..
Hammadde adı
altında sadece İzmir’den bir partide 390 bin çift ayakkabı. girmiş..
Şöyle bir tur
atın. .Dar gelirlilerin yaşadığı bölgelere gidin..
Her yer Çin
malı ayakkabı.
Bütün ünlü
markaların taklitlerini bulabilirsiniz..
Hem de onda
bir fiyatına..
Çin malı
ayakkabılarla uluslararası fuarlarda bile rekabet edemiyoruz..
Dubai fuarında
Türkler’in 15 dolar fiyat koyduğu ayakkabıya
Çinliler 9
dolar demişler. .
Peki ne
yapacağız?
Biz Çin’e
fındık satsak, her Çinli bir fındık yese, portakal satsak diye hesap kitap
yaparken onlar Türkiye’ye girdi..
Girdikleri
piyasaları da ele geçirdi..
Peki nasıl
başa çıkacağız..
Binlerce
kişinin işsiz kalmasına neden oldu bile..
Peki nasıl
başa çıkacağız. .
Çin ile dünya
başa çıkamıyor.. Dünyanın en pahalı enerjisini kullanan Türk sanayicisi
nasıl başa çıkar?
Bu kadar
yüksek vergiyle rekabet edebilir mi?
Edemez. ..
Eğer istihdam
diyorsak. .üretim diyorsak bunun yolu belli. .
Rekabet jçin
koşulların uygun hale getirilmesi şart..
Üretim
artmadan, işsizlik kabul edilebilir orana inmeden krizden çıkmamız çok zor..
Bunları
yapmazsak IMF programı da bir işe yaramaz..
Korkarım
krizde kalıcı olur..
Çinliler de..

HACI TEKKELERİ DE ÇİN'DEN!
Necati
DOĞRU
26 Ocak
2003
…
Davos'ta
Türkiye'ye hiçbir katkısı olmayacak ''mankenli- danslı-semazen dönmeli- Koç
Ailesi aşçılı, zeytinyağlı dolmalı gece düzenleyerek''
harcadıkları
birkaç yüz bin ya da birkaç milyon doları Türkiye ayakkabı sektörü ile
saraciye sektörüne sıfır faizli kredi olarak verselerdi, 70 bin Türk hacısı
bu yıl hacca Çin çantası ile değil, Türkiye' deki işçinin, ustanın,
atölyenin fabrikanın ürettiği T ürk çantalarıyla giderdi. Diyanet'in açtığı
ihalede en düşük fiyatı veren firma (19 milyon 500 bin lira) çantaları
Çin'den ithal etti. Türkiye' de yerli üretim yapan firmalar ise şartlarını
zorlayarak ancak 2 1 milyon lira fiyat verdi.
Arada 1 ,5
milyon lira fark!
İki baş
kereviz fiyatı!
1.5 milyon
lira yüzünden Türkiye' deki yerli üretim hacı çantası pazarını Çin'e
kaptırdı. Türkiye'de hacı çantası üretebilecek 12 civarında her biri 500 ile
1000 işçi çalıştıran büyük ölçekli fabrika, 2.500 tane orta ölçekli
imalathane ve Anadolu'nun ilçelerine kadar yayılmış ''yarı makine-yarı el
emeği çalışan'' 40 bin tane küçük ölçekli atölye bulunuyor.
Biliyor
musunuz?
Bu sektörde
kaç kişi çalışıyor? Tam 450 bin kişi...
450 bin
kişinin çalıştığı sektörde 70 bin hacıya çantayı Türk firmaları yapamadılar.
Biliyor
musunuz?
Hacı takkeleri
de Çin' den. Türk takkecileri Çin takkecileri ile fiyat rekabeti yapamadığı
için hacılara takke de Çin'den geliyor. Ve böyle bir ülkenin yöneticileri
uçak dolusu Davos'a gidip dolma yiyorlar.
Davos
gecesine...
Kaç yüz bin
dolar harcandı? Ya da kaç milyon dolar? Açıklayın!
Demokrasi
saydamlıktır.


Marjinal
fındık ezmesi
Kuruyemişçi bir
danışmanı vardı. Bazı bilmediği konuları bu kuruyemişçiye danışırdı.
Seçimlerden sonra , danışmak için görüştüklerinde biraz fındık getirmişti
danışmanı.
Ne olduysa ondan sonra oldu fındıklardan o gün biraz fazla kaçırmıştı.
Yerinde duramıyordu. “Tutmayın beni” deyip dünya turuna başladı. AB
ülkelerini bir solukta gezdi bitirdi. Soluğu Çin Seddi’nin doruklarında
aldı. Manzara güzeldi. Dağlar ovalar ve surlar hakkında bolca sorular sordu.
Fakat Doğu Türkistan Uygur Türkleri’ni hiç soramadı. Çin’de danışmanına
verdiği söz aklına geldi aldı eline fındık ezmesi dolu kâseyi. Çin Komünist
Partisi (Marjinal bir parti!) yönetimindeki devlet görevlilerine gösterdi.
“Bu fındık ezmesi çok güzeldir. Aynı zamanda bu fındık ezmesi tam sizin gibi
marjinaldir” dedi
Marjinallik olmasın, ev sahibinin gönlü incinmesin diye Çin’in zulmü altında
inleyen 30 milyon Doğu Türkistan Türkleri’nden hiç bahsetmedi. Ne de olsa
işin ucunda fındık ezmesi satışı vardı.
Doğu Türkistan’da Müslümanlar işkence altında idam ediliyormuş, Çin zulmü
altında eziliyormuş, hiçbir önemi yoktu.
Danışmanı böyle akıl vermişti marjinalleşmeden öğütülmüş fındık ezmesi gibi
yumuşak olmasını öğütlemişti.
“30 bin kişi Kıbrıs’ta yürüyorsa Kıbrıs bir yere doğru gidiyordur. Bunu
görmezden gelemeyiz” demişti. Çin’de 30 milyon Müslüman Uygur Türkü’nün
ezilmesini ise fındık ezmesi hatırına pek tabi ki görmezden gelebiliriz diye
düşünmüştü. Önemli olan ticaret hacminin artırılması.
Nasılsa her sene milyonlarca Çinli turist de geliyordu ülkemize(!)
Hâlâ bekleye dursunlar milyonlarca Çinli turist gelir diye; aklıma, yıllar
önce Çin’in Tienman Meydanı Olayları’ndan sonra çareyi ülkemize kadar
kaçmakta bulmuş Uygur Türkleri’nden bir kardeşim geldi. Adı bizde saklı
Urimçili kardeşim ah şimdi neredesin kim bilir? Hukuk mezunuydu. Urimçi’de
25 bin üniversite öğrencisi Türkün lideri olduğunu Tienman olaylarından
sonra yakalanırsa Çinliler tarafından asılacağını bu yüzden kaçtığını
anlatırdı. İkide bir cebinden ailesinin fotoğraflarını çıkartır hasret
giderirdi. Babasının yıllardır hapiste olduğunu söylerdi. Yapılan zulümleri
anlata anlata bitiremezdi.
İlk tanıştığımızda lideriniz kim diye sormuştum verdiği cevap ise “Liderimiz
Başbuğ Alpaslan Türkeş” demişti. Onun bu sözü , Ankara’ya ilk geldiğinin
gecesinde Başbuğ ile görüşerek ödüllendirilmişti.
Çok mutlu olmuştu Ankara’ya ilk geldiği gün Başbuğu görebildiği için.
Ah Urümçili kardeşim kim bilir neredesin ?
Belki sürgündesin? Belki de Çin zulmündesin.?
Sen ezilirken ben fındık ezmesi yiyemem. Ucuz diye Çin urbası giyemem.
Evet marjinal fındık ezmesi tombul, esir Türkler kalbimizde bir sızı sen
bilemezsin.
Türklerin Doğu Türkistan’da Çin zulmünden kurtulması için, Kıbrıs’ın
satılmaması için Kerkük Musul Türkmenleri’nin zarar görmemesi için, bütün
Türk illerinin özgürleşip bir olması için bizim uğraşımız.
Omuzunu Conilere yaslayıp rahatça ötebileceğini sanıyorsan aldanıyorsun.
Bazılarını şahin sanıp onlara karşı karga gibi şakıyabilirsin.
Fakat Bozkurtların ayak sesleri kulağına gelmeye başlar ise hiç durma sığın
Beyaz Saray’a.
Ne güzel biri birisinin fındık ezmesini pazarlıyor. Diğeri de ABD ile Kıbrıs
ve Irak konusunda pazarlığa giriyor. Sen kimsin görevin ne senin. İki
pazarlamacı oturmuş devleti yönettiklerini sanıyorlar.
Ve diyoruz ki kim Çin’e gidip de Doğu Türkistan’daki soydaşlarımızı
görmezden gelip tanımazlık taslıyorsa Türk Milliyetçileri de onu
tanımayacaktır. Ve kim Kıbrıs’ı pazarlıyorsa bizde onun ipini pazara
çıkartıyoruz.
ÇİN ERDOĞAN’A MÜTEŞEKKİR

26 Ocak
2003
Çin'e
yaptığı turistik gezi sırasında 30 milyon Doğu Türkistanlı'yı görmezden
gelen ve onları terörist ilan eden AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan' a Çin
basını teşekkür etti. Çin yönetimine yakın gazeteler Erdoğan ve ekibini överek,
Doğu Türkistan'ı tanımadıkları için müteşekkir olduklarını belirtti. Çin
basını ikili ilişkiler ve Türkiye'nin Doğu Türkistan' a karşı olduğunu
deklare etmesini manşetlere taşıdı.
Çin Halk
Cumhuriyeti'nin en büyük yayın organı Halkın Günlüğü gazetesi, Erdoğan'ın
dört gün süren turistik gezisiyle ilgili olarak şu değerlendirmelerde
bulundu: ''Türkiye'nin Uygurlarla ilgili duruşu alkışlandı.
Çin Başbakanı
Zhu Rongji,
Sincan Uygur
Otonom Bölgesinin Türk Hükümeti tarafından Çin'in ayrılmaz bir parçası
olarak tanınmasını alkışladı.'' Çin Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin
açıklamalarına yer veren Halkın Günlüğü Gazetesi'ne göre Erdoğan, Türk
Hükümeti'nin tek-Çin politikasının yanında olmaya ve Çin'in egemenlik ve
bütünlüğüne saygı duymaya devam edeceklerini bir kaç kez yeniledi.
Öte yandan
Doğu Türkistan' daki 30 milyon Müslüman Türk'ün yeni baskı ve zulümlerle
karşı karşıya olduğu öğrenildi. Özellikle turist Tayip’in Çin gezisi
sırasında Doğu Türkistan'ın Çinli Valisi'nin yayınladığı terör genelgesi ile
kızıl Çin yönetiminin bölgede terör estirdiği öne sürüldü.

NAZİF GÜRDOĞAN
Unutulan Doğu
Türkistan
Büyük
Türkistan Avrasya'nın olduğu kadar dünyanın da odak noktası. Çünkü
kültürlerin harman olduğu bu coğrafya, Rus, Çin ve Hint toplumlarının düğüm
noktası. Avrasya ekseninde İstanbul dışında Semerkant, Almatı ve Kaşgar
üçgeni kadar stratejik öneme sahip başka bir coğrafya yok. Bu yüzden,
Osmanlı toprakları gibi Turan ülkesi de yapay sınırlarla bölündü.
Haritalarda Büyük Türkistan'ın
yerinde Doğu Türkistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan,
Tacikistan ve Kuzey Afganistan olmak üzere yedi ülke görülür. Ancak Doğu
Türkistan, 1949'da kurulan Çin Halk Cumhuriyeti tarafından işgal edildi.
Doğu Türkistan'daki bugünkü "Sinkiang Uygur Özerk Yönetim"i işgalden altı
yıl sonra kuruldu.
Çin yönetimi, Doğu Türkistan'da
bağımsızlık için direnen, özgürlükçü güçlerin Türkiye'den desteklendiğine
inanıyor. Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin 1988 yılı başında Türkiye'yi ziyaret
ettiğinde dönemin Başbakan Yardımcısı Ecevit'le görüşmesinde, iki ülke
arasındaki ilişkilerin, Türkiye'deki Doğu Türkistanlılar'ın Çin karşıtı
çalışmalarından zarar görebileceği uyarısında bulundu.
Geçen hafta Türkiye'ye gelen Çin
Başbakanı Zhu Rongji, hükümet partilerinin başkanlarından Doğu Türkistan'la
hiçbir şekilde ilgilenmeme konusunda tekrar güvence aldı. Koalisyon
hükümetinin Çeçenistan ve Doğu Türkistan gibi bir sorunu yok. Onlar İsrail,
Rusya ve Çin'le çok iyi ilişkiler içindeler, bütün dertleri, işleyemeyen
demokrasiyi eleştiren Avrupa ülkeleri.
Türkiye masa tenisi diplomasisiyle
başlayan gelişmeler sonucu, Batı ülkeleriyle birlikte 1970 yılında Çin'i
tanıdı. Çin'le Türkiye'nin diplomatik bağları çok yeni olsa da, üçbin yıllık
bir tarihi geçmişi var. Uzaydan görülen tek insan yapısı olarak bilinen
binlerce kilometrelik "Çin Seddi"nin Türkler'e karşı yapıldığı söylenir.
Geçmişte Çinliler'e kendilerini
savunmak için büyük duvarlar yaptıran Türkler, şimdi Doğu Türkistan'daki
Uygurlar'ın temel hak ve özgürlüklerini gündeme getirmekten korkar hale
geldi. Asya'nın kalbindeki Anadolu'nun sorunlarını uluslararası platformlara
taşıyamayan bir Türkiye'nin, Avrupa'daki Türkler'in kültürel haklarını
savunması beklenebilir mi?
Avrupa Birliği'ne karşı dayatmacı
güçler, Türkiye'nin Almanya ya da İngiltere'ye değil, onların Türkiye'ye
benzemesini istiyor. Bunun için de, Batı dünyasından daha çok Çin'in başını
çektiği "Şangay Beşlisi"yle işbirliği peşindeler. Dayatmacı odakların Çin'in
duvar örme bilgi ve tecrübesine ihtiyaçları var. Onlar da, Türkiye ile
Avrupa arasına aşılmaz duvarlar yükseltme gayretindeler.
Asya ile Avrupa'yı yakından tanıyan
Mehmet Öğütçü, "Geleceğimiz Asya'da mı?" isimli kitabında Avrasya ekseninde
Türkiye'nin önüne çıkan tehdit ve fırsatları ele alıyor. Avrasya'nın
yükselen yıldızı Türkiye'dir.
Türkiye'nin gücü, Asya'nın en
Batı'sı, Avrupa'nın da en Doğu'su olmasında gizli. Türkiye Türk
Cumhuriyetleri'ni Avrupa'ya, Avrupa'yı da bütünüyle çekildiği Asya'ya açacak
köprü ülke. Türkiye'nin Avrupa'daki ağırlığı da kendinden değil, temsil
ettiği Türk Cumhuriyetleri'nden kaynaklanıyor. Doğu Türkistan'ın ise, ayrı
bir yeri ve önemi var. Çünkü "Uygur Özerk Bölgesi", geleceğin süpergücü
Çin'in içinde, ama ondan ayrı bir güç odağıdır.
Taşkent'ten Semerkant'a giderken,
Doğu Türkistan'ı diğer Türk Cumhuriyetlerinden Tienşan dağlarının ayırdığı
görülür. Bir yanda Kaşgar bir yanda Semerkant vardır. Doğu Türkistan zengin
petrol ve doğalgaz kaynaklarıyla yalnızca Çin'in değil bütün Asya'nın
California'sı. Bunun için Çin ve Doğu Türkistan arasındaki çatışma 1757'den
beri devam ediyor. Sultan Abdülhamit 1866'da kurulan bağımsız devlete el
uzattı ve onları yalnız bırakmadı.
Doğu Türkistan Anadolu, Anadolu Doğu
Türkistan'dır.
Asya'nın Avrupa'ya yürüyüşü Doğu
Türkistan'dan başlar.
ngurdogan@yenisafak.com
DOĞU
TÜRKİSTAN’IN GULCA ŞEHRİNDE
“UYGUR DEMOKRATİK PARTİSİ”
ADINDA DUVAR GAZETESİ YAPIŞTIRILDI
Vatan içinde Çin hakimiyeti ne karşı özgürlük mücadelesini
sürdürmekte olan “UYGUR DEMOKRATİK PARTİSİ”NİN Enformasyon
Merkezimize bildirdiğine göre, 01.01.2003 günü Gulca şehrinde (UDP) adında
duvar gazeteleri yapıştırıldı.
“UYGUR DEMOKRATİK PARTİSİ”nin mezkur duvar gazetesinde Çin
hakimiyeti altındaki Uygur halkının millî ve dinî varlığını yok etme
maksadına yönelik zulûm ve baskı siyasetini sert şekilde ifşa ederek
kınamakla beraber Doğu Türkistan’daki yerli her bölge halkını hangi görüş
ve ideolojiye sahip olmasına bakmaksızın ve hangi tabakaya mensup olmasına
bakmaksızın kendi aralarında iç barış, Çin müstemlekecilerini Doğu
Türkistan dan kovmak Doğu Türkistan’ın tam bağımsızlığını ele geçirme
mücadelesine aktif olarak katılmaya çağırmıştır.
Duvar gazetesi yapıştırıldıktan sonra aradan çok
geçmeden Çin polis daireleri Gulca şehrinde sert araştırmalara başladı.
Gece-gündüz polis araçlarının siren sesleri aralıksız olarak duyuldu. Bu
seferki hareketten Çin hükûmeti oldukça şaşkınlığa uğramış olup, uzun
zamandan beri sessizlik içinde olan Gulca’nın durumundan oldukça endişeye
düşmüştür. Bu sebeple Çin hükûmeti içeri kısımlarda ciddi toplantılar yapıp,
bu seferki duvar gazetesi yapıştırma olayını kesinlikle açıklığa
kavuşturmak için bundan sonraki varlığını muhafaza etmeyi polis dairelerine
bildirmiştir. Hem de önümüzdeki gelmekte olan Çinlilerin bahar bayramı
döneminde varlığını kesin olarak muhafaza etmeyi pekiştirmiştir. Çünkü bu
seferki Çinlilerin bahar bayramı döneminde İli inkılabının yıldönümü olan 5
Şubat gününe denk gelecektir. Bu nedenle Çin makamları bu seferki bahar
bayramında her hangi bir hareketin meydana gelmesinden endişe duymaktadır.
Bunun üzerine yeni yılın girişi ile Gulca şehrinde duvar gazetesini
yapıştırma olayının meydana gelmesi önümüzdeki 5 şubat olayının 6.yılı ile
münasebetinin olması nedeni ile endişe vericidir. Çinliler bu seferki duvar
gazetesi yapıştırma olayından şiddetli şekilde şaşkınlığa uğradığı sebebi
ile resmî dairelerin bahar bayramı döneminde teyakkuzda durma emrini
vurgulamıştır.
Uygurca dan Çeviren ; Mehmet Emin Batur
DOĞU
TÜRKİSTAN ENFORMASYON MERKEZİNİN HABERİ
http://www.uygur.org/kivilcim/arsiv/sayi/53/index.html

ÇİN
MALI KORKUTUNCA KALEMLER DAMGALANDI
Çin’den gelen taklit ürünlerle baş edemeyen
Adel çareyi kalemlerine hologram koydurmakta buldu. Adel kurşun kalemi
damgalayan ilk şirket unvanını aldı. Çin taklit kalemleri, Adel'e dünyada
olmayanı yaptırdı. Son üç
yıldır Çin
başta olmak üzere Uzakdoğu'dan gelen kırtasiye ürünleri ile başa çıkamayan
şirket, çareyi kurşun kalemlerine hologram taktırmakta buldu. Böylece
piyasaya dağılan Adel markalı ucuz ve kalitesiz ürünlerin şirketin imajını
zedelemesinin önüne geçilecek. Yılda 187 milyon 200 bin adet kalem üreten
Adel'in Genel Müdürü Taner Dursun'un taklit ürünlerle ilgili yaptığı tespit
dudakları uçuklatacak düzeyde. Dursun, ''O kadar iyi taklit etmişler ki,
sadece markayı değil, kalemin üzerine koyduğumuz yıldızları Türkiye yazısını
ve ortağı Johan Faber’in ismini de unutmamışlar. Çin’de bir fuara gittim,
kendi ürünümüz için pazarlık ettim. Beşte bir fiyatına ürünü satmaya
kalktılar.'' diyor.
FİYAT FARKI
BİRE BEŞ
Dursun, üç yıldır neredeyse işi gücü bırakmış taklit ürünlerle savaşıyor.
Polisiye tedbirler aldırmış, Tahtakale'de birçok depoya baskın yaptırmış.
Sadece Türkiye'de değil Çin'de de birçok girişimde bulunmuş. Büyükelçiliğe
yazılar yazılmış. Ancak, el konan ürünler, toplamın yüzde 3-5'ini geçememiş.
Dursun, ''Son 3 yılda Türkiye'ye giren kalem miktarı 1.8 milyon gross. Bu da
255 milyon adet kalem eder. 50-100 bin dolara gidip mal alıyorlar .Çin
menşeli kurşun kaleme yüzde 2. 7'lik gümrük vergisi var. Bu kadar küçük bir
oran ki caydırıcı etkisi yok. Ama onu bile ödememek için dalavere
çeviriyorlar. Bu ürünlerle bizim ürünlerimiz arasındaki fiyat farkı bire
beş'' diye konuşuyor .
Türkiye'nin
genç nüfusu dünya kalem üreticilerinin de iştahını kabartıyor. Okul
çağındaki öğrenci sayısı 16 milyon. Bu rakam birçok Avrupa ülkesinin toplam
nüfusundan daha fazla. Kırtasiye ve özellikle de kalem, bu nüfus için temel
ihtiyaç maddesi. Gıda gibi ne olursa olsun tüketiliyor.
ÇİN DOĞU
TÜRKİSTAN’DA GENEL TUTUKLAMA BAŞLATTI
Gulca’da Geniş Çaplı Tutuklama Başladı
1997 yılı 2.
ayın 5. günü Gulca’da meydana gelen İli inkılâbının 6. yılının gelmesiyle
kudurmuş Çin hükûmeti Gulca bölgesi çapında geniş çaplı tutuklama başlattı. Bu
sene 1. ayın 3. gününden 2. ayın 4. gününe kadar vatanımızın Gulca şehrinde 250
günahsız Uygur genci şüpheli diyerek her türlü suçlamalarla Çin polisleri
tarafından göz altına aldı.
5 Şubat
olayının yaklaşmasıyla kuduran Çin hükûmeti Gulca bölgesi çapında olağanüstü hal
ilan edip, bütün sokaklarda Çin silâhlı birlikleri ve toplum güvenliği
polisleri, devlet güvenlik dairesinin elemanlarıyla birlikte sokak
nezaretçiliğini başlamıştır. Hem de geceleri mahallelerde günahsız gençleri
tutuklama olayları hızlanmıştır. Çin hükûmeti bu seferki 5 Şubat olayının 6.
yılına rastladığı sıralarda, Gulca bölgesinde saldırgan Çinlilere karşı
hareketlerinin ortaya çıkmasından çok sıkı şekilde tedirgin olup, bütün Gulca
bölgesinde her bir kişinin kendi işyerinde sıkı durmasının gerekliliğini yasa
koruyucularının Çiğan süresince önce ve sonra toplumsal toplantılara mümkün
olduğu kadar gitmemesini, gitmesi halinde silâhsız gitmesini televizyonda özel
olarak izah etmiştir. Hem de Gulca bölgesinde olağan üstü hal yürütülmüştür. Bu
seferki tutuklamalarda 1997 yılı 5 Şubat olayına katılan ve de buna iştirak
ettiği tespit edilen bütün Uygur genci şartsız olarak tutuklamıştır. Bu seferki
tutuklama hareketi devam etmektedir.
Çinlilerin
Çağan’ın da Çinlilere bayram, Uygurlara matem olmuş olup, İslâm dünyasındaki,
cümleden Doğu Türkistan’daki Uygur Müslümanlarının Kurban Bayramı Çin’in zulmü
sindirmesi altında karşılama öncesindedir. Gulca’da meydana gelen 5 Şubat
inkılabından beri hunhar Çin hükûmeti İli bölgesinde toplam 1500 defa
büyük-küçük yargılama toplantıları tertip etmiş olup, 60 binden fazla Uygur’a
ceza verildi. Bunların içinde 51 bin uygur “siyasî suçlu” iftirasıyla
tutuklandı. İbrahim İsmail, Abdulhalil Abdülmecit Ablimit olmak üzere 8000 den
fazla Uygur açık ve gizli şekillerde öldürüldü. 11 binden fazla kardeşimiz
süresiz hapis cezasına çarptırıldı. 14 binden fazla kardeşimiz 10 yıl ila 20 yıl
arası müddetli, 10 binden fazla kardeşimiz 1 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasına
çarptırıldı. Sınırları aşan Çin saldırganları Uygurların kanını içmektedir.
Hapishanelerde Uygurlara insanlıktan çıkan faşist usullerle içkence yapmaktadır.
1997 yılı 5, 6, 7 Şubat günleri Gulca şehrinde 400 den fazla Uygur’u tutuklamış
olup, onların içinde kadın ve erkeklerde vardı. Yüz küsur Uygur’u bir büyük
salonda hapsedip, giysilerini çıkartıp çırılçıplak hale getirip, üzerlerine
soğuk su sıkarak, şiddetli soğukta vahşice işkence etmişlerdir. Şehir
meydanlarında onlarca erkek ve kızlardan oluşan gençler şehit edilmişlerdir.
Dünyada Uygurlar kadar ağır zulüm ve katliamlara uğrayan bir millet daha olmasa
gerek. Bizler Çin zalimlerine karşı olan şiddetli düşmanca bakışımızı
güçlendirip, ortak hedef için dayanışma içine girip, saldırgan Çin hükûmeti ve
ahalisine ölümcül darbeler vurup, onları kovup atıp, vatanımızı, halkımızı
zulümden kurtarıp, özgürlük ve bağımsızlık için canımızı ortaya koyarak mücadele
etmekten başka çare kalmadı. Bir vilayette 8000 kardeşimizi vahşice işkence ve
öldüren kan içici zalimlerden intikam almazsak ve bu afetleri temizlemezsek
olmaz oldu. 04.02.2003
Doğu Türkistan
Enformasyon Merkezi
Uygurca’dan
tercüme eden: Mehmet Emin Batur
KAŞGAR’DA YÜZ’E YAKIN UYGUR
TUTUKLANDI
Kaşgar
vilayetinin batı tarafına, Kurum dağı’nın eteğinde yer alan Taşmilik köyünde yer
altı partizanlık alanı Çin polisleri tarafında tespit edilmiştir. Bu yer altı
mağaralarında granit ve bazı silâhlar bulunmuştur. Bu mağara yer altı yolu
kanalı ile çiftçilerin evlerine ulaştırılmış durumdaymış.Çin polis daireleri bu
partizanların liderini bulamamış ve de bu işi bahane ederek sadece Taşmilik
köyünden yüze yakın suçsuz Uygur’u şüphe ile tutuklamıştır. Tutuklama
hareketleri şimdide devam etmektedir. Şimdi Kaşgar şehrinde de vaziyet çok ciddi
olup, Çin hükûmeti önceleri hapiste yatıp, ceza süresi dolup salıverilen
Uygurların hepsini tekrar yakalayıp hapse atmışlardır. Son 10 küsur yıl zarfında
kan içici Çin hükûmeti Kaşgar’da Uygurlara son derece ağır millî zulüm ve
zorlukları uygulayıp, Uygur halkına bir gün dahi huzur vermemiştir. Her gün
akşamları kuduz köpekler gibi Çinli polislerini sokaklara salıp özel olarak
Uygurların kimliğini kontrol ederek kendisini ifade edemeyenleri ve de kimliğini
yanında taşımayanları, köyden yeni gelenleri hiç fazla araştırmadan sadece Uygur
oldukları için sebepsiz tutuklayıp hapse atmışlardır. Az denildiğinde 200 Yuen
(25$) ceza olarak serbest bıraktılar. Parası olmayan çiftçi kardeşlerimiz hiçbir
suçları olmadığı halde haftalarca hatta aylarca hapiste yatmaya mecbur oldu.
Geceleri böyle tutuklamaya uğrayanlar içinde Uygur hakimler, hükûmet hadimleri,
televizyon istasyonlarının çalışanları olmak üzere bunlar sadece Uygur oldukları
için böyle bedel ödemeye mecbur olmaktadırlar. Kaşgar’da yakın yıllardan beri
saldırganların işbirlikçisi olan kukla köy memurları, aile komitesinin memurları
Çin polisleriyle dayanışma içine girip, Uygurların evlerini ani sebepsiz
aramalara tabii tutup karı-kocayı da geceleri rahat bırakmayan, uyumalarına dahi
izin verilmeyen ahlaksızca ve vahşice hareketler devam etmektedir. Köylere
komünist Çin hükûmetinin kukla memurlarını gönderdi. O memurlar utanmadan Uygur
çiftçilerin evlerinde yatıp kalkarak geceleri Uygurların plandan dışarı çocuk
sahibi olmalarına nezaretçilik yaptılar. Gündüzleri ise tarlada, ırmakta, yol
kanarlarında Uygurların çiftçilik ve mevcut bütün faaliyetlerini gözlem altına
aldı. Dünyada böylesine ahlaksızlık, vahşilik sınırı aşan zulüm ve zorluk Doğu
Türkistan’dan başka yerlerde olmasa gerek.
Uygurlar yasa
dışı hiçbir münasebetsizlik yapmamış, hiçbir suç işlememiştir. Çin hükûmetinin
millî zulüm siyaseti, daha açık bir ifade ile Uygurları katliama uğratarak
bitirme politikası Uygurlara olan kindarlık hissiyatlarına dayanarak Uygurları
istediği gibi hapislere attı. Hapishanelerde insanca muamele yapılmadı. Karşılık
verseler yada kendisinin suçsuz olduğunu polislere söylese, faşist polislerin
hakaret, dayak ve vahşi işkencelerine uğradı. Siya si,millî, dinî sebeplerle
hapse atılan kardeşlerimiz dünyada normal insanların tasavvur edemeyecekleri
faşist usullerle işkencelere uğradı. Doğu Türkistan sanki üstü açık hapishaneye
benzemiş olup, Uygurların fikir beyan etmesi, hakkaniyet üzerine konuşması, yada
zulme karşı koymaları “millî bölücü”, “yasa dışı dinî unsur”
suçlamalarıyla karalanarak ağır cezalara çarptırıldı.
Bıçak
kemiğe dayandı!
Uygur
halkı ortaya canını koyup mücadele ederek saldırgan düşmanları kovarak kendi
bağımsızlığı ve özgürlüğünü kazanmadıkça, bu zulümden kurtulmanın mümkün
olmadığını anladı. Kaşgar Taşmilik köyündeki çiftçilerin bin bir çarelerle
silâh hazırlayıp saldırganları vatanımızdan kovmak yolunda giriştikleri
hareketler bunun delilidir. Millîyetçi Uygur, düşmanı olan Çinliler geçen yılın
başlarından itibaren vatanımızda “ideoloji sahasındaki millî bölücülüğe karşı
durma” adındaki Uygurları yok etme politikasının rüzgarını ortaya çıkartıp,
Uygur aydınlarını hedef alan darbe vurma, tutuklama, sindirme eylemleri yürüttü.
Buna karşı Taşmilik köyündeki 25 yaşındaki Obul Tahir geçen yıl 7. ayın 18. günü “Çin hükûmeti ideoloji sahasındaki terörizmi durdursun.” diyerek slogan
attığı için derhal Çin makamları tarafından tutuklanmıştır.
Doğu Türkistan
Enformasyon Merkezi
Uygurca’dan tercüme eden: Mehmet Emin Batur
-ERDOĞAN:
TEK ÇİN ANLAYIŞINI DESTEKLİYORUZ.
ÇİN`İN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ KONUSUNDA
TÜRKİYE`NİN
HERHANGİ BİR TEREDDÜDÜ YOK, SAYGISI VAR``
AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye ile Çin arasında
herhangi bir siyasi sorunun söz konusu olmadığını belirterek, ``Türkiye olarak,mevcut bir politikamız var: Tek Çin
anlayışını destekliyoruz. Çin`in toprak bütünlüğü konusunda Türkiye`nin herhangi
bir tereddütü yok, saygısı var`` dedi.
Erdoğan ve Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı Zhu Rongji, parlamento binasında
gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. AK
Parti Genel Başkanı Erdoğan, konuşmasına, Zhu Rongji`ye Türk heyeti adına
teşekkür ederek başladı.
Bu ziyaretin kendisi için çok anlamlı olduğunu ifade eden Erdoğan,kendisinin
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Başbakan Zhu Rongji`nin Şanghay Belediye
Başkanı olduğu 1998 yılında, iki şehrin ``kardeş şehir`` olduğunu, o dönemde
Şanghay`a yapacağı ziyaretin, elde olmayan nedenlerle gerçekleşemediğini
anlattı. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
``Şimdi ise 3 Kasım seçimlerinin sonucunda TBMM parlamentosunda yüzde 66
temsil yetkisini almış bir partinin genel başkanı olarak, bakanlar,
milletvekili, işadamları ve basınla bugün Çin`deyiz. Sürekli yükselen bir
ekonomik trende sahip olan Türkiye-Çin arasındaki ilişkileri daha da ilerletme
kararlılığında olan bir dönemde Çin ziyaretini gerçekleştiriyoruz. İkili ticaret
hacmimiz şu anda yaklaşık her ne kadar 1 milyar 400 milyon dolar civarındaysa da
geleceğe dönük umutlarımız fazla. Bu ticaret hacmi, Türkiye`nin aleyhinde
görünüyor. Ancak Çin`in Türkiye`deki yatırımlara dönük, Türkiye ile olan bu
ticari alışverişin artırılmasına yönelik adımları takdire şayandır. Müşterek
yatırımlara girme konusundaki ilişkiler bizleri gerçekten memnun ediyor.``
``SİYASİ SORUN YOK``
Türkiye ile Çin arasında herhangi bir siyasi sorunun söz konusu olmadığını
belirten Erdoğan,
``Türkiye olarak, mevcut bir politikamız var: Tek Çin anlayışını
destekliyoruz. Çin`in toprak bütünlüğü konusunda Türkiye`nin herhangi bir
tereddüdü yok, saygısı var``dedi.
Erdoğan, terörün her türüne karşı olduklarını çeşitli kereler
açıkladıklarını, terörün dini, milleti, ırkı olamayacağını, teröre karşı ortak
bir mücadele platformunun oluşturulması gereğini her zaman dile getirdiklerini
söyledi. Erdoğan, ``Bu Türkiye`de ne ise, Çin`de, ABD ve bir başka ülkede de
odur`` dedi.
Türk-Çin İş Konseyi olarak bir araya geldiklerini, işadamları, sivil toplum
örgütlerinin görüşmeler yaptıklarını anımsatan Erdoğan, bu görüşmelerin, gezi
boyunca devam edeceğini kaydetti. Erdoğan, bakanların, görüşmelerini karşılıklı
olarak gerçekleştirdiklerini belirterek, bakanların ilgi alanlarına yönelik
adımlar da atacağını söyledi.
Çin ile atılacak bu adımlara çok önem verdiklerini vurgulayan Erdoğan,
özelikle Çin`in, yabancı sermayeyi ülkesine çekmedeki başarısını takdirle
izlediklerini ifade etti. Erdoğan, ``Türkiye olarak bizler de böyle bir adımı
gerçekleştirmenin gayreti içerisindeyiz`` diye konuştu.
ÇİN BAŞBAKANI`NIN SÖZLERİ
Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı Zhu Rongji de Çin ve Türkiye arasında hiçbir
siyasi sorunun bulunmadığını, çözülemeyen bir şey bulunmadığını kaydederek, Çin
ve Türkiye ilişkilerinin çok iyi olduğunu söyledi.
Rongji, Erdoğan`ın ziyaretinin, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha ileri
gitmesine büyük katkıda bulunacağını ifade etti.
İKİ ÜLKE ARASINDAKİ UZUN-KISA VADELİ PROJELER-
"Doğu Türkistan`ın çabalarına destek vermemenizden dolayı teşekkür
ediyorum"
Türkiye ve Çin arasında kısa ve uzun vadeli ne gibi somut projeler bulunduğu yolundaki soruya karşılık Erdoğan, Kars-Tiflis demiryolunun yapımı işinin bunlardan birisi olduğunu belirterek, demir-çelik konusunda da adımlar atmak istediklerini söyledi. Çin Başbakanı Zhu Rongji ise iki ülke arasındaki işbirliği konuları üzerinde durduklarını belirterek, Çin tarafı olarak Türk işadamlarının 2008 Pekin Olimpiyatları dahil diğer alanlarda da işbirliği yapabileceklerini ifade etti. Çin tarafının Erdoğan`ı ziyaretine çok büyük önem verdiğini ve bu gezinin iyi sonuçlanmasını dilediklerini kaydeden Zhu Rongji, Erdoğan`a ziyaretinden dolayı teşekkür etti. Çin Başbakanı Zhu Rongji,iki ülke arasında siyasi sorun bulunmadığını ifade ederek ``Doğu Türkistan`ın çabalarına destek vermemenizden dolayı teşekkür ediyorum`` dedi.
Recep Tayyip Erdoğan, Çin`den Türkiye`ye daha fazla turist gelmesini beklediklerini dile getirirken, geçen yıl Türkiye`yi ziyaretettiğini ve Boğaz`da çok duygulandığını ifade eden Zhu Rongji, o sırada yazdığı şiirin iki mısrasını okudu. Rongji`nin ``Boğaziçi Asya ile Avrupa`yı ayırıyor, Doğu ile Batı kültürünü kaynaştırıyor`` mısralarını okuması üzerine Erdoğan, ``Hepsi gelecek şair olacak`` diye espri yaptı.
İNSAN HAKLARINI İZLEME ÖRGÜTÜ`NÜN
RAPORU: "ÇİN,
2002`DE BASKICIYDI"
14.01.2003
Çin Komünist Partisi (ÇKP) 16. Ulusal Kongresi bahanesiyle baskıcı
politikalar uyguladığı ileri sürüldü. İnsan Haklarını İzleme Örgütü (Human
Rights Watch) tarafından hazırlanan raporda, genç yöneticilerin işbaşına geldiği
16. Ulusal Kongre hazırlıklarının, insan hakları uygulamalarını
``renklendirdiği`` savunuldu.
558 sayfalık raporun Çin ile ilgili bölümünde, Çin`in, halkla ilişkiler
oyununu daha iyi oynamaya başladığı ve ne zaman yumuşak ne zaman da sert
davranılacağını dikkatlice hesapladığı kaydedildi. Raporun Çin`e ayrılan 7
sayfalık kısmında, Çin`in terörle mücadelede Doğu Türkistan`daki Müslümanlarına
yönelik kısıtlamaları derinleştirmede avantaj elde ettiği ileri sürüldü.
Raporda, bölgedeki,son ``Sert Yumruk`` kampanyasında binlerce kişinin
tutuklandığı iddia edildi. Raporda, Çin hükümetinin Müslümanların evlenme ve adetlerine yönelik gözetimleri artırdığı, Uygur dili ve kültürünü engellediği ve Müslüman din adamları için siyasi eğitim kursları düzenlediği öne sürüldü.
Çin`de, serbest bilgi akışının engellendiği ileri sürülen raporda,internet
haberleşmesini denetlemek için yeni bir sistem kurulduğu kaydedildi. Raporda,
yazılı basına yönelik kısıtlamaların arttığı ve yolsuzluk gibi hassas konulara
değinen gazetelerin hedef alındığı iddia edildi.
Raporda, 1999`da faaliyetleri yasaklanan Falungong tarikatına yönelik
engellemenin devam ettiği belirtilirken, Tibet`in sürgündeki dini lideri Dalay
Lama`nın Çin`e özel ziyarette bulunmasına izin verilmesi ve 7 Tibetli tutuklunun serbest bırakılmasının, ``Çin-Tibet ilişkilerinde yeni bir sayfa açtığı`` değerlendirmesi yapıldı.
Pekin yönetiminin, hukuk sisteminde reform ve profesyonelleşme sürecini
sürdürdüğüne işaret edilen raporda, Çin`in, hukukçulara insan hakları eğitimi
verilmesi için Birleşmiş Milletler ile işbirliği yaptığı ifade edildi.

Kızılhaç Kaşgar’da, ya Kızılay?
ÖMER LÜTFİ METE
27 Şubat 2003
Kaşgar’da
bir deprem oldu. Resmi rakamlara göre 260 ölü, 2 bin kadar yaralı var.
Ayrıca 9 bin civarında bina yıkıldı, bin kadar da derslik zarar gördü.
Dünyanın çeşitli yerlerinden oraya gönderilen
yardımlar yolda.
Biz duymamış gibiyiz. Ne hükümet, ne Kızılay, ne
medya, ne Akut ilgileniyor.
Öyle ya, Kaşgar da neresi?!
Üniversitelerimizde yoklama yapsanız yüzde doksan
dokuzu Kaşgar’ı bilmez! Adından bir şeyler hatırlayan çıksa o da nerede
olduğundan habersizdir.
Daha kahredici ve aynı zamanda gülünç mukayeseler
yapmamız da zor değil:
Türkçülüğü kimselere bırakmayan okullu “Deliyürek”lerin
arasında da bir yoklamaya girişseniz Kaşgar’ı bilenlerin oranı yüzde onu
geçerse, -askerlik hariç hiç kesmediğim- bıyıklarımı yolarım!
Pek çok allamemiz dahi Kaşgar’ı Kaçkar ile
karıştırabilir.
Eh yakışır nasılsa; biri Doğu Karadeniz’de, öbürü Doğu
Türkistan’da!
Kaşgar’lı Mahmut ve “Divan-Lügat-it Türk” üniversiteye
kapağı atmış her gencin önüne mutlaka gelmiştir. Madagaskar adasının
yüzölçümünü gibi bunu da ders diye görür ve unutur.
Devşirilmeye hazır toplum
Kimliği ve benliği ile dalaşan bir eğitim çar kından
da başkası beklenmez.
“Ben kimim, nasıl bir adamım, nere den geliyorum,
nereye gidiyorum, nereye gitmeliyim?” sorularına ortak —veya en azın dan
yakın- cevaplar bulamayan, kısacası daha ulus olamayan bir toplumun eğitim
çarkı tabii ki hiçbir meselede “duyarlılık” geliştiremeyeceği gibi
akrabalık bağına da anlamlı bir değer yükle yemez.
Trafik dersi verilir ama terbiyesi kazandırılamaz.
Vergi nutukları atılır, vecizeleri ile duvarlar süslenir ama işin ahlakı
geliştirilemez.
Yakın ve uzak tarihten destanlar haykırılır ama
geçmişe yönelik anlamlı, verimli, üretken bir ilgi oluşturulamaz.
Elin oğlu, yakın mazisinde “üstün ırk” saf satası ve
“Nazizm” vahşeti gibi ağır sabıkalar var iken, “Soğuk Savaş” biter bitmez
Rusya’daki “Alman”larını hemen devşirir. (Bugün Almanya’da pek çök “Batı
Alman”ın Alman bile saymadığı bir sürü Sovyet vatandaş var.)
Uluslaşmış toplumlar, değil insanlarına köpeklerine
bile -dünya neresinde olursa olsunlar- sahip çıkarlar.
Biz ise devşirilmeye aday nesiller üretiriz.
Kabileler yığını mıyız?
O yüzden Kaşgar, kök merkezlerimizden biri olmasına
rağmen neredeyse tamamen anlamsız bir yer gibi durur.
Neresi bu Kaşgar? Tarihi İpek Yolu ve Doğu Türkistan
-Çin tarafından dayatılan isimle Xinjiang’ın- önemli merkezlerden biri...
Yaklaşık 360 bin nüfuslu Kaşgar, 1949’dan sonraki en
büyük depremin acıları ile boğuşu yor. Bilgileri de maalesef Batı
medyasından ala biliyoruz. Kaşgar insanı acil battaniye ve yiyecek bekliyor.
Dünyanın dört bir yanından yardıma koşanlar var. Kızıl haç kadim Türk ili
Kaşkar’da.
Depremin üzerinden üç gün geçmesine rağmen bizde
kıpırtı yok. Kuzey Irak günlük 50 mil yon dolar masrafı olduğu yolunda uçuk
yakıştırmalara konu edilen Kızılay henüz Kaşgar’a üç battaniye ile beş
tencere yollamayı düşünmüş değil.
Hükümetim henüz bir taziye bile yok. Belli ki, AKP’de,
en az MHP’li iktidar kadar Doğu Türkistan toplumuna “ırak” ve Çin’e
yakın durmaya özen gösteriyor.
Böyle iken yine de kendi kendimize hala büyük millet
edebiyatı yapacağız...
Birbirinden kopuk dörtyüz-beşyüz kola ayrılmış 200
milyonluk bir aşiretten farkımız ne?
PİYASALAR, ÇİN
MALLARININ İSTİLASINA UĞRADI
23.02.2003

ATO`NUN YAPTIĞI ARAŞTIRMAYA GÖRE, 25 SEKTÖRDE
AĞIRLIKLI OLARAK ÇİN MALLARI HAKİM
CEP TELEFONLARININ AKSESUARLARININ YÜZDE 80`İ,
ELEKTRONİK CİHAZLARIN YÜZDE 50`Sİ,
SARACİYE İTHAL ÜRÜNLERİNİN YÜZDE 100`Ü ÇİN MALI
TÜRK FİRMALARI ÜRETİM MALİYETLERİNİ DÜŞÜRMEK İÇİN
ÇİN`DE FASON İMALAT YAPTIRARAK İÇ PİYASAYA SATIŞ
YAPIYOR
ATO BAŞKANI AYGÜN:
``TÜRK LİMANLARINA YANAŞAN ÇİN MALLARIYLA DOLU HER
BİR GEMİ TÜRKİYE`DE BİR FABRİKA KAPATMAKTADIR``
Türkiye`de 25 sektörün Çin mallarının istilası
altında olduğu bildirildi. Ankara Ticaret Odası (ATO) ``Çin Malları Piyasa
Araştırması``
başlığı ile bir araştırma yaptı. Araştırma, Çin`in
uyguladığı mal ve marka taklitçiliğinin hat safhaya ulaşması nedeniyle,
maliyetleri düşürmeye çalışan Türk firmalarının bile Çin`de fason imalat
yaptırdıklarını ortaya koydu.
Çin mallarının Türkiye`ye girişinin ``kilitler``
ile başladığı, halen iğneden ipliğe her alanda Çin mallarının vitrinlerde ve
tezgahlarda yer alarak yerli
sanayiyi tehdit ettiği kaydedildi. Araştırmada Çin
mallarının Türkiye`de rağbet görmesinde, ucuz olmalarının yanı sıra, aynı
malın Türkiye`deki üretim maliyetlerinin pahalı olmasının rol oynadığı
belirtildi. Araştırmada, bisikletten, seramiğe, hacı çantasından, elektronik
eşyaya kadar birçok alanda Türk mallarının yerini Çin ürünlerinin aldığına
dikkat çekildi. Araştırmaya göre Çin malları, Türkiye`deki belli başlı 25
sektörü şu oranlarda etkiledi.
-Oyuncak sektörü:
Sektördeki payı yüzde 80.
-İnşaat malzemeleri sektörü:
Vanaların yüzde 25`i Çin malı.
-Hırdavatçılar:
Çin`de fason imalat yapılıyor. Çin mallarının oranı yüzde 25.
-Marangoz el aletleri:
Pazar payı yüzde 15.
-Kimyevi madde, boya ve yan sanayi: Sektördeki payı yüzde 10.
-Halı-Mobilya:
Çin halısı ithal ediliyor. Çin malının piyasa payı yüzde 15.
-Elektrikli cihaz ve malzeme:
Marka sahteciliği çok yüksek. Sektörün yüzde 20-25`i Çin malı.
-Fotoğraf malzemeleri:
Sektörün yüzde 25-30`u Çin malı.
-Motorlu taşıt ve yedek parça:
Sektördeki payı yüzde 2.
-Kırtasiye:
Sektördeki payı yüzde 30.
-Nalburiye:
Sektördeki Çin malı yüzde 35.
-Gözlük:
Sektördeki Çin malı yüzde 40.
-Bilgisayar:
Çin mallarının payı yüzde 50.
-Klima: Çin
mallarının pazar payı yüzde 35-40.
-Konfeksiyon: Trikoların yüzde 30`u ve abiye kumaşların yüzde 80`i Çin malı.
-Manifatura: Taşlanmış ipek, battaniye ve muhtelif kumaşların yüzde 35-40`ı Çin malı.
-Tıbbi cihazlar: EKG
cihazı, ameliyat masası, ameliyat eldiveni vs. Çin`den geliyor. Çin
mallarının payı yüzde 50.
-Büro makinaları: Sektördeki payı yüzde 5.
-Cep telefonu:
Cep telefonu aksesuarlarının yüzde 80`i Çin malı.
-Elektronik cihazlar: Sektör payı yüzde 50.
-Oto lastiği: Sektördeki payı yüzde 2-3.
-Saraciye:
İthalatın tamamı Çin`den yapılıyor.
-Hediyelik eşya: Sektördeki payı yüzde 15-20
ve bu oran hızla artıyor.
-Cam ve cam ürünleri: Sektördeki payı yüzde 20.
-Ayakkabı:
Sektördeki payı yüzde 15.
Yaşanan Çin istilasının yerli firmaları bitirdiğine
dikkat çekilen araştırmada, Çin`den ithal edilen malların ucuz ancak
kalitesiz
olduğuna da işaret edildi.
-BİSİKLET, MUSLUK, SERAMİK ÜRÜNLERİ PİYASALARI
ZORLUYOR-
Araştırmada şu görüşlere yer verildi:
-Özellikle KOBİ`ler tarafından yapılan ithalatta
düşük fatura kullanımı, açıktan ödeme ve benzeri yöntemler kullanılıyor.
Dolayısıyla gerçek ithalat rakamının resmi rakamların çok üzerinde olduğu
sıkça vurgulanıyor. İthalatta mal bildirimi doğru yapılmayarak, olduğundan
az gösteriliyor.
-Türkiye, Çin`den 1 milyar dolarlık ithalat
yapıyor. İthal edilen kalemlere bakıldığında 224.8 milyon dolarla elektrikli
makine ve cihazlar, 160 milyon dolarla nükleer reaktörler, kazan, makine ve
cihazlar, 56 milyon dolarla mineral yakıtlar, yağlar, mumlar, 47.5
milyon dolarla pamuk, 43
milyon dolarla organik kimyasallar, 43 milyon
dolarla optik fotoğraf,
sinema, ölçü cihazları, 32.5 milyon dolarla oyuncaklar, aydınlatma
lambaları, 23.5 milyon dolarla deri eşya, saraciye, seyahat çantası başı
çekiyor.
1.8 DOLARA BİSİKLET İTHAL EDİLİYOR
-Türkiye`de hali hazırda gelen ürünlerde iç
piyasayı en fazla zorlayan ürünler bisiklet, musluk, seramik ve porselen
ürünleri, kalemler, güneş gözlükleri çerçevesi ve aksamları. 1.8 dolara (3
milyon lira) Türkiye`ye bisiklet ithal etmek mümkün. Diğer yandan tonu 200
dolardan seramik ürünleri ithalatı yapılabiliyor. Oysa aynı seramik ham
maddesinin ton fiyatı Türkiye`de 600-800 dolar arasında değişiyor.
EŞİT OLMAYAN REKABET
Araştırmada, Çin mallarının Türkiye`yi istila
etmesindeki en büyük etkenin üretim girdilerinin ucuzluğu olduğu belirtildi.
Buna göre iki ülkenin üretim girdilerinin kıyaslaması şöyle:
|
GİRDİ
|
ÇİN FİYATI
(TL CİNSİNDEN) |
TÜRKİYE FİYATI
(TL) |
|
Benzin (1 litre)
|
496.500 |
1.866.000 |
|
Doğalgaz (1 metreküp)
|
280.000 |
386.000 |
|
Elektrik Enerjisi
|
74.575 |
174.600 |
|
(Sanayi sektörü-KWH) |
|
|
|
Asgari ücret Asgari ücret
|
Asgari ücret uygulanmıyor. Ancak
ortalama ücret 112.000.000 |
225.999.000 |
|
Ücretten kesilen vergi
(yüzde) |
5 |
36 |
|
Kurumlar vergisi(yüzde) |
30 |
45 |
ATO BAŞKANI AYGÜN:
ATO Başkanı Sinan Aygün, araştırmaya ilişkin
yaptığı değerlendirmede, Çin mallarının istilasından tüm dünya ülkeleri gibi
Türkiye`nin de nasibini aldığını ancak, üretim maliyetlerinin yüksekliği
nedeniyle en fazla etkilenen ülkeler arasında Türkiye`nin bulunduğuna dikkat
çekti.
Aygün, ``Türk limanlarına yanaşan Çin mallarıyla
dolu her bir gemi Türkiye`de bir fabrika kapatmaktadır.
Üretim maliyetleri düşürülmezse Türk firmaları
yerle bir olacak``
NÜKLEER ÇÖPLÜK

02 Mart 2003
Işıldayan
inci ve çevresinde meydana gelen depremlerin ardı arkası kesilmiyor. Ölü
sayısı artıyor. Öte yandan bölgede varolan dünyanın en zengin petrol
rezervlerine yönelik, dünya petrol devleriyle Çin Halk Cumhuriyeti arasında
pazarlıklar sürüyor. Bu bölgede yapılan ve belki de olan depremlerin nedeni
nükleer denemeler ve sonunda oluşan nükleer çöplük bölge halkını tehdit
ediyor. En önemlisi yüzyıllarca özgürlüğünü yaşayan Doğu Türkistan'da, son
yıllarda yoğunlaştırılan Çinlileştirme politikaları ve bunlara başkaldıran
Uygurlar'a yönelik şiddet uygulamaları karşısında Türk-İslam sentezini
bayraklaştıranlar dahil herkes sessiz. Rahmetli İsa Yusuf Alptekin'in
kemikleri sızlıyor olmalı...
DOĞU TÜRKİSTAN UNUTULUYOR

A. Mecit
AVŞAR
15 Mayıs 2003
Doğu
Türkistan, 20. yüzyıl insanlığının gördüğü en büyük zulmün yaşandığı, 40
milyondan fazla Müslüman Türk'ün hayatlarını sürdürmeye çalıştığı
toprakların adı. Verimli ve verimli olduğu kadar da değerli topraklar
Çin'in yüzyıla yakın bir zamandan beri yaptığı akıl almaz zulümlerle inliyor
ama uzanacak bir el yok.
Doğu Türkistan
1949 yılından beri resmen Çin esareti, altına girdi. O zamandan bu zamana
bir çok insan zulüm altında şehit oldu. Aldığım haberlere göre hala da bu
zulümler devam ediyor. Doğu Türkistan’da SARS , vakaları dünyaya
duyurulmuyor. Deprem olmuş Çinliler yardım etmiyor ama dünyanın haberi yok.
Doğu Türkistan'dan yıllar önce bir avuç insan Türkiye'ye göç etmiş.
Afganistan'da bulunulduğu zamanlarda ABD, Kanada, Almanya, Kuveyt ve Suudi
Arabistan gibi ülkelere gitmeleri için teklif yapılan Doğu Türkistanlılar,
sırf davalarını dünyaya rahat duyurabilmek için ayrı kandan ve soydan
insanların bulunduğu Türkiye'ye tercih etmişler. İyi ki tercih etmişler.
Türk insanı kardeşlerini bağrına basmış, davayı duyurmak için ellerinden
geleni yapmış. Ta ki, 1998 yılına kadar. Ne olduysa o yıl oldu ve TÜSİAD’ın
yayınladığı Çin raporuyla birlikte Doğu Türkistan'ın da kaderi bir anda
Türkiye'de değişti. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın yayınladığı genelgeyle
dava sekteye uğramaya başladı.
Sonra hükümete
gelen MHP Türkistanlıları umutlandırdı. Bu dönemde kimsenin beklemediği ve
hayal bile edemediği bir olayla Çin Devlet Başkanı'na madalya verildi. Bu
olay buradaki kadar Doğu Türkistan’daki milyonları da yaraladı. AKP
Hükümetine umutla bakan Türkistanlılar daha ilk aylar içindeki Çin
ziyaretinde yaşananlarla bu hükümetin de Doğu Türkistan'ı göz ardı edeceği
sinyallerini aldı. Yılmaz'ın genelgesinden sonra farklı bir mecraya giren
Doğu Türkistanlıların oluşturduğu teşkilatlarla bu olaylara seyirci kalmaya
başlayınca büyük bir dava küllenmeye başladı. Bir kaç vatanperverin yaptığı
çabalarla zaman zaman gündeme giren dava yinede küllenmeye başladı. Doğu
Türkistan yıllarca garip kaldı. İnsanların imdat bekledi olmadı. Üstelik ilk
olarak kendi kardeşlerinden dirsek gördü. İnsanlığa umut bağlayan Doğu
Türkistanlılar artık bu umutlarını kaybetti. Gerçek umuda yani yaradana
döndü.
Bu dava
başarılı olacaktır. Çünkü, şimdi yoluna girdi. Allah'ın izniyle bir gün
gelecek Doğu Türkistan topraklarında hür bir şekilde alınlar secdeye
gidecek. O zaman çok yakın İnşallah.
OYUNCAKLARA DİKKAT !

A. Mecit AVŞAR
22 Haziran
2003
Dünya
insanlığının yeni korkusu durumuna Gelen , SARS, gün geçtikçe yayılıyor.
İnsanlık tarihinin gördüğü en sinsi millet olan Çin'in dünyanın başına bela
ettiği bu hastalık yüzünden yüzlerce insan öldü binlercesi de öleceği günü
bekliyor.
SARS'ın daha
önceden beri üretilen bir virüs olduğu yolunda internet sitelerinde önemli
haberler var. Çin, bu konudaki bilgileri saklamış. Ancak, Kanadalı birisine
bulaştıktan sonra dünya bu virüsle tanıştı. Çin, bu konuda açıklamalar
yaptı.
SARS, solunum
yoluyla olduğu kadar eşyalarda canlılığını sürdürebilen bir virüs. Hastanın
kapıyı tutmasından tutunda, hastanın ellediği, Öksürdüğü ortamdaki tüm
eşyalara geçiyor ve oradan da diğer insanlara. Hastalık önce yaşlıların
ölümüne sebep oldu. Yani hemen insanı öldürmüyor.
Demek oluyor
ki, bu virüs çok tehlikeli. Geçtiğimiz günlerde bir ağabeyim enteresan bir
şey söyledi. Oyuncak pazarının yüzde % 90’ına yakını Çin malıymış. Bazı
gazetelerin promosyon olarak verdiği teyp, VCD ve diğer elektronik eşyalar
da Çin malıymış. Yani ülkemizdeki insanlar çok dikkatli olmalı.
Aldıkları
halıdan, oyuncağa, elektronik eşyadan porselene kadar ne varsa mutlaka
dikkatli olmaları gerekir. Duyduğuma göre İstanbul'daki Çin'den ithalat
yapar bazı kişiler gelen mallara sahte etiketlerle piyasaya sürüyorlarmış.
Yani bu demektir ki SARS her an gelebilir. Bu konuda yetkililerimiz dikkatli
olmalı.
Kayseri'ye
gelince biz de büyük risk altındayız. Çünkü, bir kere Çin den gelen mallar
Kayseri'de cirit atıyor. Ucuz olarak satılan malların bir çoğu Çin malı. Bir
de buna Erciyes Üniversitesi’ndeki Çin Kürsüsüne gelen hediye kitapları da
eklersek biz de dikkatli olmak zorundayız.
Sağlık
Müdürlüğü yayımladığı bir bildiriyle SARS konusunda uyarıda bulundu. Ama, bu
konuda ciddi manada önlem alındığı söylenemez. Geçtiğimiz günlerde bir
gazeteci ağabeyimizin köşesinde yazdığı gibi havaalanında ciddi bir güvenlik
önlemi alınmıyor.
Sağlık
personelinin SARS konusunda eğitildiğini hiç duymadım. Yani bir vaka gelse
belki personel normal grip veya hastalık zannederek yatırırsa al başına
belayı. Çin dünyanın başına bela olacak diye diye dilimizde tüy bitti. Çin
malları dünyayı sardı. Herkes işin ticaretine baktı. Şimdi ortada SARS var.
Bu konuda dikkatli olmazsak, bize büyük zarar açabilir. Aman, çocuklarımızın
oyuncaklarına dikkat. Bizden söylemesi.
SERVET KABAKLI
GÜN IŞIĞI

Haydi
Kutlu Şükran Gününe!..
12.06.2003
GÖNÜLDAŞLARIM, Türk
Milliyetçileri!.. Bugün saat 14.00'te, mukaddes bir görevle şereflenmek
üzere, Ankara'da, ATO Konferans
Salonu'nda olacağız. Kızıl Çin esareti
altındaki Aziz Atayurdumuz Doğu Türkistan'dan, 50 yıl önce Aziz Türkiyemiz'e
hicret eden soy ve din kardeşlerimizle, Türkiye'de doğan yeni kuşaklarıyla
tekrar kucaklaşacağız.
Doğu Türkistanlı mazlum kardeşlerimizin iki büyük önderi, Türk-İslam
Davasının unutulmaz mücahidleri ve büyük devlet adamları İsa Yusuf Alptekin
ve Mehmed Emin Buğra merhumların 'başçılığı'nda gerçekleşen bir göç bu...
Türkiye'nin ar, namus, kardeşlik manasına şeref tacı olan bu göçün kabulünü
gerçekleştiren, 'demokrasi şehidi', devrin Başbakanı Adnan Menderes'i ve
emek veren bütün şahsiyetleri, rahmetle, minnetle, şükranla anıyoruz.
İşte bu muhaceretin 50'nci yıldönümünde, o devrin tek bağımsız Türk Devleti
olan Türkiye'nin bağrına bastığı, sinesinde yaralarını sardığı bu mazlum
kardeşlerimiz, Merhum Liderleri, Büyük Türklük Mücahidi İsa Yusuf
Alptekin'in ifadesiyle; 'Türk Dünyası'nın yegane istinatgahı, esir ve mazlum
Türk boylarının ve İslam topluluklarının ümit kaynağı Aziz Türkiyemiz'e,
Anayasa teminatı altında şükranlarını arz edecekler.
Millet Töreni...
GÖRÜNEN odur ki, ne idüğü belirsiz kaygılarla veya 'türlü-çeşitli
bahanelerle' Şükran Günü Törenleri'nde, åli Devletimiz'i ve 'Taze Hükumet'i
temsilen yetkililer bulunmayacak.
Birileri de söz verip, tarih belirleyip, sonra yan çiziyorlar, bu hiç önemli
değil... Nasıl olsa 'Dün dündür, bugün bugündür'... Geliniz biz, bu Zat-ı
Muhterem'in, nereden kaynaklandığı malum 'u dönüşünü', (ki 57'inci Hükumet
Dönemi'ndeki Çin Devlet Başkanı'na liyakat Madalyası verilmesi hatasının
ısrarlı ricacısıdırlar) geçmişte Doğu Türkistan için yaptığı yardımlar ve
İsa Yusuf Bey'e gösterdiği dostluk hatırına hoş görelim. |