HÜR

GÖKBAYRAK

DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ

 

 

 

 

HÖR

KÖKBAYRAK

SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ

      

    Anasayfa

 

    HABER ARŞİVİ
       
2006

        2005
       
2004
       
2003
       
2002

        2001
       
2000

 

 

  Basın Yayın, Medya, Kurum, Kuruluş ve Ajanslarda yer alan

"Sinkiang", "Sincan", "Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi", " Sinciang Uygur Otonom Bölgesi" ifadelerini kesinlikle kabul etmediğimiz önemle duyrulur.

HABER ARŞİVİ

2001

 

 

 

TÜRK İNİSİYATİFİ VE 

BAĞIMSIZLIĞIMIZ 

31 ARALIK 2001

20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın ilk yılları, din, devlet, millet, milliyet... gibi toplumun en temel değerleri üzerine politikalarını pirimlendiren Türk siyasetçileri için tam bir samimiyet sınavı oldu. Son olarak bu bağlamda 21–23 Aralık günlerinde İstanbul’da yapılan 9. Türk Dünyası Kurultayı’nın ardından yaşanan Siyasî manevra, azl ve atışmalar, sadece Türkiye’nin değil, artık Türk Dünyası’nın da “gerçek sahipleri”ne olan ihtiyacı bir kez daha ortaya koydu. 

Kurultay’ın akabinde MHP’de dar alanda kısa paslaşma ve azletmeler yaşandı. Ancak mesele derinlemesine irdelendiğinde, hesap hatalarının sadece Türk dünyasıyla ilgili olmadığı, bilakis bizzat Türkiye’den başlayıp merkezden muhite yatay ve dikey biçimde genişlediği görülür. 

Türkiye’de ekonomiden siyasete tüm sahalarda AB, IMF ve ABD hegemonyasına boyun eğen bir politik anlayışın çoğu zaman vagonu, kimi kere de lokomotifi olan bir yapıyı, hangi aklı selim sahibi hangi milliyetçilikle, hangi vatanperverlikle bağdaştırabilir? Toplumun hukuk ve adalet düzeni üzerindeki Uluslararası Tahkim’e, ekonomik hayatına çöreklenen IMF’ye, Kıbrıs, Ege, Güneydoğu, Karadeniz, sur içi İstanbul gibi hedef bölgelerin yan ısıra tüm millî siyaset alanlarını kuşatan AB ve ABD’ye, milletin dini ve kültürel değerleri üzerinde karabasan gibi duran Vatikan ve sair global misyonerlere göz yuman, onay veren ve yasal düzenlemelerle önlerini açan bir politik çizgiyi kim, hangi milliyetçiliğe sığdırabilir? Ülke kevgire döndü. Artık mızraklar çuvallara sığmıyor. 

Siyasî inisiyatifi ile kendi ülkesine bu tabloyu reva gören bir politik yaklaşım, Türk dünyasına yönelik ne derece millî bir duyarlılık sergileyebilir? Dolayısıyla salon milliyetçiliği, ne bağımsız Türkiye için, ne de Türk dünyası için bir gelecek vaat edebilir. Maalesef, itiraz edilse de iç veya dış birtakım odakların “konu mankeni olma”nın ötesine geçemez. 

 

Bu bağlamda “Dün dündür, bugün bugündür” deyip Çin Devlet Başkanı Zemin’e Devlet Nişanı takan Demirel’e Doğu Türkistan’ın “Ton Çapan”ı ve “Doppa”sını giydiren bir tezgahtar olmak ile AB, ABD ve IMF’in şeflerin talimatıyla yasal düzenlemelere gitmede konu mankeni olmak arasında fark yoktur.

 

 Bu bağlamda Doğu Türkistan’ın Gökbayrağının kimi meşru toplantılarda asılmamasını öngören 23 Aralık 1998 tarihli Başbakanlık Genelgesi’ne göz yuman bir orta oyuncu ile, 30 bin masumun öldürülmesini üstlenmiş PKK’nın AB terör listesine alınmamasına tepki koymayan ve gerektiği şekilde rest çekemeyen bir konu mankeni olmak arasında fark yoktur. 

Bu bakımdan Türkiye’de ve Türk Dünyası’nda sadece Bağımsız Türkiye Partisi’nin programında belirtilen bağımsızlık ruhu dipdiri reel dış politikalar şarttır, zaruridir. Bu cümleden olarak sadece aziz vatanımızın değil, Türk Dünyası’nın da teminatı, Bağımsız Türkiye’dir. Bağımsız Türkiye’ye diz çöktürmeye çalışanlar, aynı zamanda geniş Türk dünyası ve inisiyatifini bir anda karanlığa gömmeyi hedeflemektedirler.

 

DOĞU TÜRKİSTAN

BASİT HESAPLAR UĞRUNA HARCANAMAZ

26 Aralık 2001

 Dünya kamuoyunun unda bildiği gibi 1949 yılından beri ezeli ve ebedi Türk ve İslâm beldesi olan Doğu Türkistan emperyalist Kızıl Çin İşgalcilerinin dünyada eşi benzeri görülmemiş zulüm, katliam ve kahredici asimilasyon politikası uygulamaları altında inim inim inlemekte ve dünya tarihinden tamamen yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır.

Ben burada uzun uzadıya ülkem Doğu Türkistan'da uygulanmakta olan mecburi doğum kontrolü adı altındaki bebek katliamlarından, yapılmakta olan nükleer denemeler yolu ile nedeni bilinmeyen hastalıklar, yüzünden katliama uğrayan masum halkımın dünyadaki çifte standart uygulamalarla savunulmayan insan haklarından, sorgusuz sualsiz sudan bahanelerle tutuklanıp bir daha akıbetinden haber alınamayan

80 000(seksen bin) genç Doğu Türkistanlının kimler tarafından araştırılacağından,dünyada eşine az rastlanır yeraltı ve yer üstü zenginlik kaynaklarının nasıl talan edilerek Çinliler tarafından sömürülmekte olduğundan,dünya medeniyetinin beşiği olan  dünyada günümüzde orta çağ döneminden daha gerilerde bir hayat standardı içinde bulunmak durumuna düşürüldüğünden, aziz halkımın Dünya İnsan Hakları Beyenamesinde yer alan temel insan hak ve özgürlüklerinin hiçbir maddesinden istifade etmemekte olduğundan ve daha tüyler ürpertici bir çok insan hakları ihlallerinden bahsetmeyeceğim.

 Fakat, şu kadarını açıklıkla ve altını çizerek ifade etmeliyim ki! Doğu Türkistanlıların çekmekte oldukları bu eşi görülmedik zilletin yegane sebebi Türk ve Müslüman olmalarıdır.Ama ne yazık ki dost ve kardeş bildiğimiz bazı ülkeler aziz Doğu Türkistan şehit’lerinin cesetleri üzerinde bir takım basit çıkar hesaplarını ön planda tutarak Çin'lilerle kadeh tokuşturmaktadırlar.

Söz konusu ülkeler şunu unutmamalıdırlar ki Anadolu da bir söz vardır

"keser döner sap döner gün gelir hesap döner"

günün birinde benim vatanım Doğu Türkistan'ın içine düştüğü duruma o ülkeler de düşmeyeceğini kim söyleyebilir ki bu durum karşısında

Doğu Türkistanlıların gidişatı ve stratejileri nedir?

Biraz da bu durum üzerinde durmak istiyorum.

Doğu Türkistan’ın içinde yaşam mücadelesi veren, var olma mücadelesi veren, istiklâlleri uğruna can veren, şehit olan halkımızın yegane hedefi kayıtsız şartsız tam bağımsız bir Doğu Türkistan'dır.

Doğu Türkistan dışındaki ülkelerde yani yeni adı ile diasporadakilerin de çok büyük bir çoğunluğu aynı fikri benimsemekte ve bulundukları ülkelerde demokratik yollarla halkımızın içinde bulunduğu vahim durumu dünya kamuoyuna  duyurmakla yükümlüdürler. Bu yükümlülük yerine getirilirken bazı kişi ve sözde kuruluş temsilcileri (!) Doğu Türkistanlıların ortak hedefi olan stratejilerinden ve hedeflerinden nedenini anlayamadığımız bir şekilde tavizler vermekte ve Doğu Türkistan'ın içinde yaşayan halkımızın arzu ve isteklerine tamamen ters düşerek tutum ve davranışlar sergilemektedirler.

Bu konuyu biraz açmakta fayda mülahâza  etmekteyim. Kamuoyunun da bildiği üzere,

23 Aralık 1998 tarihinde yayınlanan ve hangi meşru sebeplerle ihtiyaç haline geldiği hâlâ anlaşılamayan bir Gizli Başbakanlık Genelgesi ile Doğu Türkistan'ın Bayrağının bazı meşru toplantılarda asılması ve bu meşru toplantılarda Devlet Memuru olanların katılması ve mesaj dahi göndermesi yasaklandı.

En ağır olanı da bütün dünyanın ve dünya tarihçilerinin çok iyi bildiği ve hatta bazı demokrasi yanlısı Çinlilerin de kabul ettiği ezeli ve ebedi Türk toprağı  olan 1.828.418 km² yani Türkiye'mizden 2,5 misli daha büyük bir toprağa sahip Doğu Türkistan topraklarına "Çin Toprağıdır" denilmesi idi.

Söz konusu genelgeden duyduğumuz inanılmaz derecedeki rahatsızlığımızı o günlerde ilettiğimiz bu günkü hükümetin Millî Savunma Bakanı Sayın Sabahattin Çakmakoğlu bana şunu söylemişti;

 "Merak etmeyin o genelgenin karşılığı olarak bir genelge de biz yayınlarız dolaysıyla söz edilen genelge otomatik men ortadan kaldırılmış olur.Yeter ki biz iktidar olalım."

 Evet bu gün kendileri iktidardalar hâlâ bu genelgenin kaldırılmasını bekliyoruz.

Şimdi Kayseri deki Doğu Türkistanlı Dernek Yöneticilerine bende bir Doğu Türkistanlı olarak soruyorum?yukarıda sözünü ettiğim 23 Aralık 1998 tarihli kahredici genelge hâlâ yürürlükte iken ve kaldırılmamışken bu genelgenin sahibine ve bu günkü ortaklarına milletimizden aldığınız hangi yetki ve salahiyetle Doğu Türkistan’ın Bayrağını takdim ediyorsunuz?

 

GÖKBAYRAK o kadar ucuz mu?

Bu Bayrağı almayı hak ettiler mi?Doğu Türkistan'ın şanlı mücadelesi, birine Çapan giydirmekle birine de hak etmediği halde Bayrak vermekle yürütülemez.Aldığınız Bayrağı zedelemeyin buna hakkınız yok. Tabiri caizse Show yapmak adına popülizm uğruna Bayrağımızı araç yapmayın.

 Gelelim bana bu yazıyı kaleme almama sebep olan son olaya :

 21–23 Aralık tarihleri arasında Polat  Renaissence Otel’de gerçekleştirilecek

Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik  ve İşbirliği Vakfı (TÜDEV) tarafından düzenlenen “ 9.Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik  ve İşbirliği Kurultayı "yapıldı.

Bu Kurultayın Türk Dünyasına Türkiye'mize  ve Çin istilası altındaki Doğu Türkistan'a hangi faydaları sağladığı veya sağlayacağı Kurultayın organizasyonu esnasında yaşanan finansman krizi, açılış konuşmasını kimin yaptığı kimin neden bu kurultaya karşı tavır aldığı katılıp katılmayacağı ve nasıl geçtiği ile pek ilgilenmiyorum.Fakat vicdanen rahatsızlık duyduğum husus şudur. Gördüğüm kadarı ile Yine figüran olarak Kayseri Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği seçilmişti.Kimlerin isteği ile bu görevi üstlenmişti bilmiyorum.Fakat daha dün hükümete toz kondurmamak uğruna Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin'e Devlet Madalyası veren kişi olarak 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin'i birbirlerini kucaklarken görüntülenen bir resmini Dergiye kapak yapanlar bahsi geçen Kurultay da Süleyman Demirel'e Doğu Türkistan halkının Millî giysisi olan "Ton Çapan" ve "Doppa" giydiriyorlardı. Bu düşündürücü durum karşısında insanın " bu ne perhiz bu ne lahana turşusu " diyesi geliyor.Şimdi bu Doğu Türkistan Derneği yöneticilerine sormak lazım:

 1- Bir sürer önce Çinli'ye madalya veren tek kişi olarak    ilân ettiğiniz Sayın Süleyman Demirel Çin'li ye verdiği Devlet Madalyasını geri mi almıştır? Söz konusu olaydan

duyduğu üzüntüyü mü dile getirmiştir?

2-Dernek Yöneticileri bu kurultaya resmen davet edilmiş midir?

3- Kurultay Kürsüsünden Doğu Türkistan'ın içinde bulunduğu insanlığın yüz karası vahim durumunu kurultaya katılanlara anlatma imkanı verilmiş midir?

Eğer bir nebze olsun mazlum Doğu Türkistan halkının ızdırabı böyle bir kurultayda dile getirilmedi ise bu kadar anlamsız ve asıl amaca hizmetten uzak davranışın açıklamasını sorumlu oldukları Doğu Türkistanlılara mutlaka yapmak zorundadırlar.

Aslâ unutulmamalıdır ki iki milyon km² ye yakın yüzölçümü ve 35 Milyondan fazla nüfusa sahip bir ülkenin davasını üstlenenler bir takım güç odaklarının yörüngesinden çıkıp birer Devlet adamı kişiliği, ağırlığı ve şahsiyeti ile hareket etmek mecburiyetindedirler.

Tarih kişisel hataları kaydetmez, fakat Devlet ve Millet adına yapılan hataları mutlaka bir gün sorgular ve asla unutmaz.

 

  UYGURLAR ÖZ YURTLARINDA İŞSİZ KALMAKTA  

Uygurca’dan Çeviren Mehmet Emin BATUR  

  Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin, Doğu Türkistan’daki haber kaynağının bildirdiğine göre, geçen ay içinde Hoten deki en büyük mahalli fabrikalardan olarak sayılan Hoten dokuma ve Hoten iplikçilik fabrikalarının 700 işçisinin işten çıkartılmış olup, bunların büyük çoğunluğu Uygurlardan oluşmaktadır. Söz konusu işçilerin çoğu da kadınlar. Bu işçilerin hepsi de  uzun yıllardan beri aynı yerde çalışmakta olan kıdemli işçiler olup, işlerinde yakın zamanda çeşitli okullardan mezun olan aydın gençlerdir.

Fabrika, işten çıkartılan gençlere ne tatmin edici bir meblağ ne de tazminat şeklinde her hangi bir para ödememiştir. 23 Aralık günü bu işçilerden 300 kadarı Hoten valiliği önünde protesto gösterisi yapmışlardır. Vali ile görüşme talebinde bulunan bu kişilere, Vali “ Eğer bu eylemedevam ederseniz hepinizi ayaklanmacılar diye adlandırıp hapse atarım” demiştir.       Zengin Ülkenin Fakir İnsanları İşsizVe Sefalet İçinde(Özerklik-Muhtariyet dedikleri bu olsa gerek) Ancak temsilciler ile görüşeceğini söyleyen Vali ve yetkililer bu eyleme hiçbir cevap vermeden ortadan kaybolmuşlar, gösterici işçiler de hiçbir muhatap bulamadıklarından dertlerini hiç kimselere anlatamadıklarından şiddetli soğuk altında uzun süre bekleyip dağılmışlardır. Doğu Türkistan da Uygurların ancak % 10 kadarı şehirlerde yaşarlar. Bunlar şehir nüfusunun ancak % 20 kadarını teşkil ederler. Bu kadar az oranı teşkil eden  Uygurların büyük bir kısmı yıllardan beri işsizlik azabını çekip durmakta. Okullarını yeni bitiren Uygur gençleri işe yerleşmeden boş gezmeye mecbur olmaktalar.

Bu konjonktür Doğu Türkistan da çalışacak işçinin yada iş yerlerinin yokluğundan değil, tamamen Çin hükümetinin Uygurlara karşı yürütmekte olduğu adaletsiz siyasetin bir mahsulüdür. Bütün iş yerlerini Çinli göçmenlerin işgal ettiğinin ve sahiplendiğinin eseridir.

Mesela Doğu Türkistan’daki en büyük sanat ve iş merkezlerinden Urümçi, Şihenze, Karamay olmak üzere büyük şehirlerdeki dairelere, fabrikalara diğer iş yerleri ve madenlere baktığımızda buralarda çalışanların % 90ının Çinli olduğunu  görürüz. Hatta bir çok iş yerlerinde de bir tek Uygur görmek mümkün değildir. Ayrıca halkın % 80 inini oluşturan Uygurların daha fazla olduğu güney vilayetlerimize baktığımızda da durumun pek farklı olmadığını görürüz. Buralarda da bütün iş yerlerinde çalışanların % 70 inin Çinliler teşkil etmektedir. Uygurlarda işsizlik bu kadar ağır bir durumda iken, 1998 yılında başlatılan “ işten alıkoyma siyaseti”nin kurbanları yine talihsiz Uygurlar oldu. Fabrika ve iş yerleri “ işten çıkarma siyaseti”ne uymaya öncelikle Uygurlardan başladı. Neticede yakın zamandaki iki- üç yıldan beri daha da çok Uygur işsiz kaldı. Okullardan yeni mezun olan Uygur gençlerinin iş bulması daha da zorlaştı. Bunun sebebi ise iş yerlerinin yetkililerinin Çinli olmasında ve onları kendi milletinden olan tahsilsiz ve liyakat sız Çinlileri işe alırken, liyakatli ve okul bitirmiş Uygurları işe almamasıdır.

Mesela, yukarı da sözünü ettiğimiz Hoten deki işten çıkartma olayını ele alırsak, Hoten pamuklu dokuma fabrikasından bu kadar çok işçiyi birden işten çıkartma ile beraber bir taraftan da fabrikaya Çinli işçiler almaya devam etmektedirler. Sebebi oldukça açık , yine bu fabrikanın müdürü Çinli...   24.Aralık.2001

Haber Kaynağı: Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi

 

ÇİN HÜKÜMETİ UYGURLARA KARŞI OLAN DİNİ BASKIYI

FEVKALADE ARTTIRDI

Adil Muhammed Kali                                  

Uygurca’dan Çeviren :Mehmet Emin Batur

Bu yılki Ramazan ayı ve Ramazan bayramı günlerinde, Çin hükümeti Doğu Türkistan’daki Müslümanlara karşı olan baskıyı oldukça fazlalaştırdı.

Bu seferde öncekiler gibi parti (Komünist Parti)üyeleri, hükûmet işçileri, memurları ve öğrencilerin oruç tutmasını katiyetle yasaklamakla beraber, anlamsız, bir takım  yasaklarda ilave ederek Müslümanların normal olan dini faaliyetlerinin de önünü kesmektedir.

Mesela, Enformasyon merkezimizin  vatandan aldığı malumatlara göre bu yıl ramazan ayında Hoten ve Kaşgar vilayetlerindeki her cami de üç er kişilik vazifeli hükûmet memuru görevlendirildi.Bunların içinde polis, mahkeme görevlisi ve normal devlet memurları vardı.

Hatta bazı büyük camilerin kapısına polis dikmişlerdir. Ayrıca bazı bölgelerde özel devriyeler oluşturup  akşam saat 10 dan sonra lambası yanan evleri basıp arama yapıyorlar.Bunlardan başka bayram namazı arefesinde mahalli hükümetler özel toplantılar tertip edip, özel genelgeler yayınlayıp bayram namazının hangi gün kılınacağı, nasıl kılınacağı hakkında yayınlar yapılmıştır.

İslam ülkeleri, İslami takvime göre Bayram namazını aynı günü kıla gelmekte iken, Çin hükümeti bu işe de Siyasî kisve kazandırarak bütün Müslümanların uymakta olduğu İslami düzeni zorla bozarak, Doğu Türkistan Müslümanlarının her seferki bayram namazını diğer Müslümanlardan bir gün geç kılmaya mecbur ede geldi. Bu sefer de aslında 16 Aralık günü kılınması gereken Ramazan Bayramı namazı Doğu Türkistan da 17 aralık günü kılınmasına karar alınmış eğer ki bildirilen gün değilde 16 Aralık günü Bayram namazı kılınacak olursa o mescidin İmamı ve o mescitteki hükûmet memurunun cezalandırılacağı duyuruldu, ve de bayram namazının o gün sabah saat 8’den önce bitirilmesi dikte ediliyordu.

Daha da ağır olanı şudur ki, Bayram namazı günü her bir camideki hükûmet nezaretçisi namaz başlamadan önce ortaya çıkıp 18 yaşını doldurmamış olanların, parti üyelerinin ve devlet memurlarının camiyi hemen terk etmeleri şeklindeki hükûmet fermanını ilân ediyorlar. Bu şekildeki haddi aşan yasaklar bilhassa Hoten vilayetindeki bütün mescit ve camilerde uygulanmaktadır.

Mesela Enformasyon Merkezinin Doğu Türkistan’daki haber kaynağı kişinin gönderdiği habere göre netice olarak 100 den fazla 18 yaşını doldurmamış gençler ve hükûmet memurları camiden çıkıp veya çıkartılıp namazlarını soğuk havada dışarıda kılmak mecburiyetinde kalmışlardır.

Yine Hoten vilayetine bağlı bir köyün büyük camisine giden muavin Shüji Tursun , namazdan önce hükümetin dini siyasetinin propagandasını yaptıktan sonra namaz için toplanan 18 yaşından küçük gençleri camiden kovmuş , fakat çıkmakta direnen gençleri yaka paça dışarı atmıştır. Kukla devlet memuru Tursun’un bu zorba hareketi cami cemaatinin sert tepkisine neden olmuştur. Fakat ne çare ki cami cemaati kanlarını içlerine akıtarak namazlarını eda etmek zorunda kalmışlardır. Bundan önceleri de Doğu Türkistanlıların dini özgürlüklerinin önünü kesmeye çalışmışlar, fakat bu sefer ki bayram namazındaki gibi gençleri camiden kovmamışlardır.

Bundan şu anlaşılıyor ki! Çin hükümetinin Uygurlara karşı yürütmekte oldukları dinsizleştirme siyasetinin sivri ucunu gençlere yöneltip gelecek nesillerimizi, ecdatlarınım 1000 yıldan beri itikat ede geldiği mukaddes İslam dininden vazgeçirmeye zorlamaktadırlar. Mesela Doğu Türkistan sınırları içinde dini öğrenim işlerinin sert şekilde yasaklanması ve gizli dini eğitim alan ve verenlerin türlü cezalara duçar olması da, Çin hükümetinin Uygurlara karşı uyguladığı dinsizleştirme siyasetinin yürütülmekte olduğunun delilidir.

Enformasyon merkezinin yakın zamanda Doğu Türkistan’ın hoten vilayetin den aldığı haberlere göre 12 ve 13 Aralık günlerinde Hoten şehrindeki meşhur din alimi merhum Abdulehet Mahsum Hacim’in oğlu, Hoten de göze görünür genç dini zaat Abdureup Hacim'i ve onun okumakta olduğu 8 kız çocuğunu Hoten vilayeti hükûmet görevlileri tutuklayıp götürmüştür. 10 Aralık günü Hoten de gizli şekilde çocuk okutan genç bir bayan dini zaat Muhabbet Han’ı da birkaç kız öğrenci ile birlikte polisler tutuklayıp götürmüştür.Gerçi hükûmet 20 Aralık günü Abdureup Hacim ve onun kız öğrencilerine bir suç isnat edemedikleri için serbest bırakmıştır. Fakat onları ağır para cezası ile cezalandırmışlardır. Malumatta anlatıldığına göre Abdureup Hacim’a 7000 yuen diğer öğrencilere 300 er yuen ceza uygulamışlardır. Tutuklama esnasında polisin bu uygulamalarına sert tepki gösteren bir kız öğrenciye “ polise karşı koydu” diye 300 yuen ceza vermiştir.

Kişi başına yıllık geliri 80 dolara dahi ulaşmayan Hoten gibi yoksul bir vilayette bu kadar yüksek para cezasının onlar için ne kadar ağır bir maddi yük olacağını söylemek yersiz.

Malumatlardan anlaşıldığına göre Doğu Türkistan da anlamsız bahane ve sebeplerle, hatta şüphe üzerine istedikleri sayıda insanı tutuklayan, aylarca sorgulanmadan hapiste tutan ve sonunda suçsuz oldukları anlaşılınca “ ölmenin üzerine tekme” sözü uyarınca haksız yere tutuklanan kişilerden para cezası alıp salıverme işleri gittikçe yaygınlaşmaktadır.Bu bir taraftan zulüm üstüne zulüm

uygulamaktır.Halkımızı iktisadi yönden yormak, ve halkımızı gurur ve itikadından vaz geçirip, şimdiki, “çiçekli hayata”(!) boyun eğerek yaşamaya mecbur etmek için uygulanmakta olan müthiş çarelerin bir varyantı, ve yine bir taraftan da Doğu Türkistan'daki Çin polis teşkilatının Çin hükümetinin yarattığı Siyasî ürkütücü ortamdan, kendilerine iktisadi rant sağlamakta oldukları düşüncesini akla getiriyor.23.12.2001

 

  

   

DOĞU TÜRKİSTANLILAR TERÖRİST DEĞİL

26 Ekim 2001

 

ABD’ye yapılan terör saldırısının ardından başlayan Afganistan operasyonuna destek verme şartı olarak "Doğu Türkistanlıları da terörist ilân edilmesini isteyen Çin'in, tutumu Kayseri'de yaşayan Doğu Türkistanlılar tarafından tepki çekti.

Yıllardan beri gerçekte, Doğu Türkistanlıların, Çin'in terör ve asimile hareketlerine maruz kalarak on binlerce evladını kurban verdiğini söyleyen Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği eski Genel Başkanı Mehmet Emin Batur, mazlumları terörist göstermek isteyen Çin'in esas amacının yaptığı katliamları resmileştirmek olduğunu söyledi.

Batur, "Yıllardan beri öz topraklarında zulüm çeken Doğu Türkistanlıların yaptığı tek terör hareketi gösterilebilir mi ki, Doğu Türkistanlılar terörist olsun? Birileri terör bahanesi ile yeni bir cadı avı mı başlatıyor? " dedi.

 Duyarlılığa davet ediyoruz

 Çin'in 52 yıldan beri Doğu Türkistan başta olmak üzere, Moğolistan ve Tibet'te insanlık dışı işkenceler ve terör olayları gerçekleştirdiğini bu olaylarda milyona yakın insanı öldürdüğünü ifade eden Batur, gerçek teröristin Çin olduğunu vurguladı.

Batur,

''Yıllardan beri yaptıklarını dünyanın çok iyi bildiği

Çin, şimdi dünyaya kendini aklamaya çalışıyor. Çin'in isteği kabul görürse, milyonlarca insan yok edilecek. Dünyayı duyarlılığa davet ediyoruz.. " diye konuştu.

 

 52 yıldan beri esir:

 Yüzyıllardan beri Türklerin yaşadığı bölge olan Doğu Türkistan'ın 1949 yılından beri Çin'in işgali altında dünya kamuoyunun gündemine sık sık insan haklan ihlali, idamlar ,nükleer denemeler gibi konularla gelen Doğu Türkistan'da 35 milyon Uygur Türk'ü yaşıyor. Çin işgalinin ardından kaçmayı başaran yaklaşık 20 bin civarında Uygur Türk'ü İstanbul ve Kayseri başta   olmak üzere Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde ikamet ediyor.

 

AKİT

13 EKİM 2001

ÇİN’DE DOĞU TÜRKİSTAN’I EZMEK İÇİN

“ASKER”  İSTEDİ

 Çin’de Doğu Türkistanlı Müslümanları sindirmek için “uluslar arası” yardım talebinde bulundu.

Çin yönetimi Sincan-Uygur özerk bölgesinde bağımsızlık mücadelesi veren Müslümanlara karşı savaşta  uluslar arası yardım çağrısında bulundu.Çin Dış İşleri Bakanlığı Sözcüsü Sun Yuxi, “Doğu Türkistan’ı kurmak isteyen militanların yalnızca terörist hedeflere katılmadığı, aynı zamanda uluslararası terör grupları ya da unsurlarıyla bağlantısı olduğunu'' iddia etti. Sun, ''Doğu Türkistan'daki teröristlere karşı savaşımızın terörizmle mücadelede uluslararası çabaların bir parçası olduğuna inanıyoruz. Doğu Türkistan'daki teröristlere karşı savaşta gösterilen bu çabalar uluslararası çabaların parçası olmalı, buna destek ve anlayış gösterilmeli'' dedi.

Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi'nin İsveç sözcüsü Dilşat Raşit ise, ''Çin yönetiminin Uygur bölgelerinde her zaman devlet terörizmine başvurduğunu'' söyledi.

Bilindiği gibi; Doğu Türkistan'daki Müslüman Türklere karşı soykırım uygulayan Kızıl Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin'e, Ankara'da düzenlenen bir törenle, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından ''Devlet Nişanı''. verilmişti. Bakanlar Kurulu'nun bu yöndeki kararı, MHP'li Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli tarafından da imzalanmıştı!

 

Doğu Türkistan’ın büyük kaybı

07/06/2001

 

Türklüğün anavatanı Doğu Türkistan’ın Çinliler tarafından işgalinin ardından Anadolu’ya göç eden Kazak Türkleri’nin liderlerinden Hacı Enver Koçyiğit (73), dün vefat etti. Hacı Enver Koçyiğit, Çinliler’in başını keserek şehit ettiği ünlü Kazak Mücahidi Zuvka Batur’un torunu, bağımsızlık mücadelesinin büyük liderlerinden Hacı Sultan Şerif’in oğluydu. 1955 yılında yanındakilerle birlikte Niğde’ye yerleşen Hacı Enver Koçyiğit, daha sonra İstanbul’a geldi. Koçyiğit’in cenazesi, Güneşli Evren Mahallesi Altay Camii’nde öğleyin kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek.
 

 
 
 
Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi  hurgokbayrak@kaynet.net adresine gönderin
Telif Hakkı © 2000-2004
HÜR GÖKBAYRAK
       Site içeriğinin (metin ve grafikler) tüm kullanım hakları Hür Gökbayrağa aittir. Kaynak
Gösterilerek Kullanılabilir
 Son Değiştirilme Tarihi:
Pazartesi, 03 Ocak 2005 01:03:55
 Tüm Hakları Saklıdır.
  İnternet Explorer ve 1024 X 768 piksel çözünürlülükte rahat izleyebilirsiniz