

TÜRK
İNİSİYATİFİ VE
BAĞIMSIZLIĞIMIZ
31 ARALIK 2001
20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın ilk
yılları, din, devlet, millet, milliyet... gibi toplumun en temel değerleri
üzerine politikalarını pirimlendiren Türk siyasetçileri için tam bir
samimiyet sınavı oldu. Son olarak bu bağlamda 21–23 Aralık günlerinde
İstanbul’da yapılan 9. Türk Dünyası Kurultayı’nın ardından yaşanan
Siyasî
manevra, azl ve atışmalar, sadece Türkiye’nin değil, artık Türk Dünyası’nın
da “gerçek sahipleri”ne olan ihtiyacı bir kez daha ortaya koydu.
Kurultay’ın akabinde MHP’de dar alanda kısa paslaşma ve azletmeler yaşandı.
Ancak mesele derinlemesine irdelendiğinde, hesap hatalarının sadece Türk
dünyasıyla ilgili olmadığı, bilakis bizzat Türkiye’den başlayıp merkezden
muhite yatay ve dikey biçimde genişlediği görülür.
Türkiye’de ekonomiden siyasete tüm sahalarda AB, IMF ve ABD hegemonyasına
boyun eğen bir politik anlayışın çoğu zaman vagonu, kimi kere de lokomotifi
olan bir yapıyı, hangi aklı selim sahibi hangi milliyetçilikle, hangi
vatanperverlikle bağdaştırabilir? Toplumun hukuk ve adalet düzeni üzerindeki
Uluslararası Tahkim’e, ekonomik hayatına çöreklenen IMF’ye, Kıbrıs, Ege,
Güneydoğu, Karadeniz, sur içi İstanbul gibi hedef bölgelerin yan ısıra tüm
millî siyaset alanlarını kuşatan AB ve ABD’ye, milletin dini ve kültürel
değerleri üzerinde karabasan gibi duran Vatikan ve sair global misyonerlere
göz yuman, onay veren ve yasal düzenlemelerle önlerini açan bir politik
çizgiyi kim, hangi milliyetçiliğe sığdırabilir? Ülke kevgire döndü. Artık
mızraklar çuvallara sığmıyor.
Siyasî inisiyatifi ile kendi ülkesine bu tabloyu reva gören bir politik
yaklaşım, Türk dünyasına yönelik ne derece millî bir duyarlılık
sergileyebilir? Dolayısıyla salon milliyetçiliği, ne bağımsız Türkiye için,
ne de Türk dünyası için bir gelecek vaat edebilir. Maalesef, itiraz edilse
de iç veya dış birtakım odakların “konu mankeni olma”nın ötesine geçemez.
Bu bağlamda “Dün dündür, bugün bugündür” deyip Çin Devlet Başkanı Zemin’e
Devlet Nişanı takan Demirel’e Doğu Türkistan’ın “Ton Çapan”ı ve “Doppa”sını
giydiren bir tezgahtar olmak ile AB, ABD ve IMF’in şeflerin talimatıyla
yasal düzenlemelere gitmede konu mankeni olmak arasında fark yoktur.
Bu bağlamda Doğu Türkistan’ın Gökbayrağının
kimi meşru toplantılarda asılmamasını öngören 23 Aralık 1998 tarihli
Başbakanlık Genelgesi’ne göz yuman bir orta oyuncu ile, 30 bin masumun
öldürülmesini üstlenmiş PKK’nın AB terör listesine alınmamasına tepki
koymayan ve gerektiği şekilde rest çekemeyen bir konu mankeni olmak arasında
fark yoktur.
Bu bakımdan Türkiye’de ve Türk Dünyası’nda sadece Bağımsız
Türkiye Partisi’nin programında belirtilen bağımsızlık ruhu dipdiri reel
dış politikalar şarttır, zaruridir. Bu cümleden olarak sadece aziz
vatanımızın değil, Türk Dünyası’nın da teminatı, Bağımsız Türkiye’dir.
Bağımsız Türkiye’ye diz çöktürmeye çalışanlar, aynı zamanda geniş Türk
dünyası ve inisiyatifini bir anda karanlığa gömmeyi hedeflemektedirler.

DOĞU
TÜRKİSTAN
BASİT
HESAPLAR UĞRUNA HARCANAMAZ
26 Aralık
2001
Dünya kamuoyunun unda bildiği gibi 1949 yılından beri ezeli ve ebedi Türk ve
İslâm beldesi olan Doğu Türkistan emperyalist Kızıl Çin İşgalcilerinin
dünyada eşi benzeri görülmemiş zulüm, katliam ve kahredici asimilasyon
politikası uygulamaları altında inim inim inlemekte ve dünya tarihinden
tamamen yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır.
Ben burada uzun uzadıya ülkem Doğu Türkistan'da uygulanmakta olan mecburi
doğum kontrolü adı altındaki bebek katliamlarından, yapılmakta olan nükleer
denemeler yolu ile nedeni bilinmeyen hastalıklar, yüzünden katliama uğrayan
masum halkımın dünyadaki çifte standart uygulamalarla savunulmayan insan
haklarından, sorgusuz sualsiz sudan bahanelerle tutuklanıp bir daha
akıbetinden haber alınamayan
80
000(seksen bin) genç Doğu Türkistanlının kimler tarafından
araştırılacağından,dünyada eşine az rastlanır yeraltı ve yer üstü zenginlik
kaynaklarının nasıl talan edilerek Çinliler tarafından sömürülmekte
olduğundan,dünya medeniyetinin beşiği olan dünyada günümüzde orta çağ
döneminden daha gerilerde bir hayat standardı içinde bulunmak durumuna
düşürüldüğünden, aziz halkımın Dünya İnsan Hakları Beyenamesinde yer alan
temel insan hak ve özgürlüklerinin hiçbir maddesinden istifade etmemekte
olduğundan ve daha tüyler ürpertici bir çok insan hakları ihlallerinden
bahsetmeyeceğim.
Fakat, şu
kadarını açıklıkla ve altını çizerek ifade etmeliyim ki! Doğu
Türkistanlıların çekmekte oldukları bu eşi görülmedik zilletin yegane sebebi
Türk ve Müslüman olmalarıdır.Ama ne yazık ki dost ve kardeş bildiğimiz bazı
ülkeler aziz Doğu Türkistan şehit’lerinin cesetleri üzerinde bir takım basit
çıkar hesaplarını ön planda tutarak Çin'lilerle kadeh tokuşturmaktadırlar.
Söz
konusu ülkeler şunu unutmamalıdırlar ki Anadolu da bir söz vardır
"keser döner sap döner gün gelir hesap döner"
günün
birinde benim vatanım Doğu Türkistan'ın içine düştüğü duruma o ülkeler de
düşmeyeceğini kim söyleyebilir ki bu durum karşısında
Doğu
Türkistanlıların gidişatı ve stratejileri nedir?
Biraz da
bu durum üzerinde durmak istiyorum.
Doğu
Türkistan’ın içinde yaşam mücadelesi veren, var olma mücadelesi veren,
istiklâlleri uğruna can veren, şehit olan halkımızın yegane hedefi kayıtsız
şartsız tam bağımsız bir Doğu Türkistan'dır.
Doğu
Türkistan dışındaki ülkelerde yani yeni adı ile diasporadakilerin de çok
büyük bir çoğunluğu aynı fikri benimsemekte ve bulundukları ülkelerde
demokratik yollarla halkımızın içinde bulunduğu vahim durumu dünya
kamuoyuna duyurmakla yükümlüdürler. Bu yükümlülük yerine getirilirken bazı
kişi ve sözde kuruluş temsilcileri (!) Doğu Türkistanlıların ortak hedefi
olan stratejilerinden ve hedeflerinden nedenini anlayamadığımız bir şekilde
tavizler vermekte ve Doğu Türkistan'ın içinde yaşayan halkımızın arzu ve
isteklerine tamamen ters düşerek tutum ve davranışlar sergilemektedirler.
Bu konuyu
biraz açmakta fayda mülahâza etmekteyim. Kamuoyunun da bildiği üzere,
23 Aralık
1998 tarihinde yayınlanan ve hangi meşru sebeplerle ihtiyaç haline geldiği
hâlâ anlaşılamayan bir Gizli Başbakanlık Genelgesi ile Doğu Türkistan'ın
Bayrağının bazı meşru toplantılarda asılması ve bu meşru toplantılarda
Devlet Memuru olanların katılması ve mesaj dahi göndermesi yasaklandı.
En ağır
olanı da bütün dünyanın ve dünya tarihçilerinin çok iyi bildiği ve hatta
bazı demokrasi yanlısı Çinlilerin de kabul ettiği ezeli ve ebedi Türk
toprağı olan 1.828.418 km² yani Türkiye'mizden 2,5 misli daha büyük bir
toprağa sahip Doğu Türkistan topraklarına "Çin Toprağıdır" denilmesi
idi.
Söz
konusu genelgeden duyduğumuz inanılmaz derecedeki rahatsızlığımızı o
günlerde ilettiğimiz bu günkü hükümetin Millî Savunma Bakanı Sayın
Sabahattin Çakmakoğlu bana şunu söylemişti;
"Merak
etmeyin o genelgenin karşılığı olarak bir genelge de biz yayınlarız
dolaysıyla söz edilen genelge otomatik men ortadan kaldırılmış olur.Yeter ki
biz iktidar olalım."
Evet bu
gün kendileri iktidardalar hâlâ bu genelgenin kaldırılmasını bekliyoruz.
Şimdi
Kayseri deki Doğu Türkistanlı Dernek Yöneticilerine bende bir Doğu
Türkistanlı olarak soruyorum?yukarıda sözünü ettiğim 23 Aralık 1998 tarihli
kahredici genelge hâlâ yürürlükte iken ve kaldırılmamışken bu genelgenin
sahibine ve bu günkü ortaklarına milletimizden aldığınız hangi yetki ve
salahiyetle Doğu Türkistan’ın Bayrağını takdim ediyorsunuz?
GÖKBAYRAK
o kadar ucuz mu?
Bu
Bayrağı almayı hak ettiler mi?Doğu Türkistan'ın şanlı mücadelesi, birine
Çapan giydirmekle birine de hak etmediği halde Bayrak vermekle
yürütülemez.Aldığınız Bayrağı zedelemeyin buna hakkınız yok. Tabiri caizse
Show yapmak adına popülizm uğruna Bayrağımızı araç yapmayın.
Gelelim
bana bu yazıyı kaleme almama sebep olan son olaya :
21–23
Aralık tarihleri arasında Polat Renaissence Otel’de gerçekleştirilecek
Türk
Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı (TÜDEV)
tarafından düzenlenen “ 9.Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve
İşbirliği Kurultayı "yapıldı.
Bu Kurultayın Türk Dünyasına Türkiye'mize ve Çin istilası altındaki Doğu
Türkistan'a hangi faydaları sağladığı veya sağlayacağı Kurultayın
organizasyonu esnasında yaşanan finansman krizi, açılış konuşmasını kimin
yaptığı kimin neden bu kurultaya karşı tavır aldığı katılıp katılmayacağı ve
nasıl geçtiği ile pek ilgilenmiyorum.Fakat vicdanen rahatsızlık duyduğum
husus şudur. Gördüğüm kadarı ile Yine figüran olarak Kayseri Doğu Türkistan
Kültür ve Dayanışma Derneği seçilmişti.Kimlerin isteği ile bu görevi
üstlenmişti bilmiyorum.Fakat daha dün hükümete toz kondurmamak uğruna Çin
Devlet Başkanı Jiang Zemin'e Devlet Madalyası veren kişi olarak
9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin'i
birbirlerini kucaklarken görüntülenen bir resmini Dergiye kapak yapanlar
bahsi geçen Kurultay da Süleyman Demirel'e Doğu Türkistan halkının Millî
giysisi olan "Ton Çapan" ve "Doppa" giydiriyorlardı. Bu düşündürücü durum
karşısında insanın " bu ne perhiz bu ne lahana turşusu " diyesi
geliyor.Şimdi bu Doğu Türkistan Derneği yöneticilerine sormak lazım:
1- Bir
sürer önce Çinli'ye madalya veren tek kişi olarak ilân ettiğiniz Sayın
Süleyman Demirel Çin'li ye verdiği Devlet Madalyasını geri mi almıştır? Söz
konusu olaydan
duyduğu
üzüntüyü mü dile getirmiştir?
2-Dernek
Yöneticileri bu kurultaya resmen davet edilmiş midir?
3-
Kurultay Kürsüsünden Doğu Türkistan'ın içinde bulunduğu insanlığın yüz
karası vahim durumunu kurultaya katılanlara anlatma imkanı verilmiş midir?
Eğer bir nebze olsun mazlum Doğu Türkistan halkının ızdırabı böyle bir
kurultayda dile getirilmedi ise bu kadar anlamsız ve asıl amaca hizmetten
uzak davranışın açıklamasını sorumlu oldukları Doğu Türkistanlılara mutlaka
yapmak zorundadırlar.
Aslâ
unutulmamalıdır ki iki milyon km² ye yakın yüzölçümü ve 35 Milyondan fazla
nüfusa sahip bir ülkenin davasını üstlenenler bir takım güç odaklarının
yörüngesinden çıkıp birer Devlet adamı kişiliği, ağırlığı ve şahsiyeti ile
hareket etmek mecburiyetindedirler.
Tarih kişisel hataları
kaydetmez, fakat Devlet ve Millet adına yapılan hataları mutlaka bir gün
sorgular ve asla unutmaz.
UYGURLAR
ÖZ YURTLARINDA İŞSİZ KALMAKTA
Uygurca’dan
Çeviren Mehmet Emin BATUR
Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin, Doğu Türkistan’daki haber kaynağının
bildirdiğine göre, geçen ay içinde Hoten deki en büyük mahalli fabrikalardan
olarak sayılan Hoten dokuma ve Hoten iplikçilik fabrikalarının 700 işçisinin
işten çıkartılmış olup, bunların büyük çoğunluğu Uygurlardan oluşmaktadır.
Söz konusu işçilerin çoğu da kadınlar. Bu işçilerin hepsi de uzun yıllardan
beri aynı yerde çalışmakta olan kıdemli işçiler olup, işlerinde yakın zamanda
çeşitli okullardan mezun olan aydın gençlerdir.
Fabrika, işten çıkartılan gençlere ne tatmin
edici bir meblağ ne de tazminat şeklinde her hangi bir para ödememiştir. 23
Aralık günü bu işçilerden 300 kadarı Hoten valiliği önünde protesto gösterisi
yapmışlardır. Vali ile görüşme talebinde bulunan bu kişilere, Vali “ Eğer bu
eylemedevam ederseniz hepinizi ayaklanmacılar diye adlandırıp hapse atarım”
demiştir.
Zengin Ülkenin Fakir İnsanları İşsizVe Sefalet İçinde(Özerklik-Muhtariyet dedikleri bu olsa gerek) Ancak temsilciler ile görüşeceğini söyleyen Vali ve yetkililer bu eyleme hiçbir cevap vermeden ortadan kaybolmuşlar, gösterici işçiler de hiçbir muhatap bulamadıklarından dertlerini hiç kimselere anlatamadıklarından şiddetli soğuk altında uzun süre bekleyip dağılmışlardır. Doğu Türkistan da Uygurların ancak % 10 kadarı şehirlerde yaşarlar. Bunlar şehir nüfusunun ancak % 20 kadarını teşkil ederler. Bu kadar az oranı teşkil eden Uygurların büyük bir kısmı yıllardan beri işsizlik azabını çekip durmakta. Okullarını yeni
bitiren Uygur gençleri işe yerleşmeden boş gezmeye mecbur olmaktalar.
Bu konjonktür Doğu Türkistan da çalışacak işçinin
yada iş yerlerinin yokluğundan değil, tamamen Çin hükümetinin Uygurlara karşı
yürütmekte olduğu adaletsiz siyasetin bir mahsulüdür. Bütün iş yerlerini Çinli
göçmenlerin işgal ettiğinin ve sahiplendiğinin eseridir.
Mesela Doğu Türkistan’daki en büyük sanat ve iş
merkezlerinden Urümçi, Şihenze, Karamay olmak üzere büyük şehirlerdeki
dairelere, fabrikalara diğer iş yerleri ve madenlere baktığımızda buralarda
çalışanların % 90ının Çinli olduğunu görürüz. Hatta bir çok iş yerlerinde de
bir tek Uygur görmek mümkün değildir. Ayrıca halkın % 80 inini oluşturan
Uygurların daha fazla olduğu güney vilayetlerimize baktığımızda da durumun pek
farklı olmadığını görürüz. Buralarda da bütün iş yerlerinde çalışanların % 70
inin Çinliler teşkil etmektedir. Uygurlarda işsizlik bu kadar ağır bir durumda
iken, 1998 yılında başlatılan “ işten alıkoyma siyaseti”nin kurbanları
yine talihsiz Uygurlar oldu. Fabrika ve iş yerleri “ işten çıkarma siyaseti”ne
uymaya öncelikle Uygurlardan başladı. Neticede yakın zamandaki iki- üç yıldan
beri daha da çok Uygur işsiz kaldı. Okullardan yeni mezun olan Uygur gençlerinin
iş bulması daha da zorlaştı. Bunun sebebi ise iş yerlerinin yetkililerinin Çinli
olmasında ve onları kendi milletinden olan tahsilsiz ve liyakat sız Çinlileri
işe alırken, liyakatli ve okul bitirmiş Uygurları işe almamasıdır.
Mesela, yukarı da sözünü ettiğimiz Hoten deki
işten çıkartma olayını ele alırsak, Hoten pamuklu dokuma fabrikasından bu kadar
çok işçiyi birden işten çıkartma ile beraber bir taraftan da fabrikaya Çinli
işçiler almaya devam etmektedirler. Sebebi oldukça açık , yine bu fabrikanın
müdürü Çinli... 24.Aralık.2001
Haber Kaynağı: Doğu
Türkistan Enformasyon Merkezi
ÇİN HÜKÜMETİ UYGURLARA KARŞI OLAN DİNİ BASKIYI
FEVKALADE ARTTIRDI
Adil
Muhammed Kali
Uygurca’dan Çeviren :Mehmet Emin Batur
Bu yılki
Ramazan ayı ve Ramazan bayramı günlerinde, Çin hükümeti Doğu Türkistan’daki
Müslümanlara karşı olan baskıyı oldukça fazlalaştırdı.
Bu seferde öncekiler gibi parti (Komünist
Parti)üyeleri, hükûmet işçileri, memurları ve öğrencilerin oruç tutmasını
katiyetle yasaklamakla beraber, anlamsız, bir takım yasaklarda ilave ederek
Müslümanların normal olan dini faaliyetlerinin de önünü kesmektedir.
Mesela, Enformasyon merkezimizin vatandan aldığı malumatlara göre bu yıl ramazan ayında Hoten ve Kaşgar vilayetlerindeki her cami de üç er kişilik vazifeli
hükûmet memuru görevlendirildi.Bunların içinde polis, mahkeme görevlisi ve normal devlet memurları vardı.
Hatta bazı büyük camilerin kapısına polis
dikmişlerdir. Ayrıca bazı bölgelerde özel devriyeler oluşturup akşam saat 10
dan sonra lambası yanan evleri basıp arama yapıyorlar.Bunlardan başka bayram
namazı arefesinde mahalli hükümetler özel toplantılar tertip edip, özel
genelgeler yayınlayıp bayram namazının hangi gün kılınacağı, nasıl kılınacağı
hakkında yayınlar yapılmıştır.
İslam ülkeleri, İslami takvime göre Bayram
namazını aynı günü kıla gelmekte iken, Çin hükümeti bu işe de Siyasî kisve
kazandırarak bütün Müslümanların uymakta olduğu İslami düzeni zorla bozarak,
Doğu Türkistan Müslümanlarının her seferki bayram namazını diğer Müslümanlardan
bir gün geç kılmaya mecbur ede geldi. Bu sefer de aslında 16 Aralık günü
kılınması gereken Ramazan Bayramı namazı Doğu Türkistan da 17 aralık günü
kılınmasına karar alınmış eğer ki bildirilen gün değilde 16 Aralık günü Bayram namazı kılınacak olursa o mescidin İmamı ve o mescitteki
hükûmet memurunun cezalandırılacağı duyuruldu, ve de bayram namazının o gün sabah saat 8’den önce bitirilmesi dikte ediliyordu.
Daha da ağır olanı şudur ki, Bayram namazı günü her bir camideki
hükûmet nezaretçisi namaz başlamadan önce ortaya çıkıp 18 yaşını doldurmamış olanların, parti üyelerinin ve devlet memurlarının
camiyi hemen terk etmeleri şeklindeki hükûmet fermanını ilân
ediyorlar.
Bu şekildeki haddi aşan yasaklar bilhassa Hoten vilayetindeki bütün mescit
ve camilerde uygulanmaktadır.
Mesela Enformasyon Merkezinin Doğu Türkistan’daki haber kaynağı kişinin gönderdiği
habere göre netice olarak 100 den fazla 18 yaşını doldurmamış gençler ve
hükûmet memurları camiden çıkıp veya çıkartılıp namazlarını soğuk havada dışarıda kılmak mecburiyetinde kalmışlardır.
Yine Hoten vilayetine bağlı bir köyün büyük camisine giden muavin Shüji Tursun , namazdan önce hükümetin dini siyasetinin propagandasını yaptıktan sonra namaz için toplanan 18 yaşından küçük gençleri camiden kovmuş , fakat çıkmakta direnen gençleri yaka paça dışarı atmıştır. Kukla devlet memuru Tursun’un bu zorba hareketi cami cemaatinin sert tepkisine neden olmuştur. Fakat ne çare ki cami cemaati kanlarını içlerine akıtarak namazlarını eda etmek zorunda kalmışlardır. Bundan önceleri de Doğu Türkistanlıların dini özgürlüklerinin önünü kesmeye çalışmışlar, fakat bu sefer ki bayram
namazındaki gibi gençleri camiden kovmamışlardır.
Bundan şu anlaşılıyor ki! Çin hükümetinin Uygurlara karşı yürütmekte oldukları dinsizleştirme siyasetinin sivri ucunu
gençlere yöneltip gelecek nesillerimizi, ecdatlarınım 1000 yıldan beri itikat
ede geldiği mukaddes İslam dininden vazgeçirmeye zorlamaktadırlar. Mesela Doğu
Türkistan sınırları içinde dini öğrenim işlerinin sert şekilde yasaklanması ve
gizli dini eğitim alan ve verenlerin türlü cezalara duçar olması da, Çin
hükümetinin Uygurlara karşı uyguladığı dinsizleştirme siyasetinin yürütülmekte
olduğunun delilidir.
Enformasyon merkezinin yakın zamanda Doğu
Türkistan’ın hoten vilayetin den aldığı haberlere göre 12 ve 13 Aralık
günlerinde Hoten şehrindeki meşhur din alimi merhum Abdulehet Mahsum Hacim’in
oğlu, Hoten de göze görünür genç dini zaat Abdureup Hacim'i ve onun okumakta
olduğu 8 kız çocuğunu Hoten vilayeti hükûmet görevlileri tutuklayıp götürmüştür.
10 Aralık günü Hoten de gizli şekilde çocuk okutan genç bir bayan dini zaat
Muhabbet Han’ı da birkaç kız öğrenci ile birlikte polisler tutuklayıp
götürmüştür.Gerçi hükûmet 20 Aralık günü Abdureup Hacim ve onun kız
öğrencilerine bir suç isnat edemedikleri için serbest bırakmıştır. Fakat onları
ağır para cezası ile cezalandırmışlardır. Malumatta anlatıldığına göre Abdureup
Hacim’a 7000 yuen diğer öğrencilere 300 er yuen ceza uygulamışlardır. Tutuklama
esnasında polisin bu uygulamalarına sert tepki gösteren bir kız öğrenciye “
polise karşı koydu” diye 300 yuen ceza vermiştir.
Kişi başına yıllık geliri 80 dolara dahi
ulaşmayan Hoten gibi yoksul bir vilayette bu kadar yüksek para cezasının onlar
için ne kadar ağır bir maddi yük olacağını söylemek yersiz.
Malumatlardan anlaşıldığına göre Doğu Türkistan da anlamsız bahane ve sebeplerle, hatta şüphe üzerine istedikleri sayıda insanı tutuklayan, aylarca sorgulanmadan hapiste tutan ve sonunda suçsuz oldukları anlaşılınca “ ölmenin üzerine tekme” sözü uyarınca haksız yere tutuklanan kişilerden para cezası alıp salıverme işleri gittikçe yaygınlaşmaktadır.Bu bir taraftan zulüm üstüne zulüm
uygulamaktır.Halkımızı iktisadi yönden yormak, ve
halkımızı gurur ve itikadından vaz geçirip, şimdiki, “çiçekli hayata”(!) boyun
eğerek yaşamaya mecbur etmek için uygulanmakta olan müthiş çarelerin bir
varyantı, ve yine bir taraftan da Doğu Türkistan'daki Çin polis teşkilatının Çin
hükümetinin yarattığı Siyasî ürkütücü ortamdan, kendilerine iktisadi rant
sağlamakta oldukları düşüncesini akla getiriyor.23.12.2001

DOĞU
TÜRKİSTANLILAR TERÖRİST DEĞİL
26 Ekim 2001
ABD’ye yapılan terör saldırısının ardından başlayan Afganistan operasyonuna
destek verme şartı olarak "Doğu Türkistanlıları da terörist ilân edilmesini
isteyen Çin'in, tutumu Kayseri'de yaşayan Doğu Türkistanlılar tarafından
tepki çekti.
Yıllardan
beri gerçekte, Doğu Türkistanlıların, Çin'in terör ve asimile hareketlerine
maruz kalarak on binlerce evladını kurban verdiğini söyleyen Doğu Türkistan
Kültür ve Dayanışma Derneği eski Genel Başkanı Mehmet Emin Batur, mazlumları
terörist göstermek isteyen Çin'in esas amacının yaptığı katliamları
resmileştirmek olduğunu söyledi.
Batur, "Yıllardan beri öz topraklarında zulüm çeken Doğu Türkistanlıların
yaptığı tek terör hareketi gösterilebilir mi ki, Doğu Türkistanlılar
terörist olsun? Birileri terör bahanesi ile yeni bir cadı avı mı başlatıyor?
" dedi.
Duyarlılığa davet ediyoruz
Çin'in
52 yıldan beri Doğu Türkistan başta olmak üzere, Moğolistan ve Tibet'te
insanlık dışı işkenceler ve terör olayları gerçekleştirdiğini bu olaylarda
milyona yakın insanı öldürdüğünü ifade eden Batur, gerçek teröristin Çin
olduğunu vurguladı.
Batur,
''Yıllardan
beri yaptıklarını dünyanın çok iyi bildiği
Çin,
şimdi dünyaya kendini aklamaya çalışıyor. Çin'in isteği kabul görürse,
milyonlarca insan yok edilecek. Dünyayı duyarlılığa davet ediyoruz..
" diye konuştu.
52
yıldan beri esir:
Yüzyıllardan beri Türklerin yaşadığı bölge olan Doğu Türkistan'ın 1949
yılından beri Çin'in işgali altında dünya kamuoyunun gündemine sık sık insan
haklan ihlali, idamlar ,nükleer denemeler gibi konularla gelen Doğu
Türkistan'da 35 milyon Uygur Türk'ü yaşıyor. Çin işgalinin ardından kaçmayı
başaran yaklaşık 20 bin civarında Uygur Türk'ü İstanbul ve Kayseri başta
olmak üzere Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde ikamet ediyor.
AKİT
13 EKİM 2001

ÇİN’DE DOĞU TÜRKİSTAN’I
EZMEK İÇİN
“ASKER” İSTEDİ
Çin’de
Doğu Türkistanlı Müslümanları sindirmek için “uluslar arası” yardım
talebinde bulundu.
Çin yönetimi Sincan-Uygur özerk bölgesinde
bağımsızlık mücadelesi veren Müslümanlara karşı savaşta uluslar arası
yardım çağrısında bulundu.Çin Dış İşleri Bakanlığı Sözcüsü Sun Yuxi,
“Doğu Türkistan’ı kurmak isteyen
militanların yalnızca terörist hedeflere katılmadığı, aynı zamanda
uluslararası terör grupları ya da
unsurlarıyla
bağlantısı olduğunu'' iddia etti. Sun,
''Doğu Türkistan'daki teröristlere karşı
savaşımızın terörizmle mücadelede uluslararası çabaların bir parçası
olduğuna inanıyoruz. Doğu Türkistan'daki teröristlere karşı savaşta
gösterilen bu çabalar uluslararası çabaların parçası olmalı, buna destek ve
anlayış gösterilmeli'' dedi.
Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi'nin İsveç
sözcüsü Dilşat Raşit ise,
''Çin yönetiminin Uygur bölgelerinde her
zaman devlet terörizmine başvurduğunu'' söyledi.
Bilindiği gibi; Doğu Türkistan'daki Müslüman
Türklere karşı soykırım uygulayan Kızıl Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin'e,
Ankara'da düzenlenen bir törenle, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel
tarafından ''Devlet Nişanı''. verilmişti. Bakanlar Kurulu'nun bu yöndeki
kararı, MHP'li Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli tarafından da
imzalanmıştı!
Doğu Türkistan’ın büyük kaybı
07/06/2001

Türklüğün anavatanı Doğu Türkistan’ın Çinliler tarafından
işgalinin ardından Anadolu’ya göç eden Kazak Türkleri’nin liderlerinden Hacı
Enver Koçyiğit (73), dün vefat etti. Hacı Enver Koçyiğit, Çinliler’in başını
keserek şehit ettiği ünlü Kazak Mücahidi Zuvka Batur’un torunu, bağımsızlık
mücadelesinin büyük liderlerinden Hacı Sultan Şerif’in oğluydu. 1955 yılında
yanındakilerle birlikte Niğde’ye yerleşen Hacı Enver Koçyiğit, daha sonra
İstanbul’a geldi. Koçyiğit’in cenazesi, Güneşli Evren Mahallesi Altay
Camii’nde öğleyin kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek.
|