|
Hatemî Doğu Türkistan’da
25/06/2000

Çin’e ilk kez gelen İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Pekin’de Çin
Dışişleri Bakanı Tang Jiaxuan ile görüştükten sonra beraberindekilerle
birlikte Çin’in ‘Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ adını verdiği Doğu Türkistan’ın
başkenti Urumçi’ye gittiler. Çin’in yeraltı kaynaklarının yüzde 80’ini
çıkardığı, Türkiye’nin ikibuçuk katı yüz ölçümüne sahip Doğu Türkistan’da
tarihi ve manevi değerler taşıyan yerleri de ziyaret eden Hatemi, burada
yaşayan Türk yetkililerle de görüştü. Hatemi’ye, aralarında İran Dışişleri
Bakanı Kemal Harazi ve Savunma Bakanı Ali Şamhani’nin de bulunduğu 170
kişilik heyet eşlik ediyor.
Beş günlük Çin ziyaretine Perşembe günü başlayan Hatemi, Pekin’de ayrıca Çin
Devlet Başkanı Jiang Zemin, Başbakan Zhu Rongji ve Çin Halk Siyasi Danışma
Konferansı Ulusal Komitesi Başkanı Li Ruihuan ile de görüşmüştü. Hatemi,
daha sonra Hong Kong’a geçecek.
Çin’de
12 idam

25/06/2000
TÜRKİYE GAZETESİ
Hatemi’nin Çin’de bulunduğu
sıralarda Pekin’de, cinayetten suçlu bulunan ve güvenlik güçlerinin ülke
çapında başlattığı uyuşturucu operasyonunda yakalanan toplam 12 kişi idam
edildi.
Önceki gün ve dün eroin kaçakçısı 7, güneydeki Guangzhou kentinde de
uyuşturucu kaçakçılığından 3 kişi idam edildi.Guangdong eyaletinin Dongguan
kentinde ise Tayvanlı 2 işadamını öldüren 2 kişinin idam cezasının infaz
edildiği kaydedildi.
Yetkililer, Ocak 1999’dan Mayıs 2000’e kadar 6 binden fazla kişinin
uyuşturucu kaçakçılığı nedeniyle tutuklandığını, bunlardan 945’inin hapis ya
da idam cezasına çarptırıldığını bildirdi.

D.
Türkistan-PKK benzetmesine Demirel tepkisi
20 Nisan
2000
Rusya'nın Çeçenleri PKK ile
özdeşleştirme girişiminden Çinlilerin de "vazife çıkartması", Ankara'nın
diplomatik hassas bir üslubu benimsemesiyle kriz çıkmadan çözüme
kavuşturuldu. Resmi davetli olarak Türkiye'de bulunan Çin Devlet Başkanı
Jiang Zemin'in Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Çin'in Kuzey batısında
Doğu Türkistan'da yaşayan 25 milyon Uygur Türkü ile ilgili fikir teatisinde
bulundukları belirtilirken, Demirel'in Uygurların PKK ile özdeşleştirilerek
terörist olarak nitelendirilmesine ve iki farklı unsur arasında paralellik
kurulmasına karşı çıktığı öğrenildi.
Edinilen bilgiye göre Zemin
ve Demirel'in yaptığı ikili görüşmenin ardından gerçekleştirilen
heyetlerarası görüşmelerde " Türkiye ile din, ırk ve akrabalık bağları
bulunan Uygurların Çin'in toprak bütünlüğüne saygı prensibi çerçevesinde
yaşama haklarına sahip sabit vatandaşı olarak " görülmesinde sakınca
olmadığı konusunda birleşildi. Enerji, ulaştırma, sulama ve turizm konusunda
Çin'in ilgi duyduğu projeleri anlatan Zemin'e Demirel'in GAP projesi
konusunda bilgi verdiği, Kars-Tiflis demiryoluna ilişkin Çin'in desteğini
istediği belirtildi. Doğu Türkistan'da huzurun sağlanması için 47 milyon
dolarlık ihracat ve yatırım başlatıldığını dile getiren Demirel'in bu
rakamın 300 milyon dolara çıkartılması konusunda mutabık kalındığını
bildirdi. Zemin, Demirel'den GAP projesi çerçevesinde hayata geçirilecek
projelerde Çin'e ayrıcalıklı statü verilmesini istedi.
"Tek Çin'i tanıyoruz"
29 yıl önce başlayan Türk-Çin
ilişkileri dün iki devlet başkanı tarafından imzalanan ortak bildiri ile
ivme kazandı. Çin ve Türkiye'nin uluslararası ve bölgesel konularda aynı
veya benzer görüşleri paylaştıkları, karşılıklı siyasi istişare
mekanizmasının geliştirilmesini istedikleri kaydedildi. Tarafların şekli,
kaynağı ve amacı ne olursa olsun terörizmin her çeşidine karşı olduklarının
altı çizilen bildiride, Doğu Türkistan konusuna hiç değinilmedi. Bildiriye
ilaveten "Türkiye-Çin Karma Ekonomik Komisyonu'nun 13. Dönem Toplantısı
mutabakat zaptı" ile enerji işbirliğine ilişkin çerçeve protokolü imzalandı.
Bildiride, Ankara'nın tek Çin politikası uyarınca Tayvan'ı tanınmadığına da
işaret edildi. Ayrıca, İpek yolu'nun yeniden canlandırılmasının işbirliğini
kolaylaştıracağı ifade edildi.
Tarafların basın ve turizm
alanında işbirliğini geliştireceğine atıfta bulunulan bildiride, kültür,
sanat, bilim, eğitim, spor ve çağdaş teknolojinin teşvik edileceği
kaydedildi. Tarafların uluslararası anlaşmazlıkların barışçı yollardan
çözüme kavuşturulmasını destekledikleri, kuvvet kullanma tehdidine
başvurmayı reddettikleri bildirildi.
Faruk ARSLAN
Çin,
Tayvan'a Diş Biliyor
Çin Başbakanı Zhu Rongji, Tayvan'ı savaşa sebep olacak bağımsızlık ilan
etmemesi için bir kez daha uyardı. Çin Başbakanı Zhu Rongji, ülkesinin
Tayvan konusunda kan ve can feda etmeye hazır olduğunu belirterek, adadaki
bağımsızlık yanlılarını uyardı. Zhu Rongji, dün Pekin'de düzenlediği basın
toplantısında, "Tayvan'daki seçim, yerel bir seçimdir ve Tayvan halkının işi
olduğu için müdahale etmek istemiyoruz. Ancak yönetime kim gelirse gelsin,
bağımsızlık girişiminde bulunmamalıdır" dedi.
Başbakan Zhu Rongji,
Tayvan'la çatışma ihtimalleri ile ilgili olarak da şunları söyledi: "Şimdi
bazı kimseler, Çin'in elindeki uçak, füze ve savaş gemilerini hesaplıyorlar
ve Çin'in savaş açmayacağını ve açmaya da cesaret edemeyeceğini iddia
ediyorlar. Eğer bu tür hesaplama geçerli olsa, Hitler'in dünyaya çoktan
hakim olması gerekiyordu. Bu hesapları yapanlar, Çinlileri tanımıyorlar. Çin
halkı, ülkenin birliği ve milletin saygınlığını korumak için kanını ve hatta
canını feda etmeye hazırdır."
Tayvan'da son günlerde
yaşanan gelişmelerin bağımsızlık yanlısı Demokratik İlerleme Partisi adayı
Chen Shuibian'in önde gittiğini gösterdiğini söyleyen Zhu Rongji, bazı
kimselerin bağımsızlık yanlılarının yönetime gelmesi için her türlü yönteme
başvurduklarını kaydetti.
'ABD, Çin'i düşman
görüyor'
Çin Başbakanı Tayvan
konusunda, Çin'e karşı diğer ülkelerin gösterdiği tepkinin, ABD'yi kast
ederek, bir ülkenin Çin'i potansiyel düşman olarak görmesinden
kaynaklandığını belirtti. Zhu Rongji, bu nedenle, ABD'nin Tayvan'ı batmaz
bir uçak gemisi gibi kullanıp bu sorunu süresiz olarak uzatmak istediğini
kaydetti.
Rongji, Başkan Bill
Clinton'ın 12 Mart'ta John Hopkins Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada
söylediği "Tayvan Boğazı'nın iki yakası arasında tehdit yerine diyalog
yapılmalı" şeklindeki sözünün, "Pasifik Okyanusu'nun iki yakası arasında
tehdit yerine diyalog yapılmalı" şeklinde değiştirilmesi gerektiğini
söyledi.
Rongji, bazı Batılı yayın
organlarının "Çin yönetiminin, dünyada en çok yolsuzluk yapan hükümetler
arasında yer aldığı"şeklindeki iddialarına katılmadığını belirterek, ülkede
yolsuzlukla mücadelenin de henüz istenen düzeyde olmadığını söyledi.
'G-8'e katılmayacağız'
Çin Başbakanı ayrıca, Uygur
Özerk Bölgesi'nde yer alan Tarım Vadisi'ndeki doğalgazı ülkenin doğusuna
nakledecek 4 bin 200 kilometrelik boru hattının döşenmesi projesine yabancı
yatırımcıların katılmasını istedi.
Zhu Rongji, yabancı
işadamlarının yatırım, hisse çoğunluğunu elinde tutma veya yönetime katılma
gibi yöntemlerle bu projeye teşvik edileceğini kaydetti. Zhu Rongji, yabancı
bankalar ile borsa ve sigorta şirketlerinin, Çin'in batı kesiminin
kalkındırılması projesine katılmaları yönündeki arzusunu da dile getirdi.
Çin Başbakanı Zhu
Rongji, bir soru üzerine ülkesinin G-8'ler grubuna katılmayacağını
yinelerken, bu grupla olan temasların sürdürüleceğini söyledi. Pekin
Tayvan, uyarıya kulak asmadı
Tayvan yönetiminin Anavatan İşleri Konseyi Başkanı Su Chi, Çin Başbakanı Zhu
Rongji'nin Tayvan'daki devlet başkanlığı seçimleriyle ilgili 'yorum yapma
hakkı olmadığını' söyledi. Su, 'Tüm Çin yetkililerinin olduğu gibi sayın
Zhu'nun da bizim seçimlerimizle ilgili herhangi bir şey söyleme hakkı
yoktur' dedi. Tayvan'ın, muhalefetteki Demokratik İlerleme Partisi adayı
Chen Shuibian'ın tavrını desteklemediğini, ancak Chen'in bağımsızlığı
savunma hakkına arka çıktığını söyleyen Su, 'Chen, Tayvan'ın bağımsızlığı
hakkında herşeyi söyleme hakkına sahiptir, çünkü bu bir demokrasi' dedi. Bu
arada, Tayvan Devlet Başkanı Li Teng-hui, seçmenlerden, bu ay ki seçimlerde
iktidardaki Milliyetçi Parti'nin adayı Lien Chan'i desteklemesini istedi.
Taipei
Doğu Türkistan Büyük Baskı
Altında
Doğu
Türkistan halkının yaşadığı zulmü dünya kamuoyunun ve uluslararası
kuruluşların dikkatine sunacak her türlü girişim, bu konuda yapılacak en
ufak bir katkı bile önemli bir hizmet olacaktır.
Günümüzde hala devam eden
Doğu Türkistan’daki Çin işgali 1700'lü yılların ortalarında başlamıştır. 17
ve 18. yüzyıllarda Doğu Türkistan'da yaşanan iç savaşlar hem halkın birlik
ve beraberliğini zedelemiş, hem de devletin gücünü zayıflatmıştı. Aynı
dönemde Çin'de Mançu Hanedanlığı dönemi başlamıştı. 1911 yılında Mançu Çin
İmparatorluğu yıkılıp, yerine Guomintang Partisi'nin lideri Sun Yat Sen
önderliğindeki Çin Cumhuriyeti kurulduğunda, Doğu Türkistan halen esaret
altındaydı.
Guomintang rejiminin Doğu
Türkistan halkına yaptığı işkence ve zulüm, 1931 yılında halkın ayaklanarak
bağımsızlık ilan etmesi ile sonuçlandı. Bu zamana kadar Doğu Türkistan
Müslümanları dönemin siyasi koşullarını göz önünde bulundurarak herhangi bir
bağımsızlık girişiminde bulunmaktan kaçınmışlardı. Çünkü Doğu Türkistan
toprakları üzerine plan kuran yalnız Çinliler değildi. Sovyet Rusya da bu
sahayı ele geçirmek için fırsat kolluyordu. Bu durumun farkında olan ve
komünist Rusya'nın Batı Türkistan Müslümanlarına yaptığı eziyete şahit olan
Doğu Türkistan halkı da, komünistlerin denetimi altına girmektense mevcut
durumu muhafaza etmeyi tercih etmişti. Nitekim, 1931'deki bağımsızlık
girişimi Doğu Türkistanlı Müslümanları, endişe ettikleri bu tehditle yüz
yüze bıraktı. Çin, ancak komünist Rusya'nın desteği ile bu girişimi
bastırabildi ve ülkenin büyük kısmı Sovyetler'in denetimine geçti.
Bu ilginç sonuç, bir dizi
gelişmenin ardından ortaya çıktı: Doğu Türkistan isyanını tek başına
bastıramayacağını anlayan Çin, Sovyetler Birliği ile gizli bir anlaşma
imzalamıştı. Bu gizli anlaşma uyarınca, Ruslardan silah ve askeri destek
sağladı. Ancak buna rağmen Müslümanların bağımsızlık hareketinin
bastırılması mümkün olmadı. 1933'de Kızıl Ordu karadan Doğu Türkistan'a
girerek Müslüman kuvvetleri mağlup etti. Müslümanlar Kızıl Ordu
birliklerince toplu olarak katledildi, camileri ve mescitleri yıkıldı.
Bu sırada başlayan II. Dünya
Savaşı ile birlikte Ruslar askerlerini Doğu Türkistan'dan çektiler. Öte
yandan milliyetçi Çin hükümeti de, Mao'nun komünist gerillaları ile ülkenin
çeşitli bölgelerinde devam eden savaşı kaybederek, Formoza (Tayvan)'ya
çekildi. Çin toprakları komünist rejime teslim oldu ve tabii Doğu Türkistan
da...
1944 yılında Bağımsız Doğu
Türkistan Cumhuriyeti kuruldu. Ne var ki Doğu Türkistan Cumhuriyeti'nin ömrü
1949 yılında Çin'de Mao'nun iktidarı ele geçirmesi ile son buldu.
Doğu
Türkistan’da “Kızıl Dönem”
Dünya, bir komünist partinin
iktidarı ele geçirişine ilk kez Rusya'da tanıklık etti. Rusya'nın hakimiyeti
altındaki Batı Türkistan (Kazak, Özbek, Kırgız, Türkmen ve Tacik) toprakları
ile sınırı olan ve bu ülkelerle tarihi, dini, etnik ve kültürel bağa sahip
Doğu Türkistan Müslümanları da bölgedeki gelişmeleri yakından takip
ediyorlardı. Özellikle, merhum İsa Yusuf Alptekin gibi, Batı Türkistan
topraklarında görev yapıp komünist Rus zulmüne bizzat şahit olanlar, hem Çin
hükümetini hem de Doğu Türkistan Müslümanlarını komünizm tehlikesine karşı
uyarıyorlardı. Çünkü komünistler genel bir taktik olarak, iktidara gelene
kadar eşitlik, sosyal adalet, milletlerin özgürlüğü gibi kavramlardan
bahsediyorlar, ancak sıra uygulamaya gelince durum değişiyordu. Eşitliğin
yerini politbüro diktası, sosyal adaletin yerini sömürü, özgürlüklerin
yerini ise sürgünler, işkenceler, toplama kampları ve toplu katliamlar
alıyordu.
Nitekim aynı gelişmeler Doğu
Türkistan'da da yaşandı. İktidarı ele geçirmeden önce 1945'de
gerçekleştirilen 7. Kongre'de Mao, komünistlerin, iktidarı ele geçirince
farklı etnik kökenlere kendi geleceklerini tayin etme ve kendi kendini
yönetme hakkını vereceğini deklare etti. Ancak iktidara gelir gelmez,
önceden verdiği sözleri bir anda göz ardı etti ve "Sincan iki bin yıldır
Çin'in ayrılmaz bir parçasıdır, bu nedenle Çin'i federe devletlere bölmenin
hiçbir manası yoktur. Bu talep tarihe ve sosyalizme düşmanlık anlamına
gelir" açıklamasını yaptı. (Lydia Hlubnchy, The East Turkic Review, No 4)
Ardından baskı ve zulüm
başladı. İlk olarak, Mao ile görüşmek üzere yola çıkan Doğu Türkistan
Cumhuriyeti'nin önde gelen liderleri esrarengiz bir uçak kazasında
hayatlarını kaybettiler. Daha sonra da Doğu Türkistan'ı kendi toprağı olarak
gören ve elinden bırakmak istemeyen Kızıl Çin hükümeti, Müslüman halka karşı
acımasız bir soykırıma girişti. İlk savaş Müslümanların inançlarına
karşıydı. Dini eğitim veren tüm okullar kapatıldı, din adamları tutuklandı,
büyük kısmı da öldürüldü. Camilere Mao'nun resimleri ve Komünist Parti'nin
bayrakları asıldı ve Müslümanlara bu resim ve bayraklara saygı
gösterilerinde bulunmaları emredildi. Müslümanların bir kısmı Pan-Türkist,
bir kısmı da Pan-İslamist oldukları gerekçesi ile gözaltına alınıyor ve idam
ediliyordu. Toplu sürgünler ise zulmün bir diğer yüzüydü. Yurtlarından
sürülen Müslümanların bir kısmı, zorlu iklim şartları nedeni ile yolda
hayatlarını kaybetti. 1949-1952 yılları arasında 2.800.000, 1952-1957
yılları arasında 3.509.000, 1958-1960 yılları arasında 6.700.000, 1961-1965
arasında 13.300.000 Doğu Türkistan Müslüman'ı çeşitli yollarla öldürüldü.
Müslümanlar bir yandan
sistemli olarak katledilirken, bir yandan da onların yerlerine Çinliler
yerleştirilmekteydi. Doğu Türkistan'ı bir Çin eyaleti haline getirmek
isteyen Maoist rejimin bir diğer yöntemi ise, zorun lu
kürtajla "aile planlaması"ydı. Bu uygulamalar bugün de halen devam
etmektedir.
Özgürlük Mücadelesinin
Önde Gelen
İsimleri
20. yüzyılın başı, Doğu
Türkistan'da milli ve manevi duyguların uyanmaya başladığı bir dönem oldu.
Uygur Türkleri'nin bu "milli uyanışı" Abdülkadir Damolla sayesinde oldu.
Dönemin en önemli ihtiyaçlarından birisi halkın, mukaddes değerleri, tarihi
ve sahip olduğu miras konusunda bilinçlendirilmesi idi. Abdülkadir Damolla,
açtığı Matle'ul Hidayet ismindeki okulla Doğu Türkistan gençlerini bu konuda
yetiştirmiş, yayınladığı kitaplarla halkın bilinçlenmesine katkıda
bulunmuştur. Abdülkadir Damolla'dan sonra Doğu Türkistan'da mücadeleyi "Üç
Efendiler" olarak anılan İsa Yusuf Alptekin, Muhammed Emin Buğra ve Mesud
Sabri Baykozu üstlendiler. Mesud Sabri Baykozu'nun Doğu Türkistan için
verdiği mücadele, 1951 yılında komünist Çin yönetimi tarafından tutuklanıp,
1952 yılında zehirli bir iğneyle öldürülmesi ile son bulmuştur. İsa Yusuf
Alptekin ve Muhammed Emin Buğra'nın mücadeleleri ise ömürlerinin sonuna
kadar devam etmiştir.
Çin'e bağlı Doğu Türkistan
Eyalet Hükümeti'nin Genel Sekreteri olarak görev yapan İsa Yusuf Alptekin,
tüm hayatını Doğu Türkistan'ın haklı davasını uluslararası arenada anlatmaya
ve Müslümanların esaretten kurtulmasına vakfetmiştir. 26 yaşındayken Batı
Türkistan'daki Çin Konsolosluğu'nda çalışmaya başlamıştır. Batı Türkistan'da
bulunduğu süre boyunca, Doğu Türkistan'daki bağımsızlık yanlısı kişilerle
bağlantı kurmuş ve çalışmalarını gizli olarak yürütmüştür.
İsa Yusuf Alptekin'in en çok
üzerinde durduğu konulardan birisi, halkını komünizmden korumak olmuştur.
Hatta komünizme karşı daha etkili çalışmalar yapabileceğini düşündüğü için
Çin Hükümeti nezdinde temaslar yürütmüş ve 1936-1945 yılları arasında Çin
Parlamentosu'nda ülkesini temsil etmiştir. Komünistlerin önce Pekin'i ele
geçirmeleri, ardından da Doğu Türkistan'a doğru ilerlemeleri üzerine İsa
Yusuf Alptekin vatanından ayrılmak zorunda kalmıştır. 1954 yılında
İstanbul'a yerleşen ve çalışmalarını buradan yürüten Alptekin, Doğu
Türkistan'da yaşanan zulme dünya ülkelerinin dikkatini çekebilmek için
birçok ülkeyi dolaşmış, konferanslara, panellere katılmış, üniversitelerde
konuşmalar yapmıştır.
Muhammed Emin Buğra ise Doğu
Türkistan mücadelesi tarihine Doğu Türkistan Tarihi adlı dev eseri ile
geçmiştir. 1931'deki bağımsızlık hareketinde bizzat görev almış ve Hoten,
Yarkent gibi şehirlerin Çin işgalinden kurtulmasını sağlamıştır. 1944
yılında kurulan Doğu Türkistan Devleti’nde bakanlık yapmış, komünist Çin
işgalinin gerçekleşmesinden kısa bir süre önce ise Hindistan'a iltica
etmiştir. Buradan Türkiye'ye geçmiş, mücadelesine devam etmiştir.
Bu vatansever insanların
yaşamları boyunca şerefle sürdürdükleri bağımsızlık mücadelesi bugün de aynı
hızla devam etmektedir. Şu anda uluslararası arenada Doğu Türkistan için
faaliyet gösteren yirmiye yakın Vakıf ve Dernek vardır.
Doğu Türkistan’a Yardım
Vicdani Sorumluluktur
Tüm bu zulüm ve işkencelere
karşı Doğu Türkistan halkının, haklarını savunma
veya kendilerini koruma imkanı yoktur. Ancak dünyanın dört bir yanındaki
Müslümanlar, ihtiyaç içindeki bu savunmasız insanlara birçok şekilde
yardımda bulunabilirler. Doğu Türkistan halkının yaşadığı zulmü dünya
kamuoyunun ve uluslararası kuruluşların dikkatine sunacak her türlü girişim,
bu konuda yapılacak en ufak bir katkı bile önemli bir hizmet olacaktır.
(Harun Yahya, İslam'ın Kışı ve Beklenen Baharı)
Yapılabilecek en büyük yardım
ise hiç şüphesiz, tüm bu zulmün gerçek kaynağı olan dinsizliği fikren
çürütmek, bunun yerine hakkı ve güzel ahlakı hakim kılmak için fikri bir
mücadele yürütmektir. Dünyanın dört bir yanında haksız yere öldürülen,
"Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için yurtlarından sürülen, inançları uğrunda
işkenceye uğrayan insanlara yardımcı olabilmek mümkündür.
Tüm inananların eşit
sorumluluğa sahip olduğu bu konuda, Allah'ın ayetinde belirttiği gibi,
"... Kim cehd ederse (çaba gösterirse), kendi nefsi için cehd etmiş olur..."
(Ankebut Suresi, 6). Bir başka ayette ise Allah iman edenlerin bu
sorumluluğunu şu şekilde belirtmiştir: "... Yeryüzünde bozgunculuğu
önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?.." (Hud Suresi, 116)
Doğu
Türkistan’a Çin İşkencesi
Doğu Türkistan toprakları bin
yıl boyunca İslam yurdu olmuştur. Ancak yarım asırdan fazla bir süredir,
Doğu Türkistan topraklarında Müslümanlar, komünist Çin yönetiminin işgali
altında yaşamaktadırlar. Urumçi Üniversitesi'nin duvarında yer alan ve 2
Ekim 1988 tarihli İngiliz The Independent gazetesinin bölge sorumlusu Andrew
Higgins'in deyimiyle "katıksız ırkçı düşünce ile zehirlenmiş bir zihniyetin
göstergesi" olan bir yazı, Çinlilerin Uygur Türkleri'ne bakış açısını
yansıtmaktadır: "Uygur erkeklerini sonsuza kadar kölemiz yapalım, Uygur
kadınlarını da asırlar boyunca fahişemiz."
Bölgede 1 milyon kadar
askerini silah altında tutan Çin, Doğu Türkistan'da Müslümanların attığı her
adımı kontrol etmektedir. Yollarda kurulmuş olan askeri denetim noktalarında
tüm araçlar tek tek durdurulup içleri aranırken erkekler hakarete uğrayıp
tartaklanmakta, Müslüman kadınlar ise tacize uğramaktadırlar. Çin'in
baskısı, yolların tutulması veya askeri birliklerin sık sık evlerde arama
yapması ile de sınırlı değildir. Japonya'da yayınlanan Mainichi Daily News
gazetesi bu ağır baskıyı 29 Haziran 2000 tarihli sayısında şöyle
aktarmıştır:
(Doğu Türkistan'da) Çin'in
denetimi gün geçtikçe artmakta ve daha da dayanılmaz bir hal almaktadır.
Halkın Kurtuluş Ordusu her yerde. İletişim sınırlı ve polis denetiminde
yapılabiliyor. Çok az köyde telefon var ve bu hatların hepsi dinleniyor. Bir
kişi sadece boş bir şüphe üzerine yıllar boyunca tutuklu kalabiliyor.
Müslümanlar keyfi olarak
tutuklanıp çalışma kamplarına gönderilmekte, asılsız suçlamalarla idam
edilmekte, zaman zaman da toplu olarak katledilmektedirler. Bunun yanı sıra,
namazlarını gizli kılmak zorunda kalmakta, oruç tutmalarına izin
verilmemekte, dini eğitim almaları engellenmektedir. Müslüman nüfusun
sayısının artmasını engellemek için uygulanan metot ise insanlık dışıdır:
kadınlara zorla kürtaj yapılmakta, birden fazla çocuğa sahip olanların
çocukları ellerinden alınmaktadır.ARAŞTIRMA DERGİSİ

Panelde
Bayrak Krizi
28
Şubat 2000
Doğu Türkistan Göçmenleri
Derneği'nin düzenlediği "21. Yüzyılda Çin ve Türk Dünyası" panelinde bayrak
krizi yaşandı. Katılımcılar, polisin, Dışişleri Bakanlığı'nın genelgesine
dayanarak Doğu Türkistan bayrağını kaldırmak istemesine sert tepki
gösterdiler. Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde panelin davetlilerinden
MHP İstanbul Milletvekili Mehmet Gül, Doğu Türkistan'ın mavi gök bayrağının
bizim bayrağımız olduğunu vurgulayarak "Bir avuç Türk, Türk bayrağını astı
diye problem oluyorsa bu Dışişleri Bakanlığı'nın yanlışıdır. Doğu Türkistan
bayrağına izin verilmezse bu çelişkidir, kalkmalıdır, saçmadır. Böyle
genelge olmaz!" dedi. Çin'le dostluğun ayrı, Çin'in eksikliklerini
hatırlatmanın ayrı şeyler olduğunu kaydeden Gül, "Dünyada her şey herkesin
ilgisi dahilindedir. En önemlisi oradaki kardeşlerimizin haklarını
Türkiye'de panelle hatırlatmak insan hakkıdır. Buna kimse bir şey diyemez."
diye konuştu.
Tek yardımcımız Allah
Panel konuşmacılarından Dr.
Ahmet Türköz, Mehmet Gül'e Çin'in içişleri bakanına panda hediye etmesiyle
ilgili gazete haberlerini hatırlatarak, Uygur Türklerinin bir pandaya
satılıp satılmadığı hakkında TBMM'ye soru önergesi vermesini istedi.
Konuşmacılardan Doç. Dr. Hacı Yakup Anat, Doğu Türkistan'ın çevresindeki
ülkelerden yardım alamadığını belirttiği tebliğinde, "Yegane yardımcımız
Cenabı Allah'tır." şeklinde konuştu.
Hızırbek Gayretullah ise Doğu Türkistan'ın Çin topraklarının 6'da birini
oluşturduğunu belirterek, "28 milyonu yerleşik 31 milyon Uygur Türkü nüfusun
yüzde 56'sını oluşturmaktadır." dedi
|