|
Kaşgar’da ezanlar susturuldu
Kurban Bayramı öncesinde Kaşgar kentinin
tarihî merkezinde müezzinler kendi seslerinin gücüne güvenmek zorunda
bırakıldı. Çünkü Çin Komünist Partisi yetkilileri camiî ve mescitlerde
hopörler kullanılmasını yasakladılar
Doğu
Türkistan, Komünist Parti'nin baskısına sahne oluyor. Özellikle 11 Eylül
terör saldırılarından sonra, Uygur kültürünü ve İslâm dinini öne
çıkaranlar, Pekin yönetimi gözünde 'ayrılıkçılıkla' veya 'teröristlikle'
damgalanıyor. Çin'in Uygur kültürünü bastırmaya çalıştığı, tarihçilerin,
pop şarkıcılarının yakından gözlendiği hatta kitapların yakıldığı
belirtilirken, devlet kontrolü dışında hiçbir kültürel veya dinî
aktiviteye izin verilmediği bildiriliyor. Bir zamanlar İpek Yolu'nun
ticarî düğüm noktası olan ve Afganistan ile bir sınır şeridi bulunan
Kaşgar kentinin tarihî merkezinde, müezzinler kendi sesinin gücüne
güvenmek zorunda. Çünkü hoparlör kullanılması yasak. Çin, ülkede yaşayan
Müslümanlar üzerinde kontrolü 11 Eylül terör saldırılarının ardından
daha da sıkılaştırdı. Doğu Türkistan’ın başşehri Urümçi'de, İslâm
Koleji'ndeki Kur'an-ı Kerim kursuna kimlerin katılabileceğine komünist
yetkililer karar veriyor. Şehirdeki üniversite, Pekin'deki Devlet
Konseyi tarafından finanse ediliyor ve üniversite kapsamında bir de din
okulu bulunuyor. Burada camilere, komünist ders planına göre imam
yetiştiriliyor. Bu arada Çin Komünist Partisi Sincan(!) şefi Wang Lequan
ise, 'terör örgütü' ilân edilen sürgündeki gruplardan Doğu Türkistan
İslâmî Hareketi'nin eylemlere katıldığı yönünde önemli deliller
bulunduğunu iddia ederek, "Örgüt, Afganistan savaşı sırasında
El-Kaide'ye katıldı, bin üyesi Taliban tarafından eğitildi ve
Afganistan'da Taliban ile beraber savaştı. Bir kısmı da Çin'e geri
gönderildi ve burada terör eylemleri gerçekleştirdi. Örgütten 6 bin el
bombası, patlayıcı madde ve diğer silâhlar ele geçirdik" diye konuştu.
Merhum liderimizi andık
İsa Yusuf Alptekin 1901 yılında
Doğu Türkistan'ın Kaşgar vilayetine bağlı Yenihisar
kazasında dünyaya geldi.Öğrenimini Doğu Türkistan'da tamamladıktan sonra
çeşitli m emuriyet görevlerinde bulundu. 1926 yılında Batı Türkistan'a
geçerek burada millî mücadele taraftarlarıyla irtibata geçti. 1931'de
Hoca Niyaz tarafından başlatılan ayaklanma sırasında Doğu Türkistan'daki
valilerin halka yaptıkları zulmü Çin hükûmetine anlatarak, bu durumun
önlenmesini, aksi takdirde ayaklanmanın yayılacağını, Rusya'nın
işgalinin sözkonusu olacağını anlattı. Ayaklanma sırasında ve sonrasında
milliyetçilik faaliyetlerini sürdürdü. 1936 yılında Çin Meclisi
üyeliğine de seçildi. Mücadelesini daha çok siyasî alanda
yoğunlaştırmıştı. 3 yıl sonra Doğu Türkistan Hükûmeti'nin başkanlığı
Türkler'e verildiğinde hükûmetin genel sekreterliğine getirildi. Bir
yıldan fazla kaldığı bu görev esnasında, milliyetçi, anti-emparyalist ve
anti-komünist politikalar sebebiyle, Rusya'nın ve Çin'in
tepkilerini
üzerine çekti. 1949'da Çin'in Doğu Türkistan'ı işgali ile birlikte o
günkü Hindistan'ın Keşmir eyaletine iltica etti. 1954 yılında Türkiye'ye
geçti. Türkiye'ye gelir gelmez İstanbul'da Doğu Türkistan Göçmenler
Cemiyeti'ni kurarak, bundan sonraki faaliyetlerini Doğu Türkistan
davasının dünya kamuoyuna anlatılmasında yoğunlaştırdı.
Yabancı ülke yöneticileri nezdinde olduğu kadar Türkiye hükûmetleri
nezdinde de Doğu Türkistan davasının anlatılması için mücadele verdi.
Parti liderleriyle görüştü. Başbakan ve cumhurbaşkanlarıyla görüştü.
İsa Yusuf Alptekin’in bütün ömrü; mahrumiyetler içerisinde, esir
Türkistan'ın hürriyet ve bekası için inanç ve azimle mücadele içinde
geçti. Ve 17 Aralık 1995 gecesi vefat etti.
Çin İstilâsına Kota Seddi
Türk pazarını
adeta istilâ eden Çin ürünlerine yeni yılda kota geliyor. Başta tekstil ve
hazır giyim olmak üzere 47 ürünün ithalatına gelecek kota uygulaması 3 yıl
sürecek. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu pek çok ülke, ucuz Çin
mallarının istilâsından endişe duyuyor. Bu nedenle ABD ve AB'nin yanı sıra
pek çok ülke Çin'den yapılan ithalata sınırlama getirmeye hazırlanıyor.
Türkiye de ağırlığı tekstil ve hazır giyim olmak üzere 47 ürün grubunda
Çin'e kota uygulayacak.
Kota uygulamasıyla ilgili bilgi veren Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, "Bu kendi
yerli sanayimizin zarar görmemesi için yaptığımız haklı bir müracaattır.
Çünkü bizim ekonomimiz içerisinde tekstil ve konfeksiyonun önemli bir
ağırlığı var" dedi. Pekin Yönetimi'nin tepkisine rağmen Dünya Ticaret Örgütü
kuralları, ülkelere yerli sanayilerini koruma imkânı sağlıyor. Çankaya
Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Emin Çarıkçı da "Çin bizimle anlaşmak
durumunda. Çünkü ocak-ekim döneminde 3.2 milyar dolar ithalat yapmışız, 300
milyon dolarlık ihracat yapmışız" diye konuştu. Çin'e uygulanacak kotalar
ithalat artışını yüzde 5 ile 10 arasında sınırlayacak şekilde belirlenecek.
Yeni dini
kanunlar özgürlükten çok baskı getirecek
Çin'de yeni
yürürlüğe sokulacak dinî kanunların, beklendiği gibi özgürlük getirmeyeceği,
aksine daha baskıcı unsurlar taşıdığı kaydedildi. Dün açıklanan ve 1 Mart'ta
yürürlüğe girecek olan kanunların gizli kiliseler ve dinî gruplara karşı
daha sert müeyyideler içerebileceği ifade edildi. Devlet medyasında
açıklanan kanunların, dinî özgürlükler ve insan haklarını teminat altına
alacağı kaydedilmişti.
Yeni kanunlar, bazı özgürlükler öngörse de tüm dinî kurum ve faaliyetlerin
"anayasaya, kanunlara, yönetmeliklere saygılı, millî birlik, sosyal
istikrara ve ırkî uyuma uygun" olması şartı getiriliyor.
Yorumcular, yeni kanunlarla sadece devlet tarafından tasdik edilmiş dinî
grupların hukukî haklarının korunacağını ifade ettiler. Devlet tarafından
tanınmayan gruplar ve dinî müesseselerin durumlarının ise eskisinden daha
kötü duruma düşeceği kaydediliyor.
Ateist olan Çin, sadece Katolik, Protestan, İslâm, Budizm ve Taoculuğu resmî
olarak tanıyor. Çinliler, sadece devletin müsaade ettiği kiliseler ve dinî
mekânlarda ibadet edebiliyorlar. Devlet, kontrolü dışındaki dinî
toplantılara ve evlerde oluşturulan kilise ve dinî mekânlara karşı sıkı
kontrollerde bulunuyor. Yeni kanunlar, çeşitli kurumlar vasıtasıyla bu
faaliyetlerin denetlenmesini öngörüyor.
Çin’de kömürü madenleri
ölüm çukuru gibi
Çin'in
kuzeyindeki Shanxi bölgesinde 10 Aralık tarihinde, bir kömür madeninde
meydana gelen gaz patlaması sonucu 33 işçinin hayatını kaybettiği
bildirildi. Shanxi İş Güvenliği Bürosu, patlamanın Yuxian yakınlarındaki
Nanlou kasabasındaki kömür madeninde meydana geldiğini açıkladı. Çin’de her
yıl binlerce insan maden kazlarını hayatını kaybederken, Çin hükûmetin bu
konuda tedbir almaması büyük tepkilere neden oluyor.
Dünya’yı en
çok Çinli’ler kirletiyor
ABD ve Çin'in kullandıkları
yakıtlardan çıkan zararlı gazlar bakımından dünyayı en çok kirleten
ülkeler olduğu açıklandı. Uluslararası Enerji Ajansı'nın (UEA) son
yayınladığı 2002 verilerinde, dünyanın en büyük ekonomilerine sahip iki
ülkesinden Çin ve ABD’nin kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıt
kullanımı nedeniyle yaydıkları zararlı gazlarla dünya atmosferini en çok
kirleten iki ülke olduğu bildirildi. Buna göre, zararlı gazların
yayılmasında, ABD ve Çin yüzde 37'lik oranla öne çıkan ülkeler olurken,
Avrupa ülkelerinde fosil yakıtlarla gaz salınımı 1990 yılına göre
2002'de yüzde16,9'luk bir artış gösterdi.
Türkiye'nin yer almadığı UEA'nın istatistiğinde, ABD yüzde 23,5 ile
dünyayı en çok kirleten ülke olurken, ikinci sırayı yüzde 45'lik bir
artış sağlayarak yüzde 13.6 orana sahip Çin izledi. Dünyayı en çok
kirleten diğer ülkeler ve yüzdeleri ise şöyle: Rusya yüzde 6.2, Japonya
yüzde 5, Hindistan yüzde 4.2, Almanya yüzde 3.5, Kanada yüzde 2.2,
İngiltere yüzde 2.2, Güney Kore yüzde 1.9 ve İtalya yüzde 1.8.
Alman basını
da Çin’e baskı yapılmasını istiyor
Alman gazetelerinden Frankfurter Allgemeine,
Başbakan Gerhard Schröder'in Çin gezisi sırasında, iki ülke arasında
ticareti artırma çabalarını eleştiriyor. Çin'in gerek ekonomik
performansının gerekse ihracat ve ithalatındaki artışın 'etkileyici'
olduğunu kabul eden gazete, "diğer taraftan önde gelen Avrupalı
politikacıların Fransız, Alman veya İtalyan mallarını Pekin'e satabilmek
için birbiriyle yarışması, biraz komik hatta vakardan yoksun bir tavır"
diyor. Gazete, Çin'e yönelik Avrupa Birliği silah ambargosunun
kaldırılması çağrılarına da karşı çıkıyor. Berliner Zeitung ise
başbakanlarını, Çin'de insan haklarının durumu ve şu anki sınırları
dışındaki topraklar üzerinde hak iddiaları konusunda, sesini
yükseltmediği için eleştiriyor. Gazete, "Schröder gibi Almanya'nın
uluslararası arenada daha büyük rol oynamasını isteyenler, bu ortaklığın
sınırlarına da işaret edebilmeli" diyor. Gazete, Başbakan Schöder'in
tutumunu, Almanya Dışişleri Bakanının tutumuyla karşılaştırıyor ve bakan
Joschka Fischer'ın geçtiğimiz yaz yaptığı Çin gezisinde insan hakları,
Tibet, Hong Kong ve Tayvan konularını gündeme getirdiğini hatırlatıyor.
“Ölümcül Çin Gribi” tüm dünyayı tehdit ediyor
Dünya Sağlık Örgütü, bir kez daha
bulaşıcı hastalık uyarısında bulundu. Dünya Sağlık Örgütü Başkanı
Shigeru Omi, öldürücü bir grip virüsünün birkaç hafta içinde 100 milyon
insanın yaşamına mal olmasının mümkün olduğunu söyledi. Sorunun kaynağı
ise, virüsün şu sıralar özellikle soğuk olan kuzey yarıkürede rahatlıkla
kurban bulabilmesi değil, virüslerin tamamen değişmiş olması ve 'kuş
gribi' gibi hayvandan insana bulaşabilmesi. Ama ne yazık ki doğrudan
tehdit altında olan ülkeler böyle bir salgınla mücadele için hazır
değiller. Virüs uzmanları, yeni bir grip salgınının milyonlarca insanın
yaşamına mal olabileceği konusunda uzun zamandır uyarıda bulunuyor. Bu
tehlike özellikle Asya bölgesi için mevcut.
Geçen yıllarda yaşanan SARS salgınından sonra, en azından salgının
yaşandığı ülkeler önlem almayı öğrendiler. Hastalığın en hızla yayıldığı
ülkelerden biri olan Çin'de önlemler başladı, ama sadece SARS salgınına
karşı. Bir grip salgınına karşı Çinliler de hazırlıklı değil.
Dünya İnsan Hakları Gününde Almanya’da Protesto Gösterisi
10 Aralık Günü BM. Teşkilatı tarafından kabul edilen “Dünya İnsan
Hakları Günü” olup, Bu münasebetle Almanya’nın Münih şehrinde yaşamakta
olan Doğu Türkistanlılar Çin’in Münih’teki Konsolosluk binası önünde bir
araya gelerek protesto eyleminde bulundular.
Dünya Uygur Kurultayı Bünyesindeki “Avrupa Doğu Türkistan Birliği”
Teşkilâtı tarafından organize edilen bu defa ki protesto eylemi Almanya
saati ile sabah saat 10.00’dan 12.00’a kadar devam etmiştir.
Protesto eylemine katılanlar şiddetli soğuğa rağmen ellerinde Doğu
Türkistan’ın Ay-Yıldızlı Gök Bayrakları ve Çin hâkimiyetine karşı
sloganların yazılı olduğu pankartlarla avazları çıktığı kadar sloganlar
atarak komünist Çin hâkimiyetine karşı olan tepkilerini sergilediler.
Bu protesto eylemine Merkezi Almanya’da bulunan “İç Moğolistan Millî
Bağımsızlık Vakfı”na bağlı bir grup üye de Doğu Türkistanlılarla
birlikte katıldılar.
Eylem sırasında Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan’daki insan hakları
ihlâllerini ifşa eden Almanca bildiriler de dağıtıldı.
İsrail ve Çin arasındaki
silâh ticareti ABD’yi kızdırdı
İsrail Parlamentosu
Savunma Komitesi Başkanı Youval Steinitz, İsrail radyosuna yaptığı
konuşmada, "Kamuoyundan saklanan bir gerginlik var. Özellikle İsrail'in
Çin'e silâh satması ile ilgili son 1 veya 2 yıldır gizli bir gerginlik
devam ediyor" şeklinde konuştu.
Daha önce de İsrail'de yayın yapan 'Channel Two' televizyonu,
Washington'un, İsrail ile Çin arasındaki silâh ticareti sebebiyle İsrail
Savunma Bakanlığı Direktörü General Amos Yaron'un görevden alınmasını
istediğini bildirmişti.
ABD'li yetkililerin, Çin'in "hassas silâh sistemlerinin" geliştirilmesi
için İsrail'e verme girişiminin İsrail tarafından kabul edilmemesi
yönünde ısrarlı olduklarını belirten Channel Two, İsrail'in silâh
sistemlerinin geliştirilmesinden vazgeçerek sadece tamiratını
yapabileceğini kaydetti.
ABD, İSRAİL'DEN PİLOTSUZ UÇAKLARI ÇİN'E VERMEMESİNİ İSTEDİ
ABD, Çin tarafından İsrail'e model geliştirmek için verilen pilotsuz
uçakların geri verilmemesini istedi.
İsrail'deki Haaretz gazetesi, Amerikalı yetkililerin "hassas silâh
sistemlerinin" Çin'e teslimine karşı çıktıklarını bildirdi.
Gazete, İsrail'in 1990'larda Çin'e sattığı fakat daha sonra
geliştirilmesi gayesiyle yeniden kendisine teslim edilen Harpy
uçaklarını Çin'e geri vermemesi halinde İsrail ve Çin arasında siyasî
bir kriz yaşanacağını yazdı.
Aksaray Valisi Coş, “ Çin Malı yerine Türk malı kullanın”
Aksaray Devlet Hastanesi'nde
incelemeler yapan Vali Hüseyin Avni Coş, resmi kurumların öncelikli
olarak yerli malı kullanmaya özen göstermesini istedi.
Aksaray Devlet Hastanesi'nde, Hastane Başhekimi Hayati Kutlu ve Hastane
Müdürü Sait Çelebi ile incelemelerde bulunan Vali Coş, kırtasiye
malzemelerinin bulunduğu dolapta Çin malı kalemler görünce, "DMO'da
bundan daha iyi ve kaliteli kırtasiye malzemeleri var. Siz ve tüm
kurumlarımız yerli malı kullanmaya özen göstersin. DMO'da daha kaliteli
ürünler daha ucuzu bulunuyor. Malzeme almadan önce DMO'daki fiyatları ve
ürünün kalitesini sorun" dedi.
Çin’e İnsan Hakları
Uyarısı
Uluslararası Olimpiyat Komitesi
Başkanı Jacques Rogge, 2008 olimpiyatlarının yapılacağı Çin'i, insan
hakları konusunda büyük bir dikkatle takip ettiklerini belirtti.
BBC Radyosu'na konuşan Rogge, "Bütün dünyanın gözü Çin'in üzerinde ve
bunun Çin'in atacağı her adım üzerinde büyük etkisi var. Uluslararası
Olimpiyat Komitesi olarak bizim görevimiz bazı değerlerin korunmasıdır.
Çinli liderlere ve meslektaşlarımıza insan hakları konusunda ne kadar
sağduyulu olduğumuzu ve onlardan insan haklarına yüzde yüz saygı
istediğimizi söyledik. Farklı sosyal değerlerin değişimini
değerlendirecek yetkinliğe biz sahip değiliz. Bunları değerlendiren
kuruluşların bize verdikleri bilgileri değerlendiriyoruz" açıklamasını
yaptı.
Doğu
Perinçek Çin Başbakanı’na mektup yazdı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
liderliğindeki Türk heyeti Belçika'nın başkenti Brüksel'de tarih almak
için müzekereler yaparken, İşçi Partisi'nin 3 kişilik heyeti de Doğu
Perinçek'in Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao'ya hitaben yazdığı mektubu
sunmak üzere Çin Komünist Partisi ile (ÇKP) görüşme yaptı.
Doğu Perinçek'in mektubunu ÇKP Kuzey Avrupa-Batı Asya Bölümü Başkan
Yardımcısı Tian Duanhui'ye sunan 3 kişilik İşçi Partisi heyetinin
başkanı Daşar Karadağ, kendilerinin ÇKP tarafından çok sıcak
karşılandığını, görüşmenin planlanandan da uzun sürdüğünü ve bunun
Türkiye'ye ve kendilerine verilen önemin bir göstergesi olduğunu
söyledi. Karadağ, yaptıkları görüşmelerde, Asya'nın güvenliğinde
Türkiye'nin kilit rol oynadığını, özelikle de Çin için Tayvan ne anlama
geliyorsa, Türkiye için de Kıbrıs'ın aynı anlama geldiğini, ABD'nin önce
Yugoslavya, daha sonra Afganistan ve Irak'a yaptığı saldırılardan sonra
topun ucundaki ülkelerin Suriye, İran ve Türkiye olduğunu ve bu durumun
Asya'nın güvenliği için kilit rol oynadığını belirttiklerini söyledi.
Karadağ, ABD'nin dünyadaki tek süper güç olarak kalmak için Çin'i
istemediğini ve ABD'nin Çin'in de çok ihtiyaç duyduğu "enerji"
kaynaklarını kontrol altına almayı istediğini Çinli’ler'e anlattıklarını
söyledi.
Karadağ, Çinliler'e sunulan bu mektubun "Türkiye'nin AB kapısına
bağlanmasının tarihi olan 17 Aralık'ta" verilmesinin bir tesadüf
olmadığını da sözlerine ekledi. Karadağ ayrıca, Kuzey Avrupa-Batı Asya
bölümünün 500 çalışanı için ayrılmış özel yemekhaneye öğle yemeği için
davet edildiklerini söyledi. Geçtiğimiz 17 Haziran tarihinde Çin'e
resmen davet edilen İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek
başkanlığındaki heyet, bu bölümün özel lokantasında ağırlanan ilk
yabancı heyet olmuştu.
Çin - Rusya ortak askerî tatbikatı neyi amaçlıyor?
Rusya Savunma Bakanı Sergei İvanov,
Rusya ve Çin'in ilk ortak askerî tatbikatlarını gelecek sene Çin
topraklarında yapacağını bildirdi.
İnterfaks haber ajansının haberinde, İvanov'un Rusya Devlet Başkanı
Vladimir Putin'e verdiği bilgide tatbikatların kara, deniz ve hava
kuvvetlerini kapsayacağını belirtiği kaydedildi. Çin’in Rusya ile son
dönemlerde yakınlaşması ABD’nin Orta Asya’da kurmaya çalıştığı
hâkimiyete karşı bir tepki olarak nitelendiriyor. Bu tatbikatla Çin ile
Rusya’nın ABD’ye göz dağı vermeyi planladıklarını belirten Uluslararası
İlişki uzmanları, Çin’in Doğu Türkistan’ı, Rusya’nın’da Çeçenistan’ı
elinden çıkarmamak için büyük çaba içinde olduklarını belirtti.
Çin Hükûmeti’nin uzun zamandır işgal altında tuttuğu Doğu Türkistan’da
terör bahanesiyle tatbikatlar yaparak Müslüman Türkleri psikolojik baskı
altına alması tepkilere neden olurken, Rusya ile yapılacak olan bu
tatbikatın daha gizli bir çok amacının bulunduğu kaydediliyor.
Dağdelen, “Çin Kömür piyasasını ele geçirdi”
Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK)
Genel Müdürü Rıfat Dağdelen, son yıllarda kömürün büyük değer
kazandığını belirterek, "Kömür dünyanın en stratejik enerji kaynağı
oldu" dedi.TTK Genel Müdürü Rıfat Dağdelen, dünyada bulunan çeşitli
diğer enerji kaynaklarının kısıtlı, az ömürlü veya masraflı olması gibi
nedenlerden kömürün büyük önem kazandığını söyledi.
Bir çok ülkenin yıllardır kapattığı ve kapatmaya çalıştığı kömür maden
ocaklarını yeniden açmaya başladığını ifade eden Rıfat Dağdelen, "Kömür
dünyanın en stratejik enerji kaynağı oldu. Almanya dahi, kapattığı
ocakları yeniden açmaya başlıyor. Bir anda en temel ve en önemli enerji
kaynağı olan kömürün değeri artmaktadır" diye konuştu.
Yaklaşık 13 milyon ton kömür ithal eden Türkiye'de de TTK'nın öneminin
arttığını belirten Dağdelen, "Çin'in kömür piyasasını ele geçirmesiyle
kömür fiyatlarını arttırdılar. İthal kömür geçmişte olduğu gibi ucuz
değildir. Milyonlarca ton kömürü dışarıdan ithal eden ülkemizde TTK'nın
önemi daha da arttı.
TTK'da yıllardır yapılmayan yatırımların zorluğunu yaşıyoruz. Onun için
yatırımlara çok önem veriyoruz. TTK'yı yeniden inşa ediyoruz" şeklinde
konuştu.
Çin
Hükûmeti sözde bölücükle mücadele adına
“Beyaz Kitap” yayınladı
“Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi”
tarafından 2004 yılı Aralık ayının 27’sinde yine, “2004 Yılı Çinin Millî
Savunması” Başlıklı ve “Beyaz Kitap” adını verdikleri bir kitap
yayınladıkları öğrenilmiştir. Söz konusu kitabın içeriğinde Çin’in
savunma stratejisinin yanı sıra Çin Savunma ve Çin Ordusunun inşası
alanlarında kaydettiği gelişmeler geniş çaplı bir biçimde anlatılmış
bulunmaktadır. Çinli’lerin bu “Beyaz Kitabı”nda Çin’in gelişebilmesinde
barışçı milletler arası bir konjonktüre ihtiyacının olduğu ve Tayvan’ın
Bağımsızlığını isteyen güçlerin Çin’i bölmeye yönelik hareketlerini
önlemenin Çin Ordu güçlerinin ve Çin halkının kutsal bir görevi olduğu
ve ne pahasına olursa olsun Tayvan’ın Bağımsızlığı yanlısı teşebbüslerin
ve komploların engelleneceği de vurgulanmaktadır.
Batılı
ülkeler Çin’den bebek satın alıyor
Batılı ülkelerde bazı ailelerin 3.
dünya ülkelerinden evlat edinmesi ticarete dönüşmüş durumda. Bürokratik
engellerden kaçanlar, bebek tüccarları sayesinde, yasadışı yollardan,
büyük paralar karşılığında evlat edinmeye çalışıyor.3. dünya ülkelerinde
doğan, anne-babasını kaybetmiş yada yoksul ailelerin çocuklarının,
batılı bir aile tarafından evlat edinilmesi ilk bakışta bir "şans"
olarak görülüyor. Ancak bu duruma yakından bakıldığında, gerçeklerin
basit ve toz pembe olmadığı anlaşılıyor. Evlatlık sektörü günümüzde
serbest ticaretin bir kolu haline gelmiş durumda. Üstelik bu sektör
uluslararası çapta işliyor ve çoğu kez amaçlanan, çocukların iyi bir
geleceğe kavuşması değil, azami düzeyde kar elde etmek. Amaç bu olunca,
yasadışı yöntemler gündeme geliyor. Evlat edinecek kişilerin belli
özelliklere sahip çocuklar aradığına dikkat çeken insan hakları örgütü
Terres de Hommes'ten Bernd Wacker isimli bir yetkili, "Sağlıklı ve bebek
yaştaki çocuklara talep ve buna bağlı olarak rekabet büyük. Başvuru
sahipleri mümkün olduğunca açık tenli ve kardeşi olmayan çocuklar
arıyor. Durum böyle olunca tüm bu özellikleri taşıyan çocuk bulmak
güçleşiyor ve yurtdışından evlat edinme gündeme geliyor" dedi. Yabancı
bir ülkeden evlatlık aranınca da internet üzerinden arabuluculuk yapan
kişiler ya da özel acentalar devreye giriyor. Bu kişi ve kuruluşların
çoğu da bu konuda devlet kontrolünün olmadığı ABD'de bulunuyor.
İnternette, evlatlık olarak sunulan çocukların fotoğraflarının yanında,
ağır bürokratik işlemlerin söz konusu olmadığına ilişkin bir metin göze
çarpıyor. Bazı ailelerin evlat edinmek istedikleri bebek için 30 bin
doları gözden çıkardığı biliniyor. Çocukların çoğunun Çin, Güney Kore,
Rusya ya da Ukrayna doğumlu olması dikkat çekiyor. Özellikle Doğu ve
Güneydoğu Avrupa ülkelerinden çocuklara talep büyük. |