Ö N S Ö Z
Mehmet Emin BATUR
Tarih boyunca Müslüman Türk
Milletine karşı
olan kin ve nefretini saklama ihtiyacı duymayan
ve her zaman psikopat bir
davranış sergileyen Çin; her fırsatta dünyaya verdiği
mesajlarında 5000 yıllık bir tarihe ve medeniyete
sahip olduklarını ileri sürerek bazı devletleri etkilemeyi
başarmışlardır.
Oysa ki; bir milletin ve
medeniyetin insanlık adına neler getirdiği,
tarafsız bilim adamları tarafından sağlıklı bir şekilde araştırılıp
ortaya konulmadan,
insanlık adına yarar ve zararları tam olarak tespit edilmeden o
millet hakkında doğru bir bakış açısına ulaşmak asla mümkün değildir.
Bu sebeple; bu güne kadar tarihîn ve talihin her zaman Orta Asya
bölgesinde karşı
karşıya getirdiği iki ayrı millet olan Türk’lerin ve Çinlilerin
arasındaki mücadelelere
bir bakıldığında, ortaya çıkan sonuç oldukça ilgi çekici olmalıdır;
çünkü Çinli’ler, dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip olmaları
sebebiyle, her zaman yanı
başındaki Türk
topraklarını
istilâ ederek kendi topraklarını genişletmek ve böylece
kendilerinin karınlarını doyurabilmek
uğruna milyonlarca Türk insanının katledilmesini
normal bir olay olarak gören, girdikleri bölgelerde tarihî eser ve
medeniyetler adına ne varsa yakıp yıkmakta hiçbir
tereddüt yada insanlık adına en ufak bir kaygı duymayan,
son derece sadist, bencil, vahşî
ve de şovenist bir millettir.
Kendilerinin
tarihî geçmişleri ile ilgili
olarak en çok bilgiye sahip olanlar elbetteki Türklerdir. Zira, çok
kadim çağlardan beri en çok iç içe olan ve her zaman aralarında
savaşların
eksik olmadığı iki millet
Türkler ve Çinliler olmuştur.
Çinlilerin Orta
Asya bölgesinde bu güne kadar verdiği zararlar,
yaratmakta olduğu tedirginlik,
katlettikleri insanlar yok ettikleri ve insanlığın ortak
değerlerinden sayılması gereken kültür hazinelerine bakıldığında,
tarih ve medeniyet olarak 5000 yıllık bir geçmişe sahip olmalarının
hiçbir ehemmiyeti kalmamaktadır.
İşgalleri altında olan Doğu Türkistan açısından bakıldığında
Çinlilerin geçmiş medeniyetine(!) medeniyet değil, olsa olsa “medeniyet düşmanlığı tarihî”
denilebilir. Bu yüzden Çinlilerin hasbelkader dünyanın en uzak
coğrafyasında
yaşıyor olmalarını, dünya devletleri
ve milletlerinin güvenliği ve asayişleri açısından gerçekten büyük
bir şanslılık
olarak telâkki
etmekteyim. Kaldı ki; bu durumda dahi dünyayı bir şekilde
sinsice, gerek nüfus
transferi ve gerekse de sahtekârlık dolu ticaret anlayışları ile
tehdit eder hale gelmişlerdir.
Eğer, Orta Asya bölgesinde en
eski bir tarih ve medeniyetten söz etmek gerekirse; Uygur Türklerinin
tarihînden ve gerçek anlamda medeniyetinden bahsetmek gerekir; çünkü bu
güne kadar ki Türk tarihçileri her ne kadar Uygur Türklerinin tarih ve
medeniyetini oldukça sathî bir şekilde geçiştirmeyi uygun
görmüşlerse de; Doğu
Türkistan da yayınlandığı yıllardan hemen sonra Çinlilerin
kendileri açısından tehlikeli görerek toplattırdıkları Merhum Turgun Almas’ın “UYUGURLAR” adlı 841 sayfadan
oluşan kitabı
ve Merhum Mehmet Emin
Buğra’nın “ŞARKÎ
TÜRKİSTAN TARİHİ” adlı
kitaplarında Türk
tarihînin; Asur rivayetleri, Hindistan rivayetleri, Yunan rivayetleri ve
kaynaklarına göre
hatta Çin kaynaklarına da inilerek verdikleri bilgilere göre;
Uygur Türklerine ait
tarih ve medeniyetin, Çinlilerin kendi tarihleri olarak ortaya attıkları
tarihlerden çok daha öncelere uzandığı
anlaşılmaktadır.
Buna ilaveten şunu da açıklıkla
söyleyebiliriz ki; Uygur Türkleri tarihînde Çinlilerin
tarihînde olduğu gibi insanlık adına utanç verici tarih ve kültür
katliamlarına rastlanılmaz. Tam tersine bu gün dahi insanlığa hizmet
vermeye devam eden eserler bırakan Hoca
Ahmet Yesevi, Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı
Mahmut ve daha burada isimlerini sayamayacağımız birçok âlimler yetiştiren
bir tarihe ve medeniyete sahiptir.
Bu bakımdan, Türk tarihçilerinin Türk tarihîni anlatırlarken
ve yazarlarken Uygur Türkleri tarihîne şaşı
bakmaları ve teğet geçmeleri son derece yanlış ve Türk tarihînin muhtevasını
yavanlaştıran bir
davranıştır; çünkü Türk
tarihînin gelişimi Uygur tarihî ile anlam
kazanmaktadır.
Bizlere kadar ulaşan
el yazması eserler
arasında ecdatlarımızın
milâttan sonraki tarihlerine ışık tutacak eserler
daha fazla ve tafsilatlı olarak meydana getirilmiş ve bu eserlerden anlaşıldığına
göre ecdatlarımız
kendilerindeki savaşçı
ruhu muhafaza ederek M.S 5. yüzyıllardan şimdiye
kadarki geçen sürede Saka, Turan ve Hunlar arasındaki
ittifak içindeki beylikler şeklinde yaşaya
gelen sayısız iç ve dış Türk kabilelerini Uygur yazısı ve dili
temelinde tam olarak
birleştirerek, Siri Deryanın
kuzeyi ve Tanrı Dağlarının
güney ve kuzeyindeki beylikleri
de içine alan Büyük Uygur Orhun Devleti (M. 745 - M. 840),
Kansu (Doğu) Uygur Devleti (M. 846 - M.
1226),
İdikut Uygur Devleti
(M. 845 - M. 1368)
Uygur Karahanlılar
Devleti (M. 848 - M. 1212),
Uygur Çağatay Devleti
(M. 1227- M. 1506),
Uygur Seidiye Hanlığı (M.
1506 - M. 1682),
Uygur Yedi Şehir
Hanlığı yada Ba-Devlet Yakuphan
Kaşgarya Devleti
(M.
1863 - M. 1877),
İli Uygur
Sultanlığı (M. 1869 - M.
1880),
Doğu Türkistan
İslâm Cumhuriyeti(1933),
Doğu Türkistan
Cumhuriyeti(1944),
Doğu Türkistan
Mahallî Hükûmeti (1947)
olmak üzere devlet ve
hükûmetleri kurmuşlardır.
Kadim Orta Asya
tarihî boyunca Çinliler ile dil, din tarih, kültür ve hatta hiçbir
fiziksel ve ruhsal benzerliği bulunmayan Uygur Türklerini Çinliler; “asırlardır ayrı kaldığımız için dilimiz ve dinîmiz farklılaşmıştır.
Oysa ki, bizler aynı Çin milletine mensubuz.” safsatasıyla
Dünya kamuoyuna, Doğu
Türkistan’ı işgal
edişlerini meşru gösterme
ahmaklığına ve pişkinliğine dahî
düşmektedirler.
İşte elinizdeki bu kitabın
konusunu; Gerçekten
“Millet”
olmanın şuuruna ermiş olan ve tarihte, yukarıda kısaca
bahsettiğimiz gibi bir çok defalar
devlet kuran, dil, yazı,
din (İslâm dinî),
tarih, örf, adet, gelenek ve görenekler olarak Çinli’lerle uzaktan ve
yakından hiçbir ilişki ve benzerliği bulunmayan
Doğu Türkistan halkının millî ve dinî
mevcudiyetinin bir sembolü olarak 1990 yılının Nisan
ayının 5’inde Kaşgar’ın Aktuğ
nahiyesinin “BARIN” kazasında başlattıkları bir “Millî Kurtuluş
Hareketi” teşkil etmektedir…
Bu “Hareket”in
adına Doğu Türkistanlılar,
başlama, cereyan
etme ve sonuçlanış biçimiyle, “BARIN SAVAŞI”
da demektedirler; çünkü “Barın Millî Kurtuluş
Hareketi,”
Doğu Türkistan halkının Kızıl
Çin esaretine hiçbir zaman boyun eğmediğinin,
eğmeyeceğinin ve çektirilen bütün işkencelerin hesabının bir gün
mutlaka sorulacağının
açık bir göstergesidir.
“Barın
Özgürlük Savaşı,” Doğu
Türkistan halkını Kızıl Çin’in ateş çemberi içine terk ederek kafalarını
kuma gömen bazı
dünya devletlerine de
verilmiş bir derstir. “Barın Özgürlük
Savaşı”, “Nasıl olsa yapılacak bir şey yok”
diyerek ümitsizlik uçurumuna yuvarlananların alınlarının ortasına
indirilmiş bir çelik
yumruktur.
“Barın
Özgürlük Savaşı”, “Doğu
Türkistan Özgürlük Savaşçıları”nın
dünya durdukça
“Özgürlük Savaşı”nı
kesintisiz olarak devam ettireceklerinin de bir işaretidir.
Bütün “Doğu
Türkistan Özgürlükçüleri”ne
Allah(c.c.)tan güç, sabır ve
mücadele azmi diliyoruz. Şehitlerimize
de, sonsuz minnet ve şükranlarımızı
sunarken, Doğu
Türkistan’ın özgürlük meşalesinin yine Doğu Türkistan’dan
yakılarak
“İstiklâl”e
giden kapıların ardına
kadar yine oradan açılacağına inanıyoruz.
Çünkü, Doğu
Türkistan halkı bu güne kadar dinî, millî ve insanî değerlerinin
dejenere edilmesine canları pahasına
izin vermemiştir.
Ruhen ve bedenen de
bağımsız olmaya hazırdır,
“Barın İnkılâbı”
bunun en açık
ispatıdır.
DOĞU TÜRKİSTAN’IN
1949 YILINDAN SONRAKİ “MİLLİ İSTİKLÂL
HAREKETLERİ” NE KISACA BİR BAKIŞ
5 Nisan 1990
“Barın Millî
Kurtuluş Hareketi”
safhasına gelene kadar
Doğu Türkistan sayısız İstiklâl
mücadelelerine sahne olmuştur.
Kısaca bu mücadelelerin gelişim
süreçlerine değinmeden
geçmek, geçmişte
verilen şehitlerin hatırasını
incitmek anlamına gelebileceğinden,
mümkün olduğu kadarı
ile yalnızca
1949 yılından sonraki şanlı mücadelelerden de çok kısa bir
şekilde bahsetmeyi millî
bir borç olarak telâkki etmekteyiz.
Doğu Türkistan’ın
bu gün içinde bulunduğu durumu eldeki mevcut imkanlarla
dünya kamuoyuna anlatırken,
bu anlatımlarımızın
muhatabı olan kişilerin
akıllarına ilk gelen soru; 1949 yılında Kızıl Çin orduları Doğu
Türkistan’ı işgal
ederken Doğu Türkistan halkından her hangi
bir mukavemet görmüş
müdür? Yoksa, Doğu Türkistan
halkı kapılarını ardına kadar açarak “buyurun teslim alın
!” mı
demiştir. Şeklinde
olabilir.
Elbetteki; Doğu
Türkistan halkı Müslüman
Türk Milletine yaraşır
bir millî mücadele vermişlerdir.
Bu güne kadar genellikle Doğu Türkistan meselesi bir yerlere anlatılırken
devletlerin ve kişilerin acıma duygularının vereceği
neticelerden medet ummak bir kötü gelenek olarak devam ettirilmiş
olduğundan, Doğu Türkistan’ın
şanlı mücadele merhaleleri bir türlü gün ışığına çıkartılamamıştır.
Oysaki; mücadele azmini tamamen yitiren ve ellerinde hiçbir kozları
kalmayan toplulukların
bir yerlerden yardım ve destek alabilmesi asla mümkün değildir. Doğu
Türkistan’ın millî
mücadele tarihînde tarih sayfalarına altın harflerle yazılması
gereken öyle kesitler vardır
ki; dünyada bağımsızlık mücadelesi vermekte
olan birçok milletlere misal olabilecek niteliktedir.
1949 yılında Doğu
Türkistan’ın Çin
ile ortak sınırı bulunan
doğu vilayetlerinden sirayet etmeye kalkışan
Kızıl Çin
ordularına karşı kahraman Doğu Türkistan halkı kısa süre içinde
yaptıkları taşra toplantıları ile millî mücadele kararı
almışlar ve bunun için de hızlandırılmış hazırlık çalışmaları yaparak
harekete geçmişlerdir.
Bu karşı mukavemetlerin en
şiddetlisi 1951 yılında “Ellibirliler Toplantısı”
adını verdikleri istişare toplantısının
ardından alınan
kararla Çin işgal kuvvetlerinin en kısa sürede Doğu Türkistan topraklarını
terk etmeleri gerektiği,
aksi taktirde çok kan döküleceği ve artık bir savaş kararının alınmış
olduğu haberinin Çinli müstevlilerin
üst düzey yetkililerine iletilmiş olmasından
sonra başlamıştır. Doğu
Türkistan mücahitleri Çinli işgalcilerden
bekledikleri cevabı alamayınca hemen hemen
bütün il ve ilçelerde top yekûn millî ayaklanma başlattılar.
Doğu Türkistan’ın
İstiklâl savaşçılarının
büyük çoğunluğu çok şiddetli çatışmalardan sonra 1953 yılında “Kızıl Cellat
Wang Cin”
tarafından yakalandıktan sonra şehit edildiler.
Wang Cin Kızıl Ordu içerisinde,
elde ettiği bu başarısından
sonra Pekin hükûmeti
tarafından taltif edilerek Pekin’e
çağırıldı ve kendisine daha
üst rütbeler verildi.
Doğu
Türkistan Millî
Hareketinin önderlerinden Şeyh Cengiz, Şeyh Sadullah
ve Abdulaziz Mahsum da yakalanarak şehit edildiler.
Bununla da Doğu Türkistanlı’ların “İstiklâl
Mücadelesi”
sona erdirilememiştir.
1954 yılının Aralık ayında Hoten Vilayetinin Atçüy Bölgesinde
hatırı sayılan
ve sevilen bir kişi olan Niyaz Bey Hacı’nın evinde Şeyh Ablimit,
Fethidin Mahsum
liderliklerinde”, “Teşkilâtı
Nicat Partisi” adı
altında bir teşkilât
oluşturdular. Bu
teşkilâtın
üst düzey önderlerinin aldıkları karar gereğince 15 Kasım 1955 tarihînde millî mücadele
başlatıldı.
İlk iş
olarak çok sayıda mücahidin tutuklu
bulunduğu Atçüy hapishanesi ele geçirildi ve buradaki mücahitler
kurtarılarak millî
mücadele saflarına katılmaları sağlandı.
Bunun ardından Hoten vilayetine
yapılması planlanan taarruz planları Çinlilerin haberdar olmaları
sebebi ile günlerce süren çatışmalar sonunda buradaki mücahitlerin
büyük çoğunluğunun şehit olmaları sonunda başarısızlıkla
sonuçlandı.
Bu mücadelenin
önderleri Kızıl Ordu
kuşatmasını
yararak kurtulmayı
başarmışlar
ve halkın arasına karışarak bir süre yaşamlarını sürdürdükten sonra yeni
bir toparlanma ve teşkilâtlanma
çalışmaları içerisinde iken pusuya düşürülmek suretiyle
yakalanarak şehit edilmişlerdir.
Doğu
Türkistan mücahitlerinin bu kutsal Millî Kurtuluş
Hareketi böylelikle
noktalanmak istendiyse de Çinler bunda muvaffak olamamışlardı.
Bu millî hareketin mutlaka “Doğu Türkistan Cumhuriyeti”nin
kurulması ile neticelenmesi gerekiyordu. Bu amaç yıllarca gizli
olarak çıkartılan
“Bağımsız Doğu Türkistan Anayasası”
,“Gençlere Çağrı”,
“Birleşmiş Milletlere
Arz” adlı
gazete ve dergilerle
halka duyuruldu ve yeniden bir Millî Kurtuluş Hareketi’nin temelleri
atılmaya başlanıldı.
“Atçüy Ayaklanması”
ile başlayan İstiklâl
Savaşı Çinli
cellatlarca her ne kadar kanlı bir biçimde bastırılmış
olsa dahi tamamen sona erdirilememiştir.
Çünkü, sonraki yıllarda
da bu mücadelenin değişik yerlerde farklı şekillerde ortaya çıkmaya
devam ettiğini görüyoruz.
1956 yılında
Hoten vilayetinin Karakaş ilçesinde Şeyh Baki
ve Şeyh
Samed önderliğinde mart ayında Çinli işgalcilere karşı bir
ayaklanma başlatılmıştır.
Bu silâhlı mücadelede 800 civarındaki mücahit
gurubu Tarım Havzası
içindeki Çinlilerin
“Silâhlı Toprak Açma”
birliklerine karşı
saldırıya geçtiler. Bu
saldırı esnasında
200 kadar mücahit şehit olmuşsa da oldukça
etkili bir mücadele olduğu anlaşılmaktadır. 1956 yılının mayıs
ayında Lop ilçesinde 1300 den daha fazla bir silâhlı mücahit
grubu Abdukadir adındaki bir mücahit önderliğinde ayaklandılar.
1957 yılı Urümçi “Ulumbay” da teşkil edilmeye
çalışılan millî
ordu bir hayli mesafe alınmış ve olumlu bir mecrada iken
Kızıl Çin kuvvetleri tarafından fark edilmesi üzerine bu millî ordunun ileri gelen
isimleri ve askerleri tutuklanarak Çin zindanlarına atıldı.
Bir çokları da şehit edildi.
“Doğu Türkistan
Halk Partisi”nin
önde gelenlerinin çabaları ile tesis edilmekte olan bu millî ordu eğer
vaktinden evvel tamamlanabilmiş olunsaydı kesinlikle olumlu netice
alınacak ve belki de bu gün Doğu
Türkistan Çinli işgalcilerden kurtulmuş
olacaktı.
1958 yılının
eylül ayında
Köktokay, Çingil ve Beşbalık
civarında Cemşithan ve Delilhan’lar
etraflarına topladıkları mücahit gruplarla bir silâhlı ayaklanma
başlattı.
Çok büyük zayiatların
verildiği bu ayaklanmalarda Kızıl Çin güçleri çok
zor anlar yaşamışlardır.
Fakat neticede bu hareketin önderleri de tutuklanarak şehit
edilmişlerdir.
1958 yılının
ekim ayında Kumul
vilayetinin Tanrı
Dağı bölgesinde Ali Kurban
ve Seyit önderliğinde oluşturulan
1700 kişilik millî
ordunun katılımları ile bir millî ayaklanma gerçekleştirildi.
Bu hareket sonunda hükûmet binaları ele geçirildi,
cephaneliklerden çok sayıda mühimmat
ve cephanelik elde edildi. Hapishanelerdeki mücahitler kurtarıldı.
Bu ayaklanmanın
neticesinde Çin den getirilen Çinli göçmenler Çin’e geri dönmeye başladılar.
“Doğu
Türkistan Halk Partisi” sistemli inkılâp
programları olan, büyük çaplı istişare kurulları bulunan,
gerektiğinde bütün yurt genelinde koordinasyon sağlayabilen,
stratejik planları mükemmel bir şekilde icraata geçirebilen
bir yapılanmaya sahipti. “Doğu Türkistan
Halk Partisi”
78 alt teşkilât
kurdu. Merkeze bağlı 12 vilayet ve 22 ilçeyi içine almaktaydı.
60.000 üyesi bulunan bu partinin 300.000’den fazla sempatizanı
bulunuyordu. Bu partinin
üst kurulları 26.06.1969 tarihînde yurt genelinde
büyük çaplı
silâhlı millî
mücadele hareketini başlatacakları
sırada, bunun haberini
alan Kızıl Çin kuvvetleri
teşkilâtın
önderlerini ele geçirip idam ettiler.
Teşkilât
mensuplarının büyük çoğunluğu yakalanarak hapse atıldı,
idam edildi ve böylece bu teşkilatların
başlatma kararı verdikleri Millî Kurtuluş
Hareketi önlenmiş
oldu.
Doğu
Türkistan Millî Mücadele
Hareketi görüldüğü gibi hiçbir zaman durmadı,
durmayacaktır. 5
Nisan 1990 Barın İnkılâbı
geçmişteki Millî
mücadelelerin bir devamıdır. Doğu Türkistan’ın en büyük
şanssızlığı, bütün dünya ülkelerinin ihtiyatlı yaklaşmaya özen gösterdiği
bir ülke olan Kızıl Çin’in
işgaline uğramış
olmasıdır.
Çin’in yerinde bir başka
dünya ülkesi olsaydı
şimdiye kadar çoktan Doğu Türkistan Bağımsızlığına kavuşmuş olacaktı.
K
A Ş G A R
Tarım
Havzasının en
önemli şehri olan Kaşgar, Tarım Irmağı’nın
kollarından olan Kaşgar Suyu
kıyısında kurulmuştur.
Kaşgar, ismini kendi civarından
sıklıkla elde edilen “Kaş
Taşı”
yada diğer adıyla “Yeşim
Taşı”nın
adlarından almıştır.
Kaşgar
şehrinin tarihî M.Ö. 206
yıllarına kadar uzanır. Bu şehir
ilk çağlardan itibaren Tarım Havzasının
ekonomik merkezi durumundadır. Özellikle de halkın büyük çoğunlunun
geçim kaynağını başta kilim,
halı, seramik ve tekstil dallarında olmak üzere el sanatları ve
ticaret teşkil etmektedir. Kaşgar, tarihî İpek Yolu’nun da
üzerinde bir ticaret şehri olmakla beraber, çok eski tarihlerden
beri Doğu Türkistanlı
tüccarların batı ile yaptıkları
ticarette de bir önemli köprü olmuştur. Diğer
taraftan da iki ipek yolunun kesiştiği
bir yer ve Çin ile Orta Asya ülkeleri arasındaki transit taşımacılığın
merkezi durumunda olması
bu şehre daha da önem
kazandırmaktadır.
Bu sebepledir ki; Çinli
emperyalistler tarihîn hiçbir döneminde Doğu Türkistan’ı,
dolayısıyla da Kaşgar’ı ele geçirme fikrinden vazgeçmemişlerdir.
Kaşgar idarî olarak, bir
merkezi il ve 11 ilçeden meydana gelmektedir. Nüfus yoğunluğu
olarak Doğu Türkistan’ın en kalabalık şehirlerinden biri olması gerekirken,
Doğu Türkistan’ı
1949 da işgal eden Çinli’ler,
Doğu Türkistan’ın gerçek nüfusunu
gizledikleri gibi, Kaşgar’ın
da nüfusunu dünya kamuoyunun bilgisinden gizlemektedirler.
Kaşgar;
tarihte birçok Türk devletlerine merkezlik
yapmıştır. Üzerinde hüküm süren
ilk Müslüman Türk devleti hükümdarı Karahanlı Devleti’nin
Sultanı Abdülkerim
Saltuk Buğra
Han’dır. Çin işgalinden sonra Mao’nun 1967’deki “Kültür
İhtilali”
(aslında ‘kültür
katliamı’)
döneminde ancak 100 kadar camii ve mescit sağlam kalabilmiştir.
Doğu Türkistan’ın genelinde
olduğu gibi, şehir
halkının İslâm
inancına sıkı sıkıya bağlı olması
ve bu konudaki hassasiyeti sebebiyle bazı göz önündeki büyük
camii ve türbelere dokunamamışlardır.
Kaşgar da, Kaşgar’ın
sembolü haline gelen ve Hitgah meydanındaki 17. yüzyılda inşa edilmiş
olan Tarihî “Hitgah
Camii” Uygur halkının en ehemmiyet verdiği
bir camidir. Bunun dışında
“Döng Mescit”, “Kaşgarlı
Mahmut Türbesi”, “Yusuf
Has Hacip Türbesi” gibi Uygur mimarisinin özelliklerini yansıtan
mimarı eserler de
bulunmaktadır.
Yalnızca
Kaşgar’ın nahiyelerinden biri olan Aktuğ Nahiyesinin Barın kazasında meydana
gelen bir “Millî Kurtuluş Hareketi”
tarih sayfalarına “Barın
İnkılâbı”
olarak geçti…
Henüz Kaşgar’ın
merkezine dahi ulaşmadığı
halde Çin Kızıl Ordusu’ndan
200.000 özel harekât görevlisini haftalarca perişan eden “Doğu
Türkistan Özgürlükçüleri”
eğer günün birinde
Doğu Türkistan sathında bir “Millî Kurtuluş
Hareketi”ni başlatacak
olurlarsa; işte o zaman Çinli işgalciler, o güne kadar fırtına
öncesi sessizliği
yaşayan Doğu
Türkistan halkının kim olduğunu daha açık öğrenecektir.
BARIN KATLİAMI
Doğu Türkistan Çinli emperyalistlerce 1949 yılında
işgal edildiğinden
beri Doğu Türkistan Türkleri hiçbir zaman ümitsizliğe düşmeden onurlu,
şanlı bağımsızlık mücadelesini
aralıksız sürdüre gelmektedir. İşte bu “Millî Kurtuluş”
hareketlerinden biri de yine her zaman olduğu gibi Çinlilerin
tahrikleri sonucunda ortaya çıkan “Barın
Kurtuluş Hareketi”dir.
Doğu Türkistan’ın
en eski ticaret merkezi, sayısız ilim irfan sahibi şahsiyetleri yetiştiren,
Divan-ı Lügat-it Türk
adlı eserin müellifi
Kaşgarlı Mahmut’un
ve Kutadgu Biliğ adlı eserin müellifi Yusuf Has
Hacip’in mezarlarının bulunduğu Doğu Türkistan’ın
gözde şehirlerinden
olan Kaşgar, her zaman Çinlilerin daha sıkı
bir baskı uyguladığı ve adeta göz hapsinde tuttuğu vilayetlerimizden biridir.
Kaşgar’a
bağlı Aktuğ
nahiyesinin Barın kazası Kızıl Çin yönetimince özel bölge ilân edilmiştir.
Stratejik Bulunköl
geçidine 25 km uzaklıktadır. Bu bölgeye girmek isteyenler bölge
hükûmet organlarından özel izin almak zorundadırlar.
Aydın münevver ve
lider vasıflı insanların yetişmesinde büyük rol oynayan
Kargalık Medresesi’ni,
Komünist Çin işgal yönetimi kendileri
açısından
tehlikeli görerek kapattıktan sonra, açıkta kalan ve kendilerine
iş imkanı
verilmeyen aydın şahsiyetler zaman içerisinde
çeşitli vesile ve yollarla bu stratejik bölgeye gelip
yerleştikten sonra zaman
zaman birbirleri ile buluşarak fikir teatisinde bulunuyorlardı.
Uzun süreden beri buradaki mücahit guruplar “Ming-bing” adı
verilen sınır güvenlik elemanları arasından azımsanmayacak
oranda sempatizan da toplamışlardı.
1990 yılı Ramazan
ayının 17. günü Kaşgar’
a bağlı Aktuğ nahiyesinin Barın
kazasında bir camiinin
yerli Uygur halk tarafından ibadet edilebilir hale getirmek için
onarılmaya çalışılması esnasında buna izin vermeyen Çinli memurlar
ile yerli halk arasında çıkan tartışmalara Çinli askerlerin müdahale
ederek silâhsız ve savunmasız halkın üzerine ateş açmaları sonucu
patlak veren olaylar neticesinde sivil halk ile Çin güvenlik güçleri arasında
çatışma başlamış ve Çinli askerlerden elde edilen silâhlar ile mukavemet
gösteren Doğu
Türkistan halkı ile Çin askerleri arasındaki bu çatışma
günlerce devam etmiştir.
İlk iş olarak, bu
sınır muhafızlarının
başlarındaki siyasî
sorumluları etkisiz hale getirdiler.
Stratejik öneme haiz Kaşgar-Koşrap
karayolu üzerindeki bir geçide hakim
olan mücahitler o yöne doğru gelmekte olan Çin destek
birliklerini orada karşılayıp imha ettiler. Normal teçhizatlı askerlerle
baş edemeyeceklerini
anlayan Çin yöneticileri tam teçhizatlı mekanize kuvvetlerinde
gelmesi ile Uygur
mücahitlere karşı
bundan sonrada ağır silâhlarla
saldırıya geçtiler. Araziyi çok iyi bilen mücahitlerin büyük çoğunluğu
dağlara doğru yayılarak çatışmaya devam
etti. O günlerde Ürümçi televizyonunda Barın olayları
ile ilgili olarak verilen haber programda onlarca askerî
araç ve tankların enkazları gösterilmiştir.
O tarihlerde buradaki Doğu Türkistan
mücahitlerinin Afganistan’da Ruslara karşı
savaşan Türk asıllı mücahitlerden silâh yardımı aldıkları
da öğrenilmişti. Bu durumu öğrenen Çin işgal yönetimi
Doğu Türkistan ile Pakistan arasındaki Karakurum karayolunu 1990
yılından beri kapatmış bulunmaktadır.
Çin işgal idaresi Lençu’daki
Çin Hava İndirme Tugayından
7000 civarında paraşütçü birliğini Barın’a
sevk etmiştir. Kaşgar
da ki bir mekanize birliğini de Barın mücahitlerinin
üzerine göndermiştir. Çinli işgalcilerin bu yoğun
askerî saldırıları havadan ve
karadan sürdürmesi sonucunda 9 köy haritadan silinmiş, 5000 civarında
Doğu Türkistan Türkü şehit edilmiş, 7000 kişi de tutuklanmıştır.
Doğu Türkistanlı’lar
haftalarca Çin güçlerine kahramanca karşı
koydular.
Kızıl Çin işgal
kuvvetleri bu acımasız ve insanlık dışı saldırıları esnasında kimyasal silâh
ta kullanmışlardır. İnsanca ve kendi topraklarında özgürce
yaşamak istemekten başka
arzuları olmayan
bu insanlara karşı tam bir insanlık
suçu işlenmiştir. Bu gün dünyanın bir çok ülkesini göndereceği sefil ve
yoksul sözde turistlerle kandıran ve barıştan,
karşılıklı
işbirliğinden ve
globalizmden söz eden Çinli işgalciler Barın’daki
bu katliam esnasında beşikte
yatan 7 aylık bir
Müslüman Türk çocuğuna 77 adet mermi
sıkmıştır. Çinli ile dost olma sevdasına yakalanan
ülkeler unutmamalıdırlar ki; sıkılan bu 77 adet merminin aldığı
candan sorumludurlar. Mazlumun yanında olmayanlar
zâlimlerle beraberdir…
Barın olayları
esnasında Çin başbakanı Li-Peng’
in saat başı
telefonla bilgi alarak endişe
içinde günler geçirdiği
de alınan haberler arasındadır. “Kızıl
Cellat” olarak da
bilinen Çinli General Wang En Mao’nun Komünist Hükûmetin bir toplantısında “Tanrıya
şükür Kaşgar şehri isyancıların eline geçmedi. Eğer isyancılar
Kaşgar’ı
ele geçirmiş olsalardı bütün dünyaya Doğu
Türkistan’ın
istiklâlini ilân etmiş olurlardı.
O zaman bizim başımız
büyük derde girerdi” şeklinde konuştuğu
öğrenildi.
21. yüzyıla
girerken dünya, insanlık adına utanç verici
olaylara şahitlik etmektedir. Güçlünün güçsüzlere hayat hakkı
tanımadığı özellikle de İslâm dinîne mensup olan milletlerin büyük
tehlike altında yaşadığı, ülkelerinin göz göre işgal edilmekte,
haklarının gasp edilmekte olduğu,
toplu katliamlara uğratıldığı, mazlumun haklarını koruyacak hiç bir ülkesinin
olmadığı bir dünyada
yaşıyoruz!
En elem verici olan tarafı ise İslâm dünyasının büyük bir uyuşukluk
sergilemekte olduğudur.
Bu gün, unutulmamalıdır
ki, bağımsızlık ve onurlu
yaşam mücadelesi veren Doğu
Türkistanlılar, Çeçenler,
Filistinliler için “Terörist” damgasını vuranlar asıl kendileri
teröristtirler, devlet olarak terör işlemektedirler. İnşallah günün
birinde ilâhî adalet tecelli edecek ve mazlumların
kanını dökenler bir gün döktükleri kanda boğulacaklardır.
Cenab-ı Hak dünyadaki bütün mazlumların yar ve yardımcısı
olsun…
Barın ve benzeri
sayısız vahşîce
katliamlar yapan Çinlilerle ticaret yapabilmek uğruna
nelerimizden kayıplara uğradığımızı
düşünmemiz gerekir. Bu ve benzeri katliamlar
Doğu Türkistan da
geçmişte olmuştur, bugün de oluyor; gelecekte de olmaya devam
edecektir. Her katliam sonunda, her bir kanlı
ve vahşîce
bastırma hareketleri
sonrasında, kazandıklarını zannederek
dişlerinden sızan
insan kanını ellerinin tersi ile silen ve sevinçten dört köşe olan kan
içici Çinli cellatlar, kısa
zaman sonra yeni bir millî kurtuluş hareketi ile karşılaştıklarında
şaşkına uğramaktadırlar;
çünkü Doğu Türkistan
da ki 40 milyon Müslüman Türk halkı, insanlık düşmanı Komünist
Çin yöneticilerinin, insanların temel hak ve özgürlüklerini
açıkça çiğneyen, hukuk tanımaz rejimleri içerisinde yaşamayı
asla ve katiyen kabul etmemişlerdir. Etmeyeceklerdir.
Hal böyle olunca da Doğu Türkistan
da “Barın Katliamları”
Gulca katliamları hep olacaktır. Bir gün Doğu Türkistan
özgür oluncaya kadar...
“Barın
Katliamı”nda binlerce
evladını şehit veren
Doğu Türkistan halkının istiklâlleri uğruna
şehit olmaktan ve
zindanlara atılmaktan korkuları
ve yılgınlıkları olsaydı, Şubat 1997’deki “Gulca
Ayaklanması” meydana gelmemiş olması
gerekirdi. 5 Nisan 1990 Barın olayları
işgalci Çinli’lere bir
defa daha göstermiştir ki;
dünyanın en güçlü ordularına ve silâhlarına da sahip olsalar
Hürriyet aşığı Doğu
Türkistan halkı
hiçbir şart altında özgür olma fikrinden kesinlikle vazgeçmeyecektir.
Yarım asırdır,
Çinli gibi despot, bağnaz, gaspçı, vahşî,
Türk-İslâm düşmanı, işkencede
dünya birincisi, aç gözlü, havada ve karada kıpırdayan her türlü
mahlukatı yiyen, yayılmacı,
zâlim bir milletle iç içe
yaşamak zorunda kalan Müslüman
Doğu Türkistan halkı artık ölüm korkusunu çoktan unutmuştur.
Bundan sonra Çinli cellatların Doğu Türkistanlılardan
alabilecekleri hiçbir şey kalmamıştır.
Fakat, Doğu
Türkistanlıların Çinlilerden, geri alacağı
çok şeyleri vardır..
Doğu Türkistan’ı
kahpece işgal eden Çinli işgalciler
hiç bir zaman huzurlu olamamışlardır. Nedenine gelinci,
Çin işgal idaresinin sistematiği
içinde yaşamayı kesinlikle kabul etmeyen Doğu Türkistan halkı
Çin yönetimine karşı
büyüklü küçüklü 500’e
yakın millî ayaklanma
meydana getirmiştir.
İşte bu millî kurtuluş hareketlerinden
biri de, 1990 yılındaki “Barın İstiklâl Hareketi”dir. Doğu Türkistan
halkının, yurtlarını işgal eden Çinli’lere karşı kinini, nefretini ve
yurtlarından kovup atma duygusunu aradan geçen yıllar küllendirmeyip,
tam tersine, “Barın” ve 1997 “Gulca Ayaklanması” gibi millî mevcudiyetin
simgesi olan olaylar, olması muhtemel başka millî direniş hareketlerinin
ilham kaynağı olmaya devam edecektir. Çinlilerin de ilk önce Kaşgar’ı
her yönü ile ele geçirip, Doğu Türkistan halkının en önemli ve stratejik
bölge olarak gördüğü bu yerin halkını da asimile ederek, bu yolla Doğu
Türkistan’ın tamamında daha kolay hakimiyet kurabileceğini düşündüğünü
Doğu Türkistan halkı da bilmektedir. Bu sebepledir ki Doğu
Türkistanlılar
5 NİSAN
1990 BARIN KATLİAMI HAKKINDA GÖRÜŞ VE
DEĞERLENDİRMELER:
Son zamanlarda Doğu
Türkistan’da meydana
gelen olaylarla ilgili yapılan bazı yorumlarda, bu hareketlerin
amaçlarıyla ilgili çeşitli görüşlerin ortaya atıldığı görülmektedir.
Gerek bu konuda zihinlerde bir açıklık meydana
getirilebilmesi, gerekse Nisan 1990 tarihînde meydana gelen Barın
olaylarının yad
edilmesi amacıyla “Soviet
Muslims Brief’ dergisinde yayınlanan ve Abdülhamit
AVŞAR tarafından
İngilizciden Türkçe’ye
çevrilen aşağıdaki
makaleyi dikkatlerinize
sunuyoruz.”
1990 yılının Nisan
ayı başlarında
Çin’in elindeki Doğu
Türkistan’ın,
güney bölgesinde bir seri ayaklanma meydana
geldi ve pek çok insan hayatını kaybetti; çünkü
bu ayaklanmalar 1989 Haziran’ında Tienanman’da
meydana gelen olaylardan sonraki en büyük ayaklanmaydı. Bu yüzden hemen tüm
gazete ve dergilerde yer aldı; Ancak buna rağmen
yayın organlarının hiçbirisinde bu hadisenin
detaylarına ve asıl amacına ilişkin net bir bilgiye
rastlanmıyordu.
Halbuki 3 Nisan 1990
tarihînde Ürümçi’de meydana gelen bir gösteri sırasında
bir Uygur gencinin sarf ettiği şu sözler, Barın’da
meydana gelen olayların amacına
ışık tutacak
nitelikteydi: “Yaşasın
Bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyeti
!” Aslında
Ürümçi’deki bu gösteriler
arasında da çatışmalar meydana gelmişti ama, durumun
kontrol altından çıkmasına engel olunmuştur. Ancak
hemen iki gün sonra 5 Nisan 1990 günü Aktuğ’a bağlı Barın kazasında
meydana gelen olaylarda durum farklı oldu.
Yaklaşık
3000 kadar silâhlı
Doğu Türkistanlı. Çin güvenlik güçlerini etkisiz hale getirdikten sonra,
Barın’daki
hükûmet binasını işgal etti ve Çin hükûmetine karşı, bağımsız bir
Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulması
için deklarasyon verdi.
Bu gelişmeler
olurken, aynı gün
akşamına doğru ayaklanma, bölgedeki dokuz yerleşim yerine daha yayılmıştı.
Üç gün sonra ise, Kaşgar
da bir başka ciddî
çatışma meydana geliyor
ve kısa bir zaman içinde de, Yarkent, Kargalık, Poskam, Hoten,
Aksu ve Kuça’yı
içine alacak şekilde genişliyordu.
Bunun üzerine Çinli
otoriteler derhal harekete geçti. Süratle ağır silâhla donatılmış
polisler, özel milis güçleri ve Halk Kurtuluş Ordusu’na
bağlı askerler Barın’a
sevk edilmeye başlandı.
Özellikle askerler her gün biraz daha sayıları arttırılarak, askerî araç
ve helikopterlerle
bölgeye naklediliyorlardı. Bu arada Ürümçi, Aksu Kaşgar, Yarkent
ve Hoten’deki
havaalanları sivil ulaşıma kapatıldı.
Görgü tanıklarının verdiği bilgilere göre, her iki tarafın da kayıpları
ağır oldu. Örneğin bazı gözlemcilere
göre, ölü sayısı yüzlerce
ifade ediliyordu. Öyle ki, bazı yerlerde ordu birlikleriyle Doğu
Türkistanlılar, gerçek bir nizami savaştaki gibi çarpışıyorlardı. Ne var
ki Doğu Türkistanlılar ellerine geçirebildikleri,
bıçakların da dahil olduğu basit silâhlarla savaşırken,
Çin ordusu ise tank ve uçaklarla saldırıyordu.
Doğu Türkistan’ın
İstiklâl Mücadelesi
tarihîne “Üç Efendiler” olarak geçen İsa Yusuf ALPTEKİN,
Mehmet Emin BUĞRA ve Mesut Sabri BAYKOZU’lar
ile isminin birlikte anılmasının
doğru olacağı merhum Eğitimci ve tarihçi yazar Hacı Yakup ANAT, “Barın
Katliamı” hakkında
şunları söylüyor.
“Bu
gün Barın İnkılâbının
10. yılıdır. Köylerde
çiftçilere olan türlü baskı, ağır vergi,
kürtaj, işkenceler yüzünden
Kaşgar vilayetine bağlı Aktuğ ilçesinin “Barın
Köyü”nde Zeyniddin
liderliğinde bir ihtilâl oldu. Çinliler buraya 4-5 bin kadar
asker gönderip ihtilâli bastırdı. Zeydin ve arkadaşları
kahramanca savaşarak şehit oldular.
Çin ordusu 20. asırda da Barın köyünde yaşlı çocuk demeden katliam
yaptı, bu köyün insanlarını tamamen kurşuna dizdi.”
Erkin Alptekin:
BM’de Temsil Edilmeyen
Milletler Meclisi ‘UNPO’ Başkanı
Onun yanına
efsaneleşmiş
direnişçi İsa
Yusuf Alptekin’in oğlu
olduğu için gittim
sadece. İsa Yusuf
ciddî şekilde rahatsız
olduğundan Türkistan
davasına dair çalışmaları oğlu Erkin Alptekin’in
sürdürdüğü söylenmişti.
Bende; Evindeki görüşmemiz
esnasında onun değerli
bir mücahidin oğlu olmanın ötesinde tüm esir milletlere
ait bir özgürlük savaşçısı
olduğu kanaati uyandı. İlk sorduğum
soru Türkiye’nin Doğu
Türkistan’ın
kurtuluş hareketi ile ne kadar ilgili olduğu idi. Zehir gibi bir gülümseyişle
başladı
konuşmasına. Dinleyin siz de güleceksiniz:
- İngiltere Dışişleri Bakanı Türkiye’ye geleceği
zaman Lortlar Kamarası’nın
insan hakları komisyonu başkanı
bakana bir mektup veriyor ve Türkistan’daki
dozu gittikçe artan baskı ve işkence hakkında bilgilenmesini,
buna ilave olarak Türkiye’nin
konuya yönelik gayret ve teşebbüslerinin
dönüşte kendilerine aktarılmasını
istiyor. Bakan görevini
yerine getiremiyor; çünkü dışişleri bakanlığımızın bu konuda
hiçbir malûmatı yok. Malûmatı bile olmadığı
için haliyle bu konuya yönelik bir teşebbüs ve çalışması da yok.”
Dedi.
-Peki Doğu
Türkistan hakkında ilân
edilmiş bir resmî
görüşünüz var mı?
Ya da mecliste buna yönelik faaliyet?
-Hayır! Resmî görüş yok.
Zamanı evvelde MHP’den
birkaç milletvekili Doğu Türkistan’daki
insan hakları ihlalleri ile ilgili bir dilekçe veriyor. Dilekçe yanıt
bulamıyor,
-Şu anda siz Doğu
Türkistan için neler yapıyorsunuz?
1976’da Avrupa Doğu
Türkistan birliğini kurduk.
70 tanesi Münih’te olmak üzere yaklaşık
iki yüz Doğu Türkistanlı
var Avrupa’da. Hepsinin
eğitim düzeyi yüksek, çoğu Çin zindanlarında işkence görmüş
bilinçli aydın insanlar bunlar,
-Avrupa’da neler yapıyor
bu kuruluş?
-Biri İngilizce,
biri Türkçe olmak üzere
iki gazete çıkarıyoruz.
Kamuoyunda küçümsenmeyecek bir hassasiyet oluşturduk.
-BM’de ve Avrupa
Parlamentosu’nda girişimleriniz oldu mu?
-Cenevre’de BM insan
hakları komisyonunda
iki defa konuştum. (1990 yılında
Erkin Alptekin Avrupa Doğu Türkistan Birliği’nin
Başkanı.)
-Çin’in tepkisi nasıl
oldu? Çin’e karşı
bir karar çıkarmak
mümkün değil tabii,
-Evet Çin’in veto hakkı
var. Üstelik Çin aleyhine olan her gelişmeye Arap kardeşlerimiz ve dost
Pakistan maalesef karşı
koyuyor,
-Tibet’in oradaki
popülaritesini Türkistan lehine kullanabiliyoruz sanırım,
-Evet, Dalai Lama’nın
bütün dünyada irtibat büroları var. Nobel barış ödülünü almasından
buyana herkesçe tanınıyor.
Biz Tibet, Doğu Türkistan, İç Moğolistan olarak Bileşik
Komite’yi kurduk ve
birlikte çalışıyoruz. Ben aynı zamanda bu komitenin yürütme
kurulu başkanıyım,
-Dalâi Lama Türkiye’de
bile Doğu Türkistan’dan
daha çok tanınıyor. Faydası olacağından eminim,
-Elbette. Tibet’in
büroları aynı zamanda Doğu Türkistan büroları gibi çalışıyor.
Dalai Lama ile defalarca görüştüm.
Kesinlikle bileşik bir cepheyiz,
-Moğollar’ın
anavatanı bağımsızlığına kavuştu, İç Moğolistan’ın
kurtuluş sürecini hızlandırıcı
bir faktör olabilir mi bu?
-Bilemiyorum. Moğolistan
bağımsızlık öncesi Moskova’nın
desteği ile ayakta duruyordu. Şimdi ise Çin’in
o ülkeye çok büyük yatırımları var. Bu yüzden Moğolistan, Çin
işgali altındaki
toprakları ve halkı için hareketsiz kalıyor. Moskova ve Pekin
gibi iki devin arasına sıkışıp
kalmışlar!
-Dış basında
Türkistan ne kadar var? Onları etkileyebiliyor
musunuz?
-Evet oldukça, CNN, BBC,
ZDF ve ARD televizyonlarında Türkistan’ı
anlattım. Bunun yanında batının en büyük
gazete ve dergilerinde açıklamalarımız yayımlandı. Türkiye’deki
ile kıyaslanamayacak kadar iyiyiz
tanınma ve ilgi konusunda,
-Yani Bosna, Ruanda ve
Filistin gibi mi?
-Sayılmaz.
Entelektüel düzeyde herkesçe bu tanınma,
-Çin’in Doğu
Türkistan’da yaptığı
nükleer denemeler batı
basınında oldukça kuvvetli yankı yaptı
yanılmıyorsam?
-Gerçekten öyle. Her
tarafta Çin aleyhine gösteriler tertiplendi. Bizden habersiz Çin’e karşı
inisiyatif grupları oluştu. Çevreciler ve Alman Yeşiller bizi de
yanlarına alarak Çinli bürokratlara karşı eylemler tertiplediler,
-44 deneme sadece atom
bombası için biraz fazla değil mi?
-Çok haklısınız.
Bu Batılıları da çok tedirgin ediyor. Çin hem ekonomik olarak hem de
askerî olarak böyle büyümeye
devam ederse dengeler yeni bir soğuk savaşı kendiliğinden
doğuracak. Batılı
entelektüeller Batı’nın
buna dayanacak yapıda olup olmadığından emin değiller.
-Dergide geçen ay Çin’in
yeryüzünü istilâ etme hazırlığında olduğuna dair endişelerimizi
dile getirmiştim. Siz böyle bir ihtimal hakkında ne düşünüyorsunuz?
-Öyle tabii. Bakın
geçmişte Çin’i araştıranlar
Çin’e tehlikenin dışarıdan
değil içeriden geleceğini ileri sürmüşlerdir.
Çin nüfusu doğum kontrol kampanyalarından (yasalarından)
önce her sene 25 milyon artıyordu. Şimdi ise bu rakam her sene için
10/15 milyon. Son 10 yılda Çin 1.1 milyar metre kare yerleşim alanı
açtı. Kentlerin nüfusu iki kat arttı, İç Moğolistan’ı
içtiler zaten. 3 milyon Moğol’a
karşı 25 milyon
Çinli var orada. Bunlar şimdilik Çin’in
kendi imkanları ve bunlar da bitecek. O zaman batıya gidecek.
Öyle ya da böyle. Jirinovski birkaç ay önce parlamentoda. “Çin akınının
durdurmalıyız dedi.”
Çin savaşla değil
böyle yayılıyor. Düşünsenize Kazakistan’da
milyonlarca Çinli var. Ceplerinde bol para var. Bu uzun vadeli bir
devlet politikası. Çin’de
tek çocuk yapabilen insanlara Doğu Türkistan’a
gitmeleri halinde iki çocuk hakkı ve iki maaş veriliyor,
Tayvan’ın mevcut
statüsü ve konumu bize fayda sağlıyor mu?
-Biz 11 Şubat 1991’de
Hollanda’da bir teşkilât
kurduk. Teşkilâtın
fikir babaları
olan ülkeler Doğu Türkistan, Tayvan, Estonya, Tibet ve Baltık
temsilcileri. BM’de
temsil edilmeyen ülkelerin hakkını korumak ve sesini duyurmak
için bir araya geldik.
“Temsil Edilmeyen Milletler Meclisi.” Lahey’de ilk iki toplantıda
teklif gönderdiğimiz
16 ülke derhal kabul cevaplarını gönderdiler. Şimdi 45 üyemiz var. 150
milyon insanı temsil ediyoruz. Ben aynı zamanda
bu teşkilâtın
başkanıyım,
-Yani şu anda yüz
elli milyon insanının
sorumluluğu var üzerinizde. Uyumak zor olmalı. Bizi yakından ilgilendiren
halklardan bu alternatif teşkilât
üyesi olanlar vardır sanıyorum.
-Evet uyumak zor. Teşkilâtımızın
üyeleri içinde Kırım, Tataristan, Kosova, Sancak, Çeçenistan,
İnguşya, Abhazya var,
-Abhazya! Ben de anne
tarafından Abhazyalı’yım.
-Bu Erkin Bey’i çok
heyecanlandırdı. Bana (Abhazya’nın
özgürlük savaşında ve haklılıklarının
duyurulmasında çok büyük yardımlarının olduğunu anlattı. Mutlulukla dinledim.
Melez olmanın da avantajları vardır.)
-Anladığım
kadarıyla Doğu Türkistan’ın
kendinî ifade edebileceği
geniş bir platform oluşturmuşsunuz.
Bunu başardık.
Doğu Türkistan’ın
kurtuluş savaşını üç koldan
yürütüyoruz.
1- Avrupa Doğu
Türkistan Birliği.
2- Üçlü ittifak (Doğu
Türkistan, Tibet, İç Moğolistan)
3- Temsil Edilmeyen
Milletler Meclisi.
Şiddetin kullanılmadığı
fiilî direnişin açık
yokluğunda salt propagandaya dayalı bir bağımsızlık
hareketinin Çin’e karşı
sonuç vereceğine pek inanmıyorum.
Sizin kafanızda tasarladığınız
bir kurtuluş formülü var mı?
-Türkiye’deki herkes şunu bilmeli ki Doğu
Türkisan’da şu
anda fiili direniş
var. Özellikle 1980’den
bu yana en küçük ve en ücra köye kadar bu isyan ruhu yayıldı.
1990 Barın
ayaklanması bu ruhun ürünüdür.
-Barın’ı anlatır mısınız?
Adını duyduk, bilgi edinemedik.
-90 senesinde Barın’da
bir ayaklanma başlıyor.
Çin kuzeybatıdaki
Lancu şehrinden karadan ve havadan özellikle
helikopterlerle 200.000 (iki yüz bin) özel harekât timini ve askerlerini
Barın’a akıtıyor.
Şiddetli çatışmalar oluyor.
Bütün havaalanları tüm sivil uçaklara kapatılıyor. Tank ve
uçaklar dokuz köy ve kazayı haritadan siliyor. Ölü ve yaralı sayısı
hakkında Çin’in verdiği
rakamlar bu tip hadiselerin
tümünde olduğu gibi aptalca ve inandırıcılıktan
çok uzak. (yirmi) Hong Kong gazetelerine göre donanımsız
Türkistanlı Müslümanlar bin kişiyi kaybederken
altıyüz tam teşekküllü timi öldürmüşler.
- İsyanın çıkış
sebebine dair bilgi edinebildinîz
mi?
- Çeşitli
rivayetler var ama üç temel sebep var. Bunların
hepsi birden olabilir.
Birincisi;
Çin’in camilerin aşırı
derecede çoğalmasından tedirginlik duyarak
“size ondörtbin caminiz yeter” deyip yeni mescitlerin yapılmasını
yasaklayıp mevcutlarının da tamirini engellemesi
üzerine isyanın başlaması.
İkincisi;
Türkistanlıların kendi liderlerini kendilerinin belirlemek
istemesi.
Üçüncüsü ise;
Planlanıp hazırlanılan bir isyanın daha önceden fark edilmesi.
Anlatılana göre, direnişçilerce bayram
namazından sonra başlayacak bir kıyam hareketi için süvari
birliği oluşturmak üzere çok sayıda at satın alınması
şüphe oluşturmuş. Fark edildiklerini anlayan mücahidler ya şimdi ya
hiçbir zaman deyip planlanandan önce harekete geçmek zorunda kalmışlar.
-Çin Barın’ı
nasıl karşıladı?
-Baskıyı iyice
arttırmışlar. Çin televizyonları ve hükûmeti İstanbul’daki
İsa Yusuf Alptekin’i
resmen ayaklanmanın sorumlusu ilân etti.
(Zaten Çin’de birinin
ayağı kayıp düşse İsa Yusuf Alptekin’den
biliyorlar. 90 yaşının
üzerindeki bu mücahit onların
öcüsü.) Bu açıklamadan sonra Amerikalı ve Avrupalı
gazeteciler İstanbul’a
akıyor.
-Yani babanız Çin’in
en büyük teröristi(!)
-Çinliler için kesinlikle
öyle.
-Hiç Doğu
Türkistan’a girebilme
imkanınız oldu mu?
1982 ve 1984’le gittim.
Daha sonra girmeme izin vermediler.
-O Son durum hakkında
malumatınız var mı?
-Demin de söylediğim
gibi örgütlenme en küçük köylere
kadar oluşmuş. Ancak Türkistan’da
haberleşme ve ulaşım
çok ciddî iki problem bu
yüzden birbirinden kopuk ve habersiz teşkilâtlanıyor
insanlar. Ama sevindirici
bir haber de var. İli’de
yapılan bir toplantıyla beş örgüt birleşerek
ortak eylem kararı almışlar. Güç birliği yapacaklarmış!
-Son olarak...
Son olarak şunları
hatırlatmalıyım; Üçlü ittifakın ( Tibet, İç Moğolistan,Doğu Türkistan) silâhla kazanacağına
inanmıyorum. Çin’de hiç
değilse altı yüz
milyon insanın Çin rejimi ile düşmanlığı
var. Kendini Çin içinde
tutmak istemeyen milletler var. Tienenman Meydanı’ndaki
ayaklanmadan sonra demokratikleşme çabaları
hızlanmaya başladı. Çin’deki
demokrasi yanlısı güçler bir araya gelerek
demokratik eylem birliğini kurdular
ve geçici bir anayasa yapıp onu kabul ettiler.
Bu birlik Tibet’e ortak
hareketi teklif etti. Tibet de bize böyle bir güç birliğine
katılıp katılmayacağımızı
sordu. Biz onlara dedik ki bunu kabullenebilmemiz için bize “Bağımsızlık
sonrası için yazılı güvence vermeniz gerekir.”
Onlarda bunu kabul etti. Ve Doğu
Türkistan’ın bağımsızlığı kararını anayasalarına koydular. Bunlar
çok önemli.
Şayet Perostroika olmasa idi, Batı
Türkistan kurtulmazdı.
-Bütün açıklamalarınız
için teşekkür ederim.
(Yeni
Dünya Dergisi Ocak 1996 Hazırlayan:
Ötüken)
DOĞU
TÜRKİSTANLILAR
BARIN KURBANLARINI
HATIRLIYOR
Barın’daki
ayaklanmanın birinci yıl dönümünde, yurt dışında yaşayan Doğu
Türkistanlılar Barın Kurbanlarını
hatırlamak için Kaşgar yakınlarında, toplantılar düzenlediler.
5 Nisan 1990’da Barın’ın ilçelerinde Çinin adaletsiz kurallarına
karşı askerî bir
ayaklanma çıktı. Çin devleti Lanzoo Askerî güçlerinden hemen
hemen 200.000 özel Antiskoad güçlerini ayaklamayı bastırmak için
gönderdi. Tanıklar
1000 Türk’ün çarpışmalarda hayatını kaybettiğini
ve dokuz ilçenin tamamen zarar gördüğünü
ve on bin Türk’ün Barın’daki olayları organize ettikleri için
suçlu bulunarak tutuklandıklarını
söylediler.
50 Doğu Türkistanlı
Barın’daki ayaklanmalarda rolleri olduğu gerekçesiyle
5 Nisan 1990’da felaketten sonra Artuş şehri mahkemelerinde suçlu
bulundular. 17’si ölüm
cezasına çarptırıldı. Geri kalanı 3
ilâ 20 yıl arasında hapis
cezasına çarptırıldı.
Tanıklar neredeyse on
bin Türk’ün ve 600 Çinlinin ayaklanmalarda öldüğünü söyledi.
(Eastern
Turkestan Information Bulletin Vol. 1 No. 1 -May 1991-)
70 yıllık bir
Türkistanlının oğlu olan Abdullah Verdi ölüm cezasına çarptırıldığında
Çin baskıcı mahkemelerini
protesto etti. Mahkemelerde alınan kararların haksız olduğunu,
kararların yasaları yansıtmadığını,bu haksız karalar
üzerine Doğu Türkistan için iki oğlunu da kurban vermeye hazır
olduğunu söyledi.Bu ifadeler üzerine
mahkeme Abdullah Verdi’yi 20 yıl hapis cezasına çarptırdı.
(Eastern
Turkestan Information Bulletin Vol. 2 No. 5 ‘October 1992’)
BARIN AYAKLANMASI
Bismillähirrahmanirrahim
Rahmän ve Rahim olan
Allah’ın adıyla.
Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın! Bilakis onlar diridirler.
Allah’ın lütuf ve kereminden
kendilerine verdikleri ile sevinçli
bir halde Rableri yanında rızklara
mazhar olmaktadırlar. (Al-i
İmran Süresi 169)
5 Nisan 1990 tarihînde
Doğu Türkistan’ın
Kaşgar Vilayetinin Barın
ilçesi’nde Pekin hükûmetine karşı
bir ayaklanma meydana
geldi. Barın halkı,
Çin’in askerî gücünün
farkında idi. Ancak zulüm ve baskı o kadar artmıştı
ki, Kahraman Barın
halkını, bütün imkansızlıklara rağmen
silâha sarılmak zorunda bıraktı.
Barınlı
gençler, sayı ve
silâh bakımından kendilerinden
kat kat üstün olan Çin askerleriyle yiğitçe çarpıştılar,
Çin askerleri bütün çabalarına ve silâh üstünlüğüne
rağmen bu küçük ilçeyi
bir türlü ele geçiremiyorlardı. Sonunda, savaş uçaklarının
yardımıyla bütün ilçeyi bomba
yağmuruna tuttu.
Çin bombardımanı sonucu bu ilçe harabeye döndü. Çocuk-ihtiyar,
kadın-erkek onlarca Doğu
Türkistanlı şehit
oldular. Barın
ayaklanması; Doğu Türkistan Türkleri’nin
bağımsızlık aşkının ölmediğini
bütün dünyaya bir daha gösterdi. Barın Şehitlerini minnet
ve rahmetle anıyoruz.
Ruhları
Şad Olsun.
(©2000 Doğu Türkistan
– ETIC)
3 NİSAN 2003
ALMANYA
Barın İnkılâbının
13. Yılı Münasebetiyle
Abdurehimcan
(Uygurca’dan Çevrilmiştir)
Bir Millî kurtuluş
hareketinin başarısızlıkla
sonuçlanması Millî Kurtuluş
Hareketine katılanların
yok olması demekti; fakat
Millî Kurtuluş Hareketi fikrinin yok olması
ise, bir milletin yok olması anlamına gelir.
Bu sebeple, alnımıza “yok olmuş millet” şeklinde hakaretvari bir damga basılmadan
önce Millî Kurtuluş
Hareketi fikrinin yok
olmaması için kurbanlar
vermeye hazır olmamız gerekir.(Zeydin
Yusuf (Mart 1990 Kaşgar)
Bilindiği gibi “Barın Millî Kurtuluş
Hareketi”nin
başarısızlıkla
sonuçlanması ile bu Millî Kurtuluş
Hareketine bizzat katılan uzaktan yakından
destek veren sayısız yiğitlerimiz şehit edildi.
Lâkin hareketin başkumandanı
Zeydin Yusuf’un söylediği
gibi, Millî kurtuluş
hareketi kahramanlarının
şahadeti bedeline
“Millî Kurtuluş Hareketi Fikri”nin
hiçbir zaman yok olmayacağının meşalesi yakıldı.
1977 yıllarından
itibaren Çin devlet
politikasının takip ettiği “yavaş adımlarla ıslahat” programı
esnasında ilk adımda sınıfsal mücadele etkisiz kaldı.
“5 Tür Öge”
külahı kaldırılıp atıldı. Sınıf mücadelesi
esnasında zarara uğrayanlara maddi tazminat verildi.
Daha da ilerleyip (vatanımızda)
karşı
devrim suçları ile cezalandırılmakta
olan onbinlerce siyasî
tutuklulara yönelik af ilân edildi. Çoğunluğuna ceza aldıkları
süreler için bir hayli maddi ödemeler yapıldı. Sayısız kişiler işe
yerleştirildi. Yada izin
paraları adı altında paralar verildi.
Bunların hepsi aynı yılların arslanları olup,
Çin müstemlekecilerine karşı
mücadele etmişlerdir. Hapishanelerde de, çalışma
kamplarında da inkılâpçılık
iradesini kaybetmeksizin,
“vatan bizim”, “millet bizim” denilen merkezde kararlılıkla
durarak, teslim
olmaktansa ölmeyi tercih eden kor yürekli inkılâpçılardı.
Fakat Çin siyasetinin “Aslına döndürerek yok ediş”
ıslahat programı
sonunda onların büyük çoğunluğu ruhî çöküntüye uğramak
gibi bir millî facia ile
karşı
karşıya kaldılar. O
devirlerde millî irade de sıkı durabilen,
millî ruhu ölmeyen, inkılâbı
meydanda dik duran zatlardan (misalen) sembol isimlerden Abdulaziz
Mahsum, Turgun Almas, Sıdık Haci
Rozi, Ehmet İgemberdi,
Ehmet Ziyai’ler olmak üzere (Elbetteki bunlardan başka daha
birçok önemli şahsiyetlerde vardı.)bir
millete oranla oldukça az sayılacak kişilerimiz milletimizin
ümidi olmuşlardı.
Çin müstemlekecilerinin,
millî siyaset taktikleri gereğince;
“Özgürlük Savaşçıları”
için, “Avlarını yakalamaktan
mahrum olan az sayıdaki ihtiyar kaplanlar
kendi etlerini kendileri yiyerek biterler. Bir çokları da
tuzaklarla yakalanarak biterler.
Uygur milleti diye bir millet artık yok.
Çin ülkesinde millî mesele bitmiştir.
Milletler meselesi mevcut değildir.
Çin ülkesi halkları bir ailedir,
bu ailede ortaya çıkan her türlü mesele millî mesele olmayıp,
olsa olsa halk arasındaki fikir ayrılıklarından
ibarettir.”
Şeklinde peşin hüküm ortaya attılar.
Bu hüküm ise; Uygur milletinin ruhen teslim olduğunun ve milletin
yok olmaya doğru sürüklenmekte olduğunun ifadesiydi.
Aynı zamanda bu, “sen
ölüme mahkumsun” şeklindeki
damganın alnımıza vurulduğu bir nevi ceza ilânıydı.
Tam bu esnada “Barın İnkılâbı”
olarak anılan, “Millî
Kurtuluş Hareketi”nin
liderlerinden Zeydin Yusuf önderliğinde
“Doğu Türkistan Azatlık Teşkilâtı”
Barın’da kuruldu.
Birkaç yüz fedakâr yiğitlerin tatlı canları ve sıcak kanları
bedeline Çin müstemlekecilerinin
çıkardığı peşin hüküm reddedildi,
yalanlandı ve kaldırılıp bir kenara atıldı.
Şerefli Barın inkılâbı aşağıdaki
birkaç türlü ayrıcalığı
ile diğer birçok hareketlerden farklı olduğunu açıkça ortaya koymuştur.