HÜR

GÖKBAYRAK

DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ

 

 

 

 

HÖR

KÖKBAYRAK

SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ

  

        Anasayfa

        

  S.T İstiklal Urushi

                   (Gulca İnqilabi)

 

S.T Barın Shitliri

1

2

3

4  

5

6

7

8

9

Barindin Xet

Barin Xaritisi

Barın İnkılabı Medyada

        

  Hoten Atçüy Ayaklanması

 

  Hoten Ayaklanması

  

DOĞU TÜRKİSTAN  BARIN ŞEHİTLERİ

 

Ö  N S Ö Z

Mehmet Emin BATUR

 

Tarih boyunca  Müslüman Türk Milletine karşı olan kin ve nefretini saklama ihtiyacı duymayan ve her zaman psikopat bir davranış sergileyen Çin; her fırsatta dünyaya verdiği mesajlarında 5000 yıllık bir tarihe ve medeniyete sahip olduklarını ileri sürerek bazı devletleri etkilemeyi başarmışlardır.

Oysa ki; bir milletin ve medeniyetin insanlık adına neler getirdiği, tarafsız bilim adamları tarafından sağlıklı bir şekilde araştırılıp ortaya konulmadan, insanlık adına yarar ve zararları tam olarak tespit edilmeden o millet hakkında doğru bir bakış açısına ulaşmak asla mümkün değildir. Bu sebeple; bu güne kadar tarihîn ve talihin her zaman Orta Asya bölgesinde karşı karşıya getirdiği iki ayrı millet olan Türk’lerin ve Çinlilerin arasındaki mücadelelere bir bakıldığında, ortaya çıkan sonuç oldukça ilgi çekici olmalıdır; çünkü Çinli’ler, dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip olmaları sebebiyle, her zaman yanı başındaki Türk topraklarını istilâ ederek kendi topraklarını genişletmek ve böylece kendilerinin karınlarını doyurabilmek uğruna milyonlarca Türk insanının katledilmesini normal bir olay olarak gören, girdikleri bölgelerde tarihî eser ve medeniyetler adına ne varsa yakıp yıkmakta hiçbir tereddüt yada insanlık adına en ufak bir kaygı duymayan, son derece sadist, bencil, vahşî ve de şovenist bir millettir.

Kendilerinin tarihî geçmişleri ile ilgili olarak en çok bilgiye sahip olanlar elbetteki Türklerdir. Zira, çok kadim çağlardan beri en çok iç içe olan ve her zaman aralarında savaşların eksik olmadığı iki millet Türkler ve Çinliler olmuştur.

Çinlilerin Orta Asya bölgesinde bu güne kadar verdiği zararlar, yaratmakta olduğu tedirginlik, katlettikleri insanlar yok ettikleri ve insanlığın ortak değerlerinden sayılması gereken kültür hazinelerine bakıldığında, tarih ve medeniyet olarak 5000 yıllık bir geçmişe sahip olmalarının hiçbir ehemmiyeti kalmamaktadır. İşgalleri altında olan Doğu Türkistan açısından bakıldığında Çinlilerin geçmiş medeniyetine(!) medeniyet değil, olsa olsa “medeniyet düşmanlığı tarihî” denilebilir. Bu yüzden Çinlilerin hasbelkader dünyanın en uzak coğrafyasında yaşıyor olmalarını, dünya devletleri ve milletlerinin güvenliği ve asayişleri açısından gerçekten büyük bir şanslılık olarak telâkki etmekteyim. Kaldı ki; bu durumda dahi dünyayı bir şekilde sinsice, gerek nüfus transferi ve gerekse de sahtekârlık dolu ticaret anlayışları ile tehdit eder hale gelmişlerdir.

Eğer, Orta Asya bölgesinde en eski bir tarih ve medeniyetten söz etmek gerekirse; Uygur Türklerinin tarihînden ve gerçek anlamda medeniyetinden bahsetmek gerekir; çünkü bu güne kadar ki Türk tarihçileri her ne kadar Uygur Türklerinin tarih ve medeniyetini oldukça sathî bir şekilde geçiştirmeyi uygun görmüşlerse de; Doğu Türkistan da yayınlandığı yıllardan hemen sonra Çinlilerin kendileri açısından tehlikeli görerek toplattırdıkları Merhum Turgun Almas’ın “UYUGURLAR” adlı 841 sayfadan oluşan kitabı ve Merhum Mehmet Emin Buğra’nın “ŞARKÎ TÜRKİSTAN TARİHİ” adlı kitaplarında Türk tarihînin; Asur rivayetleri, Hindistan rivayetleri, Yunan rivayetleri ve kaynaklarına göre hatta Çin kaynaklarına da inilerek verdikleri bilgilere göre; Uygur Türklerine ait tarih ve medeniyetin, Çinlilerin kendi tarihleri olarak ortaya attıkları tarihlerden çok daha öncelere uzandığı anlaşılmaktadır. Buna ilaveten şunu da açıklıkla söyleyebiliriz ki; Uygur Türkleri tarihînde Çinlilerin tarihînde olduğu gibi insanlık adına utanç verici tarih ve kültür katliamlarına rastlanılmaz. Tam tersine bu gün dahi insanlığa hizmet vermeye devam eden eserler bırakan Hoca Ahmet Yesevi, Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı Mahmut ve daha burada isimlerini sayamayacağımız birçok âlimler yetiştiren bir tarihe ve medeniyete sahiptir. Bu bakımdan, Türk tarihçilerinin Türk tarihîni anlatırlarken ve yazarlarken Uygur Türkleri tarihîne şaşı bakmaları ve teğet geçmeleri son derece yanlış ve Türk tarihînin muhtevasını yavanlaştıran bir davranıştır; çünkü Türk tarihînin gelişimi Uygur tarihî ile anlam kazanmaktadır.       

      Bizlere kadar ulaşan el yazması eserler arasında ecdatlarımızın milâttan sonraki tarihlerine ışık tutacak eserler daha fazla ve tafsilatlı olarak meydana getirilmiş ve bu eserlerden anlaşıldığına göre ecdatlarımız kendilerindeki savaşçı ruhu muhafaza ederek M.S 5. yüzyıllardan şimdiye kadarki geçen sürede Saka, Turan ve Hunlar arasındaki ittifak içindeki beylikler şeklinde yaşaya gelen sayısız iç ve dış Türk kabilelerini Uygur yazısı ve dili temelinde tam olarak birleştirerek, Siri Deryanın kuzeyi ve Tanrı Dağlarının güney ve kuzeyindeki beylikleri de içine alan Büyük Uygur Orhun Devleti (M. 745 - M. 840),

Kansu (Doğu) Uygur Devleti (M. 846 - M. 1226),

İdikut Uygur Devleti (M. 845 - M. 1368)

Uygur Karahanlılar Devleti (M. 848 - M. 1212),

Uygur Çağatay Devleti (M. 1227- M. 1506),

Uygur Seidiye Hanlığı (M. 1506 - M. 1682),

Uygur Yedi Şehir Hanlığı yada Ba-Devlet Yakuphan Kaşgarya Devleti (M.

1863 - M. 1877),

İli Uygur Sultanlığı (M. 1869 - M. 1880),

Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti(1933),

Doğu Türkistan Cumhuriyeti(1944),

Doğu Türkistan Mahallî Hükûmeti (1947)

olmak üzere devlet ve hükûmetleri kurmuşlardır.

Kadim Orta Asya tarihî boyunca Çinliler ile dil, din tarih, kültür ve hatta hiçbir fiziksel ve ruhsal benzerliği bulunmayan Uygur Türklerini Çinliler; “asırlardır ayrı kaldığımız için dilimiz ve dinîmiz farklılaşmıştır. Oysa ki, bizler aynı Çin milletine mensubuz.” safsatasıyla     

Dünya kamuoyuna, Doğu Türkistan’ı işgal edişlerini meşru gösterme ahmaklığına ve pişkinliğine dahî düşmektedirler.

İşte elinizdeki bu kitabın konusunu; Gerçekten “Millet” olmanın şuuruna ermiş olan ve tarihte, yukarıda kısaca bahsettiğimiz gibi bir çok defalar devlet kuran, dil, yazı, din (İslâm dinî), tarih, örf, adet, gelenek ve görenekler olarak Çinli’lerle uzaktan ve yakından hiçbir ilişki ve benzerliği bulunmayan Doğu Türkistan halkının millî ve dinî mevcudiyetinin bir sembolü olarak 1990 yılının  Nisan ayının 5’inde Kaşgar’ın Aktuğ nahiyesinin “BARIN” kazasında başlattıkları bir “Millî Kurtuluş Hareketi” teşkil etmektedir… Bu “Hareket”in adına Doğu Türkistanlılar, başlama, cereyan etme ve sonuçlanış biçimiyle, “BARIN SAVAŞI” da demektedirler; çünkü “Barın Millî Kurtuluş Hareketi,” Doğu Türkistan halkının Kızıl Çin esaretine hiçbir zaman boyun eğmediğinin, eğmeyeceğinin ve çektirilen bütün işkencelerin hesabının bir gün mutlaka sorulacağının açık bir göstergesidir.

“Barın Özgürlük Savaşı,” Doğu Türkistan halkını Kızıl Çin’in ateş çemberi içine terk ederek kafalarını kuma gömen bazı dünya devletlerine de verilmiş bir derstir. “Barın Özgürlük Savaşı”, “Nasıl olsa yapılacak bir şey yok” diyerek ümitsizlik uçurumuna yuvarlananların alınlarının ortasına indirilmiş bir çelik yumruktur.

“Barın Özgürlük Savaşı”, “Doğu Türkistan Özgürlük Savaşçıları”nın dünya durdukça “Özgürlük Savaşı”nı kesintisiz olarak devam ettireceklerinin de bir işaretidir.

Bütün “Doğu Türkistan Özgürlükçüleri”ne Allah(c.c.)tan güç, sabır ve mücadele azmi diliyoruz. Şehitlerimize de, sonsuz minnet ve şükranlarımızı sunarken, Doğu Türkistan’ın özgürlük meşalesinin yine Doğu Türkistan’dan yakılarak “İstiklâl”e giden kapıların ardına kadar yine oradan açılacağına inanıyoruz.

Çünkü, Doğu Türkistan halkı bu güne kadar dinî, millî ve insanî değerlerinin dejenere edilmesine canları pahasına izin vermemiştir.

Ruhen ve bedenen de bağımsız olmaya hazırdır, “Barın İnkılâbı” bunun en açık ispatıdır.

DOĞU TÜRKİSTAN’IN 1949 YILINDAN SONRAKİ “MİLLİ İSTİKLÂL HAREKETLERİ” NE KISACA BİR BAKIŞ

      5 Nisan 1990 “Barın Millî Kurtuluş Hareketi” safhasına gelene kadar  Doğu Türkistan sayısız İstiklâl mücadelelerine sahne olmuştur. Kısaca bu mücadelelerin gelişim süreçlerine değinmeden geçmek, geçmişte verilen şehitlerin hatırasını incitmek anlamına gelebileceğinden, mümkün olduğu kadarı ile yalnızca 1949 yılından sonraki şanlı mücadelelerden de çok kısa bir şekilde bahsetmeyi millî bir borç olarak telâkki etmekteyiz.

Doğu Türkistan’ın bu gün içinde bulunduğu durumu eldeki mevcut imkanlarla dünya kamuoyuna anlatırken, bu anlatımlarımızın muhatabı olan kişilerin akıllarına ilk gelen soru; 1949 yılında Kızıl Çin orduları Doğu Türkistan’ı işgal ederken Doğu Türkistan halkından her hangi bir mukavemet görmüş müdür? Yoksa, Doğu Türkistan halkı kapılarını ardına kadar açarak “buyurun teslim alın !” mı demiştir. Şeklinde olabilir.

Elbetteki; Doğu Türkistan halkı Müslüman Türk Milletine yaraşır bir millî mücadele vermişlerdir. Bu güne kadar genellikle Doğu Türkistan meselesi bir yerlere anlatılırken devletlerin ve kişilerin acıma duygularının vereceği neticelerden medet ummak bir kötü gelenek olarak devam ettirilmiş olduğundan, Doğu Türkistan’ın şanlı mücadele merhaleleri bir türlü gün ışığına çıkartılamamıştır. Oysaki; mücadele azmini tamamen yitiren ve ellerinde hiçbir kozları kalmayan toplulukların bir yerlerden yardım ve destek alabilmesi asla  mümkün değildir. Doğu Türkistan’ın millî mücadele tarihînde tarih sayfalarına altın harflerle yazılması gereken öyle kesitler vardır ki; dünyada bağımsızlık mücadelesi vermekte olan birçok milletlere misal olabilecek niteliktedir.

1949 yılında Doğu Türkistan’ın Çin ile ortak sınırı bulunan doğu vilayetlerinden sirayet etmeye kalkışan Kızıl Çin ordularına karşı kahraman Doğu Türkistan halkı kısa süre içinde yaptıkları taşra toplantıları ile millî mücadele kararı almışlar ve bunun için de hızlandırılmış hazırlık çalışmaları yaparak harekete geçmişlerdir.

Bu karşı mukavemetlerin en şiddetlisi 1951 yılında “Ellibirliler Toplantısı” adını verdikleri istişare toplantısının ardından alınan kararla Çin işgal kuvvetlerinin en kısa sürede Doğu Türkistan topraklarını terk etmeleri gerektiği, aksi taktirde çok kan döküleceği ve artık bir savaş kararının alınmış olduğu haberinin Çinli müstevlilerin üst düzey yetkililerine iletilmiş olmasından sonra başlamıştır. Doğu Türkistan mücahitleri Çinli işgalcilerden bekledikleri cevabı alamayınca hemen hemen bütün il ve ilçelerde top yekûn millî ayaklanma başlattılar. Doğu Türkistan’ın İstiklâl savaşçılarının büyük çoğunluğu çok şiddetli çatışmalardan sonra 1953 yılında “Kızıl Cellat Wang Cin” tarafından yakalandıktan sonra şehit edildiler. Wang Cin Kızıl Ordu içerisinde, elde ettiği bu başarısından sonra Pekin hükûmeti tarafından taltif edilerek Pekin’e çağırıldı ve kendisine daha üst rütbeler verildi.

Doğu Türkistan Millî Hareketinin önderlerinden Şeyh Cengiz, Şeyh Sadullah ve Abdulaziz Mahsum da yakalanarak şehit edildiler. Bununla da Doğu Türkistanlı’ların “İstiklâl Mücadelesi” sona erdirilememiştir. 1954 yılının Aralık ayında Hoten Vilayetinin Atçüy Bölgesinde hatırı sayılan ve sevilen bir kişi olan Niyaz Bey Hacı’nın evinde Şeyh Ablimit, Fethidin Mahsum liderliklerinde”, “Teşkilâtı Nicat Partisi” adı altında bir teşkilât oluşturdular. Bu teşkilâtın üst düzey önderlerinin aldıkları karar gereğince 15 Kasım 1955 tarihînde millî mücadele başlatıldı.

İlk iş olarak çok sayıda mücahidin tutuklu bulunduğu Atçüy hapishanesi ele geçirildi ve buradaki mücahitler kurtarılarak millî mücadele saflarına katılmaları sağlandı. Bunun ardından Hoten vilayetine yapılması planlanan taarruz planları Çinlilerin haberdar olmaları sebebi ile günlerce süren çatışmalar sonunda buradaki mücahitlerin büyük çoğunluğunun şehit olmaları sonunda başarısızlıkla sonuçlandı.

Bu mücadelenin önderleri Kızıl Ordu kuşatmasını yararak kurtulmayı başarmışlar ve halkın arasına karışarak bir süre yaşamlarını sürdürdükten sonra yeni bir toparlanma ve teşkilâtlanma çalışmaları içerisinde iken pusuya düşürülmek suretiyle yakalanarak şehit edilmişlerdir.

Doğu Türkistan mücahitlerinin bu kutsal Millî Kurtuluş Hareketi böylelikle noktalanmak istendiyse de Çinler bunda muvaffak olamamışlardı. Bu millî hareketin mutlaka “Doğu Türkistan Cumhuriyeti”nin kurulması ile neticelenmesi gerekiyordu. Bu amaç yıllarca gizli olarak çıkartılan “Bağımsız Doğu Türkistan Anayasası” ,“Gençlere Çağrı”, “Birleşmiş Milletlere Arz” adlı gazete ve dergilerle halka duyuruldu ve yeniden bir Millî Kurtuluş Hareketi’nin temelleri atılmaya başlanıldı.

“Atçüy Ayaklanması” ile başlayan İstiklâl Savaşı Çinli cellatlarca her ne kadar kanlı bir biçimde bastırılmış olsa dahi tamamen sona erdirilememiştir.

Çünkü, sonraki yıllarda da bu mücadelenin değişik yerlerde farklı şekillerde ortaya çıkmaya devam ettiğini görüyoruz.

1956 yılında Hoten vilayetinin Karakaş ilçesinde Şeyh Baki ve Şeyh Samed önderliğinde mart ayında Çinli işgalcilere karşı bir ayaklanma başlatılmıştır. Bu silâhlı mücadelede 800 civarındaki mücahit gurubu Tarım Havzası içindeki Çinlilerin “Silâhlı Toprak Açma” birliklerine karşı saldırıya geçtiler. Bu saldırı esnasında 200 kadar mücahit şehit olmuşsa da oldukça etkili bir mücadele olduğu anlaşılmaktadır. 1956 yılının mayıs ayında Lop ilçesinde 1300 den daha fazla bir silâhlı mücahit grubu Abdukadir adındaki bir mücahit önderliğinde ayaklandılar. 1957 yılı Urümçi “Ulumbay” da teşkil edilmeye çalışılan millî ordu bir hayli mesafe alınmış ve olumlu bir mecrada iken Kızıl Çin kuvvetleri tarafından fark edilmesi üzerine bu millî ordunun ileri gelen isimleri ve askerleri tutuklanarak Çin zindanlarına atıldı. Bir çokları da şehit edildi. “Doğu Türkistan Halk Partisi”nin önde gelenlerinin çabaları ile tesis edilmekte olan bu millî ordu eğer vaktinden evvel tamamlanabilmiş olunsaydı kesinlikle olumlu netice alınacak ve belki de bu gün Doğu Türkistan Çinli işgalcilerden kurtulmuş olacaktı.

      1958 yılının eylül ayında Köktokay, Çingil ve Beşbalık civarında Cemşithan ve Delilhan’lar etraflarına topladıkları mücahit gruplarla bir silâhlı ayaklanma başlattı. Çok büyük zayiatların verildiği bu ayaklanmalarda Kızıl Çin güçleri çok zor anlar yaşamışlardır. Fakat neticede bu hareketin önderleri de tutuklanarak şehit edilmişlerdir.

      1958 yılının ekim ayında Kumul vilayetinin Tanrı Dağı bölgesinde Ali Kurban ve Seyit önderliğinde oluşturulan 1700 kişilik millî ordunun katılımları ile bir millî ayaklanma gerçekleştirildi. Bu hareket sonunda hükûmet binaları ele geçirildi, cephaneliklerden çok sayıda mühimmat ve cephanelik elde edildi. Hapishanelerdeki mücahitler kurtarıldı. Bu ayaklanmanın neticesinde Çin den getirilen Çinli göçmenler Çin’e geri dönmeye başladılar.

      “Doğu Türkistan Halk Partisi” sistemli inkılâp programları olan, büyük çaplı istişare kurulları bulunan, gerektiğinde bütün yurt genelinde koordinasyon sağlayabilen, stratejik planları mükemmel bir şekilde icraata geçirebilen bir yapılanmaya sahipti. “Doğu Türkistan Halk Partisi” 78 alt teşkilât kurdu. Merkeze bağlı 12 vilayet ve 22 ilçeyi içine almaktaydı. 60.000 üyesi bulunan bu partinin 300.000’den fazla sempatizanı bulunuyordu. Bu partinin üst kurulları 26.06.1969 tarihînde yurt genelinde büyük çaplı silâhlı millî mücadele hareketini başlatacakları sırada, bunun haberini alan Kızıl Çin kuvvetleri teşkilâtın önderlerini ele geçirip idam ettiler. Teşkilât mensuplarının büyük çoğunluğu yakalanarak hapse atıldı, idam edildi ve böylece bu teşkilatların başlatma kararı verdikleri Millî Kurtuluş Hareketi önlenmiş oldu.

Doğu Türkistan Millî Mücadele Hareketi görüldüğü gibi hiçbir zaman durmadı, durmayacaktır. 5 Nisan 1990 Barın İnkılâbı geçmişteki Millî mücadelelerin bir devamıdır. Doğu Türkistan’ın en büyük şanssızlığı, bütün dünya ülkelerinin ihtiyatlı yaklaşmaya özen gösterdiği bir ülke olan Kızıl Çin’in işgaline uğramış olmasıdır.

Çin’in yerinde bir başka dünya ülkesi olsaydı şimdiye kadar çoktan Doğu Türkistan Bağımsızlığına kavuşmuş olacaktı.

 

K A Ş G A R

Tarım Havzasının en önemli şehri olan Kaşgar, Tarım Irmağı’nın kollarından olan Kaşgar Suyu kıyısında kurulmuştur. Kaşgar, ismini kendi civarından  sıklıkla elde edilen “Kaş Taşı” yada diğer adıyla “Yeşim Taşı”nın adlarından almıştır.

Kaşgar şehrinin tarihî M.Ö. 206 yıllarına kadar uzanır.  Bu şehir ilk çağlardan itibaren Tarım Havzasının ekonomik merkezi durumundadır. Özellikle de halkın büyük çoğunlunun geçim kaynağını başta kilim, halı, seramik  ve tekstil dallarında olmak üzere el sanatları ve ticaret teşkil etmektedir. Kaşgar, tarihî İpek Yolu’nun da  üzerinde bir  ticaret şehri olmakla beraber, çok eski tarihlerden beri Doğu Türkistanlı tüccarların batı ile yaptıkları ticarette de bir önemli köprü olmuştur. Diğer taraftan da iki ipek yolunun kesiştiği bir yer ve Çin ile Orta Asya ülkeleri arasındaki transit taşımacılığın merkezi durumunda olması bu şehre daha da önem kazandırmaktadır.  Bu sebepledir ki; Çinli emperyalistler tarihîn hiçbir döneminde Doğu Türkistan’ı, dolayısıyla da Kaşgar’ı  ele geçirme fikrinden vazgeçmemişlerdir.

             Kaşgar idarî olarak,  bir merkezi il ve 11 ilçeden meydana gelmektedir. Nüfus yoğunluğu olarak Doğu Türkistan’ın en kalabalık şehirlerinden biri olması gerekirken, Doğu Türkistan’ı  1949 da işgal eden Çinli’ler, Doğu Türkistan’ın gerçek nüfusunu gizledikleri gibi, Kaşgar’ın da nüfusunu dünya kamuoyunun bilgisinden gizlemektedirler.

             Kaşgar; tarihte birçok Türk devletlerine merkezlik yapmıştır. Üzerinde hüküm süren ilk Müslüman Türk devleti hükümdarı Karahanlı Devleti’nin Sultanı Abdülkerim Saltuk Buğra Han’dır. Çin işgalinden sonra Mao’nun 1967’deki “Kültür İhtilali” (aslında ‘kültür katliamı’) döneminde ancak 100 kadar camii ve mescit sağlam kalabilmiştir. Doğu Türkistan’ın genelinde olduğu gibi, şehir halkının İslâm inancına sıkı sıkıya bağlı olması ve bu konudaki hassasiyeti sebebiyle bazı göz önündeki büyük camii ve türbelere dokunamamışlardır.

             Kaşgar da, Kaşgar’ın sembolü haline gelen ve Hitgah meydanındaki 17. yüzyılda inşa edilmiş olan Tarihî  “Hitgah Camii” Uygur halkının en ehemmiyet verdiği bir camidir. Bunun dışında “Döng Mescit”, “Kaşgarlı Mahmut Türbesi”, “Yusuf Has Hacip Türbesi” gibi Uygur mimarisinin özelliklerini yansıtan mimarı eserler de bulunmaktadır.

             Yalnızca Kaşgar’ın nahiyelerinden biri olan Aktuğ Nahiyesinin Barın kazasında meydana gelen bir “Millî Kurtuluş Hareketi” tarih sayfalarına “Barın İnkılâbı” olarak geçti…

             Henüz Kaşgar’ın merkezine dahi ulaşmadığı halde Çin Kızıl Ordusu’ndan 200.000 özel harekât görevlisini haftalarca perişan eden “Doğu Türkistan Özgürlükçüleri” eğer günün birinde Doğu Türkistan sathında bir “Millî Kurtuluş Hareketi”ni başlatacak olurlarsa; işte o zaman Çinli işgalciler, o güne kadar fırtına öncesi sessizliği yaşayan Doğu Türkistan halkının kim olduğunu daha açık öğrenecektir. 

 

BARIN KATLİAMI

Doğu Türkistan Çinli emperyalistlerce 1949 yılında işgal edildiğinden beri Doğu Türkistan Türkleri hiçbir zaman ümitsizliğe düşmeden onurlu, şanlı bağımsızlık mücadelesini aralıksız sürdüre gelmektedir. İşte bu “Millî Kurtuluş” hareketlerinden biri de yine her zaman olduğu gibi Çinlilerin tahrikleri sonucunda ortaya çıkan “Barın Kurtuluş Hareketi”dir. Doğu Türkistan’ın en eski ticaret merkezi, sayısız ilim irfan sahibi şahsiyetleri yetiştiren, Divan-ı Lügat-it Türk adlı eserin müellifi Kaşgarlı Mahmut’un ve Kutadgu Biliğ adlı eserin müellifi Yusuf Has Hacip’in mezarlarının bulunduğu Doğu Türkistan’ın gözde şehirlerinden olan Kaşgar, her zaman Çinlilerin daha sıkı bir baskı uyguladığı ve adeta göz hapsinde tuttuğu vilayetlerimizden biridir.

Kaşgar’a bağlı Aktuğ nahiyesinin Barın kazası Kızıl Çin yönetimince özel bölge ilân edilmiştir. Stratejik Bulunköl geçidine 25 km uzaklıktadır. Bu bölgeye girmek isteyenler bölge hükûmet organlarından özel izin almak zorundadırlar. Aydın münevver ve lider vasıflı insanların yetişmesinde büyük rol oynayan Kargalık Medresesi’ni, Komünist Çin işgal yönetimi kendileri açısından tehlikeli görerek kapattıktan sonra, açıkta kalan ve kendilerine iş imkanı verilmeyen aydın şahsiyetler zaman içerisinde çeşitli vesile ve yollarla bu stratejik bölgeye gelip yerleştikten sonra zaman zaman birbirleri ile buluşarak fikir teatisinde bulunuyorlardı. Uzun süreden beri buradaki mücahit guruplar “Ming-bing” adı verilen sınır güvenlik elemanları arasından azımsanmayacak oranda sempatizan da toplamışlardı.

1990 yılı Ramazan ayının 17. günü Kaşgar’ a bağlı Aktuğ nahiyesinin Barın kazasında bir camiinin yerli Uygur halk tarafından ibadet edilebilir hale getirmek için onarılmaya çalışılması esnasında buna izin vermeyen Çinli memurlar ile yerli halk arasında çıkan tartışmalara Çinli askerlerin müdahale ederek silâhsız ve savunmasız halkın üzerine ateş açmaları sonucu patlak veren olaylar neticesinde sivil halk ile Çin güvenlik güçleri arasında çatışma başlamış ve Çinli askerlerden elde edilen silâhlar ile mukavemet gösteren Doğu Türkistan halkı ile Çin askerleri arasındaki bu çatışma günlerce devam etmiştir.

İlk iş olarak, bu sınır muhafızlarının başlarındaki siyasî sorumluları etkisiz hale getirdiler. Stratejik öneme haiz Kaşgar-Koşrap karayolu üzerindeki bir geçide hakim olan mücahitler o yöne doğru gelmekte olan Çin destek birliklerini orada karşılayıp imha ettiler. Normal teçhizatlı askerlerle baş edemeyeceklerini anlayan Çin yöneticileri tam teçhizatlı mekanize kuvvetlerinde gelmesi ile Uygur mücahitlere karşı bundan sonrada ağır silâhlarla saldırıya geçtiler. Araziyi çok iyi bilen mücahitlerin büyük çoğunluğu dağlara doğru yayılarak çatışmaya devam etti. O günlerde Ürümçi televizyonunda Barın olayları ile ilgili olarak verilen haber programda onlarca askerî araç ve tankların enkazları gösterilmiştir. O tarihlerde buradaki Doğu Türkistan mücahitlerinin Afganistan’da Ruslara karşı savaşan Türk asıllı mücahitlerden silâh yardımı aldıkları da öğrenilmişti. Bu durumu öğrenen Çin işgal yönetimi Doğu Türkistan ile Pakistan arasındaki Karakurum karayolunu 1990 yılından beri kapatmış bulunmaktadır. Çin işgal idaresi Lençu’daki Çin Hava İndirme Tugayından 7000 civarında paraşütçü birliğini Barın’a sevk etmiştir. Kaşgar da ki bir mekanize birliğini de Barın mücahitlerinin üzerine göndermiştir. Çinli işgalcilerin bu yoğun askerî saldırıları havadan ve karadan sürdürmesi sonucunda 9 köy haritadan silinmiş, 5000 civarında Doğu Türkistan Türkü şehit edilmiş, 7000 kişi de tutuklanmıştır. Doğu Türkistanlı’lar haftalarca Çin güçlerine kahramanca karşı koydular.

Kızıl Çin işgal kuvvetleri bu acımasız ve insanlık dışı saldırıları esnasında kimyasal silâh ta kullanmışlardır. İnsanca ve kendi topraklarında özgürce yaşamak istemekten başka arzuları olmayan bu insanlara karşı tam bir insanlık suçu işlenmiştir. Bu gün dünyanın bir çok ülkesini göndereceği sefil ve yoksul sözde turistlerle kandıran ve barıştan, karşılıklı işbirliğinden ve globalizmden söz eden Çinli işgalciler Barın’daki bu katliam esnasında beşikte yatan 7 aylık bir Müslüman Türk çocuğuna 77 adet mermi sıkmıştır. Çinli ile dost olma sevdasına yakalanan ülkeler unutmamalıdırlar ki; sıkılan bu 77 adet merminin  aldığı candan sorumludurlar. Mazlumun yanında olmayanlar zâlimlerle beraberdir…

Barın olayları esnasında Çin başbakanı Li-Peng’ in saat başı telefonla bilgi alarak endişe içinde günler geçirdiği de alınan haberler arasındadır.  “Kızıl Cellat” olarak da bilinen Çinli General Wang En Mao’nun Komünist Hükûmetin bir toplantısında “Tanrıya şükür Kaşgar şehri isyancıların eline geçmedi. Eğer isyancılar Kaşgar’ı ele geçirmiş olsalardı bütün dünyaya Doğu Türkistan’ın istiklâlini ilân etmiş olurlardı. O zaman bizim başımız büyük derde girerdi” şeklinde konuştuğu öğrenildi.

21. yüzyıla girerken dünya, insanlık adına utanç verici olaylara şahitlik etmektedir. Güçlünün güçsüzlere hayat hakkı tanımadığı özellikle de İslâm dinîne mensup olan milletlerin büyük tehlike altında yaşadığı, ülkelerinin göz göre işgal edilmekte, haklarının gasp edilmekte olduğu, toplu katliamlara uğratıldığı, mazlumun haklarını koruyacak hiç bir ülkesinin olmadığı bir dünyada yaşıyoruz! En elem verici olan tarafı ise İslâm dünyasının büyük bir uyuşukluk sergilemekte olduğudur.

Bu gün, unutulmamalıdır ki, bağımsızlık ve onurlu yaşam mücadelesi veren Doğu  Türkistanlılar, Çeçenler, Filistinliler için “Terörist” damgasını vuranlar asıl kendileri teröristtirler, devlet olarak terör işlemektedirler. İnşallah günün birinde ilâhî adalet tecelli edecek ve mazlumların kanını dökenler bir gün döktükleri kanda boğulacaklardır. Cenab-ı Hak dünyadaki bütün mazlumların yar ve yardımcısı olsun…

Barın ve benzeri sayısız vahşîce katliamlar yapan Çinlilerle ticaret yapabilmek uğruna nelerimizden kayıplara uğradığımızı düşünmemiz gerekir. Bu ve benzeri katliamlar Doğu Türkistan da geçmişte olmuştur, bugün de oluyor; gelecekte de olmaya devam edecektir. Her katliam sonunda, her bir kanlı ve vahşîce bastırma hareketleri sonrasında, kazandıklarını zannederek dişlerinden sızan insan kanını ellerinin tersi ile silen ve sevinçten dört köşe olan kan içici Çinli cellatlar, kısa zaman sonra yeni bir millî kurtuluş hareketi ile karşılaştıklarında şaşkına uğramaktadırlar; çünkü Doğu Türkistan da ki 40 milyon Müslüman Türk halkı, insanlık düşmanı Komünist Çin yöneticilerinin, insanların temel hak ve özgürlüklerini açıkça çiğneyen, hukuk tanımaz rejimleri içerisinde yaşamayı asla ve katiyen kabul etmemişlerdir. Etmeyeceklerdir. Hal böyle olunca da Doğu Türkistan da “Barın Katliamları” Gulca katliamları hep olacaktır. Bir gün Doğu Türkistan özgür oluncaya kadar...

“Barın Katliamı”nda binlerce evladını şehit veren Doğu Türkistan halkının istiklâlleri uğruna şehit olmaktan ve zindanlara atılmaktan korkuları ve yılgınlıkları olsaydı, Şubat 1997’deki “Gulca Ayaklanması” meydana gelmemiş olması gerekirdi. 5 Nisan 1990 Barın olayları işgalci Çinli’lere bir defa daha göstermiştir ki; dünyanın en güçlü ordularına ve silâhlarına da sahip olsalar Hürriyet aşığı Doğu Türkistan halkı hiçbir şart altında özgür olma fikrinden kesinlikle vazgeçmeyecektir. Yarım asırdır, Çinli gibi despot, bağnaz, gaspçı, vahşî, Türk-İslâm düşmanı, işkencede dünya birincisi, aç gözlü, havada ve karada kıpırdayan her türlü mahlukatı yiyen, yayılmacı, zâlim bir milletle iç içe yaşamak zorunda kalan Müslüman Doğu Türkistan halkı artık ölüm korkusunu çoktan unutmuştur. Bundan sonra Çinli cellatların Doğu Türkistanlılardan alabilecekleri hiçbir şey kalmamıştır.

Fakat, Doğu Türkistanlıların Çinlilerden, geri alacağı çok şeyleri vardır..

Doğu Türkistan’ı kahpece işgal eden Çinli işgalciler hiç bir zaman huzurlu olamamışlardır. Nedenine gelinci, Çin işgal idaresinin sistematiği içinde yaşamayı kesinlikle kabul etmeyen Doğu Türkistan halkı Çin yönetimine karşı büyüklü küçüklü 500’e yakın millî ayaklanma meydana getirmiştir.

İşte bu millî kurtuluş hareketlerinden biri de, 1990  yılındaki “Barın İstiklâl Hareketi”dir. Doğu Türkistan halkının, yurtlarını işgal eden Çinli’lere karşı kinini, nefretini ve yurtlarından kovup atma duygusunu aradan geçen yıllar küllendirmeyip, tam tersine, “Barın” ve 1997 “Gulca Ayaklanması” gibi millî mevcudiyetin simgesi olan olaylar, olması muhtemel başka millî direniş hareketlerinin ilham kaynağı olmaya devam edecektir. Çinlilerin de ilk önce Kaşgar’ı her yönü ile ele geçirip, Doğu Türkistan halkının en önemli ve stratejik bölge olarak gördüğü bu yerin halkını da asimile ederek, bu yolla Doğu Türkistan’ın tamamında daha kolay hakimiyet kurabileceğini düşündüğünü Doğu Türkistan halkı da bilmektedir. Bu sebepledir ki Doğu Türkistanlılar

 

5 NİSAN 1990 BARIN KATLİAMI HAKKINDA GÖRÜŞ VE

DEĞERLENDİRMELER:

        Son zamanlarda Doğu Türkistan’da meydana gelen olaylarla ilgili yapılan bazı yorumlarda, bu hareketlerin amaçlarıyla ilgili çeşitli görüşlerin ortaya atıldığı görülmektedir. Gerek bu konuda zihinlerde bir açıklık meydana getirilebilmesi, gerekse Nisan 1990 tarihînde meydana gelen Barın olaylarının yad edilmesi amacıyla “Soviet Muslims Brief’ dergisinde yayınlanan ve Abdülhamit AVŞAR tarafından İngilizciden Türkçe’ye çevrilen aşağıdaki makaleyi dikkatlerinize sunuyoruz.”

 1990 yılının Nisan ayı başlarında Çin’in elindeki Doğu Türkistan’ın, güney bölgesinde bir seri ayaklanma meydana geldi ve pek çok insan hayatını kaybetti; çünkü bu ayaklanmalar 1989 Haziran’ında Tienanman’da meydana gelen olaylardan sonraki en büyük ayaklanmaydı. Bu yüzden hemen tüm gazete ve dergilerde yer aldı; Ancak buna rağmen yayın organlarının hiçbirisinde bu hadisenin detaylarına ve asıl amacına ilişkin net bir bilgiye rastlanmıyordu.

Halbuki 3 Nisan 1990 tarihînde Ürümçi’de meydana gelen bir gösteri sırasında bir Uygur gencinin sarf ettiği şu sözler, Barın’da meydana gelen olayların amacına ışık tutacak nitelikteydi: “Yaşasın Bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyeti !” Aslında Ürümçi’deki bu gösteriler arasında da çatışmalar meydana gelmişti ama, durumun kontrol altından çıkmasına engel olunmuştur. Ancak hemen iki gün sonra 5 Nisan 1990 günü Aktuğ’a bağlı Barın kazasında meydana gelen olaylarda durum farklı oldu. Yaklaşık 3000 kadar silâhlı Doğu Türkistanlı. Çin güvenlik güçlerini etkisiz hale getirdikten sonra, Barın’daki hükûmet binasını işgal etti ve Çin hükûmetine karşı, bağımsız bir Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulması için deklarasyon verdi.

Bu gelişmeler olurken, aynı gün akşamına doğru ayaklanma, bölgedeki dokuz yerleşim yerine daha yayılmıştı. Üç gün sonra ise, Kaşgar da bir başka ciddî çatışma meydana geliyor ve kısa bir zaman içinde de, Yarkent, Kargalık, Poskam, Hoten, Aksu ve Kuça’yı içine alacak şekilde genişliyordu.

Bunun üzerine Çinli otoriteler derhal harekete geçti. Süratle ağır silâhla donatılmış polisler, özel milis güçleri ve Halk Kurtuluş Ordusu’na bağlı askerler Barın’a sevk edilmeye başlandı. Özellikle askerler her gün biraz daha sayıları arttırılarak, askerî araç ve helikopterlerle bölgeye naklediliyorlardı. Bu arada Ürümçi, Aksu Kaşgar, Yarkent ve Hoten’deki havaalanları sivil ulaşıma kapatıldı. Görgü tanıklarının verdiği bilgilere göre, her iki tarafın da kayıpları ağır oldu. Örneğin bazı gözlemcilere göre, ölü sayısı yüzlerce ifade ediliyordu. Öyle ki, bazı yerlerde ordu birlikleriyle Doğu Türkistanlılar, gerçek bir nizami savaştaki gibi çarpışıyorlardı. Ne var ki Doğu Türkistanlılar ellerine geçirebildikleri, bıçakların da dahil olduğu basit silâhlarla savaşırken, Çin ordusu ise tank ve uçaklarla saldırıyordu.

Doğu Türkistan’ın İstiklâl Mücadelesi tarihîne “Üç Efendiler” olarak geçen İsa Yusuf ALPTEKİN, Mehmet Emin BUĞRA ve Mesut Sabri BAYKOZU’lar ile isminin birlikte anılmasının doğru olacağı merhum Eğitimci ve tarihçi yazar Hacı Yakup ANAT, “Barın Katliamı” hakkında şunları söylüyor.

 “Bu gün Barın İnkılâbının 10. yılıdır. Köylerde çiftçilere olan türlü baskı, ağır vergi, kürtaj, işkenceler yüzünden Kaşgar vilayetine bağlı Aktuğ ilçesinin “Barın Köyü”nde Zeyniddin liderliğinde bir ihtilâl oldu. Çinliler buraya 4-5 bin kadar asker gönderip ihtilâli bastırdı. Zeydin ve arkadaşları kahramanca savaşarak şehit oldular. Çin ordusu 20. asırda da Barın köyünde yaşlı çocuk demeden katliam yaptı, bu köyün insanlarını tamamen kurşuna dizdi.”

Erkin Alptekin:

BM’de Temsil Edilmeyen Milletler Meclisi  ‘UNPO’ Başkanı

     Onun yanına efsaneleşmiş direnişçi İsa Yusuf Alptekin’in oğlu olduğu için gittim sadece. İsa Yusuf ciddî şekilde rahatsız olduğundan Türkistan davasına dair çalışmaları oğlu Erkin Alptekin’in sürdürdüğü söylenmişti.

Bende; Evindeki görüşmemiz esnasında onun değerli bir mücahidin oğlu olmanın ötesinde tüm esir milletlere ait bir özgürlük savaşçısı olduğu kanaati uyandı. İlk sorduğum soru Türkiye’nin Doğu Türkistan’ın kurtuluş hareketi ile ne kadar ilgili olduğu idi. Zehir gibi bir gülümseyişle başladı konuşmasına. Dinleyin siz de güleceksiniz:

- İngiltere Dışişleri Bakanı Türkiye’ye geleceği zaman Lortlar Kamarası’nın insan hakları komisyonu başkanı bakana bir mektup veriyor ve Türkistan’daki dozu gittikçe artan baskı ve işkence hakkında bilgilenmesini, buna ilave olarak Türkiye’nin konuya yönelik gayret ve teşebbüslerinin dönüşte kendilerine aktarılmasını istiyor. Bakan görevini yerine getiremiyor; çünkü dışişleri bakanlığımızın bu konuda hiçbir malûmatı yok. Malûmatı bile olmadığı için haliyle bu konuya yönelik bir teşebbüs ve çalışması da yok.” Dedi.

-Peki Doğu Türkistan hakkında ilân edilmiş bir resmî görüşünüz var mı? Ya da mecliste buna yönelik faaliyet?

-Hayır! Resmî görüş yok. Zamanı evvelde MHP’den birkaç milletvekili Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri ile ilgili bir dilekçe veriyor. Dilekçe yanıt bulamıyor,

-Şu anda siz Doğu Türkistan için neler yapıyorsunuz?

1976’da Avrupa Doğu Türkistan birliğini kurduk. 70 tanesi Münih’te olmak üzere yaklaşık iki yüz Doğu Türkistanlı var Avrupa’da. Hepsinin eğitim düzeyi yüksek, çoğu Çin zindanlarında işkence görmüş bilinçli aydın insanlar bunlar,

-Avrupa’da neler yapıyor bu kuruluş?

-Biri İngilizce, biri Türkçe olmak üzere iki gazete çıkarıyoruz. Kamuoyunda küçümsenmeyecek bir hassasiyet oluşturduk.

-BM’de ve Avrupa Parlamentosu’nda girişimleriniz oldu mu?

-Cenevre’de BM insan hakları komisyonunda iki defa konuştum. (1990 yılında Erkin Alptekin Avrupa Doğu Türkistan Birliği’nin Başkanı.)

-Çin’in tepkisi nasıl oldu? Çin’e karşı bir karar çıkarmak mümkün değil tabii,

-Evet Çin’in veto hakkı var. Üstelik Çin aleyhine olan her gelişmeye Arap kardeşlerimiz ve dost Pakistan maalesef karşı koyuyor,

-Tibet’in oradaki popülaritesini Türkistan lehine kullanabiliyoruz sanırım,

-Evet, Dalai Lama’nın bütün dünyada irtibat büroları var. Nobel barış ödülünü almasından buyana herkesçe tanınıyor. Biz Tibet, Doğu Türkistan, İç Moğolistan olarak Bileşik Komite’yi kurduk ve birlikte çalışıyoruz. Ben aynı zamanda bu komitenin yürütme kurulu başkanıyım,

-Dalâi Lama Türkiye’de bile Doğu Türkistan’dan daha çok tanınıyor. Faydası olacağından eminim,

-Elbette. Tibet’in büroları aynı zamanda Doğu Türkistan büroları gibi çalışıyor. Dalai Lama ile defalarca görüştüm. Kesinlikle bileşik bir cepheyiz,

-Moğollar’ın anavatanı bağımsızlığına kavuştu, İç Moğolistan’ın kurtuluş sürecini hızlandırıcı bir faktör olabilir mi bu?

-Bilemiyorum. Moğolistan bağımsızlık öncesi Moskova’nın desteği ile ayakta duruyordu. Şimdi ise Çin’in o ülkeye çok büyük yatırımları var. Bu yüzden Moğolistan, Çin işgali altındaki toprakları ve halkı için hareketsiz kalıyor. Moskova ve Pekin gibi iki devin arasına sıkışıp kalmışlar!

-Dış basında Türkistan ne kadar var? Onları etkileyebiliyor musunuz?

-Evet oldukça, CNN, BBC, ZDF ve ARD televizyonlarında Türkistan’ı anlattım. Bunun yanında batının en büyük  gazete ve dergilerinde açıklamalarımız  yayımlandı. Türkiye’deki ile kıyaslanamayacak kadar iyiyiz tanınma ve ilgi konusunda,

-Yani Bosna, Ruanda ve Filistin gibi mi?

-Sayılmaz. Entelektüel düzeyde herkesçe bu tanınma,

-Çin’in Doğu Türkistan’da yaptığı nükleer denemeler batı basınında oldukça kuvvetli yankı yaptı yanılmıyorsam?

-Gerçekten öyle. Her tarafta Çin aleyhine gösteriler tertiplendi. Bizden habersiz Çin’e karşı inisiyatif grupları oluştu. Çevreciler ve Alman Yeşiller bizi de yanlarına alarak Çinli bürokratlara karşı eylemler tertiplediler,

-44 deneme sadece atom bombası için biraz fazla değil mi?

-Çok haklısınız. Bu Batılıları da çok tedirgin ediyor. Çin hem ekonomik olarak hem de askerî olarak böyle büyümeye devam ederse dengeler yeni bir soğuk savaşı kendiliğinden doğuracak. Batılı entelektüeller Batı’nın buna dayanacak yapıda olup olmadığından emin değiller.

-Dergide geçen ay Çin’in yeryüzünü istilâ etme hazırlığında olduğuna dair endişelerimizi dile getirmiştim. Siz böyle bir ihtimal hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Öyle tabii. Bakın geçmişte Çin’i araştıranlar Çin’e tehlikenin dışarıdan değil içeriden geleceğini ileri sürmüşlerdir. Çin nüfusu doğum kontrol kampanyalarından (yasalarından) önce her sene 25 milyon artıyordu. Şimdi ise bu rakam her sene için 10/15 milyon. Son 10 yılda Çin 1.1 milyar metre kare yerleşim alanı açtı. Kentlerin nüfusu iki kat arttı, İç Moğolistan’ı içtiler zaten. 3 milyon Moğol’a karşı 25 milyon Çinli var orada. Bunlar şimdilik Çin’in kendi imkanları ve bunlar da bitecek. O zaman batıya gidecek. Öyle ya da böyle. Jirinovski birkaç ay önce parlamentoda. “Çin akınının durdurmalıyız dedi.” Çin savaşla değil böyle yayılıyor. Düşünsenize Kazakistan’da milyonlarca Çinli var. Ceplerinde bol para var. Bu uzun vadeli bir devlet politikası. Çin’de tek çocuk yapabilen insanlara Doğu Türkistan’a gitmeleri halinde iki çocuk hakkı ve iki maaş veriliyor,

Tayvan’ın mevcut statüsü ve konumu bize fayda sağlıyor mu?

-Biz 11 Şubat 1991’de Hollanda’da bir teşkilât kurduk. Teşkilâtın fikir babaları olan ülkeler Doğu Türkistan, Tayvan, Estonya, Tibet ve Baltık temsilcileri. BM’de temsil edilmeyen ülkelerin hakkını korumak ve sesini duyurmak için bir araya geldik. “Temsil Edilmeyen Milletler Meclisi.” Lahey’de ilk iki toplantıda teklif gönderdiğimiz 16 ülke derhal kabul cevaplarını gönderdiler. Şimdi 45 üyemiz var. 150 milyon insanı temsil ediyoruz. Ben aynı zamanda bu teşkilâtın başkanıyım,

-Yani şu anda yüz elli milyon insanının sorumluluğu var üzerinizde. Uyumak zor olmalı. Bizi yakından ilgilendiren halklardan bu alternatif teşkilât üyesi olanlar vardır sanıyorum.

-Evet uyumak zor. Teşkilâtımızın üyeleri içinde Kırım, Tataristan, Kosova, Sancak, Çeçenistan, İnguşya, Abhazya var,

-Abhazya! Ben de anne tarafından Abhazyalı’yım.

-Bu Erkin Bey’i çok heyecanlandırdı. Bana (Abhazya’nın özgürlük savaşında ve haklılıklarının duyurulmasında çok büyük yardımlarının olduğunu anlattı. Mutlulukla dinledim. Melez olmanın da avantajları vardır.)

-Anladığım kadarıyla Doğu Türkistan’ın kendinî ifade edebileceği geniş bir platform oluşturmuşsunuz.

Bunu başardık. Doğu Türkistan’ın kurtuluş savaşını üç koldan yürütüyoruz.

1- Avrupa Doğu Türkistan Birliği.

2- Üçlü ittifak (Doğu Türkistan, Tibet, İç Moğolistan)

3- Temsil Edilmeyen Milletler Meclisi.

 Şiddetin kullanılmadığı fiilî direnişin açık yokluğunda salt propagandaya dayalı bir bağımsızlık hareketinin Çin’e karşı sonuç vereceğine pek inanmıyorum. Sizin kafanızda tasarladığınız bir kurtuluş formülü var mı?

-Türkiye’deki herkes şunu bilmeli ki Doğu Türkisan’da şu anda fiili direniş var. Özellikle 1980’den bu yana en küçük ve en ücra köye kadar bu isyan ruhu yayıldı. 1990 Barın ayaklanması bu ruhun ürünüdür.

 -Barın’ı anlatır mısınız? Adını duyduk, bilgi edinemedik.

-90 senesinde Barın’da bir ayaklanma başlıyor. Çin kuzeybatıdaki Lancu şehrinden karadan ve havadan özellikle helikopterlerle 200.000 (iki yüz bin) özel harekât timini ve askerlerini Barın’a akıtıyor. Şiddetli çatışmalar oluyor. Bütün havaalanları tüm sivil uçaklara kapatılıyor. Tank ve uçaklar dokuz köy ve kazayı haritadan siliyor. Ölü ve yaralı sayısı hakkında Çin’in verdiği rakamlar bu tip hadiselerin tümünde olduğu gibi aptalca ve inandırıcılıktan çok uzak. (yirmi) Hong Kong gazetelerine göre donanımsız Türkistanlı Müslümanlar bin kişiyi kaybederken altıyüz tam teşekküllü timi öldürmüşler.

-  İsyanın çıkış sebebine dair bilgi edinebildinîz mi?

- Çeşitli rivayetler var ama üç temel sebep var. Bunların hepsi birden olabilir.

Birincisi; Çin’in camilerin aşırı derecede çoğalmasından tedirginlik duyarak “size ondörtbin caminiz yeter” deyip yeni mescitlerin yapılmasını yasaklayıp mevcutlarının da tamirini engellemesi üzerine isyanın başlaması.

İkincisi; Türkistanlıların kendi liderlerini kendilerinin belirlemek istemesi.

Üçüncüsü ise; Planlanıp hazırlanılan bir isyanın daha önceden fark edilmesi. Anlatılana göre, direnişçilerce bayram namazından sonra başlayacak bir kıyam hareketi için süvari birliği oluşturmak üzere çok sayıda at satın alınması şüphe oluşturmuş. Fark edildiklerini anlayan mücahidler ya şimdi ya hiçbir zaman deyip planlanandan önce harekete geçmek zorunda kalmışlar.

-Çin Barın’ı nasıl karşıladı?

-Baskıyı iyice arttırmışlar. Çin televizyonları ve hükûmeti İstanbul’daki İsa Yusuf Alptekin’i resmen ayaklanmanın sorumlusu ilân etti.

(Zaten Çin’de birinin ayağı kayıp düşse İsa Yusuf Alptekin’den biliyorlar. 90 yaşının üzerindeki bu mücahit onların öcüsü.) Bu açıklamadan sonra Amerikalı ve Avrupalı gazeteciler İstanbul’a akıyor.

-Yani babanız Çin’in en büyük teröristi(!)

-Çinliler için kesinlikle öyle.

-Hiç Doğu Türkistan’a girebilme imkanınız oldu mu?

1982 ve 1984’le gittim. Daha sonra girmeme izin vermediler.

-O Son durum hakkında malumatınız var mı?

-Demin de söylediğim gibi örgütlenme en küçük köylere kadar oluşmuş. Ancak Türkistan’da haberleşme ve ulaşım çok ciddî iki problem bu yüzden birbirinden kopuk ve habersiz teşkilâtlanıyor insanlar. Ama sevindirici bir haber de var. İli’de yapılan bir toplantıyla beş örgüt birleşerek ortak eylem kararı almışlar. Güç birliği yapacaklarmış!

-Son olarak...

Son olarak şunları hatırlatmalıyım; Üçlü ittifakın ( Tibet, İç Moğolistan,Doğu Türkistan) silâhla kazanacağına inanmıyorum. Çin’de hiç değilse altı yüz milyon insanın Çin rejimi ile düşmanlığı var. Kendini Çin içinde tutmak istemeyen milletler var. Tienenman Meydanı’ndaki ayaklanmadan sonra demokratikleşme çabaları hızlanmaya başladı. Çin’deki demokrasi yanlısı güçler bir araya gelerek demokratik eylem birliğini kurdular ve geçici bir anayasa yapıp onu kabul ettiler.

Bu birlik Tibet’e ortak hareketi teklif etti. Tibet de bize böyle bir güç birliğine katılıp katılmayacağımızı sordu. Biz onlara dedik ki bunu  kabullenebilmemiz için bize “Bağımsızlık sonrası için yazılı  güvence vermeniz gerekir.” Onlarda bunu kabul etti. Ve Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı kararını anayasalarına koydular. Bunlar çok önemli.

Şayet Perostroika olmasa idi, Batı Türkistan kurtulmazdı.

-Bütün açıklamalarınız için teşekkür ederim.

(Yeni Dünya Dergisi Ocak 1996 Hazırlayan: Ötüken)

 

DOĞU TÜRKİSTANLILAR

BARIN KURBANLARINI HATIRLIYOR

 Barın’daki ayaklanmanın birinci yıl dönümünde, yurt dışında yaşayan Doğu Türkistanlılar Barın Kurbanlarını hatırlamak için Kaşgar yakınlarında, toplantılar düzenlediler. 5 Nisan 1990’da Barın’ın ilçelerinde Çinin adaletsiz kurallarına karşı askerî bir ayaklanma çıktı. Çin devleti Lanzoo Askerî güçlerinden hemen hemen 200.000 özel Antiskoad güçlerini ayaklamayı bastırmak için gönderdi. Tanıklar 1000 Türk’ün çarpışmalarda hayatını kaybettiğini ve dokuz ilçenin tamamen zarar gördüğünü ve on bin Türk’ün Barın’daki olayları organize ettikleri için suçlu bulunarak tutuklandıklarını söylediler.

50 Doğu Türkistanlı Barın’daki ayaklanmalarda rolleri olduğu gerekçesiyle 5 Nisan 1990’da felaketten sonra Artuş şehri mahkemelerinde suçlu bulundular. 17’si ölüm cezasına çarptırıldı. Geri kalanı 3 ilâ 20 yıl arasında hapis cezasına çarptırıldı. Tanıklar neredeyse on bin Türk’ün ve 600 Çinlinin ayaklanmalarda öldüğünü söyledi. (Eastern Turkestan Information Bulletin Vol. 1 No. 1 -May 1991-)

         70 yıllık bir Türkistanlının oğlu olan Abdullah Verdi ölüm cezasına çarptırıldığında Çin baskıcı mahkemelerini protesto etti. Mahkemelerde alınan kararların haksız olduğunu, kararların yasaları yansıtmadığını,bu haksız karalar üzerine Doğu Türkistan için iki oğlunu da  kurban vermeye hazır olduğunu söyledi.Bu ifadeler üzerine mahkeme Abdullah Verdi’yi 20 yıl hapis cezasına çarptırdı. (Eastern Turkestan Information Bulletin Vol. 2 No. 5 ‘October 1992’)

 

BARIN AYAKLANMASI

Bismillähirrahmanirrahim

Rahmän ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın! Bilakis onlar diridirler.

Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızklara mazhar olmaktadırlar. (Al-i İmran Süresi 169)

5 Nisan 1990 tarihînde Doğu Türkistan’ın Kaşgar Vilayetinin Barın ilçesi’nde Pekin hükûmetine karşı bir ayaklanma meydana geldi. Barın halkı, Çin’in askerî gücünün farkında idi. Ancak zulüm ve baskı o kadar artmıştı ki, Kahraman Barın halkını, bütün imkansızlıklara rağmen silâha sarılmak zorunda bıraktı.

             Barınlı gençler, sayı ve silâh bakımından kendilerinden kat kat üstün olan Çin askerleriyle yiğitçe çarpıştılar, Çin askerleri bütün çabalarına ve silâh üstünlüğüne rağmen bu küçük ilçeyi bir türlü ele geçiremiyorlardı. Sonunda, savaş uçaklarının yardımıyla bütün ilçeyi bomba yağmuruna tuttu. Çin bombardımanı sonucu bu ilçe harabeye döndü. Çocuk-ihtiyar, kadın-erkek onlarca Doğu Türkistanlı şehit oldular. Barın ayaklanması; Doğu Türkistan Türkleri’nin bağımsızlık aşkının ölmediğini bütün dünyaya bir daha gösterdi. Barın Şehitlerini minnet ve rahmetle anıyoruz. Ruhları Şad Olsun. (©2000 Doğu Türkistan – ETIC)

3 NİSAN 2003 ALMANYA

Barın İnkılâbının 13. Yılı Münasebetiyle Abdurehimcan (Uygurca’dan Çevrilmiştir)

Bir Millî kurtuluş hareketinin başarısızlıkla sonuçlanması Millî Kurtuluş Hareketine katılanların yok olması demekti; fakat Millî Kurtuluş Hareketi fikrinin yok olması ise, bir milletin yok olması anlamına gelir.

Bu sebeple, alnımıza “yok olmuş millet” şeklinde hakaretvari bir damga basılmadan önce Millî Kurtuluş Hareketi fikrinin yok olmaması için kurbanlar vermeye hazır olmamız gerekir.(Zeydin Yusuf (Mart 1990 Kaşgar)

Bilindiği gibi “Barın Millî Kurtuluş Hareketi”nin başarısızlıkla sonuçlanması ile bu Millî Kurtuluş Hareketine bizzat katılan uzaktan yakından destek veren sayısız yiğitlerimiz şehit edildi. Lâkin hareketin başkumandanı Zeydin Yusuf’un söylediği gibi, Millî kurtuluş hareketi kahramanlarının şahadeti bedeline “Millî Kurtuluş Hareketi Fikri”nin hiçbir zaman yok olmayacağının meşalesi yakıldı.

1977 yıllarından itibaren Çin devlet politikasının takip ettiği “yavaş adımlarla ıslahat” programı esnasında ilk adımda sınıfsal mücadele etkisiz kaldı.   

“5 Tür Öge” külahı kaldırılıp atıldı. Sınıf mücadelesi esnasında zarara uğrayanlara maddi tazminat verildi. Daha da ilerleyip (vatanımızda) karşı devrim suçları ile cezalandırılmakta olan onbinlerce siyasî tutuklulara yönelik af ilân edildi. Çoğunluğuna ceza aldıkları süreler için bir hayli maddi ödemeler yapıldı. Sayısız kişiler işe yerleştirildi. Yada izin paraları adı altında paralar verildi. Bunların hepsi aynı yılların arslanları olup, Çin müstemlekecilerine karşı mücadele etmişlerdir. Hapishanelerde de, çalışma kamplarında da inkılâpçılık iradesini kaybetmeksizin, “vatan bizim”, “millet bizim” denilen merkezde kararlılıkla durarak, teslim olmaktansa ölmeyi tercih eden kor yürekli inkılâpçılardı. Fakat Çin siyasetinin “Aslına döndürerek yok ediş” ıslahat programı sonunda onların büyük çoğunluğu ruhî çöküntüye uğramak gibi bir millî facia ile karşı karşıya kaldılar. O devirlerde millî irade de sıkı durabilen, millî ruhu ölmeyen, inkılâbı meydanda dik duran zatlardan (misalen) sembol isimlerden Abdulaziz Mahsum, Turgun Almas, Sıdık Haci Rozi, Ehmet İgemberdi, Ehmet Ziyai’ler olmak üzere (Elbetteki bunlardan başka daha birçok önemli şahsiyetlerde vardı.)bir millete oranla oldukça az sayılacak kişilerimiz milletimizin ümidi olmuşlardı.

Çin müstemlekecilerinin, millî siyaset taktikleri gereğince; “Özgürlük Savaşçıları” için, “Avlarını yakalamaktan mahrum olan az sayıdaki  ihtiyar kaplanlar kendi etlerini kendileri yiyerek biterler. Bir çokları da tuzaklarla yakalanarak biterler. Uygur milleti diye bir millet artık yok. Çin ülkesinde millî mesele bitmiştir. Milletler meselesi mevcut değildir. Çin ülkesi halkları bir ailedir, bu ailede ortaya çıkan her türlü mesele millî mesele olmayıp, olsa olsa halk arasındaki fikir ayrılıklarından ibarettir.”

Şeklinde peşin hüküm ortaya attılar. Bu hüküm ise; Uygur milletinin ruhen teslim olduğunun ve milletin yok olmaya doğru sürüklenmekte olduğunun ifadesiydi. Aynı zamanda bu, “sen ölüme mahkumsun” şeklindeki damganın alnımıza vurulduğu bir nevi ceza ilânıydı. Tam bu esnada “Barın İnkılâbı” olarak anılan, “Millî Kurtuluş Hareketi”nin liderlerinden  Zeydin Yusuf önderliğinde “Doğu Türkistan Azatlık Teşkilâtı” Barın’da kuruldu. Birkaç yüz fedakâr yiğitlerin tatlı canları ve sıcak kanları bedeline Çin müstemlekecilerinin çıkardığı peşin hüküm reddedildi, yalanlandı ve kaldırılıp bir kenara atıldı.

Şerefli Barın inkılâbı aşağıdaki birkaç türlü ayrıcalığı ile diğer birçok hareketlerden farklı olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

1- Yakın tarihîmizde Çin Müstemlekecilerine karşı sayısız teşkilâtlar kuruldu. Bu teşkilâtlar gerekse hareket yapısı itibariyle hızlı davranıp silâhlı mücadele başlatmayı uygun görmüş olsunlar, gerekse de uzun vadeli düşünerek siyasî programlar vasıtasıyla insan yetiştirmeyi temel almış olsun netice olarak; “Kendi içinden hain çıkarak teşkilâtı ifşa etti” şeklinde, kesinlikle düşüncesizce ve kasıtlı şaibelerle milletimiz daima zarara uğratılmıştı. Bu şaibeler düşman tarafından uydurulmuş olsa dahi yada “ifşa edilme” faciasından dolayı milletimizin zihninde böyle tesir uyandırmış olsun; “üç Uygur bir araya gelse kesinlikle içlerinden biri hain çıkar” şeklindeki ağır itham milletimizin ruhuna işlemekteydi; fakat Barın İnkılâbı yepyeni bir inkılâbî üslupla patlak verip tarihîmize yazılmakta olan hakaretleri temizledi ve milletimize ümit aşıladı; çünkü insanların nazarından uzakta, kumla kaplı küçücük bir sahrada teşkilâtlanarak Hoten, Kaşgar, Artuş, Kuçar, Turfan ve Piçan olmak üzere üç bin kilometrelik uzun bir mesafeyi kendi aralarında birbirine bağlayıp, yine bir çok şehirlerde inkılâbı kadrolaşmalara temel oluşturan Barında; Doğu Türkistan Azatlık Teşkilâtı kurulup,(13 KASIM 1989) 5 NİSAN 1990’da silâhlı mücadeleye başlayıp, 28 Nisan 1990’da tamamen bastırılana kadar teşkilât üyeleri içerisinden hain çıkmadı. Yine; Teşkilât kendi iradesiyle hareket ederek, inkılâpçılar kendi zamanlamaları ile şehit oldular.

2- Şerefli “Barın İnkılâbı” vatanseverliği, milletperverliği, hakiki manası ile ifade ederek parlak ufuklara kapı araladı. Ayrıca; “Teşkilâtı biz kurup, inkılâbı biz yapıp, ülkeyi biz kurtarıp, devleti biz idare ederiz.” şeklinde bir gaye gütmeksizin, tam tersine; “Bu vatan için kurban olunmaz mı? Bu millet için kurban olunmaz mı?” denilen sualleri önlerine koyup, teşkilât rehberlerinden başlayıp bütün mensuplarına varıncaya kadar tatlı canları, sıcak kanları ve gençliklerinin baharı ile cevap verdiler. İnkılâp lideri ve savaşın komutanı Zeydin Yusuf’un dediği gibi bu inkılâp ve inkılâbın fedaileri kesinlikle Millî Kurtuluş Hareketi fikrinin yok olmaması için şehit verme ülküsünü ortaya koydular.

Ondan itibarın “vatanı kurtarıp, baş olacağız” denilen cehalete son verilip, vatan ve millet uğruna şehit verme ruhu milletimiz içinde yaygınlaştı. Böylece bu inkılâp bir devleti özgür yapana kadar ne kadar kurban verilmesi gerektiğini canlı bir şekilde gözler önüne serildi.

3- Çin müstemlekecileri Uygur milletini de Çinlileşip yok olan çok sayıdaki başka milletler gibi yok oldu, yada yok olmaya yüz tuttu diye değerlendirip; Çin milletinin bir üyesi olarak adlandırdı  “Uygur ve Çinlilerden ibaret iki millet arasında millî meseleye rastlanılmaz. Fakat; belki Çin halkları ailesindeki düşünce ayrılıkları olabilir.” diyerek resmî açıklamalarda bulunuyorlardı: fakat Barın İnkılâbında ağır darbe yiyen Çin müstemlekecileri Uygur milleti üzerinde çıkardıkları hükümleri yine kendileri inkar etmek mecburiyetinde kaldılar.

 Yine Çinliler Uygurlar için şöyle demektedirler: “Onlar ezelden beri Çinlileri düşman olarak kabul ede gelen yabancı bir millettir. Biraz güç ve para kazandıkları an kargaşa ve olay çıkartırlar. Onların inançlarına göre Çinlileri öldürüp galibiyet kazansalar gazi olurlar. Mağlup olup ölseler şehid olurlar. Bu oldukça tehlikeli bir duygu. Bu sebeple her bir Çin tabiiyetindekiler çok uyanık olmak zorundadırlar.” (Çinli General Wang En Mao’nun 22 Nisan 1990 tarihîndeki açık nutku) diyerek uyarıda bulunmuştur.

Bu yüzden; Barın İnkılâbında esir düşen inkılâp kahramanlarımızı savaş esiri suçlaması ile değerlendirip, askerî yargıda yargılanarak cezalandırılmasını Çin askerî makamları özellikle ileri sürmüştür. Bundan ortaya çıkacak akıbetten (böyle olduğu taktirde bu askerî yargı iki devlet arasındaki savaş ifadesini ortaya koyarak Uygurların bir devlet salahiyetinde olduğunu Çin’in itiraf ettiği şeklinde anlaşılır) korkup, sözde halk mahkemelerinde yargılandı. Lâkin bu durumda dahi ilk yargılamalardan itibaren yargılama sona erip, ceza hükmü ilân edilene kadar bütün merhalelerde askerî yargı elemanları aralıksız olarak hazır bulundu ve yargının muhtevasına ve ceza derecesine tesir ettiler.

Demek oluyor ki; Barın İnkılâbı Uygurların Çin halkları ailesinden olmadığını Çinli’lere söylettirdi. (Uygurlar ile Çinliler arasındaki meselenin yalnızca halk arasındaki fikir ayrılıklarından ibaret bir mesele olmayıp, iki millet arasındaki meselenin henüz hallolmadığını açıkça ilân etti.)

1992 yılının Aralık ayında Çin Dış İşleri Bakanlığının sözcüsü uluslararası basın mensupları ile yaptığı basın toplantısında:

Uygurlar arasında ortaya çıkan bu olay (Barın Savaşı) ülkemizin kuzey-batı sınırlarında komşu olan sabık Sovyetler Birliği içindeki Türk asıllı milletlerin tesirine uğramıştır. Uygurlar Orta Asya bölgesindeki milletlerle dil, din ve kültürel yönden ortaklıkları bulunan kardeş halktır. Uygurlar sınır dışındaki komşu fakat, çoğunlukla devletimize karşı olan ülkelerin tesirine sıklıkla uğraya gelmişlerdir. Bizler sınır müdafaasını güçlendirirsek bu tür hadiseler vuku bulmaz diye bakmaktayız…Diyerek Uygurların ayrı bir ülke olduğunu dünyaya ilân etti.

Toparlayacak olursak, varlığı inkar edilmekte olan bir milletin, dünya insanlarına kendilerinin mevcudiyetini kabul ettirmenin dışında,bu gerçeği inkar etmeye kalkışanların yakasına yapışması ve öncelikle inkarcı düşmanlara kendilerini kabul ettirmeleri gerekirdi. İşte bu noktayı şerefli “Barın İnkılâbı” tam olarak ispat etti.

S O N U Ç

Müslüman Türk Milletinin ana yurdu olan  Doğu Türkistan’ı işgal eden Kızıl Çin müstemlekecileri, tarihî misyonlarının henüz tamamlanmamış olduğunun bilinci içerisinde, esefle ifade etmeliyim ki;  yeni Truva Atları aracılığı ile Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerinden başlamak üzere Anadolu kapılarına doğru yaklaşmaktadırlar.  Çinlilerin günümüzdeki Truva atları hileli ve taklit Çin mallarıdır, sözde göndermeyi taahhüt ettikleri sefil ve güdümlü robotlar konumundaki sözde turistleridir. Türkiye’mizin çeşitli  vilayetlerinde adeta mantar gibi çoğalmakta olan Çin lokantalarını karargâh yapan Kızıl Çin ajanlarıdır. Yıllar yılı Türkiye’mizi bu ve benzeri tehdit ve tehlikelere karşı uyarmayı millî bir görev bilen biz Doğu Türkistanlı’ların haykırışlarını maalesef Türkiye hükûmetleri ciddîye almadılar. Bu günde aynı duyarsızlıklar sürüp gidiyor.

Oysaki; Ecdatlarımız olan Bilge Kağan, Bilge Tonyukuk ve Kültigin’lerin bundan  1250 yıl önce Türk Milletini bir başka millete karşı değil, Çinlilerin hilekârlıklarına ve Türk Milletine olan düşmanlıklarına karşı uyarmışlardır. Ne var ki; tarih içerisinde bunlardan ders çıkartamayan hükümdarlar ve Türk kavimleri zaman zaman Çin istilâlarına maruz kalmaktan kurtulamamışlardır.

Elinizdeki bu mütevazi kitapçık muhtevası bakımından çok önemli bir görevi ifa etmektedir ;çünkü Çinli müstevlilerin yarım asırdır Doğu Türkistan’da ne tür vahşiliklerle varlıklarını sürdürmekte olduklarının açık bir delilidir. Aynı zamanda, Çin tehdidi ve tehlikesi altındaki Türkiye’mizin yetkililerine de bir şeyler anlatabilirse bahtiyar olacağız.

 Doğu Türkistan da, işgale uğradığı yıldan (1949) bu güne kadar geçen süre içerisinde 500’e yakın ciddî anlamda büyüklü küçüklü Millî Kurtuluş Hareketi meydana gelmiştir. İşte bunlardan biride “5 NİSAN 1990 BARIN millî KURTULUŞ HAREKETİ”dir. Bu hareket ne yazık ki; Çin ordusundan 200.000 özel harekât timinin havadan ve karadan bölgeye sevk edilmesi sonucunda meydana gelen  şiddetli çatışmalarda, Hong-Kong gazetelerinin o günlerde verdiği rakamlara göre, 600 Çin özel harekât mensubu ölmüş, şehit olan Doğu Türkistanlı sayısı da 1000 kişiden fazladır. Böylesine şiddetli bir savaşın cereyan ettiği olaylardan sonra en az 20.000 Doğu Türkistanlı da, çeşitli zamanlarda “Barın Savaşı” ile ilgili oldukları gerekçesiyle  tutuklanıp zindanlara atılmışlardır.

Bu konu ile ilgili olarak daha fazla resim ve yazılı kaynaklara ulaşamamış olmamız  yine bu tür önemli hadiselere Türk ve dünya kamuoyunun yeterince ilgi göstermediği gerçeğini gözler önüne sermektedir.

Elde edebildiğimiz kısıtlı orandaki belgeleri siz muhterem Doğu Türkistan dostları ile paylaşmak maksadıyla hazırladığımız bu kitapçıkla “BARIN ŞEHİTLERİMİZ”i  hiçbir zaman unutmayacağımızı  bir defa daha vurgulamak istedik.  

 

Devamı

 

  Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi  hurgokbayrak@kaynet.net adresine gönderin
Telif Hakkı © 2000-2004
HÜR GÖKBAYRAK
       Site içeriğinin (metin ve grafikler) tüm kullanım hakları Hür Gökbayrağa aittir. Kaynak Gösterilerek Kullanılabilir
 Son Değiştirilme Tarihi:
Pazartesi, 03 Ocak 2005 01:03:55
 Tüm Hakları Saklıdır.
  İnternet Explorer ve 1024 X 768 piksel çözünürlülükte rahat izleyebilirsiniz