|
Anasayfa
YUSUF HAS HACİB
,

Liyakatlı Yöneticiler
,

Hâcib den Öğütler
EDEBİYATÇILAR
,
Kaşgarlı Mahmut
,
Yusuf Has Hacib
,
Abdurehim Ötkür
,
Lütfullah Mutellip
,
A.B.A.Kaşgarî
,
İmin Tursun
,
Teyipcan Eliyov
,
Abdulaziz Mahsum

Muhammet Ali Tevfik

İ.Vasıl Türkistanî

Bilal Azizi

A.Halûk Uygur

Kutluk Şevki

Tancarık Caldıoğlu
|
|
 |
|
DOĞU TÜRKİSTAN UYGUR EDEBİYATÇILARI |
|
Yusuf Has Hâcib ve Kutadgu Bilig
Hakkında Ön Bilgi
Gökhan Yılmaz

Karahanlılar dönemi hakkında yeterli bilgiye sahip
olmadığımız gibi;
bu
devletin 'vatandaşı' olan Yusuf hakkındaki bilgilerimiz de yok denecek kadar
azdır. O'nun hakkında bütün bildiklerimiz, eseri okuyuculara takdim etmek amacıyla, sonradan ve başkalarınca eserin
başına eklenen mukaddimelerin verdiği bilgilere ve eserin kendisinden
çıkarılabilecek ipuçlarına dayanmaktadır.
Bu
ipuçlarına dayanılarak, hayatının bazı yönlerini tespit ve tahmin etmek
mümkün ise de; tam bir biyografisini oluşturmak imkânsızdır. Kitap boyunca
adını bile sadece bir kez, "Kitap sahibi Yusuf, büyük has hacib, kendi
kendine nasîhat eder" başlıklı, son bölümünde anmıştır. Bu başlıktan baş
teşrifatçı olduğu da anlaşılmaktadır.
Esere eklenen mukkadimenin bildirdiğine göre, Yusuf Balasagun'ludur. Kitabın
yazıldığı çağlarda Balasagun şehri 'Kuz-Ordu' adını taşıyor ve Kaşgar ile
birlikte, XI. yüzyıl Orta Asya Türk kültürünün ve dilinin merkezi
sayılıyordu. Balasagun'un asîl ailelerinden birine mensup olan Yusuf,
eserinin esasını burada yazmış ve düzenlemiş, ancak son şeklini doğduğu
yerden ayrıldıktan sonra gittiği Kaşgar'da vermiştir. Kitabını huzurunda
okuyarak, Tavgaç Kara Buğra Han'a sunmuş; O da çok
beğenerek
Yusuf'a Has Hâcib ünvanı vermiş ve onu kendi yakınları arasına almıştır.
Herkese yarayan fakat hükümdârlara daha çok yarayan6 kitaba 'Kutadgu Bilig'
adını vermesini, "kitaba Kutadgu Bilig adını koydum ki, okuyanı
kutlandırsın" diyerek açıklar. Yusuf, üzerinde 18 ay uğraştığı eserini
1069/1070'de tamamladığına ve yazmaya başladığı zaman 50 yaşlarında
bulunduğuna bakılırsa 1018/1019 yıllarında doğmuş olmalıdır. Ölüm tarihi
hakkında bilgimiz olmamakla birlikte, eserin sonradan eklenen kısımda iyice
ihtiyarladığını söylemesinden uzun yaşadığı düşünülebilir.Karahanlı Devleti
döneminde Türkler ileri bir uygarlığa sahiptiler. Arap, Fars, Çin, Hint ve
Batı uygarlıkları ile temas halindeydiler ve buralardaki gelişmeleri
izleyebiliyorlardı. Türkler İslâmiyeti kabul ettikleri zaman yazıya, kitaba,
eğitime yabancı barbar bir millet değildiler10. Karahanlılar, İslâm kültür
dairesine girmiş olmakla birlikte, köken olarak doğularındaki yüksek Uygur
kültürüne de bağlıydılar ve bu kültür, Çin tarihçilerine göre, daha V.
asırda oldukça parlak ve geniş bir edebiyata sahipti; yazılı eserleri olduğu
gibi, hanların sarayında vakânüvisler de bulunurdu. Meşhur Çin elçisi Wang
Yen-Te onuncu asırda, Uygur ülkesinde gördüğü kitaplıklardan bahseder.
İşte,
Yusuf böyle bir kültür ortamında yetişmiş bir Türk entelektüelidir. O,
Kutadgu Bilig'i yazdığı sıralarda, Kaşgar yakınlarında, Sıngı-Seli-Tutung
Budist sutrası Suvarnaprabhasa'yı Altun-Yaruk adı altında Türkçe'ye
çevirmekte Kaşgarlı Mahmud ise, meşhur lûgatını kaleme almaktaydı. Yusuf,
çevresinde bulunan büyük kültürlere ve bunların dillerine âşina idi ve
eserinden anladığımız
kadarıyla
edebiyata, ilâhiyata, folklora, siyasete, felsefeye ve devrinin tüm pozitif
bilimlerine ilişkin ansiklopedik bilgiye de sahipti. Hatta, devrinin
bilginlerine Öklid geometrisi bilmeleri gerektiğini tavsiye ediyordu. Yusuf,
devlet adamı olma sıfatı ile Budist ve Manihaistlerle de sık sık görüşmüş,
bu inanç sistemlerini de yakından tanımıştı. Bütün bunlarla birlikte, Yusuf,
Türklüğünün bilincinde olmuş; geçmişine ve diline bağlı kalmıştır. Bu tavrı
ile o, Bilge Kağan'lardan beri aktarılan zihniyeti taşıyan hattın bir unsuru
olmuştur.
Yusuf, İslâmiyet'in etkisiyle değişmekte olan
Türk-Uygur toplumunun geleneksel ahlâki ve hukukî telâkkilerini tespit
etmiş; yaşadığı çevrenin sosyal ahlâkını, devlet yönetimi hakkındaki
esaslarını, hukuk anlayışlarını ve askerlik esaslarını unutulmaktan
kurtarmış ve gelecek kuşaklara aktararak, elde edilmiş kültür hazinesinin
yaşamasını sağlamıştır. Yusuf'un eseri sadece bu yönüyle değil, İslâmiyet'i
kabul etmekle yepyeni bir medeniyet çevresine giren bir toplumun, şiddetle
sarsılan eski ve geleneksel değerlerini yeni bir senteze vardırmak endişe ve
çabasını yansıtması bakımından da çok önemlidir. Yusuf, bu süreçte kendini
gösteren münzevî zahid tipine karşı, şiddetle, insanın toplum içindeki
yaşayışını savunuyordu.Yusuf'a ilişkin son bir bilgi olarak; Arsal'ın
-ihtiyat kapısını açık bırakmak şartı ile-Kutadgu Bilig'de kut'u temsil
eden Ay-Toldı ile Aklı temsil edenÖgdülmiş'inşahıslarında, şâirin kendisini tasvir
etmiş olduğunu sandığını söyleyebiliriz.B.Kutadgu BiligKutadgu Bilig,
İslâm-Türk klâsik edebiyatının, şimdilik ilk Türk eseridiEdebî bakımdan ilk
sayıldığı gibi, dil bakımından da Orta Türkçe veya daha dar bir sahada
düşünürsek, Hakaniye Türkçesi'nin ilk örneğidir. Kitabın yazıldığı lehçe,
Karahanlı Devleti'ndeki bütün boyların konuşma dili değil, anlaşma dili,
yani devlet ve yazı dili idi. Kaşgarlı Mahmud'un bu lehçeyi 'Hakaniye'
adıyla anması da bunu göstermektedir. Kutadgu Bilig'de dil henüz saflığını
korumaktadır.
Eserde güçlü bir İslâm-İran etkisi olmakla birlikte Arapça ve Farsça sözler yüz tane
kadardır. İlginç olan, bunların içinde İslâmiyet'e ait 'helâl, haram, ecel,
şükür, dua, şeriat, tarikat, fazl, nimet' gibi sözcükler bulunmasına rağmen
ve Yusuf da müttaki bir Müslüman olduğu halde, 'Allah' kelimesinin bir kez
bile kullanılmamış olmasıdır. Genellikle Türkçe 'Tanrı', 'İdi', 'Bayat', 'Ugan'
ve seyrek olarak da Arapça 'Rab' kelimeleri kullanılmıştır. 'Peygamber' ve
'Resul' kelimeleri de kullanılmamış, onların Türkçe karşılığı olan 'Yalavaç'
ve 'Savcı' tercih edilmiştir.
En dikkat çekici olanı ise 'Tengri Taâla'
ifadesidir ve bir sentezin sembolü gibidir. Eserin adı 'kutadgu' ve 'bilig'
gibi iki Türkçe kelimeden meydana gelmiş bir tamlamadır. Tamlanan 'bilig'
kelimesi, 'bil-' fiil kökünden '-g' fiilden isim yapma eki ile yapılmış bir
isim olup, 'bilgi' demektir. Tamlayan 'Kutadgu' kelimesi ise, 'kut' isim
kökünden '-ad-' isimden fiil yapma eki ile yapılmış 'kutad-' fiilinden '-gu'
eki ile yapılmış bir isimdir.
Kutadgu Bilig,
'kutlandıran bilgi' veya 'kutlu olma bilgisi' demektir. Bu çeviri üzerinde
anlaşılmakla birlikte, kök unsur olan 'kut' kelimesinin anlamı üzerinde bir
türlü fikir birliğine varılamamıştır. Vámbéry, Radloff ve Thomsen bu sözün
'saadet' anlamında kullanıldığını düşünmüşlerdir; Barthold'a göre 'majeste'
(Haşmetmeab) karşılığı olarak kullanılmıştır. Arsal ve Kafesoğlu, kelimenin
'siyasî iktidar' kavramını ifade ettiğini, 'tâlih', 'saadet', 'bahtiyarlık'
gibi karşılıkların ikinci plânda kalan ve ancak sonraları ortaya çıkan tâli
anlamlar olduğu kanaatindedirler. Karamanlıoğlu, 'kut' kavramının tamamen
'devlet' sözünün bugün de ifade ettiği anlamlar karşılığı olduğunu kabul
ediyor; yani, hem hükümranlık hem saadet. Bu yorum, doğruya en yakın olanı
gibi görünmektedir.
Bütün bu tartışmalar boyunca, Yusuf'un
bilerek bir 'dil oyunu' yapmış olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir.
Belki de, bu dil oyunu sayesindedir ki, Kutadgu Bilig felsefî yoruma daha
uygun bir hale gelmiştir: Hükümdâr olabilecek kişi, hükümdâr olmakla, ancak
kendini gerçekleştirebilir. Bu gâyeye eriştiğinde tamamlanmış olur ve aynı
anda mutluluğa da kavuşur. Zirâ, mutluluğun önündeki en büyük engel 'eksiklik'tir.

Kutadgu Bilig'in bu güne değin üç nüshası bulunmuştur.
Bunların hepsi de eserin yazıldığı dönemden çok sonra, eserin aslından değil
de, kopyalarından alınmış ikinci kat kopyalardır. Bu nüshalar, bulundukları
yerlerin adları ile Viyana, Mısır ve Fergana nüshaları olarak anılırlar.
Uygur harfleri ile yazılı olan Viyana nüshası 1439'da Herat'ta kopya
edilmiştir. Aynı yüzyıl içinde Tokat'a, oradan da 1474'de İstanbul'a
getirilmiştir. Ünlü tarihçi Hammer, bunu XIX. yüzyıl başlarında İstanbul'da
satın alarak Viyana Saray Kitaplığı'na vermiştir. Bilim dünyasında ilk
tanınan nüsha budur. Arap harfleri ile yazılı olan ve Kahire'deki Kral
Kitaplığı'nda bulunan Mısır nüshasının ne zaman yazıldığı belli değildir. Bu
nüsha 1896'da tespit edilmiştir. 1914'de bulunan ve yine Arap harfleri ile
yazılmış olana Fergana nüshası ise, eldeki nüshaların en eskisidir ve XIII.
yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır.Her üç nüshanın tıpkıbasımları Türk Dil
Kurumu'nca yayımlanmıştır. Bu üç nüshanın karşılaştırılması ile meydana
getirilen metin ve eserin günümüz Türkçesi'ne çevirisi, Reşit Rahmeti Arat
tarafından hazırlanmıştır.
Arat'ın hazırladığı karşılaştırmalı nüsha 88 bölümden
oluşmaktadır. Baştaki 11 bölüm giriş, 74 bölüm asıl konu, son 3 bölüm de
bitiriş bölümleridir.
Eser, genellikle mesnevî biçimiyle, sondaki bitiriş
bölümleri de kaside biçimiyle yazılmıştır; bunlar 6299 beyit tutmaktadır.
İçinde 173 tane de dörtlük vardır ki, hepsi birden 13.290 dize etmektedir.
Bu dörtlükler biçimdeki millî unsuru teşkil etmektedirler.Kitabın başında
sonradan başkalarınca eklenmiş olan, nesir ve nazım olmak üzere iki önsöz
vardır; bunlar eserin yazarı, konusu ve şöhreti hakkında bilgi
vermektedirler.
Sözü edilen üç nüshanın da Türkler'in hâkim olduğu
coğrafyalarda bulunmuş olması, Kutadgu Bilig'in, vaktiyle bütün Türk
dünyasına yayılmış olduğunu gösterir. Yayık nehrinin ağzına yakın, Saraycık
denilen yerde, üzerinde Kutadgu Bilig'den alınmış dizelerin olduğu bir
çömleğin bulunması, bugüne kadar bulunan nüshaları az olmasına rağmen,
zamanında epeyce meşhur olduğunu düşündürtür. Kutadgu Bilig allegorik bir
münâzara karakterindedir. Eserin temeli dört kavram üzerine kurulmuş; bunlar
kişileştirilerek eserin dört kahramanı ortaya çıkartılmıştır. Bunlar dört
kişi olmakla beraber, kitap ikili konuşmalardan oluşur. Dört temel kavram ve
bunları temsil eden kişiler şunlardır:
Kün-Togdı (hükümdâr): 'köni törü' (Adâlet) Ay-Toldı
(vezir): 'kut' Ögdülmiş (vezirin oğlu): 'ukuş' (Akıl) Odgurmış (vezirin
kardeşi): âkıbet (hayatın sonu) Bu dört kişi arasında geçen konuşmalarda;
birey, toplum ve devlet hayatının düzenlenebilmesi için gerekli olan görgü,
bilgi ve erdemlerin neler olduğu ve bunların nasıl elde edilip kullanılacağı
anlatılır. Böylelikle, ideal olan devlet ve toplum yapısı belirlenmek
istenir.
Sadece dört kavramın birbirleriyle olan ilişkileri
veya temsilci kişilerin konuşmalarının içerikleri açılarından sonuçlar çıkarmak mümkün olduğu gibi, her
iki durum gözetilerek de değerlendirme yapılabilir. Bugüne kadar, eser ile
ilgili yapılan çalışmalarda, üzerindeki Hint-İran, Çin, Yunan ve İslâm
etkileri vurgulanmıştır. Bunların hepsi mümkün olabilir. Türkler İslâmiyet'i
doğrudan doğruya Araplar'dan değil, aranlılar vasıtasıyla almışlar ve
özellikle Maveraünnehir'deki İran kültürüyle ilişkide olmuşlardır. Çin'i
ikibin yıldır tanımaktadırlar ve kültür alışverişinde bulunmuşlardır. İslâm
felsefesi ise, Yunan felsefesinin en büyük mirasçısı olmuş; özellikle
Aristoteles felsefesi, bu topraklarda, başta Fârâbî ve İbn-i Sinâ olmak
üzere temsil edilmiştir.
Ancak bu durumların hiçbirisi Kutadgu Bilig'in
özgün olmadığını göstermez. Çünkü, Kutadgu Bilig'in önemi hikâyesinde ve
şeklinde değil, kitaptaki tartışmaların konu içeriğindedir. Sosyal hayat, ahlâk,
bilgi ve özellikle devlet anlayışı hakkındaki fikirler, tamamen eski Türk
geleneğinin sonucudur. Kutadgu Bilig'de iyiliği telkin eden sözlerin
dayanağı ise, bütün dinlerde ve ahlâkçı felsefe sistemlerinde rastlanabilen
evrensel ilkelerdir ve kimsenin malı değildir. Eser üzerindeki
çalışmalarıyla tanınan İtalyan Türkolog A.Bombaci, "tamamen orijinal bir
eser olduğu hükmüne varıyoruz" demektedir. Bu tartışmaların dışında, çok
yeni olarak, eser üzerinde bir Sümer etkisinden söz ediliyorsa da, bunu
temellendirmek oldukça güçtür; yine de hükmü zamana bırakmak gerektir.
Çoğu zaman,
tartışmaların odağında, esere sonradan eklenen mukaddimelerde bulunan sözler
vardır. Bunlara göre esere, Çinliler, Edebü'l-mülûk; Maçinliler, Âyînü'l-memleke,
Doğulular, Zînetü'l-ümerâ; İranlılar, Şahnâme ve Turanlılar da Kutadgu Bilig
derler49. Bu sözlerin eser üzerindeki etkileri gösterdiği iddia edildiği
gibi, tam tersine, eserin etkilerini gösterdiğini savunanlar da vardır.

Kutadgu Bilig'in,
dönemini tasvir ettiği; yaşamasını istediği değerleri tespit ettiği; mâziyi
canlandırmak istediği ve ideal bir toplum ve devlet modeli tasarladığı
söylenmiştir. Bunların hepsi de içiçe geçmiş şeylerdir ve doğrudur. Eserin
ne tür nedenlerden dolayı kaleme alındığı bilinmemekle beraber, dışarıdan gelen bir emir veya istek üzerine
yazıldığını gösteren bir işaret yoktur. Yusuf'un, yaşadığı dönemin iç
karışıklıkları yüzünden sarsılmış olan toplum ve devlet düzenini, bir ideal
devlet tasarlamak suretiyle eleştirdiği anlaşılmaktadır. Kitabın sonlarında
yer alan "Zamânenin bozukluğunu ve dostların cefâsını söyler" başlıklı
bölümde bunu açıkça görmek mümkündür.
Kutadgu Bilig, geçmişe referansla geleceği kurma çabasıdır. Yüzyıllar
boyunca imparatorluklar kurmuş bozkır atlı kültürünün pratik zekâ ve
zihniyetini 'teorileştirme' denemesidir.Türk kültürü bakımından tartışılmaz
bir öneme sahip Kutadgu Bilig, Roux'ya göre, bunun yanısıra başka bir işlevi
daha gerçekleştirmiştir. Bu da, kavmî ve dilbilimsel köklerine hâlâ bağlı
kalmayı sürdüren bir dinin gerçekten evrensel nitelikte bir dine dönüşmesine
yardımcı olmaktır.
 |
|
|
|
|
|