HÜR

GÖKBAYRAK

DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ

 

 

 

 

HÖR

KÖKBAYRAK

SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ

      

    Anasayfa

 

    KİTAPLAR

        Kitapler

Özgür D.T İçin

1

2

3

4  

5

6

      D.T Barın Şehitleri

1

2

3

4  

5

6

7

8

9

Barından Mektup

Barın Haritası

Medyada Barın

         D.T İstiklal Savaşı

                   (Gulca İnkılabı)

         Reddiye

   


 

(ÖZGÜR DOĞU TÜRKİSTAN İÇİN KİTABININ DEVAMI-4)

 

SİYASİ PARTİLER VE MAZLUMLARIN AHI

 

Türkiye son yıllarda tam bir "siyasî partiler arpalığı"na dönüştü. Benim bildiğim kadarı ile 42 âdet siyasî parti vardı.

Belki de şu anda bu rakamı da çoktan aşmıştır. Aşmadı ise bile kısa zaman sonra kurulması beklenen partilerle 40 rakamının çok üzerine çıkacağı aşikârdır. Siyasî partiler elbette ki demokratik sistemin vazgeçilmezlerindendir. Fakat, ülkeye ne kadar yarar sağladığı tartışılır durumdaki kişilerin, teşbihte hata olmaz, yağmur sonrası ortaya çıkan mantarlar gibi siyasî parti kuruyor olmalarına oldum olası bir anlam verememişimdir.

"Pazara kadar değil mezara kadar bu partide hizmet vereceğim" diyerek herhangi bir partiye giren, yakasına parti rozeti takılırken kendisini ve yeni katıldığı partiyi âdeta dünyanın merkeziymiş gibi görenler bir bakmışsınız birilerine küsmüş, dolayısıyla partisinden ayrılmış, bir parti de kendisi kuruyor. Bir dönemler çokça yaşandığı gibi siyasî yasaklı eski liderine hazırlık olsun diyerek parti kurar. Milletvekili transferlerini toptan yapmak için "hülle" adı verilen partiler kurulur. Bir parti diğerine toptan geçiş yapar. Sözün kısası Türkiye'de siyasî parti kurmak neredeyse "Kanarya Sevenler Derneği" kurmaktan daha kolaydır. Ondan sonra da devletin kasasından bu partilere bir dünya paralar aktarılır.

Buraya kadar, demokratik sistemin tanıdığı bir hak olarak parti kurmak konusuna kimse bir şey diyemez, deme hakkına da sahip değildir.Fakat bir siyasî parti kurulurken ya da kurulduktan sonra, "ülkeye hangi yararları sağlayacak?" veya "sağlamaya çalışmaktadır?"diyecek bir teftiş ve takip kurumu neden oluşturulmaz? Eğer bir siyasî parti ülke yararına bir hizmet ifa edemiyor, sadece devletin kasasından geçinmeye devam ediyorsa böyle particiliklere devlet yardımı kesilmelidir. Türkiye'de bir dernek dâhi "Kamu Yararına Çalışır Dernek" statüsünü kazanabilmek için çok büyük çaba sarf etmek durumundadır. Bu statüyü hak edebilmek için faaliyetleri ile kendisini devlete ispat etmek zorundadır.

Ekonomik yönden çok zor bir dönemin içinde bulunan Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulan her partiye şartsız şekilde para yardımı yapmamalıdır. Bakın o zaman bu kadar çok parti kurulabilir mi? Veya kurmaya kalkışanlar olur mu? Bu konuda halk arasında bir anket yapılacak olsa eminim ki halkın % 80'i bu kadar çok parti kurulmasına karşı çıkacaktır. Zira siyasî partilere devlet tarafından aktarılan bu paraların tamamı Türk halkının cebinden çıkmaktadır. Üstelik şu andaki mevcut partiler seçim meydanlarında Türk halkına verdiği sözlerin hiçbirini yerine getirmedikleri gibi yaşattıkları bir kriz ile maddî varlığının %50'sini de yok etmiştir. Halkın şu anda içinde bulunduğu halet-i ruhiye yi anlatmaya gerek duymuyorum, Çünkü çok yazıldı çizildi. Ülkemizde yaşanan terörizmle mücadele yolunda on binlerce vatan evladı şehit verilmiş, milyonlarca şehit yakınları 57. hükûmetin bir nebze olsun gönüllerini ferahlatmasını beklerken büyük bir sükut-u hayale uğramıştır. Sistemden kaynaklanan diğer sosyal dengesizlikleri saymaya gerek yok. Hiç unutmuyorum terörist başı Abdullah Öcalan'ı İtalya'nın sahiplendiği dönemde Kayseri' de yüz binlerce insanın katıldığı İtalya'yı tel'in mitinginde Cumhuriyet meydanında darağacını kurup temsili idamlar yapanlar bu gün millet vicdanında o günkü kurdukları darağacında siyasî yönden kendilerini darağacına çektirdiler. Bu sözünde durmazlığı hiç bir şeyle izah edemezler. Rus mezalimine karşı özgürlük savaşı veren Çeçen halkını Rusların insafına terk ederek "Rusya'nın iç işleridir" dediler. Yıllarca Doğu Türkistanlıların bağımsızlık mücadelesini desteklediklerini söyleyenler hükûmet olunca her şeyi unutup, Çinlilerle yeni anlaşmalar yaparak devlet üstün hizmet madalyası ile "Çinlileri şereflendirdiler (!) Ardından, Çinlilerin isteği üzerine Doğu Türkistanlıları "terörist" ilan ettiler.

Muhterem okuyucular! Bu 57. hükûmetin üyeleri dünyadaki bütün Türkiye ve İslâm düşmanlarını sevindirdi, Rusya'yı sevindirdi, AB'ne üyelik sevdasıyla verdiği tavizlerle Avrupalıları sevindirdi, ABD'yi sevindirdi. Terörist başını ve yandaşlarını sevindirdi. Türk soyunun ezelî ve ebedî düşmanı Çinlileri ihya etti. Peki, Türkiye' de yaşayan 70 milyon Türk halkının yüzünü güldürecek ne yaptı söyler misiniz? Kocaman bir hiç...Bunlar gibi halkının hislerine tercüman olamayan partiler Türkiye' de çoğalmaya devam ederlerse Türkiye'nin ve Türk halkının hali nice olur?

Bu hükûmetin bu gün içinde bulunduğu ahvali göz önüne alınca şu atasözü aklım geliyor:

"Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste"

57. hükûmetin üyesi üç partinin hiçbiri kendisini sütten çıkmış ak kaşık zannetmesin.

15 TEMMUZ 2002

  

ORTADOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİNİN

KONFÜÇYÜS SEVGİSİ

 Batılılar, son yıllarda Türkiye'mizi ve Türk Milletini ayakta tutan temel değerleri mercek altına alarak inceleme ve tetkik etmeye çalışırken her ne hikmetse bizler de nereye varacağımızın, neyin içine düşeceğimizin hesabını doğru dürüst yapmadan bir Avrupa Birliğine üye olabilme çırpınışının içine düştük. Avrupalılar bulmaya çalışırken, bizler de onların bulmaya çalıştığı bizde var olan değerleri kaybetmeye çalışıyoruz. Nedir bu değerler? Bu değerler, kökü binlerce yıllara dayanan ailedir, kültürel değerlerimizdir, dini ve ahlâkî zenginliklerimizdir. Avrupa' da yaşlı nüfus aktivitesini yavaş yavaş kaybederken, aile kavramının da hızla erozyona  uğraması ile beraber kaybolmakta olan gençliğini yeniden kazanabilmek uğruna çalışmalar yürütmektedirler. Sözü şuraya getirmeye çalışıyorum. Yakın zamanda basına yansıyan bir haberle tüylerim diken diken oldu. Ürperdim, irkildim. Öğrendiğimize göre Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) yeni bir çalışma başlatarak, ilköğretimin 1, 2 ve 3. sınıf öğrencilerine yönelik bir proje geliştirmiş. Bu projeye göre bundan böyle geleceğimizin teminatı olan çocuklarımız dürüstlüğü Çin'in Konfüçyüs'ünden öğreneceklermiş(!) Türkiye'de bir çok üniversitedeki bazı bilim adamları nedense bütün gayretlerini, yabancıların, Türklere karşı nasıl etsek de tesir alanımızı genişletsek" diyerek kaygılandıkları hususların kolaylaştırılmasına yönelik olarak göstermektedirler.

Dünya insan hakları örgütlerince yapılan çalışmalar neticesinde ortaya çıkan sonuçlara göre, insan haklarının ihlali ve verilen sözlerin yerine getirilmemesi hususları da sabıkalı ilan edilen Çin'in, M.Ö. 551-479 yılları arasında yaşadığı söylenen Konfüçyüs'ün felsefesi ile Müslüman Türk çocuklarını yetiştiriyor olmamız ne kadar hazin bir gerçek...

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) bu hilkat garibesi çalışmasıyla üstelik oluşturdukları Etik Alan Komitesi tarafından "Ahlâkî değerlerin küçük yaşta kazandırılması" adına yapıyormuş (!)

Müslüman Türk çocukları artık bundan sonra ahlâk dediğimiz insanî değerlerimizin en başta gelen unsurunu Çinlilerin atalarından öğreneceklermiş(!) Bu sözde çalışmayı başlatan üniversite yetkililerimize sormak lâzım. Müslüman Türk'ün 5000 yıllık tarihi boyunca hiçbir değerli insanımız yetişmemiş mide, yeryüzünde kıpırdayan bütün yaratıkları yiyen, tuvaletine (af edersiniz) aile boyu girmekten çekinmeyen, (Can Dündar'ın ifadesi ile) bir leğendeki su ile sıraya girip 30 kişi yüzünü yıkayan bir milletin ahlâkını çocuklarımıza öğretmeye kalkışıyorlar. Bu noktada bütün üniversitelerin tarih bölümü öğretim üyelerine zorunlu bir vazife çıkmaktadır. Bu konu kesinlikle  çürütülmeli, tekzip ettirilmelidir. Dürüstlük ve ahlâk çocuk yaşta öğretilecekse,Yusuf Has Hacip, Kaşgar'lı Mahmut, Yusuf Balasagun, Hoca Ahmet Yesevi vb. Türk-İslâm büyüklerinin dürüstlüğü ve ahlâk  öğretilmelidir.

Bu çalışmanın ODTÜ tarafından başlatılması ile, Çinlilerin Uygur dilini yasaklayıp ilkokul 3. sınıftan itibaren Çince eğitime geçmesinin aynı tarihlere rastlaması bir tesadüf müdür? Yoksa karşılıklı anlaşma ile mi başlatılmıştır? Konfüçyüs böyle istemiş olabilir mi ne dersiniz? Çünkü, her nedense Türk devlet adamlarımızın Çin'i her ziyaret edişlerinden hemen sonra Türkiye'de buna benzer uygulamalara geçilmesi neredeyse bir gelenek halini almıştır.

09 TEMMUZ 2002

  

ÇİN'İN TÜRK MİLLETİNE

KARŞI KİN VE NEFRETİ

 Emperyalizmin en önemli özelliği, sirayet ettiği ülkelerde zaman içerisinde tepeden tırnağa bütün sahalara gizli ve alenî şekilde müdahale ederek, boyunduruğu altına aldığı ülkeye ve millete ait köklü ve değerli olan ne varsa tarumar etmesi, üzerine beton dökercesine yok etmeye çalışmasıdır. Bu emperyalist zihniyetin temelindeki maya kindir, nefrettir, insanî bütün değerlere olan düşmanlıktır. İşte bütün bu tasvip edilemez özelliklerin en bariz misallerini, Doğu Türkistan'ı istilâ eden ve gelecekte sahibi oldukları en büyük silâhları olan kalabalık nüfuslarını kullanarak dünya hükümranlığını hedefleyen Çinlilerde görmek mümkün olmaktadır. Çinlilerin Doğu Türkistan' da uyguladıkları insana dehşet veren icraatlarının yanında dünyanın diğer emperyalist devletlerinin yaptıkları solda sıfır mesabesindedir. Çinli emperyalistler Doğu Türkistan'a girdikleri 1949 yılından itibaren öncelikle temeli asırlara dayanan Müslüman Türk'ün aile yapısına müdahale ederek her evde bir casus türetme çalışması yaptılar. Eşleri birbirlerine, evladı anasına ve babasına karşı kışkırttılar. Evde birlikte ikamet eden aile bireyleri birbirlerine şüphe ile bakar duruma geldiler. Hatta ilkokula giden çocuklardan, ailede kim ne söylemiş, neler yapmışlar, neler yemişler anne-baba kimlerle görüşmüş, komünist partisi aleyhinde neler söylemiş bütün bunlara varana kadar bilgi almaya çalıştılar. Hele bir de evlerinde namaz kılan bir aile bireyi varsa çok ağır cezalara çarptırdılar. Çünkü İslâmiyet'e karşı özel bir kini olan Çinliler "Din Morfindir ibâdetle geçen süre kaybedilmiş zamandır" gibi insanlık dışı sloganlarla din düşmanlığını yaygınlaştırmaya çalıştılar.

İlime, dine kültürel değerlere Çinliler kadar düşman bir millet daha bulmak mümkün değildir. Kendileri söz konusu olunca ise tam bir çifte standartla karşılaşmak durumundasınız. Çinlilerin bağnazlığına ve vâhşiliğine en büyük misal, 1967'de başlattıkları ve adına "Kültür İhtilâli" dedikleri dönemdir. Bu dönemde müthiş bir insanlık suçu işlemişler ve iki yüz elli bin değerli eseri ve bunun yanında milyonlarca edebi ve tarihi kitapları meydanlara toplayıp yakmışlardır. Milyonlarca Müslüman Türk'ü katlettiler, işkence yaptılar. İnsanların nesi var, nesi yok gasp ettiler, fakat en büyük kötülüğü insanlığın istifadesine sunulmak üzere yazılmış olan sayısız kitapları yakmakla yok etmekle yaptılar. 2002 mayıs ayından beri yine kitaplara ve yazılı Türk milletine ait eserlere yönelik âdeta bir katliam daha başlattılar. Başlıca hedef aldıkları eserler şunlar:

Merhum tarihçi âlim Turgun Almas'ın "Hun'ların Kısaca Tarihi", "Eski Uygur Edebiyatı" ve "Uygurlar" olmak üzere üç kitabı, meşhur şair Rozi Seyit'in "Çiftçi Olmak Zor" adlı şiirinin kaydedildiği teyp kaseti, ünlü sanatçı Ömercan Âlim'in "Hediye" adlı kaseti, "Yarım Değmiş Ok" kaseti ve ünlü yardımsever, vatansever iş kadını Rabiye Kadir'in (Kendisi şu anda Çin zindanlarındadır) resimlerinin, basıldığı dergiler.

Çin hükûmeti bu eserleri okuyan ve kasetleri dinleyenleri de cezalandırmaktadır. Aynı zamanda bu eserler toplanmakta ve yakılmaktadır. Müslüman Türk milletine bu kadar kin ve nefret besleyen Komünist Çin'e sempati duyan ve yakınlaşabilmek uğruna inanılmaz tavizler verenlerin kulakları çınlasın.

06 TEMMUZ 2002

DOĞU TÜRKİSTANLILAR İÇİN

İNSAN YETİŞTİRMENİN ÖNEMİ

 Bir devletin ilelebet varlığını sürdürebilmesi, milletin de millet olarak hayatîyetini devam ettirebilmesi için birinci şart, o ülke halkının eğitimi ve ufkunun açık olmasıdır. Halk eğitimli ve dünyadaki gelişmelerden haberdar olursa, ülkesinin meselelerine karşı duyarlı olur. Böyle olunca da hiç şüphesiz ki düşünen ve fikir üreten insanlarının sayısı da artar. Hangi alanda olursa olsun alternatifsizlik kadar kötü ve insanlığı çaresizliğe mahkûm eden bir durum olamaz. Bu nedenle, Devlete ve devlet adamlarına düşen en büyük görev kaliteli ve nitelikli insan yetiştirmek olmalıdır. Zira insanlar fanidir devletler ve milletler ise ebedîdir. Bu noktada şunu da ifade etmek istiyorum. Bir millet devletini elinde olmayan sebeplerden dolayı kaybetmiş olabilir. Millet, geçici bir zaman dilimi için Millet olma durumundan uzaklaştırılabilir. Fakat bu, hiçbir zaman devlet ve millet olma şuurunun tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Yeter ki o millet, dünyanın neresinde olursa olsun millî ruh ve devlet olma fikrinden fire vermesin ve azimli olsun. Vatan ve millet konularında kendisini sorumlu hisseden ve bir şeyler yapabilmek adına kaygılanan, her an için elini taşın altına koymaya hazır olan kişilerin yapacağı en önemli çalışmalardan biri, en az kendisi kadar ulvi düşüncelere sahip insanlar yetişmesine çalışmaktır. Katılımcılığın sağlanmadığı hiçbir hareket tarihin hiçbir safhasında başarıya ulaşmamıştır.

Bu hususlardan böylece bahsettikten sonra, esasında şu noktaya gelmek istiyorum. Doğu Türkistan'daki halkımız, ülkemizin Çinliler tarafından haksız, edepsiz ve şerefsizce işgal edilmesinden sonra (1949) günümüze kadar insanüstü bir mücadele vererek dini ve millî kimliğini muhafaza etmiş, kendisinden sonra gelecek neslini Çinli işgalcilere karşı uyararak ve bilinçlendirerek kişisel gayretleri ile altın bir nesil yetiştirmektedirler. Çünkü, 1980'den sonra değişik yollarla Türkiye'mize gelen ve bin bir meşakkatle öğrenimlerini sürdürmek isteyen bilinçli, inançlı, çok güçlü bir millî ruha sahip Uygur gençleri ile tanışmak ve hasbi hal etmek imkânını bulduğum için söylüyorum.

Doğu Türkistan Allah'ın izni ile mutlaka bağımsızlığına kavuşacaktır.

Bizler, 1960'lı yıllardan beri hür dünya dediğimiz ülkelerde büyüdük, bir çoklarımız yüksek tahsil yaparak bir yerlere geldik. Fakat ne hikmetse çaresizlik, içine kapanıklık ve öğrendiklerimizi vatan ve millet yolunda sarf edememe beceriksizliğinin adına "vakarlı olmak" dedik. Oysa ki, vakarlı olmak pısırıklık değildir. Bildiklerini gerçek bir, ağırbaşlılıkla halkı ile paylaşmaktır, hayata geçirmektir, atak ve cesur olmaktır. Tabii ki istisnalar kaideyi bozmuyor. Gayretkeş ve fedakar insanlarımız da yok değil. Biraz evvel sözünü ettiğim Uygur gençleri bizlerden daha ümitli, gelecekten ve Doğu Türkistan'ın mutlaka kurtulacağından, bağımsızlığına kavuşacağından eminler. Allah yardımcıları olsun... Peki elli yıldır dış ülkelerde yaşayanlar olarak Doğu Türkistan davasının geleceğini sağlama alabilmek adına neden insan yetiştiremiyoruz? Bu hususta neden ciddî faaliyetleriniz yok? Neden günübirlik parıltılı faaliyetlerin peşindeyiz.

Bu "neden"lerin sayısını daha da çoğaltmak mümkün, fakat buradan bütün sorumluluk alanlara sesleniyorum! Bu günden tezi yok ilkokul sıralarındaki yavrularımızdan başlayıp tüzük ve yasalar çerçevesinde "Doğu Türkistanlılık şuuruna sahip" geleceğimizi emanet edebileceğimiz nesiller yetişmesine gayret gösterilmelidir. Aksi takdirde bunun sorumluğu çok ağır olur.

Uzun vadeli plân ve programları olmayan devletlerin, milletlerin ve dava adamlarının yarınlarına güvenle bakmaları asla mümkün değildir.

 05 TEMMUZ 2002

  

İŞGALCİ ÇİNLİLER UYGUR DİLİNİ YASAKLADI

 

2002 yılı temmuz ayının başlarından itibaren Çinli işgalciler Doğu Türkistan'daki insanlık dışı uygulamalarına yeni bir halka ekleyerek Doğu Türkistan halkını can evinden vurmuştur.

Doğu Türkistan'daki üst düzey Çinli cellatlardan biri olan eli kanlı Wang Le Guan yeni bir bildiri yayınlayarak Doğu Türkistan'da göstermelik de olsa mevcut olan Uygur dilinde eğitime son verildiğini açıkladı. İddiasına göre Uygur dili eğitim ve öğretimde yetersiz kalıyormuş.(!) Bu nedenle ilk okul 3. sınıftan itibaren eğitim ve öğretimde Çin dilinin kullanılmasının gerekliliğini ileri sürüyor, böylece yüzyıllardan beri kullanıla gelen Uygur diline, insanlık adına utanç verici bir darbe daha indiriyor. Dünyadaki dilşinaslar bilirler ki Uygur dili, dünyadaki sayılı dillerden biri olan Türk dilinin zengin bir versiyonudur. Dünya Edebiyat tarihine damgasını vuran bir eser olan Divan-ı Lügat-it Türk, aslen bir Uygur olan Kaşgar'lı Mahmut tarafından yazılmış eşsiz bir eserdir. Bu husustaki misalleri çoğaltmak ise mümkündür. Günümüzde yabancı dillerden Uygurca'ya tercüme edilmiş sayısız eserler vardır.

Herkesçe malûmdur ki, bir yabancı eseri diğer bir dile tercüme etmek ise derme çatma bir dil kullanımı ile asla mümkün değildir. Herhangi bir milletin kökleşmiş ana dili o milleti ayakta tutan en büyük silâhı ve dayanağıdır. Hal böyle olunca despot bir zihniyete sahip Çinliler atalarının hegemonyacılık geleneğini ihya edercesine Doğu Türkistan halkına her yönlü vurduğu darbelerden sonra şimdi de Uygur dilini de ortadan kaldırarak asimilasyonu hızlandırmaktadırlar. Çinli cellat Wang Le Guan ve kendisine bu rezil emri veren Pekin merkez yönetiminin asıl amacı, yıllardır Uygur halkına karşı ana karnındaki bebekleri mecburi kürtajlarla öldürmek, Doğu Türkistan'ın Lop Nor bölgesinde 1964 yılından beri yapmakta olduğu yeraltı ve yerüstü nükleer denemelerle kanserojen hastalıkları çoğaltarak neticede ölüme götürmek ve daha birçok insanlık dışı uygulamalarla tamamen ortadan kaldırmak istedikleri Uygur nesline bu defa da en ağır darbeyi indirerek gelecekte kendilerine köle olacak bir "mankurt" topluluğuna çevirmeye çalışmaktır.

Çinli işgalcilerin yarım asırdır ortadan kaldırmakta başarılı olamadıkları değerlerin başında, birincisi İslâm inancı ikincisi de Millî ve kültürel kimlikleridir. Zaten bir milleti millet yapan değerler öncelikli olarak bunlar değil midir? Dini inancını ve dilini kaybeden bir millet, millet olma hususiyetini de kaybeder ve tarih sahnesinden de silinir gider. Çinli işgalcilerin Doğu Türkistan'daki sadık kölesi eli kanlı cellat Wang Le Guan'ın iddiasına bakılırsa, Uygur dilinde eğitim görenler Çin dili ile eğitim görenlerden çok geri kalmakta, dolayısıyla Uygurların da eğitim seviyesini yükseltmek için ilkokul 3. sınıftan itibaren Çince eğitime geçilmesi gerektiğini ileri sürmektedirler. Oysa ki, Çinlilerin sahibi olmakla çok öğündükleri birçok edebi eserleri de Uygur diline çevrilmiş bulunmaktadır. Uygur dilinin eğitimde yetersiz olduğu iddiası Çinlilerin emperyalist düşünce yapısına tam bir örnek, dünya edebiyat otoriteleri gözü ile de tamamı ile bir yalandan ibarettir.

29 HAZİRAN 2002

  

DOĞU TÜRKİSTAN'DA RADYO

DİNLEME YASAĞI

 Aşağıda okuyacağınız haber Çin işgalcilerinin Doğu Türkistan halkına karşı uyguladığı insanlık dışı uygulamalarına açık bir misaldir.

Çin hükûmeti yakın zamanlardan beri çok miktarda paralar sarf ederek Kaşgar vilâyetinin doğu kısmına düşen Arslan bağ bölgesine, özellikle dış ülke radyolarının yayınlarını kesecek parazit oluşturmak amaçlı bir üniteyi faaliyete geçirmiştir. Böylece Doğu Türkistan'ın güneyindeki vilâyetlerde "Erkin Asya Radyosu"nun Uygurca yayınları, hatta "Azatlık" ve "Amerika Avazı" radyolarının Özbekçe yayınları da kesinlikle dinlenemez olmuştur. Bundan bir süre önce, buna benzer parazit oluşturma merkezlerinin en büyüğü Urümçi'de mevcut olup, kuzey bölgelerde "Erkin Asya Radyosu"nu dinlemek mümkün değildi. Güney vilâyetlerde küçük çaptaki parazit oluşturma merkezleri var olsa da parazit yapma gücü az olduğundan az miktarda da olsa dinlenebiliyordu. Kat be kat siyasî baskılardan yüreği sıkılan, sahte teşvik atlardan bıkıp usanan halkımız, yabancı ülke radyolarının yayınları ile dış ülkelerden haberdar olarak sıkılan ruhuna az da olsa teselli veriyor, ümitleniyordu. Yakın zamanlarda Uygurlar arasında radyo dinlemek hızlı bir şekilde genelleşmeye ve yaygınlaşmaya başlamıştı. Birçok kişi yanından radyosunu ayırmıyordu. Radyodan duyduklarını büyük yenilik olarak birbirlerine anlatmakta idiler. Fakat, müstebit Çin hükûmeti halkımızın o kadarcık özgürlüğü de yok etmeye çalıştılar. Aynen Kültür ihtilâlinde olduğu gibi Radyo dinlemeyi de yasakladı. Bazı yerlerde insanların radyolarını topladılar. Radyo dinleyenleri cezalandırdılar. Fakat Çin hükûmeti yine de huzur bulamadan bu sefer de üç milyon yuenden fazla para harcayıp, Kaşgar-Arslanbağ'da ki büyük parazit oluşturma  istasyonunu kurdu. İnsanlığa, medeniyete tamamen ters olan böyle garip takip altına alma olayı, dünyanın başka bir yerinde mevcut olmasa gerek.

28 HAZİRAN 2002

ÇİNİN KUŞATMA PLÂNI GENİŞLEYEREK

DEVAM EDİYOR

 

Uzun yıllar, dünya siyasetini, ülkelerin gelecek yıllar için stratejilerini, plânlarını ve sistemlerinin nasıl işlediğini çok yakından büyük bir ciddîyetle takip eden ve gözlemleyen Çin devleti yöneticileri özellikle de 1990'lı yıllardan itibaren kendi stratejilerini hassasiyetle uygulama safhasına koymuş bulunmaktadırlar.

Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını ilan etmesinden sonra, istilâsı altında bulunan Doğu Türkistan'da da siyasî bir takım hareketlerin meydana gelebileceğini hesap ederek yığınaklarını artırmaya önem vermiştir. Ayrıca Doğu Türkistan bölgesine sınır olan Kazakistan ve Kırgızistan'a siyasî ve sosyal yönden çıkartmalar yapıp bu Türk Cumhuriyetlerinde etkinliklerini arttırmak, hem de Batı Türkistan'da yaşayan ve nüfusları azımsanmayacak orandaki Doğu Türkistanlıların Doğu Türkistan'ın bağımsızlığı yolundaki çalışmalarını engellemek yolundaki hız vermiştir. Bu maksatlarında başarılı oldular mı sorusuna cevap vermek gerekirse, büyük ölçüde başarılı oldular. Şu anda Kazakistan ve Kırgızistan  başta olmak üzere diğer Türk Cumhuriyetlerindeki nüfuz ve nüfusları da oldukça fazlalaşmıştır. 1996'da bu maksatlarına yönelik olarak oluşturdukları "Şanghay Beşlisi" sonradan "Şanghay Altılısı" olarak yoluna devam etmektedir.

Bunlarla da yetinmemişler, Türkiye'yi de yakından markaja alarak faaliyet alanlarını genişletmişlerdir. Nasıl oldu ise birden bire Türkiye ile sıkı fıkı oluverdiler. Türkiye'de yaşayan Doğu Türkistanlıları da cendereye alarak yasalar çerçevesi içindeki faaliyetlerine de kısıtlamalar getirmede başarılı oldular. 11 Eylül olayının kendisine getirdiği avantajlardan da çok iyi istifade ederek dünyadaki bütün Doğu Türkistanlıları potansiyel "terörist" ilan ettiler. Uluslararası terörizmle mücadele kararı alan dünya ülkelerini de yanlarına alarak Doğu Türkistan halkının sürdürmekte olduğu haklı özgürlük mücadelesine her yönlü darbeler vurmaya devam etmektedirler. Çinliler kendilerine has entrikaları ile bütün dünya ülkelerinin gözünü boyamayı başarmışlardır.

Çin kendisi asıl terörist bir devlet iken, hedef saptırarak Doğu Türkistanlıları "terörist" ilan ettirerek bundan istifade ile de Doğu Türkistan'daki halkımıza karşı baskı ve  şiddetin dozunu her geçen gün biraz daha artırmakta olup, yeni yeni uygulamalara başlamışlardır. Doğu Türkistan' da pilot bölge olarak seçtikleri bazı  vilâyetlerde camilerdeki görevli imamları toplayıp, "Millî bölücülere karşı mücadeleyi yaygınlaştırma" adı altında, vaazlar esnasında komünist partisi propagandaları yapma ve halkı bölücülere (!) karşı uyarma eğitiminden geçirmeye başlamışlardır. Doğu Türkistan'daki eğitim sisteminde göstermelikte olsa mevcut olan Uygurca eğitimi yasaklama kararı aldılar. 1967 deki kültür ihtilâli sırasında meydanlarda yaktıkları milyonlarca edebi ve tarihi eser özelliğindeki kitap katliamından sonra şimdi yeniden operasyonlarla evlerde aramalar yaparak zararlı buldukları (!) kitapları imha etmekte ve sahiplerini cezalandırmaktadırlar.

Buna benzer insan hakları ihlallerini alenî olarak devam ettiren ve insanlık suçu işleyen, dolayısıyla Dünya insan Hakları örgütlerince "sabıkalı" ilan edilen Çin terörist olmuyor, fakat gasp edilen haklarını arayan Doğu Türkistanlılar dünyanın basiretsiz bazı ülkeleri tarafından "terörist" ilan ediliyor. Pes doğrusu...

27 HAZİRAN 2002

 

ÇİN'İN DOĞU TÜRKİSTAN'I

İSTİL  PLÂNLARINA BİR BAKIŞ (1)

 

Daha önceki mevzularda Orta Asya bölgesinde meydana gelen savaşların büyük çoğunluğunun Türklerle Çinliler arasında cereyan etmiş olduğundan bahsetmiştik. Bu savaşlar sonrasında Türk bölgesinde kalan Çinliler zaman içerisinde çoğalmışlar ve sayıları 1940'lı yıllarda 200 bine kadar dayanmıştı.

İşte bu Çinliler karakteristik özelliklerinin gerektirdiği şekilde davranarak Çin ülkesinde yaşayan ve devamlı olarak Doğu Türkistan'ı istilâ plânları yapan Çinlilerin öncü kuvvetleri gibi davranarak, Doğu Türkistanlıların bütün hareketlerini ve ülkedeki gelişmeleri yakından takip ederek sistemli bir şekilde fitne, fesat ve türlü entrikalarla hazırlık çalışmaları yapıyorlardı. Bu durum karşısında Doğu Türkistan halkı yeterince hassas ve duyarlı davranmayıp dünyada bir tek Müslüman Türk milletine has engin anlayış ve hoşgörü içinde bir tutum sergilemekte olduklarından, gelmekte olan büyük tehlikenin farkına yeterince varamamışlardı. Yeterince diyorum çünkü söz konusu entrikaları ve dalavereleri Çinliler çeviriyor olsa mutlaka gerekli tepkiyi gösterirlerdi. Fakat ne yazık ki, bütün bu entrikalar, Çinlilerin beyinlerini satın aldıkları ve midelerinden başka şey düşünemeyen duygu istismarcısı, zayıf karakterli sözde Müslüman geçinen bazı hocalar ve hainler tarafından çevrilmekteydi.

Doğu Türkistan halkı, asırlar boyunca dinine diyanetine, millî ve manevî değerlere son derece bağlı, mensubu olduğu İslâm dini için her türlü fedakarlığa her zaman hazır, dünya insanlığına örnek gösterilebilecek bir halktır. Bu özelliklerini çok iyi bilen Çinliler bu halkın zaaflarından istifade ile özellikle halkın saygı duyduğu fakat dine bağlılığının derecesini başına geçirdiği kavuğun büyüklüğü ile ölçen sahte hocaları satın alarak, Doğu Türkistan halkını yanlış yönlendirmesini sağlayıp, Türk halkının bağlı bulunduğu dini ve millî duygularını ve hasletlerini dinamitliyorlardı. Masum ve iyi niyetli Doğu Türkistan halkı da:

"Hoca ne diyorsa doğrudur" anlayışı içerisinde yaptığı yanlışların ve gitgide ülkenin ve milletin uçuruma doğru gitmekte olduğunun farkında olamıyorlardı. Tabii bu arada gerçek din âlimi, vatan ve millet sevdalısı, hürriyet aşığı hocalarımız da hem içten, hem dıştan gelecek tehlikelere karşı tebliğ faaliyetlerini sürdürüyor, bahsi geçen maddîyat düşkünü, uçkur düşkünü zayıf karakterli Çin yalâkası hocalara karşı da imkânlar çerçevesinde önlemler alarak, Doğu Türkistan'ı ve Doğu Türkistan halkını bekleyen istilâ tehlikesine karşı uyarı faaliyetlerini de devam ettiriyorlardı. Çinliler bu arada sinsice, milleti bölme, aralarına fitne ve fesat sokma, Türk halkının sıkı sıkıya bağlı olduğu örf, âdet, gelenek ve görenekleri zayıflatma, hatta tamamen yok etme çalışmalarını sürdürüyorlardı. insanoğlunun müzmin zaaflarından olan maddî varlıklara karşı hırslı olmayı pompalıyor, böylece de yine zayıf karakterli zenginleri kullanarak zengin-fakir uçurumunu derinleştirmeye çalışıyorlardı. Hatta bazı bölgelerde yoksullara zulüm ettirerek suni bir zengin düşmanlığı oluşturuluyordu.

Dolayısıyla bazı zalim ve Çinliler tarafından yönlendirilen insanlıktan nasibini almamış sözde zenginlerin elinin altında çalışan yoksul halk zümreleri öteden beri fırsat kolluyor, günün birinde intikam almayı tasarlıyorlardı. İşte bu ortamı yine Çinli entrikacılar oluşturuyordu. İkinci Dünya Savaşı sonrası Çin'deki iç savaştan galip olarak çıkan Mao taraftarları, Doğu Türkistan'a doğru yürüyüşe geçmiş ve milyonlarca Çinli Doğu Türkistan topraklarına girişte yeni senaryolar da sahneye koyuyorlardı. Çinli işgalcilerin akıl almaz iki yüzlülük ve entrikacılıklarını, düzenbazlıklarını anlatmaya yarın devam edeceğim.

 21 HAZİRAN 2002

 

 ÇİN'İN DOĞU TÜRKİSTAN'I İSTİLÂ

PLÂNLARINA BİR BAKIŞ (2)

 

Orta Asya tarihindeki Türk-Çin savaşları sonrasında Türk bölgelerinden Çin ülkesine dönmeyen Çinlilerin zaman içerisinde çoğalarak türlü entrikalarla Doğu Türkistan'daki halkı birbirine düşürmek, parçalamak, bölmek ve iç kargaşalıklar çıkartarak Çinli istilâcılara zemin hazırlamak için çalıştıklarından bahsetmiştik.

Çin entrikalarına taşeronluk yapanların da Türk asıllı  fakat, bir Türk ve Müslüman gibi davranmayarak kendi ülkelerine ve milletine hainlik eden  "Hoca" lâkaplı "Beğ" lâkaplı bazı insan müsveddeleri olduğunu ifade etmiştik. Mao ve Mao'ya bağlı askerlerin Doğu Türkistan'a girişinin başlaması ile beraber (Doğu Türkistanlı mücahitlerin Çinli istilâcılara karşı serhat şehrimiz olan Kumul ve civarında verdikleri savaşlardan daha sonra bahsedeceğim) ertesi günü Doğu Türkistan insanı kapısının önünü süpürmekte olan asker üniformalı omzunda silâh, elinde süpürge bulunan, temizlik araç ve gereçleri taşıyan Çinli askerlerle karşılaştılar. Öyle ki, Türk insanının günlük yapmakta olduğu her türlü işleri ellerinden alıp onlar yapmakta, diğer  bir tabirle elini soğuk sudan sıcak suya sokturmamak-tadırlar. Tarlada, bağda, bahçede onlar çalışmakta, iyi niyetli saf, aklına iyilikten başka bir düşünce gelmeyen Doğu Türkistan halkının büyük çoğunluğu da bu durum karşısında büyük bir şaşkınlıkla karışık Çinli askerlere uzaktan uzağa da sempati duymaya başlamışlardır. Halkımızı bu duygulara sürükleyen asıl sebep ise, yıllarca yaşadıkları savaşlar nedeniyle artık yorgun düşmeleridir. Çinlilerin bu ikiyüzlü tutum ve davranışlarının altında yatan gerçekler ise dehşet verici niteliktedir. Bir süre evinizin hizmetinde çalışan, bahçenizi temizleyen, henüz o günlerde altyapı diye bir şey olmadığından her türlü temizlik işleri yapan omuzu silâhlı, eli süpürgeli çekirge sürüsü kadar kalabalık bu kızıl ordu güçleri, "Biz ağabey milletiz" demeye, daha sonra da Doğu Türkistan halkının bütün varlığına el koymaya başladılar. Türk insanını evlerini Çinlilerle paylaşmaya zorladılar, karşı çıkanları ağır şekillerde cezalandırdılar. Bu esnada yine yukarıda sözünü ettiğimiz "Hoca" ve "Beğ" lakaplı bazı kişiler vazifelerini kusursuzca ifa ediyor (!) Çinlilere en büyük desteği veriyorlardı. Çinli idarecilere karşı çıkılmaması, aksi takdirde büyük günah işlemiş olacakları hususunda çağrılarda bulunuyorlar, böylece kendi şahsi rahatlıklarını düşünüyorlardı. Halkın bunlara bu kadar bağlanması ve güvenmesinin sebebi ise; Doğu Türkistan da var olan, gerçek Allah dostu, âlim, vatan ve millet aşkı ile dolu Hoca ve Beylerin, halkına karşı gösterdiği yardımseverlik, aşıladığı vatan ve istiklâl aşkı nedeni ile bu şahsiyetlerin hepsini aynı kategoride görüyor ve "ne diyorlarsa doğrudur" anlayışı ile hareket ediyorlardı, Oysa ki kötü niyetli, istismarcı ve satılık olan "Hoca" ve "Beğ"ler de türemişlerdi. Geçici olduğuna inanmadıkları ünvanlar bir gün kendi başlarını yedi ve ne oldu akıbetleri biliyor musunuz? Yurdun her köşesine iyice çöreklenen Çin güçlerinin ilk yaptıkları icraat, kurdukları sözde "Halk mahkemeleri"nde o güne kadar kullandıkları kötü niyetli "Hoca" ve "Beğ"leri meydanlarda boyunlarına "Halk düşmanı", "Zalim" ve daha birçok kötüleyici yaftalar asarak teşhir edip, sözde şahitler de oluşturarak insan onuruna ters gelen hakaret, dayak ve türlü işkencelerle öldürdüler. Bize göre, kendi halkına ve ülkesine yıllarca kötülük eden, düşmanla işbirliği yapan bu zihniyetler hususunda ilâhî adalet tecelli ediyordu.

Sonuç olarak, düşmanların vazifesi bir ülkeyi istilâ etmek, yakmak, yıkmak için her türlü yola başvurmaktır. Önemli olan, vatan, millet, istiklâl gibi kavramlara aşık olan milletlerin tehlike kapıya dayanmadan düşman tarafından sürdürülen "içten yıkma", "insan satın alma" gibi eylemlerine karşı uyanık olmaları ve en önemlisi yapılan uyarıları ciddîye almalarıdır.

"Baltanın sapı ağaçtan olmasa idi

ormana zarar verebilir miydi?"

22 HAZİRAN 2002

 

 DOĞU TÜRKİSTAN'I İSTİLÂ

PLÂNLARINA BAKIŞ (3)

 

Doğu Türkistan'ın Çinliler tarafından işgal edilmesinde en büyük rolü sahte "Hoca" ve "Beğ"lerin oynadığından bahsetmiştik. Bu söz konusu zümre vatana ve millete ihanetinin bedelini ağır ödedi. Zira taşeronluğunu yaptıkları Çinliler " kendi milletine ihanet edenler gelecekte bize de ihanet eder." düşüncesi ile tespit edebildiklerinin hemen hemen hepsini halkın gözleri önünde kurşuna dizdiler. Yada işkence ile öldürdüler.

Toplum içerisinde sözü dinlenir., gerçekten vatansever kişiliğe sahip olan insanlar ise zaten herhangi bir suç isnat edilmeden şehit edilmekte idi. Ülke yönetimi tamamen Çinlilerin eline geçtikten sonra da, Doğu Türkistan halkı içerisindeki ihanet odakları kendi unvanlarını ve varlıklarını muhafaza edebilmek uğruna vatanın ve milletin sahip olduğu bütün değerlerini yok edip ülkeyi Çinlilere peşkeş çekmek için ellerinden geleni yapıyorlardı.

Öncelikle; halkın Çinlilere karşı direnişini yok etmek için uydurma fetvalar çıkartıp, Çinli idarecilere karşı savaş açmanın çok büyük günah olduğu, ne emrediyorsa onu yapmak gerektiği, aksi taktirde kâfir olunacağı şeklinde iddialar ortaya atıp halkı sindirmeye ve millî ve manevî değerlerden uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Millî kültürü-müzü de kötülüyor yüzyıllardan beri süre gelen geleneksel etkinlik ve faaliyetlerinde yasaklanması gerektiği hususunda Çinlilerle işbirliği yapıyorlardı. Yüce dinimizde asla yeri olmayan tamamen bid'at tan ibaret hurafe düşünce ve davranışları sinsice halka mal etmeye gayret ediyorlardı. Gerçek hocalarımızı ve milletin yararına çaba sarf eden  fedakar cefakar tefekkür insanlarımızı da Çin makamlarına ispiyon ediyor, böylece yok edilmelerini sağlıyorlardı. Halkımızın mücadele etme, Çinli işgalcilere karşı çıkma gayretlerinin önünü keserek isyankar olmamaları konusunda telkinde bulunarak, daha ziyade mezarlık ziyaretlerine yönlendiriyor, özellikle de kendi sülalesinden olan hocaların mezarlarının ziyaret edilmesinin çok sevap olduğu yönünde fikirler ileri sürüyorlardı. bu mezarların başında da, Doğu Türkistan'a en büyük zararı veren hocalardan olan "Apak Hoca" adlı hocanın mezarı geliyordu. (Doğu Türkistan tarihinde "Hocalar Dönemi" olarak geçen hususta  Apak Hoca ile ilgili geniş bilgiler vermeye çalışacağım) Dinimizle elbetteki doğrudan ilgisi bulunmayan fakat Millet olmanın hususiyetlerinden olan folklorik geleneklerin hepsinin çok büyük günah olduğunu ileri sürüyorlardı. Milleti ve Devleti kimin yönettiğinin hiç öneminin olmadığı, önemli olanın kendilerinin ortaya koydukları dini kurallar içerisinde yaşamak olduğunu söylüyorlardı.

Kısacası Doğu Türkistan halkının güzel ve samimî İslâm dini inancını yozlaştırarak Çinlilerin istediği doğrultuda bir yaşam tarzını kabul ettirmeye çalışıyorlardı. Şimdilerde ise, aradan geçen yıllar içerisinde Doğu Türkistan halkı her şeyi daha iyi anladı, daha iyi kavradı. Yukarıda bahsi geçen sahte hocalara asla inanmamakta tam tersine o zihniyettekilerin hepsini "Millî Münafık" olarak telakki etmektedirler. Dolayısıyla onların söylediği ve yapılmasını istediği her şeyin tersini yaparak doğruya  ulaşmaktadırlar. Doğu Türkistan'daki mücadelenin içinde yer alan mücahit guruplar, Çinlilerin ortadan kaldırmak istedikleri Kültürel değerlerimizin yaşatılması doğrultu-sunda mücadele vermekte olup, bir yandan da Kur'an da ki cihat ayetlerinin ortaya koyduğu şekilde vatanlarını işgal eden Çinli istilâcılara karşı durulması hususunu genç nesillere aşılamaya çalışmaktadırlar. Doğu Türkistan da satılık hocalar dönemi artık Milletimiz nezdinde bitmiştir. Hiç kimse bu sahte hocaların kalıntılarına artık inanmamaktadır. Doğu Türkistan halkına bu hocaları tekrar kabul ettirtmek için son yıllarda Çinliler yeni filimler çekip bu filmlerde hocaları çok iyi kişilikler olarak tanıtıp Türkiye'deki temsilcilikleri aracılığıyla ücretsiz olarak bolca dağıtmaktadırlar. Çin konsoloslukları aracılığıyla dağıtılan sidi'lerde ki filmlere bakılırsa Doğu Türkistan da her şey güllük gülistanlık gibi gözükmektedir. Çin'in özel olarak yaptırdığı bu filmler asla gerçekleri yansıtmamakta olup, tamamen düzmecedir. Oysa ki, Doğu Türkistan halkı kan ağlamaktadır.

Fakat Çinli işgalcilere karşı, bütün imkânsızlıklara rağmen hem dini, hem millî hem de kültürel sahada büyük cesaret, azim ve kararlılıkla mücadeleyi sürdürmektedir. Hiç şüphesiz ki bu mücadele, tam bağımsız Doğu Türkistan'a ulaşıncaya kadar devam edecektir.

24 HAZİRAN 2002

  

BİR MİLLET NASIL ESİR ALINIR ?

 

Bir milleti millet yapan temel değerlerin tamamına birden kültürel zenginlikler diyoruz.Eğer bir topluluk bu kültürel değerlerinden yoksunsa ve yeterince önem vermeyip yok olup gitmesine göz yumuyorsa, o topluluğa da "Millet" adının verilemeyeceği aşikârdır.

Asırlardan beri dünyanın dört bir yanında yaşayan Türk toplulukları atalarından miras olarak aldıkları kültürel değerlerine örf, âdet, gelenek ve göreneklerine sıkı sıkıya ve hassasiyetle sahip çıkan nadir topluluklardan olmuş ve dolayısıyla de "Türk Milleti" adını hak ederek almıştır. Bir devleti ya da milleti yıkmak isteyen düşman  güçler artık eskiden olduğu gibi birinci öncelik olarak sıcak savaşa girmeyi tercih etmeyip, içten yıkmayı hedefleyen çarelere başvurmaktadırlar. Dünya milletleri arasında Çinliler, çok eski tarihlerden günümüze kadar aynı sinsi plânlarını uygulamayı sürdüre gelen tek millettir diyebiliriz. Dünyada, Müslüman Türk milleti üzerinde oynanmakta olan oyunları, Türk kimliğini dejenerasyona uğratmak için sahnelenen entrikaları hemen hemen bilmeyen yoktur. Son yıllarda "globalleşme" adı altında bir söylemdir aldı başını gidiyor. Bu neyin nesidir? Milletimize ne getirip ne götürür bunları düşünenler neredeyse bir elin parmakları kadar azdır. Dolayısıyla çağdaşlaşma adı altında milletimizin bütün kültürel değerleri birer birer tırpanlanmakta, Türk gençliği yozlaştırılmakta; neredeyse kendi tarihini inkâr edecek noktalara doğru sürüklenilmektedir. Bizim anladığımız çağdaşlık ve medeniyet ise, ecdadımızla bağlarımızı kopartmadan bilimde ve teknolojide ilerlemek, elde edilen bilim ve teknolojiyi en verimli şekilde insanlığın yararına sunabilmektir. Oysa ki bu gün ekonomik yönden güçlü olan batı devletleri ellerindeki maddî kozları çok iyi kullanmakta ve Türk milletine yaptığı dayatmalarla  bütün manevî değerlerimizden uzaklaşmamızı ve maddîyattan başka bir şey düşünemeyen bir topluluk olmamızı istemektedirler,  istemekle de kalmayıp büyük mesafeler de kat etmektedirler. Dünyada Türkiye Cumhuriyeti Devleti kadar ağır bedeller ödeyerek kurulmuş bir devlet daha yoktur. Bu nedenle, bu devletin değeri yeterince bilinmeli, bilmeyen ve basiretsiz davranışlarla bu necip milleti üç kuruşa muhtaç hale getirerek küçük düşürenler olursa, ki var.Onlara da sırası geldiğinde demokratik kurallar içerisinde hadleri yine bu millet tarafından bildirilmelidir. Çünkü bu aziz Millet içinde bulunduğu kahredici zor yaşam şartlarını asla hak etmemektedir.

Günümüzde, Türk halkının ekonomik sıkıntılar içerisinde kıvrandığı yetmiyormuş gibi, bir de değişik şekillerde tezahür eden yabancı istilâ plânları icraata konulmaktadır. Karadeniz bölgemizde Pontus hayallerini gerçekleştirmek adına sinsice sürdürülen faaliyetler, Heybeli Ruhban okulunun yeniden açılabilmesi için teşebbüsler, hatta evlere posta ile gönderilen mektuplarla İslâm dininden vazgeçirme çalışmaları. Peki yabancı misyonerler ülkemizin dört bir yanında öylesine alenî faaliyetlerini sürdürüyorken devlet olarak Türk ve Müslüman neslimizi korumak adına hangi tedbirleri alıyoruz? Unutulmamalıdır ki bir ülke yalnızca topla tüfekle istilâ edilmiyor. Önce ekonomik yönden istilâ, ardından kültürel istilâ, ondan sonrası ise malûm...

Türkiye'miz üzerinde yabancı düşman güçlerin oynamak istedikleri oyunlara, kısaca değindikten sonra Doğu Türkistan'ın Çinli istilâcıları tarafından hangi merhalelerden geçerek istilâ edilmiş olduğu hususuna yarın devam edeceğim.

20 HAZİRAN 2002

  

DOĞU TÜRKİSTANLILAR

SİYASETİN NERESİNDE OLMALI?

 

Cenab-ı Hak'ın kendisine bahşettiği bütün bir ömrü ülkesinin istikbali için harcamış cennetmekân liderimiz merhum İsa Yusuf Alptekin Bey Fuzuli'nin şu mısralarını sıkça tekrar ederdi:

"Dost bi-perva felek bi-rahm devran bi-sükun

Dert çok hem dert yok düşman kavi tali zebun"

Ben de son günlerde dünyada ve Türkiye'mizde cereyan eden gerek siyasî gelişmeler, gerekse de Doğu Türkistan konusundaki iç karartıcı hususlar nedeni ile Fuzuli'nin yukarıdaki mısralarını rahmetli İsa Yusuf Alptekin Bey'in neden çok tekrarladığının sebebini düşünmeye başladım. Gerçekten de bir liderde olması gereken en önemli husus ileriyi görebilmektir. İşte bu melekenin Alptekin Bey'de çok iyi gelişmiş olduğunu görüyoruz. Son dönemdeki gelişmelere bir Doğu Türkistanlı olarak Doğu Türkistan açısından baktığımızda dost bildiklerimiz pervasız ve kayıtsız, felek acımasız, devran suskun, sessiz, dertlerimiz gerçekten çok, dertlerimize gerçek manada ortak olan yok. Düşmanımız güçlü, her geçen gün dost bildiklerimiz sayesinde daha da güçlenmekte, şansımız ise her geçen gün zayıf düşmekte. Bütün bunlar bu gün yaşamakta olduğumuz gerçekler. Fakat biz Doğu Türkistanlılar olarak bu durum karşısında da olsa asla ümitsiz değiliz. Bu ahval tam tersine bizlerin mücadele azmimizi kamçılamaktadır. Çünkü, biliyoruz ki,

"Ümitsizlik, şeytandandır".

Merhum liderlerimiz Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin Bey'ler 1954 yılından beri yılmadan Doğu Türkistan'ın içinde bulunduğu durumu dünyanın dört bir yanında verdikleri konferanslarla ve diplomatik kurallar içerisinde anlatmışlar, fakat bir türlü istedikleri neticeyi yani doğu Türkistan'ın bağımsızlığı yolunda gerekli olan desteği görememişlerdir.

Fakat bu mücadelenin sonunda elde edilen en önemli değer ise, Doğu Türkistan davasının dünyanın sayısız ülkeleri  tarafından tanınmış olmasıdır. Netice itibariyle "demir çizme, demir asâ yola düşmek" misali bu anlatımlar sonunda samimiyetsiz duygulanmalar ve destekleme sözlerinin dışında  ciddî bir hareket görmeyince Fuzuli'nin yukarıdaki mısraları sıkça söylenir olmuş diye düşünüyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse, Doğu Türkistan davası konusunda dünyada ve Türkiye'de de durum bugün de değişmedi.

Seçim arefelerinde Doğu Türkistan davası konusunda tabiri caizse mangalda kül bırakmayanlar, seçim sonrası verdikleri sözleri tamamen unuttular. Fakat bizler, ümitsizlik çağrıştıran sözleri tekrar etmek yerine, Doğu Türkistanlılar olarak daha güçlü bir şekilde haklı mücadelemizi demokratik yollarla sürdürmenin doğruluğuna inanmaktayız. Doğu Türkistanlılar bundan sonra, şimdiye kadarki suiistimallerden bazı dersler çıkartabildilerse, ki çıkartmışlardır. Türkiye'deki karmaşık siyaset ortamından ve bazı siyasetçilerden uzak durmayı başarabilmelidir. Aksi takdirde bir siyasî partinin yaftasını yiyen Doğu Türkistanlılar diğer siyasî kanattan darbe yemeye ve tökezlettirilmeye devam edilecektir. Türkiye'deki çok partili parlamenter sistem içerisinde elbette ki Doğu Türkistanlıların da oy hakları seçme ve seçilme hakları vardır. Fakat siyaset yapmak isteyenler açıkça bir partiye girer ve başarısını ortaya koyar.

Ancak, Doğu Türkistan adına kurulmuş sivil toplum örgütlerini, bu örgütlerin mensuplarının, her hangi bir siyasî partinin uzantısıymış gibi göstermeye asla ve asla hakları yoktur. Kendilerinin kurnaz olduklarını düşünerek bir koltukta iki karpuzu birden taşıyacaklarını düşünenler olursa Doğu Türkistanlılar bu şahısları ikaz etmelidirler. Herhangi bir siyasî parti de Doğu Türkistanlıları "çantada keklik" gibi görmekten vazgeçmelidir.

Çünkü köprülerin altından çok sular geçti. Doğu Türkistanlılar da artık kimin, ya da hangi siyasî partinin Doğu Türkistan'ın haklı davasına ne ölçüde destek verip veremeyeceğini çok iyi bilmektedirler.

Vatanın ve milletin bağımsızlığı uğrunda mücadele verenler, önce kendi ayakları üzerinde durmayı, kendi yağlarında kavrulmayı öğrenmelidirler.

19 HAZİRAN 2002

  

ÇİN'İN TÜRKİYE İLE YAKINLAŞMA

POLİTİKASININ ALTINDA YATAN GERÇEKLER

 

Doğu Türkistan'ın Çin işgaline uğramasından önce ve sonraki dönemlerde Doğu Türkistan halkının Türkiye'mize ve Türk insanına karşı özel ve aşırı bir sevgisi vardı. Hatta yazdıkları şiirlerinde, el yapımı sanat eserinde, hanımlar el işlemelerinde ve bir bina yapımı esnasında bile gizlice Ay-yıldız'ı sembolize eden bir şekil yada  Ay-yıldız'ı açıkça herhangi bir yere sıkıştırır, yerleştirir böylece içlerindeki Türkiye özlemini bir nebze olsun giderdiklerine kani olurlardı. Çünkü vatanlarını işgal eden Çinlilerin Ayyıldız'a düşman olduğunu, daha açıkçası Türkiye ve Türk düşmanı  olduğunu çok iyi biliyorlardı.

Doğu Türkistan da yada Çin'in herhangi bir yerinde "Türk", "Ay-yıldız", "Atatürk" vb. sözcüklerden herhangi birini kullanan yada yazan birileri ele geçirilirse  derhal o kişiye "Pantürkist" suçlaması ile ülke bütünlüğüne kast eden kişi olarak bakılır, sözde "Halk Mahkemelerinde" sokak ortasında yargılanarak (!) ağır cezalara çarptırılırdı. Bu bağlamda  şunu da ifade etmek istiyorum. Sayın Devlet Bahçeli Çin'i ziyareti esnasında Çin den çok etkilendiğini söyleyerek bir caddeye yada sokağa "Atatürk" isminin verilmesini istemiş oldu. Bu hususun da takipçisi olacağız. Bakalım Çinli idareciler Sayın Bahçelinin isteğini yerine getirecek mi? Yukarıda Türk ve Türkiye  isimlerine Çinlilerin ne kadar büyük antipati duyduklarını bir miktar belirttim.

Muhterem Doğu Türkistan dostları: bu Çinliler nasıl oluyor da birden bire Türk ve Türkiye  dostu kesiliveriyorlar? Bütün bu son dönem Çin-Türkiye yakınlaşmasının temelinde yatan gerçek nedir? Sadece ticari ilişkiler mi , o da değil. Bunun nedenini anlamak için biraz geriye gitmekte yarar görüyoruz. Çin'in efsane lideri Mao Zedung'un ölümünden sonra serbest piyasa ekonomisine geçiş sürecini başlatan Çinliler, bu geçiş döneminin ortalarına doğru (1980'li yıllar) Türkiye ve Doğu Türkistan konularına özel bir eğilim ve ilgi göstermeye başladılar.

Bir taraftan Türkiye ile her yönlü münasebetleri sıklaştırmaya ve karşılıklı ziyaretleri çoğaltmaya önem verirken, diğer yandan da Doğu Türkistan da Doğu Türkistan halkına karşı uygulamakta olduğu baskı ve zulüm politikasına ağırlık veriyordu. Türkiye ile münasebetlerinin iyiye doğru gitmekte olduğunu anladıkça da Doğu Türkistanlılara yapmakta olduğu kahredici zulüm, baskı ve asimilasyon hareketlerini daha bir cesaretle yapıyordu. Doğu Türkistan halkının yiğitçe sürdürmekte olduğu millî mücadelenin gücünün kaynağı olarak Türkiye yi görüyorlardı.Doğu Türkistanlıların Türkiye de toplu yaşadığı vilâyetlerden biri olan Kayseri deki Doğu Türkistanlıların millî hususlardaki hassasiyetini ve kararlılığını görüp duydukça da,özellikle birinci hedef olarak Kayseri yi görüyor ve saldırılarını sürdürüyorlardı. Önce, 90'lı yılların başında bazı basiretsiz milletvekillerinin de önayak olması ile Çin'in Sien şehri ile Kayserimizi kardeş şehir ilan etmeye kalktılar.Doğu Türkistanlılar olarak gösterdiğimiz demokratik tepkiler neticesinde bu emellerine ulaşamadılar. Daha sonra Belediye Başkanlarımızın bir Park'a "Doğu Türkistan Ve İsa Yusuf Alptekin Parkı" ismini vermelerini sindiremeyen Çinliler Ankara Büyükelçisi Wu Keming'i Kayseri'ye göndererek Parkın ismini değiştirmeye yönelik baskı uygulattırmak istediler. Bu hususta da Belediye Başkanlarımızın, Kayseri kamuoyunun ve Kayseri deki Doğu Türkistanlıların gösterdiği demokratik tepkiler sonunda başarısızlığa uğradılar. (Kısa zaman sonrada söz konusu Büyükelçi görevinden alındı)

1998 yılında Erciyes Üniversitesinde Çin dili ve Edebiyat Bölümü açarak ta olsa Kayseri ye girmek ve böylece Kayseri deki Doğu Türkistanlıların yaşamını mercek altına almak istediler.O zamanlarda da büyük tepkilerle karşılaştılar. Fakat bu bir Devlet politikası olduğundan söz konusu bölüm açıldı. Ne derece verimli olduğu ise tartışılır durumda. Bunlardan başka Türkiye'ye Çin Devlet Başkanı geliyor, Çin Başbakanı geliyor, iki Milyon Çinli turist gönderme vadinde bulunuyorlar turizmden sorumlu idarecilerimiz iştahlanıyor ellerini ovuşturup bekliyor fakat sonuç fiyasko...

Şimdi de Doğu Türkistan'daki özerk bölgenin (!) Uygur asıllı kukla valisi Ablet Abdureşit Türkiye ye ziyarete geliyor ve temaslarda bulunacakmış(!) hangi temaslarda bulunacağı ve ne kadar yetkisi olduğu ise belli değil. Bana göre Çinlikler Türkiye'mizi tabiri caizse "Yol geçen hanı" yaptılar. Hiç durmadan Türkiye ye  yoksul insanlarını transfer ediyorlar.

Şunu açıklıkla söyleyebilirim ki: Bu ilişkilerden Türkiye hiçbir şey kazanmadı. Doğu Türkistanlılar çok şey kaybetti, "Çin oyunları” başarıya ulaştı ve dolaysıyla çok şey kazandılar. Çinlilerin vazifesi ve gayesi 40 Milyonluk Doğu Türkistan halkı ile Türkiye'nin arasını açmak. İnşallah bu emellerinde başarıya ulaşamayacaklardır. Doğu Türkis-tanlılar bu fırsatı vermemeye kararlı, Türk Devleti de kararlı olsun.

Biz Doğu Türkistanlılar olarak ilgilenenler için Orhun Kitabelerindeki 1500 yıl önce yapılan uyarıyı bir kez daha tekrarlamakta fayda görüyoruz.

 

"ÇİNLİLERİN ALTININA, GÜMÜŞÜNE, İPEĞİNE

TATLI SÖZÜNE VE DEĞERLİ HEDİYELERİNE KAPILMADIM.

BUNLARA KAPILAN NE KADAR TÜRK'ÜN ÖLDÜĞÜNÜ

ÇİN BOYUNDURUĞUNA DÜŞTÜĞÜNÜ UNUTMADIM.

TANRI YARDIM ETTİ TÜRK HAKANI OLDUM."

( BİLGE KAĞAN)

18 HAZİRAN 2002

 

 ÇİN'İN İFTİRALARI  (1)

 

Bu yakınlarda elime, Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi tarafından yayınlandığı anlaşılan ve 21 Ocak 2002 tarihinde Çin'in başkenti Pekin'de basıldığı izlenimi verilen fakat Türkiye'de basılmış olabileceğini düşündüğüm "Doğu Türkistan Terör Güçleri Suçlarının Sorumluluğundan Kaçamazlar" adlı bir broşür geçti. Çin'in Ankara temsilcileri tarafından gerekli gördükleri yerlere el altından dağıttıkları bu Çin safsataları ile dolu yayın parçası, sosyalist düşüncenin "çamur at izi kalsın" felsefesine uygun  tarzda kaleme alınmış. Bu yayın parçasının içeriği Türk tarihini karalayan, küçümseyen yalan ve iftiralarla dolu. Asıl maksatları ise Doğu Türkistanlıları Türkiye kamuoyunda "terörist" olarak tanıtmak. Ezelî ve ebedî Türk ve Müslüman yurdu olan Doğu Türkistan'ı inkâr etmek ve kendi topraklarının bir parçası olarak göstermek.

Öncelikle şunu belirteyim ki: böylesine çarpık ve ne söyledikleri pekte anlaşılmayan fakat yıllardır biz Doğu Türkistanlıların söylemlerini teyit eder nitelikte, ahmakça fakat sinsi ve entrika dolu Çin zihniyetini ortaya koyan, neidüğü belirsiz, ayakları yere basmayan iddialarla dolu broşür parçasının dünyanın en eski ve en büyük devletlerinden biri olduklarını iddia eden Çin devletinin gayretleri ile ortaya sürülmesi, kendileri açısından, bizlere göre büyük bir talihsizlik olmuştur. Ancak, her şeye rağmen böyle bir nesnenin Türkiye Cumhuriyeti topraklarında Çinliler tarafından rahatça bastırılması ve dağıtılması nasıl mümkün olabilmektedir. Bunu da anlayabilmiş değiliz.

Zira içeriğinde yalnızca Doğu Türkistanlılar hedef alınmamış aynı zamanda Türk tarihine karşı küçümseyici ve ciddîyetten uzak ifadeler kullanılmaktadır. Söz konusu broşür eğer Türkiye'de ki üniversitelerimizin Tarih Bölümü öğretim üyelerinden herhangi birinin eline tesadüfen geçmiş ve içerisindeki safsatalar tatmin edici bir şekilde cevaplandırılmayacak ve tekzip ettirilmeyecek olursa iyi bilinmelidir ki Türkiye'mizdeki bütün tarihçiler büyük ve ağır bir vebal altındadır. Çünkü, Orta Asya'da kurulan Hun, Göktürk, Uygur ve Karahanlı devletlerini resmen inkâr etmekte, küçük göçebe topluluklar olarak adlandırılmaktadır. Çinlilere göre Türkiye'de yaşayan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin vatandaşı olan çok sayıdaki Doğu Türkistanlı "terörist" olarak suçlanmaktadır. Bu suçlamayı reddedecek muhatap öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yetkilileridir. Türk vatandaşı olan Doğu Türkistanlılar, Çinlilerin iddia ettikleri gibi gerçekten "terörist" ise bunun gereğini yapacak ve "teröristleri" cezalandıracak olan merci mensubu ve vatandaşı olmaktan gurur duyduğumuz devletimizin yetkili makamlarıdır. Eğer devletimiz bizleri Çinlilerin karalamaya çalıştıkları gibi "terörist" olarak görmüyorsa bunun cevabını da iftiracı Çinli yetkililere vermek ve yalanlarını suratlarına çarpmak durumundadır.

Ayrıca Türkiye'de ki ve dünyanın değişik ülkelerinde bulundukları ülkelerin yasalarına uygun olarak resmî statüde faaliyet sürdürmekte olan Doğu Türkistan Teşkilâtları da bu husussu küçümsemeden, göz ardı etmeden kamuoyunu tatmin edecek, Çinlileri rezil edecek bir üslûp ve ciddîyetle ortak bir deklarasyon yayınlayıp cevap vermelidir. Bu husus öyle birkaç yavan cümle ile geçiştirilecek bir husus değildir. Çünkü bütün Doğu Türkistanlılar töhmet ve iftira altındadır.

Buradan devletimizin ilgili birimlerine sesleniyorum. Uzun yıllardır Türkiye'de yaşayan ve bütün vatandaşlık görevlerini büyük bir sorumluluk içerisinde yeride getiren ve gerektiğinde bu toprak, bu Ay yıldızlı Bayrak uğruna canlarını verecek olan vatandaşlarımız, atalarımızın 1400 yıl önce Orhun Kitabelerinde, hilekarlıklarına karşı ve kardeşi kardeşe karşı düşman etmede ki entrikacılıklarına karşı uyardıkları Çinliler tarafından "terörist" olarak suçlamaktadır, iftira atmaktadır. Bu durum ciddî şekilde değerlendirilmeli, gereken yapılmalıdır. Her şey gelmesini beklediğimiz bir miktar yoksul Çinli turistten ibaret değildir, olmamalıdır.

06 HAZİRAN 2002

  

ÇİN'İN İFTİRALARI (2)

 Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi tarafından yayımlanan "Doğu Türkistan terör güçleri suçlarının sorumluluğundan kaçamazlar" adlı, iftira ve çarpıtmalarla dolu Çin yayını broşürde yer alan bazı hususları irdelemeye devam ediyoruz.

Doğu Türkistan, işgale uğradığı 1949 yılından sonra da hiçbir zaman kurtuluş ve istiklâl ümidinden bir an olsun uzak olmamış daima bir şekilde, Çin güçlerinin Doğu Türkistan halkına karşı uyguladığı baskı, zulüm, işkence, katliam, sürgün ve ırkî aşağılama siyasetine direniş göstermiş, bu güne kadarki dirayeti ve cesareti ile de neslini muhafaza etmeyi başarmıştır. Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi, yayımlamış olduğu sözünü ettiğimiz broşürde ileri sürdüğü iddia ve iftiraları ile Türk ve dünya kamuoyu önünde kendilerini biraz daha çamura batırmışlar, yalancı ve entrikacı olduklarını kendi yayımladıkları broşürle bir belge haline getirip insanlık âleminin nezdinde daha da küçülmüşlerdir. Meselâ, Doğu Türkistan adının 19. yy sonlarında ortaya çıkan bir isim olduğunu, Doğu Türkistan'ın yalnızca bir coğrafi kavram olmayıp, Çin'i bölmek  için ileri sürülen bir  siyasî deyim olduğunu iddia etmektedirler. Oysa ki, doğusu ve batısı ile Türkistan bir bütün iken, 1884 yılında "Doğu Türkistan'ın, Bedevlet Yakuphan Devletini (Kaşgarya Devleti de deniliyor) yıkan ikinci Mançur Çin istilâsı ile ortaya çıkan bir isim olduğunu bütün tarih okuyanlar bilirler. Çinliler 1884 yılında Büyük Türkistan'ın Çin istilâsı altında kalan bölümüne "Sinkiang" ismini verdiler. Yani, "yeni toprak", " ilhak edilmiş toprak" anlamına geliyor. Dolayısı ile Büyük Türkistan'ın batısında kalan bölümü de hali ile Batı Türkistan olarak anılmaya başlandı. Çinlilerin iddialarına bakılırsa 552'de Türklerin bir hanlık kurduğunu ve Susi ile Tang hanedanlarının döneminde Türk topluluğunun Çin'in kuzey kesimlerine hakim olan bir güç olduğunu yazıyorlar. Bu durumda Çinliler Batı Türkistan bölgesini de kendilerine ait topraklar olduğunu iddia ediyorlar demektir.

Görülüyor ki, sinsice yarın öbür gün Kazakistan, Kırgızistan topraklarını da "bizim topraklarımızdır oralar Çin'in ayrılmaz bir parçasıdır" diyecekler. Tıpkı bu gün Doğu Türkistan toprakları için söyledikleri gibi. Yine bir zamanlar Türkiye'mizde sıkça söylenen ve hep sözde kalan "Adriyatik'ten Çin Seddine kadar olan Türk dünyası" sözünün sahiplerine atıfta bulunarak, "19. yy sonlarına gelindiğinde bazı kişiler İstanbul boğazından Altay dağlarına kadar ki bölgelerde Türk dillerini konuşan Milliyetlerin birleştirilerek bir ülke oluşturulmasını savundular" diyor. Bu gün aynı söz aynı zamanda "Turan" fikrinin savunucularını da kapsayan küçümseyici bir ifadedir.

Türkiye'de ve dünyada insanlar savundukları fikir ve iddialarının arkasında ciddîyetle durmazlarsa Çinli de kalkar böylesine alaycı ifadelerle yalan ve iftiralarına malzeme olacak cümleler kullanır, o fikrin sözde savunucularını da ciddîye almaz.

Bu gün Türkiye de "Doğu Türkistan Çin'in Toprağıdır(!)" deme gafletini gösterenler, çarpıtılan Türk tarihini de Çinli dostlarına karşı savunmak durumundadırlar. Tabii savunabilirse...

07 HAZİRAN 2002

  ÇİN'İN İFTİRALARI (3)

 Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi tarafından yayımlanan "Doğu Türkistan" terör güçleri suçlarının sorumluluğundan kaçamaz adlı broşürün içeriğinde yer alan iftira ve karalamalarla  dolu hususlar hakkındaki görüşlerimizi belirtmeye devam ediyoruz. Çinlilerden bir iddia daha "Han hanedanının Batı bölgeleri müfettişliğini (ne demekse) kurduğu M.Ö. 60 yılından itibaren Sinkiang Çin topraklarının bir parçası oldu. O zamandan bu yana Çin merkezî hükûmetinin Sinkiang üzerindeki egemenliği hiç kesintiye uğramadı" demektedirler. Be hey kadim ve büyük devlet olmakla övünen Çin devletinin devşirme fikirli sözde tarihçileri ! mademki M.Ö. 60 yılından beri Doğu Türkistan topraklarını Çin toprağının bir parçası olduğunu iddia ediyorsunuz, bu kadar eski bir toprak parçasına neden "Sinkiang" ismini verdiniz. "Sinkiang", "yeni toprak, ilhak edilmiş toprak" manasına gelmiyor mu? Oldu mu ya şimdi? Daha kitabınızın başında kocaman bir yalanınız ortaya çıkmış olmadı mı? Oysaki, Doğu Türkistan'ı işgal ettiğiniz 2. Mançur Çin istilâsı döneminde (1884) "Sinkiang" ismini vermediniz mi? Böylesine bariz ve inandırıcılıktan uzak bir yalanla söze başlarsanız bundan sonra söyleyeceklerinize kimi inandırabilirsiniz?

Çinliler birde, bu karalama ve iftiralar yumağı kitapçıkta bugün dünyada İslâmiyet'e karşı tavır takınan ülkelerin bu yöndeki hassasiyetlerini de çok iyi hesap ederek sürekli dini inançlara da saldırmakta, âdeta bir koz olarak kullanıp, kendilerinin ateistliğini veya inançsızlıklarını üstün bir meziyetmiş gibi ön plâna çıkartmaya çalışmaktadırlar. Bu hususta da şu iddialarda bulunuyorlar: "20. yüzyılın başlarında Sinkiang'ı bölmek isteyen bir avuç bağnaz bölücü ve aşırı dinci, eski sömürgecilerin safsatalarından yararlanarak sözde "Doğu Türkistan" teorisini uydurdular." (Eski sömürgeci olarak Osmanlı Devletini kastetmektedirler) Bu teoride "Doğu Türkistan'ın eskiden beri bağımsız bir devlet olduğu ve Milliyetinin (Türk milletinden kasıtla) 10 bin yıla yakın tarihe sahip olduğu iddia ediliyor" diyor.

"Türk dillerini konuşan ve İslâmiyet'e inanan Milliyetler birleşerek dinle siyasetin birleştiği bir devlet kuramaya tahrik ediliyor" diyorlar.  Bu iddiaların sahibi Çinli yetkililer, öncelikle Müslüman Türkler için kullandığınız "Bir avuç bağnaz, bölücü, aşırı dinci" gibi yakıştırmaları kesinlikle reddederken, "aşırı dinci" sözü ile neyi kastettiklerinizi de anlamış değiliz. Ve de  İslâm dinine mensup olmaktan da büyük bir şeref duyarız. Dolayısıyla da dinimizin emirlerini yerine getirmeye  çalışmak ve yüce yaratıcının emir ve yasaklarını hayata geçirmek için gayret etmek daha doğrusu " insan gibi yaşamayı tercih etmek eğer "aşırı dinci"  olmaksa evet, aşırı dincide diyebilirsiniz.

Çünkü siz Din düşmanısınız. Bunu anlayamazsınız. Asıl bölücü, asıl bağnaz olan ise sizlersiniz. İnsanların toprağını gasp etmek, doğacak bebekleri anne karnında katletmek, insanların hürriyetlerine ipotek koymak, soykırım yapmak, yiyecek ekmeğini elinden almak asıl bağnazlık Çin ırkını dünyaya yaymak ve hakim kılmaya çalışmak Türk ırkını ve başka ırkları aşağılamak asıl bölücülüktür.

Ayrıca sizden başka bir milletin devlet kurma devlet olma hakkı yok mudur ki sizin ortadan kaldırdığınız yıktığınız gasp ettiğiniz Doğu Türkistan Devletinin yeniden tarihteki yerini almak istemesine tahammül gösteremeyip feveran ediyorsunuz, çığlık atıyorsunuz. Bu husustaki endişelerinizde haksız değilsiniz. Ne kadar telâşa kapılırsanız kapılın ne kadar panik içinde olursanız olun, korkunun ecele faydası yoktur. Günün birinde hatta pek yakında yıkıp gasp ettiğiniz "Doğu Türkistan Devleti" yeniden kurulacaktır. Doğu Türkistan'da ki siz 10 bin yıllık diyorsunuz 12 bin yıllık tarihe sahip 40 milyon Müslüman Türk halkı bağımsız olmaya bedenen ve ruhen hazırdır.

08 HAZİRAN 2002

  

ÇİN'İN İFTİRALARI (4)

 

Muhterem Doğu Türkistan dostları! Çinli müstemleke-ciler yayınladıkları bir kitapçık ile suyu tersine akıtmaya çalışarak ve tarihi çarpıtarak, Doğu Türkistanlılar aleyhine âdeta bir kampanya başlatmak niyetinde idiler. Fakat ilâhî adalet tecelli etti her söyledikleri, yazdıkları hususlar yalandan ve iftiradan ibaret olduğu için tam tersine, Çinlilerin göz boyamacılıktaki ve aldatmacılıktaki maharetlerini kamuoyuna ifşa etme imkânını bir defa daha yakalamış olduk.

Çinliler, "Çin'deki farklı Milliyetlerin ortaklaşa büyük anavatanı (Hangi anavatandan bahsettiklerini açıklama-mışlar) kurmalarının tarihini inkâr eden bu teoride ayrıca Türk Milliyeti dışındaki bütün Milliyetlere karşı çıkılması ve "kâfirlerin" yok edilmesi gerektiğinden dem vuruluyor" şeklinde bir uydurma iddia ortaya atıyorlar. Eğer Doğu Türkistanlılar sizin iddia ettiğiniz gibi gayri Müslim olanlara karşı olan bir zihniyete sahip olsalardı Doğu Türkistan'ı işgal ettiğiniz 1949 yılına kadar, Doğu Türkistan'daki nüfusunuz 7 Milyona ulaşmazdı.

Yine, diyorlar ki: "Doğu Türkistan teorisinin oluşması ile çeşitli bölücüler" Doğu Türkistan bayrağı altında Doğu Türkistan devletini kurmaya yeltendiler. 20. yy başlarında 1940'lı yılların sonlarına kadar ki dönemde "Doğu Türkistan güçleri yabancı güçlerin teşvik ve desteği ile defalarca kargaşalık yarattılar. Kasım 1933'te Sabit Damolla'nın başını çektiği bazı unsurlar Kaşgar'da sözde Doğu Türkistan İslâm Devletini kurdular. Bu bölücü unsurların teoriyi hayata geçirmek yolunda yaptıkları bir deneme idi. Fakat bu girişim Sinkiang da ki çeşitli Milliyetlerden halkın karşı çıkması üzerine 3 aydan kısa bir sürede başarısızlığa uğradı." Sizin 20. yüzyılın başlarında 1940'lı yılarlın sonlarına kadarki dönemde zorbalıkla işgal ettiğiniz. Doğu Türkistan'da ki hürriyet sever Türk halkının, sizin insanlık dışı uygulamalarınıza, ırkî aşağılama siyasetinize giriştiğiniz soykırım hareketlerinize karşı millî mücadele hareketleri idi. Dünya tarihinde, ülkesi sizin gibi şovenistler tarafından işgal ve istilâ edilen milletlerin kuzu kuzu zulmü ve işkenceyi göğüsleyerek yaşadığı  görülmüş müdür? Ayrıca Doğu Türkistan halkı bu millî direnişle esnasında dünyanın hiçbir ülkesinden yardım ve destek almamıştır. Eğer almış olsalardı durum siz işgalcilerin aleyhine daha farklı olurdu. Bu arada neyse ki bir itirafta bulundunuz, "1933'te devlet kurdular" diyerek. Evet 12 Kasım 1933'te Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti adı ile bir devlet kuruldu.

Bu devletin anayasası vardı, parası vardı, dış ülkelerle münasebetleri ve pasaportları vardı. Kurulan hükûmetin kabine isimlerini de burada saymaya gerek duymuyorum. Kurulan bu devleti o zamanki hükûmetimizin Dışişleri Nazırı Kasımcan Hacı bir telgrafla genç Türkiye Cumhuriyeti Devletine "Gökbayrak'tan Albayrak'a selâm" diyerek müjdelemişti.bir yalan daha ortaya atıyorsunuz! "Halk benimsemediği için kısa sürede yıkıldı" diyerek Doğu Türkistan Devleti, halkın sizlere karşı, işgalinize karşı verdiği savaşla kuruldu. Bir halk sayısız şehit vererek kurduğu devleti kendisi yıkar mı? Kabine dağıldı fakat, Albay Abdulniyaz komutasındaki Doğu Türkistan Millî Ordusu 1937 yılına kadar emdiğiniz sütü burnunuzdan getirdi. Eğer fikir babalarınız olan Rusya'nın ve dolaylı olarak da İngilizlerin fiili yardımı olmasa idi, Doğu Türkistan Devletini zor yıkardınız. Buna gücünüz yetmezdi. Dünya o günlerde de bu günkü gibi kayıtsızdı.

10 HAZİRAN 2002

  

ÇİN'İN İFTİRALARI (5)

 

Çinliler tarihteki Türk devletlerini yıkmakta kullandıkları fitne, fesat ve entrikalarının yeni bir örneğini sergiledikleri  bir kitapçık yayınlamışlar ve bu kitapçıkta "Doğu Türkistan" terör güçleri suçlarının sorumluluğundan kaçamazlar şeklinde bir ifade kullanmaktadırlar. Bu iftiraların iç yüzünü kamuoyuna ifşa etmeye devam ediyorum.

Tarihte kurulan Doğu Türkistan Devletlerini (Bedevlet Yakuphan tarafından kurulan ve Osmanlı Devletine biat eden, Sultan Abdülaziz Han adına hutbe okutarak bağlılık bildiren, para bastıran Bedevlet Yakuphan Devleti, diğer adı ile Kaşgarya Devleti (1863-1877).  12 Kasım 1933'te kurulan Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti, 1944 yılında kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti, rahmetli İsa Yusuf ALPTEKİN Bey'in Genel Sekreterliğini yaptığı 1947'de kurulan mahallî Doğu Türkistan Hükûmeti) küçümseyen ve neredeyse yok sayan ifadeler kullanmışlar ve bu devletlerin dış güçlerin destekleri ile kurulan devletler olduğunu lânse etmeye çalışmışlardı. Gerekli açıklamaları bizler yaparak meselenin asıl iç yüzünü yüzlerine vurmuştuk.

Şimdide Çinliler, konu hakkında şöyle demektedirler: "Sinkiang'ın barışçı yolla kurtuluşa kavuşmasından sonra bölgede yaşayan çeşitli Milliyetler güzel yurdu inşa etmek için danışma içinde çaba harcadılar. Bölgede sosyal istikrar ve sürekli ekonomik büyüme gerçekleşirken, halkın yaşam seviyesi de hızla yükseliyordu. Durum bir bütün olarak iyi idi. Fakat uğradıkları yenilgiyi hazmedemeyen "Doğu Türkistan" güçleri farklı Milliyetlerin temel arzularına aykırı olarak uluslar arası Çin karşıtı güçlerin desteği ile faaliyetlerine girişmek için fırsat kolladılar."

Çin deki iç savaştan galip olarak çıkan Mao Zedong ve sürüleri, açlıktan kırılmakta olan askerlerini peşine takarak tarihte "uzun yürüyüş" olarak bir istilâ plânı ile batıya doğru yayılarak, sürekli mücadelelerden bitap düşen Doğu Türkistan'ı kısa zaman sonra milyonlarca Müslüman Türk'ü katlederek zorbalıkla istilâ etmediniz mi? Siz bunun adına barışçı yollarla kurtuluşa kavuşmak mı diyorsunuz? "bölgede yaşayan çeşitli Milliyetler, güzel yurdu inşa etmek için dayanışma içinde çaba harcadılar" yalanını uyduruyorsunuz. Bölgede yaşayan çeşitli Milliyetler demekle neyi kastediyorsunuz. Doğu Türkistan'da büyük çoğunluğu Uygur boyundan olmak üzere diğer Türk boylarından başka hangi Milliyetler vardı. Bu sizin taktiğinizdir zaten. Fikir babanız olan Lenin ve Stalin gibi sizlerde Türk boyarının her birini ayrı millet olarak bölmeye, parçalamaya yönelik yöntem ve hilekârlıklara başvurmak...

Bölgede sosyal istikrardan ve ekonomik büyümeden söz ediyorsunuz. Siz Çin sürülerinin, Doğu Türkistan'ı işgal etmenizin üzerinden yarım asır geçti.Ne zaman hangi tarihte istikrara kavuştuk ki. Bırakın sosyal istikrarı, sosyal adaletsizlikleriniz ayyuka çıktı. Çin şovenizmini alabil-diğine yaygınlaştırarak Doğu Türkistan halkı üzerinde baskı unsuru oluşturdunuz. Yurdumuzun zenginliklerini talan ederek, Çin'e kaçırdınız. Türk halkı kendi ülkesinde fkrı zaruret içinde kıvranıyor. Doğu Türkistan halkını "Altın Tabakla Dilenmek" durumuna düşürdünüz. Türk halkı üzerindeki ırkî aşağılama siyasetinizin dozunu gün geçtikçe arttırıyorsunuz. Çin'den milyonlarca aç kalmış Çinliyi, Doğu Türkistan'a göç ettirerek asimilasyon hareketinizi hızlandırdınız. Bumu siz Çinlilerin sosyal adalet anlayışı? Halkın yaşam seviyesinin yükselmekte olduğundan bahsediyorsunuz. Bunu Türkiye'den gidenler eğer sadece Çinlilerin ikram ettikleri köpekbalığı yüzgecinden yapılmış Çin çorbasını değil de, sağ duyulu bir gözle baktılarsa görmüşlerdir. Doğu Türkistan halkı bugün orta çağ dönemini yaşamak zorunda bırakılmıştır.

11 HAZİRAN 2002

  

ÇİN'İN İFTİRALARI (6)

 

Çinli işgalcilerin yayınladıkları "Doğu Türkistan" terör güçleri suçlarının sorumluluğundan kaçamazlar" adlı yalan ve iftiralarla dolu yayının içeriğindeki inanılması son derece güç olan hususları Türk ve dünya kamuoyunun değerlendirmelerine açma konusundaki kaçınılmaz vazifemize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Diyorlar ki: "Doğu Türkistan" güçleri farklı milliyetlerin temel arzularına aykırı olarak uluslar arası Çin karşıtı güçlerin desteği ile bölücülük faaliyetlerine girişmek için fırsat kolladılar" Bu cümleden pek bir şey anlamamakla beraber anladığımız kadarıyla cevaplandırmaya çalışalım.

Hangi milliyetlerden bahsetmektedirler? Dünya genelindeki farklı milliyetlerden söz ediyorlarsa evet dünyada farklı milliyetler var ve onların adına da mı Çinliler düşünmeye başlamışlar? Onların temel arzuları nelermiş ki onların aklından geçen arzularını hemen anlamışlar. Eğer Doğu Türkistan'daki sözde farklı Milliyetlerin temel arzularından bahsediliyorsa ülkemizin topraklarına sinsice ve zorbalıkla sığıntı olan Çinlilerden başka farklı bir millet yoktur. Türk boyları vardır. Diğer yok denecek az sayıdaki millet mensuplarının da aklından geçenleri de okuyarak(!) temel arzularının ne olduğu hakkında görüş belirtmeniz despotluğunuzun, bağnaz-lığınızın ve faşist bir anlayışa sahip olduğunuzun açık delilidir.

Gelelim "Çin karşıtı güçlerin desteği ile bölücülük faaliyetlerine girişmek için fırsat kolladılar" cümlesine; Biz Doğu Türkistanlılar olarak dünyadaki Türk ve Müslüman düşmanı ülkeleri tek tek sayabiliriz. Bunların başında da bugün ki Çinli idareciler gelmektedir. Diğerlerini burada saymaya gerek duymuyorum. Peki "Çin karşıtı güçler" kimlermiş? Bunların adlarını cesurca açıklayabilirler mi? Açıklayamazlar çünkü ithamlarının altından kalkamazlar. Karşılarında çok güçlü devletleri göreceklerdir. Eğer Çinlilerin iddia ettikleri gibi Doğu Türkistanlılara direkt yada en direkt şekilde destek veren güçlü bir dünya ülkesi olsaydı, şimdiye kadar Doğu Türkistan bağımsız olacaktı. Kaldı ki Doğu Türkistan halkının dindaşı, soydaşı olduklarını iddia edenlerde bugün üç kuruşluk menfaat gelecek diye Doğu Türkistanlıları yüzüstü bırakmışlardır.

Türk halkıyla uzaktan yakından hiçbir bağları bulunmayan hangi ülkeler Doğu Türkistan'a destek verecekmiş? Dünyadaki menfaat odakları ise, gelecekteki menfaatlerini maddî çıkarlarının doğrultusunda Çin ile sürtüşmeler yaşayabilir. Ancak bu çıkar amaçlı sürtüşmelerin içerisinde Doğu Türkistanlılar asla yoktur. Doğu Türkistan halkının yegane arzusu ve hedefi Doğu Türkistan'ın İstiklâline kavuşmasıdır. Şöyle bir iddiaları da var: "1990'lı yılların başından itibaren aşırıcılık (ne demekse) bölücülük ve uluslar arası terörizmin etkisiyle yurt içindeki ve dışındaki " Doğu Türkistan" güçlerinin bir kısmı terör ve şiddetin başlıca yöntem olduğu bölücü ve yıkıcı faaliyetlerine yöneldi" Bu mesnetsiz iddialarının aslı ise şudur: Doğu Türkistan halkı, Doğu Türkistan'da yada Doğu Türkistan'ın dışındaki ülkelerde bir tek hususu asla akıllarından ve yüreklerinden çıkarmamışlardır. Oda vatan ve bağımsız olma arzusu...

Bu bağlamda Doğu Türkistanlılar, Türkistan'da veya dış ülkelerde yasalar çerçevesinde Çin zulmünü dünyaya duyurmak, Çin'in işlemekte olduğu insanlık suçlarını dünya kamuoyunun gözleri önüne sermek için demokratik yollarla faaliyetler sürdürmektedirler. Siz Çinliler bu durumu nasıl terörizm ile özdeşleştiriyor, iftira atıyorsunuz. Unutmayın ki asıl teröristler sizlersiniz. Çükü başka bir ülkeyi katliamlar sonunda işgal ediyor ardından da günahsız insanları sebepsiz yere öldürüyorsunuz. Ondan sonrada kalkıp dünyaya karşı "Yavuz Hırsız" rolünü oynuyorsunuz.

12 HAZİRAN 2002

ÇİN'İN İFTİRALARI (7)

 Ezelî ve ebedî Türk toprağı olan, tarihçilerin Asya kıtasının kalbî olduğu husussunda görüş birliği içinde olduğu Doğu Türkistan'ı hilekarlık ve zorbalıkla işgal ve istilâ eden Çinli emperyalistler, 1949 yılından beri milyonlarca Müslüman Türk'ü katlettiler. Onunla da yetinmeyerek hür dünya dediğimiz ülkelerin gözleri önünde Müslüman Türk halkına yönelik soykırım hareketini sürdürüyorlar. Ayrıca da Çin'in iç kısımlarından karınlarını doyurmakta güçlük çektikleri Çin'in kalabalık ailelerini  Doğu Türkistan'a getirip yerleştirerek, Doğu Türkistanlıları azınlık durumuna düşürerek, 1.828.418 km² yüz ölçüme sahip Doğu Türkistan topraklarını tamamen Çin toprağı yapmayı ve Doğu Türkistan halkını asimile ederek yok etmeyi hedeflemektedirler.

İşte böylesine Çin devlet terörünü sürdüren Çin devleti kendi konumuna bakmaksızın, bütün haklarını gasp etmekte oldukları masum Doğu Türkistan halkını dünyaya "terörist" olarak tanıtmaya çalışma gafletinde bulunuyor. Bu hususta birde kitapçık yayınladılar. Bu kitapçık Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi tarafından bastırılmış ve Türkiye'de dağıtımını yapıyorlar. Kitapçığın ismi "Sözde Doğu Türkistan Terör Güçleri Suçlarının Sorumluluğundan Kaçamazlar" içeriği tamamen yalan uydurma ve iftiralarla dolu. Bir süredir Çin'in çarpıtma ve yalanlarını açığa vurmak ve bazı hususlarda kamuoyunu doğru bilgilendirmek maksadı ile bir dizi yazı kaleme aldım ve devam ediyorum. Bilindiği gibi, Çinliler tarih boyunca bir milleti yok etmek, bir devleti yıkmak istedikleri zaman yapamayacakları hiçbir yalan dolan ve entrikaları yoktur. Bu bağlamda, Doğu Türkistanlıları, dünyanın gözünde "terörist" olarak göstermek için bahse konu kitapçığın  isminden anlaşılabileceği gibi tarihte devlet kurmuş olan "Doğu Türkistan" ismini dünyadaki herhangi bir terör örgütünün ismiymiş gibi ileri sürmektedirler. Bu kadar tarih bilgisinden yoksun bir millet, Asya da ve dünyada büyük bir devlet olduğunu iddia edebilir mi? Güneş balçıkla sıvanmaz "Doğu Türkistan" ismi bir devletin ismidir. Bugün için yıkılmış görünse de tarih kayıtlarında Devlet ismi olarak yerini almıştır,  İnşallah da yeniden kurulacaktır.Israrla Doğu Türkistan topraklarının, Çinin ayrılmaz bir parçası olduğunu, Doğu Türkistan halkının da uzun yıllar Çin milletinden ayrı kaldıkları için kuzeydeki Türk toplulukları (Batı Türkistan'dan bahsediyorlar) ile komşu olmaları hasebi ile dilleri ve dinleri değişmiş Çin milletinin uzantısı olduklarını da iddia etmektedirler. Bu iddiaya tabiri caizse kargalar bile güler. Bu noktada bir anekdotu da sizlerle paylaşmak istiyorum. 1980'li yıllarda Doğu Türkistan'ın Urümçi Üniversitesinde öğrenci liderliği yapmış, bugün Almanya'da ikamet eden ve "Uygur Gençlik Kurultayı" Başkanı olan Dolkun İsa anlatmıştı. Üniversitede öğrenci hakları ile ilgili yapılan bir toplantı esnasında Çinli öğretim üyelerine bir soru yöneltiyor. Diyor ki: "Doğu Türkistan'ı kendi topraklarınız olarak sayıyorsunuz. Pekala dünyadaki harikalardan biri olan Çin Seddi'ni neden inşa etme ihtiyacı duydunuz? Çin Seddi Doğu Türkistan ile Çin arasında tabii sınır değil midir?  "Çinli öğretim üyesinin verdiği cevap şu: "Tarihte kuzeydeki kavimlerle biz Çinlilerin hayvancılık yaptığı malûmdur. Çin Seddini hayvan sürüleri bir birine karışmasın diye inşa ettik." Tabi ki toplantı salonundaki Uygur öğrenciler kahkahadan kırılıyorlar. İşte Çinli bir öğretim görevlisinin ifadesi böyle safsata olursa Çinlilerin diğer iddialarına nasıl inanabilirsiniz.

13 HAZİRAN 2002

 

 ÇİN'İN İFTİRALARI (8)

 

İşgalci Çin hükûmetinin Doğu Türkistan ve Doğu Türkistan halkı üzerinde sahnelemekte olduğu entrika ve senaryolar, bitmek tükenmek bilmeyen bir hırs ve intikam duygusu içinde olanca hızı ile devam etmektedir.

Bu senaryoların son halkası da 21.01.2002 tarihinde Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi tarafından yayınlanan ve Doğu Türkistanlılar hakkında iftira ve yalanlarla dolu "Doğu Türkistan terör güçleri suçlarının sorumluluğundan kaçamazlar" adlı kitapçıktır. Şu hususun altını çizerek belirteyim ki, Çin hükûmetinin Doğu Türkistanlılarla bu kadar çok uğraşmasının, âdeta yeryüzünün hiçbir yerinde hayat hakkı tanımama gayreti içinde olmasının temel sebebi, tarihin derinliklerinde ecdatlarının Türk milleti ile yaptığı ve çoğunlukla büyük yenilgiler almış oldukları savaşların meydana gelmiş olmasıdır. Dünyada Çinliler kadar kinci ve atalarının mirasına haksız ve hatalı olmasına dâhi bakmaksızın sahip çıkan bir millet yoktur.