HÜR

GÖKBAYRAK

DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ

 

 

 

 

HÖR

KÖKBAYRAK

SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ

      

    Anasayfa

 

    KİTAPLAR

        Kitapler

Özgür D.T İçin

1

2

3

4  

5

6

      D.T Barın Şehitleri

1

2

3

4  

5

6

7

8

9

Barından Mektup

Barın Haritası

Medyada Barın

         D.T İstiklal Savaşı

                   (Gulca İnkılabı)

         Reddiye

   


 

(ÖZGÜR DOĞU TÜRKİSTAN İÇİN KİTABININ DEVAMI-5)

 

ÇİNLİLERİN DOĞU TÜRKİSTANLILARA KARŞI SİYASİ SALDIRILARI (1)

 

Çinlilerin bu husustaki oyunlarını aşağıdaki birkaç noktada değerlendirmek mümkündür.

- 11 Eylül olayından önce, Çin hâkimiyeti Doğu Türkistan içinde ve Doğu Türkistan'ın dışında Çin hâkimiyetine karşı faaliyet sürdürmekte olan teşkilât ve güçlerimizi "Millî bölücüler" diye adlandırırken 11 Eylül olayından sonra "Doğu Türkistan Teröristleri" diye adlandırmaya başladılar. Bu suretle de hareketin şeklinin nasıl olduğuna bakmaksızın vatan içindeki ve vatanın dışındaki mevcut teşkilâtlarımızı "terör" kategorisine dâhil etmeye çaba sarf ettiler. "Doğu Türkistan teröristleri" kelimesi 2000 yılı 10. ayın 10. gününden itibaren Çin'in mevcut haber vasıtaları da ve beyanatlarında yer almaya başladı.

- Komünist Çin hâkimiyeti Doğu Türkistan Millî hareketinin maksat ve hareketlerini çarpıtmak sureti ile vatanımızın bağımsızlığını kazanmak için sürdürmekte olduğumuz faaliyetlerimizi gayrimüslimlere karşı sürdürülmekte olan kitlesel bir İslâmî hareket olarak göstermeye ve bu yolla dünya kamuoyuna Uygurların müstakillik hareketini "Uluslararası İslâmi Terör"(!) ün bir parçası olduğuna inandırmaya çalıştı. Bunun göstergesi şu ki, 11 Eylül olayından önce Çin hükûmeti her türlü belge ve matbuatlarında Uygurların millî hareketinin maksadı ve karakteri hakkında izahat verirken "Millî bölücülerin asıl maksadı komünist hâkimiyeti devirip, Sinkiang vatanımızın (Çinin) koynundan söküp bölerek bağımsız devlet kurmaktır" diyerek göstermişse de 11 Eylül olayından sonra haber ve beyanatlarında "Onların asıl maksadı uluslararası arenadaki radikal İslâmcı terörist güçlerle birleşip Sinkiang'daki ( Doğu Türkistan'daki) Müslüman olmayan milletleri yok edip Afganistan benzeri bir İslâmî hâkimiyet kurmaktır" diye,anlatmaktadırlar.

- 11 Eylül olayından sonra komünist Çin hükûmeti Doğu Türkistan' da 1876 yılındaki Mançu Çin işgalinden sonra müstemlekeciliğe karşı silâhlı mücadelenin aralıksız devam ede gelmekte olduğu gerçeğini dünya kamuoyundan saklayıp, bu hareketi El-Kaide teşkilâtı ve Usame Bin Laden isminin ortaya çıktığı 90'lı yıllardan bu yana başladığını ve Doğu Türkistan'daki silâhlı hareketleri El-Kaide ve Taliban'ın kontrolü altındaki "Doğu Türkistan İslâmî Hareketi" ve "Doğu Türkistan Azatlık Teşkilâtı”nın plânlaması ile sürdürülmekte olduğunu ileri sürmektedirler. Çin hükûmeti 2002 yılı 1. ayın 21. günü ilan ettiği beyanatında bir misal vererek 1990 yılından 2001 yılına kadar geçen süre içinde, sınır içi ve sınır dışındaki "Doğu Türkistan teröristlerinin Çin'in içinde ve dışında 200 defadan fazla silâhlı darbe vurma hareketi gerçekleştirdiğini bu cereyanda 162 kişinin öldüğünü 440'tan fazla kişinin yaralandığını" ileri sürdüler. Bu deklarasyonda yine "Doğu Türkistan İslâmî Hareketi" ile "Doğu Türkistan Azatlık Teşkilâtı"nın faaliyetlerine tafsilâtlı şekilde yer vermekle beraber, "Doğu Türkistan İslâmî Hareketi"nin hatta Pergane vadisinden Kırgızistan'a hücum eden Namangani kumandanlığındaki mücahitlerin yer aldığı beyan edildi. Çin'in asıl maksadı, Doğu Türkistan Millî hareketinin mücadele tarihini, çarpıtıp 90'lı yıllardan bu tarafa baş gösteren El-Kaide teşkilâtı ile Uygurların millî hareketini birbiri ile irtibatlandırmaktan ibarettir.

- Çin hükûmeti 11 Eylül olayından sonra Doğu Türkistan içinde mücadele etmekte olan silâhlı teşkilâtların hareket şeklini ve darbe vurma girişimlerini ağır şekilde çarpıtarak beyanat ve deklarasyonlarında 90'lı yıllardan sonra Doğu Türkistan'da şahsi öc alma maksadı ile sürdürülen az sayıdaki otobüslerin havaya uçurulması, sinema ve tiyatroları bombalama olaylarını ve Uygurlarla Çin vatandaşları arasında ortaya çıkan şahsi kavgalar sebebi ile hayatını kaybeden bazı Çin vatandaşlarının yakınlarını tahrik ederek, kamuoyunda terör kategorisine girecek bu tür olayları koz olarak kullanıp Doğu Türkistan'daki silâhlı, güçlerin darbe vurma girişimleri sonunda ölenleri normal Çin vatandaşları ve "günahsız halk" olarak göstermeye çalışmaktadır. Oysa ki, bu karşılaşmalar esnasında ölen Çinliler kızıl ordu güçleridir

3 NİSAN 2002

  

ÇİNLİLERİN DOĞU TÜRKİSTANLILARA KARŞI

SİYASİ  SALDIRILARI (2)

 

- 11 Eylül olayından sonra Çin hükûmeti Doğu Türkistan Millî Müstakillik hareketinin esasını teşkil eden ve de 50 yıldan bu yana kesintisiz olarak devam eden siyasî mücadele ve demokratik şekildeki Millî Mücadelemizi dünya  kamuoyundan saklayıp, Doğu Türkistan' da kesinlikle " terör " şeklini alan silâhlı hareketler içinde olduklarını ileri sürüp, bu  yolla dünya kamuoyunun Doğu Türkistan halkına olan sevgisini azaltmaya ve Doğu Türkistan Millî hareketini sadece zorbalığa dayalı olarak sürdürülen bir hareket olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Buna misal şudur; Çin hükûmetinin 2001 yılı 11. ayın 3. günü, 15. günü ve 2002 yılı ocak ayının 21. günü yayınlanan resmî deklarasyonda ve beyanatlarda, Doğu Türkistan'da ortaya çıkan demokratik siyasî hareketlere kesinlikle yer verilmemiş olup, hatta Doğu Türkistan'daki demokratik millî hareketlerin sembolü sayılan "5 Şubat" Gulca olayını da her nasılsa "dış ülkelerdeki terörist güçler" in kumandasında ortaya çıkartılan " zorbalık ve terörist hareket" diyerek çarpıtmışlardır.

- Çin hükûmeti 11 Eylül olayından sonra Afganistan'daki bir kısım Uygurların mevcudiyetini Doğu Türkistan Millî hareketini karalamadaki  en önemli ve dayanaklı koz olarak kullanmakta ve bütün belge ve haberlerinde bunu Uygurların Millî hareketinin uluslararası terörizm ile ilişkisi olduğunun canlı ispatı sıfatı ile göstermektedirler. Meselâ 11 Eylül olayından sonra, Çin hükûmeti Birleşmiş Milletler Teşkilâtı insan hakları komitesince, Avrupa parlamentosuna, Amerikan hükûmetine ve bazı uluslararası teşkilât ve devletlere "terörist" diyerek adlandırdıkları 200'den fazla Uygur'un listesini yolladı ve binden fazla Uygur'un Afganistan'daki "terör kamplarında" eğitim  gördüklerini beyan ettiler. Bundan başka yine bu yıl ocak ayının 21. günü ilan ettikleri beyanatlarında "Doğu Türkistan İslâm Hareketi"nin rehberi Hesen Mahsum'u "terörist" diyerek karalayıp onun Usame bin Laden ve Taliban, hükûmetinin önderleri ile 1999' yılı ve 2001 2. ayda iki defa görüştüğünü, onların Hesen Mahsum'u Namangani kumandasındaki "Özbekistan İslâmî Hareketi" ile özdeşleşen hareket yapmaya çalıştığını, Hesen Mahsum'un Al-Kaide'nin yardımı ile Doğu Türkistan'da 150'den fazla kişiyi eğitip, 10'dan fazla eğitim kampı ve silâh tecrübe alanları kurduğunu ileri sürerek dünya kamuoyunu, Doğu Türkistan'da sürdürülen  silâhlı direniş  hareketlerinin El-Kaide ve Taliban hükûmetinin önderliği ve teşviki ile sürdürülen bir hareket olduğuna inandırmaya çalıştı. 11 Eylül olayından sonra Çin hükûmeti Doğu Türkistan dışında faaliyet yürütmekte olan teşkilâtlarımıza karşı yeni strateji belirleyip 50 yıldan bu yana zararsız bir şekilde faaliyet sürdürmekte olan teşkilâtlarımızın hepsini "Doğu Türkistan terörist teşkilâtları" diyerek karalayıp, sahte ve yalan deliller uydurmak sureti ile bu teşkilâtlarımızın uluslararası terör örgütleri ile ilişkileri olduğunu ileri sürerek dış ülkelerde siyasî mücadele ile silâhlı mücadeleyi birlikte yürüten teşkilâtlar olarak gösterip, günden güne güçlenmekte olan Millî davamızı uluslararası teşkilâtlar ve kamuoyunun desteğinden mahrum bırakmaya gayret ettiler.

10 NİSAN 2002

   

DOĞU TÜRKİSTAN'DAKİ

BARIN KATLİAMININ 12. YILDÖNÜMÜ (I)

 

21. yüzyıla girerken dünya, insanlık adına utanç verici olaylara şahitlik etmektedir. Güçlünün güçsüzlere hayat hakkı tanımadığı özellikle de İslâm dinine mensup olan milletlerin büyük tehlike altında yaşadığı, ülkelerinin göz göre işgal edilmekte, haklarının gasp edilmekte olduğu, toplu katliamlara uğratıldığı, mazlumun haklarını koruyacak Allah'tan başka hiç bir ülkenin olmadığı bir dünyada yaşıyoruz! En elem verici olan tarafı ise İslâm dünyasının büyük bir uyuşukluk sergilemekte olduğudur.                                     

Bu gün, unutulmamalıdır ki, bağımsızlık ve onurlu yaşam mücadelesi veren Doğu  Türkistanlılar, Çeçenler, Filistinliler için "Terörist" damgasını vuranlar asıl kendileri terörist- tirler devlet olarak terör işlemektedirler. İnşallah günün birinde ilâhî adalet tecelli edecek ve mazlumların kanını dökenler bir gün döktükleri kanda boğulacaklardır. Cenab-ı Hak dünyadaki bütün mazlumların yar ve yardımcısı olsun. 5 Nisan, dünyada eşine az rastlanır olan " Barın Katliamı"nın 12. yıldönümüdür. Doğu Türkistan Çinli emperyalistlerce 1949 yılında işgal edildiğinden beri Doğu Türkistan Türkleri hiçbir zaman ümitsizliğe düşmeden onurlu, şanlı bağımsızlık mücadelesini aralıksız sürdüre gelmektedir. İşte bu "Millî Kurtuluş" hareketlerinden biri de yine her zaman olduğu gibi Çinlilerin tahrikleri sonucunda ortaya çıkan "Barın Katliamı" dır.Doğu Türkistan'ın en eski ticaret merkezi ve gözde şehirlerinden olan Kaşgar her, zaman Çinlilerin daha sıkı bir baskı uyguladığı vilâyetlerimizden biridir. Kaşgar'a bağlı Aksu nahiyesinin Barın kazası Kızıl Çin yönetimine özel bölge ilan edilmiştir. Stratejik Bulunköl geçidine 25 km mesafededir. Buraya özel izinle geçilir. Kargalık medresesinin kapatılmasından sonra kendilerine iş imkânı verilmeyen aydın şahsiyetler zaman içerisinde çeşitli yollarla gelip burada fikir birliği ediyorlardı.

Ramazan ayının 17 .günü bir caminin yerli halk tarafından onarılmaya çalışılması esnasında buna izin vermeyen Çinli askerlerin silâhsız ve savunmasız halkın üzerine ateş açmaları sonucu patlak veren olaylar neticesinde sivil halk ile Çin askerleri arasında çatışma başlamış ve Çinli askerlerden elde edilen silâhlar ile mukavemet gösteren Doğu Türkistan halkı arasındaki bu çatışma günlerce devam etmiştir. Uzun süreden beri buradaki mücahit guruplar "Ming-bing" denilen sınır muhafızları arasından epeyce sempatizan toplamışlardı. İlk iş olarak başlarındaki siyasî komiserleri etkisiz hale getirdiler. Stratejik öneme haiz Kaşgar-Koşrap karayolu üzerindeki bir geçide hakim oldular. O yöne doğru gelmekte olan Çin birliklerini orada karşılayıp yok ettiler. Normal teçhizatlı askerlerle baş edemeyeceklerini anlayan Çin yöneticileri bundan sonrada ağır silâhlara başvurdular. Araziyi çok iyi bilen mücahitlerin büyük çoğunluğu dağlara doğru yayılarak çatışmaya devam etti. Doğu Türkistanlılar haftalarca Çin güçlerine karşı koydular. O günlerde Urümçi televizyonunda Barın Olayları ile ilgili olarak verilen haber programda onlarca askerî araç ve tankların enkazları gösterilmiştir. Buradaki Doğu Türkistan mücahitlerinin Afganistan'da Ruslara karşı savaşan Türk asıllı mücahitlerden silâh yardımı aldıkları öğrenilmişti. Bu nedenle Çin işgal yönetimi Doğu Türkistan ile Pakistan arasındaki Karakurum karayolunu 1990 yılından beri kapatmış bulunmaktadır.

5 NİSAN 2002

  

DOĞU TÜRKİSTAN'DAKİ

BARIN KATLİAMININ 12. YILDÖNÜMÜ (II)

 

Çin işgal idaresi Lençu'daki Çin hava indirme tugayından 7000 civarında paraşütçü birliğini Barın'a sevk etmiştir. Kaşgar'da ki bir mekânize birliğini de Barın mücahitlerinin üzerine göndermiştir. Çinli işgalcilerin bu yoğun askerî saldırıları havadan ve karadan sürdürmesi sonucunda 9 köy haritadan silinmiş, 5000 civarında Doğu Türkistan Türkü şehit edilmiş, 7000 kişi de tutuklanmıştır.

Kızıl Çin işgal kuvvetleri bu acımasız ve insanlık dışı saldırıları esnasında kimyasal silâh da kullanmıştır. İnsanca ve kendi topraklarında özgürce yaşamak istemekten başka arzuları olmayan bu insanlara karşı tam bir insanlık suçu işlenmektedir. Bu gün dünyanın bir çok ülkesini göndereceği sefil ve yoksul turistlerle kandıran, barıştan söz eden Çinli işgalciler Barın'daki bu katliam esnasında beşikte yatan 7 aylık bir Müslüman Türk çocuğuna 77 âdet mermi sıkmıştır. Çinli ile dost olma sevdasına yakalanan ülkeler sıkılan bu 77 âdet merminin de sahibidirler. Mazlumun yanında olmayanlar zalimlerle beraberdir.

Barın olayları esnasında Çin başbakanı Li-Peng' in saat başı telefonla bilgi alarak endişe içinde günler geçirdiği de alınan haberler arasındadır. "Kızıl Cellat" (Doğu Türkistan halkının adlandırması) olarak da bilinen Çinli General Wang En Mao'nun Komünist hükûmetin bir toplantısında "Tanrıya şükür Kaşgar şehri isyancıların eline geçmedi. Eğer isyancılar Kaşgar'ı ele geçirmiş olsalardı bütün dünyaya Doğu Türkistan'ın istiklâlini ilan etmiş olurlardı. O zaman bizim başımız büyük derde girerdi" şeklinde konuştuğu öğrenildi. 5 Nisan 1990 günü başlayıp haftalarca süren ve dünya basınında "Barın Katliamı" olarak yer alan bu katliamdan sağ kurtulan bir grup Doğu Türkistanlı mücahit'in hür dünyaya çağrısını Uygurca el yazısından Türkiye Türk'çesine çevrilmiş olarak size aktaracağız.

6 NİSAN 2002

  

DOĞU TÜRKİSTAN PARTİSİNİN

TÜM İNSANLIĞA ÇAĞRISI

 

"Kan Kardeşlerimiz dünya Türklüğüne, Din kardeşlerimiz dünya Müslümanlarına, dünyadaki, hürriyeti, hak ve hukuku koruyucu bütün teşkilâtlara, bağımsızlık ve demokrasiyi seven ve koruyan bütün hür ve demokratik devletlere, erksever dünya halkına, Birleşmiş Milletler Teşkilâtına: Uygur Türklerinin Anavatanı olan Doğu Türkistan'ın tarihi başkenti ve kültür merkezi olan Kaşgar şehrinin 45 km batısındaki Aktuğ ilçesine bağlı Barın kasabasında Uygur çiftçi ve köylüleri ilkel av tüfekleri, molotof kokteylleri, balta keser ve ağaç sopalarla silâhlanarak, Doğu Türkistan halkını vahşet derecesinde devam eden ve yurdumuzu sömüren Çinli işgalcilere karşı 5 Nisan 1990 tarihinde harekât başlattı. Harekâta katılan her fert sınırsız fedakarlıklar ve benzersiz kahramanlıklar göstererek kendilerinden kat kat üstün olan işgalci düşman kuvvetlerine kanının son damlasına kadar karşı koydu. İnsanlık duygusundan mahrum Çinli işgalciler halkın haklı isteklerine ve kanuni taleplerine ulaşmak için başlattığı bu hareketi zamanımızın en modern silâhlarını kullanarak kanlı bir şekilde bastırdı. İşgalciler bu küçük ve haklı hareketi bastırmak için yüz binlerle ifade edilebilecek miktarda askerî güç kullandı. Bu bastırma, binlerce vatanperver genç bu kanlı çatışmalarda kahramanlık destanları yazarak şehit oldu.

Partimizce Barın kasabasında gerçekleştirilen bu kutsal hareket bütün Doğu Türkistan da ve dünyada geniş yankılar uyandırdı Bağımsızlık için gerçekleştirilen bu hareketin başarısız olmasına rağmen bu hareket Doğu Türkistan halkının bağımsızlık mücadelesine olan azmini kuvvetlendirmiştir. Üstelik halkımızın neler yapabileceğini göstermiştir. Barın şehitlerinin Doğu Türkistan halkının ve hürriyetperver insanlık âleminin kalbinde ebedî yerini almıştır. Barın şehitlerinin pak ruhu erklik âleminde ebedî yaşayacaktır. Yüce Allah (cc) bahtiyar, mekânlarını cennet eder inşallah, Ülkesi ve dini için asil kanlarını akıtan kahraman şehitlerimizi derin bir özlem ve rahmetle anıyoruz. Bizlere kulak vermenizi bekliyoruz!"

8 NİSAN 2002

  

ÇİN HÜKÛMETİ UYGUR MAARİFİNİ

ÇİNLİLEŞTİRME ADIMLARINI  HIZLANDIRDI

 

Çin Maarif Bakanlığı dil ve yazı kullanma bölümü başkan yardımcısı Chang Zhangşi mart ayının 18. günü Urümçi'ye gelip 1992 yılından başlayıp yürütülmekte olan Çin-Uygur dillerinde müşterek eğitim hizmetini gözden geçirme ve Uygur bölgesindeki bütün maarif organlarına buna benzer Çin-Uygur müşterek eğitim sistemini güçlendirme ve yaygınlaştırma hakkında bilgi vermiştir.

Edinilen bilgiye göre Urümçi bölgesinde Çinli ve Uygur çocuklarının eğitim görmekte olduğu ilk ve orta okullardan bu güne kadar 150 tane kurulmuştur. Halihazırda Urümçi sınırları içinde 70 bin civarında Millî öğrenci bunun benzeri okullarda okumaktadır.

Doğu Türkistan'da Uygur okullarının öğretim sistemi eskiden beri Çin okullarındaki öğretim düzeyinden kesinlikle düşük olagelmiştir. Bunun bütün sebebi Çin hükûmetinin Uygur maarifini iktisadi cihetten mahrumiyet içinde bırakarak felç etmeleridir. Uygur maarifine ayrılan meblağın az olması, teknolojiden istifade imkânının tanınması, Çin hükûmetinin Çinlilere üstün ayrıcalıklar tanımasıdır. Fakat Çin makamları bu uygulamalara göz yumup Uygur maarifinin zayıf olmasına sebep olarak da Uygur dilinin yetersiz olduğunu göstermektedirler. Uygur okul1arında Çin dilinde öğrenim görmenin gerekliliğini ileri sürmektedirler. 90' lı yıllardan itibaren şehirlerdeki Uygur okullarında Çin dilinde eğitim veren pilot sınıflar meydana getirdiler.

Yine, 2000 yılından başlayıp içerilerdeki Çin şehirlerinde Uygur ortaokul ve sınıflarını açtı. Yakın zamanda Sekreter Wang Leguen Pekin'de basın mensuplarına bundan sonra Uygur okullarında 3. sınıftan itibaren Çin dilinde ders görmeyi yola koyacaklarını ilan etti ve bunu da kamufle ederek, "Uygurların maarif seviyesini fen ve teknoloji sahasında da yükseltmek için" şeklinde ifade etti.

Gerçekte ise, Çin hükûmetinin Uygurların millî mevcudiyetini yok etmeye yönelik çirkin siyasî suikastının bir kısmıdır. Çünkü bir millet kendi millî dili ile mevcudiyetini sürdürebilir. Millî dilini kaybeden milletler millî gurur, millî iftihar, millî güven ve millî duygularını da kaybeder. Onun için tarihten beri, zorba müstemlekeci milletler müstemlekesi altındaki milletlerin millî karşı duruş ruhunu yok etmek maksadı ile onlara karşı dil ciheti ile mecburi asimilasyona uğratma siyasetini yürüte gelmiştir. Çin müstemlekeci dairelerinin Uygur okullarında mecburi Çince eğitim sürdürmesi de bu maksada yöneliktir.

Yine, Doğu Türkistan'ın gelecekteki sahipleri olan Uygur nesline ana dillerini unutturup Doğu Türkistan'ı ebedî olarak müstemlekeye dönüştürmeyi amaç edinmişlerdir.

1 NİSAN 2002

KIRGIZİSTAN'DAKİ   UYGURLARIN

İNSAN HAKLARIMESELESİ

HAKKINDA KISACA MALÛMAT (1)

Kırgızistan Uygurlarının en önemli özelliklerinden biri, bunlar şehir ve şehir civarı bölgelere yerleşmişlerdir. Aslında seyrek halde yaşayanları da peyderpey bir araya gelip Uygur mahalleleri şekillendirmişlerdir.

Bu hal, dil, millî örf-âdet, gelenek ve görenekleri muhafaza etmede, Birlik ve beraberliğin sağlanmasında büyük rol oynamıştır. Meselâ Bişkek şehrini ele alacak olursak, Uygurlar bu şehirdeki Tokildaş Uygur mahallesi, Libidinipki ve Alamidin bölgesinde toplanmışlardır. Gerçi Kırgızistan'daki Uygurların sayısı az olsa da Kırgızistan'daki diğer azınlıklarla mukayese edildiğinde Uygurlar öz anadillerini, millî örf ve âdetlerini muhafaza etmeleri nedeniyle Kırgızistan hükûmeti Uygurların kendi dillerinde öğrenim görme, gazete, radyo, ve başka medeni faaliyetlerini yürütmede  belli ölçüde imkân vermiştir. Meselâ, 1996 yılında, Kırgızistan Devlet Üniversite, Şarkşinaslık bölümünde Uygur Fakültesi açılmış olup, burada 70'den fazla öğrenci Uygur Dili ve Edebiyatı üzerine öğrenim görmektedir. Kırgızistan Uygurları arasında çeşitli fen sahalarında göze görünür kişilerden profesör ve yukarısı ünvanlar alanların sayısı bir kaç tanedir. Bunlardan Felsefe profesörü Aziz Narinbayip ve Baturhan'ı göstermek mümkün. Bunlardan başka Fen Bölümü profesör adayları 20' den fazladır. Uygur dilinde haftada bir radyo programları, ayda bir sefer yarım saat televizyon programları devam etmektedir.

22 MART 2002

KIRGIZİSTAN'DAKİ   UYGURLARIN

İNSAN HAKLARI MESELESİ

HAKKINDA KISACA MALÛMAT (2)

 

Kırgızistan'da kurulan Uygur siyasî teşkilât ve cemiyetlerden Kırgızistan Uygurları "ittifak" cemiyetini göstermek mümkün. Bu cemiyet 1989 yılında kurulmuş olup, Uygurların bir arada yaşadığı her hangi bölgelerde 104 den fazla şubesi bulunmaktadır.Cemiyet Kırgızistan'daki Uygurların siyasî, içtimai, Medeni ve başka cihetlerdeki durumlara rol oynama, Uygurlarla Kırgızistan hükûmeti daireleri arasında aracı olma vazifelerini üstlenmiş olup, cemiyetin kurulduğu 12 yıldan bu yana kendi sorumlulukları çerçevesinde bir hayli iyi şeyler yaptı.

"İttifak" cemiyetinden başka gene Kırgızistan'daki yerli Uygurlar ve Doğu Türkistan' dan çıkıp Kırgızistan' da geçici olarak yaşamakta olan Uygurların insan haklarını korumak ve kollamak maksadı ile kurulmuş olan Kırgızistan, Bişkek şehri insan haklarını koruma,demokratik teşkilâtı ve teşkilât başkanı Tursun İslâm da kendi sahasında aktif faaliyet göstermektedir. Kırgızistan Uygurlarının iktisadi durumuna gelecek olursak geçmiş devirdeki iktisadi zorluklar, başka halklarda da olduğu gibi, Uygurlar arasında da işsizliğin çoğalmasına ve yaşam derecesinin düşmesine sebep olmuşsa da, Kırgızistan'daki başka azınlıklarla mukayese edildiğinde Uygurların iktisadi durumunun o kadar da kötü olmadığı görülür. Kırgızistan'daki Uygurlar iktisadi sahada genellikle ticaret, yeme-içme işleri alanında faaliyet gösterirler. Bişkek şehrindeki en büyük ve en görkemli lokantaların çoğu Uygurların olup, bu Kırgızistan'daki Uygurların büyük bir özelliğini göstergesidir. Genellikle geçim kaynağı haline gelen yeme-içme alanındaki Uygurların ustalık ve maharetlerini başka milletler de takdir etmiş durumdadır. Onlar Uygurlara, "Mücadeleci, eli yatkın ve maharetli" diye bakarlar. Kırgızistan Uygurlarından alışveriş ve ticaret sahasında göze görünür belli başlı zenginlerden Tursuntay Selimug'u da göstermek mümkündür.

1991 yılında Kırgızistan bağımsızlığını kazandıktan sonra sadece bu devlette yaşamakta olan Uygurlar değil, Doğu Türkistan'daki Uygurlarla beraber  dünyanın diğer ülkelerinde yaşamakta olan Uygurlar da Kırgızistan' bir yürekten alkışlayıp, Kırgızistan'ın hakikî demokratik bir devlet olup, Uygurlar meselesinde hakkaniyetle davranacağına ve bu devletteki Uygurların insan hak ve özgürlüklerine sahip çıkacağına büyük umut bağlamışlardı.

26 MART 2002

  

KIRGIZİSTAN'DAKİ   UYGURLARIN

İNSAN HAKLARI

MESELESİ HAKKINDA KISACA MALÛMAT (3)

 

Gerçekten de Kırgızistan bağımsız olduğu ilk yıllarda Askar Akayev hükûmeti, Batıdaki demokratik devletlerin yardımına erişmek ve kendi halkının himayesini kazanmak maksadı ile demokrasi ve kişilik hakları prensiplerine riayet eden bir görünüm verip, kamuoyunda, "Orta Asya'daki yegane demokrasi abidesi" şeklinde bir ünvana sahip olmuştu.

Lâkin ahval çok çabuk değişti. Kırgızistan hükûmeti, Çin hükûmetini incitmekten korkup Uygurlar meselesinde demokrasi prensiplerinden yüz çevirdi. 1996 Nisan ayında Şanghay'da Çin hükûmetinin teşebbüsü ile "Beş Devlet Başkanları Toplantısı" diğer bir söylemle  "Şanghay Beşlisi" teşkilâtı kuruldu. Çin'in bu teşkilâtı kurmasındaki maksadı "terörizme, dini radikalizme ve bölücülüğe ortak karşı durma" altında Doğu Türkistan müstakillik hareketinin Orta Asya'daki tesirini önlemek ve Uygur bağımsızlık hareketinin bastırılmasında Orta Asya devletlerinin desteğini elde etmek idi.

Kırgız hükûmeti, Çin'in bu maksadını iyi bilmekle beraber, yine de "Şanghay Beşlisi" teşkilâtına iştirak etti. Hem de Çin hükûmetinin Doğu Türkistan'ın müstakillik hareketlerini desteklememe, Uygurların Kırgızistan'daki siyasî faaliyetlerini yasaklama hakkındaki demokratik prensipleri ve uluslararası kişilik hakları anlaşmasına temelden karşı çıkan bir dizi gelişim ve şartnamelere hiç ikilemeden imza attı. O andan itibaren Uygurların Kırgızistan'daki insan hakları vaziyeti hızla kötüleşmeye başladı. Biz bu haktaki tafsilâtları aşağıdaki birkaç cihetten beyan edeceğiz.

Aslında Birleşmiş Milletler Teşkilâtı "insan hakları anlaşmasının" 3.maddesinde çok açık olarak "Kendi ülkesinde siyasî yönden takip altına alınan ve siyasî sığınma talebinde bulunan siyasî kaçaklar yine o devlete iade edilmeyecektir." şeklinde açıkça belirtilmektedir. Kırgızistan da bu uyuşmaya imza attı ise de, Doğu Türkistan'dan kaçarak siyasî sığınma talebinde bulunan Uygur siyasî kaçaklara karşı BM şartnamesine hilafet ederek iade etme yolunu seçti. Meselâ 1996 yılından şimdiye kadar geçen süre içinde Kırgızistan hükûmeti Doğu Türkistan siyasî sığınma talebinde bulunan birçok siyasî sığınmacıyı taleplerini reddetmekle beraber önce ve sonrakiler olmak üzere Celil Turdi başta olmak üzere 10'dan fazla Uygur'u Çin hükûmetine iade etti. Çin makamları onların bazılarına ölüm cezası verip idam etmişlerdir. Bazılarını da uzun müddetle hapis cezalarına çarptırdılar.

27 MART 2002

 

 KIRGIZİSTAN'DAKİ   UYGURLARIN İNSAN

HAKLARI MESELESİ HAKKINDA

KISACA MALÛMAT (4)

 Kırgız hükûmeti uluslararası teşkilâtların kınamasından korkup Uygur siyasî kaçakları Çin'e iade etme işini genellikle gizli bir şekilde sürdürdüğü için şimdiye kadar iade ettiği Uygurların tam sayısı bilinememektedir. Bundan başka Kırgızistan hükûmeti yine Çin hükûmetinin talebine esas olmak üzere Kırgızistan'da kaçak olarak yaşamakta olan Uygurları sudan bahanelerle tutuklayıp sebepsiz olarak ölüm ve türlü hapis cezalarına çarptırmaktadır. Meselâ 2001 yılı mayıs ayında Kırgızistan Oş mahkemeleri Esker Tohti, Ehmet Gonen, Behremcan, Eli Mahsum olmak üzere dört Uygur genci 1999 yılında Oş'ta meydana gelen otobüsün havaya uçması olayı ile ilişkilendirip onlardan üçüne ölüm cezası, Eli Mahsum adlı gence de 25 yıl ağır hapis cezası verdi. Kırgızistan üst mahkemeleri de bu cezaları onayladı. Gerçekte ise bunların otobüsün havaya uçurulması olayı ile hiç bir ilişkileri olmayıp, şahitlerin ifadelerine ve avukatların itirazlarına rağmen bu adaletsiz hükümleri vermiştir. Kırgızistan'daki bütün insan haklarını koruma organları ve avukatlar bu yargılamayı tamamen Çin'in talebi doğrultusunda gelişen bir karar olarak nitelendirmektedirler. Yine, 2001 yılı 31 Aralık günü Bişkek şehri Severdilov bölge mahkemesi Keysercan Calal, Ablimit, Tohti Niyaz olmak üzere üç Uygur’a "Yasadışı Doğu Türkistan teşkilâtı kurdu, silâh bulundurdu" şeklindeki suçlamalarla onlara ayrı ayrı 25 yıl 16 ve 17 yıl hapis cezaları verdi. Gerçekte ise avukatların ifadesine göre bu suçlamaların hepsi uydurma olup, Kırgızistan'da hiçbir zaman böyle teşkilât kurulmamış. Bu nedenle bir üst mahkemeye müracaat etmişlerdir. Bunlardan başka, Doğu Türkistan'dan gelip Kırgızistan'da yasal ticaret yapmakta olan Uygurların hak ve hukukları, mal-mülk güvenliği tam olarak sağlanabilmiş değildir. Onlar her an hapis ve mafyanın yitip kakması ile huzurlu değiller. Bu şartlara karşılık Kırgız hükûmeti kesin bir çözüm üretmedi.

Meselâ, 12 Şubat 2002 tarihinde akşam vakti Bişkek şehrindeki "Tur baza" diye adlandırılan Uygur ticaret erbabının ticaret merkezini kimliği belirsiz kişiler kasıtlı olarak ateşe verdiler. Çarşının itfaiye ekipleri, zamanında gelmedikleri için alışveriş merkezindeki 200'den fazla dükkan ve dükkanlardaki çoğunluğu kumaş olan mallar, nakit paralar ticaretçilerin pasaport ve kıymetli evrakları ve bir çok önemli eşya tamamen yanmıştır. İnsanı daha da müteessir eden şu ki, çarşının ateşe verildiği sırada itfaiye ekipleri ticaretçilerden para talep etmiştir.

28 MART 2002

KIRGIZİSTAN'DAKİ   UYGURLARIN

İNSAN HAKLARI MESELESİ

HAKKINDA KISACA MALÛMAT (5)

 Yangın sırasında pazar yerine Kırgız vatandaşlarından bazı insanlar saldırıp sağlam kalan ve malları talan etmeye başlamışlar, polisler ise yağmacı1ara fırsat vermekle beraber kendileri de yağmacılara iştirak etmişlerdir. Bu esnada bir kaç Uygur tüccar polis ve yağmacılar tarafından dövülerek paraları gasp edilmiştir.

Bu seferki yangın hadisesi, itfaiyenin tutumu, polisler ve yağmacıların Uygur ticaretçilere karşı kullandığı gayri insanî davranış1arı Kırgızistan kamuoyunda çok büyük yankı bulmuştur. Kırgızistan'daki, nüfuzlu televizyon kanallarından olan "Piramida", "Kort" buna benzer Bişkek'te çıkmakta olan "Dilo" "Bişkek Kiçilik Gazetesi" olmak üzere ünlü gazeteler bu olayın cereyanını tarafsız olarak geniş şekilde aydınlattı. Polis ve itfaiyenin rezil davranışını sert bir şekilde tenkit ettiler. Özellikle "Kort" televizyon kanalı 23 Şubattaki programında olayın meydana geldiği sıradaki yağmacıların ve polislerin davranışının görüntülerini bizzat görerek vermişlerdir. 10-11 yaşlarındaki birkaç öğrencinin görgü tanıklarını kamuoyuna açıklayıp, polislerin işlediği suçu gözler önüne serdi. Lâkin bu durum karşısında dâhi Bişkek polis organları kendilerinin suçlarını kabul etmeyip bütün suçu işyerleri yanan Uygurlara yüklediler.

Meselâ, yangınlar iki hafta sonra Bişkek vilâyeti polis merkezinin başkanı Soranchiyip, toplumun polislere karşı olan tepkilerini cevaplayıp "Polisler hiçbir zaman yağmaya katılmadı, onlara iftira atılmaktadır. Bütün suç kendilerinindir." şeklinde konuşarak polislerin işlediği suçu örtbas etmeye çalıştı.Bu yangın sırasında Uygur ticaretçiler en az  500 milyon dolar değerinde zarara uğramışlardır. Maddî zararın dışında manevî olarak da çok büyük bir çöküntüye uğramışlardır.Uygur ticaretçiler, hane veyran olup acınacak halde bulunmaktadırlar. Kırgızistan'ın polis ve vatandaşları dünyada hiçbir zaman hiçbir halkın yapmadığı şekilde gayri insanî bir tutum sergileyip Kırgızistan hükûmeti ve polisinin şanına gölge düşürmüşken, Kırgızistan makamlarının bu olay karşısındaki ilgisiz tutumu insanı daha da üzüntüye sevk etmektedir. Bu yangının üzerinden bu güne kadarki geçen süre içerisinde zarara uğrayanlara devlet olarak hiçbir yardım yapılmadığı gibi resmî ünvana sahip kişilerden hiç kimse teselli edici ne bir söz söylemiş ne de moral verecek bir davranışta bulunmuşlardır.

Bu pazarda daha önceleri de üç kere yangın çıkmış, bunun kasten kundaklama sonucu yapıldığı ortada olmasına rağmen hiçbir tedbir alınmamıştır. Kırgızistan hükûmetinin Uygurlara karşı göstermekte olduğu gayri insanî davranış, Kırgızistan'daki ve dünyanın diğer yerlerindeki Uygurların sert tepkisine neden oldu. Kırgızistan'da, Uygurların insan hak ve hukuklarının çiğnenmesi halleri yalnızca Doğu Türkistan'dan gelen Uygurlarla sınırlı kalmayıp, Kırgızistan'daki yerleşik Uygurlar da her yönlü baskı, kısıtlama ve zarara uğratılma durumları ile karşı karşıya bulunmaktadır: Bu cümleden olarak, Kırgızistan'daki yerleşik Uygurların Doğu Türkistan'ın bağımsızlık davasına bağlı siyasî faaliyetlerle meşgul olması 1996 yılından sonra sert şekilde yasaklandı.

30 MART 2002

DOĞU TÜRKİSTAN'DA NEVRUZ BAYRAMI

21 Mart Nevruz Bayramı, güneyde Musul ve Kerkük, Kuzeyde Sibirya düzlükleri, batıda Adriyatikken başlayıp doğuda Çin Seddine kadar olan coğrafyanın en ücra köşesine kadar yayılmış olarak yaşayan Türklerin bulunduğu bütün bölgelerde gerçek bir bayram olarak yüzyıllardan beri büyük bir heyecanla kutlana gelmektedir.(Her nedense Türkiye'mizde bu bayram son yıllarda bilinmeğe ve yeterli olmasa da bayram olarak kutlanmağa başlandı) Bütün Türk dünyasında değişik efsane ve mitolojilere dayandırılan 21 Mart Nevruz Bayramı, bölgelere göre değişik şekilde yorumlanmaktadır. Buna göre; gece ile gündüzün eşit olduğu, bütün canlılar için kıştan bahara çıkışın müjdecisi, yeryüzüne canlılık getiren, tabiatın en adaletli günü olarak bilinmektedir. Türklerin Ergenekon dan çıkışının bu tarihte gerçekleştiği inancı ağırlıktadır.

Hattı zatında, bu bayramın kutlanmasındaki en önemli amaç, Türk dünyasının birbirine daha çok kenetlenmesi,bir ortak değere sıkı sıkıya sahip çıkılması, en önde gelen bir davranış olmalıdır. Oysaki, yüzyıllardır unutulmuş yada unut unutulmaya yüz tutmuş, diğer bir deyişle unutturulmaya çalışılan o kadar önemli ortak değerlerimiz var ki bunları düşündükçe kahroluyoruz. Buna göre, herkesçe malûmdur ki Türk ve İslâm dünyasında Millî ve manevî değerlere yeterince sahip çıkılmayan yerlerde düşmanlar daha da güçlenmekte ve parçalanıp bölmeleri daha da kolaylaşmaktadır. Uzun yıllar boyunca Rus esareti altında kalan Batı Türkistan (Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve diğerleri) halk kültürel değerlerine her türlü baskıya rağmen sahip çıkmışlar ve bu hususta hiçbir taviz vermemiştir. Allah kısmet edipte bağımsızlıklarına kavuşunca da bir bocalama yaşamadan Millet olma özelliklerini sürdürmektedirler. Doğu Türkistan'da da Emperyalist Çin'in bütün baskı, zulüm ve asimilasyon hareketlerine rağmen yüzlerce yıldan beri kutlana gelen Nevruz Bayramını "Noruz Bayrımi" adı altında birlikte hareket etmenin bir vesilesi sayarak devam ettirmektedirler. Bu bayramda toplu folklor oyunları sahnelenir, "Noruz Aşı" denilen bir yemek yapılır ve bu yemek bu şenliklere iştirak eden herkese dağıtılır. Dini zatların öncülüğünde, geçmişteki din büyükleri ve âlimlerin kabirleri toplu şekilde ziyaret edilir, dualar edilir gelecek yıllarda da Allah'ın bolluk ve bereket getirmesi için dualar edilir, "Noruz Name" adı verilen ve iyi dileklerin yer aldığı bir kâğıt akarsuya bırakılarak dualar edilir.Daha birçok âdetlerde sıralanabilir. Bu hareketlerin bu şenliklerin ve âdetlerin tamamı birlik ve beraberliğin bir göstergesi olarak çocuklara ve gelecek nesillere aktarılır.

21 Mart Nevruz Bayramı, kimilerine göre putperestlik, Ateşperestlik âdeti olarak telakki edilir ve bu kişiler ne hikmetse bu günü şiddetle ret ederler. Bu davranış kesinlikle doğru değildir. Elbetteki bu bir dini vecibe değildir. Fakat milleti millet yapan kültürel değerlerden bir tanesidir. Bu bir birliktelik vesilesidir. Doğu Türkistan halkı tarihte kaybolan Aztekler, Mayalar gibi yok olmamak için bu tür kültürel değerlerine sahip çıkmasında ne yapsın. İslâm inancından zaten zerre kadar taviz vermemişlerdir. Bir dönem Türkiye'mizde sahip çıkılmayan bu bayramın bölücü güçler tarafından nasıl istismar edildiğini hep birlikte gördük Türk Milletine zarar veren anlamsız görüş ve iddiaları bir kenara bırakıp 21 mart nevruz Bayramına sahip çıkılmalıdır. Nevruz asırlardan beri öz be öz Türk'ün bayramıdır.

21 MART 2002

 

DOĞU TÜRKİSTAN'DA DİNİ ZEVATLARA

YENİ DAYATMALAR

 

Yakın zamandaki haberlerimizde yer aldığı gibi bu 2002 Ocak ayı ortalarından itibaren Çin hükûmeti, "ideoloji sahasındaki millî bölücülere karşı olan mücadeleyi yaygınlaştırma" hareketini başlatmışlardı. O tarihten bu yana Urümçi' de başlayıp aşağıya doğru köy ve şehirlere kadar yukarıdaki maksatlarına yönelik her türlü toplantı duyuru ve yerleştirmeler oldukça sıklaştı.

Çin hükûmeti eskiden beri ideoloji sahasındaki propaganda, yasaklama ve baskının asıl ağırlığını dini sahaya yönelte gelmişlerdi. Bu sefer bu tür yasaklamaların dairesini tamamen edebiyat, sanat, yayıncılık, habercilik ve maarif sahasına doğru genişletmekle beraber, dini sahaya doğru daha da sert ve yeni yeni gözlemcilik usulü ve yasaklama tedbirlerini ortaya çıkartmaktadırlar.

Meselâ 1 Mart günü Urümçi mahallî hükûmeti daire müdürleri toplantı gerçekleştirip dini zatlara karşı, millî bölücülere yönelik olarak halka vatanperverlik terbiyesinin nasıl yürütüleceği hususunda özel müzakereler yapılmış olup, söz konusu toplantıda yerel parti komitesinin muavin sekreteri He Yiming şöyle demiştir:

"Dini zatları Sinkiang'ın genelinde şimdiki vaziyetin ihtiyaçlarına uygun gelecek fetvaları daha çok yer vermeleri hususunda uyarmak ve dini sahadaki bölücülüğe karşı halkın ikaz edilmesine doğru yönlendirmek gerek".

Burada bahsedilen "Sinkiang genelinde vaziyetin ihtiyacına uygun gelecek fetva" sözünü nasıl yorumlamak lâzım? Bu söz gereğince cami imamları namaz için gelen cemaate "hükûmetin sözünü dinlemek vacip" “Millî bölücülere karşı durmak farz", "Namaz kılmak yanlış" diyerek fetva vermeleri gerekiyormuş. Buna göre, mukaddes İslâm dinine ve Müslüman Uygur toplumuna yapılan hakaret ve itikadından vazgeçirmeye zorlamak değil de nedir?

Çin hükûmeti Doğu Türkistan Müslümanlarını böyle tedirgin edeceğine, camilere mühür vurarak " hepiniz dininizden vazgeçeceksiniz diye bir emir versin ve sonuçlarını görsün.

Çinliler Korkuyor:

Çin hükûmeti her zaman Uygur vatanseverler için " Az, sayıdaki Millî Bölücü unsurlar" diye bahsetmekle beraber "Çoğunluk Uygurlar hükûmetimizi, destekliyor." şeklindeki sahte teşvikatı da yürüte gelmektedir. Fakat kesinlikle Çinliler Uygurlara güvenmezler. Bütün Uygurları kendilerine karşı düşman olarak görürler.Buna bir misal:

Normalde uçak yolcularını sıkı bir aramadan geçirmek sıradan bir olaydır. Ancak, Doğu Türkistan'a uçakla yolculuk yapacak olan bir Uygur olursa işler değişir ve çok özel bir aramadan geçirirler. 27 Şubat günü Urümçi havaalanından Çinin Guangu şehrine uçmakta olan bir Uygur arama ekibinin kendisini rahatsız edecek derecede çok sık bir şekilde aranmasına tepki göstererek "Neden bu kadar çok arama yapıyorsunuz? Ben de bomba mı var ?" dediği için arama görevlisi polisler bu kişiyi özel bir odaya götürüp yeniden aramaya tabi tutmuştur. Aslında bu kişi sıradan bir ticaret erbabıdır. Arama sona erdiğinde ise uçak çoktan uçmuştur bile.Bundan başka birkaç yıldan beri Doğu Türkistan' da şöyle  garip bir iş normal bir hale dönüştü. Tren ve otobüslerde Çinlilerle Uygurlar birlikte yolculuk ederlerken, bile güvenlik görevlileri Uygurları özellikle sıkı sıkı ararken Çinlileri aramamaktadırlar Uygurlar bu ahvalden dolayı hürriyetlerinin kısıtlandığı şeklinde hislere kapılsalar da tepkilerini açıkça ifade edememektedirler. Eğer bu duruma açıkça tepki göstermiş olsalar bu sefer de  "Hükûmete karşı geldi" diyerek ceza görmektedirler. Bir görgü şahidi anlatıyor.

"İki yıl önce kış günü Kuçar'dan Urümçi'ye gelirken şöyle bir olayla karşılaştım.Yolculuğumuzun bir bölümünde bir arama noktasında otobüsümüz durduruldu. Üç Çinli polis otobüse çıkıp özellikle Uygurların kimliklerini sordu. Üstelik de son derece kaba bir üslûp kullanmakta idiler. Aramızdan 20 yaşını biraz geçmiş görünümdeki bir Uygur genç tepki gösterip "Neden hep Uygurları arıyorsunuz? Otobüste Çinliler de var" demesi üzerine üç polis birden paldır küldür gelip "Sen ne demek istiyorsun? Bize karşı mı geliyorsun? Yürü seninle ayrı görüşeceğiz" diyerek genci otobüsten aşağı sürüklediler. Bunun üzerine genç kimliğini göstererek kendisinin ordu mensubu olduğunu, ailesini ziyarete gitmekte olduğunu söyledi, ise de bir sürü hakaretler ederek götürdüler. Bir müddet sonra bir Çinli polis gelip gencin çantasını aldı. Otobüs şoförüne de sertçe "Sen yoluna devam et" dedi. Otobüs yürüdü gitti."

20 MART 2002

   

ÇİN'Lİ GÖÇMENLER DOĞU TÜRKİSTAN'IN

GÜVEN İÇİNDE OLMAMASININ

TEMEL SEBEBİDİR (1)

 

Aşağıda okuyacağınız tespitler, Çinlilerin asırlardan beri Türk Devletlerine karşı uyguladıkları hilekarlık marifetlerinin (!) diğer bir şekli olan iftira ve karalama siyasetinin esareti altında tuttuğu Doğu Türkistan üzerindeki uygulamalarının bir ispatıdır.

Bu yıl 1 Şubat günü Doğu Türkistan'ın payitahtı Urümçi'de bir Çinli göçmen tarafından gerçekleştirilen bombalama olayı Çinli göçmenlerin Doğu Türkistan'ın güvenliğine karşı tehlike yaratmakta olduklarının açık delilidir.

Çin matbuatlarının haberine göre bu yıl 1 Şubat günü öğle vakti Çinin içeri bölgelerinden Doğu Türkistan'a gelen 33 yaşındaki bir Çinli Urümçi' deki Tanrı dağı ticaret merkezinin etrafında bomba patlatarak iki kişinin ölümüne bazı kişilerin yaralanmasına sebep olmuştur. Patlama bölgesinde çok sayıda araçta ağır hasar meydana gelmiştir. Çin'in "Xinhua Agenligi" bu seferki bombalama olayının sebebinin bu kaçak Çinlinin iş hakkının zamanında verilmemesinden kaynaklandığını ortaya koydu.

Eğer bu olay bir Çin vatandaşı tarafından değil de bir Uygur Türkü tarafından gerçekleştirilmiş olsa idi, o zaman sebebinin ne olmasına bakmaksızın Çin hükûmeti bu olayı "Doğu Türkistan teröristleri tarafından gerçekleştirilen bir şiddet eylemidir." diyeceklerdi ve bütün dünyayı ayağa kaldırırlardı. Çünkü Çin hükûmetinin Doğu Türkistan'da bazı Uygurlar tarafından bireysel olarak yürütülmekte olan ve Doğu Türkistan'ın Millî hareketinin asıl amacına hizmet etmeyen bazı bombalama hadiselerini ellerine koz olarak geçirip dünya kamuoyu önünde Uygurları "terörist" olarak göstermeye kalkıştıklarını hepimiz biliyoruz.

Doğu Türkistan'daki Çinli göçmen akını ile beraber bu göçmenlerin gerçekleştirdikleri bombalama olayları yalnızca yukarıdaki olaylarla sınırlı kalmış değildir. Doğu Türkistan'daki ilk bombalama olayı 1980'li yılların ortalarında ortaya çıkmış olup, aynı tarihlerde bir grup Çinli göçmen Uygurlar arasında "Milletperver" olarak bilinen " Xinjiang Su İşleri Bakanı" Uygur Minop Efendiyi öldürmek maksadı ile onun arabasına gizli bir şekilde bomba yerleştirmişler ve bu saatli bomba patladığı sırada arabada Minop Efendi kendisi olmayıp kızı Satgül Hanım feci şekilde can vermiştir. Çin hükûmeti o günlerde Uygurların sert tepki göstermesi sonucunda bu olayı araştırmıştır, fakat neticeye bakıldığında bunu yapanların Çinli olduğu anlaşılınca dosyaları üzerinde yürütülmekte olan işlemler durdurulmuştur.

Yine meselâ 2001 yılı 6. ayın 11. günü Doğu Türkistan'ın Xihenze şehrindeki bir restoranda bombalama olayı vuku buldu. O sıralarda Çin'in Devlet Başkan Yardımcısı Hujing Tao Xihenze şehrinde ziyarette olduğu için bu hadise vatan içinde ve dışında oldukça büyük tesir uyandırmıştı. Çin hükûmeti olayı ilk anda fazla incelemeden, araştırmadan "millî bölücüler yapmıştır" diyerek beyanda, bulundular. Dolayısıyla bıçağın ucunu Uygurlara doğrultmuştu. Fakat bu olayı gerçekleştirenin Gao Hui Tian adında bir Çinli göçmen olduğu ortaya çıkınca Çin hükûmeti bu husustaki haberlerin doğrusunu vermeden olayı örtbas etti. Bununla da bitmiyor, Çinli göçmenlerin yapmakta oldukları bombalama olayları Doğu Türkistan'ın İli ve başka bölgelerinde sık sık görülmektedir. Kaynak: Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi

16 MART 2002

 

ÇİN'Lİ GÖÇMENLER DOĞU TÜRKİSTAN'IN

GÜVEN İÇİNDE OLMAMASININ

TEMEL SEBEBİDİR (2)

 

Doğu Türkistan da Çinli göçmenler tarafından gerçekleştirilen yukarıdaki bombalama olaylarının dışında yine, Çinli göçmenler arasında kundaklama, gasp, adam öldürme, hırsızlık olmak üzere suçlu dosyaları hızla çoğalmakta, Çin hükûmeti kanuni cihetten "Uygurlara sert, Çinlilere  yumuşak olma" siyasetini kullanması sebebi ile Doğu Türkistan'da Çinli göçmenlerin zorbalık yapmalarının günden güne artmakta olduğu bir gerçektir.

Bilhassa merkezi Çin hükûmetinin suçlulara darbe vurma maksadı ile 80'li yıllardan sonra her yıl sürdürülmekte olan "sert darbe vurma" hareketinde geçen yıldan bu yana kesinlikle Uygurların millî hareketini bastırmaya yönelttiği ve Çin göçmenlerin "sert darbe vuruş" hareketinin dışında bıraktığı, Çinli göçmenlerin Doğu Türkistan'da istedikleri gibi zorbalık yapmalarına sebep olmaktadırlar. Elbette ki bu tür yanlı vaziyetler haklı olarak Uygurların Çinli göçmenlere olan tepkilerini ve nefretlerini arttırmaktadır. 1949 yılı Komünist Çin hâkimiyeti Doğu Türkistan'ı  istilâ etmeden önce Doğu Türkistan'daki Çinli göçmenlerin umumî sayısı 400.000 civarında idi, şimdi ise Çinin resmî istatistiklerinde 7 milyon civarında olduğu açıklanmaktadır.

Doğu Türkistan'da Çinli göçmenlerin sayısının her geçen yıl kat kat  artmasıyla beraber yerli halkın (Uygurların) iktisadi yükü gittikçe ağırlaşmakta ve yerli halk, ekim için toprak, barınacak yer, hizmet, ticaret, el sanatları, üretim ve başka türlü maddî cihetlerde Çinli göçmenlerin zararına uğramaktadır. Meselâ Çin hükûmeti Doğu Türkistan'ın "Toprağı geniş, madenleri bol" diyerek tarif edip Çinli göçmen getiriyorsa da, Doğu Türkistan'ın Kaşgar, Artuş, Hoten olmak üzere bir çok bölgelerinde bir Uygur un emek gücüne denk gelecek ekilecek arazi bir dönüm bile değildir, Aksine bu bölgelerde yerleştirilen "Bingtuvan" Çinliler ekim arazilerinin çokluğundan işgücünü yetiştiremeden Çinin iç bölgelerinden gündelikçi Çinli çiftçileri  Doğu Türkistan'a göç ettirip üretici çiftçi olarak çalıştırmaktadırlar. Bundan, başka yine işsizlik, iş hakkı, ayrıcalık, maddî imtiyaz olmak üzere birçok cihetlerde yerli halk ile Çinli göçmenler arasındaki farkın hızla artmakta olduğu da Uygurların Çinli göçmenlere karşı tabii olarak tepki ve nefretini artırmaktadır.

Komünist Çin hâkimiyetinin şovenistlik politikaları neticesinde Doğu Türkistan'daki Çinli göçmenlerin büyük Çinlilik ideali gittikçe güçlenmekte ve onlar Doğu Türkistan'daki yerli halka 2. sınıf muamelesi uygulamak-tadır. Bunlarla beraber Doğu Türkistan'da Çin göçmenleri yerli halkın örf-âdet, gelenek ve göreneklerini sert bir şekilde rencide etmekte, hakaret ve aşağılama olayları umumî bir hal aldı, Bu da yerli halkın Çinli göçmenlere karşı olan nefretini kuvvetlendirmektedir.

18 MART 2002

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜNDE

DOĞU TÜRKİSTAN

KADINLARININ DURUMU

 

10 Aralık 1948'de kabul edilen İnsan Hakları Beyannamesinde ve 26.02.1945 tarihli Birleşmiş Milletler Anlaşması'nın  giriş kısmında "İnsan Haklarına, şahsın haysiyet ve değerlerine, inançlara saygı gösterilmelidir" denilmesine ve "Hiçbir kimsenin işkenceye, gayri insanî yahut haysiyet kırıcı muamelelere tabii tutulamayacağı" vurgulanmış olmasına rağmen Doğu Türkistan halkı Temel İnsan Hak ve Hürriyetlerinden tamamen yoksun olarak yaşam sürdürmektedir.

Dünya devletleri arasında yapılan birçok anlaşmaların altında imzası bulunan Çin, hiçbir zaman attığı imzaların arkasında durmamış, özelliklede İnsan Hakları İhlalleri konusunda, Birleşmiş milletlerde veto hakkı olan beş dâimi üyeden biri olma sorumluluğunu çiğneyen tek ülke olma özelliğini sürdürmektedir.

Buna bağlı olarak ta şunu açıklıkla ifade edebilirim ki; Bu gün 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Doğu Türkis-tan'daki kadınlarımızın durumu içler acısıdır. Doğu Türkistan'daki milyonlarca kadın "Mecburi Doğum Kontrolü" adı altında katledilmekte ve bütün hakları ellerinden alınarak insanî temel hak ve hürriyetlerinden tamamen mahrum bırakılmaktadır.

Doğu Türkistanlı genç kızlar Çinli erkeklerle evlenmeye zorlanmakta, bu hususta özellikle büyük bir baskı uygulanmaktadır. Bu zorlama ve  baskılara dini ve millî yönden kesinlikle olumlu tavır göstermeyen Müslüman Türk kızları arasında intihar olaylarına sıkça rastlanmaktadır. Doğu Türkistan halkının asimilasyonunu hızlandırmak için Çinlilerle Türklerin karşılıklı evlenmelerine çok büyük önem vermektedirler. Bunu özendirebilmek içinde Doğu Türkistanlı erkeklere 500 Dolar para vermekte, doğan çocuklar nüfus kütüğüne Çinli olarak yazılmaktadır. Boşanmak isteyen Türk erkeklerine ise 2000 Dolar ceza  ödemesi gerektiği Bu parayı ise hiç kimse ömrü boyunca bir arada göremez. Çin resmî yayın organı olan "Sinkiang"(!) gazetesinin 12 Eylül 1990 sayısına göre Hoten vilâyetine bağlı Karakaş ilçesinde 18700 Müslüman anne adayı zorla ameliyat edilerek annelik yeteneği ortadan kaldırılmıştır. (Ellerinden alınmıştır.) Bu sayı ise bu ilçede yaşayan toplam anne adayının tamamına yakındır.

Bu uygulama için ilçeye özel olarak Çinlilerden kurulu 432 kişilik bir sağlık ekibi (!) gönderilmiştir. Doğu Türkistan'da Karakaş gibi 127 ilçe mevcuttur. Buna göre 1990-1991 yılları arasında 2 Milyondan fazla Müslüman kadının anne olma yeteneğini zorla kaybettirilmiştir. Adının açıklanmasını istemeyen  Doğu Türkistanlı bir kaynaktan alınan bilgilere göre Kızıl Çin yetkilileri mecburi doğum kontrolünü insanlık dışı bir yöntemle bütün ülke genelinde uygulamaya devam etmektedir.200 bin nüfuslu bir şehirde çocuk sahibi olabilecek 3500 kadın mecburi kontrole tabi tutularak bunlardan 953 kadın kürtaj olmaya zorlanmış ve 10.708 kadın çocuk sahibi olmaktan mahrum bırakılmıştır.180 bin nüfuslu başka bir vilâyette ise yalnızca 1000 kadına çocuk sahibi olma hakkı bir çocukla sınırlandırarak verilmiştir. Bir başka deyişli 35 kadından birine bu hak çok ağır yükümlülüklerde yüklenerek verilmiştir.

En dehşet verici olanı ise hamile olduğunu öğrendikleri kadınları zorla evlerinden alıp son derece gayri sıhhî ortamlarda kısırlaştırmaları sınırlama fazlası olan çocukları ailelerine rağmen iğne ile öldürülmeleridir.Bu kadınlarımızın büyük çoğunluğu da tedavi göremediği için hayatını kaybetmektedir. Doğu Türkistan'daki kadınların bırakalım kadın haklarını insanca yaşama hakları da gasp edilmektedir.Hasta, yaşlı ve hamile olmalarına bakılmak-sızın tarlada, madende, su yatağı açma çalışmalarında 18 saat çalıştırılmakta, açlıklarını giderecek miktarda yiyecek bile verilmemektedir.buralarda ölen olursa bir çukura atıp gömülmekte cenazenin doğru dürüst defnedilmesine bile izin vermemekte, bunun için harcanan zamanı "boşa geçen zaman" olarak telaffuz etmektedirler.

Bütün bunlar Doğu Türkistan'daki kadınlarımızın yaşadıklarının küçük bir bölümüdür. İnsanın aklına şu geliyor, ülkemizde kadın-erkek eşitliği diyerek aile içinde huzursuzluk çıkaranlar ve feministlik adına aileleri çökertenler, tabiri caizse bir eli yağda bir eli balda konken partilerinde ömür tüketenler, "Hayvan Hakları" diyerek insan haklarını göz ardı eden ve çiğneyenler, acaba bir gün olsun dünyadaki bir çok ülkede ve Doğu Türkistan'da hakları gasp edilmekte olan hemcinslerini akıllarına getiriyorlar mı? Bence hayır...

Öyle ise bütün dünyadaki "Feminist" geçinenleri göreve davet ediyor, Doğu Türkistan kadınlarının durumunu Çinli işgalcilere sormalarını bekliyoruz.

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Doğu Türkistan'daki Elleri Öpülesi Müslüman Türk Kadınları Unutulmasın.

8 MART 2002

  

URÜMÇİ'DEKİ YOKSULLAR MAHALLESİ (1)

 

Aşağıda okuyacağınız husus, Çinlilerin 1949 yılından beri aralıksız olarak Doğu Türkistan'ın vilâyetlerine Çinli göçmen yerleştirmesi sonucu kendi ülkelerinde Doğu Türkistanlıların halkının öz yurtlarında fakrı zaruret içinde kıvranmasına sebep olmakta olduğunun açık bir delilidir.

1950 yılında % 8 civarında Çinlinin yaşadığı Urümçi şehrimizde bu gün Çinli nüfus oranı % 80-85'lere ulaşmıştır. Doğu Türkistan'ın başkenti Urümçi'yi bizzat inceleme ve gözlemleme imkânı bulan bir kişi anlatıyor:

"Urümçi, iki milyondan fazla ahalinin yaşadığı Doğu Türkistan'ın en büyük merkezi şehridir. Şehirdeki göklere yükselen heybetli binalar, cadde ve sokaklara sığmayan insanlar ve arabalar, çok hareketli pazarlar, Urümçi'ye ilk gelen herkese mamur, hareketli ve çok canlı bir şehir izlenimini verir.

Lâkin bu heybetli binaların arka kısımlarında, "Yamalik Dağı" diye adlandırılan çıplak ve yeşilliksiz bir bölge var, bu Urümçi'nin mamur şehir bölgesine kesinlikle benzemeyen meşhur, "yoksullar bölgesi"dir. Bu bölgede genellikle Doğu Türkistan'ın güneyindeki yoksul bölgelerden gelen Uygurlar yaşamaktadır. Ben yakın zamanda onların yaşam durumunu görmek an1amak maksadı ile bu yoksullar bölgesine gittim. Bir tepeye çıktığımda gözümün önünde birbirine hiç benzemeyen iki tür manzara, iki tür dünya ile karşı karşıya geldim. Ön tarafımızda üzerleri basık, virane şeklinde kerpiç evler, dar eğri büğrü pislik içinde sokaklar, her yerde göze çarpan çöp yığınları, yaşam mücadelesi altında boyları çökmüş insanlar, arka tarafında ise göklere yükselen binalar geniş ve temiz yollar, gamsız kedersiz insanlar. Biraz evvel bahsettiğim basık, virane kerpiç evlerde yaşayanların hepsi Uygur, öbür taraftaki haşmetli binalarda yaşayanların hemen hepsi ise Çinliler!.. Ben bir süre önümdeki, bir süre de arkamdaki manzaraya bakıp bir müddet suskunluğa büründüm. Daha sonra ağır bir eziklik içinde yoluma devam ettim. Buralar hiçbir yeşilliğin bitmediği alçak boylu tepelerin yer aldığı bir bölge idi. Bazı kişiler tepelerin bir kısmını kazıp üzerini eski püskü şeylerle örtüp "ev" şekline dönüştürmüş. Birazcık durumu iyi olanlar, taş ve tuğla parçalarından insanın boyunu biraz geçen evler yapmışlar. Aradan geçen zaman içerisinde dar, düzensiz, inişli çıkışlı sokaklar meydana gelmiştir. Buradaki evlerde ne musluk suyu, ne gaz, ne de yaşamı kolaylaştıran çağın ihtiyacı olan herhangi bir şeylerden bahsetmek mümkün değildir. Hatta bazı evlerde elektrik bile yok. Elektrik parasını ödeyemedikleri için  su ihtiyaçlarını yüzlerce metre uzaklıktaki dağın eteklerinden satın alıp kova ve tenekelerle taşıyarak gideriyorlar.

Ben giderken kadınların 5-6 yüz metre yükseklikteki dağın tepesinden sırıklı kovalarla bin bir meşakkatle su taşıdıklarını gördüm. Şiddetli soğuk olmasına aldırmadan insanlar üst-başlarına eski ve ince giysiler giymekte idiler. Ben bu bölgede normal görünümlü, haleti ruhiyesi düzgün insanlara hiç rastlamadım. Hepsi de birbirinden zayıf, çehresinden dert, hasret dökülen insanlardı. Dilencilik yapan Uygur ninelere, dedelere sıkça rastlanıyordu. Beynimi Bu insanlar kendilerinin cennet misali bölgelerinden yurt ve mahallelerinden vazgeçip, bu eski virane yerlere neden geldiler? Buradaki yaşamın arzulanacak neresi var? memleketlerindeki yaşamları bundan daha kötü? gibi düşünceler sardı. Bu sorularıma cevap bulmak için birçok vilâyetlerden gelen her yaştaki kişilerle görüştüm. "Ben Kaşgar'ın Peyzavat nahiyesinden geldim" diyerek söze başladı. 45 yaşlarındaki Abdurrahman isimli kişi  memlekette  yıl boyunca toprağa çalışıp yıl sonunda ise yine borçtan kurtulamadık. Elimiz o yıldan bu yıla 4 kuruş para görmedi. Bunu az diyerek her yıl iki üç ay boşa amelelik yapmak gerekiyor. Sonunda dayanamayıp çoluk çocuğumu da alıp Allah'a tevekkül ederek Urümçi' ye geldim."

2 MART 2002

 

URÜMÇİ'DEKİ YOKSULLAR MAHALLESİ (2)

Şu anda beş yıl oldu. Yaz günleri meyve sebze satarak, kış günleri de tren istasyonunda otobüs garında hamallık yaparak günübirlik yaşasak ta elimiz az veya çok para görmektedir. Her halükarda memleketimdekinden durum daha farklı. Dört çocuğum var, büyük kızım 3.sınıfa kadar okudu. Sonradan masraflarını karşılayamadım ve okuldan aldım. Şu anda evlerde bakıcılık yapıyor. Ondan küçüğü erkek, onu da okutamadım sokakta ayakkabı boyacılığı yapıyor. Diğer ikisi ise daha küçük..."

Ben Urümçi'ye yeni gelen bir kişiyle daha görüştüm:

"Hangi birini anlatayım Kardeşim, ben Aksu’nun Bay nahiyesinden geldim. Yaşım 54, beş çocuk babasıyım. İhtiyarlıkta başıma bu serserilikte geldi. Konuşsan söz olur, konuşmasan dert. Ben aslında çocukluktan beri çiftçiyim. Kendimi bildim bileli toprağa çalıştım. Lâkin pantolonum dizimi geçmedi. Vergiler yıldan yıla arttı, ben bu yıl tam 30 küsur çeşit vergi ödedim. Borç ödemeye param yok. Birer birer mülkümü, bir ineğimi elimden aldılar. Bu sıkıntıya dayanamayıp ağıldaki son bir koyunumu 250 Yuen'e satıp hanım ve beş çocuğuma 20 yueni bayramlık diyerek alıkoyup kalanını yol kirası yaparak Urümçi ye geldiğime bir hafta oldu. Şu güne kadar bir iş bulamadım. Hemşerilerimin evinde kalmaktayım. Geri döneyim desem de dönemem getirdiğim param bitti..." Ben yine birkaç kişi ile görüştüm, onlar da memleketteki zulüm ve haksızlıklardan bahsetti, yoksulluklarından şikayet etti. Yoksulluk ve zorluklardan bahsetseler de Doğu Türkistan'ın güney vilâyetlerindeki hayat şartlarına oranla daha iyi durumda olduklarından söz ettiler..., Lâkin bu biçârelere buralarda rahat yüzü görmek yokmuş, onların deyişine göre, Urümçi vilâyeti hükûmet yetkilileri bir kaç sefer gelerek yurtlarına geri dönmelerini aksi takdirde evlerini yıkacaklarını söyleyerek tehdit etmişler. Kim bilir yarın öbür gün sahiden hükûmet dediğini yapacak olsa bu biçâreler yine nerelerde sersefil olacaklar.

Beni hepsinden çok çocukların ahvali kaygılandırdı. Sebebi, buradaki çocukların büyük çoğunluğu iktisadi zorluklar sebebi ile okula gidemiyorlar. Yaşamın zorlukları nedeniyle küçük yaştaki çocuklar, ufak tefek şeyler satmaya başlıyorlar. Bazıları sokakta ayakkabı boyacılığı yapıyor. Bunları da yapamayanlar her türlü kötü yollara düşüyorlar.

Burada yaşayan 16-17 yaşlarındaki bir çocuk bana beraber büyüdükleri yaşıtlarından çoğunun kötü yola düştüklerini söyledi. Onlardan bazısı zehirli maddeler içip canından ayrılmış. Daha da kötüsü bazıları da hırsızlık ve yankesicilik yapanların peşinden sürüklenerek Çin'in içlerine doğru gidip kaybolmuştur. Bunların arasında kız çocukları da bir hayli fazlaymış. Ben ziyaretimi sonlandırıp döndüm. Vücudumu üzüntü gam hasret sardı. Sayısız zenginlik kaynaklarına sahip bir vatanın sahibi olduğu halde yoksulluk azabı altında can çekişen, yurdun "bağlarında" yer bulamadan "dağlarında" sersefil olan bahtsız kardeşlerime için için acıdım.

3 MART 2002

  

ÇİN ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

 

Dünyadaki, bazı gözlemcilerin ifadelerine bakıldığında dünyanın en güçlü devletlerinden biri olarak görülen Çin'in 2020 yılında hiç şüphesiz ki ekonomik olarak da zirvedeki yerini alacağı kuvvetle muhtemeldir. Zira 1978 yılında liberal ekonomiyle tanışan Çin çok hızlı bir yükselme trendi yakalamıştır. Bunun temel sebebi de kendince doğru bildiği bir sistemi takip etmesi ve hiçbir surette, batıyı taklit etmeye çalışmamasıdır.

Çin'in bu durumu uzun süre yani 2020 yılına kadar böyle sürdürebilmesini mümkün görmüyoruz. Çünkü kendi kaynaklarından aldığımız bilgilere "bakıldığında nüfusunun büyük bir kısmı fakrı zaruret içindedir. Bütün yatırımını silâhlanmaya, yapan Çin de 450 milyon insan açlık sınırının altında yaşamaktadır. Çin komünist partisi üst düzey yöneticileri ise tam bir saltanat yaşamaktadır. Çin'de bir doktorun aylık maaşının 10 ABD dolarını geçmediğini düşünürsek turist gönderme vadi ile kandırmaya çalıştığı ülkelere göndereceği Çinli turistin ne kadar döviz bırakabileceğini acı bir tebessüm ile karşılamamız gerekmektedir.

Çin'de rüşvet almak ve vermek günlük yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Çok ağır bir toplumsal hastalık olan uyuşturucu madde kullanımı ve ticareti nerede ise alenî bir hal almıştır. 1949'da başlayıp 1967'deki kültür ihtilâline kadar son derece zalimce uyguladığı toplu katliam ve işkencelerle halkı sindirmiş bununla hayatîyetini 1970'li yılların sonun kadar sürdürebilmiştir. Aradan geçen zaman içerisinde ise taşlar yerine oturmuş baskı altındaki halk değişik yollarla Çin'in bu despot yönetiminin dışında da bir dünyanın olduğunu öğrenmeye başladığında ise Çin'in baş ağrısı başlamıştır. Bu baş ağrısının sebeplerinden en önemlisi bu gün nüfusu 40 milyona yaklaşan Doğu Türkistanlıların bağımsızlık mücadelesi, diğer sebepleri ise esareti altındaki İç Moğolistan, Tibet ve kendi içerisinden çıkan ve sayıları her geçen gün artmakta olan demokrasi yanlısı Çinli aydın ve öğrenci hareketleridir.

Eşref-i mahlukat olarak yaratılan insanoğlunun en temel hakkı yaşama hakkıdır. İnsan merkezli olmayan ve insan haklarına saygı göstermeyen hiçbir yönetim şeklinin hayatîyetini uzun süre devam ettirebilmesi mümkün değildir. İçte ve dışta her geçen gün problemlerin çığ gibi büyümekte olan Çin, kendi sistemi içerisinde boğulmamak için yeni arayışlara girişmiş ve ilk olarak 1990'lı yıllardan itibaren eski Sovyetler Birliğinin dağılması ile bağımsızlıklarını kazanan Batı Türkistan Devletleri ile hızlı ve etkili bir işbirliği içine girmiştir. Nedeni ise Batı  Türkistan'daki bağımsızlık hareketlerinin esareti, altında tuttuğu Doğu Türkistan'a sirayet etmemesidir.

"Şanghay Beşlisi" diye adlandırılan Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Çin'den oluşan bu birlik, ABD'nin tek kutuplu bir dünya oluşturmasına karşı çıkan Rusya ve Çin tarafından resmen kullanılmaktadır. Çinin arayışları bununla da kalmayıp 18 Nisan 2000 tarihinde İsrail, Filistin ve Mısır  ziyaretlerinden sonra Türkiye ziyareti ile devam etmiştir. Çin devlet başkanını bu ziyaret ettiği ülkeler içerisinde en samimî karşı1ayan ülke Türkiye Cumhuriyeti devleti olmuş, kendisine devlet Liyakat madalyası takılmıştır. Gururla ifa ettikleri bu madalya verme olayı ile o zamanki Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve 57. hükûmetin üyeleri 40 milyonluk nüfusa sahip ırkdaşı ve dindaşı olan Doğu Türkistan halkını ne kadar büyük bir sükutu hayale uğrattıklarını bilseler eminim ki yapmazlardı.

Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin bu maksatlı ziyaretlerine Pakistan ve kendi açısından stratejik bulduğu sıradaki diğer ülkeler ile devam etmektedir. Bu ziyaretlerinin sonuna doğru edindiği intibalar üzerine geçen sene İsrail ile imzaladığı Phalcon casus uçağı satış ihalesini iptal etti. Afganistan'ın kukla devlet başkanı Hamit Karzai'ye Pekin'i ziyareti esnasında Doğu Türkistan'daki özgürlük mücadelesine karşı tavır almasını kabul ettirdi. Ayrıca, yıllardır Tibet meselesinden dolayı araları hiçbir zaman düzelmeyen Hindistan'a karşı (Budist olmaları nedeni ile Tibet davasına Hindistan sahip çıkmaktadır) müttefiki Pakistan'a 5 gemi dolusu uçak ve savaş malzemeleri gönderdi. Bu gemilerde Süper-7 ve F-7 savaş uçaklarının yanı sıra çeşitli savaş malzemeleri de bulunuyor. Böylece Hint deniz gücü ile Pakistan deniz gücü arasında bir fark kalmadı. Yıllardır Müslüman ülke Pakistan'ın  sığınmacı Uygur gençlerini yakaladıkları yerde Çin'e teslim etmelerine şaşmamak gerekir. Bundan bir hafta önce yine 2 Uygur gencini tutuklamışlar ve şu anda Çin'e teslim etmek üzereler. Teslim edilirlerse biliyoruz ki bundan öncekiler gibi hemen kurşuna dizeceklerdir. Dünyada diplomasi gücüne güvenen ülkeler ortaya çıksınlar ve bu duruma el koysunlar da bütün dünya bu gücü görsün. Fakat hani nerede?

Sonra da kalkıp salon konuşmalarında ise dünyanın ürkerek baktığı Çin'e karşı özgürlük mücadelesi veren Doğu Türkistan halkını terörist ilan etmek kolaydır.

14 ŞUBAT 2002

  

KOMÜNİST ÇİN MAKAMLARI

HİNDİSTAN SINIRINDAKİ

ASKERİ GÜCÜNÜ ARTTIRDI

 

Komünist Çin makamları içeride Doğu Türkistan halkına karşı uyguladığı vâhşiyane zulmünü ve bastırma hareketleri ile beraber komşu ülkelere karşı olan  askerî tehdidinin dozunu arttırdı. Şifahen barış ve iyi komşuluk ilişkileri şeklindeki söylemleri ağzından düşürmezken gerçekte ise bazı komşularına karşı olan kötü, niyetinden vazgeçmiş değildir.

Dünya kamuoyuna da malûm olduğu üzere komünist Çin hâkimiyeti "Şanghay Beşlisi" denilen askerî ittifakı oluşturup, Orta Asya devletleri ile birbirlerine methiyeler düzerek Doğu Türkistan'daki müstemlekeciliğini daha uzun süre muhafaza etmeyi amaçlamaktadır. Doğu Türkistan'la komşu olan Pakistan ile yakın askerî münasebet  oluşturdu. Onlara acil askerî yardım yapmakla kalmayıp, Doğu Türkistan özgürlük hareketine karşı durma şartı ile, ileri teknoloji sağlamakla da kendi isteklerine uymalarını kabul ettirdi.

Çin Komünist makamları Doğu Türkistan'ın güneyinde askerî hava üssü kurarak kime karşı durmayı amaçlamaktadır? Tarihten az da olsun bilgisi olan bir kişi bu suale oldukça açık bir cevap bulabilir. Çin makamları kendi müstemlekesi altındaki elinde bir demir kırığı bile olmayan Doğu Türkistan halkına karşı "terörist", " bölücü" gibi iftiralar atıp; Çin hükümranlığına karşı olan kişileri faşistçe bastırıp, Doğu Türkistan'daki kukla hâkimiyetini sürdürme maksadı ile beraber temelinde yatan gerçek ise Hindistan'a gözdağı vermektir. Çoğunluğa aşikâr olduğu üzere 1960'lı yıllarda Çin-Hindistan arasında sınır çatışmalarının ortaya çıktığı günlerden bu günlere kadar sınır meselesi hal olmadı. Keşmir bölgesinin meselesi yakın zamanlarda yeniden gündeme geldi. Böylece arka plânda görünüşte komünist Çin Pakistan'ı pohpohlarken, diğer taraftan Hindistan'a yakın olan Doğu Türkistan'ın Hoten bölgesinde askerî havaalanı kurdu. 2002 yılı ocak ayının 1. günü yayınlanan Çin makamlarının yerel gazetesi olan "Hoten Gazetesi"nin manşetinde çıkan haber bu noktayı daha da iyi ispat etmektedir.

Haberde şöyle denilmektedir:

Hoten Havaalanını imar etme, genişletme inşaatının temel atma merasimi 28.12.2001 günü yapıldı. Gazetedeki habere bakıldığında temel atma törenine Çinli yetkililerden bölge parti komitesinin muavin reisi, dâimi işlerden mes'ul  muavin reis Wangjınxıang Lenzhu askerî bölge hava kuvvetleri muavin komutanı  Fenjingcuhen ve yerli kukla bürokratlar katılmıştır. Wang konuşmasında şöyle demiştir:

"Hoten Havaalanını genişletme içtimai varlığını koruma devleti müdafaa görevinde büyük rol oynar."

Bundan anlaşılıyor ki bu kukla bürokrat, komünist Çin hâkimiyetinin maksadını bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Yine vatandan aldığımız güvenilir haberlere göre Çin'in savaş uçakları Doğu Türkistan'ın Hoten Kaşgar bölgelerinde (6-7-02-2002) alçak uçuşla Doğu Türkistan halkına gözdağı vermiştir.

Olsun, Komünist Çin müstemlekecilerinin Faşist zulmünün nasıl güçlenmekte olduğunu nazar-ı dikkate almadan Doğu Türkistan halkının hür olmaya olan susamışlığı, İnsani değerlerini koruma iradesi asla gevşemeyecektir.

13 ŞUBAT 2002

  

ÇİN HÜKÛMETİ UYGURLARI

TECRİT ETMEYE ÇALIŞIYOR

 

Komünist Çin hâkimiyetinin yıllardan beri dış ülkelerdeki haberlerin Doğu Türkistan'a girişini ve Doğu Türkistan'da meydana gelen hadiselerin dış ülkelere çıkışını çok sıkı bir şekilde engellemekte olduğu herkese malûmdur.

Çin'in buradaki maksadı hem Uygur halkını dünyadan uzak tutmak ve dolayısıyla cahil bırakmak ve de kendilerinin Uygurlara uygulanmakta oldukları zulümleri dünya kamuoyunun gözünden saklamak idi. Fakat Çin'in dışa açılmaya başlaması ve dışarıyla alâka bağlaması, Uygurların da bir nebze olsun dünyaya açılmasına fırsat ortaya çıkardı. Yakın zamandan beri de Çin hükûmeti yeni kanun ve yasaklar çıkartıp Uygurların irtibat kurma ve haber alma yollarını kapatmaya başladılar. Çin hükûmeti geçenlerde Doğu Türkistan'daki her bölge hükûmetlerine yönelik genelgeler yayınlayıp her türlü daire, makam ya da şahısların dış ülke televizyon programlarını kabul etme ve dağıtımının kesin şekilde yasaklanmasını  istenmiştir.

Söz konusu bildiride şöyle denilmektedir:

"Sinkiang stratejik konumu münasebeti ile çok mühim bir bölgedir. Dolayısıyla devlet içi ve dışındaki düşman güçler siyasî, iktisadi ve kültürel cihetten batılılaşma ve parçalanma hareketini bir an olsun durdurmamışlardır. Sinkiang da (!) (Doğu Türkistan da) millî bölücülere ve kanunsuz dini faaliyetlere karşı durmadaki vazife oldukça zor. Malûmat ve haber dağıtmak, düşman güçlerinin sinsice sızmasının en esaslı usullerinden biridir. Bu yüzden her kademedeki bölge hükûmetlerinden ve onlara ait radyo ve televizyon istasyonlarının idaresini , güçlendirip, her türlü daire ve şahsiyetlerin dış ülke yapımı programlarının kabul edilişinin önünün kati şekilde kesilmesi ve hem de bu cihetteki hizmetlerin çok mühim siyasî bir vazife olarak telakki edilmesi gerek"

Çin hükûmetinin yukarıdaki bildirisi yerli halkın (Doğu Türkistan halkının)çok sert bir şekilde karşı çıkışına sebep olmuştur. Bazı Uygurlar "haber alma özgürlüğü insanların en temel haklarından biridir. Bu durum BM teşkilâtının kaide ve prensiplerinde en açık bir şekilde yer almaktadır. Çin hükûmeti bir taraftan BM teşkilâtı insan hakları beyannamesinin bazı maddelerine imza atmakla beraber dünya kamuoyunun gözünü boyarken, diğer taraftan da yeni siyasî bir takım yaptırım uygulama yöntemleri ile Uygurların hak ve hukuklarını peyderpey seyreltmektedir" diyerek tepkilerini dile getirmektedir.

Çin Hükûmeti Uygur Polislere Güvenmemektedir. Doğu Türkistan'daki Çin hâkimiyetinde her kademe-deki Uygur polislere büyük ölçüde güvensizlik ortaya çıkmaktadır.

Bilhassa Doğu Türkistan'ın güney bölgelerindeki bazı yerlerde Çin hükûmeti "Kendi milletine hisdaşlık yapar, millî ve dini duygusu koyu" diyerek bazı Uygur polislerin silâhlarını toplama yoluna gitmiştir. Gerçi uzun yıllardan beri taşra polis karakollarının amirleri Uygurlardan olageldi ise de, sonraki zamanlarda Çin hükûmeti bu tür durumlara köylerdeki karakolların siyasî komiserleri ve karakol amirlerini Çinlileştirmişlerdir. Orada görevli Uygur polisleri ise ya görevden almışlar, ya da başka meslekleri seçmeye zorlamışlardır.

Meselâ, Hoten bölgesinde Çin hükûmeti öncelikle mevcut köylerin Parti Komitesi Sekreterlerini (Komünist Partisi) Çinlileştirmişlerdir. Aslında buralardaki görevlilerin büyük çoğunluğunu Uygurlar teşkil ediyordu) İkinci merhalede köydeki polislerin güvenlik görevlileri Uygur asıllı siyasî komiserlerin tamamını görevlerinden alıp yerlerine yine Çinlileri yerleştirmişlerdir. Üçüncü merhalede Çin hükûmeti gizli bildiri yayınlayıp taşra polis merkezlerinde bütün Uygur polislerin silâhlarını toplamışlardır. Eğer bir olay meydana gelip de vazife yapma aşamasına gelindiğinde silâhlarını geri dağıtmakta vazife bitiminde tekrar toplamaktadırlar. Çin hükûmetinin bu tür farklı politikalarını Uygur polisler "Bu uygulama apaçık ırkî aşağılamamadan başka bir şey değil" diye değerlendir-mektedir;

İsmini açıklamak istemeyen bir Uygur polis, uygulamaya tepkisini dile getirerek "Ben 8 yıllık polislik hayatımda hiç silâhımdan ayrılmamış idim. Fakat şimdi silâhımdan ayrıldım." demiştir.

Bunlardan başka yine Çin hükûmeti taşra karakollarındaki Çinli polislerin sayısını artırmaya başlamışlardır. Meselâ şu anda güney bölgelerdeki taşra karakollarında 10-20 arasında polis görevlisi olup, bunların çoğunluğunu Çinliler teşkil etmektedir.

26 OCAK 2002

  

VATANIMDA GÖRDÜKLERİM

 

Betonlanan Kabirler :

Geçen yıl Gulca Çapçal yer altı su zindanında işkence ile öldürülen Abdulhelil Abdülmecit'in (5 Şubat Gulca ayaklanmasının önderlerinden) tutuklamalardan kurtulan dostları, fikirdaşları onun kabrini ziyaret etmek için kabristana giderler. Ellerinde çiçeklerle 6-7 genç kabirlerin yanına geldiklerinde kabrin etrafını kuşatmış vaziyette onlarca Çinli askerlerle karşılaşırlar.

Onlar gençlere geçit verdilerse de yolun iki kıyısında onları gözetlemişlerdir. İşte bu üzeri bütünüyle betonlanan kabir Abdulhalil'in kabridir. Etrafta yine böyle betonlanmış kabirlerden birkaç taneye rastlanmaktadır. Bu kabirler kimlere ait belli değil. Kabir ziyaretine gelenler Kur'an okuduktan ve ellerindeki çiçekleri bıraktıktan sonra geri dönmüşlerdir. Bunların içinden Abdulhalil'in yakın safdaşlarından biri bu olayı şöyle anlatıyor: "Ben Gulca  vilâyetindeki  gençlerin vatanperverliklerine hayran kaldım ve içimden tebrik ettim. Normal çiftçi çocuklarının vücudunda vatanperverlik ruhu kaynaya dursun, öte yandan gününü gün edenler ise gaflette delaletle restoranlarda, düğünde, eğlencede, meyhanede oynaşsınlar. Hey gidi adaletsiz dünya..."

 

Uygur Kızları Ayak Altı Edilmekte:

Doğu Türkistan'ın herhangi şehir ve nahiyelerine gitseniz bir üzücü haletle karşılaşırız.Sokaklarda işsiz gezen Uygur oğul-kızlar başıboşluk sebebi ile her türlü kötü yollara sapabilmektedirler. Köy kasaba ve şehirlerde yaşamakta olan yoksul ailelerin kızları aldatmacı Çinli ve Tungan pazarlamacıların tuzaklarına düşmekte, misafirhanelere gitseniz kötü yola düşmüş onlarca Uygur kızlarına rastlarsınız.İşte milletimizin başına gelen ağır facialardan biri. Bu tür faaliyetlerde bulunanlara Çin hükûmeti müsamaha göstermektedir.

 

Güzellik Salonlarının Sırrı:

Doğu Türkistan'ın büyük küçük vilâyetlerini Çinlilerin açmış oldukları "güzellik salonları" kaplamıştır. Gerçekte ise buralar gerçek güzellik salonları olmayıp fahişe yuvaları imiş.Eğer farkında olmadan buralara gitmiş olsanız, genç Çinli patroniçeler sırıtarak önünüze çıkıp söz konusu salonlarda oturan genç Çinli kızları işaret ederek isteklerinizi sormaktalar.

"İsterseniz Millî Kızlarda Var" demekteler, böylesine mekânların çoğalması  bir kısım İmanı zayıf Uygur gençlerini de yoldan çıkartmaktadır.

 

Hükûmet Hizmetçilerinin Maaşlarının Yükseltilmesindeki Maksat:

Şu anda Çin'de ve Doğu Türkistan'da hükûmet memuru olan hadimlerin, öğretim üyelerinin, aydınların ve ordu mensuplarının maaşları sık sık arttırılmakta. Bu yolla insanlar duyarsızlaştırılmakta olup, Çin hükûmetine 0lan tepkilerini yok etmektedirler. Bu durum Doğu Türkistan da oldukça yaygınlaşıyor. Uygur memurlar, umumîyetle maaşlılar mevcut ortama uyum sağlayıp yaşam sürmekteler. Çin Hükûmetinin Şehirleri İmar Etmedeki Maksatları Nedir?

Bu günlerde Doğu Türkistan'ın her hangi bir şehrine gitseniz, şehirdeki Uygurların toplu ikamet ettikleri mahalle ve sokaklarda yol yapma ve inşaat yapma bahanesi ile yıkımlar yapıp onun yerine yeni binalar yapılmakta  olduğunu görürsünüz. Bu binalardaki evler ve yolun iki yakasındaki dükkanlar çok yüksek rakamlı paralarla satılmaktadır. Bunları kimler alır? Elbette ki Uygurlar alamazlar. Bunları yine Çin den gelen getirilen Çinliler almaktadırlar. Neticede, ezelden beri şehirlerde yaşaya gelen Uygurlar ata mirası yerlerinden ayrılıp, çaresiz şehir dışındaki ucuz sahalara yerleşmek durumunda kalmakta-dırlar. Şimdi Doğu Türkistan'ın şehirlerine gitseniz buralardaki kadim Uygur mahallelerinin yok olduğunu, şehir merkezlerindeki lüks çok katlı binalarda tümü ile Çinlilerin yaşamakta olduğunu görürsünüz.