HÜR

GÖKBAYRAK

DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ

 

 

 

 

HÖR

KÖKBAYRAK

SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ

      

    Anasayfa

 

    HABER ARŞİVİ-2006

Ocak-2006

Şubat-2006

Mart- 2006

Nisan-2006

Mayıs-2006

Haziran-2006

Temmuz-2006

Ağustos-2006

Eylül- 2006

Ekim- 2006

Kasım-2006

 

    HABER ARŞİVİ
       
2005
       
2004
       
2003
       
2002

        2001
       
2000

 

 

  Basın Yayın, Medya, Kurum, Kuruluş ve Ajanslarda yer alan

"Sinkiang", "Sincan", "Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi", " Sinciang Uygur Otonom Bölgesi" ifadelerini kesinlikle kabul etmediğimiz önemle duyrulur.

HABER ARŞİVİ

OCAK- 2006

Dünya seyrediyor

Çin kendi ulusal övgüsü olarak Çin'in ekonomik gücündeki gelişmeyi öne sürüyor. Yakıt için yeni arayışlar içinde olduklarını, bu sebeple de sabit bir bakış açısından çıkarak hızlı bir şekilde batı bölgelerinin (Doğu Türkistan) kömür, petrol ve doğal gazıyla daha fazla ilgilenmeye başladı. Bu topraklarda yeni aramalar da başlattılar.  Taklamakan boyunca uzanan muazzam petrol kuyularının görüntüsü oldukça ilgi çekiciydi. Doğu Türkistan'ın sahip olduğu gaz gerçeği gelişmenin ta kendisi olarak ta sayılabilir. Bu doğal kaynaklar Ulusal Petrol Meclisi ( cnpc:china national petrol cauncil) için keşfin tam odak noktası olan Doğu Türkistan kapsıyor. Çin bu alandaki petrolü çıkarmak için bir sürü kuruluşu ortaya sürdü (2.500 mil ) gecen yıl Doğu Türkistan'ın doğusundan pompalanmak üzere bir boru hattı döşedi. Bundan üç yıl öce jungar petrol yatağının kuzey petrol sahasındaki kapasitesini geçerek buradan on milyon ton petrol çıkardı. Çin'in amacı sadece sınır bölgelerini düzene sokmak, oraları sağlama almak değil, Doğu Türkistan tamamını dize getirmek ve sınırlardaki tepkili kesimi ikna etmek.

2000 yılının Ocak ayından itibaren Çin'in asıl amacı sözde batıdaki mükemmel gelişme ataklarıyla batıya doğru genişleme ve yayılma siyasetini yerleştirmek. Çin'in asıl amacı ekonomik pürüzleri temizlemekten ziyade basitçe rötuşlar yaparak teşvikleri arttırmak ve böylece gelişmeyi sağlamak.

Çin'in bu stenograf politikasının amacı, sıkı merkezi yönetimlerin yenilenmesi için karasal bölgeleri yeniden kolay idare edilebilir bir şekilde düzene sokmak istemesinden kaynaklanmaktadır. Kendi hâkimiyeti altındaki diğer azınlıkları tam olarak asimile etmektir. Bu sınır bölgelerinin içinde kendisine boyun eğmeyen bölgeler ise oldukça çoğunluktadır.

Dil ise büyük ayrılık farkıdır. Kültür ve inanış Çinli hanlıklar arasındaki farkı açıkça gösteriyor. Çinin nüfusunun % 90'ından fazlasını oluşturan bu sınırlar içindeki topluluk çerçevesinde Uygur, Kazak ve Tacikler İslam'ı büyük bir ölçüde kabul ediyorlar. Sufi tasavvufu geçerliliğini büyük ölçüde sürdürüyor ve Çinli partilerin bünyesine yavaş, yavaş yerleşiyor. Bu durum Ateist kesime büyük oranda rahatsızlık veriyor.

Doğu Türkistan da aralıklı olarak başkaldırışlar sürüyor. Destekleyiciler özgürlük ve özgürlükçülere Doğu Türkistan kelimesinin söylenmesini telkin ediyorlar fakat Çin ise bu kelimeyi kabul etmiyor.

Mart ayında Çin tarafından sürgüne gönderilen Rabia Kadir, Uygur bir işkadınıdır. Daha önceki siyasi suçundan dolayı göze batan bir amigo haline geldi. Rabiye Kadir Çin hükümeti tarafından terörist olarak nitelendirildi, aile üyeleri ise Çinli polisler tarafından sürekli rahatsız edildi. Rabiye Kadir'in hiç alakası olmadığı konularda bile suçlu bulunduğu gözüktü. Rabiye Kadir'e ayrıca politika yasağı da konuldu.

Ekim başlangıcında Doğu Türkistan da 50. yıl anısına törenler yapıldı. Sıkıyönetimin olduğu bölgelerde meydana gelebilecek saldırıların endişeleri de yok değildi. Bu yüzden Çin devleti ayrılıkçı grupların yapacağı herhangi bir saldırıya karşı önlem almışlardı.  Güvenlik çok sıkı bir şekilde sağlandı. Lakin Çin hükümeti Çeçenya benzeri bir çatışmadan da rahatsızlık duyacaklarını dile getirdi. Bu tür saldırıların tamamıyla terörist sebeplere dayalı olacağını da belirtti. Olması muhtemel bu tür saldırıların ekonominin bölgede hızlı büyümesine de engel olacağını da dile getirdiler. Ayrıca radikal ve potansiyel etkilerinin olacağını söylediler. Bunun içinde formüller geliştirdiklerini ve uyguladıklarını da açıkladılar.

Çin kendi ulusal övgüsü olarak Çin'in ekonomik gücündeki gelişmeyi öne sürüyor. Yakıt için yeni arayışlar içinde olduklarını, bu sebeple de sabit bir bakış açısından çıkarak hızlı bir şekilde  Doğu Türkistan'ın kömür, petrol ve doğal gazıyla daha fazla ilgilenmeye başladı. Bu topraklarda yeni aramalar da başlattılar.

Taklamakan boyunca uzanan muazzam petrol kuyularının görüntüsü oldukça ilgi çekiciydi. Doğu Türkistan'ın sahip olduğu gaz gerçeği gelişmenin ta kendisi olarak ta sayılabilir. Bu doğal kaynaklar Ulusal Petrol Meclisi ( cnpc:china national petrol cauncil) için keşfin tam odak noktası olan Doğu Türkistan'ı kapsıyor. Çin bu alandaki petrolü çıkarmak için bir sürü kuruluşu ortaya sürdü 2.500 mil (1609,35 m) geçen yıl Doğu Türkistan'ın doğusundan pompalanmak üzere bir boru hattı döşedi. Bundan üç yıl öce jungar petrol yatağının kuzey petrol sahasındaki kapasitesini geçerek buradan on milyon ton petrol çıkardı.

2004 yılında Tarım Havzası kaynaklarına 5 milyon ton daha ekledi. Çinli petrol uzmanları diğer komşu ülkeler Pakistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Kırgızistan arasında global enerji kaynaklarının en büyük bölümünü Doğu Türkistan'ın oluşturduğunu düşünüyorlar. Bu günlerde Kazakistan'la birlikte doğal gazın nasıl bir ülkeden diğer bir ülkeye aktarımının yapılacağı konusunda plânlar yapıyorlar.

Çin'in politikasına göre, Doğu Türkistan da Tarım (meyve sebze) yetiştirimi girişken göçmenlere (Çinlilere) bırakılacaktı. Sözde yoksulluğu ortadan kaldıracaklar ama yerel Müslüman halk Çin'in bu uygulamalarına karşı oldukça tepkili. İşin gerçeği ise, Çin yalnızca kendisini zenginleştirmek istemektedir.

Bu bilgiler, Çinin kendi kontrolü altında bulunan bölgelerdeki militan Müslümanları elinde tutmak için kullandığı bir kontrol biçimi olamayacağını açıklamaktadır. Neticede dinsel okullar da yasaklandı. Konu ile ilgili haberlerin yayınlanması da engellendi. Belde hükümetleri bu tür bölücü faaliyetleri yasadışı bölücü olaylar olarak nitelendirdi ve yerel imamların bu tür olaylar hakkında vaazlar vermeleri de yasaklandı.

Çin, Rusya Kazakistan, Kırgızıstan, Özbekistan, Tacikistan gibi ülkeleri kapsayan Şanghay işbirliği organizasyonu güvenli bir ticari hak olarak epey bir destek kazandı…

“Birlikte zengin olmak” stratejinin basitliği doğrunun gelişimini değil, yalnızca bölgesel belli kesimleri etkileyecektir.

Kaynak:(Özet) http://www.economist.com/

 

Danimarka'da intihar eden Uygur genç toprağa verildi

 

Müge Çetinkaya-Danimarka Türk Federasyonunun girişimleriyle kaldırıldığı morgtan alınan cenazesi, 16.01.2006 tarihinde Odense Camiinde öğle vakti kılınan cenaze namazını müteakip Müslüman mezarlığında toprağa verildi.

 

28 yaşındaki Uygur genci Burhan, 29-12-2005 tarihinde tutuklu bulunduğu Danimarka'nın Patıborg hapishanesi'nde, Çin'e iade edilme sürecinin başlatılması sebebiyle intihar etmişti.  Yaklaşık 500 kişilik Ülkücü grubun katıldığı cenaze de, Gökbayrağa sarılmış Burhan Zunun'un tabutu eller üzerinde tekbir getirilerek taşındı.  Danimarka'da yaşayan Uygurlardan Mustafa ve Abdullah beylerde derin acılarını belirttiler.  Almanya Doğu Türkistan Cemiyetinin Başkanı Ablikim Hakim İdris, Türk televizyonlarına Uygur Türklerinin maruz kaldığı sistemli asimilâsyon ve Doğu Türkistan Türklüğünün Komünist sistem altında sürekli eritilmesi hakkında açıklamalar yaparak Burhan Zunun'un vefatı dolayısıyla duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Almanya Doğu Türkistan Cemiyetinin Başkanı Ablikim Hakim İdris, Türk televizyonlarına Uygur Türklerinin maruz kaldığı sistemli asimilasyon ve Doğu Türkistan Türklüğünün Komünist sistem altında sürekli eritilmesi hakkında açıklamalar yaparak Burhan Zunun'un vefatı dolayısıyla duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Avustralya Uygur Cemiyeti Başkanı ve aynı zamanda Zunun'un eniştesi olan Hasan Hüseyin Bey, 17-01-2006 tarihinde Kopenhag Ülkü Ocaklarını ziyaret ederek, buraya Ülkü ocakları tarafından çağrılmış çeşitli televizyon kuruluşlarına ve gazetelere açıklamalar yaptı.

Danimarka Türk Federasyonu Başkanı İlhan Esen, Odense Ülkü Ocakları Başkanı Kamil Ocak, Kopenhag Ülkü Ocakları Başkanı Kayhan Saraç, İlyas Çavdar, Toprak Aydın Altıntop, Metin Yıldırım ve onların indinde bütün Ülkücülere teşekkür ile birlikte iyi niyetlerini bildirdi. Halen Danimarka'da sığınmacı olarak beş Uygur bulunmaktadır. En büyük üzüntüleri Ana vatan olarak bildikleri Türkiye tarafından sığınmacı olarak kabul edilmemeleri, en büyük korkuları da Çin Halk Cumhuriyetine iade edilmektir.

 

Kuş Gribinin Kaynağı Çin

 

Tarihsel olarak bu tür grip salgınlarında Çin'in önemli bir yeri var. Kanatlılardan bulaşan kuş gribinde de Çin önemli bir başlangıç noktası. Çin bugün 1.3 milyar nüfusu beslemek için 13 milyar tavuk beslemekte ve bunların yüzde 60 kadarı çok küçük çiftliklerde besleniyor.  Bu çiftliklerdeki hijyenik standartların düşüklüğü de virütik kuş gribi türü salgınının yayılması için doğal mesken oluşturuyor. Çin bilim adamları H5N1 virüsünü Çin'in güneyindeki Guangdong bölgesinde ilk ortaya çıktığı 1997 yılından beri adım adım izlemekteler.

Başlangıç vakası sayılan ilk Çin salgınında 6 insan öldüren ve 18 insanı da oldukça hasta eden bir durum ortaya çıkmış. Salgın daha sonra Hong Kong'a atlamış ve 1.3 milyon kanatlıyı öldürdükten sonra durdurulabilmiş. Ama virüs ortadan kalkmamıştır.  Çin, Dünya Sağlık Örgütü’nün enfeksiyonun rastlandığı bölgelere girmesinin engelliyor. Çin de yalnızca 8 kişide bu virüse rastlandığına inanmıyor. Çin yönetiminin iki yıl önceki Sars virüsünü nasıl örtbas ettiğini hatırlayalım.

 

Divân-ı Lügati't-Türk’ün yazılışının 934. Yılı

 

Kaşgarlı Mahmut ünlü kitabı Divân-ı Lügati't-Türk'ü 25 Ocak 1072 yazmaya başlamış ve 10 Şubat 1074'de bitirmiştir. Kaşgarlı Mahmut kadar saygı ile anılacak iki kişi daha var. O da şimdiye kadar ikinci nüshası bulunamamış olan Divan-ı Lügat-it Türk'ün el yazmasını ele geçiren, Türklük ve bilim dünyasının hizmetine girmesine aracı olan Ali Emiri Efendi ve ona yardım eden Kilisli Rıfat 'tır. 7'de

 

Guantanamo esiri 7 Uygur sahipsiz kaldı

ABD'nin Guantanamo üssünde esir tutulan Uygur Türkleri, kendilerini kabul edecek ülke bulunduğunda  serbest bırakılacak. 

 Çin, Uygurlar'ın iade edilmesini isterken, Amerikan yönetimi, bu ülkede işkence görebilecekleri endişesiyle buna yanaşmıyor.  ABD Adalet bakanlığı raporuna göre Ebu Bekir Kasım ve Adil Abdu El Hakim ile 7 Uygur kökenli için uygun ülke aranıyor. Çin'in Uygurlara uyguladığı zulüm ise giderek artıyor. ABD'nin Guantanamo üssünde esir tutulan Uygur kökenliler, kendilerini kabul edecek ülke bulunduğunda serbest bırakılacak. Amerikan Adalet Bakanlığı'nın yayımladığı bir belgeye göre, istinaf mahkemesi kararı uyarınca, ABD yönetimi tarafından "düşman savaşçı" olarak görülmeyen Uygur kökenlilerin, Guantanamo'da daha fazla tutulmasının gereği bulunmuyor. Belgede, Çin'in Doğu Türkistan Uygur Özerk Bölgesi'nden Ebu Bekir Kasım ve Adil Abdu El Hakim ile 7 Uygur kökenlinin kendilerini kabul edecek uygun ülke bulunduğunda serbest bırakılacağı belirtildi. Amerikan yönetimine göre, Pakistan'da yakalanan ve son aylarda serbest kalmak için birçok girişimde bulunan Uygurlar, 2001'de Afganistan'da askeri eğitim aldı. Çin, Uygurların iade edilmesini isterken, Amerikan yönetimi, bu ülkede işkence görebilecekleri endişesiyle, Mart 2005'ten bu yana "düşman savaşçı" olarak görmediği bu mahkumların Çin'e iadesine yanaşmıyor.

 

Doğu Türkistan'da Çin zulmü         

 

Bölgede 1 milyon kadar askerini silah altında tutan Çin, Doğu Türkistan'da Müslümanların attığı her adımı kontrol etmektedir. Yollarda kurulmuş olan askeri denetim noktalarında tüm araçlar tek tek durdurulup içleri aranırken erkekler hakarete uğrayıp tartaklanmakta, Müslüman kadınlar ise tacize uğramaktadır. Çin'in baskısı, yolların tutulması veya askeri birliklerin sık sık evlerde arama yapması ile de sınırlı değildir. Müslümanlar keyfi olarak tutuklanıp çalışma kamplarına gönderilmekte, asılsız suçlamalarla idam edilmekte, zaman zaman da toplu olarak katledilmektedirler. Bunun yanı sıra, namazlarını gizli kılmak zorunda kalmakta, oruç tutmalarına izin verilmemekte, dini eğitim almaları engellenmektedir.

Müslüman nüfusun sayısının artmasını engellemek için uygulanan metod ise insanlık dışıdır: kadınlara zorla kürtaj yapılmakta, birden fazla çocuğa sahip olanların çocukları ellerinden alınmaktadır.

Tüm bu zulüm ve işkencelere karşı Doğu Türkistan halkının, haklarını savunma veya kendilerini koruma imkanı yoktur. Ancak dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar, ihtiyaç içindeki bu savunmasız insanlara birçok şekilde yardımda bulunabilirler. Doğu Türkistan halkının yaşadığı zulmü dünya kamuoyunun ve uluslararası kuruluşların dikkatine sunacak her türlü girişim, bu konuda yapılacak en ufak bir katkı bile önemli bir hizmet olacaktır.

Çin ordusu, Doğu Türkistan'ı sıkı bir denetim altında tutmaktadır. Müslümanların hayatlarının her anı kontrol edilmekte, Komünist Parti tarafından riskli olarak görülenler tutuklanmaktadır.

İdamlar rutin uygulama gibi

İdam, Kızıl Çin'in baskı ve şiddete dayalı rejiminin önemli bir siyasal kontrol mekanizmasıdır. Kızıl Çin rejimi tarafından bugüne kadar milyonlarca insan idam edilmiştir. Öldürülenlerin sayısını tam olarak tespit edebilmek mümkün değildir. Acımasız bir politika izleyen Çin'in baskısı, Doğu Türkistan söz konusu olduğunda çok daha serttir.

Ülkenin dört bir yanında gerçekleştirilen idamlarda öldürülen Doğu Türkistan Müslümanlarının oranı oldukça yüksektir. Müslüman halkın, dinlerini özgürce yaşamak, dillerini konuşabilmek gibi temel hak ve özgürlüklerini savunmak için düzenledikleri herhangi bir girişim, şiddetle cezalandırılmaktadır.

 

Uygurlar doğum yasağına uymuyor

 

Doğu Türkistan'daki kukla bölge Başkan Yardımcısı Cabbar Habibullah Doğu Türkistan'da uygulanmakta  olan Doğum kontrol politikasının iyi  yürümediğini söyledi.   Doğu Türkistan'daki kukla Bölge Başkan  Yardımcısı Cabbar Habibullah Doğu  Türkistan'da uygulanmakta olan Doğum  kontrol politikasının iyi yürümediğini  söyledi. Cabbar Habibullah 18 Ocak 2006 günü sözde Uygur Otonom bölgesi (Doğu Türkistan) Halk kurultayının 4. Genel toplantısındaki Hoten grubunun müzakere toplantısı esnasında yaptığı konuşmada, bölgede Doğum Kontrolü Uygulamasının beklenilen düzeyde yerleşmediğini, bunun sebebinin de azınlık milletlerin ideoloji alanında bir değişime geçmemiş olması olduğunu söyledi. Cabbar Habibullah'a göre, Uygurların yoksul kalmalarındaki birinci sebep, Uygurların hükümetin Uygulamakta olduğu Doğum Kontrol politikasına gereken ilgiyi göstermemiş olmaları. Bu konuda bazı din adamlarının söylemlerine de kulak verilmesi gerektiğini bildiren Cabbar Habibullah bir din ulemasının hükümetin uygulamaya koyduğu Doğum kontrol politikası konusunda fetva verdiğini de ileri sürdü.

 

2005’te Doğu Türkistan da18 bin kişi siyasi suçludenilerek

tutuklandı

 

Çin'in yayın organlarının açıklamalarına göre Doğu Türkistan'da 2005 yılı içerisinde 18 binden fazla insan siyasi suçlu olarak tutuklanarak hapse atıldı. Yetkililerin bildirdiğine göre, 2005 yılındaki siyasi suçlu olarak tutuklananların sayısı 2004 yılındakine oranla % 25 oranında daha fazla. Bu haber Çin Komünist Partisinin sesi olan “Shinjang gazetesi” nde yayınlandı.

“Shinjang Gazetesi” bir yıl içinde devlet güvenliğini tehdit ettiği gerekçesi ile tutuklanan 18227 kişinin arsında sözde terör suçu işleyenlerle bazı zamanlarda da yabancı muhabirlere beyanat veren kişiler yer almaktadır.

Royters Haber ajansının verdiği habere göre Dünya Uygur Kurultayının sözcüsü Dilşat Reşit; “Uygurlar korkutuluyor. Onlar ağızlarını açacak olsalar tutuklanırlar” demektedir.

“Sinjiang Gazetesi” (!) 2005 yılında Doğu Türkistan genelinde 18.000 den fazla kişinin tutuklandığını açıklamasından iki gün önce Dünya İnsan Haklarını İzleme Örgütü bir rapor yayınlayarak Çin hükümetinin Uygurların milli ve dini kimliklerini hedef aldığını vurgulamıştır. İnsan Haklarını İzleme Örgütü söz konusu raporunda yine, “Çin hükümeti Doğu Türkistanlıların Kültürel bağımsızlık serbestisini ve bununla iç içe sayılan dini inancını yok etmeyi amaçlamaktadır” şeklinde bir ifadeye de yer vermiştir. Çin Dış İşleri Bakanlığı sözcüsü Kung Çhuen raporda yer alan bu kınamaları reddederken, Dilşat Reşit “Eğer Çin hükümeti bu iddiaları reddediyorsa o zaman Uluslar arası İnsan hakları örgütlerinin Doğu Türkistan'da inceleme yapmasına izin vermelidir” demektedir. RFA (Erkin)

 

Çin'e kim dur diyecek

 

Çin yönetiminin, enerji ihtiyacını karşılamak üzere iki nükleer santral inşa etmeyi planladığı ortaya çıktı.(Ocak 2006) Çin'in, faal 4 nükleer santrali bulunuyor ve 2020 yılına kadar 31 yeni santral açılması planlanıyor.   Kızıl Çin'in, Nükleer Araştırma Merkezi ve Atom Deneme alanı işgal etmiş oldukları Doğu Türkistan'ın Lop Nor bölgesindedir.

Bu bölgede yapılan nükleer denemelere ilişkin resmî bilgi alınamamasına karşın, deneme bölgesi etrafına (Lop Nor) yedi toplama kampındaki sadece 40 bin mahkûmun her denemede 5 bin ilâ 10 bin kadarının deneme bölgesine gönderildiği; bu mahkûmların ise sadece muayene edildiği, ama tedavi edilmediği çeşitli kaynaklarda yer almaktadır.

''China Daily'' gazetesi, yönetimin, ülkenin kuzeydoğusundaki liman kenti Dalian ile doğudaki Haiyang kentinde iki yeni nükleer santral inşa etmeyi planladığını, Dalian'daki tesise 2,8 milyar dolar harcanacağını belirtti. Alian santralinin 2011'de enerji sağlamaya başlaması planlanıyor.

Bu güne kadar 1964 yılından itibaren 50 civarında nükleer deneme yapılmış, neticede hava, su kaynakları, tarım arazileri tahrip olmuş ve ekolojik dengeler bozulmuştur.

Doğu Türkistan daki nükleer denemeler 22 Eylül 1969 yılında ise 250 kiloton ağırlığında TNT ihtiva eden 10 uncu Atom bombasını patlatmışlardır. 29 Eylül 1969 yılında yine 3 Mega ton gücünde ilk Hidrojen bombası patlatılmıştır. 1984 yılındaki Nükleer denemede, gücü 150 kilo ton civarında olduğu sanılan bombanın richter ölçeğine göre 6.8 şiddetinde olduğu tespit edildi.

Canberra daki sismolojik Araştırma Merkezi ile Avustralya’daki Jeolojik Araştırmalar Kurumu yetkilileri de 20 ile 80 Kilotonluk ve orta güçte sayılabilecek bir yeraltı Nükleer Denemesi kaydettiklerini bildirmişti. 1996 yılında yine dünya basınında çıkan haberlere göre Avustralya Başbakanı John Howard, Çin'i 8 Haziran 1996 tarihinde gerçekleştirmiş olduğu Nükleer denemeden dolayı sert bir dille eleştirmiştir. Çin yönetimi Doğu Türkistan Türklerinin ve Avrupa ülkelerinin bütün itiraz ve protestolarına pervasızca kulak tıkamakta ve insanlık değerlerini hiçe sayarak nükleer denemelerine devam etmektedir.

15 Mayıs 1995'te Doğu Türkistan'ın Lop Nor bölgesinde yaptığı nükleer denemede kullandığı bomba, ABD'nin Hiroşima'ya attığı atom bombasından 70 kat daha güçlü idi. 1 megaton yani 1000 kiloton gücünde olduğu belirtildi. (Bir başka deyişle Çin'in patlattığı son atom bombası Washington, Moskova ve Tokyo ahalisini tamamen imha edebilecek güçte idi)

ABD, Rusya, Japonya, Almanya, Kazakistan başta olmak üzere birçok ülke Çin'e tepki gösterdi, protesto etti. Almanya dışişleri bakanlığından yapılan açıklamada ''Çin Halk Cumhuriyeti tarafından gerçekleştirilen nükleer deneme TNP antlaşmasının ruhu ile ters düşmektedir'' denildi.

Bölgede 6600 km karelik çok verimli otlak ve meralarında yine yapılan nükleer denemelerle çoraklaştığı tespit edilmiştir.

Bazı dünya ülkelerini kendilerine hayran bırakan(!) Çinliler, işte bu doğa düşmanı Çinlilerdir.      Halkın arasında bilinmeyen hastalıklar ortaya çıkmıştır. Bu hastalıklar sebebiyle yüz binlerce kişi ölmüş bir o kadar insanda sakat kalmıştır. Yeni doğan bebekler sakat olarak dünyaya gelmektedirler.   Komünist Çin nükleer denemeler yapmakla kalmayıp, diğer ülkelerin nükleer artıklarını da para karşılığı Doğu Türkistan topraklarına gömmektedirler.

Bu zulümlerin amacı; Başta Müslüman Türk dünyası olmak üzere -özellikle Türkiye- Bütün dünyanın gözleri önünde o toprakların tarihi ve gerçek sahipleri olan Doğu Türkistan Türklerini tarihten silmektir. Çin hükümetinin Doğu Türkistan'ın Lop-Nor bölgesinde 1964 yılından beri yapmakta oldukları yer altı ve yer üstü nükleer denemeler sonucunda Doğu Türkistan topraklarındaki ekolojik sistem olumsuz yönde büyük değişikliklere uğradı. Zirai bitkilerin görünümleri ve kaliteleri büyük ölçüde bozuldu. İnsanlar üzerindeki tahribat ise saymakla bitmeyecek kadar çok. Doğu Türkistan halkı arasında sebebi bilinmeyen hastalıklarda büyük ölçüde artışlar oldu.

Doğu Türkistan'da Çin Hükümeti Sağlık Genel Müdürlüğü adındaki bir kurulusun yaptığı istatistiklere göre, Doğu Türkistan'daki her bin çocuktan 31'inde verem, 28'inde kanser, 23'ünde  sarılık  ve 27'sinde diğer hastalıklara rastlanılmıştır. 0-7 yaş arasındaki çocuklar arasından da her 1000 kişiden kuzey bölgelerde % 33'ü Güney vilayetlerde ise % 67 ve Doğu Türkistan genelinde de 1000 çocuktan ortalama 101 çocuk 8. yaşına ulaşamadan hayatini kaybetmektedir. Bu rakamlar Çin hükümetinin yalnızca sağlık alanında Müslüman Türk çocukları üzerinde nasıl bir sistematik soykırım uygulamakta olduğunun küçük bir göstergesidir.

 Görüldüğü üzere dünyaya sözde barış çubukları uzatan ve büyüdüğünü ileri sürdükleri sahte ekonomileri ile dünyanın gözünü boyayan yeri geldiğinde de terörle mücadeleden bahseden Çin hükümeti asil terörün ve insan hakları ihlâllerinin kaynağı oldukları gerçeğini dünyanın gözünden saklamaktadır…

 Amerikan kongresinde (2004 yılı) Kızıl Çin hükümetinin İran'a nükleer silah yapımında kullanılmak üzere önemli miktarlarda zenginleştirilmiş uranyum sattığı ile ilgili bir konuyu görüştü. Konu ile ilgili olarak; İstanbul'da yapılan İslam Kalkınma Örgütü (IKÖ) toplantılarına katılmak üzere gelen Kemal Harrazi'ye basın mensuplarının (NTV muhabirinin) sorduğu sorular karşılığında alınan cevaplar meselenin doğruluğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Harrazi; Çin'den alınan nükleer malzemeleri tamamen barışçıl amaçlarla almış olduklarını söyleyerek açık bir itirafta bulunmuştur. Oysaki; Komünist Çin yetkilileri sık sık bütün dünyaya sözde silahsızlanma, nükleer silahların imhası, dünya barışına katkı sağlama, teröre karşı müşterek mücadele mesajları yayınlayarak iki yüzlü bir politika izlemektedir…

 Iran hükümetinin ise, Çin mahreçli uranyum zenginleştirme tesislerini ne için kurduklarının yâda Çin'den aldıkları nükleer silah yapımında kullanılacak malzemeleri ne için ve hangi ülkelere karşı aldıkları üzerinde durmuyoruz.            

Nükleer ya da normal silahlanmanın Harrazi'nin söylediği gibi "Barışçıl amaçlarla" olmadığı gerçeği ise, kamuoyuna malumdur. İran bağlamındaki nükleer silahlanmanın müsebbibinin ise, Komünist Çin olduğu herkese ayan olmuştur. Doğu Türkistan'da 1964 yılından beri uygulanan yeraltı ve yerüstü nükleer denemeler sebebi ile 300.000 insan hayatini kaybetmiş, bunların yarısını çocuklar teşkil etmektedir. Milyonlarca çocukta dünyaya sakat olarak gelmektedir.

Çin hükümeti askeri harcamaları (2004 yılı için) yüzde 12 oranında arttıracağını açıkladı. Sağlanan yeni kaynakla ordunun modernleştirilmesi, ileri teknoloji silah ve malzemeyle donatılması amaçlanıyor. Çin Maliye Bakanı, Ulusal Halk Kongresinde delegelere, askeri harcamalardaki artışın yüzde 12 oranında arttıracağını ve  iki milyar 600 milyon Dolar olacağını söyledi. Bakan, dünyanın en büyük ordusu olan Çin ordusuna yapılacak toplam harcama için rakam vermedi. Batılı uzmanlar, Çin'in ordusuna harcayacağı miktarın açıkladığı rakamların çok üzerinde olacağına inanıyor. Bütün gelişme ve çabaların ışığında özellikle; HQ-9 uzun menzilli karadan havaya füze, 4. nesil savaş uçağı olan J-10, Song sınıfı sofistike dizel elektrikli denizaltı, radar görünmezliği arz eden 052C tipi destroyer üretiminde ciddi başarılar kazanılmıştır.

On milyon asker, 7000 Tank, 5000 savaş uçağı, kıtalararası nükleer başlıklı füzeleri, 11 denizaltı savaş gemisi ve daha dünya barışı için en büyük tehdit oluşturan bu ülkeye ve diğerlerine BM'lerin ne gibi bir yaptırımı vardır? BM dünya kamuoyuna bunu açıklamak zorundadır. Gücü yani iktidarı elinde bulunduranların hırsı, sihirli lambayı bulmuş gibi nükleer santrallere ve silâhlara sahip olmanın verdiği hazla herkesi ve her şeyi ezip geçmeye devam ediyor. 

Görüldüğü üzere Kızıl Çin hükümetinin söylemleri ile eylemleri arasında büyük çelişkiler vardır.  Çinlilerin bu riyakârlıkları ne ilktir, ne de son olacaktır. Tarih boyunca da bu güne kadar ki varlıklarını hep hile, desise ve entrikalarla sürdürebilmiştir.

Dünya'ya pembe mesajlar vermeye çalışan ve ekonomideki gidişatı ile dünyayı kalitesiz ve sözde ucuz malları ile istilâ etme yolundaki Komünist Çin, silâhlanmaya en çok yatırım yapan ülkedir.  

Çin Silahlanıyor

 Nükleer Silah Sayısı: 400 atom başlığı

Nüfus: 1,300 Milyar

Savunma Bütçesi: 60-80 Milyar dolardan fazla

Çin, nükleer silah üretimine 1950 lerde , Sovyetler Birliğinin yardımıyla başladı. Sovyet yardımı 1960 larda sona erdi, ama Pekin yönetimi hem ulusal güvenlik kaygılarıyla hemde Çin'în uluslar arası sayınlığını sağlamak için nükller planlarını sü,rdürdü. Şu ana kadar gerçekleştirdiği 46 testten ilki 1964 yılında yapıldı.Çin'in 20 si uzun menzilli kıtalararası ve menzili 13Bin kilometreye ulaşn balistik füze olmak üzere 400 nükleer silaha sahip olduğu belirtiliyor. Çin ayrıca 60 orta menzili füze ve 150 bombardıman uçağına sahip.

Çin'in toplam nükleer silah kapisetesi 400 aytom başlığından fazladır. Bunların 250 kadarı çeşitli stratejik silahlar ve 150 kadarı taktik silahlar bünyesinde biçimlendirilmiştir.

Çin Silahlı Kuvvetleri füze sistemleri :

DF-5 ( 15.000 km menzilli),

DF-31 ( 8.000 km menzilli),

DF-41 ( 12.000 km. menzilli), gibi kıtalararası balistik füzeler ve DF21/21A ( katı yakıtlı, 1.800-2.400 km menzilli)

M-9/DF-15 ( katı yakıtlı, 600 km. menzilli)

M-18/MI-B ( katı yakıtlı, 400 km menzilli)

DF-15 ( 600 km, menzilli) ve

DF-11 (300 km menzilli) kısa menzilli SCUD tipi füzeleri geliştirmiş olan Çin'in ayrıca, XW-41 Tipi 1.800 km menzilli ve CEP'i 2m.'den az Cruise ve C-802 Gemilere karşı, Fransız Exocet tipi 120 km. menzile sahip füzeleri ile, CAS-1 Kraken (J-6, JY-611) 90 km. menzilli yine gemilere karşı füzeleri, SLBM (JL-1) 1700 km. , SLBM (JL-2) 8000 km. menzilli denizaltı füzeleri, CAA-2 İsrail Pyton-3 benzeri, enfrarujlu, balistik havadan havaya ve CSA-4 ve CSA-5 Tipi CROTALE benzeri karadan havaya katı yakıtlı SAM füzeleri vardır.

  

Çin tekrar sert darbe vurma hareketi başlatma planları

yapıyor

 

Çin hükümeti Çin'e yönelik asıl tehdit'in özellikle Doğu Türkistan geleceğinin altını çizerek Doğu Türkistan Bağımsızlığı için mücadele etmekte olan bazı Uygur Teşkilatları’nın Afganistan ve Orta Asya'daki radikal dini gruplarla münasebetlerinin varlığını bildirmişlerdi.  Çin Ulusal Güvenlik Bakanlığı’nın yüksek dereceli bir yetkilisi, Çin hükümeti her geçen gün çoğalmakta olan ve ulusal güvenliği bozmaya çalışan olaylara karşı sert darbe vurma hareketi planlanmakta olduğunu bildirdi. Shinxua Ajansının bildirdiğine göre Çin Ulusal Güvenlik Bakanlığının üst dereceli bir yetkilisi 25 Ocak günü Pekin'de düzenlenen bir toplantıda, epey uzun bir süredir devam etmekte olan toplumsal protesto hareketlerinin tehlikeli bir sürece girmekte olduğunu vurgulamıştır. O, konuşmasında terörün Çin için en büyük tehdit olduğunu söylemekle beraber Çin Güvenlik Güçlerini terörist saldırılara karşı uyanık olmaya çağırdı. Royters haber Ajansının bildirdiğine göre, Çin Ulusal Güvenlik Bakanlığı yetkililerinin yukarıdaki sözleri Çin hükümetinin Çin'de her geçen gün daha da ciddileşen ulusal güvenlik sorunundan endişe duymakta olduğunu ortaya koymaktadır.

18.01.2006 tarihinde Çin Ulusal Güvenlik Bakanlığı 2005 yılında bir yıl boyunca Çin'de toplam 87000 adet toplumsal halk hareketlerin meydana geldiğini açıklamıştır.

Çin hükümeti Çin'e yönelik asıl tehdit'in özellikle Uygur Bölgesinden (Doğu Türkistan) geleceğinin altını çizerek Uygur Bölgesinin (Doğu Türkistan) Bağımsızlığı için mücadele etmekte olan bazı Uygur Teşkilatları’nın Afganistan ve Orta Asya'daki radikal dini gruplarla münasebetlerinin varlığını bildirmişlerdi. RFA(Eqide)

 

 

Doğu Türkistanda soğuk - 43 derece

 

Doğu Türkistan da sıcaklık, son 30 yılın en düşük düzeyine gerileyerek - 43 derece olarak ölçüldü. Ülkenin kuzeybatısındaki kırsal alan, yoğun kar yağışı altında. Kar kalınlığı birçok bölgede 1 metreyi buldu.

Çetin kış koşullarından insanlar kadar hayvanlar da etkileniyor. Geçimlerini hayvancılıkla kazanan yöre halkı, yardım bekliyor.

 

DEMOKRATİK DEVLETTEKİ SERSEFİLLİK

HAYATIMA SON VERİRLER Mİ?

 

Benim yabancı ülkelerde yıllarca süren sersefillik içindeki gurbet hayatım benim bir hakikati daha derinlemesine tanımama sebep oldu. O ise, insan haklarının güvence altına alınması. Bu hak kesinlikle kendimizin müstakil vatanının, özgürlük ve hürriyetimizin kendi sahipliğimizde olması ile mümkün görünüyor.

Hangi akıllı bir kişi söylemişse: “Vatansız kişi bir eşeğe benzer. Ona kim binmek isterse o biner. Bıkınca da tekmeleyerek kovar, yada boynundan bağlayarak çok ağır işlerde çalıştırır.”

Hakikaten dış ülkelerdeki yaşamım bunun bana göz yummakla, görmezlikten gelmekle başa çıkılabilecek bir durum olmadığını öğretti. Ben komünist Çin hâkimiyetinin ana vatanım Doğu Türkistan'da da açıkça yürütmekte olduğu gasp- talan ve her alandaki adaletsizlikler ve milletimin haksızca rencide edilmekte olduğuna dayanamayıp, insan hakları, hürriyet, özgürlük ve güvenin en ileri seviyede korunmakta olduğu Almanya'ya gelerek Halkımın ve milletimin dertlerini anlatmak ve vatanımın, toprağımın kurtuluşu için mücadele etmek arzusuyla siyasi sığınma talebinde bulundum. Yazık, binlerce yazık! Halkımın dertlerini anlatmak bir yana dursun, kendi derdimi anlatamadan geçim ve yaşam hakkımı hakkıma dahi erişemeden işte 6 yıl geçip gitti…..Altı yıl insan evladı için oldukça kısa bir zaman dilimi ise de, kalbine sınırsız arzu ve isteklerini gömerek, milletinin derdinde her saat, her dakika yananlar için kesinlikle ve kesinlikle uzun bir zaman.

Üstelik hür insanlara, demokratik ülkelere  kendi derdini anlatamadan yitilip-kakılan ve endişe içinde yaşayanlar için daha da ağır ve zor günler sayılır. Almanya hükümeti ise benim siyasi sığınma talebimi defalarca sert şekilde reddederek Çin konsolosluğundan dönüş muamelelerimi başlatmam için sıkıştırmakta. Hürriyet ve özgürlük için mücadele ederek Almanya'dan 7 misli büyük toprakları, dünyadaki en kıymetli maden zenginliklerinin çıktığı, verimli zengin ve mümbit toprakları dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan, tatlı ve türleri çok olan meyveleri olan böylesine cennet gibi toprakların sahibi bizler başkalarından ekmek dilenerek yaşamaktayız.

Biz tıpkı “Altın tabakla dilenen dilenci” ye benzedik. Fakat, demokrasinin en çok ileri sürüldüğü, hürriyet, özgürlük ve insan haklarının güvence altında olduğu Almanya hakiki anlamda insan haklarına muhtaç olan bizlere inanmıyor.

Dünya biz Uygurların ahu-zarını bilmiyor değil, bizden daha iyi biliyor. Fakat… Ben hiç anlayamadım… Şu hür toprakların insanları bir cevap verin? Kim kendi anne babası, ailesi, çocukları konu-komşuları, akrabaları ve kardeşleri ile öz ana dilinde konuşarak sohbet etmeyi, kendi kültür ve sanatından huzur bulmayı, dost ve kardeşleri ile birlikte hoşça vakit geçirmek istemez? Kim yukarı mevkilerde, parlamento'da, önemli iş yerlerinde memur olarak çalışmak istemez? Hangi insan muhtaçlık içinde başkalarının kapısı önünde yetim çocuklar gibi boyun eğerek, en pis, en ağır işleri yapmak ister? İşte biz Uygurlar kendilerinin layık oldukları üstün meziyetlerden vazgeçerek birçok demokratik ülkelerde sersefil olmaktayız. Bu niçin? Bu kesinlikle ve kesinlikle vatanımızı, toprağımızı o iblis, dinsiz, Komünist Çin hâkimiyetinden geri almak için.

İşte ben anne- babamdan, ailemden ve çocuklarımdan ayrılarak yitilip-kakılarak yaşamaya başlayalı yıllar oldu. Onları ne zaman görebileceğim? Görebilecek miyim bu da bana karanlık. Eğer vatanım o pis Çinlilerin elinden kurtulsa, yarını beklemeden hemen o gece, o dakikada yaya olarak ta olsa vatanıma geri dönmüş olacaktım.

Aziz toprağımı defalarca bağrıma basardım. Allah o günleri bana nasip eder mi?

Elbette Çin hükümeti bize geri dönüş resmiyetini hızla yapıverir. Çünkü onlar şimdiye kadar dünyaya kendilerinin sahte görünümünü sergileye gelmekte. Yüzündeki sahte maskesinin düşmesini istemez. Fakat bizleri orada nasıl bir akıbetin beklediğini tasavvur edebiliyor musunuz? Dünyada özgürlük ve bağımsızlık için en ağır bedeli ödemekte olanlar biz Uygurlar olsak gerek. Lakin bizim ödediğimiz bedele layık başka hür insanlar gibi hak ve hukuklara erişemedik.

Şu anda Komünist Çin hâkimiyeti bizim mümbit topraklarımızda dünya kamuoyundan hiç çekinmeden kendi istediğince talan yürütmekte. Uygur milletine istediğince zorbalık yapmakta. Çin milleti için zemin hazırlamakta. Vatanının, halkının derdini dünya kamuoyuna anlatmak için dış ülkelere çıkanların akrabalarını sert baskı altına alarak onların bütün hareketlerini, özgürlüklerini kısıtlamakta.

Biz Uygurların ahu-zarını dış ülkelere anlatmaması için vatanımızın içindeki her türlü yayın ve İnternet ağlarını her türlü yollarla kontrol altında tutmaktalar. Halkımızı cahil bırakmaktadırlar. Acaba dünya kamuoyu bu cevher misali toprakları, insanlık medeniyeti için sönmez katkılar yapan biz Uygurları unuttu mu? Yada tanımıyor mu? Ben ve benim gibi gurbet ve sersefillik içindeki Uygurlar ne yapmamız gerekir?

Büyük ve demokratik devlet Almanya! sen bana cevap ver?

Uygurcadan Çeviren: Mehmet Emin BATUR

 

Google Çin'e teslim oldu

 

Çin'deki internet kullanıcısı sayısı iki yılda 187 milyon olacak. Google, Pekin hükümeti tarafından engellenmeden dev Çin pazarına girmek için 'kendi kendini sansürlemeyi' kabul etti.  İnternet devi Google, Çince sunduğu arama hizmetini Pekin'in isteklerine göre sansürlemeyi kabul edince bloke edilmeden Çin'e ulaşılabilme hakkını elde etti. Dün bu haliyle Çin'de hizmet sunmaya başlayan 'Google.cn'de sansürlenen aramalar arasında insan hakları, demokrasi, Tibet ve Tayvan'ın bağımsızlığı, Dalai Lama gibi başlıklar yer alıyor. Pekin hükümetinin uyguladığı filtreleme nedeniyle aramaların hata verdiğini ve arama sürelerinin çok uzadığını belirten Google yöneticilerinden Andrew McLaughlin, "Bazı arama sonuçlarını çıkarmak Google'ın misyonuna aykırı ama hiç bilgi sunamamak misyonumuza daha aykırı" dedi. McLaughlin, hükümetin kullanıcılarla ilgili bilgi toplamasını önlemek için, Çin'de, e-mail ve blog hizmetleri sunmayacaklarını ve filtrelenen site sayısını arama ekranında göstereceklerini vurguladı. Ama Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü ABD hükümetinin ABD'deki internet kullanıcılarının özel bilgilerine erişim isteğine hayır diyen Google'ı, Çin'de 'ikiyüzlülük' yapmakla suçladı. Çin'de şu an 100 milyon internet kullanıcısı sayısının iki yıl içerisinde 187 milyona çıkacağı tahmin ediliyor. Ağustosta yapılan bir pazar araştırması Google'ın Çin pazarında Pekin merkezli Baidu.com'a pazar kaybetmekte olduğunu ortaya koymuştu. (ap, bbc, afp)

 

Çin, İran'ın nükleer planını destekliyor

 

İran'ın kurmak istediği nükleer enerji tesisleri, Batı dünyasının ilk gündem maddesi. Çin hükümeti, İran'ın uranyum geliştirme yöntemine ilişkin önerisine destek verdi. İran'ın ihtiyacı olan uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin  Rusya'da yapılması yolundaki öneri, Çin'den destek buldu. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüs, Pekin'de yaptığı açıklamada, bu önerinin İran'ın nükleer silah üretme amacı güttüğü yolundaki tartışmalara son vereceğini dile getirdi.

Sözcü, Pekin'in anlaşmazlığı çözmek için her tür diplomatik çabaya destek verdiğini belirtti.

İran'ın baş müzakerecisi Ali Laricani, dün Moskova'daki temaslarının ardından Çin'de Dışişleri Bakanı Li Zhaoxing ile temaslarda bulundu. Laricani, dün Rusya'nın önerisine olumlu baktıklarını açıklamıştı. Çin şu ana kadar Amerika Birleşik Devletleri'nin, İran'ın muhtemel yaptırım talebiyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sevkine direnmişti.

Pekin yönetimi bunun yerine Tahran'la derhal görüşmeler yapılmasından yana. ABD ve Avrupa Birliği, İran'ın nükleer silah geliştirmesinden endişeli. Tahran ise nükleer programının barışçıl amaçlı olduğunu savunuyor.

Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu 2 Şubat'ta yapacağı toplantıda, İran'la ilgili son gelişmeleri değerlendirecek.

Örgütün Genel Sekreteri Kofi Annan ise bu toplantıda İran'ın Güvenlik Konseyi'ne sevki konusunda bir karar alması hakkında şüpheleri olduğunu söyledi. (bbc)

İranlı başmüzakereci Çin'de

 Ülkesinin nükleer programıyla ilgili görüşmelerini yürüten en üst düzey İranlı yetkili Ali Laricani temaslarda bulunmak üzere Çin'e gitti.

Ali Laricani'nin görüşmelerinin, uluslararası toplumun İran'ın programıyla ilgili kaygıları üzerinde yoğunlaşması bekleniyor.

Laricani, Çin Dışişleri Bakanı Li Zhaoxing ve diğer bazı Çinli yetkililerle bir araya gelecek.

Çin şu ana kadar Amerika Birleşik Devletleri'nin, İran'ın muhtemel yaptırım talebiyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sevkine direnmişti.

Pekin yönetimi bunun yerine Tahran'la derhal görüşmeler yapılmasından yana.

Ali Laricani ise Çin'den önce Rusya'da da temaslarda bulunmuştu.

Rusya daha önce İran'ın nükleer programıyla ilgili sorunun çözümü için Tahran'ın ülkesi topraklarında uranyum zenginleştirmesini önermişti.

ABD ve Avrupa Birliği, İran'ın nükleer silah geliştirmesinden endişeli. Tahran ise nükleer programının barışçıl amaçlı olduğunu savunuyor.

 

Çin den itiraf: Dünyada Çinli’ler durmadan artıyor

 

Çin Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk Müdür Yardımcısı Wei Wei, ülke dışındaki vatandaşlarının güvenliğini sağlamak için etkili önlemler almaya devam edeceklerini belirtti. "Çin Gençlik Gazetesi"nde bugün yer alan habere göre, Wei Wei kısa süre önce gazetecilere verdiği demeçte,  ülke dışına giden Çinlilerin sayısının durmadan artması ve bazı ülkelerde haksız muamele görmeleri nedeniyle, Çinli vatandaşların ülke dışında tehlikelere uğramaları   olasılığının arttığını hatırlattı. Wei Wei, Çin'in ülke  dışındaki vatandaşlarının güvenliğini korumak için erken uyarı mekanizması kuracağını, konsolosluk himayesiyle  ilgili acil müdahala mekanizmasını daha sağlıklı hale    getireceğini, düzenli ikili görüşme ve acil görüşme gibi  yollarla ilgili ülkelerin Çinli vatandaşların meşru haklarını korumalarını sağlamaya çalışacağını kaydetti.

 

ABD’den Çin’e açık tehdit

 

İran’a saldırılmasına karşı çıkan Çin, ABD tarafından uyarıldı. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Robert Zoellick’in İran konusunda Çin’i uyardığı bildirildi. Çin’de temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Robert Zoellick, İran’ın nükleer silah geliştirmesine izin verilmesi halinde, bu durumun Çin’in Ortadoğu petrolü sağlamasını tehlikeye sokacağı yönünde Pekin yönetimini uyardığı bildirildi.

Zoellick, Çin Başbakanı Ven Ciabao ve diğer yetkililerle yaptığı görüşmede, “İran’ın, dünya petrol endüstrisinin merkezi olan Ortadoğu’da nükleer silah geliştirmesinin çok tehlikeli olacağını” dile getirdiğini söyledi. Zoellick, “Çin, ülkesinin enerji güvenliğini düşünüyorsa, bu durumu dikkate almalı” dedi.

BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri arasında bulunan Çin, İran nükleer sorununun Konsey gündemine getirilmesine karşı çıkıyor. Zoellick’in Pekin yönetimiyle temaslarından sonra belirli bir mutabakat sağlanamadığı bildirildi. Ancak her iki ülkenin de, “İran’ın nükleer silah geliştirmemesi gerektiği görüşünde oldukları” kaydedildi.

Çin Dışişleri Bakanlığı’nın bir yetkilisi de, İran sorununun en iyi çözümünün müzakerelerden geçtiğini, bu ülkeyle müzakerelerin kesilmemesi gerektiğini belirtti. (A.A)

 

Çin`den 10 alıp 1 satabildik...

  

Türkiye`nin Çin`den yaptığı ithalat 6 milyar 33 milyon doları bulurken, bu ülkeye yaptığı ihracat 512 milyon dolar olarak gerçekleşti. İki ülke arasındaki ticaret açığı Türkiye aleyhine 5.5 milyar dolara çıkarak rekor seviyeye ulaştı.

Türkiye`nin yaptığı ithalatın yüzde 93.5`le büyük bölümünü sanayi ürünleri oluşturuyor. Geçtiğimiz sene Çin`den toplam 5.7 milyar dolarlık sanayi ürünü ithal etti. Türkiye, 2005 Ocak-Kasım döneminde Çin`den 6 milyar 33 milyon dolarlık ithalat yaparken, bu ülkeye 512.6 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirebildi.

Dış Ticaret Müsteşarlığı, Türkiye`nin 2005 yılı Ocak- Kasım dönemine ilişkin ülkeler bazında ihracat ve ithalatıyla ilgili bilgileri açıkladı. Buna göre Türkiye`nin, Çin`den yaptığı ithalat her geçen sene artarak devam ediyor. 2005 Ocak-Kasım döneminde Çin`den yapılan ithalat 6 milyar 33 milyon dolara ulaştı. Türkiye`den Çin`e yapılan ihracat ise 512.6 milyon dolar olarak gerçekleşti. Türkiye, 2004 yılının aynı döneminde Çin`den 3 milyar 941 milyon dolarlık ithalat yaparken, bu ülkeye 356.5 milyon dolar ihracat yapmıştı. Türkiye`nin Çin`den yaptığı ithalatın yüzde 93.5`le büyük bölümünü sanayi ürünleri oluşturdu. Türkiye Çin`den toplam 5.7 milyar dolarlık sanayi ürünü ithal etti. Bu dönemde ithal edilen dokumacılık ürünlerinin değeri 1.1 milyon dolar olarak belirlendi. Türkiye`nin Çin`den yaptığı hazır giyim ithalatı ise yüzde 29.7`lik artışla 133.1 milyon dolardan 172.7 milyon dolara çıktı. Deri ve kürkten giyim eşyası ithalatı ise 11.9 milyon, diğer giyim eşyası ithalatı 160.8 milyon dolar oldu.

En çok ayakkabı ithal ettik

Diğer tüketim malları ithalatı ise %56.2`lik artışla 1 milyar 34.4 milyon dolara ulaştı. Bu kapsamdaki en önemli kalemi 215 milyon dolarla ayakkabı oluşturdu. Çin`den ayakkabı ithalatında %107.6`lık artış yaşandı. Türkiye ayrıca Çin`den 165.1 milyon dolar değerinde seyahat eşyası aldı. Seyahat eşyası ithalatında 2004 yılının aynı dönemine göre %83.1`lik artış yaşandı. Türkiye`nin Çin`den yaptığı mobilya ithalatı da %103.5`lik artışla 30.4 milyon dolardan 61.9 milyon dolara ulaştı. Çin`den ayrıca 76.2 milyon dolar değerinde mesleki, bilimsel ölçü ve kontrol cihazı, 49.6 milyon dolarlık sıhhi tesisat, ısıtma ve aydınlatma malzemeleri ithal edildi. Türkiye Çin`den 117.6 milyon dolarlık demir ve çelik, 77.7 milyon dolarlık plastik, 41.8 milyon dolar değerinde eczacılık ürünleri, 4.8 milyon dolarlık hazırlanmış deriler, postlar ve mamulleri, 170.7 milyon dolar değerinde metal eşya, 174.1 milyon dolarlık metal dışı mineral mamul aldı. Ayrıca 1 milyar 437 milyon dolar değerinde büro makineleri ve haberleşme cihazları ile 40.7 milyon dolar değerinde otomotiv sanayi ürünleri ithal ettik.

 

Kalitesiz Çin malı otomobiller geliyor

 

Çinli’lerin Türk pazarına girme yarışı sürüyor. Türkiye`de bulunan birçok ucuz Çin malından sonra ucuzluğuyla dikkat çeken Çin otoları yakında Türkiye`de satışa sunulacak.

 İki yıldır tarihinin satış rekorlarını kıran Türk otomotiv pazarı, Çinli markaların ilgi odağı oldu. Geçen yıl Avrupa pazarına giren Çin malı otomobiller, şimdi de Türkiye için hazırlık yapıyor. Son iki yıldır tarihinin en parlak dönemini yaşayan üst üste büyüme rekorları kıran Türk otomotiv pazarı, otomotivde hızla büyüyen Çin`in de dikkatini çekiyor. Çinli otomobil markaları, Türk otomobil severlerle tanışmaya hazırlanıyor. Türk ekonomisini ve Türk otomotiv pazarını yakından gözlem altına alan Çinli markalar, Türkiye`ye gelebilmenin yollarını araştırıyor. Çinliler, Türkiye`yi araştırma şirketleri aracılığıyla tanımaya çalışırken, bazı Türk girişimciler de, temsilcilik alabilmek için Çinlilerle temas halindeler. Bazı girişimcilerin şimdiden birkaç Çinli markanın Türkiye temsilciliğini aldığı belirtiliyor. BÜYÜK GRUPLARIN İLGİSİ Ancak, Çinli markalarla sadece küçük girişimciler ilgilenmiyor. Aralarında otomotiv sektöründe faaliyette bulunanların da olduğu bazı büyük gruplar Çinli markaların temsilciliğini almak için çalışıyor. FİYATLARI DÜŞÜK Çinli otomobil markalarına olan ilginin bu denli büyük olmasının en önemli nedeni olarak, Çin ürünlerinin fiyatının düşük olması gösteriliyor. Çinli otomobil markalarının Türkiye`de satışa sunulması halinde, diğer otomobil markalarının olumsuz etkileneceğine kesin gözüyle bakılıyor. Ancak, yüksek vergiler nedeniyle, Çin malı otomobillerin Türkiye satış fiyatlarının Avrupa`daki gibi düşük olmayacağı konuşuluyor. Çin malı otomobiller geçen yıl Frankfurt Otomobil Fuarı`nda Avrupalı otomobil severlerin karşısına çıktı. İlk Çinli otomotiv markası ise 2005 yılında Hollanda`da satışa sunuldu. Landwind markasıyla Avrupalı otomobil severlerin beğenisine sunulan Çin malı 4x4 SUV araç, diğer SUV`lara göre düşük fiyatıyla dikkat çekmişti. Landwind`in, Almanya`da Opel bayilerinde satışa sunulması bekleniyor. 

 

Yerli malı kampanyası

 

  Türk-İş, ithalat baskısına karşı yerli malı kullanılmasını istiyor  Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç, ithal edilen her tüketim malının, Türkiye'de işsizliği ve yoksulluğu artırdığını ifade ederek, Türkiye'de üretilen malları kullanma çağrısı yaptı.

Türkiye'de hazır giyim sektöründe ocak-ekim 2004 ve 2005 dönemleri arasında ithalatın yüzde 24.5, deri ve kürk giyim eşyasında yüzde 48, diğer giyim eşyalarında yüzde 23.5 oranında arttığını ve bunun da tekstil sektöründe işsizliği körüklediğini ifade eden Kılıç, şöyle devam etti:

 ''Ağaç mamullerindeki yüzde 63.8 ve mobilya ithalatındaki yüzde 32.4'lük artış, mobilya sektörümüzün daha fazla üretim yapmasını ve daha fazla istihdam sağlamasını engellemektedir. Otomotivde ise aynı dönemde yüzde 1.8'lik artış görülmesine rağmen, 2004'te 11.5 milyar dolarlık otomobil ve yan sanayi ürünü ithal edilmiştir. Türkiye'nin en büyük ihracat malları olan otomotiv ve tekstilde görülen ithalat patlamaları işyerlerini zor duruma sokacak ve kapasite daralmasına neden olacaktır. Bu iki sektörde görülen aşırı ithalatın işsizliğe neden olacak boyuta gelmesi mutlaka engellenmelidir.''

 Yerli malı kampanyası

Türkiye'de bavul ve çanta üreten yüzlerce işyeri varken ithalattaki yüzde 92.8'lik artışın sektörü zor durumda bıraktığını dile getiren Kılıç, ayakkabı ithalatında da yüzde 33.7'lük bir artışın söz konusu olduğunu belirtti.  Türkiye'ye Çin'den yapılan ithalatın 4.8 milyar dolara yükseldiğine dikkati çeken Kılıç, rakam yükseldikçe Türkiye'de yatırım yapılmasının mümkün görülemeyeceğini söyledi.  Bunun, yeni istihdam alanlarının yaratılmaması ve mevcut istihdamın da sokağa atılması anlamına geleceğini kaydeden Kılıç, ''Türkiye'deki tüm meslek kuruluşlarına, sivil toplum örgütlerine çağrıda bulunuyorum. 'Türkiye'de Üretilen Malları Kullanma Kampanyası’ düzenleyelim'' diye konuştu.

 

Çin granitine karşı Türk graniti

 

İstanbul Maden ve Metaller İhracatçı Birlikleri (İMMİB) Başkanı Ali Kahyaoğlu, İstanbul'un çeşitli yerlerinin Çin granitiyle kaplandığını belirterek,

''Biz de buna tepki olarak Şişli'de bir sokağı Türk granitiyle kaplayacağız'' dedi.  Kahyaoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gelecek nesillerin mirası olarak gördükleri maden ve doğal kaynakların yeterince kullanılamadığını ifade etti.

Bu yıl sonu için yaklaşık 1 milyar 150 milyon dolarlık ihracat hedefi koyduklarını ve bu rakamı 2010 yılında 2.5 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini kaydeden Kahyaoğlu, Çin'in Türkiye'nin doğaltaş ihracatı yaptığı ilk 5 ülke arasında yer aldığını, böylelikle çok fazla ithalat yapılan bir ülkeye ihracat yapma başarısı gösterdiklerini söyledi.

Kahyaoğlu, Türkiye'de çok fazla satılamayan ve işlenmeyen ürünleri Çin'e sattıklarını belirterek, ''Çin, bu taşları bizden alıp kendi ülkesinde kullanıyor ve çevre ülkelere de satıyor. Ancak Çin, şu anda bizim için bir tehlike oluşturmuyor'' diye konuştu.

 

Ali Kahyaoğlu, Çin'den granit ithal edilmesiyle ilgili olarak şunları kaydetti:

''Şu anda İstanbul'un çeşitli yerleri Çin granitiyle kaplanmaya çalışılıyor. Bunlar kırıldığı zaman yenisini koyacaklar, o zaman ucuz olduğu için yapılan bu işlem daha pahalıya mal olacak. Biz de buna tepki olarak Şişli'de bir sokağı Türk granitiyle kaplayacağız. Şişli'de Teyyareci Mehmet Ali Bey Sokak'ta... Belediye altyapısını yaptı, betonlarını döktü. Bayram sonrasında burayı yapacağız.''

İMMİB Başkanı Kahyaoğlu, vatandaşların Çin graniti kullansa da kamunun altyapı çalışmalarında Çin'den gelen ürünleri kullanmasını doğru bulmadığını ifade etti.

  

Paşabahçe, Çin`e dava açıyor

 

Türkiye`nin cam sektöründeki lideri Şişecam, Çin`de taklit Paşabahçe ürünlerinin üretilerek dış ülkelere satılması üzerine harekete geçti.Şişe Cam A.Ş., Paşabahçe ürünlerinin Çin firmaları tarafından taklit edilip, Bangladeş`e ihraç edildiği yönünde resmi makamlar nezdinde girişimlerde bulundu. Türk şirketinin, söz konusu bilgiyi Bangladeş`deki müşterilerinden aldıkları öğrenildi. Bir ay önce Kale Kilit ve Kalıp A.Ş. de benzer şikayetlerle resmi makamlara başvurmuş, ürünlerinin Çin`de taklit edilip Rusya ve Türk cumhuriyetlerine satıldığını açıklamıştı. Türk şirketinin, söz konusu bilgiyi Bangladeş`deki müşterilerinden aldıkları öğrenildi. Bir ay önce Kale Kilit ve Kalıp A.Ş. de benzer şikayetlerle resmi makamlara başvurmuş, ürünlerinin Çin`de taklit edilip Rusya ve Türk cumhuriyetlerine satıldığını açıklamıştı. Kale Kilit ve Kalıp A.Ş.`nin şikayeti ile ilgili süreçte epey yol kat edildiğini belirten Türk yetkililer, Çin makamlarının bu tür olayların önlenmesi için gereken duyarlılığı göstereceklerini ilettiklerini kaydettiler. Çin`de benzer problemlerin ispat edilmesi durumunda mahkemeye başvurulabiliyor. Kısa süre önce, Fransız içki üreticisi Hennessy ürünlerini taklit ettiği gerekçesiyle Golden Huanya Gıda Şirketi hakkında açtığı davada 300 bin yuan (37 bin ABD Doları) tazminat kazandı.

 
Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi  hurgokbayrak@kaynet.net adresine gönderin
Telif Hakkı © 2000-2004
HÜR GÖKBAYRAK
       Site içeriğinin (metin ve grafikler) tüm kullanım haklarını
BEN TÜRK'ÜM DİYEBİLENLER
Kaynak Göstererek Kullanabilir
 
Son Değiştirilme Tarihi:
12.03.2007
 Tüm Hakları Saklıdır.
  İnternet Explorer ve 1024 X 768 piksel çözünürlülükte rahat izleyebilirsiniz