|
HABER
ARŞİVİ
HAZİRAN-
2005
TRT’DEN ÇİN YANLISI PROGRAM
TRT’nin Devletin Doğu Türkistan’ a resmî bakışını yansıtma mecburiyeti
bulunması sebebiyle ezeli ve ebedi Türk toprağı olan Doğu Türkistan’dan
bahsederken Çin Devletinin ağzından “Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi”
olarak söz etmesi zulmün ve esaretin kahredici ızdırabı ile boğuşan ve
Türkiye’den çok daha farklı bir yaklaşım ve yakınlık bekleyen Doğu
Türkistanlıların yaralarına tuz basmıştır.
Elbette ki program sunucusu hanımefendinin aymazlığı bununla da sınırlı
değildi.
Çin makamları ile bu programın muhtevası ve vermek istenen mesajlar
konusunda hangi boyutta mutabakatlar ve anlaşmalar yapmıştı bilmiyoruz.
Fakat bildiğimiz bir şey var o da bu programın kesinlikle ve kesinlikle
Doğu Türkistan’ın ve Doğu Türkistanlıların geleceğine yönelik faydalı
bir katkısının olmadığıdır.
Çünkü Çin devletinin özel siparişi üzerine hazırlanmış olduğu izlenimi
veren bu Program baştan sona kadar Çinlilerin önceden dikte ettirdiği
söylem ve yanıltıcı malumatlarla devam edip gidiyor.
1-Program Sunucusunun 1863’ te kurulduğunu söylediği devletin adı “Doğu
Türkistan İslam Cumhuriyeti” değil, “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” dir ve
bu devleti bile batılı güçlerin kurdurmuş olduğu şeklinde ifadeler
kullanmıştır. Bu ifadeler ise kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır.
2-1947 yılında ilan edilen ve İsa Yusuf Alptekin Beyin Genel
Sekreterliğini yaptığı mahallî hükûmetten hiç söz edilmemiştir.
3- Sunucu hanım (Avar) Başka Doğu Türkistanlı yokmuş gibi sözde ressam
geçinen bir Mankurt olan Abdulkerim Nasreddin ve Çin kuklası Rukiye Haci
adlarındaki Doğu Türkistan halkının yüz karası kişilerle görüşerek
Çinlilerin ve kendisinin almak istediği cevapları almıştır.
4-Önceden ne söyleyecekleri ezberletilmiş olan Şerifcan Damolla ve diğer
Cami görevlilerine “Dine baskı var deniliyor, engellemeler var deniliyor
siz ne dersiniz?” Sorusunu sormuş ve çok abartılı, gerçeği asla
yansıtmayan, sahte cevaplar almıştır.
5-Yerel kukla hükümetin sözde din işleri sorumlusu Hüsamettin ile
görüşmesi sırasında da sormuş olduğu kasıtlı sorularla doğum yasağının
yalnızca Çinlilere uygulandığını, bu uygulamanın Uygurlar için geçerli
olmadığı şeklinde yalan bir cevap almıştır. Objektif bir yayıncılık
adına sayın AVAR neler yapmalıydı?
Burada hepsini saymamız mümkün olmasa da birkaç madde halinde yapmasını
beklediklerimizi sıralayalım:
1- Madem ki objektif bir yayıncılık yapacaktı, o halde Çin devletinin
eline tutuşturmuş olduğu senaryoyu at gözlüğü ile icra etmek yerine
Türkiye’deki ve dünyanın başka yerlerindeki Doğu Türkistanlılardan da
Doğu Türkistan hakkında malumatlar almalıydı.
2- Doğu Türkistanlıların tamamını Amerika da kurulan “Sürgünde Doğu
Türkistan Hükümeti” mensupları ile özdeşleştirerek ve Amerika ile
batılıların provoke ettiği insanlar olarak göstermek yerine Doğu
Türkistan halkından insanlarla görüşerek onlara kendi ağızlarından
kendilerini özgürce ifade etme şansını tanımalıydı.
3- Kendisini adeta bir gölge gibi takip eden Çinli mihmandarından
kurtularak çarşıda pazarda halkın arasına dalıp yıllık fert başına düşen
gelir oranını (80-100 dolar) Doğu Türkistan halkının kendi ağzından
öğrenmeliydi.
4- Banu Avar, hemen her semtte kurulu olarak faaliyet gösteren mecburi
Doğum kontrol istasyonlarını da ziyaret ederek evlerinden zorla
getirilerek 7-8 aylık olmasına bakılmadan gayri sıhhi ortamlarda yapılan
sözde kürtajlarla “Kota dışı hamile kaldı” suçlamasıyla açıkça
katledilen Doğu Türkistanlı anne ve bebek cesetlerini görmeliydi.
5-Banu Avar, 90 yaşındaki Ayşem ninenin toyunun(düğününün) nerede
olduğunu sormak gibi anlamsız uğraşlar yerine Doğu Türkistan’ın başkenti
olan Ürümçi nüfusunun içinde bulunan Çinli nüfus oranını araştırmalıydı.
Doğu Türkistan’ın işgale uğradığı ilk yıllarda (1949) Ürümçi’deki Çinli
nüfus oranı % 5 bile değil iken, Çin'den Çin devletinin asimilasyon
politikası gereği devamlı olarak getirilip yerleştirilen Çinli göçmenler
sebebiyle Çinli nüfus oranının % 85’lere ulaştığını ve Türk nüfusunun
azınlık durumuna düşürüldüğünü, asıl hedefin ise bütün Doğu Türkistan’da
aynı nüfus çoğunluğuna ulaşmak olduğunu gözlemlemeli ve seyirciye
yansıtmalıydı.
6- Banu Avar, kukla Cami görevlilerinin yalan beyanlarını dinlemek
yerine 18 yaşın altındaki Uygur gençlerinin camilere giremediğini, bir
mahalle halkının diğer bir mahalle camisine alınmadığını, namaz
vakitlerinde camilerdeki cemaatin gizli kameralarla tespit edildiğini ve
camide her namaz vaktinde hangi surelerin okunduğu, imamın hutbede hangi
konuda vaaz verdiği ile ilgili cami imamı ile bir kukla hükümet
görevlisinin mahalli karakola rapor vermek zorunda olduğu ile ilgili
bilgileri de toplamalı idi. (Cami imamı ile camideki özel görevlinin
raporlarındaki bilgilerin tutmaması durumunda cami imamı görevden
alınmakta ve çeşitli cezalara çarptırılmaktadır.)
7- Doğu Türkistan halkını eğitimsiz bırakmak ve nesiller arasındaki
iletişimi koparmak için defalarca Latin, Kiril, Uygur ve Çin harfleri
ile eğitime geçerek Türk öğrencileri başarısızlığa sürüklediğini, 2001
yılından itibaren de İlköğretim okullarında ve Üniversitelerde tamamen
Çince eğitime geçildiğini de objektif habercilik adına öğrenip (tabii
öğrenebilirse) duyurmalıydı.
8- Banu AVAR, Türk çocuklarını Türkçe eğitim görmek istemesi durumunda
ahırdan bozma harabelerde ve açık alanlarda, Çince öğrenim görerek bir
Çinli gibi yetişmeye razı olması durumunda da en modern Çin okullarında
okuyabilecekleri gibi Çin karakterine uygun çirkin bir tercih ile karşı
karşıya bırakılmış olmaları gerçeğini uygun bir tarzda yansıtmalıydı.
Banu AVAR, Objektif habercilik ve yayıncılık adına hiç bir şey
bilmiyorsa Sayın Coşkun ARAL’ı örnek alabilirdi diyoruz fakat Sayın
ARAL’ gibi davranması mümkün değil. Çünkü ARAL gördüğü gerçekleri
görüntülemek istediğinde profesyonel kameralarına Çin polisince el
konulmuş ve o da küçük amatör kamerası ile dünyada bir ilki
gerçekleştirerek Çin zulmünü gözler önüne sermişti…
Banu AVAR tarafsız davranamazdı. Çünkü, dünya insan hakları örgütlerince
defalarca sabıkalı ilan edilen en kurnaz, en hilekar ve en büyük insan
hakları ihlalcisi olan Çin devletinden yana taraftı…
Banu AVAR Çinlilerin gerçek yüzünü anlamak için şunu yapabilirdi:
Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız konulardan birini gerçek bir
televizyoncu ve yapımcı gibi davranarak görüntülemeye ve anlatmaya
çalışmak… İşte o zaman kızılca kıyamet kopacak ve Çin devleti
yetkililerince doğduğuna pişman edilecekti…
Şundan eminiz ki; Banu Avar’ın Çinli’lerle işbirliği içerisinde bütün
Doğu Türkistanlıları Amerikanın kuklası olarak gösterme çabaları mutlaka
boşa çıkacak ve kesinlikle tutmayacaktır. Çünkü Doğu Türkistan halkı bu
güne kadar ne çekmişse emperyalizmden çekmiştir ve birinden kurtulup
diğeri tarafından sömürülmek ve zincire vurulmak gibi bir niyeti ise
asla yoktur. Bu niyette olanlar varsa da Tam Bağımsızlıktan yana olan
bir Doğu Türkistanlı değildir ve gerçek Doğu Türkistanlılar tarafından
şimdiden kendi yalnızlıkları ile baş başa bırakılmışlardır…
Banu AVAR, Program bitiminde yaptığı konuşmada ise, dünyadaki global
güçlerin Türkiye'nin başına bölücü akımları bela ettiğini ve Türkiye’nin
yıllar yılı bu bölücü akımlarla uğraşmak zorunda bırakıldığı şeklinde
bir ifade kullanarak, şimdi de Çinin başına Doğu Türkistanlıları bela
yapmak(!) istediklerini ima etmeye çalışmıştır. Oysa ki; dünyanın en
büyük teröristi Çinin ta kendisiydi ve Banu AVAR bunun idrakinde
olamayacak kadar taraflı, gerçekleri göremeyecek kadar da maddi hırsla
doluydu.
GAZETENİZ İSTİKLÂL BİR YAŞINDA
Muhterem
okuyucularımız, gönüldaşlarımız ve haklı bir davanın kutlu savunucuları,
elinizdeki İstiklâl Gazetesi şu anda 12. sayısına ulaşmış olmakla
beraber bir yaşını da doldurmuş olmanın haklı gururunu ve kıvancını yine
sizlerle paylaşmaktadır.
Dünyada savunucusu çok az
durumda işgal altındaki ülkelerden biri olan Doğu Türkistan’ın Kurtuluş
Mücadelesi yolunda, 21. Yüzyılın en önemli silahlarından ve güçlerinden
biri olan fakat bir türlü doldurulmak adına ciddi bir çaba sarf
edilmeyen yayıncılık alanındaki boşluğun bir bölümünü doldurabilmek
maksadıyla çıktığımız yolda, bilhassa yayıncılıkta çok önemli ve kritik
bir süreç olduğunu bildiğimiz tamı tamına bir koca yılı geride bırakmış
bulunuyoruz.
Doğu Türkistan davası gibi
kutlu ve büyük bir davanın ciddi anlamda ve içeriği dolu, güçlü bir
yayın organının olmayışı herkesin malumu olduğu üzere çok büyük bir
noksanlıktı.
Daha önceki yıllarda da Doğu
Türkistan davasına katkı yapmayı amaçlayan bir anlayışla ve çok iyi
niyetlerle bir çok yayınlar başlatılmışsa da, ne yazık ki bir çokları
maddî ve manevî yetersizlikler sebebiyle devam ettirilemedi ve yayın
hayatı sona erdi.
Bu yayınların bazıları da
kimilerinin elinde içeriği tamamen boşaltılarak yalnızca gelir amaçlı
kullanılan bir araç haline getirildi.
Doğu Türkistan davası ile
ilgili yayıncılık alanında bunlar olurken yüksek ruh ve ideallerle
donanmış insanların çabalarına bir nebze katkıda bulunmak ve
olabildiğince de hislerine tercüman olabilmek maksadıyla bundan bir yıl
önce İSTİKLÂL GAZETESİ’ni çıkartmaya başladık.
Gazetemizin ilk sayısının çıkmasıyla beraber kısa zamanda bu gazetenin
de yayınlar mezarlığındaki yerini alacağını düşünen ve temenni edenlerin
olduğunun haberlerini alıyorduk.
Fakat; bu ümitsizlik
uçurumuna yuvarlanmış insancıklarda olmayan paha biçilemez hazine
bizde vardı.. İhlas,İnanç ve kararlılık…
Her sayımızdan sonra muhterem
İSTİKLÂL GAZETESİ okuyucularından aldığımız sayısız olumlu mesajlar
bizleri daha iyi ve daha güzel bir gazete sunmaya teşvik etti.
Allah (c.c.) nasip ederse
“Muhtariyet”, “Yüksek Muhtariyet”, “İktisadi kalkınma ve ekonomik
iyileşme sağlansın yeter”,
“Özerklik haklarımızı istiyoruz”, “Çin devletinden barışçı yollarla
bağımsızlığımızı alacağız” diyen hayalperest satılık beyinlerin değil,
hakiki anlamda ve kayıtsız şartsız İSTİKLÂL isteyenlerin İSTİKLÂL
GAZETESİ siz değerli ve kadirşinas okuyucularımızın destekleri ile
ebediyen yaşamaya devam edecektir.
Doğu Türkistan halkı hava saldırısı alarmı ile tedirgin
ediliyor
İşgalci Çin devleti Doğu Türkistan halkı üzerinde uygulamakta olduğu
bin bir türlü bastırma ve sindirme faaliyetlerine her geçen gün yeni
bir yöntem keşfederek tatbik ediyor. Doğu Türkistan’dan sorumlu Çin
Komünist Partisi görevlileri Müslüman Türk halkını sindirmeye yönelik
olarak aldığı yeni bir kararla her yıl 18 Eylül gününü “Hava
Saldırılarına Karşı Alarm Verme Günü” ilan ettiler. İşgalci
Çin Devleti Doğu Türkistan halkı üzerinde uygulamakta olduğu bin bir
türlü bastırma ve sindirme faaliyetlerine her geçen gün yeni bir yöntem
keşfederek tatbik ediyor.
Doğu Türkistan’dan sorumlu Çin Komünist Partisi görevlileri Müslüman
Türk halkını sindirmeye yönelik olarak aldığı yeni bir kararla her yıl
18 Eylül gününü “Hava Saldırılarına Karşı Alarm Verme Günü” ilan
ettiler. Bir gün içerisinde 5 dakika ara “Hazırlık
Sinyali”, “Hava Saldırısı Sinyali”, “Hava taarruzuna Karşı Koyma
Sinyali” gibi onlarca tür sinyal gün boyu verilmek suretiyle halk adeta
canından bezdiriliyor. Doğu Türkistan halkı bu saçma ve bütün bir gün
boyunca insanları panik ve endişe içinde bırakan uygulamaya karşı
oldukça tepkili olmalarına rağmen ellerinden bir şey gelmediği için
çaresiz katlanmak zorunda kalıyorlar. Çin Komünist Partisi yetkilileri
ise bu durumu şöyle açıklamaktadırlar; “Günümüzde ani olarak meydana
gelmesi muhtemel olağanüstü durumlara karşı halkın doğru bir zamanlama
ile uyarılması ve tedbir alınması için bir eğitim yöntemi
uygulamaktayız(!)”
Bu türden garip ve garip olduğu kadarda insanları tedirgin eden anlamsız
uygulamalara da ancak Çin gibi despotlukla idare edilen ülkelerde
rastlanılabilir.
Kukla
diktatör İsmail Tilivaldi yeni entrikalar peşinde
Doğu Türkistan’dan sorumlu Çin kuklası diktatör İsmail Tilivaldi 22
Haziran 2005 günü Doğu Türkistan’daki “İslam Üniversitesi”nde
incelemelerde bulundu. Bu iceleme esnasında Tilivaldi’ ya Bölge Komünist
Partisi daimi komite üyesi Şevket İmin, Bölge Başkanı birinci yardımcısı
Cabbar Habibullah, Bölge komünist Partisi koordinasyon bölümü sorumlusu,
milletler-din işleri komitesi mesulleri, bölge kalkınma sorumluları,
maliye bakanlığı temsilcileri de eşlik ettiler.
Okul yetkililerinden Üniversitenin faaliyetleri ve icraatları konusunda
bilgiler alan Kukla bölge başkanı İsmail Tilivaldi (Doğu Türkistan’ın
isminin işgalci Çin hükümetince değiştirilerek “Sinkiang Uygur Özerk
Bölgesi” adının verilmesinin üzerinden geçen yaklaşık 50 yıllık zaman
zarfında) Çinli patronlarının yaptıkları icraatlardan da söz ederek
İslam Üniversitesinin kuruluşunun 19. yılında çok iyi başarılar(!) elde
edildiğini iddia etmiş ve Doğu Türkistan halkının İslam dini konusundaki
hassasiyetlerini de istismar ederek sözde politik davranmak adına “Bu
okul bu güne kadar bir çok kaliteli din görevlisi yetiştirmiştir” dedi.
İşgalci Çin hükümetinin Müslüman doğu Türkistan halkı üzerindeki akıl
almaz dini baskı ve sindirme hareketlerini yok sayan kukla diktatör yine
dünya kamu oyunu yanıltmaya ve aldatmaya yönelik mesajlar vermeye
çalışmaktadır.
Çin’den Budda Tapınağına Özel İlgi
Doğu Türkistan’ın Hoten vilayetinde bulunan eski bir Budda tapınağı
harabesi buda dininin Çinliler nezdinde özel bir anlam ve değerinin
olması sebebiyle restore edilmeye çalışılıyor. İşgalci Çin hükümetinin
yerel yetkilileri çok uzun zamandan beri çeşitli sebeplerle yıkılıp yok
olma noktasına gelen söz konusu buda tapınağını dünya medeniyet
miraslarını
koruma çalışmaları kapsamına dahil ederek büyük çaplı bir meblağda
ayırmak suretiyle restore etme kararı aldı.
Hoten’deki Kültür miraslarından sorumlu Çin dairesinin birinci
yardımcısı
Metkerem şöyle demektedir; “Ravak Buda tapınağı harabesi tarihi ipek
yolu üzerindeki Taklamekan çölünün dışında yer almış olup, son yıllarda
bu harabeye dışarıdan gelen gezginlerin sayısındaki artış bu tapınak
harabesinin restore edilmesini gerektirdi” demektedir.
Miladi 2. ve 3. asırlarda inşa edildiği tahmin edilen bu Budda tapınağı
Hoten vilayetine bağlı Lop nahiyesinin ziya köyüne 30 km. mesafede
bulunmaktadır. Çin hükümeti bir buda tapınağını restore etmek için
seferber olurken, doğu Türkistan’ın dört bir yanında bakımsızlık ve
ilgisizlik sebebiyle giderek yok olmakta olan ve hatta çeşitli
bahanelerle Çin devleti tarafından yıkılarak yok edilmekte olan sayısız
tarihi eserler kasıtlı olarak kendi kaderine terk
edilmiş durumdadır. İşte sözde dünya kültür miraslarını koruma altına
aldıklarını ifade ederek kimilerinin gönlüne taht kurmayı başaran Çin’in
iç yüzü…
İdam mahkûmu Çinlilerin organları
İsrailli zenginlere satılıyor
Onlarca İsrailli'nin her ay, organ nakli yaptırmak için Çin'e gittiği
bildirildi. İsrailliler'in, idam edilen Çinli mahkumların organlarını
almaya çalıştıkları belirtildi.
İsrail'de günlük yayınlanan Maariv gazetesi, her ay ortalama 30
İsrailli'nin organ bulabilmek için Çin'e gittiğini, en fazla ihtiyaç
duyulan organın ise böbrek olduğunu yazdı.
Gazete, konu hakkında bir İsrailli yetkilinin, "Çin, Kolombiya'dan yüzde
30 daha ucuz. Nakledilen organlar çok iyi kalitede. Ayrıca organ nakli
operasyonu sonrası tıbbi bakım da dünyanın en iyileri arasında" şeklinde
konuştuğunu belirtti.
Yakınlarda Çin'e bir seyahat yapan Eilat'tan Abraham Sasson ise, "Eğer
Çin'de böbrek nakli yaptıramasaydım, belki de ölmüş olacaktım. İdama
mahkum edilen bir Çinli hayatımı kurtardı" dedi.
Microsoft Ve Çin'in
Sansür İşbirliği...
Msn sitesinin bazı bölümlerine, Çince 'özgürlük', 'demokrasi', 'gösteri'
gibi kelimelerin yazılması engelleniyor. Çin'de, Microsoft'un internet
servisi aracılığıyla düşüncelerini ifade etmek isteyen internet
kullanıcılarının yazıları sansüre uğruyor.
MSN, Çin'de Mayıs 2005'te kurulmuştu. MSN sitesinin bazı bölümlerine,
Çince 'özgürlük', 'demokrasi', 'gösteri' gibi kelimelerin yazılması
engelleniyor. Çin'de internet kullanıcıları zaten ağır sınırlamalar
altında. İnternet günlükleri tutabilmek için, bunu Çinli yetkililere
bildirmeleri gerekiyor. Sansürün, Çin hükümetine karşı verilen bir taviz
olduğu düşünülüyor.İnternet sitesinin özgürce yazılar girilen bölümünde,
'insan hakları' ya da 'Tayvan'ın özgürlüğüne kavuşması' gibi ifadeler de
yasaklanıyor. Yasaklı kelimelerin kullanılması ya da pornografik
içerikli yazılar girilmesi halinde, otomatik olarak açılan bir pencerede
"Bu mesaj yasaklanmış ifadeler içeriyor. Lütfen bu ifadeleri siliniz"
uyarısında bulunuluyor. Microsoft, MSN hizmetlerinden yararlanan
kişilerin, koydukları kurallara uymak zorunda olduklarını söylüyor. Bu
kurallara göre, kullanıcıların 'yaşadıkları yerde uygulanan yerel ya da
ulusal yasaları ihlal edecek' ifade içeren hiçbir bilgiyi yükleme,
postalama ya da dağıtma hakları bulunmuyor. Microsoft'un bir sözcüsü,
gazetecilere yaptığı açıklamada, "Microsoft, çok uluslu bir şirket ve
böyle olduğu için de dünya çapında faaliyet göstereceği gerçeğini idare
etmek zorunda" şeklinde konuşuyor. Kayıtların 30 Haziran tarihine kadar
tamamlanması ve günlük sahiplerinin, kimliklerini yetkililere
bildirmeleri talep edilmişti. Sınır Tanımayan Gazeteciler'e göre, Çin,
internet günlüklerini denetlemek ve sadece kayıtlı günlüklerin
internette yayımlanmasını sağlamak için özel bir sistem kullanıyor.
Kayıtlı olmayan günlükler ise kapatılıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler,
"Yahoo'nun ardından bir Amerikan internet devi daha Çinli yetkililere
boyun eğdi ve otosansür uygulamaya razı oldu" açıklamasında bulundu.
Microsoft, Çinli yetkililer ve polisle, internet kullanıcılarının ne
yapabileceği konusunda işbirliğinde bulunan tek kurum değil. Yahoo ve
Google da, internette kullanıcıların neleri araştırabileceği ve neleri
okuyabileceği üzerine bazı sınırlamalar getirmiş ve bu nedenle
eleştirilere hedef olmuştu.
Çin Devletinden Buda Tapınağına Özel İlgi
Doğu Türkistan’ın Hoten vilayetinde bulunan eski bir buda tapınağı
harabesi buda
dininin Çinliler nezdinde özel bir anlam ve değerinin olması sebebiyle
restore edilmeye çalışılıyor.
İşgalci Çin hükümetinin yerel yetkilileri çok uzun zamandan beri çeşitli
sebeplerle
yıkılıp yok olma noktasına gelen söz konusu buda tapınağını dünya
medeniyet miraslarını
koruma çalışmaları kapsamına dahil ederek büyük çaplı bir meblağda
ayırmak suretiylerestore etme kararı aldı.
Hoten’deki Kültür miraslarından sorumlu Çin dairesinin birinci
yardımcısı
Metkerem şöyle demektedir;
“Ravak Buda tapınağı harabesi tarihi ipek yolu üzerindeki Taklamekan çölünün dışında yer almış olup, son yıllarda bu harabeye
dışarıdan gelen gezginlerin sayısındaki artış bu tapınak harabesinin restore edilmesini
gerektirdi” demektedir.
Miladi 2. ve 3. asırlarda inşa edildiği tahmin edilen bu buda tapınağı
Hoten vilayetine bağlı
Lop nahiyesinin ziya köyüne 30 km. mesafede bulunmaktadır. Çin hükümeti
bir buda
tapınağını restore etmek için seferber olurken, doğu Türkistan’ın dört
bir yanında bakımsızlık
ve ilgisizlik sebebiyle giderek yok olmakta olan ve hatta çeşitli
bahanelerle Çin devleti
tarafından yıkılarak yok edilmekte olan sayısız tarihi eserler kasıtlı
olarak kendi kaderine terk edilmiş durumdadır. İşte sözde dünya kültür
miraslarını koruma altına aldıklarını ifade ederek
kimilerinin gönlüne taht kurmayı başaran Çin’in iç yüzü…
ÜRÜMÇİ
HAYVANAT BAHÇESİNDEÜÇ KURT YAVRUSU VE
KEÇİ
Doğu Türkistan’ın Başkenti Ürümçi’deki hayvanat bahçesini gezenler bu
günlerde ilginç bir dostluğa şahitlik ediyorlar.
İlk defa yavrulayan bir kurdun yavrularını kabul etmemesi 3 kurt
yavrusunu öksüz bıraktı.
Bu duruma bir çözüm bulmak isteyen hayvanat bahçesi görevlileri bu üç
kurt yavrusunu yeni yavrulayan bir keçinin yanına götürdüler. Anne keçi
bu üç kurt yavrusunu reddetmeksizin kendisinin 5 yavrusu ile beraber
beslemeye başladı. Bu durum ise görenleri hem düşündürdü, hem de
şaşırttı.
Çin’in Gül üretimine başlaması
üreticileri tedirgin etti
Birçok sektörden sonra gül üretimine giren Çin, Isparta gül
üreticilerinin korkulu rüyası oldu.
Çin’in Türk gülünde de, ucuz işçilikle rakip olmaya başlamasıyla gül
üretimi alanında Türkiye’nin rakipleri ikiye yükseldi. Dünya’da sadece
Bulgaristan ve Türkiye’de yapılan gül yağı üretimine şimdi de Çin ortak
oldu. Bu durum Ispartalı gül üreticilerini hıuzursuz ederken, Çin’de bir
kilogram gül yağının maliyetinin bin 500 Türkiye’de ise, 6 bin dolar
olduğuna dikkat çekildi. Dünyada gülyağı üretiminin yüzde 70’ini
Isparta’dan, yüzde 30’u da Bulgaristan’dan karşılanmakta. Ancak bu yıl
gül yağı üretimine giren Çin’in, diğer sektörlerde olduğu gibi, gül
alanında da ucuz işçilik nedeniyle Türkiye’yi zarara uğratacağından
korkuluyor.
BOLAT: GÜLCÜLÜĞÜ ZOR GÜNLER BEKLİYOR
Gül, Gülyağı ve Yağlık Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (GÜLBİRLİK),
2005 sezonu gül çiçeği alım kampanyası başladı. GÜLBİRLİK Genel Müdürü
Bolat Tamer Çin’in gül sektörüne girmesiyle duydukları korkuyu dile
getirirken şöyle konuştu. Bolat “Bizim en büyük korkumuz Çin’dir. Çin,
diğer ürünlerde dünyanın hakimi olduğu gibi gül sektörüne de el
atmıştır. Tekstilde ve diğer ürünlerde sektörlere darbe vurduysa güle de
darbe vuracağını bekliyoruz.”
Çin ayakkabısı sıkmaya başladı
Türkiye ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde üretim yapan ayakkabı
firmalarının temsilcileri Avrupa'nın ticaret merkezi Brüksel'de bir
araya gelerek eylem yaptı. Piyasaları allak bullak eden Çin malı ucuz
ayakkabıların dünya ticaretini tehdit ettiğini belirten firma
temsilcileri dünyayı Çin'e karşı önlem almaya davet etti. Manisa'dan
Üçel ve Topbaş ayakkabının temsilcileriyle birlikte eyleme katılan Ergün
Ayakkabı'nın temsilcisi Cüneyt Ergün, haksız rekabet nedeniyle pazar
paylarını hızla kaybettiklerine dikkat çekti.Ucuz Çin malları piyasaları
sarsmaya devam ediyor. Avrupa ve Türkiye'den yaklaşık 500 firma
temsilcisinin katıldığı protesto yürüyüşünde Çin mallarından kaynaklanan
haksız rekabetin ortadan kaldırılması istendi. Yürüyüşe 3'ü Manisa'dan,
olmak üzere Türkiye'den 30 firma temsilcisi katıldı.Baş etmemiz mümken
değil.Brüksel'deki gösteriye Manisa'dan Üçel Ayakkabıcılık adına Rıfat
Sarı, Mehmet Baru, Topbaş Ayakkabı temsilcisi Mehmet Topbaş ve Ergün
Ayakkabı'nın İşletme Müdürü Cüneyt Ergün, katıldı. Ergün Ayakkabı'nın
İşletme Müdürü Cüneyt Ergün protesto yürüyüşünün perde arkasını anlattı.
Çin'de ucuz işçi maliyetleri nedeniyle üretilen malların piyasalara çok
ucuza verildiğine dikkat çeken Cüneyt Ergün şunları söyledi: 'Biz bir
ayakkabıyı 20 dolara mal ediyorsak Çinliler bunu 10 dolara mal ediyor.
Bu durum haksız rekabete yol açıyor. Çünkü Çin'de işçi sayısı çok fazla.
Bizim 100 işçiyle yaptığımız işi onlar 300 işçiyle daha ucuza
yapıyorlar. Çünkü işçilerin ne bir sosyal güvenceleri ne de belirgin bir
maaşları var. Bu durum bizi son iki yılda bitirme noktasına getirdi.'
Çin'de üretilen malların sağlıksız olduğunu hatırlatan Ergün, 'Biz
diyoruz ki; Çin mallarına kota konsun, önlem alınsın. Kısacası bu haksız
rekabet ortadan kaldırılsın. Ben iki yıl önce 140 işçi çalıştırırken
bugün 70 işçiye düştü bu rakam. Yani istihdam oranında yüzde 50 düşüş
oldu. Bu durumun önüne geçmezsek yakın bir tarihte iş yerlerimizi
kapatma durumuna geleceğiz' dedi.
Ölümcül Kuş Gribini sonunda Doğu Türkistan’a da
bulaştırdılar
Doğu Kazakistan eyaleti sınırından 25 kilometre mesafede yer alan Doğu
Türkistan da Kuş gribi hastalığı salgını tespit edildiği hakkında
haberler alınırken, bununla ilgili olarak Astana ile Almatı şehirlerinin
havaalanlarında ve sınır kapılarında gelip-giden yolcuları kontrol
tedbirleri alındı.
Kazakistan Hıfsızıhha Kurumu Başkanı ve Sağlık Bakan Yardımcısı Anatoli
Belonog konuya ilişkin bilgi verdi. Anatoli Belonog, "Kazakistan
sınırlarından tavuk ürünlerinin girişini kontrol, kuş gribi tespit
edilen ülkelerden bu tip ürünlerin ithalini sınırlama çalışmaları
yapılıyor" dedi. Kazakistan Sağlık Bakan Yardımcısı Belonog'un
ifadesine göre, Çin'de kuş gribi belirtileri bulunan binden fazla kazın
460 tanesi ölmüş. Anatoli Belonog, yabani kuşların güneydoğu Asya'dan
Çin'e Kazakistan üzerinden girip çıkma ihtimalini göz ardı etmeyerek,
Kazakistan'ın genelinde sınır kapılarında, Çin Halk Cumhuriyeti ve başka
ülkelerle bağlantısı bulunan tüm havaalanlarında hijyen ve karantina
kontrol tedbirleri arttırıldığını ifade etti. Kazakistan Sağlık
Bakanlığı Karantina ve Bulaşıcı Hastalıklar Bölüm Başkanı Aymağanbet
Jolşorınov da, kuş gribini hemen tespit edebilecek özel laboratuarlar
kurulduğunu, bunların yakın zamanda hizmete gireceğini bildirdi.
Uzmanlar, kuş gribinin yayılmasını önlemenin en etkili yolunun
Kazakistan ve Sincan Uygur Otonom Bölgesi arasındaki ticaret ve başka
maksatlı geliş-gidiş ve ticari ilişkilerin mümkün mertebe sınırlamak
gerektiğini ifade ediyorlar. Bu arada Çin’de kuş gribinin ortaya
çıkmasından sonra hastalıklı hayvanlardan Doğu Türkistan’a gönderilmiş
olabileceği belirtiliyor.
|