HÜR

GÖKBAYRAK

DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ

 

 

 

 

HÖR

KÖKBAYRAK

SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ

      

    Anasayfa

     HABER ARŞİVİ-2006

Ocak-2006

Şubat-2006

 

    HABER ARŞİVİ-2005

Ocak-2005

Şubat-2005

Mart-2005

Nisan-2005

Mayıs-2005

Haziran-2005

Temmuz-2005

Ağustos-2005

Eylül-2005

Ekim-2005

Kasım-2005

Aralık-2005

    HABER ARŞİVİ
       
2005
       
2004
       
2003
       
2002

        2001
       
2000

 

 

  Basın Yayın, Medya, Kurum, Kuruluş ve Ajanslarda yer alan

"Sinkiang", "Sincan", "Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi", " Sinciang Uygur Otonom Bölgesi" ifadelerini kesinlikle kabul etmediğimiz önemle duyrulur.

HABER ARŞİVİ

 

HAZİRAN- 2005

 

TRT’DEN ÇİN YANLISI PROGRAM

 

TRT’nin Devletin Doğu Türkistan’ a resmî bakışını yansıtma mecburiyeti bulunması sebebiyle ezeli ve ebedi Türk toprağı olan Doğu Türkistan’dan bahsederken Çin Devletinin ağzından “Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi” olarak söz etmesi zulmün ve esaretin kahredici ızdırabı ile boğuşan ve Türkiye’den çok daha farklı bir yaklaşım ve yakınlık bekleyen Doğu Türkistanlıların yaralarına tuz basmıştır.

Elbette ki program sunucusu hanımefendinin aymazlığı bununla da sınırlı değildi. Çin makamları ile bu programın muhtevası ve vermek istenen mesajlar konusunda hangi boyutta mutabakatlar ve anlaşmalar yapmıştı bilmiyoruz. Fakat bildiğimiz bir şey var o da bu programın kesinlikle ve kesinlikle Doğu Türkistan’ın ve Doğu Türkistanlıların geleceğine yönelik faydalı bir katkısının olmadığıdır.
Çünkü Çin devletinin özel siparişi üzerine hazırlanmış olduğu izlenimi veren bu Program baştan sona kadar Çinlilerin önceden dikte ettirdiği söylem ve yanıltıcı malumatlarla devam edip gidiyor.
 

1-Program Sunucusunun 1863’ te kurulduğunu söylediği devletin adı “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti” değil, “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” dir ve bu devleti bile batılı güçlerin kurdurmuş olduğu şeklinde ifadeler kullanmıştır. Bu ifadeler ise kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır.

2-1947 yılında ilan edilen ve İsa Yusuf Alptekin Beyin Genel Sekreterliğini yaptığı mahallî hükûmetten hiç söz edilmemiştir.

3- Sunucu hanım (Avar) Başka Doğu Türkistanlı yokmuş gibi sözde ressam geçinen bir Mankurt olan Abdulkerim Nasreddin ve Çin kuklası Rukiye Haci adlarındaki Doğu Türkistan halkının yüz karası kişilerle görüşerek Çinlilerin ve kendisinin almak istediği cevapları almıştır.

4-Önceden ne söyleyecekleri ezberletilmiş olan Şerifcan Damolla ve diğer Cami görevlilerine “Dine baskı var deniliyor, engellemeler var deniliyor siz ne dersiniz?” Sorusunu sormuş ve çok abartılı, gerçeği asla yansıtmayan, sahte cevaplar almıştır.

5-Yerel kukla hükümetin sözde din işleri sorumlusu Hüsamettin ile görüşmesi sırasında da sormuş olduğu kasıtlı sorularla doğum yasağının yalnızca Çinlilere uygulandığını, bu uygulamanın Uygurlar için geçerli olmadığı şeklinde yalan bir cevap almıştır. Objektif bir yayıncılık adına sayın AVAR neler yapmalıydı?
Burada hepsini saymamız mümkün olmasa da birkaç madde halinde yapmasını beklediklerimizi sıralayalım:
 

1- Madem ki objektif bir yayıncılık yapacaktı, o halde Çin devletinin eline tutuşturmuş olduğu senaryoyu at gözlüğü ile icra etmek yerine Türkiye’deki ve dünyanın başka yerlerindeki Doğu Türkistanlılardan da Doğu Türkistan hakkında malumatlar almalıydı.

2- Doğu Türkistanlıların tamamını Amerika da kurulan “Sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti” mensupları ile özdeşleştirerek ve Amerika ile batılıların provoke ettiği insanlar olarak göstermek yerine Doğu Türkistan halkından insanlarla görüşerek onlara kendi ağızlarından kendilerini özgürce ifade etme şansını tanımalıydı.

3- Kendisini adeta bir gölge gibi takip eden Çinli mihmandarından kurtularak çarşıda pazarda halkın arasına dalıp yıllık fert başına düşen gelir oranını (80-100 dolar) Doğu Türkistan halkının kendi ağzından öğrenmeliydi.

4- Banu Avar, hemen her semtte kurulu olarak faaliyet gösteren mecburi Doğum kontrol istasyonlarını da ziyaret ederek evlerinden zorla getirilerek 7-8 aylık olmasına bakılmadan gayri sıhhi ortamlarda yapılan sözde kürtajlarla “Kota dışı hamile kaldı” suçlamasıyla açıkça katledilen Doğu Türkistanlı anne ve bebek cesetlerini görmeliydi.

5-Banu Avar, 90 yaşındaki Ayşem ninenin toyunun(düğününün) nerede olduğunu sormak gibi anlamsız uğraşlar yerine Doğu Türkistan’ın başkenti olan Ürümçi nüfusunun içinde bulunan Çinli nüfus oranını araştırmalıydı. Doğu Türkistan’ın işgale uğradığı ilk yıllarda (1949) Ürümçi’deki Çinli nüfus oranı % 5 bile değil iken, Çin'den Çin devletinin asimilasyon politikası gereği devamlı olarak getirilip yerleştirilen Çinli göçmenler sebebiyle Çinli nüfus oranının % 85’lere ulaştığını ve Türk nüfusunun azınlık durumuna düşürüldüğünü, asıl hedefin ise bütün Doğu Türkistan’da aynı nüfus çoğunluğuna ulaşmak olduğunu gözlemlemeli ve seyirciye yansıtmalıydı.

6- Banu Avar, kukla Cami görevlilerinin yalan beyanlarını dinlemek yerine 18 yaşın altındaki Uygur gençlerinin camilere giremediğini, bir mahalle halkının diğer bir mahalle camisine alınmadığını, namaz vakitlerinde camilerdeki cemaatin gizli kameralarla tespit edildiğini ve camide her namaz vaktinde hangi surelerin okunduğu, imamın hutbede hangi konuda vaaz verdiği ile ilgili cami imamı ile bir kukla hükümet görevlisinin mahalli karakola rapor vermek zorunda olduğu ile ilgili bilgileri de toplamalı idi. (Cami imamı ile camideki özel görevlinin raporlarındaki bilgilerin tutmaması durumunda cami imamı görevden alınmakta ve çeşitli cezalara çarptırılmaktadır.)

7- Doğu Türkistan halkını eğitimsiz bırakmak ve nesiller arasındaki iletişimi koparmak için defalarca Latin, Kiril, Uygur ve Çin harfleri ile eğitime geçerek Türk öğrencileri başarısızlığa sürüklediğini, 2001 yılından itibaren de İlköğretim okullarında ve Üniversitelerde tamamen Çince eğitime geçildiğini de objektif habercilik adına öğrenip (tabii öğrenebilirse) duyurmalıydı.

8- Banu AVAR, Türk çocuklarını Türkçe eğitim görmek istemesi durumunda ahırdan bozma harabelerde ve açık alanlarda, Çince öğrenim görerek bir Çinli gibi yetişmeye razı olması durumunda da en modern Çin okullarında okuyabilecekleri gibi Çin karakterine uygun çirkin bir tercih ile karşı karşıya bırakılmış olmaları gerçeğini uygun bir tarzda yansıtmalıydı.

Banu AVAR, Objektif habercilik ve yayıncılık adına hiç bir şey bilmiyorsa Sayın Coşkun ARAL’ı örnek alabilirdi diyoruz fakat Sayın ARAL’ gibi davranması mümkün değil. Çünkü ARAL gördüğü gerçekleri görüntülemek istediğinde profesyonel kameralarına Çin polisince el konulmuş ve o da küçük amatör kamerası ile dünyada bir ilki gerçekleştirerek Çin zulmünü gözler önüne sermişti…
Banu AVAR tarafsız davranamazdı. Çünkü, dünya insan hakları örgütlerince defalarca sabıkalı ilan edilen en kurnaz, en hilekar ve en büyük insan hakları ihlalcisi olan Çin devletinden yana taraftı…
Banu AVAR Çinlilerin gerçek yüzünü anlamak için şunu yapabilirdi: Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız konulardan birini gerçek bir televizyoncu ve yapımcı gibi davranarak görüntülemeye ve anlatmaya çalışmak… İşte o zaman kızılca kıyamet kopacak ve Çin devleti yetkililerince doğduğuna pişman edilecekti…
Şundan eminiz ki; Banu Avar’ın Çinli’lerle işbirliği içerisinde bütün Doğu Türkistanlıları Amerikanın kuklası olarak gösterme çabaları mutlaka boşa çıkacak ve kesinlikle tutmayacaktır. Çünkü Doğu Türkistan halkı bu güne kadar ne çekmişse emperyalizmden çekmiştir ve birinden kurtulup diğeri tarafından sömürülmek ve zincire vurulmak gibi bir niyeti ise asla yoktur. Bu niyette olanlar varsa da Tam Bağımsızlıktan yana olan bir Doğu Türkistanlı değildir ve gerçek Doğu Türkistanlılar tarafından şimdiden kendi yalnızlıkları ile baş başa bırakılmışlardır…

Banu AVAR, Program bitiminde yaptığı konuşmada ise, dünyadaki global güçlerin Türkiye'nin başına bölücü akımları bela ettiğini ve Türkiye’nin yıllar yılı bu bölücü akımlarla uğraşmak zorunda bırakıldığı şeklinde bir ifade kullanarak, şimdi de Çinin başına Doğu Türkistanlıları bela yapmak(!) istediklerini ima etmeye çalışmıştır. Oysa ki; dünyanın en büyük teröristi Çinin ta kendisiydi ve Banu AVAR bunun idrakinde olamayacak kadar taraflı, gerçekleri göremeyecek kadar da maddi hırsla doluydu.

 

GAZETENİZ İSTİKLÂL BİR YAŞINDA

  

Muhterem okuyucularımız, gönüldaşlarımız ve haklı bir davanın kutlu savunucuları, elinizdeki İstiklâl Gazetesi şu anda 12. sayısına ulaşmış olmakla beraber bir yaşını da doldurmuş olmanın haklı gururunu ve kıvancını yine sizlerle paylaşmaktadır.

Dünyada savunucusu  çok az durumda işgal altındaki ülkelerden biri olan Doğu Türkistan’ın Kurtuluş Mücadelesi yolunda, 21. Yüzyılın en önemli silahlarından ve güçlerinden biri olan fakat bir türlü doldurulmak adına ciddi bir çaba sarf edilmeyen yayıncılık alanındaki boşluğun bir bölümünü doldurabilmek maksadıyla çıktığımız yolda, bilhassa yayıncılıkta çok önemli ve kritik bir süreç olduğunu bildiğimiz tamı tamına bir koca yılı geride bırakmış bulunuyoruz.

Doğu Türkistan davası gibi kutlu ve  büyük bir davanın ciddi anlamda ve içeriği dolu, güçlü bir yayın organının olmayışı herkesin malumu olduğu üzere çok büyük bir noksanlıktı.                     

Daha önceki yıllarda da Doğu Türkistan davasına katkı yapmayı amaçlayan bir anlayışla ve çok iyi niyetlerle bir çok yayınlar başlatılmışsa da, ne yazık ki bir çokları maddî ve manevî yetersizlikler sebebiyle devam ettirilemedi ve yayın hayatı sona erdi.

Bu yayınların bazıları da kimilerinin elinde içeriği tamamen boşaltılarak yalnızca gelir amaçlı kullanılan bir araç haline getirildi.

Doğu Türkistan davası ile ilgili yayıncılık alanında bunlar olurken yüksek ruh ve ideallerle donanmış insanların çabalarına bir nebze katkıda bulunmak ve olabildiğince de hislerine tercüman olabilmek maksadıyla bundan bir yıl önce İSTİKLÂL GAZETESİ’ni çıkartmaya başladık. Gazetemizin ilk sayısının çıkmasıyla beraber kısa zamanda bu gazetenin de yayınlar mezarlığındaki yerini alacağını düşünen ve temenni edenlerin olduğunun haberlerini alıyorduk.

Fakat; bu ümitsizlik uçurumuna yuvarlanmış  insancıklarda  olmayan paha biçilemez hazine bizde vardı.. İhlas,İnanç ve kararlılık…

Her sayımızdan sonra muhterem İSTİKLÂL GAZETESİ okuyucularından aldığımız sayısız olumlu mesajlar bizleri daha iyi ve daha güzel bir gazete sunmaya teşvik etti.

Allah (c.c.) nasip ederse “Muhtariyet”, “Yüksek Muhtariyet”, “İktisadi kalkınma ve ekonomik

iyileşme sağlansın yeter”, “Özerklik haklarımızı istiyoruz”, “Çin devletinden barışçı yollarla bağımsızlığımızı alacağız” diyen hayalperest satılık beyinlerin değil, hakiki anlamda ve kayıtsız şartsız İSTİKLÂL isteyenlerin İSTİKLÂL GAZETESİ  siz değerli ve kadirşinas okuyucularımızın destekleri ile ebediyen yaşamaya devam edecektir.

 

Doğu Türkistan halkı hava saldırısı alarmı ile tedirgin

ediliyor

 

İşgalci Çin devleti Doğu Türkistan halkı üzerinde uygulamakta olduğu bin bir türlü bastırma ve sindirme  faaliyetlerine her geçen gün yeni bir yöntem keşfederek tatbik ediyor. Doğu Türkistan’dan sorumlu Çin Komünist Partisi görevlileri Müslüman Türk halkını sindirmeye yönelik olarak aldığı yeni bir kararla her yıl 18 Eylül gününü “Hava Saldırılarına Karşı Alarm Verme Günü” ilan ettiler.  İşgalci Çin Devleti Doğu Türkistan halkı üzerinde uygulamakta olduğu bin bir türlü bastırma ve sindirme faaliyetlerine her geçen gün yeni bir yöntem keşfederek tatbik ediyor.

Doğu Türkistan’dan sorumlu Çin Komünist Partisi görevlileri Müslüman Türk halkını sindirmeye yönelik olarak aldığı yeni bir kararla her yıl 18 Eylül gününü “Hava Saldırılarına Karşı Alarm Verme Günü” ilan ettiler. Bir gün içerisinde 5 dakika ara “Hazırlık
Sinyali”, “Hava Saldırısı Sinyali”, “Hava taarruzuna Karşı Koyma Sinyali” gibi onlarca tür sinyal gün boyu verilmek suretiyle halk adeta canından bezdiriliyor. Doğu Türkistan halkı bu saçma ve bütün bir gün boyunca insanları panik ve endişe içinde bırakan uygulamaya karşı oldukça tepkili olmalarına rağmen ellerinden bir şey gelmediği için çaresiz katlanmak zorunda kalıyorlar. Çin Komünist Partisi yetkilileri ise bu durumu şöyle açıklamaktadırlar; “Günümüzde ani olarak meydana gelmesi muhtemel olağanüstü durumlara karşı halkın doğru bir zamanlama ile uyarılması ve tedbir alınması için bir eğitim yöntemi uygulamaktayız(!)”
Bu türden garip ve garip olduğu kadarda insanları tedirgin eden anlamsız uygulamalara da ancak Çin gibi despotlukla idare edilen ülkelerde rastlanılabilir.

 

 Kukla diktatör İsmail Tilivaldi yeni entrikalar peşinde

 

Doğu Türkistan’dan sorumlu Çin kuklası diktatör İsmail Tilivaldi 22 Haziran 2005 günü Doğu Türkistan’daki “İslam Üniversitesi”nde incelemelerde bulundu. Bu iceleme esnasında Tilivaldi’ ya Bölge Komünist Partisi daimi komite üyesi Şevket İmin, Bölge Başkanı birinci yardımcısı Cabbar Habibullah, Bölge komünist Partisi koordinasyon bölümü sorumlusu, milletler-din işleri komitesi mesulleri, bölge kalkınma sorumluları, maliye bakanlığı temsilcileri de eşlik ettiler.

Okul yetkililerinden Üniversitenin faaliyetleri ve icraatları konusunda bilgiler alan Kukla bölge başkanı İsmail Tilivaldi (Doğu Türkistan’ın isminin işgalci Çin hükümetince değiştirilerek “Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi” adının verilmesinin üzerinden geçen yaklaşık 50 yıllık zaman zarfında) Çinli patronlarının yaptıkları icraatlardan da söz ederek İslam Üniversitesinin kuruluşunun 19. yılında çok iyi başarılar(!) elde edildiğini iddia etmiş ve Doğu Türkistan halkının İslam dini konusundaki hassasiyetlerini de istismar ederek sözde politik davranmak adına “Bu okul bu güne kadar bir çok kaliteli din görevlisi yetiştirmiştir” dedi.

İşgalci Çin hükümetinin Müslüman doğu Türkistan halkı üzerindeki akıl almaz dini baskı ve sindirme hareketlerini yok sayan kukla diktatör yine dünya kamu oyunu yanıltmaya ve aldatmaya yönelik mesajlar vermeye çalışmaktadır. 

 

Çin’den Budda Tapınağına Özel İlgi

 

Doğu Türkistan’ın Hoten vilayetinde bulunan eski bir Budda tapınağı harabesi buda dininin Çinliler nezdinde özel bir anlam ve değerinin olması sebebiyle restore edilmeye çalışılıyor. İşgalci Çin hükümetinin yerel yetkilileri çok uzun zamandan beri çeşitli sebeplerle yıkılıp yok olma noktasına gelen söz konusu buda tapınağını dünya medeniyet miraslarını
koruma çalışmaları kapsamına dahil ederek büyük çaplı bir meblağda ayırmak suretiyle restore etme kararı aldı.
Hoten’deki Kültür miraslarından sorumlu Çin dairesinin birinci yardımcısı

Metkerem şöyle demektedir; “Ravak Buda tapınağı harabesi tarihi ipek yolu üzerindeki Taklamekan çölünün dışında yer almış olup, son yıllarda bu harabeye dışarıdan gelen gezginlerin sayısındaki artış bu tapınak harabesinin restore edilmesini gerektirdi” demektedir.

Miladi 2. ve 3. asırlarda inşa edildiği tahmin edilen bu Budda tapınağı Hoten vilayetine bağlı Lop nahiyesinin ziya köyüne 30 km. mesafede bulunmaktadır. Çin hükümeti bir buda tapınağını restore etmek için seferber olurken, doğu Türkistan’ın dört bir yanında bakımsızlık ve ilgisizlik sebebiyle giderek yok olmakta olan ve hatta çeşitli bahanelerle Çin devleti tarafından yıkılarak yok edilmekte olan sayısız tarihi eserler kasıtlı olarak kendi kaderine terk
edilmiş durumdadır. İşte sözde dünya kültür miraslarını koruma altına aldıklarını ifade ederek kimilerinin gönlüne taht kurmayı başaran Çin’in iç yüzü…
 

 

İdam mahkûmu Çinlilerin organları İsrailli zenginlere satılıyor 

 

Onlarca İsrailli'nin her ay, organ nakli yaptırmak için Çin'e gittiği bildirildi. İsrailliler'in, idam edilen Çinli mahkumların organlarını almaya çalıştıkları belirtildi. İsrail'de günlük yayınlanan Maariv gazetesi, her ay ortalama 30 İsrailli'nin organ bulabilmek için Çin'e gittiğini, en fazla ihtiyaç duyulan organın ise böbrek olduğunu yazdı. Gazete, konu hakkında bir İsrailli yetkilinin, "Çin, Kolombiya'dan yüzde 30 daha ucuz. Nakledilen organlar çok iyi kalitede. Ayrıca organ nakli operasyonu sonrası tıbbi bakım da dünyanın en iyileri arasında" şeklinde konuştuğunu belirtti. Yakınlarda Çin'e bir seyahat yapan Eilat'tan Abraham Sasson ise, "Eğer Çin'de böbrek nakli yaptıramasaydım, belki de ölmüş olacaktım. İdama mahkum edilen bir Çinli hayatımı kurtardı" dedi.

 

Microsoft Ve Çin'in Sansür İşbirliği...

 

Msn sitesinin bazı bölümlerine, Çince 'özgürlük', 'demokrasi', 'gösteri' gibi kelimelerin yazılması engelleniyor. Çin'de, Microsoft'un internet servisi aracılığıyla düşüncelerini ifade etmek isteyen internet kullanıcılarının yazıları sansüre uğruyor.

MSN, Çin'de Mayıs 2005'te kurulmuştu. MSN sitesinin bazı bölümlerine, Çince 'özgürlük', 'demokrasi', 'gösteri' gibi kelimelerin yazılması engelleniyor. Çin'de internet kullanıcıları zaten ağır sınırlamalar altında. İnternet günlükleri tutabilmek için, bunu Çinli yetkililere bildirmeleri gerekiyor. Sansürün, Çin hükümetine karşı verilen bir taviz olduğu düşünülüyor.İnternet sitesinin özgürce yazılar girilen bölümünde, 'insan hakları' ya da 'Tayvan'ın özgürlüğüne kavuşması' gibi ifadeler de yasaklanıyor. Yasaklı kelimelerin kullanılması ya da pornografik içerikli yazılar girilmesi halinde, otomatik olarak açılan bir pencerede "Bu mesaj yasaklanmış ifadeler içeriyor. Lütfen bu ifadeleri siliniz" uyarısında bulunuluyor. Microsoft, MSN hizmetlerinden yararlanan kişilerin, koydukları kurallara uymak zorunda olduklarını söylüyor. Bu kurallara göre, kullanıcıların 'yaşadıkları yerde uygulanan yerel ya da ulusal yasaları ihlal edecek' ifade içeren hiçbir bilgiyi yükleme, postalama ya da dağıtma hakları bulunmuyor. Microsoft'un bir sözcüsü, gazetecilere yaptığı açıklamada, "Microsoft, çok uluslu bir şirket ve böyle olduğu için de dünya çapında faaliyet göstereceği gerçeğini idare etmek zorunda" şeklinde konuşuyor. Kayıtların 30 Haziran tarihine kadar tamamlanması ve günlük sahiplerinin, kimliklerini yetkililere bildirmeleri talep edilmişti. Sınır Tanımayan Gazeteciler'e göre, Çin, internet günlüklerini denetlemek ve sadece kayıtlı günlüklerin internette yayımlanmasını sağlamak için özel bir sistem kullanıyor. Kayıtlı olmayan günlükler ise kapatılıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler, "Yahoo'nun ardından bir Amerikan internet devi daha Çinli yetkililere boyun eğdi ve otosansür uygulamaya razı oldu" açıklamasında bulundu. Microsoft, Çinli yetkililer ve polisle, internet kullanıcılarının ne yapabileceği konusunda işbirliğinde bulunan tek kurum değil. Yahoo ve Google da, internette kullanıcıların neleri araştırabileceği ve neleri okuyabileceği üzerine bazı sınırlamalar getirmiş ve bu nedenle eleştirilere hedef olmuştu.

 

Çin Devletinden Buda Tapınağına Özel İlgi

 

Doğu Türkistan’ın Hoten vilayetinde bulunan  eski bir buda tapınağı harabesi buda dininin Çinliler nezdinde özel bir anlam ve değerinin olması sebebiyle restore edilmeye çalışılıyor.

İşgalci Çin hükümetinin yerel yetkilileri çok uzun zamandan beri çeşitli sebeplerle yıkılıp yok olma noktasına gelen söz konusu buda tapınağını dünya medeniyet miraslarını koruma çalışmaları kapsamına dahil ederek büyük çaplı bir meblağda ayırmak suretiylerestore etme kararı aldı.

Hoten’deki Kültür miraslarından sorumlu Çin dairesinin birinci yardımcısı Metkerem şöyle demektedir;

“Ravak Buda tapınağı harabesi tarihi ipek yolu üzerindeki Taklamekan çölünün dışında yer almış olup, son yıllarda  bu harabeye dışarıdan gelen gezginlerin sayısındaki artış bu tapınak harabesinin restore edilmesini gerektirdi” demektedir.

Miladi 2. ve 3. asırlarda inşa edildiği tahmin edilen bu buda tapınağı Hoten vilayetine bağlı Lop nahiyesinin ziya köyüne 30 km. mesafede bulunmaktadır. Çin hükümeti bir buda tapınağını restore etmek için seferber olurken, doğu Türkistan’ın dört bir yanında bakımsızlık ve ilgisizlik sebebiyle giderek yok olmakta olan ve hatta çeşitli bahanelerle Çin devleti tarafından yıkılarak yok edilmekte olan sayısız tarihi eserler kasıtlı olarak kendi kaderine terk edilmiş durumdadır. İşte sözde dünya kültür miraslarını koruma altına aldıklarını ifade ederek kimilerinin gönlüne taht kurmayı başaran Çin’in iç yüzü…

  

 

ÜRÜMÇİ HAYVANAT BAHÇESİNDEÜÇ KURT YAVRUSU VE

KEÇİ

Doğu Türkistan’ın Başkenti Ürümçi’deki hayvanat bahçesini gezenler bu günlerde ilginç bir dostluğa şahitlik ediyorlar. İlk defa yavrulayan bir kurdun yavrularını kabul etmemesi 3 kurt yavrusunu öksüz bıraktı.

Bu duruma bir çözüm bulmak isteyen hayvanat bahçesi görevlileri bu üç kurt yavrusunu yeni yavrulayan bir keçinin yanına götürdüler. Anne keçi bu üç kurt yavrusunu reddetmeksizin kendisinin 5 yavrusu ile beraber beslemeye başladı. Bu durum ise görenleri hem düşündürdü, hem de şaşırttı.

 

Çin’in Gül üretimine başlaması üreticileri tedirgin etti

 

Birçok sektörden sonra gül üretimine giren Çin, Isparta gül üreticilerinin korkulu rüyası oldu.

Çin’in Türk gülünde de, ucuz işçilikle rakip olmaya başlamasıyla gül üretimi alanında Türkiye’nin rakipleri ikiye yükseldi. Dünya’da sadece Bulgaristan ve Türkiye’de yapılan gül yağı üretimine şimdi de Çin ortak oldu. Bu durum Ispartalı gül üreticilerini hıuzursuz ederken, Çin’de bir kilogram gül yağının maliyetinin bin 500 Türkiye’de ise, 6 bin dolar olduğuna dikkat çekildi. Dünyada gülyağı üretiminin yüzde 70’ini Isparta’dan, yüzde 30’u da Bulgaristan’dan karşılanmakta. Ancak bu yıl gül yağı üretimine giren Çin’in, diğer sektörlerde olduğu gibi, gül alanında da ucuz işçilik nedeniyle Türkiye’yi zarara uğratacağından korkuluyor.

BOLAT: GÜLCÜLÜĞÜ ZOR GÜNLER BEKLİYOR

Gül, Gülyağı ve Yağlık Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (GÜLBİRLİK), 2005 sezonu gül çiçeği alım kampanyası başladı. GÜLBİRLİK Genel Müdürü Bolat Tamer Çin’in gül sektörüne girmesiyle duydukları korkuyu dile getirirken şöyle konuştu. Bolat “Bizim en büyük korkumuz Çin’dir. Çin, diğer ürünlerde dünyanın hakimi olduğu gibi gül sektörüne de el atmıştır. Tekstilde ve diğer ürünlerde sektörlere darbe vurduysa güle de darbe vuracağını bekliyoruz.”

 

Çin ayakkabısı sıkmaya başladı

 

Türkiye ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde üretim yapan ayakkabı firmalarının temsilcileri Avrupa'nın ticaret merkezi Brüksel'de bir araya gelerek eylem yaptı. Piyasaları allak bullak eden Çin malı ucuz ayakkabıların dünya ticaretini tehdit ettiğini belirten firma temsilcileri dünyayı Çin'e karşı önlem almaya davet etti. Manisa'dan Üçel ve Topbaş ayakkabının temsilcileriyle birlikte eyleme katılan Ergün Ayakkabı'nın temsilcisi Cüneyt Ergün, haksız rekabet nedeniyle pazar paylarını hızla kaybettiklerine dikkat çekti.Ucuz Çin malları piyasaları sarsmaya devam ediyor.  Avrupa ve Türkiye'den yaklaşık 500 firma temsilcisinin katıldığı protesto yürüyüşünde Çin mallarından kaynaklanan haksız rekabetin ortadan kaldırılması istendi. Yürüyüşe 3'ü Manisa'dan, olmak üzere Türkiye'den 30 firma temsilcisi katıldı.Baş etmemiz mümken değil.Brüksel'deki gösteriye Manisa'dan Üçel Ayakkabıcılık adına Rıfat Sarı, Mehmet Baru, Topbaş Ayakkabı temsilcisi Mehmet Topbaş ve Ergün Ayakkabı'nın İşletme Müdürü Cüneyt Ergün, katıldı. Ergün Ayakkabı'nın İşletme Müdürü Cüneyt Ergün protesto yürüyüşünün perde arkasını anlattı. Çin'de ucuz işçi maliyetleri nedeniyle üretilen malların piyasalara çok ucuza verildiğine dikkat çeken Cüneyt Ergün şunları söyledi: 'Biz bir ayakkabıyı 20 dolara mal ediyorsak Çinliler bunu 10 dolara mal ediyor. Bu durum haksız rekabete yol açıyor. Çünkü Çin'de işçi sayısı çok fazla. Bizim 100 işçiyle yaptığımız işi onlar 300 işçiyle daha ucuza yapıyorlar. Çünkü işçilerin ne bir sosyal güvenceleri ne de belirgin bir maaşları var.  Bu durum bizi son iki yılda bitirme noktasına getirdi.'

Çin'de üretilen malların sağlıksız olduğunu hatırlatan Ergün, 'Biz diyoruz ki; Çin mallarına kota konsun, önlem alınsın. Kısacası bu haksız rekabet ortadan kaldırılsın. Ben iki yıl önce 140 işçi çalıştırırken bugün 70 işçiye düştü bu rakam. Yani istihdam oranında yüzde 50 düşüş oldu. Bu durumun önüne geçmezsek yakın bir tarihte iş yerlerimizi kapatma durumuna geleceğiz' dedi.

    

Ölümcül Kuş Gribini sonunda Doğu Türkistan’a da

bulaştırdılar

 

Doğu Kazakistan eyaleti sınırından 25 kilometre mesafede yer alan Doğu Türkistan da Kuş gribi hastalığı salgını tespit edildiği hakkında haberler alınırken, bununla ilgili olarak Astana ile Almatı şehirlerinin havaalanlarında ve sınır kapılarında gelip-giden yolcuları kontrol tedbirleri alındı.

Kazakistan Hıfsızıhha Kurumu Başkanı ve Sağlık Bakan Yardımcısı Anatoli Belonog konuya ilişkin bilgi verdi. Anatoli Belonog, "Kazakistan sınırlarından tavuk ürünlerinin girişini kontrol, kuş gribi tespit edilen ülkelerden bu tip ürünlerin ithalini sınırlama çalışmaları yapılıyor" dedi.  Kazakistan Sağlık Bakan Yardımcısı Belonog'un ifadesine göre, Çin'de kuş gribi belirtileri bulunan binden fazla kazın 460 tanesi ölmüş. Anatoli Belonog, yabani kuşların güneydoğu Asya'dan Çin'e Kazakistan üzerinden girip çıkma ihtimalini göz ardı etmeyerek, Kazakistan'ın genelinde sınır kapılarında, Çin Halk Cumhuriyeti ve başka ülkelerle bağlantısı bulunan tüm havaalanlarında hijyen ve karantina kontrol tedbirleri arttırıldığını ifade etti.  Kazakistan Sağlık Bakanlığı Karantina ve Bulaşıcı Hastalıklar Bölüm Başkanı Aymağanbet Jolşorınov da, kuş gribini hemen tespit edebilecek özel laboratuarlar kurulduğunu, bunların yakın zamanda hizmete gireceğini bildirdi.  Uzmanlar, kuş gribinin yayılmasını önlemenin en etkili yolunun Kazakistan ve Sincan Uygur Otonom Bölgesi arasındaki ticaret ve başka maksatlı geliş-gidiş ve ticari ilişkilerin mümkün mertebe sınırlamak gerektiğini ifade ediyorlar. Bu arada Çin’de kuş gribinin ortaya çıkmasından sonra hastalıklı hayvanlardan Doğu Türkistan’a gönderilmiş olabileceği belirtiliyor.

 
 
 
Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi  hurgokbayrak@kaynet.net adresine gönderin
Telif Hakkı © 2000-2004
HÜR GÖKBAYRAK
       Site içeriğinin (metin ve grafikler) tüm kullanım hakları Hür Gökbayrağa aittir. Kaynak
Gösterilerek Kullanılabilir
 Son Değiştirilme Tarihi:
14.03.2006 02:37:12
 Tüm Hakları Saklıdır.
  İnternet Explorer ve 1024 X 768 piksel çözünürlülükte rahat izleyebilirsiniz