|
Ramazanda Çin İşkencesi
Ramazan ayının başında Çin hükümetinin il,
ilçe ve köylerdeki mescitlerin, sesi kalabalık cemaate duyurmak için
kullandıkları megafonları söküp attıkları kaydedilen haberde, şu
ifadelere yer verildi: “Sahur ve iftar vakitlerinde mahallelere gizli
ajan yerleştirerek kimlerin oruç tutup tutmadığını, kimlerin mescide
namaza gittiğini tek tek tespit etmelerini, teravih namazı vaktinde
mahalleler arasında polis arabalarının sirenleri açık bir halde
dolaşmalarını böylece insanları endişe ve korku salıp Müslüman
Uygurlar'ı caydırmaya çalışmışlardır.
Daha da acıklı olanı ise,
Ramazan'ın girişiyle Çin hükümeti bazı idare, cemiyet ve okullarda
kimlerin oruç tutup tutmadığını öğrenmek, oruç tutanların önünü kesmek
için hergün öğleden önce ziyafet tertip ederek, bedava yemek dağıtarak
oruç tutan Uygurları yemeye ve içmeye zorlamaktadırlar. Uygur
okullarında ise hergün öğle yemeği çıkararak yoklamayı burada
yapmaktadırlar. Ayrıca birçok devlet daireleri emekli olan işçilerinin
paralarını öderken oruçlu olanların paralarını vermeyeceklerini ilân
etmişlerdir. Çin hükümeti bu yapılanları izah ederken pişkin bir halde
'biz işçi, hizmetli ve öğrencilerimizin sağlıklı olmaları için elimizden
geleni yapmaktayız' demişlerdir. Hiçbir zaman Uygur halkını aç mı tok
mu, ölür mü kalır mı diye aklının ucuna getirmeyen Çin hükümetinin
Ramazan ayında Uygurlara gönül vermesi gerçekleri saklayamamıştır.”
Haberde, Ramazan dolayısıyla yapılan bu zulmün Doğu Türkistan'ın güney
bölgelerinde daha da şiddetli olduğu, zorbacı kominist Çin hakimiyetinin
mübarek Ramazan ayında yaptığı kızıl terörün inançlı insanların
nefretini daha da arttırdığı vurgulandı.
Ramazan'da Lokantalarını Açmayan Uygurlar
Cezalandırılıyor
Günde üç sefer yapılan bu kontroller sırasından dükkanların açık olup
olmadığı ve yemek çıkartıp çıkartmadıkları kontrol ediliyor.
Komünist Parti yetkilileri dükkanların açık kalması ve yemek
çıkartmaları yönünde baskı uyguluyorlar. Böylelikle Ramazan Ayı ve
orucun kutsiyetini Uygurlar arasında bitirmek istiyorlar.
Dükkanını açık tutmayan veya yemek çıkartmayan dükkan sahipleri ise ağır
para cezasına çarptırılıyorlar. Bu cezalara rağmen dükkanını açmamakta
direnen Uygurlar is özellikle Hotan bölgesinde; ağır işkencelerden
geçiriliyorlar ve dükkanlarına bir daha geri iade edilmemek üzere el
koyuluyor.
Ayrıca Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi Başkanı Abdulcelil Karakaş'ın
yaptığı başka bir açıklamada ise; Doğu Türkistan'dan hac niyeti ile
Suudi Arabistan'a gelmek isteyen Uygurların öncelikle Komünist Parti
tarafından sıkı bir güvenlik soruşturmasından geçirildiğini belirtti.
Her sene Çin Komünist Partisi'nin belirlediği sayıda hacı adayı
başlarında Komünist Parti yetkilisi olduğu halde; hac vazifelerini
yerine getirmeye çalışıyorlar. Uygurların tümünün pasaportu Parti
yetkililerinde bulunuyor. Böylelikle başka bir ülkeye geçmek gibi bir
niyeti olan Uygurlar bunu başaramıyorlar.
Komünist Parti yetkilisinin izni ve bilgisi dahilinde olmadan;
ibadetlerini dahi yapamayan Uygurlar, hep beraber yemek yiyorlar ve hep
beraber yetkili gözetiminde ibadet yapıyorlar.
Allah'ın beyti olan kabe'de bile rahat bırakmıyorlar. Doğu Türkistan'dan
geldiklerini öğrenen diğer hacıların Uygurlarla Doğu Türkistan hakkında
konuşmak istemesi durumunda ise Uygurların ağzını bıçak açmıyor.
Doğu Türkistan'daki pamuk üretimi hakkında Çin'in itirafı
Doğu Türkistan'daki yetkililerin ifadelerine bakılırsa her ne kadar
“çiftçiliğe getirilen modernleşme ve teknolojik imkanlar sebebiyle”
denilse de bunun tamamen bir yalan propagandadan ibaret olduğu ve Doğu
Türkistan topraklarının zaten çok verimli topraklar olup, çok ilkel
şartlarda çalışmak zorunda olmalarına rağmen yerel Çin yönetiminin
çiftçiye yüklediği ağır vergiler sebebiyle daha fazla çalışmak ve hatta
bu vergileri ödeyebilmek için okuldaki çocukların dahi okuldan alınarak
tarlada çalıştırıldığı, bu yüzden 1980'li yıllarda hektar başı pamuk
üretimi 1050 kg. iken şimdilerde ise hektar başına üretimin 1590 kiloya
kadar yükseldiği görülmektedir.
2004 yılında Doğu Türkistan'daki pamuk üretim alanı 150 bin hektar alanı
kaplarken günümüzde ise, 1.11. milyon hektara kadar yükselmiş
bulunmaktadır. Böylece Pamuk üretim alanı 6.4 misli artarak yapılan
üretim miktarı da 30.8 misli artış göstererek 1.75 milyon tona
ulaşmıştır.
Çinlilerin kendi itiraflarına göre, Doğu Türkistan'daki pamuk üretimi
kalite, miktar, ihracat, (Çin'e taşınan miktar) toplam üretim ve birim
üretimi açısından birinci sırada gelmektedir (İstiklâl)
Çin, Doğu Türkistan’ı sömürmeye devam
ediyor
Çin Petrol şirketi ve doğal gaz boru hattı idaresinin açıklamasına göre,
sözde “Uygur Otonom Bölgesi” (Doğu Türkistan) nin merkezi Ürümçi'den
Çin'in Lanzhou şehrine kadar uzanan Ürümçi-Lanzhou boru hattı tamamen
bitirildi.
Edinilen bilgilere göre bu inşaat çift hatlı olup, birinden ham petrol
diğerinden ise işlenmiş petrol akıtılacak. Bu boru hattının Ürümçi'den
Lanzhou'ya kadar olan uzunluğu 4000 kilometre gelmektedir. Çin
makamlarının bildirdiğine göre mezkur inşaata 14 milyar 600 milyon Yuen
para harcanmıştır. Bu boru hattı yılda 20 milyon ton ham petrol, 10
milyon ton işlenmiş petrol akıtma kapasitesine sahip.
Sözde otonom bölge komünist partisi genel sekreteri Wang lechuen “Yakın
zamanda Uygur Otonom Bölgesi Çin'in stratejik enerji deposu haline
gelecek” demiştir.Pekin'de toplanan komünist Partisi Merkez Komitesinin
bu seferki genel toplantısında Çin'in enerji stratejisi görüşüldü.
Toplantıdan önce Hong-Kong'da yayınlanan “Wen hui” gazetesi komünist
Partisi makamlarının “Uygur Otonom Bölgesi Çinin enerji güvenliğinin
teminatı rolünü oynayacak bir bölge olacaktır” şeklinde ifadeler
kullanmıştır.Fakat Çin'in bu politikasını tenkit edenler Çin makamlarını
bölgeyi ve çevredeki su kaynaklarını kirletmesinden ve Uygurları söz
konusu zenginliklerin dışında bırakmasından dolayı kınamaktadırlar.
(Erkin)
Çin
Hükümeti Büyük Mücahit; Muhammed Dursun'a Ölüm
Cezası Vererek İdam
Etti
Bilindiği üzere; Hotan'da Çin Komünist Partisi'ne karşı gizli silahlı
faaliyet yürütmekte olan, Uygur Mücahitlerinin Lideri Köreş, 04.09.1999
tarihinde gece Hotan Misafirhanesi çalışanlarının
ailelerinin kaldığı lojmanda 102 numarada Çin Polisi tarafından çok
büyük bir muhasara altına alınmıştı.
Teslim ol çağrısına ateşle karşılık veren büyük Mücahid, eve girmeye
çalışan Tursun Tohti isimli Uygur asıllı münafık polisi öldürmüştü. 15
dk. Boyunca süren çatışma sonucunda Mücahid Köreş daha fazla dayanamamış
ve yüzlerce polisin açtığı yaylım atışı neticesinde şehit düşmüştü. ETIC
- Köreş'ten sonra mücahitlerin başına geçen Şir Ali ise mücahitlerle
birlikte oldukça başarılı operasyonlara imza attıktan sonra, artan
baskının neticesinde, savaşarak Nefal'a doğru kaçmış ve Çin'i terk
etmiştir. Ancak Nefal Hükümeti, Şir Ali ve mücahitlerini, Çin'e iade
etmiştir. Tüm dünyanın izlemekle yetindiği bu olaylar neticesinde Şir
Ali ve mücahitleri idam edilmişlerdi. Keriya Nahiyesi Karakir köyünden
olan Şehit Muhammed Dursun ise Şehit Köreş ve Şehit Şir Ali'nin üstadı
olmakla suçlanarak 1996 yılının Haziran ayında hakkında tutuklama emri
çıkartılarak, başına 200.000 Yuan ödül koyulmuştu.Bastırdığı ilanları
küçük köylerden, büyük şehirlere kadar Doğu Türkistan'ın her yerine
dağıtan Çin faşistler, vefakar Doğu Türkistan halkı sayesinde yıllardır
hiçbir sonuç alamamışlardı.
Ancak yıllardır yakalanamayan Mücahit Komutan Muhammed Dursun, yine
Uygur asıllı bir münafığın ihbarı neticesinde Dongbei'de yakalandı.
Memleketi olan Keriye'ye getirildi ve çok geçmeden hakkında verilen idam
cezası yerine getirildi.
Haziran ayının sonlarına doğru Dongei'de münafıkların ihbarıyla
yakalanan 30 yaşında ki Şehit Muhammed Dursun ve mücahitleri, Keriye'de
kurulan ve halkın izlediği açık mahkemede yargılanarak, hiçbir
soruşturma yapılmadan ve savunma yapılmasına izin verilmeden ilk celsede
idam cezasına çarptırılmışlardır. Şehit Muhammed Dursun ve mücahitleri,
Keriye'nin Yağlık Derya Boyunda idam edilmişlerdir. Şehitler mezarlığa
gömülmek yerine, idam edildikleri yere açılan çukurlara gömüldüler.
Şehit Muhammed Dursun ve mücahitlerinin idamlarını mazlum Uygur Halkı,
kilometrelerce mesafeyi; büyük çoğunluğu yaya olarak katedip gelmiş ve
Şehitlere son anlarından yanlarında olduklarını belirtmek istemişlerdir.
Şehitlerin cenazelerini defnetmek amacıyla gelen Uygur Müslümanlar Çin
gizli polisi tarafından kameraya çekilmiş ve kamera görüntülerinde
tespit edilen 40 kadar Uygur genci, gece evlerinden alınarak
hapsedilmişlerdir. Gençler 6'şar ay hapis ve yüksek para cezasına
çarptırılmışlardır.
Yıllardan beri köpekler gibi Muhammed Dursun'un arkasında dolaşan Çin
Polisleri kendi içimizden çıkan münafıklar yardımı ile Muhammed
Dursun'un şehit edilmesinden cesaret alarak tutuklamalara başladı.
Muhammed Dursun şehit edildikten sonra, 18.07.2005 günü Keriye Nahiyesi
Şen Pazar Polis Karakolu'ndan bir grup polis Urumçi'ye gelerek, Şehit
Muhammed Dursun ve mücahit grubu ile ilişkileri olduğu gerekçesi ile
aslen Keriye'li olan, ancak işsizlik sebebi ile Urumçi'de bulunan
Abdulkadir Mehmet Emin, Abdulhakim Abdulgani ve 3 arkadaşlarını
Keriye'ye götürmüşler. Mücahitlere yardım etmekle suçlanan 5 Uygur genci
Keriye Hapishanesi'nde tutuklu durumdalar. Bu gelişmelerin haricinde
2005 yılı yaz aylarının başlaması ile birlikte Uygur Müslümanlara
yönelik tutuklama furyası yeniden başladı.
2005 yılı yaz aylarının başlaması ile Hoten vilayeti Polis İdaresi
Abdullah Rozi ve Muhammed isimli polis amirleri ile beraber 10 civarında
polisi Urumçi'ye göndermiştir. Uygurların çoğunlukta yaşadığı bölgeler
olan ve Hoten'den Urumçi'ye gelip yerleşen Uygurların yoğun olduğu
Saymaçang Kasapçılık Meydanı, Sanşihangza, Dön Köprüsü gibi bölgelerde,
Uygurları kontrol etmeye ve gözaltında tutmaya başlamışlardır.
Şüphelendikleri Uygurları ise hiçbir gerekçe göstermeden tutukluyorlar.
Aynı uygulama Gulca şehrinde de sürmektedir.
Doğu Türkistan'da dinî kitap okuyanlara işkence
Doğu Türkistan'ın Korla bölgesi
otobüs ve tren terminallerinin bulunduğu yerde Urumçi'den getirilen
meşhur hadis kitabı Mushkatil Musabih'i yanında bulundurduğu için 2'si
bayan 7 Uygur gencinin tutuklandığı bildirildi. Komünist Kızıl Çin
yönetiminin
işgali altındaki Doğu Türkistan'da,
Müslüman halka karşı baskı ve
tutuklama politikası sürüyor. Olayla ilgili bilgi veren Doğu Türkistanlı
bir yetkili, şunları söyledi: Hushur Gafur isimli Uygur gencinin
öğretmenlik yaptığı bir grup Uygur genç; Korla bölgesinde bulamadıkları
için başkent Urumçi'den bin bir türlü zahmetle hadis kitabını
getirttiler. Ancak getirttikleri kitabı teslim aldıklarında Çin polisi,
etrafları çevrilen 7 Uygur genci tutuklayarak polis merkezine
götürdüler.
Tutuklanan gençlerin isimleri şöyle: Abdullah Zakir (30), Ayşem Kerem
(19), Amangül İsmail (19), Hushur Gafur (32), tutuklanan diğer 3 kişinin
ismi ise bilinmiyor. Tutuklanan 7 Uygur genci ile özellikle bayan
tutukluların çok ağır işkencelerden geçirildiği belirlendi. Abdullah
Zakir, Ayşem Kerem, Amangül İsmail ve diğer 3 gencin 1 haftalık işkence
ve sorgu fasıllarından sonra 7000 yuan para cezasına çarptırılıp serbest
bırakıldıları açıklandı. Hushur Gafur isimli öğretmenin ise Doğu
Türkistan'ın Korla bölgesi yakınlarında bulunan Kuca vilayeti Karbağ
hapishanesine gönderildiği, fakat olay tarihinden bugüne kendisinden
haber alınamadığı bildirildi. Vakit
Komünist Çin resepsiyonuna büyük ilgi (!)
Çin Halk Cumhuriyeti Büyükelçisi Song Aiguo Çin Halk Cumhuriyeti'nin
kuruluşunun 56. yıldönümü sebebiyle Ankara Hilton Otel'de bir resepsiyon
verdi. Türkiye Cumhuriyeti Hükümet Sözcüsü ve Adalet Bakanı Sayın Cemil
Çiçek, hükümetten, ordudan ve diğer alanlardan konuklar, Ankara'daki
yabancı misyon şefleri, Çin kökenli kuruluşların temsilcileri,
Türkiye'de yaşayan ve eğitim gören Çinlilerden oluşan 700'ün üzerinde
davetli resepsiyona katıldı.
Sıcak ve dostça bir atmosferde geçen resepsiyonda, konuklar Çin Halk
Cumhuriyeti'nin kuruluşundan, özellikle de reform ve dışa açılma
politikalarının uygulanmaya başlanmasından bu yana yaşadığı büyük
başarıları övdüler ve Çin ile Türkiye arasındaki işbirliğinin düzgün ve
daha derinden gelişimi için dostça temennilerde bulundular.
Cambaz Ablet Mejun 7 türde Guinness rekoru kırdı
24 Eylülde Çelik halat üzerinde 13 saat 3 dakika yürüdüğü, 1 Ekim günü
Çelikhalat üzerinde 2 saat 10 dakika milli oyunlar oynadığı, 3 Ekimde
çelik halat üzerinde sandalyede oturarak 28 dakika içerisinde 12 şarkı
söylediği, çelik halat üzerinde günde bir olmak üzere 37 şarkı
söylediği, 1 Eylülden 8 Ekime kadar (Ürümçi saatine göre) yükseğe
gerilen çelik halat üzerinde saat 15.00'e kadar 37 gün yaşadığı kayıt
altına alınmıştır. Ablet'in rekor kırma süresi esnasında gösterdiği
fedakarlık, rekabet etmeye cüret etme deki ruhi cesareti, insanların
dikkatine ve alkışına mazhar oldu.
Gaw Jyenshin, Shamil Shakir, Abdulla Abdurehim, Dilnar Abdulla başta
olmak üzere 30 küsur sanatçı kendilerinin tatillerinden vazgeçerek şarkı
ve oyunları ile Ablet Mejun'a moral destek verdiler. Onlarca kişide
kendi istekleri ile her gün Ablet Mejun'a çiçek ve yiyecekler
getirdiler. Ayrıca 100 taksi gelerek destek verdi. Geçen bir aylık süre
içerisinde Ablet Mejun'un maharetlerini görmeye gelenlerin sayısı 500
bini geçti. Ülke halk kurultayı daimi komitesi dairesi ve ülke
genelindeki sirkçiler cemiyeti tebrik telgrafları göndererek Ablet
Mejun'un cesaret gösterisini tebrik ettiler.
Cambazlık her miller halkının derin benimsemesine erişmiş bir sanat
dalıdır. Doğu Türkistan'ın bu rekabet faaliyetini organize etmesi, her
millet halkının kültürel faaliyetlerini canlandırma, kültüre varislik
etme ve onu sürdürme, manevî mirasları koruyup kollama yönünden oldukça
büyük rol oynadı. Bununla beraber cambazlık sanatı takdir edilecek
seviyelere ulaştı.
Almanya'da sözde “otonom bölge”nin 50. yılı protesto edildi
Çin Halk Cumhuriyetinin kurulduğu gün aynı zamanda Doğu Türkistan
halkının tekrar Çin Müstemlekesi altına girdiğigündür. Dolayısıyla sözde
“Sinkiang Uygur Otonom Bölgesi”nin de ilan edildiği gündür. “Uygur
halkının matem günüdür” diye değerlendiren dış ülkelerdeki Doğu
Türkistanlılar çeşitli yollarla konu ile ilgili olarak sert
tepkilerini
sürdürmektedirler.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğu gün aynı zamanda Doğu Türkistan
halkının tekrardan Çin müstemlekesi altına girdiği gündür. Dolayısıyla
sözde “Sinkiang Uygur Otonom Bölgesi” nin de ilan edildiği gündür.
“Uygur halkının matem günüdür” diye değerlendiren dış ülkelerdeki Doğu
Türkistanlılar çeşitli yollarla konu ile ilgili olarak sert tepki
gösterdiler.
Bu cümleden olarak bu gün yani 01.10.2005 tarihinde Almanya'da yaşamakta
olan Uygurlar kendilerinin duçar oldukları bu iki bahtsız günü protesto
etmek üzere merkezi Münih'te bulunan
“Avrupa Doğu Türkistan Birliği”nin organizesi ile Çin'in Münih
Konsolosluğu önünde geniş çaplı bir protesto eylemi gerçekleştirdiler.
Bu defaki gösteri geçen seferkine oranla daha görkemli oldu. Bu protesto
eylemine “Avrupa Doğu Türkistan Birliği” yetkilileri ve üyelerinin
dışında “Dünya Uygur Kurultayı” ve “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”
yetkilikleri de tam olarak iştirak ettiler. Bu gösteri Almanya saati ile
öğleden önce saat 10'da başlayıp 12'ye kadar tam iki saat devam etti.
Bu eyleme katılanlar Doğu Türkistan'ın ay-yıldızlı Gökbayrağını ve
üzerlerinde Bağımsızlık ve özgürlük isteyen sloganların yer aldığı
pankartlar taşıdılar. Ayrıca, Çin'in Uygur halkına yapmakta oldukları
insanlık dışı zulümleri aksettiren resimlerin yer aldığı levhaları da
göstererek “Bize Özerklik değil bağımsızlık gerek!”, “Çinliler
vatanımızı terk etsin”, “Yaşasın bağımsızlık!”….gibi sloganlar atarak
Çin elçiliğinin önünü inlettiler.
Gösteri süresince komünist Çin hakimiyetinin 50 yıl boyunca Doğu
Türkistan halkına yaptığı zulümler, sürdürdükleri insan hakları
ihlâlleri kamuoyuna ifşa edilerek konu ile ilgili bildiriler dağıtıldı.
Alman polisleri bu defaki eyleme oldukça önem verdi. Gösterinin
güvenliği için iyi tertibat aldı. Çok sayıda polis orada hazır bulundu.
Uygur göstericiler bu toplantıyı düzen içinde sürdürdüler, sükunetle ve
muvaffakiyetle sona ermesini sağladılar.
Kırgızistan-Bişkek'te 20 Uygur şüphe üzerine tutuklandı
Bişkek'te yayınlanmakta olan “Benim Başkentim” isimli gazete açıkça
parlamenter Bayaman Erkinbayiv'i Uygurların öldürdüğünü iddia ederek
kışkırtıcı açıklamalarda bulunmaktadır.
21.09.2005 tarihinde Kırgızistan parlamentosunun üyesi olan Bayaman
Erkinbayiv kendi evinin önünde öldürülmüştür.
Bu olaydan sonra kolluk kuvvetleri olay hakkında tahkikat
başlatmışlardır.
28.09.2005'te 4 Uygur şüphe üzerine tutuklanmıştır. Çok
geçmeden bu olayla bağlantısı olduğu öne sürülen 16 Uygur daha gözaltına
alınmıştır.
Devlet yetkililerinden konu hakkında ve gözaltına alınan Uygurların
akıbeti hakkında şimdiye kadar herhangi bir açıklama yapılmadı. Hükümet
daireleri ve medya bu olayda şüphelilerin ismini dahi açıklamadan
Uygurlar ile Kırgızlar arasında ihtilaf çıkartacak bir tutum içine
girmiş bulunmaktadır.
Daha önce de Kırgızistan'da yaşayan Uygurlar ile Kırgızlar arasında
kargaşa çıkartmaya yönelik kışkırtıcı hareketler olmuştu.
28.03.2000 tarihinde Kırgızistan Cumhuriyeti Uygur İttifakı Başkanı
Negmet Bazakov Bişkek'te ki evinin önünde kimliği belirsiz kişiler
tarafından öldürülmüştü. Aradan geçen uzun zamana rağmen olayın failleri
hakkında herhangi bir gelişme olmadı.
13.02.2002 tarihinde Kırgızistan'da yaşayan Uygurlara ait olan eski ismi
ile Tur Baza, yeni ismi ile Medine Pazarı kimliği belirsiz kişilerce
yakılmıştı. Orta Asya'da ki en büyük kumaş ticareti merkezi olan,
200'den fazla dükkan ve 500 civarında Uygur tüccarın faaliyet gösterdiği
Medine Pazarı Tursuntay Selimov isimli bir Uygur tarafından
işletiliyordu.
Yangından sonra dükkanların %90'ına yakını tahrip olmuş, içindeki
malzemelerle beraber kullanılamayacak hale gelmiştir. Yangında
milyarlarca dolar zarar meydana gelmiştir. Yangın sonrasında Tursuntay
Selimov ailesi ile beraber Kırgızistan'ı terk ederek Moskova'ya
yerleşmiştir. Bu olayında failleri halen bulunamamıştır.
Uygurlara yönelik olayların faillerini bir türlü bulamayan Kırgız
Hükümeti'nin, kendi vatandaşlarına yönelik bir olayda hemen suçlayacak
Uygurlar bulması ve ardından özellikle medyanın halkı Uygurlara karşı
kışkırtacak şekilde yayın yapması çok dikkat çekicidir. ETIC
Çin’in kara eli Pakistan’a kadar uzandı...
Hotan Bölgesi Niye nahiyesinde ikamet etmekte olan Hacı Muhammed Kasım,
hanımı Hasiyethan Kasım, Hasiyethan Hanım’ın küçük kardeşi Hacı
Abdulghani ve hanımı Amine Çin Hükümeti’nin baskısı ile Pakistan’dan
geri döndü.
Hacı Muhammed Kasım, hanımı Hasiyethan Kasım, Hasiyethan Hanım’ın
kardeşi Hacı Abdulghani ve hanımı Amine Ramazan ayını Mekke-i
Mükerreme’de hac vazifelerini yapmak maksadıyla Eylül ayı başlarında
Pakistan üzerinden Suudi Arabistan’a doğru yola çıkmışlardır. Yolculuk
başladıktan iki hafta sonra Niye nahiyesi Çin Komünist Partisi Genel
Sekreteri bu kişiler hakkında bir emir çıkarttırarak; Komünist Parti
gözetiminde olmadan Hac vazifesini yerine getirmenin yasak olduğunu
belirterek geri dönmelerini emretti
Bin bir türlü zorluklara ve imkansızlıklara rağmen Pakistan’a geçen bu
iki aile; acımasız Çin Hükümeti’nin kara elinden kurtulamadı...
Niye Parti Sekreteri Hacı Muhammed Kasım ve ailesinin Pakistan’dan hemen
geri dönmesini emrettikten sonra bu kişilere ait banka hesaplarında
bulunan yaklaşık 300.000 yuan paraya el koymuştur. Ayrıca bu kişilere
ait ticari işletmeleri kapatıp mühürlemiştir. Ardından bu iki ailenin
Niye’de yaşayan akrabalarını tutuklatmıştır. Pakistan’dan geri
dönmemeleri halinde bahsi geçen kişilerin akrabaları hapisten
çıkarılmayacak ve ticarethaneleri devlete devredilecek diye duyrulmuştur.
Bu gelişmelerden sonra aileler 17.09.2005 tarihinde Doğu Türkistan’a
geri dönmek zorunda kalmışlardır. Hotan’a vardıktan sonra ailelerin
başına gelenler hakkında herhangi bir bilgi edinilemedi.
Çin Hükümeti’nin bu iki aile ile nasıl bir hesabı olduğu açıklık
kazanmadı. Haber geldiği taktirde siz sevgili okuyucularımız
bilgilendirilecektir. ETIC
Rabiye Kadir: “Çin, Uygur Türklerine işkence ediyor”
Çin işgalindeki Doğu Türkistan da yaşayan Uygur Türklerinin
liderlerinden Rabiya Kadir, Çin'de azınlıklara yapılan işkenceleri
belgeleriyle anlattı .ABD'de sürgünde bulunan muhalif Uygur liderlerden
Rebiya Kadir Uluslararası Af Örgütü'nün davetlisi olarak geldiği
Hollanda'da bir konferans verdi. Rebiya Kadir, De Balie konferans
salonunda yaptığı konuşmada Çin'de azınlıklara yapılan zulüm ve
işkenceleri belgeleriyle anlattı.
Hollanda'da devam eden Çin festivalini kınayan Kadir, Hollandalılara
hitaben şunları söyledi: "Bu günlerde Hollanda'da Çin festivali
günleriymiş. Neyin festivalini kutluyor bunlar, Dünyanın gözünü boyamak
için mi? Çin'de azınlıklara yaptıkları zulüm ve işkencelerini kim hangi
festivalle dünyaya duyuracak" İngilizce olarak tercüme edilen Kadir'in
konuşması ayakta alkışlanırken Çin zulmünü yansıtan görsel filim
parçaları da büyük ekranlarda katılımcıların dikkatine sunuldu. 1999'da
Çin'in devlet sırlarını yurt dışına verme suçundan 6 yıl hüküm giyen
Rebiya Kadir, mart (2005) ayında Uluslararası Af Örgütü'nün de
girişimleriyle serbest bırakılmıştı. ABD'de sürgünde bulunan Kadir'in,
yaşadığı günleri bir dizi konferanslarla tüm dünya insanlarına anlatmak
için yola çıktığı öğrenildi. İHA
Abdullah Kurban ve mücahid grubu Çin pususuna düştü! 3
şehid!
1990'lı yıllardan itibaren Çin Hükümeti'ne ve işbirlikçi münafıklara kök
söktüren ve Çin Hükümeti'nin en çok aranılanlar listesinde olan Abdullah
Kurban ve Mücahid Grubu 18.07.2005 tarihinde gizlendikleri evde Çin
baskınına uğradı...
08.08.2001 tarihinde Abdullah Kurban ve 15 kişilik Mücahid ekibi Kucha
şehrinde saklandıkları evde Çin polisi tarafından muhasara altına
alınmıştı. Akşam saatlerinde başlayan çatışma ertesi gün sabah
saatlerine kadar devam etmiş, mücahitler Kucha şehri polis amiri
Qinpeng'i çelik yelek giymesine rağmen alnından vurarak öldürmüşlerdi.
Diğer polisler başlarını dahi kaldıramamışlar ve Mücahidler tek bir
kayıp vermeden olay yerinden kaçmayı başarmışlardır. Bu olayda Kucha
şehri polis amiri Qinpeng haricinde onlarca polis Mücahidler tarafından
öldürülmüştü. Bu olay sonrasında aylarca Doğu Türkistan'da sıkıyönetim
ilan edilmişti.
Bu olayın üzerinden 4 sene geçmesine rağmen Mücahidleri yakalayamayan
Çin polisi 18.07.2005 tarihinde Aksu şehirde olduklarını öğrenmiş ve
bundan yaklaşık bir ay sonra 22.08.2005 tarihinde kaldıkları eve baskın
düzenlemiştir. Çin Hükümeti'nin canlı yakalanacak emrine rağmen sayıları
ondan fazla olan mücahidlerden 3'ü haricinde diğerleri kaçmayı
başarmıştır. Abdullah Kurban ve iki Mücahid kaçmayı başaramayarak şehid
düşmüşlerdir. Diğer Mücahitler kaçarken Abdullah Kurban ve iki Mücahid
onları korumuş ve bu esnada çelik yelekler ve ağır silahlarla baskın
yapan Çin polisinden 11 tanesini öldürmüşlerdir.
Bu olay sonrasında açıklama yapan Mücahitler 2003 yılında öldürülen
Uygur asıllı yargıç Mehmet Can'ı örnek göstererek Abdullah Kurban ve
şehid olan iki mücahidin intikamının ivedilikle alınacağını belirtti.
Mücahitlerin bahsettiği olaylar ise şöyle gelişmişti; 2003 yılında Uygur
asıllı yargıç Mehmet Can ve Kadir Muhammet öldürülmüş; Mehmet Can'ın
aile planlaması dairesinde çalışan eşi ise ağır yaralanmıştı.
Yargıç Mehmet Can'ın 1990 senesinde Kaşgar'ın Barın nahiyesinde Kızıl
Ordu tarafından yapılan baskın ve Uygur isyanı sonrasında; 26 Uygur'un
idam kararını verdiği ve bir çok Uygur gencini hapse attırdığı
öğrenilmiştir.
Hapis cezası alan bu gençlerden 10 yıllık cezasını tamamlayan bir grup
Uygur genci kendi aralarında bir Mücahid Grubu kurarak Barın Ayaklanması
sırasında ki hainlerin cezalarını vermeye başlamışlardır. Mehmet Can ve
Kadir Muhammet'te bu Mücahid Grubu tarafından cezalandırılmıştı.
Bu olayın peşine düşen Kaşgar Polis Müdürlüğü'nde görevli Feng Tao
isimli polis Mücahidler tarafından çatışma esnasında öldürülmüş,
aralarında Uygur asıllı münafık polislerinde bulunduğu bir çok poliste
yaralanmıştı. Bu çatışmalar esnasında Mücahidlerin herhangi bir kaybı
olmamıştı. Feng Tao başarılı çalışmalarından ötürü Uygur Otonom Özerk
Bölgesi Hükümeti ve Emniyet Başkanı Jang Shunnig tarafından 1. dereceli
kahraman ünvanı alan bir polisti. Ne yazık ki; bu unvan onu mücahitlerin
elinden ve Allah'ın adaletinden kurtarmaya yetmemişti.
|