|
HÜR GÖKBAYRAK DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ |
|
|
|
HÖR KÖKBAYRAK SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ |
|
|
||||
|
|
DÜNKÜ VE BUGÜNKÜ KAŞGAR
Prof. Dr. Sultan Mahmut Kaşgarlı
Kaşgar; Doğu Türkistan'ın en eski siyâset, iktisat ve medeniyet merkezlerinden birisidir. Türkistan veya Orta Asya târihlerinde mühim yeri olan Kaşgar'ın iki bin seneye yakın muhteşem bir mazisi vardır. Kâşı: (Farsça) çini, fayans; ger: yapılan veya yapıcı demek olduğundan, Kâşı-ger; çinili şehir veya nakışlı şehir mânâsına gelmektedir. Vurgusuz olan orta hece ünlüsünün düşmesiyle de bugün dilimizde Kaşgar olmuştur. Kaşgar'ın 10. yy. dan önceki adı Ordu-kent idi. Kaşgarlı Mahmut; «Kaşgar'a Ordu-kent denilir; bunun mânâsı hakanın durduğu şehir, merkez demektir; çünkü, bu şehrin havasının güzelliğinden Efrasyâb şu yerde durmuş»84 demektedir. Emel Esin: «8. yy. da Ordu-kent adını taşıyan Kaşgar erken Türk medeniyet merkezlerinden birisi idi» diyor. 10. yy. ın başlarında (M. 926) Doğu Türkistan'daki Karahanlı Türk devletinin hakanı Sultan Satuk Buğra Han İslâmiyet'i ilk kabul eden Türk hükümdârı olmak îtibârıyle Müslümanlığa geniş yer vermiştir. Ordu-kent ismi Arap ve Fars İslâm kültürünün tesiriyle Kaşgar'a dönüşmüştür. Kaşgar'da şimdi yaşayan Uygur Türkleri, Kaşgar'ın eski yerindeki harabeleri: Han öyi (Han evi) diye adlandırmaktadırlar. Çin'in Batı Han sülâlesi târihlerinde Kaşgar, Suli Devleti () ismiyle geçmektedir86. Süy sülâlesi devrinde de (M.S. 581-618) şehrin aşağı yukarı beş mil uzunluğunda çok güzel ve müstahkem bir sur ile çevrili olduğu bilinmektedir. 87 Kaşgar; Tanrı Dağları'nın güneyinde, Taklamakan Çölü'nün (Çince yazı var) batısında, Pamir dağının doğu eteğinde yer almaktadır. Bu şehir Türkistan'daki en büyük ticâret merkezlerinden birisiydi. Târihte; yetiştirdiği ünlü mahsûlleri, el sanayii, yabancı ülkelerle yaptığı alışverişler dolayısiyle ve ulaşım kolaylığı bakımından en zengin ticâret merkezlerinden birisi hâline gelmişti. Kaşgar, Asya'yı Avrupa'ya bağlayan eski İpek Yolu'nun Doğu Türkistan'ın güneyinde yer alan mühim bir ulaşım geçidi idi. Eski devirlerde Uygur tüccarları ve yabancı tüccarlar Çin ipekleriyle Doğu Türkistan'ın kilim, pamuk ve ipekten yapılmış kumaşlarını Taşkurgan yolu ile Keşmir'e götürürler ve oradan da Pakistan-İran hudutlarını geçerek İstanbul üzerinden Avrupa'ya kadar taşırlardı. 19. yy. da Kaşgar'da Rusya'nın ve İngiltere'nin elçilik merkezleri kurulmuştur. Rusya ve Batı Türkistan tüccarları Moskova'dan ve Taşkent'ten yola çıkıp dağ-nehir aşarak Ulukçat üzerinden Kaşgar'a geliyorlardı, İngiliz ve Hindli tüccarlar Hindistan'ın kuzey-batı yolundan Keşmir'e ve oradan da Kuinlun dağlarını aşarak Kaşgar'a gelip alışveriş yapıyorlar ve Doğu Türkistan'ın pamuk, pirinç, ipek, deri, kilim ve meyvelerini kendi ülkelerine götürüyorlardı. Kaşgar, M.S. 926-1220 arasında Karahanlılar denilen Türk devletine başkent olmuştur. Bu şehir yakın târihlerde iki defa daha; biri 1865-1878 arasında Badevlet Gazi Yakub Bey idaresinde, diğeri 12 Kasım 1933de kurulan Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti devletlerine de hükümet merkezliği hizmeti görmüştür. Kaşgar'dan, târihte, büyük devlet adamları, ünlü âlimler, dilciler, yazarlar, şâirler, san'atkârlar çıkmıştır. Bu yetişen insanlar, insanlığın kültür ve medeniyet hazinesine çok büyük katkılarda bulunmuşlardır. Karahanlı Türk hükümdarı Sultan Satuk Buğra Han, Kaşgar'ın Artış kasabasında doğmuştur. Türbesinin harabeleri de hâlen Artış'ın Meşhed köyünde bulunmaktadır. Yazdığı Divan-ı Lügâti-t Türk ile Türk dilinin ilk ve en büyük sözlüğünü yapan ve mukayeseli dil tedkikleri ilminin ilk kurucularından olan Kaşgarlı Mahmut da Kaşgar'da doğmuştur. Mezarı da 1983 yılında Kaşgar vilâyetinin Tokkuzak kasabası köylerinden Opal'da bulunmuştur.88 Karahanlılar devletinin devlet nizâmına temel olan ünlü Kutadgu Bilig kitabının yazarı, Yusuf Has Hâcib, her ne kadar Balasagun doğumlu ise de, yetişme çağını ve hayâtını Kaşgar'da geçirmiş ve burada ölmüştür. Onun mezarı da Kaşgar'da Yusuf Kıdırhan Gucam adı ile anılmaktadır. 13. yy. dan 20. yy. a kadar çeşitli devirlerde Kaşgar'da yetişen büyük âlim, şâir, yazar, san'atkârlardan bâzıları şunlardır: Nas-reddin Rabguzi (13. yy. sonları ile 14. yy. başlarında yaşamış yazar), Amannisa Hanım (1534-1567; kadın şâir), Mehemmed Emin Gucam Kuli Hırketi (1634-1724; şâir), Abdurrahim Nizarî (1770-1848; destan şâiri), Turdi Nazım Garibi (1802-1862; destan şâiri), Mehmed Sadık Kaşgarî (? -1849; tarihçi), Nevruz Ahun Ziyâî (19. asır şâiri), Emir Hüseyin Saburi (19. asır yazarı ve şâiri), Gumnam (19. asır şâiri), Hüseyin Han Tecellî (1850-1930; şâir), Abdülkadir Abdulvâris Azizî (1862-1924; şâir ve büyük âlim), Kutluk Hacı Şevki (1876-1937; âlim, şâir). Kaşgar'ın iklimi: Kışları ılık ve kurak geçer; kar ve yağmur çok az düşer. Yazları ise havası serin ve tatlıdır. Burada tarım sulamaya dayanır. Pirinç, buğday, mısır, pamuk, susam vb. gibi mahsuller yetiştirilir. Çok geniş tarım faaliyetlerinin yanında bir miktar da hayvancılık yapılmaktadır: Koyun, keçi, sığır vb. hayvanlar yetiştirilir. Bunların yanında tarıma bağlı bir dal olarak meyvecilik ve sebzecilik çok gelişmiştir. Yetiştirilen başlıca meyveler; erik, şeftali, torgaç, üzüm, armut, incir, nar, ayva, ceviz, badem, kiraz, kavun, karpuz vb.dir. Sebzelerden de patlıcan, biber, patates, domates, fasulye vb. yetiştirilir. Bir zamanlar güzel bağ ve bahçelerle süslü olan Kaşgar; çok renkli ve hareketli çarşı ve pazarlarıyla pek çok şâire ilham kaynağı olmuştur. Bunlardan 10. asırda yaşayan Gumnam «Kaşgar» adlı şiirinde bu şehri şöyle övmektedir: Mezre-i lutf-ı İlahîdur diyar-ı Kaşıgar Işk ilmin kıblegâhıdur mezar-ı Kaşıgar Dil-rübâlar bağrını Ia'1-i bedehşan eyligey Bir nigahı gamezesinden gülüzarı Kaşıgar Ya peri ya huriya bag-ı irem yad eylimes Şehrini untur bulur her kim duçar-ı Kaşıgar. Şâir; «Kaşgar'ın güzel bağları Allah'ın bir lûtfudur. Mezarları da âşıkların kıblegahıdır. Gül yüzlü Kaşgar bir bakışıyla âşıkların bağrını kıpkırmızı kan eyler; yani onları gamzesi ile yaralar. Kaşgar'ın cennet bağlarını, peri veya huri gibi olan güzellerini gören bir kimse kendi memleketini unutur. İşte Kaşgar o kadar güzel bir yerdir» demek istiyor. Kaşgar; el sanayii çok gelişmiş bir şehirdir. 1952'de yapılan bir istatistiğe göre Eskişehir kısmında 500 bin kişi oturmaktadır. Ve burada üç yüz ayrı el sanayiinde seksen bini aşkın insan çalışmaktadır. Hatta diyebiliriz ki; Kaşgar'da herhangi bir el sanayiini bilmeyen insan bulmak zordur. Bunun için yabancılar Kaşgarlılara eli gül (on parmağında on hüner) insanlar diye ad vermiştir. Kaşgar'da kilim ve ipek dokumacılığı, demircilik, kuyumculuk, marangozluk, mimari, nakışçılık vb. gibi pek çok el sanatı eskiden beri yaşamaktadır. Devrimizde dokuma, şeker, çimento, un, hafif tarım âletleri yapan fabrikalar da mevcuttur. Doğu Türkistan, Asya'da nüfûsu fazla olmayan bölgelerden sayılsa da Kaşgar vilayeti Tanrı Dağları'nın güneyinde nüfûsu en kalabalık bölgelerden biri olarak görülmektedir. Kaşgar'ın kasaba ve köyleriyle bugünkü nüfûsu dört milyon civarındadır. Burada halkın yüzde doksan beşi Müslüman'dır. Müslümanların çoğunluğu Uygurlar başta olmak üzere Kırgızlar ve Özbeklerin teşkil ettikleri Türkler'dir. Tacikler, Müslüman Çinliler ve Çinliler azınlıktadır. Aslında Doğu Türkistan topraklarında ve Kaşgar'da Çinlilerin sayısı fazla değildi. 1920 nüfus sayımına güre iki yüz elli sekiz bin kişinin bulunduğu Kaşgar Eskışehri'inde, toplam olarak sâdece 773 Çinli yaşamaktadır. Ve bunlar da polis ve memurlardan ibarettir.89 1952'deki sayımdaysa şehrin nüfûsu beş yüz bin olarak tesbit edilmiştir. Bunların da yüzde doksan yedisini Uygurlar teşkil etmektedir. Son otuz altı yıl içinde Doğu Türkistan topraklarına Çin'den çok sayıda Çinli göçmen gönderildi. Çin Halk Cumhûri-yeti'nin 1963 sayımı istatistiklerine göre 1950'den 1963'e kadar Doğu Türkistan'a getirilen Çinli sayısı dört milyon sekiz yüz bine ulaşmıştır. 1949'da ise Doğu Türkistan'da sâdece iki yüz bin Çinli vardı. 1963'ten günümüze kadar Doğu Türkistan'a yerleştirilen Çinlilerin hakiki sayısı hakkında şimdilik bir bilgimiz yoktur. Fakat tahminlerin çok üstünde Çinli getirildiği muhakkaktır. Kaşgar vilayeti; on bir ilçe, on bir bin yedi yüz altmış altı köyden meydana gelmiştir. Başlıca ilçeleri de şunlardır Tokkuzak, Yenihisar, Yopurga, Aktu, Yerken, Poskam, Kagılık, Merkit, Feyzabad, Maralbişî, Kaşgar Yenişehir'dir. 89. Şinjang'ın Tarihi - Coğrafi Durumu, Nankin 1935.
Kaşgar; tarihte Uygur Türk kültürü ile İslâmiyet'in en güzel şekilde kaynaştığı bir altın beşikti. Kaşgar Eskişehir ve Yenişehir adlı iki ayrı şehrin birleşmesiyle teşekkül etmiştir. Eskişehir de İçerişehir ve Dışarışehir diye ikiye ayrılmıştır. İçerişehir; birkaç büyük caddeden başka an'anevi yüzlerce dar sokakla birbirine bağlı mahallelerden meydana gelmiştir. Dışarışehir de; Eytgaraldı, Ordaaldı gibi iki büyük meydanı birbirine bağlayan dört tarafa açılmış birkaç yeni sokaktan teşekkül etmiştir. Üç yüzden fazla cami ve mescidi bulunan Kaşgar, uzaktan görünüşüyle bir Müslüman-Türk şehri manzarası çizmektedir. Tek ve çift katlı toprak evleri kucaklayan sarı yeşil nakış nakış çinili kubbeler ve her biri Türk-İslâm san'atının birer şaheseri olan camiler, mescitler, saraylar, mezar-türbeler ile bu şehir yabancıların da dediği gibi; canlı san'at müzesi hâlinde görünmektedir. Kaşgar mimarisi, Türk süslemeciliği ve hat san'atı bakımından kendine has üslubuyla mühim bir merhale teşkil eder. Yapılan araştırmalara göre camilerin işlemelerinde, kubbelerde, minarelerde, iç ve dış duvarlarda 1600 ayrı tür süsleme kullanılmıştır. Azna Mescit (Cuma Mescidi), Eytgar Camii, Appak Hoca Camii ve mezarı, Döng Mescit, Karahan Pencim türbesi, Yusuf Has Hâcib mezarı, Celaleddin Bağdadî türbesi, İskender Vang mezarı, Arslan Han mezarı, Nur Ela Hinim mezarı gibi büyük eserlerin yanında irili ufaklı başkaları da yer almaktadır. Appak Hoca Camii ve Türbesi. Kaşgar'daki eski camiler içinde İçerişehir'deki Azna Mescit'in tarihi çok gerilere kadar dayanmaktadır. Bu eser, 12. yy.da Karahanlılar devletinin sonlarına doğru yapılmıştır. Barthold'a göre 1209'da meşhur Acem şâiri Şeyh Sa'dî, Kaşgar'a geldiğinde bu camide Uygur Türk âlimleriyle sohbet etmiş ve bu camiin nakışlarına hayran kalmıştır. Bu hayranlığını yazdığı bir şiirde, teşhis san'atını kullanarak, şöyle dile getirir:
Şair: «Ben böyle şuh dilber ve akıllı aziz gürdüm ki, hiçbir yerde böyle fazilet sahibi birini görmemiştim. Onun yüzünde şefkat ve vefa güneşi, gönlünde her müşkile dayanma ve yüksek bir vekar parlıyor. Şüphesiz ki, o, bu hasleti kendi üstadından almıştır>> sözleriyle Uygur Türk âlimlerini ve mimarlarını övmektedir. Eytgar Camii; Kaşgar camileri arasında en büyük eserlerdendir. Bu cami 17. yy. da Hamide Hanım adındaki zengin bir dul kadın tarafından yaptırılmıştır. 19.yy.in sonlarına doğru Badevlet Gazi Yakub Bey zamanında da bir kere tamir görmüştür. Bu tamire Osmanlı hükümdarı Sultan II. Abdülhamid'in yardımda bulunduğunu, Kaşgar tarihçilerinden Mir Hasan Kadı, Halil Şıvgın tarafından 1984 de çekilen bir filimde açıkça söylemektedir. Şimdi bu camide binlerce kişi bayram ve cuma namazları kılmaktadır. Appak Hoca Camii ve türbesi 18.yy.da Appak Hoca'nın oğlu Han Goca tarafından yaptırılmıştır. Muhteşem görünüşlü ve zengin süslemeli bir eser olup Kaşgar şehir merkezine üç-dört kilometre uzaklıktaki Hazret köyünde bulunmaktadır. Eskişehir'in 30 km. doğusunda yer alan Han Öyi (Han evi), uzunluğu 6, genişliği 1,5 km.'lik bir sahaya yayılmış eski bir medeniyet merkezidir. 1955'te yapılan arkeolojik kazılar sırasında burada gümüş paralar çıkmıştır. Bu paraların bir yüzünde Arap harfleriyle kelime-i enbiyâ (Peygamberler sözü), diğer yüzünde de Hicri 428 (M.S. 1036-37) yazılıdır. Han öyi, Müslüman Karahanlılar ile İslâmiyet'e girmemiş Hotenliler arasında meydana gelen çarpışmalar yüzünden 12. yy. da harap olmuştur. Şu anda da öyle harap vaziyette durmaktadır. Kaşgar'ın kuzeyinde akan Çakmak nehrinin kenarındaki mağaralarda Budist duvar resimleri yer almaktadır. Kaşgar'ın bu eski ve tarihi eserlerinin yanında yeni teşekkül eden mahalleleri de vardır. Eskişehir'e nispetle daha çok Çinli'nin yerleştiği Yenişehir, aynı zamanda Çin ordu karargahıdır. Kaşgar'da şimdilik birkaç tane sinema, tiyatro, hükümet binası, otel, belediye satış mağazası binaları yapılmıştır. Son yıllarda açılan Pedagoji Fakültesi, ziraat, ticâret, tıp meslek yüksek okulları, hastahane vb. gibi yeni eğitim ve öğretim müesseselerinin de modern binaları vardır. Bütün bunlara rağmen Kaşgar eski bir Türk-İslâm şehri vasfını korumaktadır. Şehirde çok canlı bir Türk kültür hayâtı göze çarpar. An'anevi Türk tababetinin hâlen hayatiyetini devam ettiren bir kolu, Uygur Milli Hastahânesi, dört bir taraftan gelen hastalara açık bir merkez durumundadır. Burada modern tıbbın çâre bulamadığı hastalıkların tedavisi yapılır. Mesela; ciltte beyaz lekeler şeklinde görülen hastalığın tedavisi için (Sedef hastalığı) Pekin, Nankin, Şanghay gibi Çin'in büyük şehirlerinden akın akın hastalar gelip şifâ bulmaktadır. Uygur Türk edebiyatı Kaşgar'da hâlen yaşıyor. Düğün ve sünnet merasimlerinde, eğlencelerde Uygur klâsik mûsikisinin on iki makamından eserler icra edilir, şarkılar ve türküler söylenir. Pazar ve bayram günleri sokaklarda ve meydanlarda meddahlar rebablarıyle halk destanlarından, Garip Senem, Seyyit Noçi, Köroğlu gibi destan ve kıssalar söylerler. Halk da bunları can kulağıyla dinler. Eskiden bu şifahî halk edebiyatı daha canlı ve kuvvetli imiş. Kaşgar'da hâlen, Uygur Türkçesi ve Çince olmak üzere Kaşgar Gazetesi neşredilmektedir. Kaşgar Edebiyatı. Kaşgar Eskişehir Edebiyatı gibi dergiler çıkıyor. Buralarda günümüz şâir ve yazarlarının çeşitli edebî türlerde eserleri yayınlanmaktadır. Günümüz şâir ve yazarlarından bir kısmının isimleri şunlardır: Emir Hasan Kadı, Kurban Emin, Mehmet Ali Zünun, Abdülhamid Hacı, Mir Zahit Kerim, Abdurrahim Tohtı, Dilber Kayyum vb. Kaşgar Uygur Neşriyat Evi adlı bir yayınevinde her sene edebi ve ilmî olmak üzere yirmiye yakın ayrı türde kitap neşredilmektedir ve bunların tirajları da iki bin ile beş bin arasında değişmekledir. Kaşgar Sanat Umigi adlı devlet konservatuarında da her türlü san'at faaliyetlerine yer verilmektedir: Dramlar oynanmakta, danslar öğretilmekte, çalgı, usûl gösterilmektedir. Kaşgar Eskişehiri'nin kuzeyinden batısına doğru akmakta olan Tümen Nehri adlı bir akarsu vardır. Ona niçin Tümen Nehri dendiğine dair Yusuf Kıdırhan Paşayım adlı kitapta şöyle bir malûmat veriliyor: İslâmiyet'in yayılmasında büyük hizmetler gören alim Ebu Nasır Samani Buhara'dan Kaşgar'a gelerek genç Saltuk Buğra Han'ı Müslüman edince, Cukteriş ve Tohtı Reşit adındaki iki kumandanı isyan edip Eskisar kalesine sığınır, iki taraf arasında birkaç defa savaş olmuştur; fakat Müslümanlar bir türlü gâlip gelememişlerdir. Müslüman tarafın çok zor durumda olduğu bir sırada Tümen adlı bir Müslüman asker bu nehri kaleye doğru akıtır. Kale duvarlarını yerle bir eden güçlü s sayesinde büyük zafer kazanılır. Tümen'in bu hizmetini ebediye yaşatmak için Satuk Buğra Han nehre Tümen adının verilmesi emreder Şimdi Tümen Nehri dalga dalga köpük saçarak akmak tadır. Bu nehir ebediyete kadar yaşayacak olan Doğu Türkistan Uygur Türk varlığını, onların kültür ve medeniyetlerini dalga dalga sonsuza taşıyan bir sembol olarak akmaktadır.
84. Kaşgarlı Mahmut: Divân-ı Lügati't-Türk. Faksimile baskı. 1. cild, s. 173. Urumçi 1981. 85. Emel Esin: İslâmiyetten Önceki Türk Kültür Târihi ve İslama Giriş. s. 120, İstanbul 1978. 86. Batı Han sülâlesi Milâddan Önce 203 - MS. 23 seneleri arasında hüküm sürmüştür. 87. Süy Sülâlesi Târihi'nin Batı il Tezkirelerinden naklen Divânü Lûgati't-Türk 1981 Urumçi baskısı, s. 4, dipnot nr: 2. 88. Kaşgarlı Mahmut'un Mezarı'ndan, yazdığımız bir makalede ayrıca bahsettik. Doğu Türkistan'ın Sesi dergisinin önümüzdeki sayılarında neşredilecektir. 90. Barthold: Eserleri, 1. cild. s. 462, Moskova 1968.
*Kubbealtı Akademik Mecmuası S. 4, s. 51 -59, İstanbul-1985
|
|
Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi
hurgokbayrak@kaynet.net
adresine gönderin
|