|
Doğu Türkistanlı’lara Hac Engeli

Çin işgalcileri, Doğu Türkistan’da Hac
farizasını yerine getirmek isteyenlere karşı bir çok zorluklar çıkarıyor
ve hatta engellemelerde bulunuyor. Doğu Türkistanlı Müslüman Türkler,
kutsal Hac ibadetlerini yerine getirmek istemelerine rağmen işgalci Çin
hükümeti tarafından zorluk ve engellemelerle karşı karşıya kalıyor. Çin
hükümeti, Türklerin Hac’ca gitmesini zorlaştırmak ve hatta engellemek
için bin bir güçlük çıkarırken, bu durum Doğu Türkistanlı’lar arasında
büyük tepkilere neden oluyor. Hacı adayları isim vermeden çektikleri
sıkıntıları söylemekten kaçınmıyor. Çin hükümeti Doğu
Türkistanlıların dinî özgürlüğünü sert bir biçimde baskı altına alarak
onların Hac hazırlıklarını kolaylıkla yürütebilmelerini engellemek için
türlü zorluklar ortaya çıkartmaktadırlar. Özellikle de ekonomik yönden
oldukça mağdur durumdaki Doğu Türkistanlı Çiftçiler çok miktarda paralar
harcayıp aldıkları pasaporttan sonra Çin hükümetinin organize ettiği Hac
kafilelerine dahil olamamaktadırlar. Fakat, onlar Hac yapma arzularına
erişebilmek için Pakistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kırgızistan
gibi ülkelere çıkararak oralardan Hac vizesi alabilmek için mücadele
etmektedirler.
Çin hükümeti işgali altında tuttuğu Doğu
Türkistan halkı üzerinde yıllardır uyguladığı inanç alanındaki
baskılarının şiddetini arttırdı. İşgalci Çin hükümetinin 1980'li
yıllarda başlattığı ve çok kısıtlı sayıda da olsa Müslüman Doğu
Türkistan halkından bazılarına oldukça büyük zorluklar sonunda Hac
farizasını yerine getirmelerine izin veriyordu. Doğu Türkistan'dan hacca
gitmek isteyenler Çin hükümetine çok önceden hac'ca gitmek istedikleri
hakkında müracaat ediyorlar ve ardından da büyük bir endişe ve sabırla
beklemeye başlıyorlardı. Çin hükümeti yetkilileri de başvuru sürecinin
ardından başvuru sahibinin şeceresini incelemeye alıyor ve sülalesinden
her hangi birinin, Çinlilerin "Bölücü unsur" olarak adlandırdığı şekilde
bir siyasi eyleme karışmış olanlardan olması durumunda ise kesinlikle
vize vermiyor ve Hac'a gitmesi de engellenmiş oluyordu.
Çok meşakkatli bir uğraştan
sonra Hac başvurusu kabul edilenleri ise Çin'in birçok insanlık dışı
dayatmaları beklemekteydi. Çin hükümetinin ilk şartı, Hacı adaylarının
Hac'ca giderken ve gelirken kesinlikle ne pahasına olursa olsun
Türkiye'ye uğramamaları ve Hac'ca gittiklerinde de kesinlikle oradaki
Türk'lerle ve özellikle de Türkiye'den giden Hacı adayları ile
konuşmamaları, hiçbir şekilde irtibata geçmemeleri kural olarak ortaya
konulmaktadır. Bu yüzden'de hiçbir Doğu Türkistanlı kimse ile
konuşamıyor.
Doğu Türkistan'dan Hac için yola
çıkanların ise hayallerini süsleyen en önemli idealleri Türkiye'yi
hayatları boyunca bir kere olsun görebilmektir.
Doğu Türkistan halkından Hac'ca gitmek
isteyenlerin Hac farizasını yerine getirmelerine bu yıl sözde "dinî
aşırılık ve terörizm" gerekçeleriyle daha sıkı kısıtlamalar getirmekte
olduğu, Suudi Arabistan'a hac için gitmek isteyen Doğu Türkistanlıların
seyahat belgelerini vermeyi durdurduğu, Kaşgar yakınlarındaki Artuş ve
Aktu yerleşim yerlerinde hac için hazırlıklarını sürdüren 43 Doğu
Türkistanlının gözaltına alındığı da gelen haberler arasında..
Ayrıca, dış ülkelere akraba ve
arkadaşlarını görmek istemek dâhil yurt dışında herhangi bir yere gitmek
isteyen Uygurların da seyahat dokümanlarının kendilerine verilmediği,
hiçbir belgenin de onaylanmadığı, bu kısıtlamaların ne zamana kadar
devam edeceğinin de bilinmediği ile ilgili haberler alınmaktadır.
Çinin böylesine açıkça insan hakları
ihlâli olan keyfi bir uygulaması karşısında, kendi işlerine geldiği
zamanlar sözde İnsan hakları savunuculuğuna bürünen AB ve ABD söz konusu
olan Müslümanlar olduğu için kör ve sağır rolü oynayabilir. Fakat;
Türkiye başta olmak üzere diğer İslâm ülkelerinin de sessiz ve tepkisiz
kalmalarını anlamak asla mümkün değildir.
Bu konuda birkaç misal:
Doğu Türkistan dan gelip Dubai'de süreli
ikamet etmekte olan 38 kişi hac ve umre maksadı ile Pekin'e vize almak
için gitmekte olan Hoten vilayetinden Ruzi Mehmet Haci Seyfung adındaki
kişiye pasaportlarını vererek kendilerinin vize işlerini de
yapıvermelerini rica etmiştir.
Ruzi Mehmet Haci bu hacıların yalvararak
yardım istemeleri münasebeti ile onlardan bir kuruş masraf almaksızın,
hacıların pasaportlarını toplayıp, vize almak için Pekin'deki Suudi
konsolosluğuna gidip vize işlemlerini yaptırıp dönüşünde, Tianjyn Hava
alanında 11. ayın 20. günü saat 08.30'da geçtiğinde Çin polisleri Ruzi
Mehmet Haci ve damadı Samet Hacıyı tutuklayıp götürmüşlerdir. Ruzi
Mehmet hacının elindeki Uygurların pasaportlarını müsadere ederek o
kişiyi de Hoten'e alıp götürmüşlerdir. Şimdi o kişi hapiste yatmaktadır.
Bu olaydan çok geçmeden yakında Çin hükümeti Dubai'ye özel polisler
gönderip bu 38 kişilik zavallı Uygurları mecburi Çin'e geri
götürmüşlerdir. Onları aileleri ile görüştürmeden hapse atmışlardır.
Şimdi bu hacılar Çin polislerince çok ağır şekilde sorgulanmaktadır. Bu
sene Çin hükümetinin Uygur hacı adaylarına sert engeller çıkartıp, şimdi
de vize zorluğu ile doğu ve Güney Asya devletlerinde birçok Uygur
hacılar Suudi hükümeti Uygurlara hac ve umre vizesini kesinlikle
Pekin'deki Suudi Konsolosluğunca verilecek şekle sokmuşlardır. Her yıl
olduğu gibi Çin hükümetinin Pekin ve başka büyük şehirlerinde Uygurlara
yatak vermemek, Uygurları insan yerine koymamak, hor görerek otobüs
şirketlerinde her türlü bahanelerle
Çinlilere oranla Uygurlardan fazla para
almaktalar. Özellikle de hava limanlarındaki pasaport kontrol
noktalarında bütün Uygurlara terörist ve düşman gözü ile bakmak gibi
çirkin siyaseti devam edip gelmektedir.
1999 yılı 1200 Uygur hac'a gitmek
amacıyla, akraba ziyareti bahanesiyle pasaport aldılar. Bütün işlemleri
tamamlayarak yurt dışına çıkmak üzereyken Çin polisi tarafından
pasaportlarına el konuldu. Bu yıl ramazan bayramında umreye gitmek
amacıyla 400 Uygur pasaportunu aldıktan sonra, vize işlemlerini
tamamlayıp yurt dışına çıkmak üzereyken Çin polisi tarafından kabaca bir
şekilde engellendi. Polise karşılık gösteren 122 yaşlı Uygur
tutuklanmıştır. Kalanlar mecburen havaalanından ayrılıp kalmak üzere
otele geldiğinden "Uygurları Otele alınmaz" cevabını aldılar. Çünkü
birkaç sene önce Pekin Emniyet Müdürlüğü otellere Uygurların alınmazlığı
konusunda genelge dağıtmıştır.
Bu kişilerden bir kısmı çok para ödeyerek
Çinlilerin evinde kalmaya mecbur kalmışlardır.
Çok yaşlı olanları mecburen Havaalanı
yakınındaki açık havada kalmaya mecbur kalmışlardır. Açık havada
kalanlardan Eminahun Torgay (72 yaşında); Tursun Ahun Yipçi (64 yaşında,
Artuşlu); Abdulkerimahun Mezin (68 yaşında, Keriye nahiyesinden); Kamer
Nisahan (65 yaşında, Keriye Nahiyesinden) 4 kişi donarak hayatını
yitirmiştir.
Berat Hacı dan bir
Hatıra…
1994 yılında hacca gittim çok şükür... Bu
arada baktım ki, Doğu Türkistan'dan hac için gelen din kardeşlerim
var... Nasıl sevindiğimi anlatamam... Ama yanlarına gittiğimde sevincim
bir anda hüzne dönüştü...
Çünkü çadırlarının tepesinde orta yerde,
üzerinde beş sarı yıldızlı kızıl Çin bayrağı dikili durmuyor mu? .. Kan
beynime sıçradı... O mübarek beldede hem de bizim insanımızın
çadırlarında o bayrağın asılı durmasına tahammül edemedim...
Derhal bayrağı indireceğim ama bayrağın
çadırda dikili olmasını sağlamak için birkaç tane Afrikalı işçi
kiralamışlar... Onlar varken bayrağı indirmek mümkün değil...
Gece yarılarına kadar uyumadım... Gayem bu
kızıl Çin bayrağını indirip, yanımda götür- düğüm Gök bayrağı çadıra
dikmek...
Ancak yaşlıyım, bu işi tek başıma yapmam
mümkün değil... Gece onlar dinlenmeye çekilmişlerdi... Zaten gece yarısı
kızıl bayrağın indirilip başka bir bayrağın dikileceğini de hiç akıl
etmiyorlardı... Birkaç genç çağırıp kendilerine Gökbayrağı vererek rica
ettim:
-Haydi gençler, indirin o bayrağı da,
dikin kendi bayrağınızı!..
Gençler benim azim ve gayretimle
heyecanlanmışlardı... Kısa sürede kızıl bayrağı indirip, yerine gök
bayrağımızı diktirdim... Yüreğime su serpilmişti... Sanki o an için
bütün Doğu Türkistan halkı hürriyetine kavuşmuştu... Bağımsızlığa
susamış bir insanı kendi bayrağının dalgalanmasını görmek kadar ne mutlu
edebilir ki? .. Sabaha kadar gök bayrağın dalgalanmasını seyrettim...
Sabahleyin uyanan görevliler şaşırmışlardı... Baktılar ki kızıl Çin
bayrağının yerinde Gökbayrak var... Hemen bağırıp çağırmaya
başladılar...
Önlerine çıktım:
Burası Müslüman bir ülke!.. Burası mübarek
bir yer... Bu yerde kızıl , Çin'in bayrağının ne işi vardır!.. Bu
gördüğünüz Gökbayrak, şu anda hac farizası için gelen insanların kendi
öz bayraklarıdır... İndiremezsiniz... ."İndirirdin, indiremezdin" derken
aramızda başlayan mücadele, Suudi Arabistan askerîne kadar intikal
etti... Askerler gelip de ne olduğunu sorduklarında onlara da aynısını
anlattım.
Burası mübarek bir belde... Bu yerde
İslâmîyet'le alâkası olmayan bir ülkenin bayrağı değil, Doğu
Türkistan'dan gelmiş bu insanların kendi öz bayraklarının
asılı olması lazımdır... Müslümanlara
zulmeden zalim bir devletin bayrağının bu ibadet mevkiinde dalgalanması
dinîmizce de caiz değildir... Bizim mücadelemiz budur...
Suudi Arabistan askerî , "Burada hac
zamanı, böyle şey olmaz... Çadıra gelin orada konuşun! Kavga etmeyin!..
" diyerek aramızı açtılar… Bana da bir şey yapmadılar... Bu sayede Gök
bayrağımızı dalgalandırmak nasip oldu... Hiç unutmuyorum...
Guantanamo'daki iki
Uygur'un yargılanmasına başlandı
Washington'da, bu güne kadar Guantanamo
Askeri Hapishanesinde tutulan Adil Ablikim ve Ababekri Kasim
isimlerindeki iki Uygur gencin yargılamasına başlandı. Yargılamaya
Uluslararası Hukuk ve Demokrasi Vakfı Cemiyetinin Başkanı Rabiye Kadir
Hanım ve başka Uygurlar teşkilatı temsilcileri de
katıldılar.Guantanamo'daki bazı Uygurların avukatlığını üstlenen Sebin
Walt bu iki Uygur'un Washington'a getirilerek onların burada yaşayan
diğer Uygurlarla bir arada yaşamasına izin verilmesini istediği
öğrenildi. Bu talep için Baş Yargıç 15 gün içinde cevap vereceğini
söyledi.
Çin malı oyuncaklar
tehlikeli
Bağımsız Eğitimciler Sendikası AR-GE
Kurulu eğitim uzmanları tarafından hazırlanan "6. Eğitim Bileşenleri
Araştırma Raporu"na göre, ucuz oyuncaklar çocuk sağlığı ve gelişimi
için riskler taşıyor.
Yurt dışında yapılan bilimsel
araştırmalarda, ucuz oyuncakların normalden 24 kat daha fazla fenol ve
toksit maddesi içermesi nedeniyle çocuk sağlığı ve gelişimi için riskler
taşıdığını ve çocuklara büyük zararlar verebileceğini belirten uzmanlar,
son zamanlarda ucuz olması nedeniyle büyük rağbet gören Çin malı
oyuncaklarının da zehirli maddeler içerebileceğini söyledi. Oyuncak
alınırken ucuz olması yerine, sağlıklı ve eğitici olmasına dikkat
edilmesi gerektiği kaydedilen raporda, bu tür oyuncaklarda kullanılan
bazı hammaddelerin ve kimyasalların, insan ve çevre sağlığına çok
zararlı olduğu ve anne babaların oyuncak alırken ucuza kaçmamaları
gerektiği kaydedildi. Anne ve babaların, Sağlık Bakanlığı yönetmeliğine
uygun ve Türk Standartları Enstitüsü'nün (CE) işaretini taşıyan
oyuncakları alması gerektiğini dile getiren uzmanlar, şu tavsiyelerde
bulundu:
"Oyuncaklar çocuğun gelişim basamağına
uygun ve eğitici, öğretici, eğlendirici olmalıdır. Oyuncak alırken
çocuğun öğretmeninden rehberlik yapmasını istemek önerilebilir.
Oyuncaklar fiziksel yaralanma riski oluşturmayacak tasarımda olmalıdır.
Özelikle küçük yaş çocuk oyuncakları, emme ve nefesle çekilmeye karşı
yutulmayacak boyutlarda olmalı, boya içermemelidir. Oyuncaklar, çocuğu
veya başkalarını yaralama riski taşımamalıdır. Oyuncakların, yanabilir
tehlikeli bir element ve parlayıcı maddeler içermemesine dikkat
edilmelidir. Elektrikli oyuncaklar ve parçaları 24 wolt'u geçmemelidir.
Hastalık ve mikrop toplama riskini taşımayan maddelerle imal edilmiş
oyuncaklar tercih edilmelidir. Oyuncakların radyoaktif maddeler
içermemesi gerekmektedir."
“12 Aralık Hareketi”nin
20. Yılı
Avrupa ve Amerika'daki bazı Uygurlar “12
Aralık Öğrenci Hareketi”nin 20. yılını andılar. Harekete katılan ve
önderlik eden Nurmuhammet Musabay, Mehemmet Tohti ve başkaları bu olayı
bir defa daha yadettiler.
12.12.1985 tarihinde Doğu Türkistan'ın
Ürümçi şehrinde işgalci Çinlilerin “Sinkiang Üniversitesi”, diye
adlandırdıkları Üniversiteye bağlı Pedagoji Fakültesi ve Köy Enstitüsü
olmak üzere bütün fakültelerin öğrencilerinden olmak üzere 10 binden
fazla Uygur öğrenci Çin yönetimine karşı protesto gösterisi düzenleyerek
Çin hükümetinden sekiz maddeden oluşan isteklerinin yer aldığı bir
bildiri vermiş ve kendilerinin Çin makamlarının yürütmekte olduğu
politikalara karşı çıktıklarını bildirmişlerdi.
Hollanda Parlamentosu
Uygur ve Tibetlilerin Haklarını
Savunacak
Hollanda Parlamentosu 29 Kasım'da Doğu
Türkistan ve Tibet’te Çin hükümetinin uyguladığı ölüm cezası
politikasını sert bir şekilde kınayarak Uygur ve Tibet halklarının
durumları ile ilgili karar çıkarttı. Bu kararın Hollanda Parlamentosunun
150 üyesinin büyük çoğunluğu tarafından onaylandığı da bildirildi.
Almanya'da Çin'e Karşı
Protesto Gösterisi
“Dünya İnsan Hakları Günü” münasebetiyle
aralık ayının 10'unda öğleden önce Almanya'nın Münih Şehrindeki Çin
Konsolosluğu önünde Protesto gösterisi yapıldı.
“Avrupa Doğu Türkistan Birliği” teşkilâtı
tarafından organize edilen bu eyleme söz konusu teşkilâtı üyeleri,
“Dünya Uygur Kurultayı”nın temsilcileri, Uluslararası İnsan Hakları
teşkilâtlarının temsilcileri, İç Moğolistan ve Tibet temsilcileri
katıldılar.
İki saat süre ile devam eden bu protesto
eylemi sırasında göstericiler havanın oldukça soğuk olmasına aldırış
etmeksizin Çin hâkimiyetinin Uygurlara yapmakta oldukları zulümleri
ifade eden pankartlar taşıyarak Çin hâkimiyetine karşı olan öfke ve
nefretlerini bildirdiler.
Rabiye Kadir, Çin’i
rahatsız etti
Tanınmış Doğu Türkistan faaliyetçisi
Rabiye Kadir, ABD meclisinde belgeleriyle, Çin hükümetinin Doğu
Türkistanlılara vermekte olduğu zararları ispat ettikten sonra Çin
Dışişleri Bakanlığı Amerika'ya söz konusu durumdan duyduğu
hoşnutsuzluğunu bildirerek Rabiye Kadir'in faaliyetlerine izin
vermemesini istedi.
Çin Dışişleri Bakanlığı’nın sözcüsü Chin
Gang yaptığı basın toplantısında Çin Hükümetinin Doğu Türkistan’da
yaptığı katliamlardan bahsetmezken, ne hikmetse Uygurların demokratik
çalışmalarından rahatsız oluyor.
Dünya Kamuoyu Çin’e
baskı yapmaya çağrıldı
12.12.2005 günü akşamı Uluslar arası İnsan
Hakları Teşkilatı Münih Şubesi, Avrupa Doğu Türkistan Birliği ve
Falungong Teşkilatlarının ortak organizesi ile “Çin'de İnsan Hakları
İhlalleri” konulu bir ilmi değerlendirme toplantısı düzenlendi.
Söz konusu toplantıya 100'e yakın kişi
katıldı. Toplantıda Uluslar arası İnsan Hakları Teşkilatı’nın Başkanı
Peter Müler, Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin başkanı Askar Can ve
Falungong Teşkilatının temsilcisi Martin Kritzler birer rapor sundular.
Bu toplantıda Amerika'daki “Laogai Fonu Cemiyeti” sorumlusu Wu Hong Da
tarafından hazırlanan ve Çin'deki ölüm cezaları, İnsan hakları
ihlâllerini ifşa edildiği bir belgesel film de gösterildi. Ayrıca,
Toplantıya iştirak edenlerin Uygur ve Tibet meselesi hakkındaki
sorularına cevaplar verildi. Toplantıya katılan İnsan Hakları
Teşkilatı’nın Başkanı Peter Müler yaptığı konuşmada Çin Hâkimiyetinin
baskı politikası neticesinde Uygur ve Tibet halklarının millî
medeniyetlerinin yok olmaya doğru sürüklendiğini belirterek, dünya
kamuoyunu Uygur ve Tibet meselesinde Çin'e karşı devamlı surette siyasî
baskı uygulamaya çağırdı.
Hindistan makamları Emet
Âlim adındaki bir Uygur’u
sebepsiz yere tutukladı
Güney Asya İnsan Hakları Haber merkezinin
bildirdiğine göre Hindistan makamları 9 Mayıs gününden itibaren Emet
Âlim ismindeki bir Uygur'u yasal olmayan bir şekilde gözaltında
tutmaktadır. Haberin içeriğinden anlaşıldığına göre Emet Âlim Doğu
Türkistan'dan çıkan bir siyasî faaliyetçi olup, o bu yıl 14 Şubat günü
üç aylık vize ile Hindistan'a gelmiş o, vizesinin bitimine iki gün kala
9 Mayıs günü vizesini uzatmak için Hindistan'daki yabancılar listesine
alma bürosuna gitmiştir. Fakat o aynı anda tutuklanarak Yeni Delhi'deki
Lampur tutuklular merkezine hapsedilmiştir. Hindistan makamları hiç
kimselere haber vermeksizin onu kanuna aykırı bir şekilde 24 saatten
fazla tuttuktan sonra 10 Mayıs günü öğleden sonra bir arkadaşına telefon
ederek durumunu anlatmasına izin vermiştir. Emet Âlim bu güne kadar
bırakılmamış olup, söz konusu teşkilât, Hindistan'ın Çin ile olan
münasebetlerini bildiğinden dolayı o'nu Çin'e iade edeceklerinden endişe
etmektedir. Haberden anlaşıldığına göre Emet Âlim Hindistan'a geldiği
günün ertesi BM teşkilâtının ilgili birimlerinden siyasî sığınma
talebinde bulunmuştur. Henüz söz konusu dilekçe işlemdeyken Hindistan
makamlarınca tutuklanmıştır. Hindistan makamlarının onu neden
tutukladıkları ise henüz belli değildir. RFA
Washington'da Uygur
Protestosu
ABD'nin başkenti Washington ve civarında
yaşayan Uygur toplumu bir komite oluşturarak, uzun soluklu bir protesto
gösterisi düzenleme kararı aldılar.
05.12.2005 tarihinden itibaren söz konusu
protesto gösterisi başladı. Bu gösteri haftada yedi gün Devlet Meclisi
önünde devam ettirilecek.
Gösteri komitesinin bildirdiğine göre söz
konusu faaliyetin maksadı Doğu Türkistanlıların da dünyadaki başka özgür
milletler gibi kendilerinin kuracakları özgür devletlerine sahip olmak
istediklerini bu yolla dünya kamuoyuna duyurmak.
ABD Meclisi’nde
Uygurlar hakkında toplantı yapıldı
14.12.2005 günü ABD Meclisi'nde Uygurlar
meselesi hakkında kefaletten geçme toplantısı gerçekleştirildi. ABD
Meclisinin nüfuzlu üyelerinden Tom Lentos ve Frank Wolf'un başını
çektiği devlet meclisi bünyesindeki İnsan Hakları Grubu tarafından
organize edilen söz konusu kefalet etme tolantısına, Uluslararası Uygur
İnsan Hakları ve Demokrasi Vakfı Cemiyeti'nin Başkanı Rabiye Kadir
Hanımefendi, Uluslararası Af Örgütü Asya Bölümü Başkanı T.Kumar, Amerika
Birleşik Devletleri Demokrasiyi Yayma Vakfı Cemiyetinin Asya İşleri
Sorumlusu Bayan Luisa ve İnsan Hakları Gözetleme Teşkilatı'nın
Washington'daki temsilcisi olmak üzere, Uygurların içinde bulundukları
hukukî vaziyetin olumsuzluğu konusunda kefalet teyit etmişlerdir.
Rabiye Kadir Hanımefendi Uygurların bütün
haklarının çiğnenmekte olduğu konusunda etraflı bir şekilde durarak ABD
hükümetinden Uygurların hakları meselesinde Çin'e baskı uygulanmasını
istemiştir. Uluslar Arası Af Örgütü Asya İşlerinden sorumlu başkanı
T.Kumar, Uygur ülkesinin siyasî suçluların en sert cezalar aldıkları
bir yer olduğunu ifade etti.
Uygur Türklerine Çin
İşkencesi
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları İzleme
Komitesi, Doğu Türkistan'da bulunan cezaevlerinde yaşanan olumsuz
şartlar ve insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak başlattığı
incelemeleri tamamladı. Komite üyeleri, Doğu Türkistan'da yer alan
toplam 103 cezaevi arasında başkent Urumçi'de 12 ve Gulca şehrinde 8
olmak üzere toplam 20 cezaevinde incelemelerde bulundu.
Çin Hükümeti'nin izni ile yaptıkları
incelemeler sırasında güvenlik birimlerince sıkı takip altında tutulan
ve Çinli yetkililerce çeşitli güçlükler çıkarmak suretiyle çalışmaları
engellenen üyeler, hazırladıkları raporda; “bölgede işkencenin yaygın
olduğu” sonucunu vurguladılar. Bilindiği üzere Uygur Türklerinin
yaşadığı Doğu Türkistan'da yaşananlar, sadece cezaevlerindeki işkence
ile bitmiyor. Uygurlar, gündelik yaşamlarında da işkenceyi farklı
boyutlarda yaşıyorlar.
Çin'in Uygur Türklerine yönelik yürüttüğü
sistematik asimilasyon politikası farklı uygulamalarla devam ederken,
2005 yılı itibariyle özel bir göç uygulaması hayata geçirildi. Doğu
Türkistan'daki Han kökenlilerin nüfusunu artırarak Uygur nüfusunu
eritmek amacıyla, Çin içindeki diğer bölgelerde yaşayan, çeşitli adi
suçlara karışmış veya uyuşturucu bağımlısı şahıslar, Doğu Türkistan
bölgesine gönderilmeye başlandı. Hepsi Çin kökenli olan bu şahıslara,
Doğu Türkistan'ın en verimli arazilerinden pay ayrılarak, buralarda
çiftçilik yapmalarına izin verilirken, Uygur Türkleri asgari yaşam
standartlarının bile altında hayatta kalma mücadelesi veriyor.
İşkence, idam, çalışma kampları ve dini
baskıların Uygur Türkleri için sıradan olaylar haline geldiği Doğu
Türkistan'da, Uygur Türklerinin fakirleştirilmesi politikası
çerçevesinde, Çin kökenlilere verilen ticari kredi faizleri
düşürülürken, Uygurlara tam tersi uygulamalar söz konusu. Böylece
Türklerin Doğu Türkistan'daki zengin yeraltı kaynaklarının bulunduğu
bölgelere yatırım yapacak düzeyde sermaye sahibi olması engelleniyor.
Öte yandan, Uygur Türklerinin her türlü
haberleşme, iletişim ve internet kullanımları da Pekin Yönetimince yakın
takibe alınmış durumda. Zira Türklerin dünya ile bağlantı kurarak
sorunlarını duyurma “rizikosu” bulunuyor. Hatta Türkiye'den ve Türkçe
konuşulan diğer ülkelerden Doğu Türkistan'a müzik kaseti getirilmesine
bile izin yok.
Uygurların devlet daireleri ve stratejik
görevlerde çalışmalarına da izin verilmiyor. Bölgede görevli din
adamları çeşitli bahanelerle tutuklanıyor ve görev yaptıkları camiler
ibadete kapatılıyor.
Uygurlara iki çocuk dışında çocuk sahibi
olmak da yasak. Üçüncü çocuğa hamile olduğunun tespit edilmesi halinde
kadınlar, hamileliğin hangi ayında olursa olsun! kürtaja zorlanıyor.
Peki, Türkiye ve Çin arasındaki ilişkiler
dostane bir şekilde sürerken ve Türkiye, ÇHC Dışişleri Bakan Yardımcısı
Lu Guozeng'i 27-30 Aralık 2005 tarihlerinde konuk etmeye hazırlanırken,
iki ülke arasında bir köprü oluşturması gereken Uygurlara karşı neden
böyle bir politika izleniyor? Nedeni şu; “Çinlilere göre” Müslüman
Uygurlar potansiyel birer terörist! Dolayısıyla, 11 Eylül olaylarından
sonra dünyada İslâmî teröre gelişen korku da, Çin'in Doğu Türkistan'da
otoritesini sağlamlaştırmak amacıyla yürüttüğü asimilasyon
politikalarına mesnet oluşturuyor.
Uluslararası Af Örgütü'nce hazırlanan
raporlarda; Çin'in son yıllarda "terörizme karşı mücadele" adı altında
onbinlerce Uygur Türkü'nü tutukladığı, birçoğunu ölüm cezasına
çarptırarak 'ayrılıkçı' ve 'terörist' suçlamalarıyla idam ettiği
belirtiliyor. Raporlarda ayrıca; "Çin Hükümetinin şiddete asla
başvurmayan ya da desteklemeyen Uygur Türklerini 'düşünce suçlusu'
olarak tutuklamaya devam etmesi, Çin'in baskı politikasının, terörizmle
mücadele boyutunu çok aştığını gösteriyor" deniliyor.
İnsan Hakları Örgütlerinin de Uygur
Türkleri ile ilgili olarak yayınladıkları raporlar mevcut. Bu raporlarda
da; Pekin Yönetiminin, bölgede sadece barışçı din ve kültür
faaliyetlerinde bulunan Müslümanları terörist olarak nitelemeye
başladığı, Han kökenli Çinlilerin Doğu Türkistan'a yoğun bir şekilde
yerleştirilmesi ile Müslümanların kültürel kimliklerini koruma
mücadelesi vermekte oldukları sıklıkla vurgulandı.
Ancak ne yazık ki; insan hakları
örgütlerinin raporları ile de belgelenmiş bu utanç tablosu, ne Çin'i ne
de “medeni ülkeleri” pek etkilemiyor.
İnsan hakları konu edildiğinde; binlerce
insanın katili bir teröristin haklarından dem vuran, Türkiye'yi bölmek
isteyenlere omuz veren ve bunun gibi ülkemiz ile ilgili daha pek çok
ayrıntıyı insan hakları kapsamında istismar etmekte ustalaşmış olan
çevreler için öyle görünüyor ki; Doğu Türkistan'da yaşayanlar ya insan
değil, ya da sadece Türk oldukları için insan haklarından muaflar! Ya da
geçmiş yıllarda onlarca diplomatımız ve yakını sadece Türkiye'yi temsil
ettikleri için Ermenilerce katledilirken, insan hakları savunucularının
ortalarda görünmeyip, bilahare Ermenilerin sözde soykırım iddialarını
“insan haklarının ihlali” boyutuna zoraki indirgeyerek parlamentolarında
kabul eden Avrupa ülkeleri için insan hakları konusu, “sadece Türk
olunmaması” şartıyla geçerli!
Çin'de bütün bu olan bitenlere de göz
yumulması, yine bu hususlarla mı ilgili bilinmez ama hiç olmazsa Çin'in
artık konuyu farklı açılardan da görmeye başlaması zamanı gelmiştir.
Gerçek şudur; Uygurlar Çin'in egemenliğine
ve toprak bütünlüğüne saygılı, ülkesini sevdiğini beyan eden bir
toplumdur. Yani ne ayrılıkçıdır, ne de terörist! Küresel terör ağının
çemberindeki radikal İslamcılarla da alakaları yoktur. Ancak baskı
politikalarının devam etmesinin, “haksızlığa isyan psikolojisi”nin
gelişmesine, bu durumun da sadece Çin dışında faaliyet gösteren Uygur
kökenli bazı grupların ve onların destekçilerinin işine yarayacağı
bilinmelidir. Yani esas tehlike; insanca yaşamaktan başka bir arzusu
olmayan ama ne dilini, ne dinini, ne kültürünü yaşayamayan bu
insanların, “özgürlük mücadelesi” kisvesi altında kolaylıkla
yönlendirilmeye müsait hale gelmeleridir.
Ümit edelim ki; ÇHC Dışişleri Bakan
Yardımcısı Lu Guozeng'in, ülkemizi ziyareti, soydaşlarımızın sorunlarına
da çözüm kapısını aralasın… Diplomatik Gözlem Gazetesi
Çin'e iade edileceğini
öğrenen bir Doğu Türkistanlı genç
intihar etti
1977 Doğumlu Burhan Zunun Almanya'dan
Norveç'e doğru giderken Aralık ayının 22 ve 23. günleri Danimarka
polisleri tarafından evrak kontrolleri sırasında gözaltına alınmıştır.
Polisler tarafından Çin'e teslim edileceğini öğrenen Burhan Zunun Çin’e
teslim edilecek olursa uğrayacağı korkunç akıbeti bildiği için yapacağı
bir şey kalmadığını öğrenince işlerine geldiğinde insan hakları havarisi
kesilen Danimarka devletinin gözetimi altındayken 25 Aralık 2005 günü
intihar etmiş, hastanede iki gün boyunca kurtarılmaya çalışıldıysa
tedaviye cevap vermeyerek hayatını kaybetmiştir.
Komünist uşağı, satılık
hain, millî münafık Metsalihan
Ehmet ile Kurban Niyaz,
iki genç tarafından öldürüldü
2005 yılının Şubat ayı sonları Çin
komünistleri için unutulmaz ve korkunç günler oldu. Bu günlerde Çin
komünistleri binlerce polis, asker ve ağır tipteki silâhlar kullanarak
Hoten vilayetine bağlı bütün köy, kasaba ve ilçelerin yollarını kuşatma
altına aldı. Yoldan geçen bütün araba, at arabaları ve yayaları silahlı
olarak aramalardan geçirdi. Evlere izinsiz olarak girerek aramalar
yaptı. Hatta helikopterlerle bütün bölgenin dağ, tepe, bayır ve
sınırlarını da kontrol altına aldılar. Hatta bu iş için Çin merkez
komitesi de şiddetli bir sarsıntı geçirerek Askeri emir yayınlamıştı.
Bu heybetli kara dumandan ürken çaresiz
halk, küçücük çocuklar ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Hatta ki
birbirlerinden sebebin ne olduğunu sormaya bile cesaret edemiyorlardı.
Çünkü Çin esareti altında kalan Doğu Türkistan'da işler öyle bir boyuta
kadar ulaşmıştı ki; bu türden hadiseleri kurcalayan her insan o esnada
kendisini şüpheli şahıslar arasında Çin hapishanesinde bulacağını açıkça
biliyordu.
Böyle işler Doğu Türkistan'da ezelden beri
sıkça görüle geldiği için Çin komünistlerini bu kadar endişeye sevk eden
sebep neydi? Aslında Çin komünistlerine satılarak kendi halkının kanını
emerek yukarıya yalakalık yaparak, “peşkeş çekerek” zavallı halkın
haklarını gasp eden ve komünistlerin itimat ettikleri uşağı, Komünist
parti üyesi Hoten vilayeti- Karakaş Nahiyesi Saybağ köyü Uluğ Ata kent
komünist parti sekreteri Metsalihan Ehmet (Erkek 58 yaşlarında partili)
ile Kentin Güvenlik Polisi Kurban Niyaz (Erkek 55 yaşlarında partili) bu
iki satılık Çin uşağı, yürekli iki mücahit ezimet kahramanlarımız
tarafından hak ettikleri cezaya çarptırılarak öldürülmüşlerdi.
Onun için Çin komünistleri ne
yapacaklarını şaşırarak tir-tir titreyerek bütün Doğu Türkistan'da,
özellikle de Hoten vilayetinde yine bir defa daha acımasızca ve
insafsızca yerli halkın evlerinde arama hareketi başlattı. Uluğ Ata
kentini kısaca tanıtmak gerekirse; Uluğ Ata kenti Karakaş Nahiyesi
Saybağ köyüne dâhil olup, Nahiye merkezinden 40 km. daha uzaklıktadır.
Bu bölgenin geçim kaynağı besicilik, bağcılık ve çiftçiliktir. Burada
yaşayan halkın Çiftçileri yoksul, kültür seviyesi düşük, fakat vicdan
sahibi ve inançlı bir halktır. Nüfusu 1500 civarındadır. Arazisi geniş
ve toprakları mümbit, suları bol olup, kış yaz kesilmez. Bütün ailelerin
meyve bahçeleri vardır. Evlerin ön ve arkalarında üzüm asmaları mevcut,
yollarının her iki kıyısında sıra halinde oluşturulmuş heybetli ormanlar
yükselmektedir. Bu kent hakikaten Hoten vilayetinin bir köşesindeki
nadide bir incidir. Yiğit kızları güzel, kent insanlarının milli örf ve
adetleri dejenere olmamıştır. Bu kentin arkasında başka bir kent yoktur.
Uçsuz bucaksız ovalar ve dağlık bölgeler uzanır. Doğu Türkistan'ın sınır
vilayetlerinden sayılır. Bu yüzden eskiden beri az çok kendi milletimiz
insanlarının seyahat ettikleri bir yer haline gelmiştir. Bu yüzden Çin
yetkililerinin doymak bilmeyen gözleri bu cevher mekân Uluğ Ata'ya
düşmüştür. Çin merkez komitesinin yerleştirmesine göre Çin
mütehassisleri buranın ekolojik inceledikten sonra Karakaş nehrinin baş
tarafındaki Uluğ Ata kısmında Hoten Çiftçilerini yıllardan beri mecburi
olarak ücretsiz çalıştırarak ve milyarlarca yuen tutarında yatırımlar
yaparak Uluğ Ata barajını yaparak burada Uluğ Ata Elektrik üretim
istasyonunu kurdular. Bu güzel mekânda binlerce Çinli göçmen getirip bu
cevher misali arazilere yerleştirdiler.
Bu Çinli göçmenlere parasız olarak evler
yaparak onları işe yerleştirdiler. Böylece Uluğ Ata büyük bir turizm
bahçesine dönüştü. Şimdi ise ücret karşılığında gezilebilen bir yer
halini aldı. Uluğ Ata barajının yapılışı sırasındaki on küsur yıl
zarfında Metsalihan Ehmet ve Kurban Niyazlar göçmen Çinlilerle
sarmaş-dolaş olarak kendi milletine karşı suç işlemeye başladılar. Öz
kardeşlerini aşağıladılar, onlara hakaret ettiler ve onların haklarını
çiğnediler.
1-Metsalihan ile Kurban Niyazlar o
kentteki Müslüman kardeşlerinin dini inançlarına saygı duymaksızın Baraj
inşaatı için gelen Çinlilerle fikir birliği ederek ve onlar hemen her
gün evlerine davet ederek içki âlemleri tertip etmek suretiyle oranın
yerli halkının öfkelenmesine sebep oldular. Hatta İnşaatın devam ettiği
10 küsur yıllık süre içerisinde Metsalihan Ehmet ile Kurban Niyazlar
Çinlilerin az miktardaki paralarına aldanarak evli barklı ya da dul
kadınları ve hatta küçücük kızları bile Çinlilere peşkeş çekmek
suretiyle insanın tahammül edemeyeceği davranışlarda bulunmuşlardır.
Zavallı halk yıllar boyunca dert ve elemlerini içlerine gömmek
mecburiyetinde kalmışlardı. (Halkın itirafları)
2-Metsalihan Ehmet ve Kurban Niyazlar
kentte Çin komünistlerinin dini politikasını daha da aktif bir şekilde
icra ederek halkın dini öğrenim ve öğretim özgürlüğünün önünü keserek,
konu ile ilgili bir duyum almaları halinde ise, derhal Çinli yetkililere
gammazlamak suretiyle Müslümanların dini inançlarına son derece büyük
zararlar vermişlerdir. Cami önlerinde kendileri bizzat durarak dışarıdan
gelen bütün herkesin ve okuma yaşındaki her çocuğun önünü keserek kent
sınırları içerisindeki mescitlere girerek namaz kılmalarına müsaade
etmeksizin Müslümanların inançlarını büyük ölçüde çiğnemişlerdir.
(televizyonlarda bu konuda övgü almışlardır)
3-Metsalihan Ehmet ile Kurban Niyazlar Çin
komünistlerinin doğum yasağı politikasını aktif ve sert şekilde
uygulayarak hamile olduğunu öğrendikleri kadınlar traktör ve arabalara
zorla doldurarak doğum kontrol merkezlerine götürmek suretiyle
çocuklarını aldırarak on küsur yıl zarfında sayısız Uygur bebeklerin
ölümüne ve kadınların da kadın hastalıklarına yakalanmasına sebep
olmuşlardır. Bu gün de bu kentteki doğum çağındaki kadınlar
hastalıklardan bir türlü kurtulamamışlardır. Kota dışı doğumların
gerçekleşmesi durumunda ceza kesmek, ceza için paraları olmayanların
hayvanlarını sattırmak, onları fazladan çalışma kamplarında ücretsiz
olarak çalıştırmak suretiyle cezalandırarak komünist Çinlilerin çeşitli
mükâfatlarına kavuşmuşlardır. (Halkın itirafları)
4-Metsalihan Ehmet kendisi arazileri
fazladan sahiplenmiş ve kent memurlarına da fazladan vermiş tir.
Çiftçileri de sık, sık kendi işlerinde çalıştırmıştır. Fikir beyan
edenlerin fikirlerinin hiçbir geçerliliği olmamıştır. Çünkü bu
yetkililere yardakçılık yaptığı, olmadık şekillerde peşkeş çekmelerde
bulunduğu için onun hakkında yapılan bütün şikâyetler hasıraltı edilerek
değerlendirmeye alınmamıştır. Bu hain kendisi hakkında şikâyette
bulunanlardan her türlü yollarla öç almıştır. Böylelikle zavallı halk bu
milli münafıktan son derece rahatsız ise de, bütün dertlerini içlerine
atmaya mecbur olmuştur. (Halkın itirafları)
5-Bahar mevsiminde Çiftçileri çalıştırmak
suretiyle bölge yetkilileri için toprak tahsis edip, erkenden mısır
ektirip vali, hâkim, başkan ve köy muhtarlarına ayrı ayrı her yıl
kesintisiz olarak taze mısır taşımıştır.
O dönemde çiftçiler ekin biçmeye
başladıklarında, Metsalihan'ın yalakalık hediyesi olan mısırlar çoktan
yetkililerin midesine inmiş olmaktadır. Ayrıca hâkim, vali, başkan ve
köy muhtarlarına özel kavun, karpuz, şeftaliler diktirerek, “bu filanca
başkanın kavun evleği” diyerek yetkililere yağcılık olsun diye zavallı
çiftçilerin emekleri ile kendisini iyi göstermektedir. Bu durum vicdan
sahibi olan her insanı sinirlendirecek türden davranışlardır. Böylece
bunlar çiftçilerin haklarını ve emeklerini rüşvetçi yetkililere peşkeş
çekmektedirler. En basitinden Metsalihan umumun parasıyla vilayet,
nahiye ve köy yetkililerini bir yıl içinde defalarca evinde misafir
ederek düzenlediği içki âlemlerinde kent kızlarından bazılarını evine
getirerek onları eğlence ve içki âlemlerine katılmaya zorlayarak orada
yaşayan yerli Müslümanların dini inançlarını rencide etmiştir.(Halkın
itirafları) Misal vermek gerekirse; televizyonda “Metsalihan Ehmet'i
anma toplantısından görüntüler” karakaş Nahiyesi Komünist partisinin
büyük başkanı Song Shuji (52 yaşlarında bir Çinli) Uluğ Ata da tek
dostum vardı o da Metsalihan idi. O benim en yakın ve sadık dostumdu.
Ben onun evinde dört defa misafir olmuştum. O beni çok iyi misafir
etmişti. Ben ondan ayrılmış oldum. Ben artık dayanamıyorum diyerek
televizyon ekranlarında hüngür hüngür ağladı ve Metsalihan'ın kızını
kendisinin manevi kızı olarak kabul ettiğini, o kızı resmi devlet
kurumunun bir çaışanı olarak işe yerleştireceğini söyleyerek
Metsalihan'ın ailesine çok yardımda bulunacağını vaat etmiştir. Nahiye
Komünist partisinin başkanı olan bir Çinli normalde bir Uygur köy
muhtarının evine girip çıkmayı utanılacak bir hadise olarak görür. Lakin
normal bir kent sekreterinin onunla dost olması, evinde 4 defa misafir
olmasından ve yukarıdaki gibi başka peşkeş çekmelerden anlamak mümkündür
ki; Metsalihan Ehmet ve Kurban Niyazların bu sınırı aşan davranışlarla,
Çin komünistlerine dalkavukluk ve onlara çanak yalayıcılık yapmaları, öz
kardeşlerinin kanları karşılığında yaşamaya çalışmaları hakikaten milli
münafık oldukları konusunda şüphe bırakmamaktadır.
Miladi 1949 yılının 10.ayından itibaren
Çin saldırganlarının Doğu Türkistan topraklarını resmen işgal
etmelerinden sonra geçen 55 yıl içerisinde Doğu Türkistan halkının
görmediği kalmadı. Bu yıllar içerisinde Doğu Türkistan halkı ağladığında
Uluğ Ata da ağladı. Ondan beri Doğu Türkistan halkı hiçbir zaman
gülmedi. Özellikle de Uluğ Ata bahse konu baraj inşaatının başladığı 10
küsur yıldan beri Uluğ Ata halkı yukarıdaki gibi ağır horlanmaları
başından geçirerek özgürce nefes alamadı. Metsalihan'ın başını çektiği
kent yetkililerinin zorbalıkları altında kendi kadınları ve kendi
kızlarına da sahip çıkamadılar. Açgözlü Metsalihan ve Kurban Niyazlar
kendi kardeşlerinin kanları pahasına yaşayarak komünist Çinlilerin Çanak
yalayıcılığını yaptılar.
Zavallı çiftçilerin haklarını gasp ederek
Çinli yetkililere dalkavukluk yaptılar. Kendi kardeşlerinin kadınlarını,
bacılarını, kızlarını Çinli göçmenlere para karşılığında peşkeş çekmek
suretiyle onların iffet ve namusunu kirleterek milletimizi rencide
ettiler. Müslümanların dini inançlarını boğdular. Doğum yasaklama
uygulamalarında da kraldan çok kralcı kesilerek kendi halkını bitmez
tükenmez zorlukların içine attılar.
Bıçak kemiğe dayandı ve sonunda olacaklar
oldu. Zavallı halk zavallı olarak kalmadı. Çaresiz halkın da Uluğ Atanın
masmavi ve temiz suyunu içen iki mücahit kahramanı bütün Doğu
Türkistan'ı hatta ki; bütün Çin'i hayretler içinde bırakıp bu zalim
peşkeşçi iki milli münafık'ı öldürerek yere uzattı. Uluğ Ata halkı
güldü, Hoten halkı güldü, Bütün Doğu Türkistan halkı güldü. Fakat Çin
komünist yetkilileri, Çin merkez komitesinin buyruğu gereğince binlerce
polis ve askerleri, helikopterleri kullanarak kahramanların küçüğü olan
Abdurrahman'ı (19 yaşında) aramaya giriştiler. Diğer 21 yaşındaki
kahramanın ismini netleştirmek mümkün olmadı. Halkın gözü önünde
bayılması sebebiyle yakalanmıştır. İsmini netleştirmek mümkün olmayan
mücahidi xxx diyerek adlandıracağım.Xxx 21 yaşında Ata kentten
Abdurrahim 19 yaşında Uluğ Ata kentten
Bu iki kor yürekli mücahit kahramanlar
Metsalihan Ehmet ile Kurban niyaz'ın sınırı aşan peşkeşçiliklerinden
dolayı çok öfkelenmişlerdir. Kendi abla ve bacılarını Çinlilere peşkeş
çeken bu peşkeşçileri defalarca izlemiş ve bu Çin uşaklarının hayvanca
davranışlarını kendi gözleri ile görmüşlerdir. Bu kahramanlar bunların
yaptıkları kötülüklerini, Çinlilere ve yetkililere yaptıkları
dalkavuklukları, rüşvetçiliklerini, çiftçileri küçümseyerek haklarını
gasp etmelerini, Metsalihan Ehmet ile Kurban Niyazlara nasihat ettilerse
de onlar işi umursamazlığa vurarak reddedip polislere dayak
attırmışlardır. Bu milli münafıklara nasihat kar etmedikten sonra 2005
yılı Şubat ayının sonlarında gece yarısı Uluğ Ata kentte radyo
televizyon bağlama ve dağıtma istasyonuna giderek benzin dökerek ateşe
vermiştir. Güvenlik görevlisi “partili” yalvarıp yakarması yüzünden sağ
bırakılmıştır.
Güvenlik görevlisi daha sonra televizyonda
bu milli kahramanları sert şekilde suçlayarak makale yazıp okumuş ve
5000 yuan ile mükâfatlandırılmıştır. Onlar yine irtibat kurma
nedenlerini bozduktan sonra Metsalihan'ın evine giderek Metsalihan'ı
pala ile öldürmüştür. Daha sonra kentin güvenlik polisi Kurban Niyaz'ın
evine giderek onu ortadan kaldıracağı sırada onun hanımı ve kızı durumun
farkına vararak kahramanlara engel olarak kahramanlara sopa ile vurmaya
başlamışlardır. Kahramanlar bu kadınları esirgeyerek onların
yaralanmasını istemedikleri için kadınlardan kurtulup kurban Niyaz ile
boğuşmaya başlamışlardır. Kurban Niyaz bu sırada xxx nın gırtlağını çok
sert bir biçimde sıktığı için oracıkta bayılıp düşmüş, Kurban Niyaz 'da
Pala darbesiyle kanlar içinde yere yıkılmış, Abdurahim ise kaçmıştır.
Kent memurları durumu komünist yetkililere
bildirdikten sonra polisler olay yerine gelerek xxx' baygın halde
yakalamışlardır. “hapiste kendine gelen Kurban Niyaz hastaneye
götürülmüş, Çin komünistleri bir ay boyunca binlerce polis ve askerleri
harekete geçirerek Abdurahimi aramışlardır. Televizyonda hemen her gün
Abdurahim'in fotoğrafını yayınlayarak tutuklama emri çıkartmışlardır.
İzine rastlayamadıktan sonra da helikopterlerle dağlık bölgeleri
aramışlar, panzerleri dağ aralarındaki geçitlerden geçirirken silahlı
askerler de arkasından yürümüşlerdir. Çinliler Abdurahim'i dağ yolu ile
kaçmakta olduğundan şüphelenerek helikopterlerle çok sıkı aramışlar ve
görüldüğü yerde vurulması için emir verilmiştir. Böylece aramalar daha
da ciddileşmiştir. Lakin Abdurahim Hoten şehir merkezinde polisler
tarafından yakalanmıştır. Çünkü yolların tamamı kuşatıldığı için kaçıp
gidememiştir. Komünist Çin Doğu Türkistan Müslümanlarının kor yürekli
batur oğlu kahraman mücahit Abdurahim ile XXX' e, bunlar yakalandıktan
iki ay sonra yani Mayıs ayında açık yargılama yapılarak bunları
teröristlikle suçlayıp ayrı ayrı ölüm cezası vermişler ve ömür boyu
siyasi haklardan mahrum edilmesi kararı çıkartmışlar, o günlerde de
kurşuna dizilmek suretiyle şehit edilmişlerdir.
ALLAHIM! Bu mücahitlerin şehitlik
mertebesini yücelt ve yattıkları yeri cennet eyle AMİN!
01.12.2005Ana vatan'dan Kıvılcım
Uygurcadan Çeviren: Mehmet Emin BATUR
Çin'le savaşta ABD ve
AB'yi yanımıza alalım
Oran şunları söyledi: '2001'de Çin DTÖ'ye
üye olduğunda ticaret hacmi 620 milyar dolardı. Şimdi 1,3 trilyon dolara
ulaştı. ,Ticaret hacminin 2010'da 2,5 trilyon, 2020'de ise 5 trilyon
dolara çıkması bekleniyor. Serbestleşme Çin'e yarıyor. Türkiye tek
başına savaşamaz. Geleceği kurtarmak için çok çalışmalıyız. Türkiye tek
başına çok etkili değil. ABD ve AB'yi arkasına alarak yoğun lobi
çalışmaları yapmalı. DTÖ'deki her ilerleme Türkiye için bir kayıp
oluyor. Burada bir paradoks var.'
Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) dünya
ticaret olimpiyatları gibi değerlendirilmesi gerektiğini belirten Bolu
Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı ve Türkiye Giyim Sanayicileri
Derneği (TGSD) eski Başkanı Umut Oran, 'Oyunun kuralları belirlenirken
Türkiye dışarıda kalmamalı DTÖ'nün ticaret kurallarını belirlediğini ve
düzenlemeler yaparak refahı daha geniş kitlelere taşımayı amaçladığına
işaret eden Oran, ticarette serbestleşmenin Çin'e yaradığını belirtti.
Oran şunları söyledi: '2001'de Çin DTÖ'ye üye olduğunda ticaret hacmi
620 milyar dolardı. Şimdi 1,3 trilyon dolara ulaştı. Ticaret hacminin
2010'da 2,5 trilyon, 2020'de ise 5 trilyon dolara çıkması bekleniyor.
Serbestleşme Çin'e yarıyor. Türkiye tek başına savaşamaz. Geleceği
kurtarmak için çok çalışmalıyız. Türkiye tek başına çok etkili değil.
ABD ve AB'yi arkasına alarak yoğun lobi çalışmaları yapmalı. DTÖ'deki
her ilerleme Türkiye için bir kayıp oluyor. Burada bir paradoks var.'
“Çin den, Türkiye
hükümetini övdü”
Çin'in Devlet Bakanı Zhou Youngkang
Sinkiang-Çin’in bölünmez bir parçası olduğunu söyleyerek, her türlü
insanların Türkiye'de Çini parçalama faaliyetlerini engelleyen Türkiye
hükümetini en üst derecede methiyeler yağdırdı.
Çin devlet bakanı Zhou Youngkang 26 Aralık
günü Pekin'de Gökhan AYDINER'le görüşürken şunları söyledi; “Türkiye
polisinin Çin ile Türkiye arasındaki dostane ilişkileri göz önünde
bulundurarak, Türkiye içerisinde Çin'e karşı olan faaliyetleri yasaklama
konusundaki tedbirlerini kesintisiz kullanmasını, Türkiye'deki Çin
Büyükelçiliğini, konsolosluklarını ve de Türkiye'deki Çinlilerin
mal-mülk ve can güvenliklerini sağlayacağını ümit ediyoruz.” Dedi. Bu
sözlere karşı Gökhan AYDINER, “Türkiye hükümeti olarak Çin'in terörizme
karşılık mücadele cihetindeki girişimlerinde karşılıklı dayanışmayı
güçlendirmek istiyoruz” dedi.
Çin'de kız bebekler
nehre atılıyor
1.5 milyar nüfuslu Çin'de birden fazla
çocuk yapan ailelere ceza verilmeye başlandıktan sonra, büyük bir
insanlık dramı yaşanıyor
Ailelerin çoğu nesillerini devam ettirmek
için erkek evlat istiyor. Bu yüzden kız olunca bir çoğu bebeğini bir
leğene koyup nehre bırakıyor. Ülkede her 1 kız çocuğa karşılık 1.19
erkek çocuk düşüyor. Dünya ortalaması ise her 1 kıza karşılık 1.06
erkek.
Amerika ile Çin Arasında
Stratejik Bir Görüşme Gerçekleşti
Amerika ile Çin'in üst dereceli
yetkililerinin 2. toplantısı 7 Aralık 2005 günü Washington'da
gerçekleştirildi. Bu toplantıya Amerika tarafından Dış işleri bakan
yardımcısı Robert Zoliyk, Çin tarafını temsilen ise, Çin Dış İşleri
Bakan Yardımcısı Dey Bingo katıldılar. Gözlemciler tarafından Bu
görüşmenin asıl amacının Amerikan yönetiminin Çin'i dünya sisteminin
içine dâhil etmek olduğu söylense de, görüşmelerin temelini Çin deki
insan hakları konusunun teşkil ettiği bilinmektedir. Fakat bu konuya
Amerika Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Adam Erely bir açıklık getirmedi.
Amerika da sahte nikah
kıyan Çinliler ifşa edildi
Amerika Birleşik Devletleri icra dairesi
sahte nikâh dosyalarını açıkladığında ele geçirilenlerin %95' inin
Çinliler olduğu ortaya çıktı.
Bir internet sitesinde yapılan habere
göre Amerikan makamlarının göçmen ihtiyaçları bürosu (USCIS), Sınır
bölgeleri müdafaa bürosu, Amerikan Parlamentosu diplomat güvenlik
dairesi (Diplomatic Security Service) birlikte hareket ederek Amerika
tarihindeki en büyük sahte nikâh kıymak suretiyle vatandaşlığa geçme
dosyasını ortaya çıkartmışlardır. Bu dosyada Vietnamlılara ve Çinlilere
sahte nikâh resmiyeti yoluyla vatandaşlık karnesi temin ederek, kişi
başına 60 bin ABD doları alındığı da ortaya çıkartıldı.Bu suçlular
güruhuna dâhil olanlar Amerika vatandaşlığındaki bir kişiyi bularak onun
Çin'e gidip gelme masraflarını karşılamanın dışında 3000 ila 5000 ABD
doları para da veriyorlarmış.
JAPONYA: “ÇİN BÜYÜK
TEHDİT"...
Japonya Dışişleri Bakanı Taro Aso:
"Çin'in Büyük Bir Tehdit Olmaya Başladığını Düşünüyorum" Japonya
Dışişleri Bakanı Taro Aso, bugün gazetecilere yaptığı açıklamada, Çin'in
askeri harcamalarından dolayı bu alanda bir tehdit olmaya başladığını
bildirdi.
Nükleer silahlara sahip Çin'in askeri
harcamalarının tam şeffaf olmadığını belirten Taro Aso, "Çin'in büyük
bir tehdit olmaya başladığını düşünüyorum" dedi. 2. Dünya Savaşı öncesi
ve sırasında Japonya tarafından işgal edilen Çin, Japonya Başbakanı
Junichiro Koizumi'nin 2. Dünya Savaşı'nda ölen 14'ü savaş suçlusu 2.5
milyon kişinin gömülü olduğu Yasukuni anıtını ziyaret etmesine sert
tepki göstermişti. Çin, Japonya'yı saldırgan geçmişinden tam olarak
pişman olmamakla suçluyor. İki ülke ilişkileri son on yılların en gergin
dönemini yaşıyor.
Koisumi hükümeti, Japonya'nın BM Güvenlik
Konseyi'ne daimi üye olmasına kaşı çıktığı için Çin'e yönelik sert
politika izliyor. Ayrıca Çin ve Japonya, Doğu Çin Denizi'ndeki doğalgaz
yatakları konusunda da henüz anlaşabilmiş değil.
Çin baskısı fabrika
sattırıyor
Başer Holding'in, bankalara olan 200
milyon YTL'nin üzerindeki borcu nedeniyle 125 milyon YTL değerindeki üç
fabrikası ve yedi gayrimenkulü satışa çıkarıldı.
Çin'den kaynaklanan haksız rekabet,
tekstil sektöründe fabrika sattırıyor. Başer Grubu'nun Adana'daki Güney
Sanayi başta olmak üzere üç fabrikası ve yedi gayrimenkulü yaklaşık 125
milyon YTL'ye satışa çıkarılıyor. Adana 1. İcra Müdürlüğü tarafından 7
Şubat'ta gerçekleştirilecek açık artırmada satışa çıkarılan fabrikalar
arasında 87 milyon 754 bin YTL'lik muhammen bedel ile Güney Sanayi ilk
sırada bulunuyor.
32 yıl önce kuruldu
Türkiye'nin önde gelen sanayi, ticari ve
finans kuruluşları arasında yer alan Başer Grubu, 1973 yılında kimya
sektöründe faaliyete başladı.
Sahte ve kaçak sigara
ile mücadele işbirliği protokolü
imzalandı
Tüzmen, özellikle Çin ve Irak'ta üretilen
sahte sigaraların Türkiye için büyük tehdit arz ettiğini ifade etti. Tüzmen,
Türkiye'nin stratejik konumu itibariyle Avrupa ülkelerine yapılan sigara
kaçakçılığı açısından da bir transit ülke konumunda bulunduğunu, 2004
yılında 9.8 trilyon lira tutarında, 2005 yılınınilk 11 ayında da 8.6
trilyon TL tutarında kaçak sigaranın ele geçirildiğini vurguladı.
Sahte ve Kaçak Sigara ile Mücadele
İşbirliği Protokolü, Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in de katıldığı program
ile Gümrük Müsteşarlığı, ilgili devlet kuruluşları ve sigara firmaları
arasında imzalandı.
Bakan Tüzmen, Gümrük Müsteşarlığı'nda
düzenlenen imza töreninde yaptığı konuşmada, protokolle, kamu ve özel
sektörün katılımıyla kaçakçılıkla mücadeleye yönelik ortak bir irade
ortaya konularak, sigara kaçakçılığı ile mücadeleye yeni bir boyut
kazandırıldığını ifade etti. "Bundan sonraki aşama, somut işbirliği
sürecinin meyvelerini toplamak, yani kaçak yakalama performanslarını
daha da yukarılara çekmek, caydırıcılığı etkinleştirmek" diyen Tüzmen,
sahte ve kaçak sigaranın çok ciddi boyutlarda hazine zararına yol
açtığını belirtti. Bakan Tüzmen, yasa dışı sigara ticaretinin, kolay ve
yüksek kazanç getirmesi nedeniyle suç örgütlerinin de önemli faaliyet
alanlarından birisini oluşturduğunu sözlerine ekledi.
Sahte ve kaçak sigara tehdidinin sadece
Türkiye'ye özgü olmadığını, global bir nitelik taşıdığını belirten
Tüzmen, Türkiye'nin sahte ve kaçak sigara konusunda önemli bir hedef
ülke konumunda bulunduğunu söyledi. Kapsamlı bir saha çalışması
yapılmamasına rağmen, kaçak ve sahte sigara ticaretinin toplam pazar
içindeki payının yüzde 10-15 düzeylerinde olduğunun tahmin edildiğini
kaydeden
Sahte ve Kaçak Sigara ile Mücadele
İşbirliği Protokolü'ne; Gümrük Müsteşarlığı, Maliye Bakanlığı, DTM,
Tütün Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Tekel, British American
Tobacco, European Tobacco, Imperial Tobacco, JTI ve Philipp Morris imza
koydu. Açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını cevaplayan Bakan
Tüzmen, bir soru üzerine; sahte ve kaçak sigara ile Gümrük
Müsteşarlığı'nın tek başına mücadele etmesinin mümkün olmadığını, söz
konusu protokol ile özel sektörün, üretici firmaların, onların dağıtım
kanallarının ve pazarlama teşkilatlarının da işin içine katıldığını
kaydetti. Bakan Tüzmen, Irak'taki kaçak sigara faaliyetlerine ilişkin
soru üzerine de, bu ülkedeki fabrikada dönem dönem faaliyetlerin sürdüğü
konusunda bilgi aldıklarını dile getirdi. Bu konuda Dışişleri
Bakanlığı'nın gerekli çalışmaları yaptığını kaydeden Tüzmen, "Gelen
bütün yetkililere bu konuda içinde bulunduğumuz durumu ve önlenmesi
konusunda bize yardımcı olmaları gerektiğini söylüyoruz" diye konuştu.
Çin malı sigaralarda
Barzani ve Talabani parmağı
Daha çok Çin'de imal edilip kaçak yollarla
Türkiye'ye sokulan Tekel marka sahte sigaraların, Kuzey Irak'taki
Barzani ve Talabani'ye ait bölgelerde de imal edilerek yurda getirildiği
belirlendi. Konuyu araştıran Gümrük Müfettişi Mehmet Eryılmaz'ın
hazırladığı ve İçişleri Bakanlığı'na gönderilen yazıda, Türkiye'de
yıllık 1 katrilyon liralık vergi kaybına yol açan sigara kaçakçılığında
en önemli köprünün, Kuzey Irak'taki Barzani ve Talabani'nin
kontrolündeki bölgeler olduğu ifade edildi. 06 Mart 2005
MÜSİAD’DA
ÇİN VE HİNDİSTAN KORKUSU...
MÜSİAD Samsun Şube Başkanı Savaş Güven,
Türk sanayicisinin ürünlerini Çin ve Hindistan’da üreterek iç pazarda
kendi ürünleriymiş gibi satmasının daha cazip hale geldiğini söyledi.
Türkiye'de yaşanan gelişmelere bakarak
ekonomideki son 3 yılın toparlanma süreci olarak geçtiğini söylemenin
mümkün olduğunu belirten Şube Başkanı Güven, "Ama artık 2006 yılı ezberi
bozan, KOBİ'lerin güçlendirildiği, orta sınıfın desteklendiği bir yıl
olmalıdır" dedi. Bugün sanayicinin önündeki en büyük sıkıntının Çin ve
Hindistan gibi ülkelerin rekabet gücü olduğuna işaret eden Güven, "Girdi
maliyetleri yüzünden sanayicimizin üretimi bırakıp ürünlerini Çin ve
Hindistan'da üretmeye başlaması, iç pazarda kendi ürünleriymiş gibi
satması daha cazip gelmeye başlamıştır. KOBİ'ler veya üreticiler yaşamak
için bu tür yollara başvurmak veya bu konuyu en azından bir kere
düşünmek zorunda kalıyor. Bu durumda ülkemizin geleceği, istihdam ve
üretim gücü, ülkemizin sosyal ve ekonomik açıdan çok büyük kayıpları
olabilir. Çünkü bu faktörler imalatçıyı üretimden koparmaktadır. Bu
nedenle KOBİ'ler Çin ve Hindistan'la rekabet edebilir seviyeye
getirilmeli; yani desteklenmelidir" diye konuştu.
Kürşad Tüzmen:
"Bayrağımıza bakın, yıldızı paylaşıyoruz, al
rengi de paylaşıyoruz,
gelin ticareti de paylaşalım" (!)
Devlet
Bakanı Kürşad Tüzmen, Türk-Çin KOBİ'lerinin Ortak İş Platformu'na
katılmak için gelen heyete, "Bayrağımıza bakın, yıldızı paylaşıyoruz, al
rengi de paylaşıyoruz. Gelin ticareti de paylaşalım" diyerek çağrıda
bulundu.
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Okan
Üniversitesi, Türkiye Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler, Serbest Meslek
Mensupları ve Yöneticiler Vakfı (TOSYÖV) ve Çin Dostluk ve İş Geliştirme
Derneği'nin Movenpick Otel'de düzenlediği, "Türk-Çin KOBİ'lerinin Ortak
İş Platformu"na katıldı. Toplantıda, Bakan Tüzmen'in yanı sıra İstanbul
Valisi Muammer Güler, Çin Halk Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Song
Aiguo, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Murat Yalçıntaş ile çok
sayıda Türk ve Çinli işadamı hazır bulundu.
Toplantıda kısa bir konuşma yapan İstanbul
Valisi Muammer Güler, "Türkiye'de ticaret çok önemli. Türkiye, tarihi ve
turistik yerlerin olduğu çok önemli bir coğrafya. Buraya Çinli
turistleri bekliyoruz. Tarihi İpek Yolu'nu, dostluk ve işbirliği içinde
tekrar hareketlendirmeliyiz" dedi.
Daha sonra söz alan Bakan Kürşad Tüzmen,
"Çin 500 yıl evvel dünyanın en zengin ülkesiydi. Türkiye ise 350 yıl
evvel dünyanın en zengin ülkesiydi. Şu an Çin tekrar dünyanın en zengin
ülkesi olma yolunda ilerliyor. Türkiye de bunun çabasında. Dünya
ülkelerine göre, 2 ülkenin ihracat artışı ön sıralarda. Türkiye ve
Çin'in istikrarlı büyümesi var. Türkiye dünyanın her tarafına mal
satıyor. 72 milyar dolarlık ihracat hacmi var. Bunu ilerleyen dönemlerde
190 milyara çıkarmayı amaçlıyoruz. Fakat dış ticaret açığımız da var,
bunun yüzde 15'i de Çin'den kaynaklanıyor. Çin'le aramızda 7 milyar
dolarlık bir ihracat dış ticaretimiz var. Bunun 6.5 milyarı ithalat, 500
milyon doları ihracat" dedi.
Türkiye'nin 20 milyon turist alan bir ülke
olduğunun altını çizen Bakan Tüzmen sözlerine şöyle devam etti:
"Çin'den dostlarımızın Türkiye'ye turist
olarak gelmesini bekliyoruz. Turist sözü vermişlerdi. Şimdi o sözün
yerine getirilmesini istiyoruz. Turist bekliyoruz, alım heyetleri
bekliyoruz."
"ŞU ANDA AVRASYA'DA KÜRESEL BİR YENİDEN
İNŞA VAR"
"Şu anda Avrasya'da küresel bir yeniden
inşa var" diyen Bakan Tüzmen, "1991 yılında Sovyetler Birliği'nin
dağılmasının ardından Türki Cumhuriyetleri tanıyan ilk ülke Türkiye
olmuştur. Onların bu dönemdeki en temel ihtiyaç maddelerini Türkiye
karşılamıştır. Hiçbir zaman onları yalnız bırakmamıştır" şeklinde
konuştu.
Orta Asya'daki ülkeleri bölgesel
işbirliğine davet eden Tüzmen, "Daha önceden 'Mavi Dünya' diye tabir
edilen 'Mavi Akım' projesini hayata geçirdik. Artık ikili ilişkiler
değil, bireysel ilişkiler önem kazanmış durumda. Çin ile 2004'te 4.3
milyar dolar, bu sene de 7 milyar dolarlık bir dış ticaret var.
Türkiye'nin dış ticaret açığının yüzde 15'i Çin'den kaynaklanıyor. Çin'e
500 milyonluk ihracatımız var. Bu ihracatımızda hammadde satıyoruz.
Fakat bizim Çin'e bitmiş ürün satmamız gerekiyor. Çin'in ticaret hacmi
600 milyon dolar. Bunun sadece binde biri Türkiye ile gerçekleşiyor"
diye konuştu.
Bakan Kürşad Tüzmen, Çin'de uygulanan
gümrük vergisine değinerek, "Minibüs satarken yüzde 25 gelir vergisi
konuyor. Biz Çin'den alırken onlara yüzde 4.5 gelir vergisi ödüyoruz.
Bir de bize kota koyuyorlar. İşlenmiş mermeri biz onlara satarken yüzde
1.7 gümrük vergisi koyuyoruz. Fakat aynı işlenmiş mermeri bize satarken
onlar yüzde 22 gümrük vergisi koyuyorlar. Çin'deki gümrük vergisi
Türkiye'dekinden 4-5 misli fazla. Gümrük vergileri bizim işimizi oldukça
zorlaştırıyor. 5-10 sene sonra mutlaka ticaretimiz artacaktır. Türkiye
gelişen bir ülke, ama gelin 10 sene beklemeyelim. Şimdiden bu ithalat
ihracatı birlikte arttıralım. Bayrağımıza bakın, yıldızı paylaşıyoruz,
al rengi de paylaşıyoruz. Gelin ticareti de paylaşalım" ifadelerini
kullandı. Konuşmaların ardından Çin Heyeti Başkanı Prof. Dr. Chen Zeyan,
Bakan Tüzmen'e hediye verdi. Tüzmen verilen hediyeyi alırken, "Gene
ithalat yapıyorsunuz" diyerek espri yaptı. Toplantı çıkışında basın
mensuplarının gümrük vergileri konusundaki sorularını yanıtlayan Çin
Halk Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Song Aiguo, "Biz ekonomik kurallar
içinde hareket ediyoruz. Bakanın verdiği gümrük vergileri rakamlarıyla,
bizim yaptığımız uygulamalarda farklılıklar var. Ayrıca biz bakanın
şikâyet ettiği kotayı 2004 yılında kaldırdık. Şu anda ülkemizde kota
yok. Biz tamamen Dünya Ticaret Örgütü'nün koyduğu kurallar çerçevesinde,
rekabet ortamının kurallarıyla hareket ediyoruz" dedi.
|