HÜR

GÖKBAYRAK

DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ

 

 

 

 

HÖR

KÖKBAYRAK

SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ

      

    Anasayfa

 

    HABER ARŞİVİ-2006

Ocak-2006

Şubat-2006

Mart- 2006

Nisan-2006

Mayıs-2006

Haziran-2006

Temmuz-2006

Ağustos-2006

Eylül- 2006

Ekim- 2006

Kasım-2006

 

    HABER ARŞİVİ
       
2005
       
2004
       
2003
       
2002

        2001
       
2000

 

 

 

 

  Basın Yayın, Medya, Kurum, Kuruluş ve Ajanslarda yer alan

"Sinkiang", "Sincan", "Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi", " Sinciang Uygur Otonom Bölgesi" ifadelerini kesinlikle kabul etmediğimiz önemle duyrulur.

HABER ARŞİVİ

MART - 2006

Millî Kahramanlar

Çin Hükümeti tarafından  “Yasa dışı dini faaliyet gösterenler” olarak suçlanan ve bu güne kadar isimleri açıklanmayan bazı Uygurların İsim listesi:

 17.03.2006

1-İbrahim Tursun: 20 yaşında, Hoten Keriye-Köknar’lı. 08.07.2005 tarihinde  Ürümçi’deki Sen shi hangzi Ayaktalla Pazarı arkasındaki binadan Çin polislerince yakalanarak götürülmüştür. O’na dini eğitim alan talebelerden olduğu suçu isnat edilerek, şu anda ise, Ürümçi’deki Nenguan Karakolunda tutulmaktadır.

 2-Muhammetjan İslam: 18 yaşında, Hoten Keriye -Kökyardan. . 08.07.2005 tarihinde  Ürümçi’deki Sen shi hangzi Ayaktalla Pazarı arkasındaki binadan Çin polislerince yakalanarak götürülmüştür. O’na dini eğitim alan talebelerden olduğu suçu isnat edilmiştir. Şu anda ise, Ürümçi’deki Nenguan karakolunda tutulmaktadır.

 3-Dölet Rozi: 17 yaşında, Hoten Keriye -Kökyardan. . 08.07.2005 tarihinde  Ürümçi’deki Sen shi hangzi ayaktalla pazarı arkasındaki binadan Çin polislerince yakalanarak götürülmüştür. O’na dini eğitim alan talebelerden olduğu suçu isnat edilmiştir. Şu anda ise, Ürümçi’deki Nenguan karakolunda tutulmaktadır

4-Alim Abduqadir: 18 yaşında, Hoten Keriye -Kökyardan. . 08.07.2005 tarihinde  Ürümçi’deki Sen shi hangzi ayaktalla pazarı arkasındaki binadan Çin polislerince yakalanarak götürülmüştür. O’na dini eğitim alan talebelerden olduğu suçu isnat edilmiştir. Şu anda ise, Ürümçi’deki Nenguan karakolunda tutulmaktadır.Yukarıda ismi geçenlerin sayısı aslında 6 kişi olup, aynı gün aynı yerden götürülmüşlerdir.Geriye kalan iki kişinin isimleri ve akıbetlerinin ne olduğu tespit edilememiştir.

 5-Muhammet İbrayim: 36 yaşında, Hoten Keriye-Siyek köyünden olup, din,i eğitim verdiği suçlamasıyla 2000 yılı Çin hükümeti görevlileri tarafından götürüldükten sonra 10 yıl hapis cezası verilmiştir.

6- Abley Emet: Hoten keriye nahiyesi- Şembazar Tagdaşman’ dan 2001 yılı Çin hükümeti görevlilerince götürülmüş olup, 5 yıl hapis cezası verilmiştir.

7- Abdulla İsmayil: 23 yaşında, Hoten Keriye-Şembazar’dan 2001 yılında tutuklanmış, 8 yıl hapse mahkum edilmiştir.

 8-Abdullah Zakir: 30 yaşında, Korla, Koşerik köyünden, 20.07.2005 tarihinde Korla terminalinde elinde dini kitap bulunduğu için Çin polisleri tarafından götürüldü. Şimdi Çarbağ tutukevinde çok ağır işkencelere uğramaktadır. Ayrıca 7000 yuen para cezası da verilmiştir.

 9-Ayşem Kerem: 19 yaşında, Korla şehri Toprici köyünden. 20.07.2005 tarihinde Korla terminalinde elinde dini kitap bulunduğu için Çin polisleri tarafından götürüldü. Şimdi Çarbağ tutukevinde çok ağır işkencelere uğramaktadır. Ayrıca 7000 yuen para cezası da verilmiştir.

 10-Amangul İsmayil:19 yaşında, 20.07.2005 tarihinde Korla terminalinde elinde dini kitap bulunduğu için Çin polisleri tarafından götürüldü. Şimdi Çarbağ tutukevinde çok ağır işkencelere uğramaktadır. Ayrıca 7000 yuen para cezası da verilmiştir.

 11-Huşur Gopur: 32 yaşında, Korla Lenger köyünden2005 – yili 7 – ayning 20 – küni Korla qatnash békitide yénidin diniy kitap chiqqanliqi üchün saqchilar teripidin tutup kétilgen, Şimdi Çarbağ tutukevinde çok ağır işkencelere uğramaktadır. Ayrıca 7000 yuen para cezası da verilmiştir.

12-Ablikim Abdulla: 30 yaşında, Hoten vilayetinden. Ürümçi Cangjanglu peyschiso polisleri tarafından götürlmüştür.isnat edilen suç ise, dini eğitim vermek ve almak. Şu anda Şisen siyasi suçlular hapishanesinde tutulmaktadır.

13-Kurbancan Cuma: 24 yaşında, Değiştirilen ismi Bilal. Kaşgar Yopurga nahiyesinden. 25.04.2005 tarihinde tutuklandı.

14-Ablet Turap: 30 yaşında, Karamay’dan olup, 30.05.2005 tarihinde tutuklandı.

15-Mettursun Hudaberdi: 27 yaşında, Kaşgar- Yerken Toğraklenge. Dini suç  işlediği iddiası ile tutuklanmış olup, şu anda Kaşgar’da bulunan  Polis okulunun yanındaki hapishanede yatıyor.

16- Berat Mehsut: 27 yaşında  Hoten ili Keriye Nahiyesi Kökyar köyündeki  yeni östeng (yeni ırmak) mahallesindendir. Dini ders verdiği suçlamasıyla 2003 yılının ağustos ayında 8 yıl süre ile hapis cezasına çarptırılmıştır. Şu anda hapiste.

17-Metrozi Gopur: 2000 yılının şubat ayında dini ders vermek uçlamasıyla 8 yıl hapse mahkum oldu. Şimdi ise Keriye hapishanesinin 6. koğuşunda yatmaktadır.

18-Sulayman Metniyaz: 38 yaşında, Hoten vilayeti, Keriye nahiyesi Kökyar köyündendir. Dini ders verdiği suçlamasıyla 2003 yılının Haziran ayında 13 yıl hapse mahkum edildi. Şu anda Ürümçi Ludavan hapishanesindedir.

 19- Mettursun Sayim: 42 yaşında, Hoten vilayeti, Keriye nahiyesi Tograk köyü-yakalenger bölgesinden evine öğretici çağırarak dini eğitim aldığı için, onun hocasına 3000 yuen, Mettursun sayim’e ise, 5000 yuen tutarında para cezası verilmiş, 2004 yılının Ekim ayında dini ders almak suçlaması ile tutuklanmış olup, bu güne kadar kendisinden bir haber alınamamaktadır.

20-Muhammet Abduhalik: 25 yaşında, Hoten vilayeti Şembazar’dan 2001 yılının Nisan ayında tutuklanıp 6 yıl hapse mahkum edilmiştir. Şu anda Sanji hapishanesindedir.

 21- Osman Muhammetemin: 23 yaşında Hoten vilayetine bağlı Keriye nahiyesinin Şembazar’dan dır. 2004 yılının Nisan ayında tutuklanmış olup, 5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Şu anda Şiho hapishanesindedir.

 22- AbdurahmanNeyyidin:Hoten doğumlu olup 37 yaşındadır. Abdurrahman Neyyidin 2000 yılında 15 çocukla beraber din dersindeyken tutuklanmış olup, iki yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Cezasının bitiminde göz hapsine alınmış olup, halen kendisine kimlik hakkı tanınmamıştır.

 23- Abdukadir Abduweli: 40 yaşında Hoten vilayetine bağlı Keriye nahiyesinin Şembazar 2005 yılının 15 ağustosunda Ulambayda tutuklandı. Çin polisleri onu 2001 yılından beri kaçak durumdaki safdaşı Muhammet Abdusadık’ı bulup teslim etmesi için rehin almıştı.

 24 Muhammet Abdulla: 36 yaşında 23 yaşında Hoten vilayetine bağlı Keriye nahiyesinin Şembazar’dan dır. 2001 yılı Nisan ayının 15’ inde dini faaliyet gösterdiği gerekçesi ile tutuklnıp 6 yıl hapse mahkum edilmiştir. Korla şehri Eskişehir Taş deng  hapishanesine atılmıştır.

 25- Abduleziz Hakim: 37 yaşında, Hoten’in Keriye nahiyesinin Yaglenge köyünde 07.04.2001 tarihinde Çin polislerince tutuklandıktan sonra 5 yıl süre ile hapis cezasına çarptırıldı. Şimdi Korla şehri Eskişehir Taş deng  hapishanesindedir

 26- Abdukadir Muhemet Ezizi Damollam: 36 yaşında Hoten’in Keriye nahiyesinin Siyek köyünden 2000 yılının Haziran ayında tutuklanıp 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Şu anda sanji hapishanesindedir.

 27- Metkurban Kasim: 38 yaşında, Hoten vilayetine bağlı Keriye nahiyesinin Şembazar’dan 2000 yılının Haziran ayında tutuklanıp 10 yıl hapis cezası verildi. Şimdi Sanji hapishanesindedir.

28- Ömer Abdughini: 28 yaşında yash.Hoten’in  Kériye nahiyesine bağlı Shembazar Saybagh mahallesinden 2002 yılının aralık ayında tutuklandı. 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Şu anda nerde olduğu bilinmiyor.

 29- Abdirişit Tursun: Hoten- merkezden. Dini sebeplerle tutuklanıp müebbet hapse mahkum edildi. Şu anda nerde olduğu bilinmiyor.

 30- Yasin Muhammet Selim: 27 yaşında, Hoten Kerye Shembazardan. 2004 yılı Kasım ayında tutuklanıp bir yıl hapis cezası verildmişti. Şu anda Ürümçi’deki Şorbulak hapishanesindedir.

31- Abdureşit Tursun: 37 yaşında, Hoten’in Keriye nahiyesinin Siyek köyünden 2001 yılı sınbaharda tutuklanıp, Hizbuttahrir ile ilişkisi olduğu suçlaması ile müebbet hapis cezası vermişlerdir.

 32- Abdullah Muhammetturdi: 45 yaşında,. 28.07.2005 tarihinde Ürümçi’deki Sanşihangza-Rabiye Kadir Ticaret Merkezinin arkasındaki bir binadan “yasadışı dini faaliyet gösterdi” suçlamasıyla tutuklandı.

 33- Henipehan: Abdullah’ın hanımı, 42 yaşında,  Hoten vilayetine bağlı Keriye nahiyesi- Şembazardan’dır. 28.07.2005 tarihinde Ürümçi’deki Sanşihangza-Rabiye Kadir Ticaret Merkezinin arkasındaki bir binadan “yasadışı dini faaliyet gösterdi” suçlamasıyla eşi ile birlikte tutuklandı.Şu anda akıbeti bilinmiyor.

 34- Aycamal Muammet Emin: 18 yaşında, 15.06.2005 günü 17 yaşındaki Rukiye, 14 yaşındaki Cariye ve 12 yaşındaki Raile adındaki kişilere dini eğitim verdiği için 2000 yuan para cezası verilerek, Şehir nüfusundan kaydı silinmiştir.

 35 - İslam Abdurahman Tursun: 21 yaşında, Hoten’ e bağlı Keriye nahiyesinin Siyek köyündendir.2005 yılı Ağustos ayında Sanshi Hangzi’daki milletler sokağında tutuklanıp götürüldü.

 36 -Rehim Rozi: 38 yaşında, Korla’ya bağlı Saydong köyündendir. 2001 yılının Temmuz ayında 10 yıl hapis cezası verildi.

37- Rehim Kerem: 37 yaşında  Korlaya b ağlı Lenge köyündendir.  2001 yılı Temmuz ayında 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Şu anda Sanji hapishanesindedir.

 38-Mahmut Kari: 29 yaşında Korla şehrindendir. 2001 yılının Mayıs ayında 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

 39- Abdughani Ebeydullah: 25 yaşında, Hoten’in Keriye nahiyesi –Şembazar’dandır. 2005 yılı Ağustos ayının başlarında ürümçi’ deki Zongsen’de tutuklanıp götürüldü.

 40-Muhammet Turdi Muhammetemin: 32 yaşında, Hoten’in Keriye nahiyesi–Şembazar’dandır. 28.07.2005 tarihinde Ürümçi’deki milletler sokağı kaştaşı pazarından tutuklanıp götürülmüştür.

 41-Gocabdullah Hekim: 20 yaşında, Hoten’ e bağlı Keriye nahiyesinin Siyek köyündendir.2004 yılının Ağustos ayında tutuklanıp bir yıl süre ile hapis cezası verilmiştir.

 42- Abduleziz İmam: 38 yaşında, Hoten’ e bağlı Keriye nahiyesinin Siyek köyündendir.14.08.2005 tarihinde 16-17 yaşlarındaki 4 talebesi ile beraber götürüldü. Aradan iki gün geçtikten sonra talebeleri salıverildi. Abduleziz İmam şimdiki  Keriye-Siyek tutukevinde şiddetli işkencelere maruz kalmaktadır.

 43-Metturdi Mettursun: 24 yaşında, Hoten’e bağlı Keriye nahiyesi-Şembazar’ dandır.2001 yılı ilkbaharda tutuklanarak 5 yıl hapis cezası verildi.

44 - Abley Ahmet: 25 yaşında, Hoten’ e bağlı Keriye nahiyesinin Siyek köyündendir.2001 yılı ilkbaharda tutuklanarak 6 yıl hapis cezası verildi.

 45- Hebibullah Hacim: Hoten “Saf dil eğitim okulu” nun kurucusu ve başkanı olup, 2005 yılının Ağustos ayının 10. günü Çin polisleri tarafından alınıp götürüldü.

 46- Abdureşit Niyaz: 1965 yılında Karamay’da doğdu. Daha önce Eğitim Enstitüsü öğretmenliği yapmıştır. Daha sonra Karamay Maybulak Dergisinde çalıştı. 2004 yılının Mayıs ayında tutuklandı.

Uygurcadan Çeviren Mehmet Emin Batur

 

Çin Büyükelçisi'nden Erdoğan ağzı

Çin'in Ankara Büyükelçisi Song Aiguo, Türkiye'yi hiçbir zaman kendilerine rakip olarak görmediklerini, yakın bir dost olarak değerlendirdiklerini söyledi.

Büyükelçi Aiguo, İstanbul Başkonsolosu Yuhong Yang ile birlikte Bursa Valisi Oğuz Kağan Köksal'ı Heykel'deki tarihi valilik binasında
ziyaret etti. Ziyarette tercüman kullanmayarak Türkçe konuşan Aiguo, Türkiye ileÇin'in geçmişi çok eskilere dayanan dost ülkeler olduğunu belirterek, 'Biz Türkiye'yi hiçbir zaman rakip olarak görmüyoruz, yakın bir dost olarak değerlendiriyoruz. Bu ilişkilerin çok daha ileriye gitmesi için
de elimizden geleni yapıyoruz'' dedi.

Aiguo, Bursa'nın tekstil ve otomotiv sektörünün merkezi konumunda olmasından dolayı kendileri için bu kentin büyük önem taşıdığını ifade ederek, ''Türkiye ile özellikle tekstil sektöründe (kazan-kazan) anlayışı ile işbirliği yapmak istiyoruz. Bundan dolayı ihraç tekstil ürünlerin vergilerini artırdık, ithal ürünlerdeki vergileri düşürdük. Tekstilin bazı kalemlerinde de yatırım yapmama konusunda karar aldık. Hiçbir zaman dünya piyasalarında tek başına hakimiyet kurma düşüncesinde olmadık'' diye konuştu.

Bursa Valisi Oğuz Kağan Köksal da, Çin heyetinin ziyaretinden
dolayı büyük mutluluk duyduğunu söyledi. Büyükelçi Aiguo, ziyaret sonrası valilik binasından ayrılırken, bir gazetecinin, ''Çin'in ucuz mallarla piyasaları etkisi altına aldığı'' yönündeki iddialarla ilgili sorusuna ise şu yanıtı verdi:

''Çin'in ürettiği tekstil ürünlerinin kalitesiz olduğu görüşü doğru değil. Ucuz malları piyasaya sürmek suretiyle, uluslararası alanda tekstil ihracatındaki payın tamamını ele geçirme düşüncesinde değiliz. Aksine katma değeri yüksek üretimlerle tekstil ticaretimizi artırmak istiyoruz. Ucuz mal da, pahalı ve kaliteli mal da üretiyoruz.Bursa'da üretilen otomobillerin ucuzu da var, pahalısı da. Ucuz arabaların kalitesiz olduğu söylenebilir mi? Her ürünün maliyeti farklıdır. Çeşitli fiyatlar kalitesiz anlamına gelmez. Üstelik bizim dünya piyasalarında tek başına hakimiyet kurma gibi bir düşüncemiz
yok.''

Büyükelçi Aiguo ve beraberindekiler, daha sonra, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Hikmet Şahin'i makamında ziyaret ettiler.
 

Çin Büyükelçisi kendi malı kalitesiz

olduğu için bizden giyiniyor

 

Dünya, ucuz olduğu için Çin malını kapışırken, Çin`in Türkiye Büyükelçisi Aiguo Song, takım elbiselerini Vakko`dan aldığını açıkladı. Song, kalitesiz olduğu için Çin mallarını tercih etmediğini söyledi TÜM dünyayı kasıp kavuran Çin rüzgarı, Türk tekstil sektörüne de olumsuz etkiledi. Çin`in etkisiyle sektör hem dış pazarlarda hem de iç piyasada kan kaybetti. Ancak, Çinli olup Çin malı tercih etmeyenler de var. Çin Büyükelçisi Aiguo Song, artık ucuz değil kaliteli üretimi seçtiklerini belirtirken, giydiği takım elbiselerin Vakko marka olduğunu açıkladı. Bütün dünyanın ucuz olduğu için Çin malına yönlediği bir dönemde, Çin Büyükelçisi Song tercihini Türk markasından yana yaptığını söyledi. ÇİN`DEN Türkiye`ye gelen işadamlarının 20 milyon dolarlık alım yapmayı planlarken, bu rakamın 40 milyon dolara çıktığına da dikkat çeken Song, bu artışta Vakko gibi markaların büyük payı olduğunu dile getirdi. 1938 yılından bu yana hazır giyim alanında faaliyet gösteren Vakko, son yıllarda yapılan marka değer ölçümlerine göre Türkiye`nin en prestijli 5 markasından biri konumunda bulunuyor. Ayrıca, son dönemlerde Vakko, dünya liderlerinin de tercihi haline geldi. George Bush ve Bill Clinton gibi dünyaca tanınan liderler, Vakko imzalı kravatlar kullandı. İBRAHİM ACAR 17.03.2006

 

Nobel Ödülü'nü bu yıl almak istiyorum

 

Çin'de siyasi görüşleri nedeniyle 6 yıl hapis yatan "Doğu Türkistan'ın kahraman anası" Rabiya Kadir "Bu yıl Nobel Barış Ödülü'nü almak istiyorum. Ödülün bana verilmesi orada ezilen, insanca yaşama hakları elinden alınan yüz milyonlarca insana güven verecektir" diyor.

Son yılların en büyük insan hakları savunucularından Rabiya Kadir karşımda oturuyor... Dünyanın en büyük ekonomilerinden Çin'de önce bir numaralı işkadını olarak yükselmiş, siyasi görüşleri nedeniyle ağustos 1999'da tutuklanarak 8 yıl hapis cezasına çarptırılmış, ABD ile Çin arasındaki sert çekişmelere neden olmuş, ABD Başkanı George Bush ve Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'in baskılarından sonra 17 Mart 2005'te özgür bırakılarak ABD'ye gitmesine izin verilmiş, geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilen "Doğu Türkistan'ın Kahraman Anası" unvanıyla tanınan kişi, bu narin yapılı kadın mı? ABD'nin başkenti Washington'da, Connecticut Avenue adlı geniş caddedeki 1025 numaralı binanın onuncu katında bulunan küçücük bir odadayız. Bir masa, bilgisayar ve iki iskemleden oluşan ve en çok dört kişinin sığabildiği bu oda, Rabiya Hanım'ın bundan 4 ay önce kurduğu Uluslararası Uygur İnsan Hakları ve Demokrasi Vakfı'nın ofisi. Rabiya Hanım söyleşimizi Uygur Türkçesi ile yapıyoruz.
- Rabia Hanım Çin'de ağustos 1999'da tutuklanmadan önce, ülkenin bir numaralı, en başarılı iş kadınıydınız. Sonra ne oldu da tutuklandınız?
- Ben iş hayatına 1987'te başladım. Çin'in "Sinkiang-Uygur Özerk Bölgesi" diye adlandırdığı Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi'de başladığım mütevazı kuru temizleme şirketim kısa bir sürede 350 kadar hanımın çalıştığı büyük bir iş yeri haline geldi. 1990'lar ortasında biraz da Çin Devleti'nin o sıralardaki yardımıyla en başarılı işkadını oldum. Ancak, halkımın, Doğu Türkistan Türk halkının yaşadığı acılarla, Çin devleti tarafından yapılan siyasi ve ekonomik baskıları da görüyordum. 1997'de Doğu Türkistan'daki Türk kadınlarını meslek sahibi yapmak amacıyla "Binlerce Anne Hareketi"ni başlattım. Evsiz Türk kadınlarını uygun şartlarda ev sahibi yapıyor, öğrenim görememiş kız ve kadınları eğitiyor, iş sahibi yapıyorduk.
- Peki, bu hareketler Çin yönetimi tarafından olumsuz olarak mı yorumlandı?
- Evet, benim bu girişimlerim bazı siyasi çevrelerde hoşnutsuzluk uyandırmaya başlamıştı. Ayrıca, eşim Rozi Sıddık'ın Çin'in "kara listesi"nde olduğunu haber aldım. Kendisi tarihçidir ve Çin'deki "Kültür Devrimi" (1966-1976) sırasında 10 yıl hapis yatmıştı. Tekrar tutuklanmasından korktuğumuz için, 1996'da Çin'den kaçtı ve ABD'den siyasi sığınma hakkı alarak oraya yerleşti.

 

DEVLET SIRRI OLAN GAZETELER
- Demek bu olaylar sizinle Çin yöneticileri arasındaki ilişkileri epey gerdi.
- Öyle oldu. Nitekim, ABD Kongresi'nin Araştırma Servisi üyelerinden bir grup beni görmek için ağustos 1999'da Urumçi şehrine geldiğinde, ben buluşma yerine giderken yolda Çin polisi tarafından tutuklanarak gözetim altına alındım ve "Yabancılara devlet sırrını verme" suçuyla 8 yıl hapis cezasına çartırıldım.
- Tutuklandığınızda üzerinizde ne gibi devlet sırları vardı?
- (Gülerek) Urumçi'de Uygur Türk dilinde yayınlanan gazetelerden birkaç tanesi vardı.
- Geçen yıl Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilenler arasındaydınız. Sizi bu yıl da aday yapacaklarmış. Nobel'i almak size ne ifade eder?
- Doğrudur, bunu bana da bildirdiler. Ben Nobel'i kişisel olarak değil de, Çin'deki özgürlük ve demokrasi için, Doğu Türkistan'daki Türk halkının eşit hakları için istiyorum. Nobel'in bana verilmesi ezilen, insanca yaşama hakları elinden alınan yüz milyonlarca insana güven verecektir. Bunun için, evet Nobel'i almak isterim.
Koç Üniversitesi Stratejik Araştırma Merkezi Müdürü
Timur KOCAOĞLU

 

Türkiye'den davet bekliyor

- Siz Çin'den çıkarak özgürlüğe kavuştuğunuzdan beri çeşitli yabancı ülkelere resmen çağrıldınız...
- Geçen yıl 20 - 25 Haziran arasında resmi davetli olarak İngiltere, Almanya, Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, İsviçre, Belçika ve Lüksemburg'a gittim. Doğu Türkistan halkının insan hakları ve demokratik haklarını kazanması için konuşma imkanı elde ettim.
- Türkiye'den size resmi devlet makamları veya sivil toplum kuruluşlarından hiçbir çağrı gelmedi mi?
- (Gözleri yaşarıyor) Ah, Türkiye'yi o kadar görmek istiyorum ki! Biliyor musunuz, bütün Doğu Türkistanlı Türklerin gönlündeki kutsal ülke Türkiye'mizdir. Maalesef, hiçbir Türk dışişleri yetkilisi veya sivil toplum kuruluşu üyesi bugüne kadar beni aramadı. Eğer beni TBMM veya bir sivil toplum kuruluşu davet ederse, seve seve gelirim. Mustafa Kemal Atatürk'ün adını küçük yaşlarımda annem ve babam kulağıma fısıldamıştı. Atatürk'ün büyüklüğünü gençlik yıllarımda öğrendim. Ankara'daki Anıtkabir'e giderek, uzaktaki Doğu Türkistan halkının sesini yazmak isterim. Atatürk Türk dünyasına büyük ilgi duyar ve önem verirdi. Yazık ki, Atatürk'ün bu mirasına fazla sahip çıkılmıyor!

 

Gençler iş bulamıyor kitaplarımız yakılıyor

- Doğu Türkistan'da yaşayan Türklere karşı nasıl kısıtlamalar var?
- Başta iş güvencesi yok! Bir iş yerindeki açık kadroya başvurulduğu zaman, öncelik bir Çinliye veriliyor ve aynı yetenekteki Uygur veya Kazak gençleri alınmıyor. Sonra, Mao zamanında bile bizlere ana dilimizde eğitim yapma hakkı verilmişken, bu haklar sonradan geri alındı, üniversite eğitimi yalnız Çince yapılıyor. Uygurca gazete, dergi ve kitap yayımları azaltıldı, Uygurca yazılmış tarih kitaplarımız yakılarak imha edildi. Hoş Çince eğitim alsak bile, gençlerimnize iş hakkı verilmiyor. ABD'de sayıları yüzlere varan genç Uygur kız ve erkeklerle bu vakfı kurduk ve onlar beni bu vakfa ak saçlı anne olarak başkan seçtiler. Burada çalışan Uygur gençleri çalıştıkları yerlerden aldıkları aylıklarının beşte birini her ay bu vakfın kasasına yatırıyor.

 

ÇİN'DEN GELEN KOZMETİK VE ZAYIFLAMA

ÜRÜNLERİNE DİKKAT!

 

Son zamanlarda dış ülkelerde yaşamakta olan Doğu Türkistanlılar arasından Çin’e uşaklık etmeyi vazife telakki eden bazı kişiler, Çin tarafından üretilen çeşit çeşit zayıflama ilaçlarını ve kozmetik ürünlerini pazarlama faaliyetleri içindedirler.

Oysaki; Çin basınında, iç ve dış piyasalarda pazarlanmakta olan bu tür ilaçların ekseriyetinin insan sağlığına zararlı olduklarının tespit edildiği, bu sahte ürün ve ilaçların toplattırılması hakkında bildirilerin yayınlandığı ile ilgili haberler yer almaktadır.

Çin internet sitelerinden edinilen bilgilere göre, 14 çeşit sözde zayıflama ilacı, zayıflama çayı ve yiyeceklerinin satışlarını yasaklandığı ve piyasalarda ele geçirilenlerin ise toplattırıldığı, bu tür sahte kozmetik ürünlerinin ve sözde zayıflama ilaçlarının insanlar üzerinde hafıza zayıflığı, uyuşukluk, çeşitli cilt hastalıkları ve ölüme kadar götürebilen hastalıklara sebebiyet verdiği bildirilmektedir. Bu sebeple dış ülkelerde yaşayan bazı Doğu Türkistanlı sağlık uzmanları Çin entrikalarını ve sahtekârlıklarını çok iyi bildiklerinden Çin de üretildikten sonra sıra dışı yollarla dış ülkelerde insanlara pazarlanmaya çalışılan sözde zayıflama ilaçlarına ve Çin kozmetik ürünlerine karşı dikkatli olunması yolunda uyarı ve ikazlarda bulunmaktadırlar.

 

ÇİNLİLERİN AÇ KALMASINI DOĞU TÜRKİSTAN

TOPRAKLARI ÖNLÜYOR

 

Çin tarafından yayınlanan Tanrıdağ internet sitesinde, Doğu Türkistan’ın Çin’in gelecekte açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalmamasının garantisi olduğu ile ilgili itirafname sayılabilecek türden haberler yayınlanıyor.

Haberin içeriği şöyle, “gelecek günler göz önüne alındığında Çin deki ekilebilir arazilerin aralıksız olarak azalmakta olması sebebiyle Doğu Türkistan’da yeni ekilebilir alanlar oluşturulmasının gizli zarureti ortadadır. Burada oluşturulacak yeni ekilebilir arazilerden istifade ile tarımdaki üretimin arttırılması ülkemizin (Çin’in) açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalmamasında kesinlikle büyük rol oynar”

Söz konusu haberde, Pekin’de yapılan  “Ülke Halk Vekilleri Kurultayı”na katılan Doğu Türkistanlı kukla vekiller Çin hükümetinin Doğu Türkistan’da yeni tarım arazileri açma çalışmalarına daha fazla meblağ ayrılmasını ve böylece Doğu Türkistan’ın Çin’in önde gelen üretim merkezlerinden biri haline getirilmesini de talep etmişlerdir.

 

AVRUPA DOĞU TÜRKİSTAN BİRLİĞİNDE YÖNETİM

DEĞİŞİKLİĞİ YAPILDI

 

05.03.2006 tarihinde Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin 15. genel kurul toplantısı yapıldı.

Demokratik bir ortamda gerçekleştirilen bu defaki genel kurul toplantısı sonunda Dünya Uygur kurultayının Başkâtibi Dolkun Eysa oybirliği ile Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin Başkanlığına seçildi. Ayrıca Ablimit Tursun ve Enver Abdulkerim Başkan yardımcılığına getirildiler.

Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin Genel Sekreterliğine Erkin Zunun, Muhasipliğe umut Tursun seçildiler. Bunlardan başka Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin 6 daimi üyeliğine de Abdurèshit, Gülnar Qurban, Esqer Tursun, Abduweli Almas, Melike Rustem, Munire Almas toplantıya katılanlar tarafından oy birliği ile seçildiler.

 

ÜNLÜ UYGUR İP CAMBAZI ADİL HOŞUR ÇİN

PARALAMENTOSUNDA SESİNİ YÜKSELTTİ

Doğu Türkistan halkı tarafından “Yüksekler Şahı” olarak anılan ünlü ip cambazı adil Hoşur Pekin’de yapılan “Ülke halk temsilcileri kurultayı”nın istişare toplantısında fikir beyan ederek Eğitim ve öğretim masraflarının haddinden fazla ağır olmasından dolayı Doğu Türkistan’daki üniversite öğrencilerinin çok zor şartlar altında kaldığını ortaya koydu.

Adil Hoşur söz konusu toplantıda, Doğu Türkistan’daki ailelerin çoğunun gelir düzeyleri çok düşük olması sebebiyle çocuk okutan ailelerin iktisadi yönden kat kat borç batağına saplandıklarını, özellikle de yüksek okullarda öğrencisi b ulunan ailelerin ilk yılın zorluklarını bir şekilde atlatsalar bile ikinci yıla girildiğinde evlerinde besledikleri birkaç baş hayvanlarını ve oturdukları evlerini bile satmak zorunda kaldıklarını, bunlarda yetmeyip sağa sola borçlandıklarını ve hatta ağır okul masraflarını karşılayamamaları sebebiyle çocuklarını okuldan almak mecburiyetinde kaldıklarını, yüksek okulu bitiren birçok gençlerin de daha sonra iş bulamamaları yüzünden yoksulluğa ve sefalete mahkûm olduklarını, bu yüzden de ailelerin çocuklarını okutmaktan soğuduklarını gür bir sesle ifade ederek, bir an önce eğitim öğretimde eşitliğin sağlanmasını ve okul masraflarının acilen aşağı çekilmesini istemiştir.

 

UCUZ VE KALİTESİZ MALLARIYLA PİYASALARIMIZI

KASIP KAVURAN ÇİN, SONUNDA TÜRKİYE’NİN YÜKSEK

TEKNOLOJİ ÜRÜNÜ PAZARINI DA ELE GEÇİRDİ

ÇİN 2005 YILINDA YÜKSEK TEKNOLOJİ ÜRÜNÜ İTHAL ETTİĞİMİZ ÜLKELER ARASINDA 1.SIRADA YER ALDI

1996 YILINDA ÇİN’DEN YAPTIĞIMIZ YÜKSEK TEKNOLOJİ ÜRÜNÜ İTHALATI 148.3 MİLYON DOLAR İKEN 2005 YILINDA 2.1 MİLYAR DOLARA ÇIKTI. ARTIŞ ORANI YÜZDE 1290

1996 YILINDA EN ÇOK İTHALAT YAPTIĞIMIZ ÜLKELER ARASINDA 18.SIRADA YER ALAN ÇİN, 2005 YILINDA 4.SIRAYA TIRMANDI.

SON 10 YILDA ÇİN İLE TÜRKİYE ARASINDAKİ DIŞ TİCARET AÇIĞI 18.4 MİLYAR DOLARI BULDU.

AYGÜN: “PEYGAMBERİMİZ İLİM ÇİN’DE BİLE OLSA GİDİP ALIN DEMİŞTİ. BİZ GALİBA İLİMİ KİLİM ANLADIK. İLİMİ BIRAKIP KİLİMİ ALIYORUZ

Türkiye pazarına kilitle giren, bisikletten halıya, kırtasiyeden gözlüğe ucuz ve kalitesiz mallarıyla piyasalarımızı istila eden Çin, sonunda “yüksek teknoloji ürünleri” pazarımızı da ele geçirdi.

Ankara Ticaret Odası’nın (ATO) Dış Ticaret Müsteşarlığı verileri ve OECD sınıflamasından yararlanarak hazırladığı “Teknolojide Çekik Göz İstilası” raporuna göre Çin, 2005 yılında, yüksek teknoloji ürünü ithal ettiğimiz ülkeler arasında 1.sırada yer aldı.

Türkiye’nin Çin’den yaptığı yüksek teknoloji ürünü ithalatı 1996 yılında 148.3 milyon dolar iken 10 yılda yüzde 1290 artış göstererek 2005 yılında 2.1 milyar dolara çıktı.

2005 yılında Türkiye’nin toplam yüksek teknoloji ürünü ithalatının yüzde 15.3’ü Çin’den gerçekleştirildi.

Rapora göre, 2005 yılında Çin’den gerçekleştirdiğimiz 6.8 milyar dolarlık ithalatın 2.1 milyar dolarlık kısmını yüksek teknoloji ürünleri oluşturuyor. Bir başka deyişle Çin’den yaptığımız her 100 dolarlık ithalatın 30 doları yüksek teknoloji ürünlerine gidiyor.

Çin’in Türkiye’ye en çok sattığı iki ürün grubu, 998 milyon dolar ile “büro, muhasebe, bilgi işlem makineleri” ve 802 milyon dolarla “radyo, televizyon, haberleşme teçhizatı ve cihazları” oldu. Bu iki ürün grubunun ithalatı, Çin’den yaptığımız ithalatın dörtte birinden fazlasını (yüzde 26.3) oluşturuyor. Geçen yıl tüm büro, muhasebe ve bilgi işlem makinelerinin yüzde 41’ini Çin’den satın aldık.

Türkiye 2005 yılında Çin’den 190 milyon dolarlık “tıbbi ve hassas optik aletler”, 70 milyon dolarlık “tıpta ve eczacılıkta kullanılan kimyasal ve bitkisel kaynaklı ürün” satın aldı. İkinci gruptaki ürünler, ilaç ve ilaç hammaddeleri gibi ürünleri kapsıyor.

 

JET HIZIYLA İLERLİYOR

Çin Türkiye piyasalarında jet hızıyla ilerliyor. 10 yıl önce en çok ithalat yaptığımız ülkeler arasında 18.sırada bulunan Çin, 2005 yılında 4.sıraya tırmandı.

Türkiye’nin ithalat yaptığı ülkeler sıralamasında 2002 yılına kadar ilk 10 ülke arasına giremeyen Çin, 2002 yılında 1.4 milyar dolarla 10.ülke konumuna yükseldi. Çin, 2003 yılında 2.6 milyar dolar ile 8.sırada, 2004 yılında 4.5 milyar dolarla 6.sırada yer alırken 2005 yılında yüzde 53 artış göstererek 6.8 milyar dolarla en fazla ithalat yaptığımız 4.ülke durumuna geldi.

2005 yılında Çin’in toplam ithalatımız içindeki payı yüzde 6’ya yaklaştı.

 

ÇİN’E 10 YILDA 18 MİLYAR DOLAR AÇIK VERDİK

Çin, Türkiye’nin en çok mal aldığı ülkeler arasında hızla zirveye tırmanırken, Türkiye’nin Çin’e ihracatı fersah fersah gerilerde kalıyor.

Son 10 yılda Çin’den 20.6 milyar dolarlık ithalat yapan Türkiye, aynı sürede bu ülkeye sadece 2.2 milyar dolarlık mal satabildi. Çin ile dış ticaret açığı son 1996-2005 döneminde 18.4 milyar doları buldu.

Sadece Çin değil diğer Uzakdoğu Asya ülkeleri de ithalatımızdaki paylarını artırıyorlar. Çin, Güney Kore, Japonya, Tayvan, Malezya ve Tayland’ın 2005 yılı ithalatımızdaki payı yüzde 12’yi geçti.

 

YÜKSEK TEKNOLOJİ ÜRETEMİYORUZ

Dünya ticaretinde gittikçe önemli bir paya sahip olan ve ülkelerin rekabet gücünü artıran “yüksek teknoloji ürünü ihracatı”nda Türkiye varlık gösteremiyor. Ar-ge yatırımlarına kaynak ayırmayan Türkiye, her geçen yıl yüksek teknoloji ürünleri ithalatını artırıyor.

1996 yılında 5.1 milyar dolar olan yüksek teknoloji ürünü ithalatı, 2005 yılında 13.4 milyar dolara çıktı.

2005 yılında 4.1 milyar dolarlık yüksek teknoloji ürünü ihracatına karşılık 13.4 milyar dolarlık ithalat gerçekleştiren Türkiye’nin bu alandaki dış ticaret açığı 9.3 milyar dolar oldu. 43.1 milyar dolarlık dış ticaret açığımızın beşte birinden fazlasını, yüksek teknoloji ürünü ticaretinde verdiğimiz açık oluşturuyor.

2005 yılında, yüksek teknoloji ürünleri ithalatımızda birinci sırada yer alan Çin’i 1.7 milyar dolar ile Almanya izliyor. ABD 1.3 milyar dolarla üçüncü sırada yer alıyor. En çok yüksek teknoloji ürünü ithal ettiğimiz diğer ülkeler sırasıyla Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya, Güney Kore, Macaristan ve İsviçre…

Tıpta ve eczacılıkta kullanılan kimyasal ve bitkisel kaynaklı ürün ithalatımızın yarıya yakınını (yüzde 46.7) Almanya, İtalya, İngiltere ve ABD’den yapıyoruz.

 

DÜŞÜK TEKNOLOJİDE VARIZ

İhracatımız 2005 yılında da giyim eşyası, tekstil gibi “düşük teknoloji ürünleri” ağırlıklı oldu. Toplam ihracatımızın yüzde 36.2’si düşük teknoloji ürünlerinden oluştu.

2005 yılında sadece 4.1 milyar dolar tutarında yüksek teknoloji ürünü satabildik. Bunun 3.1 milyar dolarını (yüzde 77) radyo, televizyon, haberleşme teçhizatı ve cihazları oluşturdu.

2004 yılı sonunda yüksek teknoloji ürünü satışımız 4 milyar 10 milyon dolar olmuştu. 2005 yılında da aynı miktarda yüksek teknoloji ürünü ihraç ettiğimiz halde, toplam ihracatın artması ile ihracat içindeki yüksek teknoloji oranı 2004 yılına göre geriledi.

Yüksek teknoloji ürünleri ihracatımız sanayi ürünleri ihracatımızın sadece yüzde 6’sını oluşturuyor. 2004 yılında bu oran yüzde 6.7 idi.

Oysa İsrail, Meksika, Macaristan, Çin, Tayland, Güney Kore, Tayvan, Singapur, Malezya ve Filipinler yüksek teknoloji ihracatında dünya sıralamasında yer alırken, bu ülkelerin yüksek teknoloji ihracatları sanayi ihracatlarının yüzde 30 ila yüzde 79’unu oluşturuyor.

2005 yılında teknoloji sınıflaması itibariyle sanayi ithalatımız yüzde 14.3 yüksek teknoloji, yüzde 45.9 orta yüksek teknoloji, yüzde 26.9 orta düşük, yüzde 12.8 düşük teknoloji ürünü…

Düşük teknoloji ürünleri dışındaki ürünlerde dış ticaret açığımız artarak devam ediyor. 2005 yılında “yüksek teknoloji”de 9 milyar 329 milyon dolar, “orta yüksek teknoloji”de 23 milyar 543 milyon dolar, “orta düşük teknoloji”de 6 milyar 835 milyon dolar dış ticaret açığı verdik. Toplam sanayi ürünleri dış ticaret açığımız ise 25 milyar 208 milyon dolar oldu. 2004 yılında bu rakam 20.8 miyar dolardı.

ATO BAŞKANI AYGÜN

Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, Çin’in yüksek teknoloji alanında da Türkiye pazarına hakim olmasını endişe verici bulduğunu söyledi. Aygün, “Peygamberimiz ilim Çin’de bile olsa gidip alın demişti. Biz galiba ilimi kilim anladık… İlimi bırakıp kilimi alıyoruz” diye konuştu.

Yüksek teknolojiyi ihracatında dünya ülkelerinin gerisinde yer alan Türkiye’nin sadece 2005 yılında bu ürünlerin ithalatına 13.4 milyar dolar verdiğini kaydeden Aygün, “Üretim ve dış ticaret stratejimizi gözden geçirmezsek açığımız her yıl daha da büyür” dedi. Aygün şunları söyledi:

2005 yılı ithalat rakamlarının ortaya çıkardığı tablo, yüksek düşük teknoloji ayrımı olmaksızın bütün sektörlerde Çin istilası altında olduğumuzu ortaya koyuyor. Bu tablo 2006 yılında daha da kararacak. Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından 768 ürürünün TSE standartına uyma zorunluluğu kaldırıldı. Ahşap parkeler, kadın çorapları, oyuncaklar, elektrikli battaniyeler, seramik karolar, hela taşları, pisuvarlar, banyo küvetleri, cam yapılarda kullanılan temel ürünler, barbeküler, yemek tencereleri, sifonlar, lavabolar, matkaplar, musluklar, otomobiller, jantlar, genel kullanım amaçlı güneş gözlükleri, aydınlatma armatürleri, lambalar, trafik işaretleri boyası, boyalar, su depoları, bisikletler, lastik ve jantlar kontrolsüz olarak Türkiye’ye girecek. Buradaki büyük pastayı da yine Çin yiyecek. Bu günden uyarıyorum. Çin 2006 yılında Türkiye ekonomisini bitirecek.

 

Türkiye'nin koyduğu kotalar bile Çin istilâsını

durdurmadı

2005 başında kotaların kaldırılması nedeniyle Çin malları istilasına uğrayacağından korkan Türkiye, 44 kategoride kota koydu. Ancak kotalar da Çin'i durdurmadı ve Çin pazar payını yüzde 16.3'e çıkardı.

Tekstili güçlü Türkiye'de bile tekstil pazarının 5 yıl içinde yüzde 16'sını sadece ülkesinden yaptığı ithalatla ele geçiren Çin ile deyim yerindeyse savaş yaşanıyor. Düşük fiyat vererek bazı kategorilerde piyasanın yüzde 90'ını ele geçiren Çin'e karşı kota kozunu kullanan Türkiye, 2005'te kısmen başarılı oldu. Ancak Çin de boş durmadı ve yüksek duvarlara karşın düşük fiyat silahıyla hem tekstil ve hazırgiyimde hem de kota konulan ürünlerde pazar payını artırdı. Dünya Ticaret Örgütü gelişmekte olan ülkelere uyguladığı tekstil kotalarının kaldırılmasına 1995'te başladı. Ancak Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'- ne Kasım 2001'de üye olup da ucuz işçilik, taklit mallarla başta ABD ve AB olmak üzere tüm piyasaları ele geçirmesiyle gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkeler için umut kabusa dönüşmeye başladı. Öyle ki DTÖ'nün, 2002'de kotaların yüzde 51'ini, 2005 başında da kotaların tamamen kaldırması kararına en büyük tepkiler yine gelişmekte olan ülkelerden geldi. Başta Türk üreticiler olmak üzere DTÖ ve AB nezdinde kota konulması için girişimlerini artırdı. Türk tekstilciler, yurtiçinde de Uzakdoğu mallarına 44 kategoride kota koydurmayı başardı. 2004'e kadar Türk tekstil piyasasında bazı kategorilerin tamamına yakınını ele geçiren Çinliler, kotalara DTÖ nezdindeki itirazları fayda etmedi. Geçen yıl yapılan tekstil savaşında Çin özellikle bazı kategorilerde ağır kayıplar almasına karşın Türk piyasasında yine de pazar payını artırmayı başardı. Kotalı ürünler dahil geçen yıl 6 milyar 680 milyon dolarlık toplam tekstil ve hazırgiyim ithalatı yapan Türkiye, bunun 792.9 milyon dolarını Çin'den yaptı. 2004'te teksil ve konfeksiyon ithalatı içinde yüzde 9.7 pazar payı olan Çin, 2005'te kotalara karşın pazar payını yüzde 11.9'a taşıdı. Kotalı ithalatta da durum değişmedi. 2004'te Türkiye'nin kotalı ürünlerde yaptığı ithalat 2 milyar 76 milyon dolar oldu. Aynı dönemde Çin'- den tekstil ithalatı ise 328 milyon dolar oldu. Bir başka deyişle Çin, kotalı ürünlerde 2004 yılında toplam tekstil ithalatının yüzde 15.8'ini gerçekleştirdi. 2005'te ise 2 milyar 225 milyon dolara yükselen ithalatın yüzde 16.3'ünü yani 362 milyon dolarını yine Çin yaptı. TARIK YILMAZ

 

En yüksek ithal kalemlerinde payı yükseldi

 

1-ÇİN, Türkiye'nin koyduğu kotalara karşın boş durmadı. Özellikle Türk tekstil pazarından en yüksek parayı kazandığı tekstil kategorilerinde ağır kota şartlarına karşın pazar payını ya artırdı ya da çok küçük kayıplarla yılı tamamladı. Örneğin, Türkiye'nin tekstil ithalatında 1 milyar 10 milyon dolarlık ithalatla en büyük kalemi olan pamuklu dokuma mensucatta pazar payını yüzde 11.69'dan yüzde 12.89'a çıkarmayı başardı. Çin, pamuklu dokuma ithalatının 111.1 milyon dolarlık kısmını gerçekleştirdi.

2-TÜRKİYE'NİN yurtdışından 258 milyon dolarlık ithalat yaptığı ikinci en yüksek tekstil kategorisi olan yünlü kumaşlarda 2004'te yüzde 27'lik pazar payını yakalayan Çin, geçen yılı pazarını genişletmeyi başardı ve toplam yünlü kumaş ithalatı içindeki payını yüzde 36'ya çıkardı. Burada diğer başarılı kategorilerde olduğu gibi Çin'in düşük fiyat politikasının etkisi büyük rol oynadı.

3-ÇİN, tekstil ve hazır giyimdeki 44 kategoriden en yüksek ithalatın yapıldığı 5 kategoriden sadece birinde pazar payını kayıpla tamamladı. O da dokuma anorak ve rüzgarlıktı. Ancak bu kategoride de başarısız olduğu söylenemez. Çünkü Çin, 2004'te pazarın yüzde 81'ini elinde tuttuğu bu kategoride pazar payının 2005 sonu itibariyle halen yüzde 75'ini yani dörtte üçünü kontrol ediyor.

4- TOPLAM tekstil ithalatı içinde en yüksek 5 kategoride yapılan ithalatın payı yüzde 63,7'den yüzde 60.2'ye, ilk 10 kategoride yüzde 81.5'ten yüzde 79.2'ye geriledi. Ancak Çinliler'in payı hem 5 hem de ilk 10 kategoride yükseldi. 2004'te en fazla ithalat yapılan 5 üründe Çin tekstil ürünlerinin payı yüzde 16.2'denyüzde 17.4'e yükselirken, ilk 10 kategoride yüzde 15.8'den yüzde 16.2'ye yükseldi. Bir başka anlatımla Türk tekstil sektörü kotalarla en yüksek ithal kalemlerini frenlemeye çalışırken Çin yine de pazar payını artırmayı başardı.

5- ÇİN pazar payını artırabildiği ürünlerde fiyat kozunu kullandı. Pazar yitirdiği sektörlerde ise fiyatların daha yüksek olması büyük etken oldu. Örneğin pazar payını yüzde 50'- den yüzde 58'e çıkardığı lamine edilmiş kumaşlarda dünya fiyatı ortalama 6.43 dolar iken Çin'den gelen kumaşın birim fiyatı sadece 1.66 dolar oldu. Pazar payı düşen kaplanmış kumaş ve suni liflerden dokuma kumaş kategorilerinde Çin fiyatlarının dünya ortalamasının üzerinde olması nedeniyle pazar kayıpları yaşandı.

 

En büyük koz fiyat
 

ÇİN, ucuz işçilik ve enerji maliyetleri sayesinde tüm dünyada fiyat konusunda her üreticiyle rahatlıkla rekabet edebiliyor. Türkiye'- nin Çin dışında diğer ülkelerden aynı kategoride aldığı ürünlerin ortalama fiyatı bunu açıkça ortaya koyuyor. Örneğin, Çin'in pazar payını yüzde 50'den yüzde 58'e çıkardığı lamine edilmiş kumaşlarda, Türkiye'- nin Çin dışında ülkelerden ithal ettiği fiyatı ortalama 6.43 dolar. Oysa Çin'den aynı ürün 1.43 dolara ithal ediliyor. Benzer şekilde pazar payı yüzde 44'lerden yüzde 80'lere çıkan örme ipek bluz ve kazak da Çin'den kilosu 109 dolara alınırken diğer ülkelerden 127.5 dolara giriş oldu. Pazar payı yüzde 40'tan yüzde 41'e çıkan erkek paltoda ise 22.2 dolar olan diğer ülkelerin fiyatına karşın Çin 16.6 dolarla Türkiye'ye mal sattı.

 

İki farklı gazete iki farklı görüş yorum sizin

"ÇİN İSTİLASI"

Arada

Tanrı Dağları

"ÇİN İSTİLASI"

 

 

 

 

Muharrem Bayraktar

...

"Aksi takdirde Çin istilası ciğerinizi söküp alır."

...
 

 

 

Neden "Amerikan, Alman veya İngiliz malları piyasayı istila etmiş olmuyor" da, Çin'in malları "istila" ediyor?

 

 

Ali Bulaç

   

 

 

 

MAKALELERİN DEVAMI

 

sattı.

Çin istilası

Muharrem Bayraktar
10.10.2003
Çinliler atalarımızın akınlarından kurtulmak için meşhur Çin Seddi’ni inşa ettiler. Bu görkemli yapının inşası 100 yıl sürdü.
Bugün ise akınlar tersine döndü. M.Ö 120 yılında Çin Seddi yapılarak Türk istilasından kurtulan Çinliler, bugün Türkiye’yi ve Türk ekonomisini istila etmiş durumda.
Dün askerle, kılıçla, mızrakla yapılan akınların yerini bugün ekonomik akınlar aldı.
Bugün asıl istila, ekonomi cephesinden geliyor.
Ve Çin, büyüyen ekonomisiyle, devletin yoğun desteğini alan sanayisiyle Türkiye gibi pek çok ülkeyi ahtopotun kolları gibi kuşatmış durumda.
Türkiye’nin bu Çin akınına karşı hiç bir “sed kurma” çabası yok.
Böyle olunca ucuz Çin Malları Türk pazarını adeta işgal etmiş duruma geliyor.
Çin son onbeş yıldan beri sanayisini devlet desteğiyle çok güçlü hale getirdi. 1990’lı yılların ortasında Çin Komunist Partisi ülkedeki binlerce müteşebbisi bir araya toplayarak, “ihracat amaçlı üretimin teşvik edileceğini, sanayicilere 100 milyon dolara ulaşan faizsiz kredi vereceğini” deklere etti.
Plan gerçekleşti. Kredi alanlar devlet desteğiyle yüzde 98.5 oranında başarı sağladılar. Başarılı olamayan yüzde 1.5’luk kesimin ise zaten bütün içerisinde önemi yoktu.
Çin Hükümeti, üreticiden vergi almadı.
SSK primi almadı, elektrik parası almadı.
Su parası almadı.
Bütün bunların üzerine bir de “kredi desteği” sağladı.
Sonuçta Çinli müteşebbis “rekabet edilmesi çok zor olan maliyetlerle” mallar üretmeye başladı.
Tekstilden cama, halıdan elektroniğe binlerce ucuz mamül, dünya pazarını ve tabi Türk pazarını istila etti.
Türk pazarına giren Çin Mallarını fiyatı dudak uçuklatan boyutta.
Bir ithalatçı dostum, Çin’den getirdiği kravatı 1 dolara mal ettiğini söyledi.
Türkiye’de en ucuz kravat maliyeti 6–7 milyon lira civarında.
Yerli televizyon kumandaları toptan 7–8 milyona satılıyor.
Görüştüğüm bir elektronikçi Çin malı kumandaların Türkiye’ye maliyetinin 1.5 milyon lira olduğunu (yaklaşık 1 dolar) söyledi.
Küçük bir çalar saatin Çin’den Türkiye’ye girişi 150 bin lira. (Yanlış okumadınız!)
Türk malı bir TV kondansatörü 40 milyona alabilirsiniz ama aynı kondansatörü “Çin malı olanı” 7–8 milyon civarında.
Böyle fiyatlarla rekabet etmek mümkün mü?
Bu fiyatlarla Türkiye’ye giren Çin malları çok yakın bir gelecekte Türk sanayicisini ve ihracatçısını tamamen imha edecek.
Türkiye ise yanlış mali politikalarla üreticiyi sağılacak bir inek gibi görüyor.
Bir mamüldeki dolaylı ve dolaysız vergilerin oranı yüzde 70’e ulaştı.
KDV’den ÖTV’ye kadar onlarca vergi binbir zahmetle üretilen mallara ur gibi yapıştı.
Son iki yılda SSK taban ücreti yüzde 69, elektrik maliyeti yüzde 20, fuel–oil maliyeti yüzd 62 artmış durumda.
Vergilerin artışı ise otomatiğe bağlanmış.
Böyle korkunç bir maliyet ortamında üretici neden üretim yapıp, ihracata yönelsin?
Bu şartlarda üretim yapacak olan bir sanayici, 150 bin liraya saat ihraç eden Çin ile nasıl rekabet etsin?
Çin, üreticisini sınırsız bir şekilde karşılıksız destekleyip ülkeye korkunç bir döviz girdisi sağlarken, Türkiye, üretcisini korkunç şekilde imha etme planlarını devreye koyuyor.
Bilinçli ya da bilinçsiz uygulanan bu politikalar, Çin istilası karşısında Türkiye’yi korumasız, sedsiz bırakıyor.
Ha, şunu da ilave edelim.
Türkiye AB’nin ve Amerika’nın baskıları sonucu Çin mallarına gümrük uyguluyor. Çin bu işinde kolayını buldu.
Dışarıya mal satacak olan firmalar bu işi Çin üzerinden değil, Tayvan ve Hong Kong üzerinden yapıyor. Çin’in uydusu niteliğindeki Tayvan ve Hong Kong da binlerce paravan şirket, Çin mallarını “Tayvan ve Hong Kong” gümrüğünden dünyaya pazarlıyor. Bu Çin’in resmi destek politikasıın bir parçası.
Dolayısıyla bugün Türkiye pazarında kaç milyar dolarlık Çin malı dolaştığı dahi kesin olarka bilinmiyor.
Bu Çin istilasına karşı koymanın yolu Çin mallarını toptan yasaklayıcı tedbirleri almak değil elbet. Çare Türk sanayisini, Türk sanayicisini ölümcül vergilerden, SSK gibi prim virüslerinden kurtarmak.
Devlet olarak üretimi sınırsız bir şekilde destekemek.
Müteşebbisi devlet desteğiyle dünyada rekabet edebilir hale getirmek.
Milli ekonomiyi baştacı yapak.
Böyle yaparsanız on yıl içinde bugün Çin’in geldiği seviyeyi 5’e katlarsınız.
Aksi takdirde Çin istilası ciğerinizi söküp alır.

 

Çin'in istilası

ALİ BULAÇ

08.02.2006  ÇARŞAMBA
"Çin piyasaları istila etti" sözü tuttu. Daha önce de bir vesileyle değinmiştim, bu, dünyaya Batı (Avrupa ve Amerika) gözüyle bakmaktır. Neden "Amerikan, Alman veya İngiliz malları piyasayı istila etmiş olmuyor" da, Çin'in malları "istila" ediyor?

Serbest piyasa ekonomisinin yürürlükte olduğu bir dünyada herkes gibi Çin'in de mal ve hizmet üretme, piyasalara girip diğerleriyle rekabet etme hakkı ve özgürlüğü vardır. Çin, üretim maliyetini ucuza getirip rekabet ediyor: Bu sene Türkiye'den 140 bin kişi hacca gitti. Diyanet İşleri Başkanlığı, hacıların çantalarını Çin'den temin etti. İç piyasada firmalar kapıyı 70-80 bin YTL'den açarken, Çin yerinde teslim 7 dolardan çanta sattı.

Dünya nüfusunun yaklaşık beşte birine sahip olan bu ülke, bugüne kadar çok da kaliteli sayılmayacak mallar üretiyordu, bu yüzden "piyasayı Çin malları istila etti" derken, biraz da "hayatın kalitesi düştü, zevkler ucuzladı" denmek isteniyordu. Ancak Çinliler, şimdi hem kaliteyi yükseltmeye hem de markaya yönelmeye başladılar, yani Çin'in tazyiki karşısında kaliteli ve markalı mal üretimine yönelip kendine ait alanlar açmaya çalışan Türkiye gibi ülkeler, bir kere daha Çin'in nefesini enselerinde hissediyorlar.

Çin, talebe konu olan her ürünü üretiyor. Din, kültür, gelenek farkı gözetmeden, hatta tam aksine din, kültür ve gelenek çerçevesinde talep yaratmaya, inancın yaşanmasına vesile olan objeleri piyasa metaı haline getirmeye çalışıyor. Mesela beş vakit ezan okuyan ve kıbleyi gösteren saatten tutun son derece kullanışlı -dikişsiz, yapışkanlı- ihrama veya çocukların namaz sûrelerini kolaylıkla kendi başlarına öğrenebilecekleri oyuncaklara kadar. Anlaşılan Çin, talep olsun da ne olursa olsun anlayışı içinde kendini salt üretime ve satışa adamış. Deyim yerindeyse üretimkolik-satışkolik bir ruh hali bu. Devasa nüfusu, siyasî rejimi ve devlet olarak kendisine tayin ettiği hedefler bakımından Çin dev adımlarla ilerliyor. Yıllık büyüme oranı belli bir istikrarı koruyor. Dünyanın her tarafında Çin mallarına büyük bir talep var. Bugüne kadar sadece mallarını göndermekle yetinen Çin, şimdi bizzat piyasanın göbeğinde kendini temsil ediyor, mekan tutuyor. En son Çinliler, Dubai'de bütün bölgeye hitap etmek üzere 6 bin kişilik bir "Çin kasabası" kurdular. Bu kasabada sadece Çin malları pazarlanmayacak aynı zamanda stok da yapılıp çeşitli noktalara dağıtılacak. Kasabanın nüfusunun tamamı Çinlilerden oluşuyor. Türkiye'de benzer girişimleri var, noktasal satış merkezleri kuruyorlar, Harbiye'de çinilerini pazarlamaya başladılar bile. Şimdiden kendimize sormamız gereken bir sual çıkıyor karşımıza: Çin'in bu "müthiş ilerleyişi"nin tahmin edilebilir sonuçları neler olacak? Bu soru hem uluslararası sistem hem de bizim kendimizi ve Batı modernleşmesini idrakimizle ilgili görünüyor.

Hatırlanacağı üzere, 20. yüzyıl boyunca bizim gibi "kalkınma yolunda olan ülkeler" bir "Japonya fenomeni" yaşadı. Hayranlıkla izlediğimiz Japonya, her yıl biraz daha "gelişti", özellikle yüzyılın yarısından itibaren dev adımlarla "ilerledi". Sağcı-muhafazakâr ve dindar kesimler, modernleşmeyi biçimsel devrimlerden ve radikal-otoriter yöntemlerin dayatılmasından ibaret sayan Batıcıları suçlamak istediklerinde Japonya onlar için bulunmaz bir örnekti: "İşte Japonya, milli kültür ve geleneklerini muhafaza ederek ilerledi, bilim ve teknolojide Batı'yı yakaladı!"

Japonya'nın maddi kalkınma yolunda önemli mesafeler kat ettiği doğruydu, sahiden kendine özgü bir "ulusal kültür" ürettiği de doğruydu, bu kültür onu her şeyin özünü başarıyla taklit edip seri üretime sokmaktan ibaretti, ama kendine ve tarihsel kaynaklarına özgü bir kültür geliştirdiği ve hele "aslî geleneklerini koruduğu", yani Japonya kaldığı tartışmalıydı.

Bu, şimdi dev adımlarla ilerlemekte olan Çin için de söz konusudur. Bu konuya devam edeceğiz.

 
Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi  hurgokbayrak@kaynet.net adresine gönderin
Telif Hakkı © 2000-2004
HÜR GÖKBAYRAK
       Site içeriğinin (metin ve grafikler) tüm kullanım haklarını
BEN TÜRK'ÜM DİYEBİLENLER
Kaynak Göstererek Kullanabilir
 
Son Değiştirilme Tarihi:
14.01.2007
 Tüm Hakları Saklıdır.
  İnternet Explorer ve 1024 X 768 piksel çözünürlülükte rahat izleyebilirsiniz