|
Millî Kahramanlar
 
Çin Hükümeti tarafından
“Yasa dışı dini faaliyet gösterenler” olarak suçlanan ve bu güne kadar
isimleri açıklanmayan bazı Uygurların İsim listesi:
17.03.2006
1-İbrahim Tursun: 20 yaşında, Hoten
Keriye-Köknar’lı. 08.07.2005 tarihinde Ürümçi’deki Sen shi hangzi
Ayaktalla Pazarı arkasındaki binadan Çin polislerince yakalanarak
götürülmüştür. O’na dini eğitim alan talebelerden olduğu suçu isnat
edilerek, şu anda ise, Ürümçi’deki Nenguan Karakolunda tutulmaktadır.
2-Muhammetjan
İslam: 18 yaşında, Hoten Keriye -Kökyardan. . 08.07.2005 tarihinde
Ürümçi’deki Sen shi hangzi Ayaktalla Pazarı arkasındaki binadan Çin
polislerince yakalanarak götürülmüştür. O’na dini eğitim alan
talebelerden olduğu suçu isnat edilmiştir. Şu anda ise, Ürümçi’deki
Nenguan karakolunda tutulmaktadır.
3-Dölet
Rozi: 17 yaşında, Hoten Keriye -Kökyardan. . 08.07.2005 tarihinde
Ürümçi’deki Sen shi hangzi ayaktalla pazarı arkasındaki binadan Çin
polislerince yakalanarak götürülmüştür. O’na dini eğitim alan
talebelerden olduğu suçu isnat edilmiştir. Şu anda ise, Ürümçi’deki
Nenguan karakolunda tutulmaktadır
4-Alim Abduqadir:
18 yaşında, Hoten Keriye -Kökyardan. . 08.07.2005 tarihinde Ürümçi’deki
Sen shi hangzi ayaktalla pazarı arkasındaki binadan Çin polislerince
yakalanarak götürülmüştür. O’na dini eğitim alan talebelerden olduğu
suçu isnat edilmiştir. Şu anda ise, Ürümçi’deki Nenguan karakolunda
tutulmaktadır.Yukarıda ismi geçenlerin sayısı aslında 6 kişi olup, aynı
gün aynı yerden götürülmüşlerdir.Geriye kalan iki kişinin isimleri ve
akıbetlerinin ne olduğu tespit edilememiştir.
5-Muhammet
İbrayim: 36 yaşında, Hoten Keriye-Siyek köyünden olup, din,i eğitim
verdiği suçlamasıyla 2000 yılı Çin hükümeti görevlileri tarafından
götürüldükten sonra 10 yıl hapis cezası verilmiştir.
6- Abley Emet: Hoten keriye
nahiyesi- Şembazar Tagdaşman’ dan 2001 yılı Çin hükümeti görevlilerince
götürülmüş olup, 5 yıl hapis cezası verilmiştir.
7- Abdulla İsmayil:
23 yaşında, Hoten Keriye-Şembazar’dan 2001 yılında tutuklanmış, 8
yıl hapse mahkum edilmiştir.
8-Abdullah Zakir:
30 yaşında, Korla, Koşerik köyünden, 20.07.2005 tarihinde Korla
terminalinde elinde dini kitap bulunduğu için Çin polisleri tarafından
götürüldü. Şimdi Çarbağ tutukevinde çok ağır işkencelere uğramaktadır.
Ayrıca 7000 yuen para cezası da verilmiştir.
9-Ayşem Kerem: 19
yaşında, Korla şehri Toprici köyünden. 20.07.2005 tarihinde Korla
terminalinde elinde dini kitap bulunduğu için Çin polisleri tarafından
götürüldü. Şimdi Çarbağ tutukevinde çok ağır işkencelere uğramaktadır.
Ayrıca 7000 yuen para cezası da verilmiştir.
10-Amangul İsmayil:19
yaşında, 20.07.2005 tarihinde Korla terminalinde elinde dini kitap
bulunduğu için Çin polisleri tarafından götürüldü. Şimdi Çarbağ
tutukevinde çok ağır işkencelere uğramaktadır. Ayrıca 7000 yuen para
cezası da verilmiştir.
11-Huşur
Gopur: 32 yaşında, Korla Lenger köyünden2005 – yili 7 – ayning 20 –
küni Korla qatnash békitide yénidin diniy kitap chiqqanliqi üchün
saqchilar teripidin tutup kétilgen, Şimdi Çarbağ tutukevinde çok ağır
işkencelere uğramaktadır. Ayrıca 7000 yuen para cezası da verilmiştir.
12-Ablikim Abdulla:
30 yaşında, Hoten vilayetinden. Ürümçi Cangjanglu peyschiso polisleri
tarafından götürlmüştür.isnat edilen suç ise, dini eğitim vermek ve
almak. Şu anda Şisen siyasi suçlular hapishanesinde tutulmaktadır.
13-Kurbancan Cuma:
24 yaşında, Değiştirilen ismi Bilal. Kaşgar Yopurga nahiyesinden.
25.04.2005 tarihinde tutuklandı.
14-Ablet Turap: 30 yaşında,
Karamay’dan olup, 30.05.2005 tarihinde tutuklandı.
15-Mettursun Hudaberdi:
27 yaşında, Kaşgar- Yerken Toğraklenge. Dini suç işlediği iddiası ile
tutuklanmış olup, şu anda Kaşgar’da bulunan Polis okulunun yanındaki
hapishanede yatıyor.
16- Berat Mehsut:
27 yaşında Hoten ili Keriye Nahiyesi Kökyar köyündeki yeni östeng
(yeni ırmak) mahallesindendir. Dini ders verdiği suçlamasıyla 2003
yılının ağustos ayında 8 yıl süre ile hapis cezasına çarptırılmıştır. Şu
anda hapiste.
17-Metrozi Gopur:
2000 yılının şubat ayında dini ders vermek uçlamasıyla 8 yıl hapse
mahkum oldu. Şimdi ise Keriye hapishanesinin 6. koğuşunda yatmaktadır.
18-Sulayman Metniyaz:
38 yaşında, Hoten vilayeti, Keriye nahiyesi Kökyar köyündendir. Dini
ders verdiği suçlamasıyla 2003 yılının Haziran ayında 13 yıl hapse
mahkum edildi. Şu anda Ürümçi Ludavan hapishanesindedir.
19-
Mettursun Sayim: 42 yaşında, Hoten vilayeti, Keriye nahiyesi Tograk
köyü-yakalenger bölgesinden evine öğretici çağırarak dini eğitim aldığı
için, onun hocasına 3000 yuen, Mettursun sayim’e ise, 5000 yuen
tutarında para cezası verilmiş, 2004 yılının Ekim ayında dini ders almak
suçlaması ile tutuklanmış olup, bu güne kadar kendisinden bir haber
alınamamaktadır.
20-Muhammet Abduhalik: 25 yaşında,
Hoten vilayeti Şembazar’dan 2001 yılının Nisan ayında tutuklanıp 6 yıl
hapse mahkum edilmiştir. Şu anda Sanji hapishanesindedir.
21-
Osman Muhammetemin: 23 yaşında Hoten vilayetine bağlı Keriye
nahiyesinin Şembazar’dan dır. 2004 yılının Nisan ayında tutuklanmış
olup, 5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Şu anda Şiho
hapishanesindedir.
22-
AbdurahmanNeyyidin:Hoten doğumlu olup 37 yaşındadır. Abdurrahman
Neyyidin 2000 yılında 15 çocukla beraber din dersindeyken tutuklanmış
olup, iki yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Cezasının bitiminde göz
hapsine alınmış olup, halen kendisine kimlik hakkı tanınmamıştır.
23-
Abdukadir Abduweli: 40 yaşında Hoten vilayetine bağlı Keriye
nahiyesinin Şembazar 2005 yılının 15 ağustosunda Ulambayda tutuklandı.
Çin polisleri onu 2001 yılından beri kaçak durumdaki safdaşı Muhammet
Abdusadık’ı bulup teslim etmesi için rehin almıştı.
24
Muhammet Abdulla: 36 yaşında 23 yaşında Hoten vilayetine bağlı
Keriye nahiyesinin Şembazar’dan dır. 2001 yılı Nisan ayının 15’ inde
dini faaliyet gösterdiği gerekçesi ile tutuklnıp 6 yıl hapse mahkum
edilmiştir. Korla şehri Eskişehir Taş deng hapishanesine atılmıştır.
25-
Abduleziz Hakim: 37 yaşında, Hoten’in Keriye nahiyesinin Yaglenge
köyünde 07.04.2001 tarihinde Çin polislerince tutuklandıktan sonra 5 yıl
süre ile hapis cezasına çarptırıldı. Şimdi Korla şehri Eskişehir Taş
deng hapishanesindedir
26-
Abdukadir Muhemet Ezizi Damollam: 36 yaşında Hoten’in Keriye
nahiyesinin Siyek köyünden 2000 yılının Haziran ayında tutuklanıp 10 yıl
hapis cezasına çarptırıldı. Şu anda sanji hapishanesindedir.
27-
Metkurban Kasim: 38 yaşında, Hoten vilayetine bağlı Keriye
nahiyesinin Şembazar’dan 2000 yılının Haziran ayında tutuklanıp 10 yıl
hapis cezası verildi. Şimdi Sanji hapishanesindedir.
28- Ömer Abdughini: 28 yaşında yash.Hoten’in
Kériye nahiyesine bağlı Shembazar Saybagh mahallesinden 2002 yılının
aralık ayında tutuklandı. 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Şu anda
nerde olduğu bilinmiyor.
29-
Abdirişit Tursun: Hoten- merkezden. Dini sebeplerle tutuklanıp
müebbet hapse mahkum edildi. Şu anda nerde olduğu bilinmiyor.
30-
Yasin Muhammet Selim: 27 yaşında, Hoten Kerye Shembazardan. 2004
yılı Kasım ayında tutuklanıp bir yıl hapis cezası verildmişti. Şu anda
Ürümçi’deki Şorbulak hapishanesindedir.
31- Abdureşit Tursun: 37 yaşında,
Hoten’in Keriye nahiyesinin Siyek köyünden 2001 yılı sınbaharda
tutuklanıp, Hizbuttahrir ile ilişkisi olduğu suçlaması ile müebbet hapis
cezası vermişlerdir.
32-
Abdullah Muhammetturdi: 45 yaşında,. 28.07.2005 tarihinde
Ürümçi’deki Sanşihangza-Rabiye Kadir Ticaret Merkezinin arkasındaki bir
binadan “yasadışı dini faaliyet gösterdi” suçlamasıyla tutuklandı.
33-
Henipehan: Abdullah’ın hanımı, 42 yaşında, Hoten vilayetine bağlı
Keriye nahiyesi- Şembazardan’dır. 28.07.2005 tarihinde Ürümçi’deki
Sanşihangza-Rabiye Kadir Ticaret Merkezinin arkasındaki bir binadan
“yasadışı dini faaliyet gösterdi” suçlamasıyla eşi ile birlikte
tutuklandı.Şu anda akıbeti bilinmiyor.
34-
Aycamal Muammet Emin: 18 yaşında, 15.06.2005 günü 17 yaşındaki
Rukiye, 14 yaşındaki Cariye ve 12 yaşındaki Raile adındaki kişilere dini
eğitim verdiği için 2000 yuan para cezası verilerek, Şehir nüfusundan
kaydı silinmiştir.
35
- İslam Abdurahman Tursun: 21 yaşında, Hoten’ e bağlı Keriye
nahiyesinin Siyek köyündendir.2005 yılı Ağustos ayında Sanshi
Hangzi’daki milletler sokağında tutuklanıp götürüldü.
36
-Rehim Rozi: 38 yaşında, Korla’ya bağlı Saydong köyündendir. 2001
yılının Temmuz ayında 10 yıl hapis cezası verildi.
37- Rehim Kerem:
37 yaşında Korlaya b ağlı Lenge köyündendir. 2001 yılı Temmuz ayında 5
yıl hapis cezasına çarptırıldı. Şu anda Sanji hapishanesindedir.
38-Mahmut
Kari: 29 yaşında Korla şehrindendir. 2001 yılının Mayıs ayında 15
yıl hapis cezasına çarptırıldı.
39-
Abdughani Ebeydullah: 25 yaşında, Hoten’in Keriye nahiyesi –Şembazar’dandır.
2005 yılı Ağustos ayının başlarında ürümçi’ deki Zongsen’de tutuklanıp
götürüldü.
40-Muhammet
Turdi Muhammetemin: 32 yaşında, Hoten’in Keriye
nahiyesi–Şembazar’dandır. 28.07.2005 tarihinde Ürümçi’deki milletler
sokağı kaştaşı pazarından tutuklanıp götürülmüştür.
41-Gocabdullah
Hekim: 20 yaşında, Hoten’ e bağlı Keriye nahiyesinin Siyek
köyündendir.2004 yılının Ağustos ayında tutuklanıp bir yıl süre ile
hapis cezası verilmiştir.
42-
Abduleziz İmam: 38 yaşında, Hoten’ e bağlı Keriye nahiyesinin Siyek
köyündendir.14.08.2005 tarihinde 16-17 yaşlarındaki 4 talebesi ile
beraber götürüldü. Aradan iki gün geçtikten sonra talebeleri
salıverildi. Abduleziz İmam şimdiki Keriye-Siyek tutukevinde şiddetli
işkencelere maruz kalmaktadır.
43-Metturdi
Mettursun: 24 yaşında, Hoten’e bağlı Keriye nahiyesi-Şembazar’
dandır.2001 yılı ilkbaharda tutuklanarak 5 yıl hapis cezası verildi.
44 - Abley Ahmet: 25 yaşında, Hoten’
e bağlı Keriye nahiyesinin Siyek köyündendir.2001 yılı ilkbaharda
tutuklanarak 6 yıl hapis cezası verildi.
45-
Hebibullah Hacim: Hoten “Saf dil eğitim okulu” nun kurucusu ve
başkanı olup, 2005 yılının Ağustos ayının 10. günü Çin polisleri
tarafından alınıp götürüldü.
46-
Abdureşit Niyaz: 1965 yılında Karamay’da doğdu. Daha önce Eğitim
Enstitüsü öğretmenliği yapmıştır. Daha sonra Karamay Maybulak Dergisinde
çalıştı. 2004 yılının Mayıs ayında tutuklandı.
Uygurcadan Çeviren Mehmet
Emin Batur
Çin Büyükelçisi'nden Erdoğan
ağzı

Çin'in Ankara Büyükelçisi Song Aiguo,
Türkiye'yi hiçbir zaman kendilerine rakip olarak görmediklerini, yakın
bir dost olarak değerlendirdiklerini söyledi.
Büyükelçi Aiguo, İstanbul Başkonsolosu Yuhong Yang ile birlikte Bursa
Valisi Oğuz Kağan Köksal'ı Heykel'deki tarihi valilik binasında
ziyaret etti. Ziyarette tercüman kullanmayarak Türkçe konuşan Aiguo,
Türkiye ileÇin'in geçmişi çok eskilere dayanan dost ülkeler olduğunu
belirterek, 'Biz Türkiye'yi hiçbir zaman rakip olarak görmüyoruz, yakın
bir dost olarak değerlendiriyoruz. Bu ilişkilerin çok daha ileriye
gitmesi için
de elimizden geleni yapıyoruz'' dedi.
Aiguo, Bursa'nın tekstil ve otomotiv sektörünün merkezi konumunda
olmasından dolayı kendileri için bu kentin büyük önem taşıdığını ifade
ederek, ''Türkiye ile özellikle tekstil sektöründe (kazan-kazan)
anlayışı ile işbirliği yapmak istiyoruz. Bundan dolayı ihraç tekstil
ürünlerin vergilerini artırdık, ithal ürünlerdeki vergileri düşürdük.
Tekstilin bazı kalemlerinde de yatırım yapmama konusunda karar aldık.
Hiçbir zaman dünya piyasalarında tek başına hakimiyet kurma düşüncesinde
olmadık'' diye konuştu.
Bursa Valisi Oğuz Kağan Köksal da, Çin heyetinin ziyaretinden
dolayı büyük mutluluk duyduğunu söyledi. Büyükelçi Aiguo, ziyaret
sonrası valilik binasından ayrılırken, bir gazetecinin, ''Çin'in ucuz
mallarla piyasaları etkisi altına aldığı'' yönündeki iddialarla ilgili
sorusuna ise şu yanıtı verdi:
''Çin'in ürettiği tekstil ürünlerinin kalitesiz olduğu görüşü doğru
değil. Ucuz malları piyasaya sürmek suretiyle, uluslararası alanda
tekstil ihracatındaki payın tamamını ele geçirme düşüncesinde değiliz.
Aksine katma değeri yüksek üretimlerle tekstil ticaretimizi artırmak
istiyoruz. Ucuz mal da, pahalı ve kaliteli mal da üretiyoruz.Bursa'da
üretilen otomobillerin ucuzu da var, pahalısı da. Ucuz arabaların
kalitesiz olduğu söylenebilir mi? Her ürünün maliyeti farklıdır. Çeşitli
fiyatlar kalitesiz anlamına gelmez. Üstelik bizim dünya piyasalarında
tek başına hakimiyet kurma gibi bir düşüncemiz
yok.''
Büyükelçi Aiguo ve beraberindekiler, daha sonra, Bursa Büyükşehir
Belediye Başkanı Hikmet Şahin'i makamında ziyaret ettiler.
Çin Büyükelçisi kendi malı kalitesiz
olduğu için bizden giyiniyor

Dünya, ucuz olduğu için Çin malını
kapışırken, Çin`in Türkiye Büyükelçisi Aiguo Song, takım
elbiselerini Vakko`dan aldığını açıkladı. Song, kalitesiz
olduğu için Çin mallarını tercih etmediğini söyledi TÜM
dünyayı kasıp kavuran Çin rüzgarı, Türk tekstil sektörüne de
olumsuz etkiledi.
Çin`in etkisiyle sektör hem dış pazarlarda
hem de iç piyasada kan kaybetti. Ancak, Çinli olup Çin malı
tercih etmeyenler de var. Çin Büyükelçisi Aiguo Song, artık
ucuz değil kaliteli üretimi seçtiklerini belirtirken, giydiği
takım elbiselerin Vakko marka olduğunu açıkladı. Bütün
dünyanın ucuz olduğu için Çin malına yönlediği bir dönemde,
Çin Büyükelçisi Song tercihini Türk markasından yana yaptığını
söyledi. ÇİN`DEN Türkiye`ye gelen işadamlarının 20 milyon
dolarlık alım yapmayı planlarken, bu rakamın 40 milyon dolara
çıktığına da dikkat çeken Song, bu artışta Vakko gibi
markaların büyük payı olduğunu dile getirdi. 1938 yılından bu
yana hazır giyim alanında faaliyet gösteren Vakko, son
yıllarda yapılan marka değer ölçümlerine göre Türkiye`nin en
prestijli 5 markasından biri konumunda bulunuyor. Ayrıca, son
dönemlerde Vakko, dünya liderlerinin de tercihi haline geldi.
George Bush ve Bill Clinton gibi dünyaca tanınan liderler,
Vakko imzalı kravatlar kullandı. İBRAHİM ACAR 17.03.2006
Nobel Ödülü'nü bu yıl
almak istiyorum

Çin'de siyasi görüşleri nedeniyle 6 yıl
hapis yatan "Doğu Türkistan'ın kahraman anası" Rabiya Kadir "Bu yıl
Nobel Barış Ödülü'nü almak istiyorum. Ödülün bana verilmesi orada
ezilen, insanca yaşama hakları elinden alınan yüz milyonlarca insana
güven verecektir" diyor.
Son yılların en büyük insan hakları
savunucularından Rabiya Kadir karşımda oturuyor... Dünyanın en büyük
ekonomilerinden Çin'de önce bir numaralı işkadını olarak yükselmiş,
siyasi görüşleri nedeniyle ağustos 1999'da tutuklanarak 8 yıl hapis
cezasına çarptırılmış, ABD ile Çin arasındaki sert çekişmelere neden
olmuş, ABD Başkanı George Bush ve Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'in
baskılarından sonra 17 Mart 2005'te özgür bırakılarak ABD'ye gitmesine
izin verilmiş, geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da Nobel Barış Ödülü'ne
aday gösterilen "Doğu Türkistan'ın Kahraman Anası" unvanıyla tanınan
kişi, bu narin yapılı kadın mı? ABD'nin başkenti Washington'da,
Connecticut Avenue adlı geniş caddedeki 1025 numaralı binanın onuncu
katında bulunan küçücük bir odadayız. Bir masa, bilgisayar ve iki
iskemleden oluşan ve en çok dört kişinin sığabildiği bu oda, Rabiya
Hanım'ın bundan 4 ay önce kurduğu Uluslararası Uygur İnsan Hakları ve
Demokrasi Vakfı'nın ofisi. Rabiya Hanım söyleşimizi Uygur Türkçesi ile
yapıyoruz.
- Rabia Hanım Çin'de ağustos 1999'da tutuklanmadan önce, ülkenin bir
numaralı, en başarılı iş kadınıydınız. Sonra ne oldu da tutuklandınız?
- Ben iş hayatına 1987'te başladım. Çin'in "Sinkiang-Uygur Özerk
Bölgesi" diye adlandırdığı Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi'de
başladığım mütevazı kuru temizleme şirketim kısa bir sürede 350 kadar
hanımın çalıştığı büyük bir iş yeri haline geldi. 1990'lar ortasında
biraz da Çin Devleti'nin o sıralardaki yardımıyla en başarılı işkadını
oldum. Ancak, halkımın, Doğu Türkistan Türk halkının yaşadığı acılarla,
Çin devleti tarafından yapılan siyasi ve ekonomik baskıları da
görüyordum. 1997'de Doğu Türkistan'daki Türk kadınlarını meslek sahibi
yapmak amacıyla "Binlerce Anne Hareketi"ni başlattım. Evsiz Türk
kadınlarını uygun şartlarda ev sahibi yapıyor, öğrenim görememiş kız ve
kadınları eğitiyor, iş sahibi yapıyorduk.
- Peki, bu hareketler Çin yönetimi tarafından olumsuz olarak mı
yorumlandı?
- Evet, benim bu girişimlerim bazı siyasi çevrelerde hoşnutsuzluk
uyandırmaya başlamıştı. Ayrıca, eşim Rozi Sıddık'ın Çin'in "kara
listesi"nde olduğunu haber aldım. Kendisi tarihçidir ve Çin'deki "Kültür
Devrimi" (1966-1976) sırasında 10 yıl hapis yatmıştı. Tekrar
tutuklanmasından korktuğumuz için, 1996'da Çin'den kaçtı ve ABD'den
siyasi sığınma hakkı alarak oraya yerleşti.
DEVLET SIRRI OLAN GAZETELER
- Demek bu olaylar sizinle Çin yöneticileri arasındaki ilişkileri epey
gerdi.
- Öyle oldu. Nitekim, ABD Kongresi'nin Araştırma Servisi üyelerinden bir
grup beni görmek için ağustos 1999'da Urumçi şehrine geldiğinde, ben
buluşma yerine giderken yolda Çin polisi tarafından tutuklanarak gözetim
altına alındım ve "Yabancılara devlet sırrını verme" suçuyla 8 yıl hapis
cezasına çartırıldım.
- Tutuklandığınızda üzerinizde ne gibi devlet sırları vardı?
- (Gülerek) Urumçi'de Uygur Türk dilinde yayınlanan gazetelerden birkaç
tanesi vardı.
- Geçen yıl Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilenler arasındaydınız. Sizi
bu yıl da aday yapacaklarmış. Nobel'i almak size ne ifade eder?
- Doğrudur, bunu bana da bildirdiler. Ben Nobel'i kişisel olarak değil
de, Çin'deki özgürlük ve demokrasi için, Doğu Türkistan'daki Türk
halkının eşit hakları için istiyorum. Nobel'in bana verilmesi ezilen,
insanca yaşama hakları elinden alınan yüz milyonlarca insana güven
verecektir. Bunun için, evet Nobel'i almak isterim.
Koç Üniversitesi Stratejik Araştırma Merkezi Müdürü
Timur KOCAOĞLU
Türkiye'den davet bekliyor
- Siz Çin'den çıkarak özgürlüğe kavuştuğunuzdan beri çeşitli yabancı
ülkelere resmen çağrıldınız...
- Geçen yıl 20 - 25 Haziran arasında resmi davetli olarak İngiltere,
Almanya, Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, İsviçre, Belçika ve
Lüksemburg'a gittim. Doğu Türkistan halkının insan hakları ve demokratik
haklarını kazanması için konuşma imkanı elde ettim.
- Türkiye'den size resmi devlet makamları veya sivil toplum
kuruluşlarından hiçbir çağrı gelmedi mi?
- (Gözleri yaşarıyor) Ah, Türkiye'yi o kadar görmek istiyorum ki!
Biliyor musunuz, bütün Doğu Türkistanlı Türklerin gönlündeki kutsal ülke
Türkiye'mizdir. Maalesef, hiçbir Türk dışişleri yetkilisi veya sivil
toplum kuruluşu üyesi bugüne kadar beni aramadı. Eğer beni TBMM veya bir
sivil toplum kuruluşu davet ederse, seve seve gelirim. Mustafa Kemal
Atatürk'ün adını küçük yaşlarımda annem ve babam kulağıma fısıldamıştı.
Atatürk'ün büyüklüğünü gençlik yıllarımda öğrendim. Ankara'daki
Anıtkabir'e giderek, uzaktaki Doğu Türkistan halkının sesini yazmak
isterim. Atatürk Türk dünyasına büyük ilgi duyar ve önem verirdi. Yazık
ki, Atatürk'ün bu mirasına fazla sahip çıkılmıyor!
Gençler iş bulamıyor kitaplarımız
yakılıyor
- Doğu Türkistan'da yaşayan Türklere karşı nasıl kısıtlamalar var?
- Başta iş güvencesi yok! Bir iş yerindeki açık kadroya başvurulduğu
zaman, öncelik bir Çinliye veriliyor ve aynı yetenekteki Uygur veya
Kazak gençleri alınmıyor. Sonra, Mao zamanında bile bizlere ana
dilimizde eğitim yapma hakkı verilmişken, bu haklar sonradan geri
alındı, üniversite eğitimi yalnız Çince yapılıyor. Uygurca gazete, dergi
ve kitap yayımları azaltıldı, Uygurca yazılmış tarih kitaplarımız
yakılarak imha edildi. Hoş Çince eğitim alsak bile, gençlerimnize iş
hakkı verilmiyor. ABD'de sayıları yüzlere varan genç Uygur kız ve
erkeklerle bu vakfı kurduk ve onlar beni bu vakfa ak saçlı anne olarak
başkan seçtiler. Burada çalışan Uygur gençleri çalıştıkları yerlerden
aldıkları aylıklarının beşte birini her ay bu vakfın kasasına yatırıyor.
ÇİN'DEN GELEN KOZMETİK VE
ZAYIFLAMA
ÜRÜNLERİNE DİKKAT!
Son zamanlarda dış ülkelerde yaşamakta
olan Doğu Türkistanlılar arasından Çin’e uşaklık etmeyi vazife telakki
eden bazı kişiler, Çin tarafından üretilen çeşit çeşit zayıflama
ilaçlarını ve kozmetik ürünlerini pazarlama faaliyetleri içindedirler.
Oysaki; Çin basınında, iç ve dış
piyasalarda pazarlanmakta olan bu tür ilaçların ekseriyetinin insan
sağlığına zararlı olduklarının tespit edildiği, bu sahte ürün ve
ilaçların toplattırılması hakkında bildirilerin yayınlandığı ile ilgili
haberler yer almaktadır.
Çin internet sitelerinden edinilen
bilgilere göre, 14 çeşit sözde zayıflama ilacı, zayıflama çayı ve
yiyeceklerinin satışlarını yasaklandığı ve piyasalarda ele
geçirilenlerin ise toplattırıldığı, bu tür sahte kozmetik ürünlerinin ve
sözde zayıflama ilaçlarının insanlar üzerinde hafıza zayıflığı,
uyuşukluk, çeşitli cilt hastalıkları ve ölüme kadar götürebilen
hastalıklara sebebiyet verdiği bildirilmektedir. Bu sebeple dış
ülkelerde yaşayan bazı Doğu Türkistanlı sağlık uzmanları Çin
entrikalarını ve sahtekârlıklarını çok iyi bildiklerinden Çin de
üretildikten sonra sıra dışı yollarla dış ülkelerde insanlara
pazarlanmaya çalışılan sözde zayıflama ilaçlarına ve Çin kozmetik
ürünlerine karşı dikkatli olunması yolunda uyarı ve ikazlarda
bulunmaktadırlar.
ÇİNLİLERİN AÇ KALMASINI
DOĞU TÜRKİSTAN
TOPRAKLARI ÖNLÜYOR
Çin
tarafından yayınlanan Tanrıdağ intern et
sitesinde, Doğu Türkistan’ın Çin’in gelecekte açlık tehlikesi ile karşı
karşıya
kalmamasının garantisi olduğu ile ilgili itirafname sayılabilecek türden
haberler yayınlanıyor.
Haberin içeriği şöyle, “gelecek günler göz
önüne alındığında Çin deki ekilebilir arazilerin aralıksız olarak
azalmakta olması sebebiyle Doğu Türkistan’da yeni ekilebilir alanlar
oluşturulmasının gizli zarureti ortadadır. Burada oluşturulacak yeni
ekilebilir arazilerden istifade ile tarımdaki üretimin arttırılması
ülkemizin (Çin’in) açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalmamasında
kesinlikle büyük rol oynar”
Söz konusu haberde, Pekin’de yapılan
“Ülke Halk Vekilleri Kurultayı”na katılan Doğu Türkistanlı kukla
vekiller Çin hükümetinin Doğu Türkistan’da yeni tarım arazileri açma
çalışmalarına daha fazla meblağ ayrılmasını ve böylece Doğu Türkistan’ın
Çin’in önde gelen üretim merkezlerinden biri haline getirilmesini de
talep etmişlerdir.
AVRUPA DOĞU TÜRKİSTAN
BİRLİĞİNDE YÖNETİM
DEĞİŞİKLİĞİ YAPILDI
05.03.2006 tarihinde Avrupa Doğu Türkistan
Birliğinin 15. genel kurul toplantısı yapıldı.
Demokratik bir ortamda gerçekleştirilen bu
defaki genel kurul toplantısı sonunda Dünya Uygur kurultayının Başkâtibi
Dolkun Eysa oybirliği ile Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin Başkanlığına
seçildi. Ayrıca Ablimit Tursun ve Enver Abdulkerim Başkan yardımcılığına
getirildiler.
Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin Genel
Sekreterliğine Erkin Zunun, Muhasipliğe umut Tursun seçildiler.
Bunlardan başka Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin 6 daimi üyeliğine de
Abdurèshit, Gülnar Qurban, Esqer Tursun, Abduweli Almas, Melike Rustem,
Munire Almas toplantıya katılanlar tarafından oy birliği ile seçildiler.
ÜNLÜ UYGUR İP CAMBAZI
ADİL HOŞUR ÇİN
PARALAMENTOSUNDA SESİNİ YÜKSELTTİ
Doğu
Türkistan halkı tarafından “Yüksekler Şahı”
olarak anılan ünlü ip cambazı adil Hoşur Pekin’de yapılan “Ülke halk
temsilcileri kurultayı”nın istişare toplantısında fikir beyan ederek
Eğitim ve öğretim masraflarının haddinden fazla ağır olmasından dolayı
Doğu Türkistan’daki üniversite öğrencilerinin çok zor şartlar altında
kaldığını ortaya koydu.
Adil Hoşur söz konusu toplantıda, Doğu
Türkistan’daki ailelerin çoğunun gelir düzeyleri çok düşük olması
sebebiyle çocuk okutan ailelerin iktisadi yönden kat kat borç batağına
saplandıklarını, özellikle de yüksek okullarda öğrencisi b ulunan
ailelerin ilk yılın zorluklarını bir şekilde atlatsalar bile ikinci yıla
girildiğinde evlerinde besledikleri birkaç baş hayvanlarını ve
oturdukları evlerini bile satmak zorunda kaldıklarını, bunlarda yetmeyip
sağa sola borçlandıklarını ve hatta ağır okul masraflarını
karşılayamamaları sebebiyle çocuklarını okuldan almak mecburiyetinde
kaldıklarını, yüksek okulu bitiren birçok gençlerin de daha sonra iş
bulamamaları yüzünden yoksulluğa ve sefalete mahkûm olduklarını, bu
yüzden de ailelerin çocuklarını okutmaktan soğuduklarını gür bir sesle
ifade ederek, bir an önce eğitim öğretimde eşitliğin sağlanmasını ve
okul masraflarının acilen aşağı çekilmesini istemiştir.
UCUZ VE KALİTESİZ
MALLARIYLA PİYASALARIMIZI
KASIP KAVURAN ÇİN,
SONUNDA TÜRKİYE’NİN YÜKSEK
TEKNOLOJİ ÜRÜNÜ PAZARINI
DA ELE GEÇİRDİ
ÇİN 2005 YILINDA YÜKSEK TEKNOLOJİ ÜRÜNÜ
İTHAL ETTİĞİMİZ ÜLKELER ARASINDA 1.SIRADA YER ALDI
1996 YILINDA ÇİN’DEN YAPTIĞIMIZ YÜKSEK
TEKNOLOJİ ÜRÜNÜ İTHALATI 148.3 MİLYON DOLAR İKEN 2005 YILINDA 2.1 MİLYAR
DOLARA ÇIKTI. ARTIŞ ORANI YÜZDE 1290
1996 YILINDA EN ÇOK İTHALAT YAPTIĞIMIZ
ÜLKELER ARASINDA 18.SIRADA YER ALAN ÇİN, 2005 YILINDA 4.SIRAYA TIRMANDI.
SON 10 YILDA ÇİN İLE TÜRKİYE ARASINDAKİ
DIŞ TİCARET AÇIĞI 18.4 MİLYAR DOLARI BULDU.
AYGÜN: “PEYGAMBERİMİZ İLİM ÇİN’DE BİLE
OLSA GİDİP ALIN DEMİŞTİ. BİZ GALİBA İLİMİ KİLİM ANLADIK. İLİMİ BIRAKIP
KİLİMİ ALIYORUZ
Türkiye pazarına kilitle giren,
bisikletten halıya, kırtasiyeden gözlüğe ucuz ve kalitesiz mallarıyla
piyasalarımızı istila eden Çin, sonunda “yüksek teknoloji ürünleri”
pazarımızı da ele geçirdi.
Ankara Ticaret Odası’nın (ATO) Dış Ticaret
Müsteşarlığı verileri ve OECD sınıflamasından yararlanarak hazırladığı
“Teknolojide Çekik Göz İstilası” raporuna göre Çin, 2005 yılında, yüksek
teknoloji ürünü ithal ettiğimiz ülkeler arasında 1.sırada yer aldı.
Türkiye’nin Çin’den yaptığı yüksek
teknoloji ürünü ithalatı 1996 yılında 148.3 milyon dolar iken 10 yılda
yüzde 1290 artış göstererek 2005 yılında 2.1 milyar dolara çıktı.
2005 yılında Türkiye’nin toplam yüksek
teknoloji ürünü ithalatının yüzde 15.3’ü Çin’den gerçekleştirildi.
Rapora göre, 2005 yılında Çin’den
gerçekleştirdiğimiz 6.8 milyar dolarlık ithalatın 2.1 milyar dolarlık
kısmını yüksek teknoloji ürünleri oluşturuyor. Bir başka deyişle Çin’den
yaptığımız her 100 dolarlık ithalatın 30 doları yüksek teknoloji
ürünlerine gidiyor.
Çin’in Türkiye’ye en çok sattığı iki ürün
grubu, 998 milyon dolar ile “büro, muhasebe, bilgi işlem makineleri” ve
802 milyon dolarla “radyo, televizyon, haberleşme teçhizatı ve
cihazları” oldu. Bu iki ürün grubunun ithalatı, Çin’den yaptığımız
ithalatın dörtte birinden fazlasını (yüzde 26.3) oluşturuyor. Geçen yıl
tüm büro, muhasebe ve bilgi işlem makinelerinin yüzde 41’ini Çin’den
satın aldık.
Türkiye 2005 yılında Çin’den 190 milyon
dolarlık “tıbbi ve hassas optik aletler”, 70 milyon dolarlık “tıpta ve
eczacılıkta kullanılan kimyasal ve bitkisel kaynaklı ürün” satın aldı.
İkinci gruptaki ürünler, ilaç ve ilaç hammaddeleri gibi ürünleri
kapsıyor.
JET HIZIYLA İLERLİYOR
Çin Türkiye piyasalarında jet hızıyla
ilerliyor. 10 yıl önce en çok ithalat yaptığımız ülkeler arasında
18.sırada bulunan Çin, 2005 yılında 4.sıraya tırmandı.
Türkiye’nin ithalat yaptığı ülkeler
sıralamasında 2002 yılına kadar ilk 10 ülke arasına giremeyen Çin, 2002
yılında 1.4 milyar dolarla 10.ülke konumuna yükseldi. Çin, 2003 yılında
2.6 milyar dolar ile 8.sırada, 2004 yılında 4.5 milyar dolarla 6.sırada
yer alırken 2005 yılında yüzde 53 artış göstererek 6.8 milyar dolarla en
fazla ithalat yaptığımız 4.ülke durumuna geldi.
2005 yılında Çin’in toplam ithalatımız
içindeki payı yüzde 6’ya yaklaştı.
ÇİN’E 10 YILDA 18 MİLYAR DOLAR AÇIK VERDİK
Çin, Türkiye’nin en çok mal aldığı ülkeler
arasında hızla zirveye tırmanırken, Türkiye’nin Çin’e ihracatı fersah
fersah gerilerde kalıyor.
Son 10 yılda Çin’den 20.6 milyar dolarlık
ithalat yapan Türkiye, aynı sürede bu ülkeye sadece 2.2 milyar dolarlık
mal satabildi. Çin ile dış ticaret açığı son 1996-2005 döneminde 18.4
milyar doları buldu.
Sadece Çin değil diğer Uzakdoğu Asya
ülkeleri de ithalatımızdaki paylarını artırıyorlar. Çin, Güney Kore,
Japonya, Tayvan, Malezya ve Tayland’ın 2005 yılı ithalatımızdaki payı
yüzde 12’yi geçti.
YÜKSEK TEKNOLOJİ ÜRETEMİYORUZ
Dünya ticaretinde gittikçe önemli bir paya
sahip olan ve ülkelerin rekabet gücünü artıran “yüksek teknoloji ürünü
ihracatı”nda Türkiye varlık gösteremiyor. Ar-ge yatırımlarına kaynak
ayırmayan Türkiye, her geçen yıl yüksek teknoloji ürünleri ithalatını
artırıyor.
1996 yılında 5.1 milyar dolar olan yüksek
teknoloji ürünü ithalatı, 2005 yılında 13.4 milyar dolara çıktı.
2005 yılında 4.1 milyar dolarlık yüksek
teknoloji ürünü ihracatına karşılık 13.4 milyar dolarlık ithalat
gerçekleştiren Türkiye’nin bu alandaki dış ticaret açığı 9.3 milyar
dolar oldu. 43.1 milyar dolarlık dış ticaret açığımızın beşte birinden
fazlasını, yüksek teknoloji ürünü ticaretinde verdiğimiz açık
oluşturuyor.
2005 yılında, yüksek teknoloji ürünleri
ithalatımızda birinci sırada yer alan Çin’i 1.7 milyar dolar ile Almanya
izliyor. ABD 1.3 milyar dolarla üçüncü sırada yer alıyor. En çok yüksek
teknoloji ürünü ithal ettiğimiz diğer ülkeler sırasıyla Fransa,
İngiltere, İtalya, Japonya, Güney Kore, Macaristan ve İsviçre…
Tıpta ve eczacılıkta kullanılan kimyasal
ve bitkisel kaynaklı ürün ithalatımızın yarıya yakınını (yüzde 46.7)
Almanya, İtalya, İngiltere ve ABD’den yapıyoruz.
DÜŞÜK TEKNOLOJİDE VARIZ
İhracatımız 2005 yılında da giyim eşyası,
tekstil gibi “düşük teknoloji ürünleri” ağırlıklı oldu. Toplam
ihracatımızın yüzde 36.2’si düşük teknoloji ürünlerinden oluştu.
2005 yılında sadece 4.1 milyar dolar
tutarında yüksek teknoloji ürünü satabildik. Bunun 3.1 milyar dolarını
(yüzde 77) radyo, televizyon, haberleşme teçhizatı ve cihazları
oluşturdu.
2004 yılı sonunda yüksek teknoloji ürünü
satışımız 4 milyar 10 milyon dolar olmuştu. 2005 yılında da aynı
miktarda yüksek teknoloji ürünü ihraç ettiğimiz halde, toplam ihracatın
artması ile ihracat içindeki yüksek teknoloji oranı 2004 yılına göre
geriledi.
Yüksek teknoloji ürünleri ihracatımız
sanayi ürünleri ihracatımızın sadece yüzde 6’sını oluşturuyor. 2004
yılında bu oran yüzde 6.7 idi.
Oysa İsrail, Meksika, Macaristan, Çin,
Tayland, Güney Kore, Tayvan, Singapur, Malezya ve Filipinler yüksek
teknoloji ihracatında dünya sıralamasında yer alırken, bu ülkelerin
yüksek teknoloji ihracatları sanayi ihracatlarının yüzde 30 ila yüzde
79’unu oluşturuyor.
2005 yılında teknoloji sınıflaması
itibariyle sanayi ithalatımız yüzde 14.3 yüksek teknoloji, yüzde 45.9
orta yüksek teknoloji, yüzde 26.9 orta düşük, yüzde 12.8 düşük teknoloji
ürünü…
Düşük teknoloji ürünleri dışındaki
ürünlerde dış ticaret açığımız artarak devam ediyor. 2005 yılında
“yüksek teknoloji”de 9 milyar 329 milyon dolar, “orta yüksek
teknoloji”de 23 milyar 543 milyon dolar, “orta düşük teknoloji”de 6
milyar 835 milyon dolar dış ticaret açığı verdik. Toplam sanayi ürünleri
dış ticaret açığımız ise 25 milyar 208 milyon dolar oldu. 2004 yılında
bu rakam 20.8 miyar dolardı.
ATO BAŞKANI AYGÜN
Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan
ATO Başkanı Sinan Aygün, Çin’in yüksek teknoloji alanında da Türkiye
pazarına hakim olmasını endişe verici bulduğunu söyledi. Aygün,
“Peygamberimiz ilim Çin’de bile olsa gidip alın demişti. Biz galiba
ilimi kilim anladık… İlimi bırakıp kilimi alıyoruz” diye konuştu.
Yüksek teknolojiyi ihracatında dünya
ülkelerinin gerisinde yer alan Türkiye’nin sadece 2005 yılında bu
ürünlerin ithalatına 13.4 milyar dolar verdiğini kaydeden Aygün, “Üretim
ve dış ticaret stratejimizi gözden geçirmezsek açığımız her yıl daha da
büyür” dedi. Aygün şunları söyledi:
2005 yılı ithalat rakamlarının ortaya
çıkardığı tablo, yüksek düşük teknoloji ayrımı olmaksızın bütün
sektörlerde Çin istilası altında olduğumuzu ortaya koyuyor. Bu tablo
2006 yılında daha da kararacak. Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından 768
ürürünün TSE standartına uyma zorunluluğu kaldırıldı. Ahşap parkeler,
kadın çorapları, oyuncaklar, elektrikli battaniyeler, seramik karolar,
hela taşları, pisuvarlar, banyo küvetleri, cam yapılarda kullanılan
temel ürünler, barbeküler, yemek tencereleri, sifonlar, lavabolar,
matkaplar, musluklar, otomobiller, jantlar, genel kullanım amaçlı güneş
gözlükleri, aydınlatma armatürleri, lambalar, trafik işaretleri boyası,
boyalar, su depoları, bisikletler, lastik ve jantlar kontrolsüz olarak
Türkiye’ye girecek. Buradaki büyük pastayı da yine Çin yiyecek. Bu
günden uyarıyorum. Çin 2006 yılında Türkiye ekonomisini bitirecek.
Türkiye'nin
koyduğu kotalar bile Çin istilâsını
durdurmadı
2005 başında kotaların
kaldırılması nedeniyle Çin malları istilasına uğrayacağından
korkan Türkiye, 44 kategoride kota koydu. Ancak kotalar da
Çin'i durdurmadı ve Çin pazar payını yüzde 16.3'e çıkardı.
Tekstili güçlü Türkiye'de bile tekstil
pazarının 5 yıl içinde yüzde 16'sını sadece ülkesinden yaptığı ithalatla
ele geçiren Çin ile deyim yerindeyse savaş yaşanıyor. Düşük fiyat
vererek bazı kategorilerde piyasanın yüzde 90'ını ele geçiren Çin'e
karşı kota kozunu kullanan Türkiye, 2005'te kısmen başarılı oldu. Ancak
Çin de boş durmadı ve yüksek duvarlara karşın düşük fiyat silahıyla hem
tekstil ve hazırgiyimde hem de kota konulan ürünlerde pazar payını
artırdı. Dünya Ticaret Örgütü gelişmekte olan ülkelere uyguladığı
tekstil kotalarının kaldırılmasına 1995'te başladı. Ancak Çin'in Dünya
Ticaret Örgütü'- ne Kasım 2001'de üye olup da ucuz işçilik, taklit
mallarla başta ABD ve AB olmak üzere tüm piyasaları ele geçirmesiyle
gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkeler için umut kabusa dönüşmeye
başladı. Öyle ki DTÖ'nün, 2002'de kotaların yüzde 51'ini, 2005 başında
da kotaların tamamen kaldırması kararına en büyük tepkiler yine
gelişmekte olan ülkelerden geldi. Başta Türk üreticiler olmak üzere DTÖ
ve AB nezdinde kota konulması için girişimlerini artırdı. Türk
tekstilciler, yurtiçinde de Uzakdoğu mallarına 44 kategoride kota
koydurmayı başardı. 2004'e kadar Türk tekstil piyasasında bazı
kategorilerin tamamına yakınını ele geçiren Çinliler, kotalara DTÖ
nezdindeki itirazları fayda etmedi. Geçen yıl yapılan tekstil savaşında
Çin özellikle bazı kategorilerde ağır kayıplar almasına karşın Türk
piyasasında yine de pazar payını artırmayı başardı. Kotalı ürünler dahil
geçen yıl 6 milyar 680 milyon dolarlık toplam tekstil ve hazırgiyim
ithalatı yapan Türkiye, bunun 792.9 milyon dolarını Çin'den yaptı.
2004'te teksil ve konfeksiyon ithalatı içinde yüzde 9.7 pazar payı olan
Çin, 2005'te kotalara karşın pazar payını yüzde 11.9'a taşıdı. Kotalı
ithalatta da durum değişmedi. 2004'te Türkiye'nin kotalı ürünlerde
yaptığı ithalat 2 milyar 76 milyon dolar oldu. Aynı dönemde Çin'- den
tekstil ithalatı ise 328 milyon dolar oldu. Bir başka deyişle Çin,
kotalı ürünlerde 2004 yılında toplam tekstil ithalatının yüzde 15.8'ini
gerçekleştirdi. 2005'te ise 2 milyar 225 milyon dolara yükselen
ithalatın yüzde 16.3'ünü yani 362 milyon dolarını yine Çin yaptı. TARIK
YILMAZ
En yüksek ithal kalemlerinde payı
yükseldi
1-ÇİN, Türkiye'nin koyduğu kotalara
karşın boş durmadı. Özellikle Türk tekstil pazarından en yüksek parayı
kazandığı tekstil kategorilerinde ağır kota şartlarına karşın pazar
payını ya artırdı ya da çok küçük kayıplarla yılı tamamladı. Örneğin,
Türkiye'nin tekstil ithalatında 1 milyar 10 milyon dolarlık ithalatla en
büyük kalemi olan pamuklu dokuma mensucatta pazar payını yüzde 11.69'dan
yüzde 12.89'a çıkarmayı başardı. Çin, pamuklu dokuma ithalatının 111.1
milyon dolarlık kısmını gerçekleştirdi.
2-TÜRKİYE'NİN yurtdışından 258
milyon dolarlık ithalat yaptığı ikinci en yüksek tekstil kategorisi olan
yünlü kumaşlarda 2004'te yüzde 27'lik pazar payını yakalayan Çin, geçen
yılı pazarını genişletmeyi başardı ve toplam yünlü kumaş ithalatı
içindeki payını yüzde 36'ya çıkardı. Burada diğer başarılı kategorilerde
olduğu gibi Çin'in düşük fiyat politikasının etkisi büyük rol oynadı.
3-ÇİN, tekstil ve hazır giyimdeki
44 kategoriden en yüksek ithalatın yapıldığı 5 kategoriden sadece
birinde pazar payını kayıpla tamamladı. O da dokuma anorak ve
rüzgarlıktı. Ancak bu kategoride de başarısız olduğu söylenemez. Çünkü
Çin, 2004'te pazarın yüzde 81'ini elinde tuttuğu bu kategoride pazar
payının 2005 sonu itibariyle halen yüzde 75'ini yani dörtte üçünü
kontrol ediyor.
4- TOPLAM tekstil ithalatı içinde
en yüksek 5 kategoride yapılan ithalatın payı yüzde 63,7'den yüzde
60.2'ye, ilk 10 kategoride yüzde 81.5'ten yüzde 79.2'ye geriledi. Ancak
Çinliler'in payı hem 5 hem de ilk 10 kategoride yükseldi. 2004'te en
fazla ithalat yapılan 5 üründe Çin tekstil ürünlerinin payı yüzde
16.2'denyüzde 17.4'e yükselirken, ilk 10 kategoride yüzde 15.8'den yüzde
16.2'ye yükseldi. Bir başka anlatımla Türk tekstil sektörü kotalarla en
yüksek ithal kalemlerini frenlemeye çalışırken Çin yine de pazar payını
artırmayı başardı.
5- ÇİN pazar payını artırabildiği
ürünlerde fiyat kozunu kullandı. Pazar yitirdiği sektörlerde ise
fiyatların daha yüksek olması büyük etken oldu. Örneğin pazar payını
yüzde 50'- den yüzde 58'e çıkardığı lamine edilmiş kumaşlarda dünya
fiyatı ortalama 6.43 dolar iken Çin'den gelen kumaşın birim fiyatı
sadece 1.66 dolar oldu. Pazar payı düşen kaplanmış kumaş ve suni
liflerden dokuma kumaş kategorilerinde Çin fiyatlarının dünya
ortalamasının üzerinde olması nedeniyle pazar kayıpları yaşandı.
En büyük koz fiyat
ÇİN, ucuz işçilik ve enerji maliyetleri
sayesinde tüm dünyada fiyat konusunda her üreticiyle rahatlıkla rekabet
edebiliyor. Türkiye'- nin Çin dışında diğer ülkelerden aynı kategoride
aldığı ürünlerin ortalama fiyatı bunu açıkça ortaya koyuyor. Örneğin,
Çin'in pazar payını yüzde 50'den yüzde 58'e çıkardığı lamine edilmiş
kumaşlarda, Türkiye'- nin Çin dışında ülkelerden ithal ettiği fiyatı
ortalama 6.43 dolar. Oysa Çin'den aynı ürün 1.43 dolara ithal ediliyor.
Benzer şekilde pazar payı yüzde 44'lerden yüzde 80'lere çıkan örme ipek
bluz ve kazak da Çin'den kilosu 109 dolara alınırken diğer ülkelerden
127.5 dolara giriş oldu. Pazar payı yüzde 40'tan yüzde 41'e çıkan erkek
paltoda ise 22.2 dolar olan diğer ülkelerin fiyatına karşın Çin 16.6
dolarla Türkiye'ye mal sattı.
|
İki farklı gazete iki farklı görüş yorum sizin
|
|
"ÇİN İSTİLASI" |

Arada
Tanrı Dağları
|
"ÇİN İSTİLASI" |
|

Muharrem Bayraktar |

...
"Aksi takdirde Çin istilası ciğerinizi söküp alır."
...
|

Neden "Amerikan, Alman veya İngiliz malları piyasayı istila etmiş olmuyor" da, Çin'in malları "istila" ediyor? |

Ali Bulaç |
|
|
|
|
|
|
MAKALELERİN DEVAMI |
sattı.

Çin
istilası
Muharrem Bayraktar
10.10.2003
Çinliler atalarımızın akınlarından
kurtulmak için meşhur Çin Seddi’ni inşa ettiler. Bu görkemli yapının
inşası 100 yıl sürdü.
Bugün ise akınlar tersine döndü. M.Ö 120 yılında Çin Seddi yapılarak
Türk istilasından kurtulan Çinliler, bugün Türkiye’yi ve Türk
ekonomisini istila etmiş durumda.
Dün askerle, kılıçla, mızrakla yapılan akınların yerini bugün ekonomik
akınlar aldı.
Bugün asıl istila, ekonomi cephesinden geliyor.
Ve Çin, büyüyen ekonomisiyle, devletin yoğun desteğini alan sanayisiyle
Türkiye gibi pek çok ülkeyi ahtopotun kolları gibi kuşatmış durumda.
Türkiye’nin bu Çin akınına karşı hiç bir “sed kurma” çabası yok.
Böyle olunca ucuz Çin Malları Türk pazarını adeta işgal etmiş duruma
geliyor.
Çin son onbeş yıldan beri sanayisini devlet desteğiyle çok güçlü hale
getirdi. 1990’lı yılların ortasında Çin Komunist Partisi ülkedeki
binlerce müteşebbisi bir araya toplayarak, “ihracat amaçlı üretimin
teşvik edileceğini, sanayicilere 100 milyon dolara ulaşan faizsiz kredi
vereceğini” deklere etti.
Plan gerçekleşti. Kredi alanlar devlet desteğiyle yüzde 98.5 oranında
başarı sağladılar. Başarılı olamayan yüzde 1.5’luk kesimin ise zaten
bütün içerisinde önemi yoktu.
Çin Hükümeti, üreticiden vergi almadı.
SSK primi almadı, elektrik parası almadı.
Su parası almadı.
Bütün bunların üzerine bir de “kredi desteği” sağladı.
Sonuçta Çinli müteşebbis “rekabet edilmesi çok zor olan maliyetlerle”
mallar üretmeye başladı.
Tekstilden cama, halıdan elektroniğe binlerce ucuz mamül, dünya pazarını
ve tabi Türk pazarını istila etti.
Türk pazarına giren Çin Mallarını fiyatı dudak uçuklatan boyutta.
Bir ithalatçı dostum, Çin’den getirdiği kravatı 1 dolara mal ettiğini
söyledi.
Türkiye’de en ucuz kravat maliyeti 6–7 milyon lira civarında.
Yerli televizyon kumandaları toptan 7–8 milyona satılıyor.
Görüştüğüm bir elektronikçi Çin malı kumandaların Türkiye’ye maliyetinin
1.5 milyon lira olduğunu (yaklaşık 1 dolar) söyledi.
Küçük bir çalar saatin Çin’den Türkiye’ye girişi 150 bin lira. (Yanlış
okumadınız!)
Türk malı bir TV kondansatörü 40 milyona alabilirsiniz ama aynı
kondansatörü “Çin malı olanı” 7–8 milyon civarında.
Böyle fiyatlarla rekabet etmek mümkün mü?
Bu fiyatlarla Türkiye’ye giren Çin malları çok yakın bir gelecekte Türk
sanayicisini ve ihracatçısını tamamen imha edecek.
Türkiye ise yanlış mali politikalarla üreticiyi sağılacak bir inek gibi
görüyor.
Bir mamüldeki dolaylı ve dolaysız vergilerin oranı yüzde 70’e ulaştı.
KDV’den ÖTV’ye kadar onlarca vergi binbir zahmetle üretilen mallara ur
gibi yapıştı.
Son iki yılda SSK taban ücreti yüzde 69, elektrik maliyeti yüzde 20,
fuel–oil maliyeti yüzd 62 artmış durumda.
Vergilerin artışı ise otomatiğe bağlanmış.
Böyle korkunç bir maliyet ortamında üretici neden üretim yapıp, ihracata
yönelsin?
Bu şartlarda üretim yapacak olan bir sanayici, 150 bin liraya saat ihraç
eden Çin ile nasıl rekabet etsin?
Çin, üreticisini sınırsız bir şekilde karşılıksız destekleyip ülkeye
korkunç bir döviz girdisi sağlarken, Türkiye, üretcisini korkunç şekilde
imha etme planlarını devreye koyuyor.
Bilinçli ya da bilinçsiz uygulanan bu politikalar, Çin istilası
karşısında Türkiye’yi korumasız, sedsiz bırakıyor.
Ha, şunu da ilave edelim.
Türkiye AB’nin ve Amerika’nın baskıları sonucu Çin mallarına gümrük
uyguluyor. Çin bu işinde kolayını buldu.
Dışarıya mal satacak olan firmalar bu işi Çin üzerinden değil, Tayvan ve
Hong Kong üzerinden yapıyor. Çin’in uydusu niteliğindeki Tayvan ve Hong
Kong da binlerce paravan şirket, Çin mallarını “Tayvan ve Hong Kong”
gümrüğünden dünyaya pazarlıyor. Bu Çin’in resmi destek politikasıın bir
parçası.
Dolayısıyla bugün Türkiye pazarında kaç milyar dolarlık Çin malı
dolaştığı dahi kesin olarka bilinmiyor.
Bu Çin istilasına karşı koymanın yolu Çin mallarını toptan yasaklayıcı
tedbirleri almak değil elbet. Çare Türk sanayisini, Türk sanayicisini
ölümcül vergilerden, SSK gibi prim virüslerinden kurtarmak.
Devlet olarak üretimi sınırsız bir şekilde destekemek.
Müteşebbisi devlet desteğiyle dünyada rekabet edebilir hale getirmek.
Milli ekonomiyi baştacı yapak.
Böyle yaparsanız on yıl içinde bugün Çin’in geldiği seviyeyi 5’e
katlarsınız.
Aksi takdirde Çin istilası ciğerinizi söküp alır.

Çin'in
istilası
ALİ BULAÇ
08.02.2006 ÇARŞAMBA
"Çin piyasaları istila etti" sözü tuttu.
Daha önce de bir vesileyle değinmiştim, bu, dünyaya Batı (Avrupa ve
Amerika) gözüyle bakmaktır. Neden "Amerikan, Alman veya İngiliz malları
piyasayı istila etmiş olmuyor" da, Çin'in malları "istila" ediyor?
Serbest piyasa ekonomisinin yürürlükte
olduğu bir dünyada herkes gibi Çin'in de mal ve hizmet üretme,
piyasalara girip diğerleriyle rekabet etme hakkı ve özgürlüğü vardır.
Çin, üretim maliyetini ucuza getirip rekabet ediyor: Bu sene Türkiye'den
140 bin kişi hacca gitti. Diyanet İşleri Başkanlığı, hacıların
çantalarını Çin'den temin etti. İç piyasada firmalar kapıyı 70-80 bin
YTL'den açarken, Çin yerinde teslim 7 dolardan çanta sattı.
Dünya nüfusunun yaklaşık beşte birine
sahip olan bu ülke, bugüne kadar çok da kaliteli sayılmayacak mallar
üretiyordu, bu yüzden "piyasayı Çin malları istila etti" derken, biraz
da "hayatın kalitesi düştü, zevkler ucuzladı" denmek isteniyordu. Ancak
Çinliler, şimdi hem kaliteyi yükseltmeye hem de markaya yönelmeye
başladılar, yani Çin'in tazyiki karşısında kaliteli ve markalı mal
üretimine yönelip kendine ait alanlar açmaya çalışan Türkiye gibi
ülkeler, bir kere daha Çin'in nefesini enselerinde hissediyorlar.
Çin, talebe konu olan her ürünü üretiyor.
Din, kültür, gelenek farkı gözetmeden, hatta tam aksine din, kültür ve
gelenek çerçevesinde talep yaratmaya, inancın yaşanmasına vesile olan
objeleri piyasa metaı haline getirmeye çalışıyor. Mesela beş vakit ezan
okuyan ve kıbleyi gösteren saatten tutun son derece kullanışlı
-dikişsiz, yapışkanlı- ihrama veya çocukların namaz sûrelerini
kolaylıkla kendi başlarına öğrenebilecekleri oyuncaklara kadar.
Anlaşılan Çin, talep olsun da ne olursa olsun anlayışı içinde kendini
salt üretime ve satışa adamış. Deyim yerindeyse üretimkolik-satışkolik
bir ruh hali bu. Devasa nüfusu, siyasî rejimi ve devlet olarak kendisine
tayin ettiği hedefler bakımından Çin dev adımlarla ilerliyor. Yıllık
büyüme oranı belli bir istikrarı koruyor. Dünyanın her tarafında Çin
mallarına büyük bir talep var. Bugüne kadar sadece mallarını göndermekle
yetinen Çin, şimdi bizzat piyasanın göbeğinde kendini temsil ediyor,
mekan tutuyor. En son Çinliler, Dubai'de bütün bölgeye hitap etmek üzere
6 bin kişilik bir "Çin kasabası" kurdular. Bu kasabada sadece Çin
malları pazarlanmayacak aynı zamanda stok da yapılıp çeşitli noktalara
dağıtılacak. Kasabanın nüfusunun tamamı Çinlilerden oluşuyor. Türkiye'de
benzer girişimleri var, noktasal satış merkezleri kuruyorlar, Harbiye'de
çinilerini pazarlamaya başladılar bile. Şimdiden kendimize sormamız
gereken bir sual çıkıyor karşımıza: Çin'in bu "müthiş ilerleyişi"nin
tahmin edilebilir sonuçları neler olacak? Bu soru hem uluslararası
sistem hem de bizim kendimizi ve Batı modernleşmesini idrakimizle ilgili
görünüyor.
Hatırlanacağı üzere, 20. yüzyıl boyunca
bizim gibi "kalkınma yolunda olan ülkeler" bir "Japonya fenomeni"
yaşadı. Hayranlıkla izlediğimiz Japonya, her yıl biraz daha "gelişti",
özellikle yüzyılın yarısından itibaren dev adımlarla "ilerledi".
Sağcı-muhafazakâr ve dindar kesimler, modernleşmeyi biçimsel
devrimlerden ve radikal-otoriter yöntemlerin dayatılmasından ibaret
sayan Batıcıları suçlamak istediklerinde Japonya onlar için bulunmaz bir
örnekti: "İşte Japonya, milli kültür ve geleneklerini muhafaza ederek
ilerledi, bilim ve teknolojide Batı'yı yakaladı!"
Japonya'nın maddi kalkınma yolunda önemli
mesafeler kat ettiği doğruydu, sahiden kendine özgü bir "ulusal kültür"
ürettiği de doğruydu, bu kültür onu her şeyin özünü başarıyla taklit
edip seri üretime sokmaktan ibaretti, ama kendine ve tarihsel
kaynaklarına özgü bir kültür geliştirdiği ve hele "aslî geleneklerini
koruduğu", yani Japonya kaldığı tartışmalıydı.
Bu, şimdi dev adımlarla ilerlemekte olan
Çin için de söz konusudur. Bu konuya devam edeceğiz.
|