HÜR

GÖKBAYRAK

DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ

 

 

 

 

HÖR

KÖKBAYRAK

SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ

  

    Anasayfa

 

    M.E BATUR 

         MAKALELERİ

         2008

        2007
       
2006

        2005
       
2004
       
2003
       
2002

        2001
       
2000

 

Mehmet Emin Batur'un Günlük Makaleleri

 

Gazetesi

AĞUSTOS  2006

LÜBNAN’DA VE DOĞU TÜRKİSTAN’DA AYNI VAHŞET

30.08.2006

 

Ülkelerini ve istiklallerini düşman elinden geri alabilmek uğruna mücadele eden insanların, Milletler arası platformlarda dertlerini dile getirme ve kaybedilen haklarını siyasi girişimlerle elde etme şansları kalmadığında son ve tek çıkar yolları olan silahlı mücadele kesinlikle meşru sayılması gereken bir haktır.

Doğu Türkistan’da Çinliler, Çeçenistan’da Ruslar, Filistin’ de ise İsrail işgalci durumunda olan devletlerdir. Doğu Türkistanlıların, Çeçenlerin, Filistinlilerin ve dünyanın diğer yerlerinde toprakları düşman işgali altında olan milletlerin işgalcilere karşı her yolla vermekte oldukları mücadelelerini terörizmle özdeşleştirmek ise, hataların en büyüğü olup, açıkça işgalcilere arka çıkmaktır. Özellikle de “11 Eylül” dönemecinden sonra daha da yaygın hale gelen “Uluslar arası Terörizmle Mücadele” küresel güçlerin ellerine geçirdikleri önemli bir koz olup, dünyadaki Türk-İslam düşmanı devletler tarafından, ülkelerinin bağımsızlığı ve halklarının İstiklali için mücadele vermekte olan milletleri dünya kamuoyuna doğrudan potansiyel terörist olarak kabul ettirilmeye çalışmalarının bahanesi oldu

Uluslar arası Terörizmle Mücadelede,  “terör” ve “terörizm”in tanımı doğru yapılarak mücadeleye katılan ülkeler bu tanım üzerinde mutabık kalmalı ve ona göre bir mücadele sürdürülmeye çalışılmalıdır. Çünkü, istismara açık bir kavram olan terörizmle mücadeleyi ilk önce Çinliler istismar ettiler. Sözde “Terörizmle mücadele ediyorum” diyen işgalci Çin, 1949 yılından beri işgali altında tuttuğu Doğu Türkistan halkı üzerindeki baskı, şiddet, asimilasyon, tutuklama ve öldürme faaliyetlerine hız verdi. Doğu Türkistanlı gençleri sudan bahanelerle tutuklayıp zindanlara attı. Onların akıbetlerinden bir daha haber alınamadı. Doğu Türkistan’daki aydın zümreyi ve halk içinde sözü dinlenir olan saygın şahsiyetleri gece baskınları ile evlerinden alarak götürüp çeşitli suçlar isnat etmek suretiyle ya idam ettiler, yada bir daha çıkartılmamak üzere Çin zindanlarına attılar. Bunlara paralel olarak ta dış ülkelerde yaşamakta olan Doğu Türkistanlılara yönelik olarak bulundukları ülkelerin hükümetlerine karşı siyasi baskı yapmak suretiyle ve sözde ticari kozlarını kullanarak sindirme ve sınır dışı ettirme gibi insanlık dışı sinsi faaliyetler içine girdiler…

Büyük Orta Doğu Projesi (BOP)ni bir an evvel gerçekleştirme peşindeki küresel güçlerin ve onun taşeronu ülkelerin Lübnan’da meydana getirdikleri facia ve masum  insanlara  yönelik katliamlar, insani duygularını henüz kaybetmemiş olan bütün insanlar üzerinde büyük bir infial, dehşet ve nefret’e yol açtı. Türkiye’nin yanı başında yaşanan bu vahşet dolu olayların görüntüleri kolaylıkla dünyaya yayılabildi. Günlerce, haftalarca Türkiye’de ve dünyanın değişik ülkelerinde ABD, İsrail ve onların yandaşı olan ülkeler aleyhinde protesto eylemleri yapıldı…

Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’da tam 57 yıldır Lübnan’dakine benzer katliamlar ve hatta daha da fazlası yıkımlar yaşanmaya devam ediliyor. Fakat Çin’in dünyaya karşı uyguladığı sinsi politikaları sebebiyle yeteri kadar haber alınamıyor, tepki de gösterilmiyor.

1956 yılında Merhum liderlerimizden Mehmet Emin Buğra’nın Doğu Türkistan’ın uğradığı facia karşısında tepkisiz davranması ve işgale açıkça göz yumması sebebiyle “Kefen hırsızları” olarak tanımladığı BM örgütünün bu güne kadar yapısında bir değişikliğin söz konusu olmadığı ve yine Lübnan’da karşılaşılan vahşet karşısında da çifte standart bir tutum sergilediği görülmektedir.

Bu örgütün artık, “Büyük projeleri”(!)olan devletler tarafından ciddiye alınmadığı ve işlevini yitirdiği bir kez daha tescillenmiş oldu. Böyle bir örgüt istedi diyerek Lübnan’a Türk askeri göndermek bilmem ne kadar doğru bir karar olur?

 

MAZBUT BİR GENÇLİĞE OLAN HASRETLİĞİMİZ  

28.08.2006

           

Samimiyetin yerini sathilik, sadakatin yerini adam satma, yiğitliğin yerini kalleşlik, delikanlılığın yerini züppelik, şahsiyetli olmanın yerini yalakalık, dürüst olmanın yerini sahtekarlık ve rüşvetçiliklerin  aldığı ve daha burada saymakla bitirilemeyecek kadar zıt kavramların adeta iç içe girdiği bir dönemde yaşıyor olmamızın talihsizliği canımızı sıksa da . Hiç olmazsa 1960’lı, 1970’li yılları da yaşamış olan bir kuşağa mensup olmamız bizleri bir parça olsun teselli etmektedir. Çünkü, 1980 öncesinde çatışmalar ve kamplaşmalar vardı ama, her kesin kim olduğu nerede durduğu da belli idi. Kim olursa olsun sahip olduğu ideolojisini açıkça savunabiliyor, sonuçlarına da katlanıyordu. Günümüzde ise, kim kimdir? Bu gün burada olan yarın nerededir hiç belli değil. Bizlerin eski ile yeniyi bir nebze olsun karşılaştırarak teselli bulma şansımız bulunuyor. Ama, toplumda giderek yayılma eğilimi gösteren kokuşmuşluğun, ahlaksızlıkların ve Türk milletinin fıtratına tamamen aykırı, örf-adet, gelenek ve görenek fukaralığının katlanılamaz atmosferi içinde doğan ve yaşayan bir neslin ise, bizler gibi karşılaştırmalı teselli bulma kaynağı ya da şansı bulunmuyor.

 Zira, günümüzde bütün olumsuzluklar günlük yaşamımızın bir parçası ve çok normal olgular olarak dayatılmaya ve kabul ettirilmeye çalışılmaktadır.

Yıllardan beri sistematik olarak Türk milletine empoze edilmeye çalışılan “Dün dündür, bu gün bugündür” dönekliğinin, özellikle bütün dünya milletleri tarafından sözünün eri ve mert olma vasfı ile tanınan Türk milletine ve yetişmekte olan nesillerimize verdiği ve vermekte olduğu zararlar tahmin ve tarif edilemez oranlardadır.

Bu sebeple, tevellütleri 1980 yılı ve sonrasına ait olup, yaşam tarzı, giyim kuşamı, saygı-sevgi kavramına olan sadakati,öğrenme merakı, milli ve manevi değerlere olan samimi bağlılığı, geçmişi ile barışıklığı ile toplum içerisinde kabul görmüş gençlere rastladığımda içimde, o genci alnından öpüp, tebrik etme duygusu uyanır.. Ne mutlu o ebeveynlere ki; adam gibi adam yetiştirmenin neredeyse imkânsız hale gelmekte olduğu, adeta mayın tarlasını andıran bir ortamda Allah’ın kendisine emaneti olan o cevherleri tertemiz muhafaza ederek toplumumuza kazandırmaya muvaffak olmuşlardır. Türk milletinin fıtratına ve ihtiyaçlarına uygun tarzda bir eğitim ve öğretim imkânı sunmayı devamlı olarak tehir eden ya da beceremeyen hükümetler, daha Anadili olan Türkçe’nin mantığını kavrayamayan çocuklarımıza yabancı dil dayatmak suretiyle,  İngiliz, Fransız ve Alman vs. gibi düşünme ve cümle kurmaya zorlamaktadır. Üstelikte, onlarca yıldır yeni nesillerimize, “değişim” diyerek geçmişini inkar etmeyi, “çağdaşlık” adına hep hayranlık duyduğumuz(!) batının “beraber yaşama” adını verdiği evlilik dışı rezilliklerini ve her türlü ahlak dışılıklarını ithal etmeye devam ediyor…

Böylesine boz-bulanık bir ortamda imkansızlıklar içerisinde imkan üreterek çocuklarına biraz daha kaliteli eğitim aldırmak isteyenlerin ise işleri oldukça zor.. Sistemin önlerine çıkardığı ucube engeller bir yana, bir de 1940’lı yılların “Milli Şef” dönemi kalıntısı zihniyetine sahip bazı yarı aydınların, “Gelecek nesillerin hayatlarını ipotek altına alacak irade beyanları ve dini dayatmalarının önü alınmalıdır.” Şeklindeki hezeyanları, açıkça “yangına körükle gitme” sözünü fiiliyata geçirilmesi olup, Türk gençliğinin geleceğine asıl bu zihniyet pranga vurmakta ve ipotek altına almaya çalışmaktadır.

AB Uyum Yasaları çıkartabilen, Yabancılara toprak satmakta oldukça mahir davranan, İşsizliği katmerleştirebilen, “Alt kimlik, Üst kimlik”, “Türk değil Türkiyelilik” deyimlerini ortaya atarak milli birlik ve bütünlüğümüze gölge düşüren bu hükümet nasıl başarır bilemem ama, acilen Milli Eğitim Sistemimizin yapısını Türk çocuklarının fıtratına uygun hale getirmenin ve millet olarak yaşamakta olduğumuz milli erozyonun önüne geçmenin formüllerini bulmak zorundadır.         

 
 
Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi  hurgokbayrak@kaynet.net adresine gönderin
Telif Hakkı © 2000-2004
HÜR GÖKBAYRAK
       Site içeriğinin (metin ve grafikler) tüm kullanım haklarını
BEN TÜRK'ÜM DİYEBİLENLER
Kaynak Göstererek Kullanabilir
 
Son Değiştirilme Tarihi:
03.07.2008
 Tüm Hakları Saklıdır.
  İnternet Explorer ve 1024 X 768 piksel çözünürlülükte rahat izleyebilirsiniz