|
Hoten
Vilayetinde 14 Uygur Çinli Bir Patron Tarafından Zehirlenerek
Öldürüldükten Sonra Toprağa Gömüldü
30.12.2006
İsminin açıklanmasını istemeyen
bir Uygur’un Doğu Türkistan’dan “Doğu Türkistan Enformasyon
Merkezi”ne doğrudan bildirdiğine göre, bu yıl Kasım ayının
20’sinden sonraki günlerde Aksu’nun Şahyar nahiyesine bağlı
Döngkotan köyünde ikamet eden bir Çinli, kabala aldığı ekili
alanlarda çalıştırmakta olduğu Hoten’li 14 Uygur’u zehirleyerek
öldürdükten sonra cesetlerini greyderle kendi evinin yakınlarına
gömmüştür.
Olay şöyle cereyan etmiş
bulunmaktadır: Şahyar’ın Döngkotan köyündeki bir Çinli bu yıl
(2006) Mayıs ayının ortalarında Hoten’den gelen 14 Uygur’u
ırgatlık için tutmuş olup, onları kendisinin ekili alanlarında
çalıştırmıştır. Bu işte kasım ayının sonlarına kadar çalışmış
olan Uygur işçiler işlerini bitirip yurtlarına dönecekleri
sırada söz konusu Çinliden ücretlerini istemişler, Çinli patron
onlara “paralarınızı yarın vereyim, sizleri bu gün misafir
edeyim” diyerek onları alıkoymuş ve o gün iki keçi keserek
ziyafet hazırlamıştır. Yemekten hemen sonra Uygur işçiler birer,
birer ölmüşlerdir. Çinli onları derhal greyderle evinin
yakınlarına gömmüştür. Fakat Çinlinin komşuları bu durumu
sezinleyip polise haber vermiş olduklarından dolayı olay ortaya
çıkmıştır.
Şu anda bu cinayet inceleme
safhasında olup, yankılanmalara göre söz konusu Çinli patron,
çalıştırdığı 14 Uygur’un ücretlerini vermek istemediğinden
onların yemeklerine zehir karıştırarak ölümlerine sebebiyet
vermiştir.
“Doğu Türkistan Enformasyon
Merkezi” bu konudaki haberleri aldıktan sonra olayın asıl
cereyan ediş biçimi hakkında kesin delil ve malumatlara ulaşmaya
çalışmaktadır.
Uygurcadan Tercüme Eden:
Mehmet Emin Batur
"TÜRK KÜLTÜR
GECESİ"NDE
DOĞU TÜRKİSTAN VE
İSTİKLĀL GAZETESİ
SERGİSİ AÇILDI
25 Aralık 2006
tarihinde;
Avusturya
Dornbirn’de faaliyet gösteren Türk ve Türk-Avusturya Dostluk
Derneklerinin düzenlemiş oldukları Türk Kültür Gecesine üçbinden
fazla misafir katıldı.
Bu geceye katılan misafirler
ağırlıklı olarak Avusturya, Almanya, İsviçre ve Fransa’dan
geldiler.
Avusturyalılarında ilgi
gösterdiği bu gecede "Doğu Türkistan ve İstiklâl Gazetesi
Tanıtım ve Bilgilendirme Sergisi" de açıldı.
Bu sergiyi çok sayıda Avusturyalı
ve Avrupa Türkü ziyaret etti. Sergi görevlileri Kemalettin Batur
ve Ali Yüksel bu yoğun ilgi karşısında Doğu Türkistan’la ilgili
soruları cevaplandırmaya çalıştılar. Doğu Türkistan’ da yaşayan
Uygur Türklerinin uğramış olduğu zulmü öğrenen insanlar Çin’i
lanetlediler.
Doğu Türkistan Türklerinin
vermekte oldukları bağımsızlık mücadelesine katkıda bulunmanın ifadesi
olarak Avrupa da yaşayan Türklerden yüzlercesi
İstiklâl Gazetesine abone oldular.
İstiklâl Gazetesi yazarlarından
ve Avrupa Temsilcisi Sayın Şen Ozan’da sergiyi ziyaret ederek
çalışmaları bizzat yerinde takip etti.
İstiklâl Gazetesi
Biberach Temsilcisi
Ali Yüksel
DOĞUMUNUN 1000. YILINDA
“KASGARLİ MAHMUT
VE DOĞU TÜRKİSTAN” SEMPOZYUMU DÜZENLENDİ

Düzenleyen: Doğu Turkistan Vakfı
Tarih: 15-16 Aralık 2006
Yer: Vefa Anadolu Lisesi Konferans
Salonu
Dedeefendi Cad. No: 5 Şehzadebaşı
– İstanbul
Açılış- Saat: 10.00
-
Saygı Durusu ve İstiklal Marşı
-
Açış Konuşması – E. General M.
Rıza Bekin (Vakıf Başkanı)
-
Protokol Konuşmaları
-
13.00-14.00 Öğle Yemeği
PROGRAM

I. Oturum 16 Aralık 2006 Cumartesi – Saat: 14.00-15.15
Oturum Başkanı: Prof. Dr.
Abdulkadir Donuk
Konuşmacılar:
- Prof. Dr. Gülçin
Candarlıoğlu; “Kaşgarlı Mahmut’un Türbesi ve Bugünkü Kaşgar”
- Prof. Dr. Zekeriya
Kitapçı; Kaşgarlı Mahmut’taki Türklük Realitesi ve Onu
Yetiştiren Kasgar Uygur Çevresi”
- Prof. Dr. Nadir Devlet;
“Küreselleşen Dünyada Ezilen Türk Toplulukları”
- Doç. Dr. Alparslan
Ceylan; “Doğu Anadolu’dan Türkistan’a Bakış”
- Yrd. Doç. Dr. Selçuk
Solakoğlu; “Türkiye-Çin İlişkilerinde Doğu Turkistan Sorunu”

II. Oturum 16 Aralık 2006 Cumartesi – Saat: 15.30-16.45
Oturum Başkanı: Prof. Dr.
Mahmut Kaşgarlı
Konuşmacılar:
- Prof. Dr. Metin
Karaörs; Divan-i Lügat-it Türk ve Türkçede Fiillerin Çekimi”
- Doç. Dr. Alimcan
İnayet; Divan-i Lügat-it Türk’te Gecen CIN terimi üzerine”
- Yrd. Doç. Dr.
Ahmet Tosoy; “Kaşgarlı Mahmut ve Doğu Turkistan’dan Adalar
Denizine Selçuklular”
- Abdullah Bakir;
“Doğu Türkistan’ın Türk Kültür Tarihindeki Önemi”
- Veli Gül;
Divan-i Lügat-it Türk’te Avcılıkla İlgili Terimler
III. Oturum 17 Aralık 2006 Pazar – Saat: 11.30-13.00
Oturum Başkanı: Prof. Dr.
Gülçin Candarlıoğlu
Konuşmacılar:
- Prof. Dr. Ahmet
Taşağıl; Dokuz Oğuzlar ve Uygurların Menşei”
- Prof. Dr. Salih
Aynursal; Cin’in Doğu Turkistan Politikası”
- Doç. Dr.
Abdulvahap Kara; Divan-i Lügat-it Türk’ü Bulan Ali Emiri
Efendi’nin Hayati ve Şahsiyeti”
- Dr. Bilge Donuk;
“Kaşgarlı Mahmut ve Spor”
- Mehmet Gürlek;
Divan-i Lügat-it Türk’te Gecen UFLUS İsimleri Üzerine

IV. Oturum 17 Aralık 2006 Pazar – Saat: 10.00-11.15
Oturum Başkanı: Prof. Dr.
Prof. Dr. Salih Aynursal
Konuşmacılar:
- Prof. Dr. Mahmut
Kaşgarlı; “Divan-i Lügat-it Türk ve Günümüz Uygur Türkçesi”
- Prof. Dr. Kemal
Göde; “Doğu Turkistan’daki Uygur Devleti ile Anadolu’daki
Eretnali Devleti’nin Hatırlattıkları”
- Dr. Ahmet Türköz;
‘Doğu Turkistan ve Kazakistan”
- Ömer Kul; “Doğu
Türkistan’da Gençlik Hareketi ve Bunun İstiklal Mücadelesine
Etkisi”
- Zemira Hamidova;
“Divan-i Lügat-it Türk’te Bahar Üzerine Yazılan Şiirler”
Foto: http://www.turkistanim.org/
Ucuz Çin
ayakkabısı 50 fabrika kapattırdı

04.12.2006
Ucuz
ithal ayakkabılar ayakkabı sektörünü vurdu. Geçen yılın 10
ayında 300 milyon dolar olan ithalat, bu yıl 450 milyon dolara
çıktı.
Yüzde 80’i Çin ve Uzakdoğu’dan
yapılan ithalat yüzünden sadece İstanbul’da 50 fabrika kapandı.
Konya’da 2 bin imalathanenin 800’ü üretim yapabiliyor.
Türk ayakkabı sektörü, ucuz Çin
malları yüzünden krize girdi. 2005’in ilk 10 ayında 300 milyon
dolar olan ithalat, bu yılın aynı döneminde 450 milyon dolara
yükseldi. 2006 sonunda ithalatın 500 milyon doları bulması
bekleniyor. Yüzde 80’i Çin ve çevresindeki ülkelerden yapılan
450 milyon dolarlık ithalat, sektörde 50 fabrikanın kapanmasına,
200 bin kişinin de işsiz kalmasına neden oldu. Üstelik imalatı
bırakanlar da ithalata başladı.
BEŞ YILDA YÜZDE 600 ARTTI
Türkiye Ayakkabı Sanayicileri
Derneği Başkanı Ali Murad Kızıltaş, sektörün 400 milyon çift
olan üretim kapasitesinin 160 milyon çift civarına gerilediğini,
Anadolu’daki küçük işletmelerin ithalattan daha ağır darbeler
aldığı söyledi. Kızıltaş, “Son beş yılda ayakkabı ithalatında
yüzde 600 gibi inanılmaz bir oranda artış oldu. Derneğimizin 205
üyesi var. Markalaşanlar henüz bir sorun yaşamıyor. Ancak ithal
ürünlerle rekabet edemeyen 50 üyemiz fabrikasını kapattı. Çoğu
ithalata başladı. İstanbul’da kapanma oranı yüzde 25. Anadolu’da
bu oran yüzde 50’yi buldu. Durum giderek kötüleşiyor” diye
konuştu.
ASIL SIKINTI
ANADOLU’DA
Ayakkabı sektöründe tüm Türkiye
genelinde istihdamın 400 binden 200 binlere gerilediğini
hatırlatan Kızıltaş, başta Konya ve Manisa olmak üzere gibi
illerde ucuz üretim yapan imalatçıların büyük sıkıntıda olduğunu
vurguladı. Kızıltaş, “Bu iki şehirde kapanma oranı yüzde 50’yi
buldu. Sadece Konya’da 2 bin imalatçıdan sadece 800’ünün
üretimine devam edebildiği söyleniyor” dedi.
Ayakkabı ithalatının ihracatı
ikiye katladığını da anlatan Ali Murad Kızıltaş, 2006’nın ilk 10
ayındaki 450 milyon dolarlık ithalata karşılık 210 milyon
dolarlık ihracat yapıldığını vurguladı. Kızıltaş’ın verdiği
bilgiye göre ayakkabı ithalatı 2004 yılında 21 milyon çift iken,
2005 yılında 30 milyon çifti buldu. Bu yıl sonunda rakamın 45
milyon çifti bulması bekleniyor.
İTHALAT İHRACATI 2’YE KATLADI
Ali Murad Kızıltaş’ın verdiği
bilgiye göre, ayakkabı ithalatı, ihracatı ikiye katladı. İthal
ayakkabılara getirilen vergi uygulamasının çok etkili
olamadığını belirten Kızıltaş, “Ayakkabı ithalatına Ağustos ayı
itibarıyla suni deri olanlarda 2 dolar, deri olanlarda ise 3
dolar vergi getirildi. Ancak o kadar ucuza mal getiriliyor ki
verginin hiçbir caydırıcılığı kalmıyor. 4-5 dolara ithal edilen
ayakkabılar kış sezonu başlarken 30-40 YTL’ye satılıyor. Bazı
dükkanlarda ve seyyar yerlerde ise 8-10 YTL’ye ucuz ithal
ayakkabılar var” dedi.
AB ek vergi
Avrupa Birliği (AB) ülkeleri de
Çin’den yapılan ayakkabı ithalatından şikayetçi. AB’de deri
ayakkabı ithalatı önceki yıl yüzde 320 artarak 950 milyon çifte,
Vietnam’dan yapılan ithalat da yüzde 700 artışla 120 milyon
çifte ulaştı. İtalya başta olmak üzere birçok Avrupalı ayakkabı
üreticisi AB Komisyonu’na şikayette bulundu. Komisyon, “damping”
soruşturması başlattı. Bu süreçte Çin ve Vietnam Avrupa ayakkabı
pazarında paylarını artırmaya devam etti. AB’nin, 2005 ithalatı
Çin’den 1 milyar 200 milyon, Vietnam’dan da 265 milyon çift
ayakkabıya ulaştı. Ekim ayında, 2 yıl süreyle Çin ayakkabılarına
yüzde 16.5, Vietnam’a da yüzde 10 antidamping uygulaması
başlatılmasını kararlaştırdı.
TAKLAMAKAN ÇÖLÜNÜN İÇ KISIMLARINDA YENİ GÖL VE GÖLETLER
KEŞFEDİLDİ
02.12.2006
ETIC

“Tiyanşan(Tanrıdağı) İnternet
Sitesi”nin verdiği habere göre, Doğu Türkistan’ın Çarkalık
nahiyesi sınırları içerisinde, Taklamakan çölünün batı kıyısında
yeni göl ve göletler keşfedilmiş olup, gölün manzarasının ve
çevresinin büyüleyici bir güzelliğe sahip olduğu öğrenildi.
Çarkalık nahiyesinin
hâkimi Yasin Abdurehim’in bildirdiğine göre, bu göller yerli
halk tarafından bu yakınlarda keşfedilmiş olup, bunların
arasından ancak 10 göle insanlar ulaşabiliyorlar. Bazı
göllerin derinlikleri de 7-8 metre derinliğinde.
Henüz haritada bile
yer almayan ve çoğunluğuna insan ayağı dahi basmayan bu göllerin
çevresinde 10 küsur türde bitki yer almakta olup, bu gölde Beyaz
Kuğu, Yabani Kaz, Yabani Ördek ve Turna gibi kuş türleri ve
etrafındaki ormanlarda tilki, geyik ve benzeri yabani hayvanlar
yaşamakta.
Hükümet birimlerinin ilk
tahminlerine göre, Taklamakan çölünde yeni keşfedilen bu göl ve
göletlerin etrafını saran ıslah edilmemiş olan ormanların
yüzölçümünün 540 bin hektar olduğu öğrenildi. Bu göllerin en
yakını da Çarkalık nahiyesine 90 küsur kilometre mesafede
bulunuyor.
Şimdiye kadar bu göllerin
etrafında insanların çiftçilik ve hayvancılıkla uğraştıklarına
dair hiçbir ize rastlanılmadı.
Uygurcadan Çeviren: Mehmet Emin
Batur
ÇİN SAĞLIK
BAKANLIĞININ İTİRAFI
01.12.2006
“Hastanelerde
başka hastalara nakledilmekte olan vücut organlarının ekseriyeti
ölüm cezasına çarptırılan ve kurşuna dizilerek öldürülen
hükümlülere aittir.”
“Almanya Dalgaları “ Radyosunun
verdiği habere göre, Çin Sağlık Bakanlığının bakan yardımcısı
Huang hao fu, “Uluslararası Organ Nakli Tıp Toplantısı”nda
yaptığı konuşmada, Hastanelerde başka hastalara nakledilmekte
olan vücut organlarının ekseriyetinin ölüm cezasına çarptırılan
ve kurşuna dizilerek öldürülen hükümlülere ve çeşitli trafik
kazalarında ölenlere ait olduğunu itiraf etmiştir.Huang
Hao Fu bu konuda Çin hükümetini savunarak “Biz organ nakli
operasyonları öncesinde ölüm cezasına çarptırılan mahkumların
yada onların aile efratlarının iznini almaktayız.”demiştir.
Yukarıdaki
haberde, önceleri Çin hükümetinin uluslar arası insan hakları
teşkilatlarının bu konudaki kınamalarını sürekli olarak inkar
ede gelmekte olduklarına rağmen, Huang Hao fu’nun ölüme mahkum
edilen mahpusların organlarını ameliyatla aldıklarını itiraf
etmeye mecbur olmasına, İngiltere Radyo şirketinin muhabiri ile
dış ülkelerdeki Falungong teşkilatlarının bu konuda
gösterdikleri açık ve net delillerin sebep olduğu beyan
edilmiştir.
Mesela İngiliz
radyo şirketinin bir muhabiri, Çin’in Tian jin şehrindeki bir
hastanede yürütülen organ nakli ameliyatlarını gizli kamera ile
kaydetmiş ve yine, hastane sorumluları ile görüşerek babasının
hasta olduğunu ve bir böbreğe ihtiyacının olduğunu söylediğinde,
Hastane görevlisi ona, “Eğer Hong-Kong’daki malum bir hesaba 32
bin Euro yatırırsanız birkaç hafta içerisinde bir böbrek
bulabilirsiniz” diyerek garanti vermiştir. Muhabir onlardan “Bu
böbrek ölüm cezasına mahkum edilenlerin böbreği mi?” sorduğunda
onlar kesin bir şekilde “Öyle, aslında bu iyi bir iş. Çünkü
böylelikle mahpus kendisinin işlediği suçun belli bir kısmının
bedelini ödemiş olur” diyerek cevap vermiştir.
Yine Amerika’nın
Los Encılıs kentinde yaşayan 69 yaşındaki zengin bir Çinli
göçmen Çin’in Guandong şehrine gelip buradaki bir hastanede
böbrek nakli ameliyatı yaptırmış ve bir böbrek için 40 bin dolar
ödemiştir. Bu kişinin hastaneden aldığı bilgilere göre,
kendisine nakledilen böbreğin yeni kurşuna dizilerek öldürülen
30 yaşında bir mahpusa ait olduğunu öğrenmiştir.
Bundan başka yine dış ülkelerdeki Falungong teşkilatları da,
Çin’deki bazı doktorların ve yetkililerin para kazanmak
maksadıyla özel olarak mahpusların organlarını alıp satma birimi
oluşturarak, organize bir şekilde suç işlemekte olduklarını, bu
birimin sadece kurşuna dizilerek öldürülen mahpusların
organlarını değil, hatta henüz öldürülmemiş olan mahpuslarında
vücut organlarını da dış ülkelere fahiş fiyatlarda satmakta
olduklarını delillerle ifşa etmişlerdir.
Mezkur makalede
beyan edildiğine göre 80’li yılarlıdan bu yana Uluslar arası
İnsan Hakları Teşkilatları Çin’in adliye birimleri ile
hastanelerini “Ölüm cezası verilen mahpusların onayını almadan
onların vücut organlarını fahiş fiyatlara satmaktadırlar.”
Diyerek kınamaktaydılar.
Günümüzde Çin’de
ölüm cezası verilerek kurşuna dizilmek suretiyle öldürülmekte
olanların sayısı, dünya genelinde uygulanan idam cezalarının
toplamından da daha fazla olup, Uluslar arası Af Örgütünün
bildirdiğine göre geçen sene Çin’de 1770 mahpus kurşuna
dizilerek öldürülmüştür. Fakat, Çin’in yasal birimlerinin
tahminlerine göre ise, her yıl kurşuna dizilerek öldürülenlerin
gerçek sayısının 8-10 bin civarında olduğu öğrenilmiştir.
“Almanya
Dalgaları” radyosunun bu makalesinde, Çin hükümetinin bu
konuda uluslar arası toplumu sürekli olarak yanılttığı, bir Çin
yetkilisinin söylediği ile diğer bir Çin yetkilisinin bir- biri
ile çeliştiği, daha bu yılın Nisan ayında Çin’in bir
yetkilisinin, Çin’de hastalara nakledilen organların çok
az bir bölümünün mahpuslara ait olduğu ortaya konulmuşsa da,
şimdi ise Çin’in Sağlık bakan yardımcısının tam tersini
söylemekte olduğu kaydedilmiştir.
Uluslar arası
İnsan Hakları Teşkilatının Hong-Kong’daki gözlemcisi olan Beklin
bu konu hakkında, “Önceleri Çin makamları mahpusların vücut
organlarını satma meselesinin tartışılması bir yana konu
edilmesini dahi yasaklaya gelmekteydiler.Çünkü bu mesele Çin’in
İnsan Hakları alanındaki mühim konulardan biriydi. Bu yüzden Çin
hükümeti ölüm cezası verilen ve vücut organları satılan
mahpusların gerçek sayısını dünyaya ilan etmesi gerekir” dedi.
Gerçi Doğu
Türkistan’da mahpusların organlarını alıp başkalarına satma
hadiselerinin ne zaman başladığı hakkında açık bir malumat
bulunmasa da, 90’lı yılların başlarından itibaren Ürümçi’deki
bazı merkezi hastanelerin idama mahkum edilerek öldürülen
mahkumların böbrek ve benzeri organlarını başka hastalara fahiş
fiyatlar karşılığında naklettikleri hakkındaki haberler
yayınlanmaktaydı.
Şimdi ise, bu tür
hadiseler tıpkı Çin’in içeri bölgelerindeki gibi Doğu
Türkistan’da da sıradan olaylar haline geldi ve organlarını
satanlar tamamen Çinli suçlulardan oluşmaktadır.
Her ne kadar
şimdiye kadar Uygur Siyasi mahpusların iç organlarının çalındığı
hakkında açık bir delil bulunmasa da, ölüm cezasına
çarptırılarak kurşuna dizilen bazı Uygur siyasi mahpusların aile
efratlarının Çinli ilgililerden cesedi teslim alıp
defnettiklerinde cesedin bazı yerlerinin ameliyat edilerek dikiş
atılmış olduğunu tespit ettikleri ile ilgili haberler toplum
arasında yaygın haldedir.
Uygurcadan Çeviren:
Mehmet Emin BATUR
Pakistan’ın Gilgit Bölgesinde Yaşamakta Olan Uygurlar

Kendilerinin Geleneksel Örf ve Adetlerini Muhafaza
Etmektedirler.
01.12.2006
Özel muhabirimizin bildirdiğine göre, Pakistan’ın Gilgit
bölgesinde yaşamakta olan Uygurların sayısı 700 kişi civarında
olup, bunların hepsi de 1949 yılında Doğu Türkistan’ın Çin
işgaline uğramasından sonra kaçarak buraya yerleşmişler.
Aslında onların sayısı 1500 kişiden fazla olup, 1997 yılında
Gilgit bölgesinde büyük kargaşalığın patlak verdiği sıralarda
buradaki Uygurların
Yarıdan çoğu Pakistan’ın İslamabat ve Lahor şehirlerine göç
etmişlerdir. Pakistan’da yaşamakta olan Uygurların çoğunluğu
Doğu Türkistan’ın Kaşgar ve Hoten vilayetlerinden gelmiş olup,
onların çoğu baba mesleğini devam ettirerek fırıncılık,
sebzecilik, saatçilik ve çeşitli ticari işlerle meşgul
olmaktadırlar. Onların yaşam seviyeleri de Pakistan’ın genel
durumu göz önüne alındığında orta halli sayılıyor.
Pakistan’da yaşamakta olan Uygurlar tarafından bir vakıf
kurulmuş olup, bu vakıf özellikle geçim sıkıntısı içindeki
Uygurlara ve Doğu Türkistan’dan gelen Hacı adayı Uygurlara
yardım etmeyi temel maksat olarak kabul etmişler.
Bu vakfın yardımları ile Pakistan’ın İslamabat şehrinde
Uygurlara özel misafirhaneler de kurulmuş olup, bu
misafirhaneler bünyesindeki yardım cemiyetleri de Doğu
Türkistan’dan gelen Hacılara ve zorlukları bulunan Uygurlara
karşılıksız olarak hizmet veriyorlar.
Pakistan’da yaşamakta olan Uygurların hemen hepsi de
kendilerinin örf, adet, gelenek ve görenekleri gereğince
yaşamlarını sürdürmekte olup, evlerde de kendi aralarında
Uygurca konuşuyorlar ve ana dillerini mükemmel seviyede muhafaza
etmişler. Ayrıca onlar yerli halkla evlenmeyip mümkün olduğu
kadar kendi aralarında evlilikler yapmaya çalışıyorlar.
Düğünlerini de tamamen Uygur kültürü muvacehesinde yapıyorlar.
Pakistan’da yaşamakta olan Uygurların özellikle de gençlerinin
milli duyguları güçlü olup, Doğu Türkistan’ın ve Uygurların
geleceği adına kaygılanan ve kafa yoranların sayısı da epey
fazla. Fakat Pakistan’ın haberleşme ve irtibat kurma teknolojisi
yeterince gelişmemiş olduğundan burada yaşamakta olan Uygurlar,
Doğu Türkistan davası hakkındaki gelişmelerden yeteri kadar
haberdar olamamaktadırlar.
|