HÜR

GÖKBAYRAK

DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ

 

 

 

 

HÖR

KÖKBAYRAK

SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ

  

    Anasayfa

 

    M.E BATUR 

         MAKALELERİ

         2008

        2007
       
2006

        2005
       
2004
       
2003
       
2002

        2001
       
2000

 

 

Gazetesi

Mehmet Emin Batur'un Günlük Makaleleri

MAYIS - 2007

       DÜNYA TÜRK BİRLİĞİ  BİR MECBURİYETTİR

30.05.2007

Dünya insanları için en önemli unsur hiç şüphe yo ki; Adalet, özgürlük ve barış içinde yaşayabilmektir. Dünyanın neresinde olursa olsun bu hayati kavramların bazı güçler tarafından ortadan kaldırılmaya çalışıldığı zamanlarda dünyada kargaşalıklar meydana gelmiş ve dünya savaşları da bu minval üzerine meydana gelmiştir. 1. ve 2. dünya savaşları sonrasında milyonlarca insanın ölmüş, bazı ülkelerde 50-100 yıl boyunca toparlanabilmesi mümkün olmayan facialar yaratmıştır.

O günlerdeki kargaşalıklardan istifade eden Rusya, Çin, Amerika ve İngiltere gibi dünya emperyalistleri bazı ülkeler üzerinde hâkimiyet kurarak bu ülkeleri kendilerine birer sömürge yapmışlardır. Bazıları da bu tahakkümlerini bu güne kadar sürdürmeye devam etmektedirler.

1. dünya savaşına dâhil olan ama 2. dünya savaşına katılmayan Türkiye gibi devletler de bu savaşa katılmamış olmalarına sevinemediler. Çünkü dünya savaşının etkileri bölgesel olmayıp bütün dünya devletleri üzerinde derin yaralar açmıştır.

21. Yüzyılın eşiğindeki dünyada dünya emperyalistleri yine boş durmamaktadırlar. Bu defa yöntem ve taktik değiştirerek yeni işgaller peşindedirler. Artık adım adım yaklaşmakta olan ve dünyayı tehdit eden savaşların adı “dünya savaşı” değil “petrol savaşları” olarak adlandırılması gereken izlenimler veriyor. Bilindiği gibi Petrol demek, bütün dünya devletleri için zenginlik, su, hava ve özgürlük anlamları taşımaktadır. Petrole sahip olmayan devletlerin gelecekleri de yok demektir. Bu sebeple dünyanın küresel güçleri yeni petrol bölgeleri arayışı içindedirler. Dolayısıyla da kan, gözyaşı ve yakıp yıkmalar pahasına ülkeler işgal edilmektedir. Bu duruma sadece seyirci, ya da bu küresel güçlere payanda olmayı yeğleyen ve “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” anlayışı içinde davranan ülkelerin ülke güvenlikleri de asla garanti altında değildir. O “yılan” günün birinde çıkarları söz konusu olduğunda en yakınındakilere bile mutlaka saldıracaktır.       

O meşum gün gelmeden önce tedbir alması gereken ülkelerin başında Türkiye ve Batı Türkistan Türk Cumhuriyetleri gelmektedir. 57 yıldır Doğu Türkistan’ı işgali altında tutan Çin doğudan batıya doğru Türk Cumhuriyetleri üzerinde “siyasi ve ekonomik işbirliği” adı altında bir taktik uygulayarak yaklaşıyor. Batıdan ise Rusya kaybettiği petrol kaynaklarını yeniden ele geçirebilmek için çemberi daraltıyor. Türkiye’nin güneyinden ise, Türkiye’nin “Stratejik müttefik” olarak kabul ettiği Amerikan emperyalizminin ayak sesleri duyulmaya başlandı. ABD neredeyse Türkiye’yi kendi eyaleti gibi görme gafletine düşmektedir.(Bunda elbette ki Türkiye’deki siyasi iktidarın zaafları ve teslimiyetçi davranışları büyük rol oynamaktadır.)

O halde ivedilikle yapılması gereken eylem, Türkiye’nin başını çektiği bir girişimle Batı Türkistan Türk Cumhuriyetleri ve bütün Türk toplulukları temsilcilerinin bir acil tedbir planı üzerinde çalışmaya başlamaları ve dünyadaki Türk düşmanlarının nasıl karşılayacaklarına bakmaksızın “DÜNYA TÜRK BİRLİĞİ” kurmak için ilk adımı atmalarıdır. Bilindiği gibi geçtiğimiz günlerde Kazakistan devlet başkanı Nur Sultan Nazarbayev bir adım atarak Kırgızistan’ı ziyareti sırasında Kırgızistan devlet başkanı Bakıyev ile “Orta Asya Devletleri Birliği” kurulmasının gerekliliği konusunda bir mutabakata vardılar. Bu girişim Türkiye’nin de ciddi bir biçimde desteklediği bir konsorsiyumla neden “Dünya Türk Birliği” yolunda bir çalışmaya dönüştürülmesin? Kaldı ki, içinde bulunulan dünya konjonktüründe Türklüğün ve Türk dünyasının karşı karşıya bulunduğu tehdit ve tehlikeler de göz önüne alındığında “DÜNYA TÜRK BİRLİĞİ”nin bir an evvel tesis edilmesi kaçınılmaz bir mecburiyet olarak kendisini gösteriyor.

 

DOĞU TÜRKİSTANLILARA İŞSİZLİK

VE EŞİTSİZLİK İŞKENCESİ

29.05.2007

Çin işgalcilerinin Doğu Türkistan halkı üzerinde uygulamayı sürdürdüğü ve türlü şekillerde icra etmekte oldukları soykırımlar, çeşitli bahaneler ileri sürerek yaptıkları katliamlar, devamlı olarak Çin’den getirilip yerleştirilen Çinli göçmenler vasıtasıyla yapılmakta olan asimilasyon, tarihte eşine rastlanılmayan bir biçimde sürdürülen ekonomik talan gibi insanlık dışı uygulamalar zaten Doğu Türkistan halkının başındaki en büyük belalardır.

Bunarın yanı sıra son yıllarda Doğu Türkistan Türklerinin içinde bulunduğu en büyük sıkıntıların başında işsizlik gelmektedir. Üstüne üstlük bir de Doğu Türkistanlı Çiftçilere tahakkuk ettirilen son derece ağır vergiler Çiftçilerin de ödeyemedikleri vergiler karşılığında topraklarını Çin hükümetine bırakmak zorunda kalması İşsizlik oranını daha da arttıran sebeplerdendir. Her geçen gün yoksullaştırılan Doğu Türkistanlı Çiftçilerin özellikle genç kızlarını, işsizliğin had safhalara ulaştığı Doğu Türkistan’dan “iş gücü fazlası” adı altında toplayıp Çin’in içeri bölgelerine götürerek zulmün en şiddetlisine tabi tutmaktadırlar.

Üniversite mezunu olan ve belirli branşlarda kendisini yetiştiren Doğu Türkistanlı gençler işsizlik sebebiyle ekmeğe muhtaç durumdayken Çin hükümeti Çin’den akın akın getirdiği Çinlileri en iyi yerlerde istihdam etmekte ve en güzel mekânlarda yaşamalarını sağlamaktadırlar. Bunun yanında son zamanlarda yeni bir uygulama daha başlatarak Cezaevlerinden çıkmalarına az bir süre kalmış olan Çinli hükümlülerin bile hapisten çıktıktan sonrası için iş anlaşmaları yapmaktadırlar.

“Tiyanşan (Tanrıdağı) haber sitesi”nde 25.05.2007 tarihinde yayınlanan bir haberde mayıs ayının 24’ünde öğleden sonra Hükümet birimlerinin organizasyonu ile 25 ayrı şirket, atölye ve fabrikaların sorumluları Ürümçi’de bulunan “Sinkiang(Doğu Türkistan) 4. Hapishanesi”ne gelerek bu hapishanede bırakılma öncesindeki 80’den fazla Çinli suçlu ile iş akdi imzalamışlardır.

Bu suçlular hapisten çıktıktan sonra yapılan iş anlaşmaları gereği ayda 2000 yuen maaşla çalışmaya başlayacaklar. Bu ücret Kaşgar ve Hoten bölgelerindeki Doğu Türkistanlı Çiftçilerin iki yıllık gelirlerine denk gelmektedir. Söz konusu Ürümçi hapishanesinde 3000’e yakın suçlu yatıyor olup, bu suçlular için Çin hükümeti özel eğitim kursları açarak bu Çinlilerin hapishane hayatı sonrası yaşamlarında mesleki sıkıntı çekmemeleri için de imkânlar oluşturmaktadırlar.   

Oysaki Türk mahkûmların hapishanelerdeki hayatları adeta bir cehennemi andırmaktadır. Hapse giren Doğu Türkistan Türkleri bırakın hapishane sonrası işe yerleştirilmeyi, hapisten sağlam olarak çıkabileceklerinden bile emin değiller. Bu yüzden tutuklanan Türkler eğer fırsat bulabilirlerse hapishaneye doğru giderlerken aile efradı ile bir daha görüşemeyeceklerini varsayarak vedalaşırlar.

Hapishanelerde günde 16 ila 18 saat arasında çok ağır işlerde çalıştırılan Türkler hastalanmaları durumunda asla tedavi edilmeyip ölüme terk edilmektedirler. Bazı Türk mahkûmlar aylarca asla zerre kadar ışık yüzü dahi görmemektedirler. Hapishanelerde şiddetli dayak ve işkence sebebiyle ölen Doğu Türkistanlı mahkûmlarda bulunmaktadır.

Şansları yaver gidip hapisten salıverilen Türk mahkûmlar ise salıverildikleri dakikadan itibaren kendilerini bir gölge gibi takip eden Çin polisleri yüzünden mahkûmiyetleri ikinci bir defa “gözünün üzerinde kaşın var” bahanesiyle tutuklanıp hapse atılacağı güne kadar devam etmektedir.

Bir millet için esarete duçar olmak bu olsa gerek. Kendi vatanında karşılaşılan bu aşağılanma, çok zengin doğal zenginliklere sahip olunmasına rağmen yoksulluk, sefalet içinde yaşamaya mecbur edilme ve gelecek nesillerinin bile yok edilme tehdidi altında olması bir insan için dayanılmaz bir cehennemden farklı olmasa gerek.  

    

“Orta Asya Devletleri Birliği” Kurulmalı mı?

26.05.2007

 İlk defa Orta Asya bölgesinde tarih sahnesine çıkan Türk milleti çeşitli devletler çatısı altında tarih tünelinde hayatiyetlerini sürdürmüşlerdir. Zaman içerisinde çeşitli sebeplerle de dünyanın başka bölgelerine göç eden bazı Türkler yerleştikleri bölgelere kök salarak oraları vatan edinmişler ve Gittikleri yerlerde yeni Türk devletleri kurarak dünya sahnesinde kendi varlıklarını kabul ettirmişlerdir.

Orta Asya bölgesindeki Türk devletlerinin varlığından devamlı olarak rahatsızlık duyan Rusya ve Çin aralıksız bir biçimde buradaki Türk devletleri üzerinde tahakküm kurma ve mümkünse tamamen ortadan kaldırıp, ezeli ve ebedi Türklerin ana yurtları olan toprakları kendi topraklarına ilhak etme girişimi içinde olmuşlardır.

Sonunda Rusya Lenin ve Stalin önderliğinde, büyük Türkistan’ın batısında yer alan Türk devletlerini işgal ederek yaklaşık yetmiş yıl boyunca batı Türkistan Türklerini boyunduruk altında tutmuştur. Fakat bu hâkimiyetleri 1990’lı yılların hemen başında Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla sona ermiş ve Batı Türkistan Türkleri bağımsızlıklarını ilan ederek hür birer Türk devleti olarak dünya devletleri ararsına dâhil olmuşlardır.

Çin’de, büyük Türkistan’ın doğusunda yer alan Doğu Türkistan’ı 1949 yılında işgal ederek bu Türk ülkesi üzerinde insanlık dışı katliam, soykırım ve talan politikasını bu güne kadar olanca hızı ile sürdürüyor.

Aradan geçen 15 yılı geçkin zaman içerisinde Doğu Türkistan Türkleri Batı Türkistan’ın Doğu Türkistan’ın da bağımsız olmasında çeşitli şekillerde rol oynayabileceği beklentisi içine girdi.

Fakat heyhat bir de baktılar ki, “dağ fare doğurdu” özellikle Kazakistan ve Kırgızistan devletleri Çin’in çıkarına faaliyet ve tutum içine girerek kendisine sığınan Doğu Türkistanlı gençleri, Çin tarafından anında boğazlanacağını bile, bile Çinlilere teslim etmeye başladılar. Kazakistan ve Kırgızistan devletlerinin Doğu Türkistanlı kan, can ve din kardeşlerine yönelik bu davranışlarının sebebini anlamak ise oldukça zor.

1996 yılında Çinlilerin başını çektiği “Şanghay Beşlisi”, daha sonra “Şaghay Altılısı” ve şimdilerde ise, “Şanghay İşbirliği Örgütü” olarak Özellikle Doğu Türkistan Türklerinin özgürlük mücadelesini engellemek ve Orta Asya bölgesindeki Türk devletlerini kontrolleri altına almak için kurulmuş olan bir örgüt olarak uzun vadede dünya için bir tehdit olma özelliğini sürdürüyor.

Kuvvetli bir ihtimaldir ki, bu örgütün bünyesinde yer alan Kazakistan kendilerini bu örgütün içerisinde bekleyen Rus ve Çin tehlikesini sezmiş olması sebebiyle, geçtiğimiz günlerde Kırgızistan’a yaptığı bir ziyaret sırasında “Orta Asya Devletleri Birliği” kurulması gerektiği fikrini ileri sürmüş bulunuyor.

Nur Sultan Nazarbayev’in bu teklifine olumlu cevap veren Kırgızistan Devlet Başkanı

Kurmanbek Bakıyev, “Ben Kırgızistan devlet başkanı olma sıfatımla bu teşebbüsü destekleyeceğim” cevabını vererek “Mühim olanı şu ki, eğer Kırgızistan ile Kazakistan böyle bir birlik konusunda mutabık kaldılarsa bizim bu işi yapmamız gerekir. Bence dört devletin hepsinin de aynı fikirde olmalarını beklemeye gerek yok” demiştir.

Tarih boyunca onlarca devlet kuran Türk milleti eğer o stratejik coğrafya üzerinde “Orta Asya Devletleri Birliği” kurulmasını elzem görmüşse bu çok önemli birliği mutlaka bir an evvel hayata geçirmelidirler. Çünkü Çin’in Planı, yakın bir gelecekte batıya doğru yayılarak Doğu Türkistan’dan sonra Kazakistan ve Kırgızistan’ı da içine alan bir hegemonya bölgesi oluşturma ve hatta günün birinde Anadolu sınırlarına kadar uzanabilmeyi amaçlıyor.

Rusya ise, Perestroyka-Glastnost Ya da revizyonizmin revizyonu politikası sonucunda avucundan kaçırdığı Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerini yeniden istila etme ve ele geçirme hedefi peşindedir.

Fakat her ne olursa olsun, Batı Türkistan Türk Cumhuriyetleri veya özellikle Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan Tarihi Türk düşmanı olan Çin ile işbirliği yapmakla ve böylece Doğu Türkistanlılara kötülük etmekle kendi ayaklarına kurşun sıkmaktadırlar…

 

ÇİNLİLERİN GAYRİMEŞRU FAALİYETLERİNE DİKKAT! 

 24.05.2007

Doğu Türkistan Stratejistlerine göre Çin sınırları dışındaki ülkelerde 100 milyona yakın Çin ırkına mensup insan çeşitli devletlerin vatandaşlık kimliği altında yaşamlarını sürdürmektedirler. Bunların arasından özellikle Mao’nun ölümünden sonra icra edilmeye başlanan “Batıya açılma projesi” kapsamı içinde Çin’den dış ülkelere çıkanların arasından Casusluk görevi icra edenlerin bulunduğu artık dünya kamuoyu tarafından da biliniyor.

Bu durumu bildiği halde gerekli tedbirleri almakta geciken ya da bu hususu ciddiye almayan devletler dolaylı olarak Çin’den zarar görmeye devam edeceklerdir.

 15.05.2007 tarihinde “Almanya Dalgaları Radyosu”nun verdiği bir habere göre Almanya Güvenlik Dairesi bu ülkedeki fabrika ve atölyelerin yöneticilerine yönelik bir uyarıda bulunarak yayınladığı raporda, öğrenci, tüccar ve turist adı altında Çin’den gönderilen Çin vatandaşlarının arasından bazı kişilere casusluk yaptırılmakta olduğu bildirilmiştir.

Çin devletinin gönderdiği kişilerin gittikleri ülkelerin durumları hakkında bilgi toplayarak Çin Komünist Partisinin ilgili birimlerine raporlar vermekte oldukları ve bu yüzden de Çin casuslarına karşı dikkatli olunması gerektiği gibi konulara değiniliyor.

Haberin mahiyetinden anlaşıldığına göre, Almanya’daki Çin casuslarının asıl hedefinin Almanya’daki fabrikaların ileri teknolojileri olup, teknoloji hırsızlığı sebebiyle Almanya’nın yıllık uğradığı maddi zarar birkaç milyar Euro buluyor. Zarar etmekte olanların çoğunluğu orta ve küçük ölçekli fabrikalar olup, bu yıl Şubat ayında Almanya Güvenlik daireleri Çin casusları konusunda Fabrika yöneticilerini uyarmışlardı.

Çin’in uluslar arası gayri meşru faaliyetleri konusunda bütün dünya devletlerinin açık ve net bilgileri bulunmasına rağmen ABD dışındaki ülkelerin bu hususu pek ciddiye almadıkları ve savsakladıkları görülmektedir. Çin, gerek teknoloji hırsızlığı konusunda olsun, gerekse de silah ve bilimsel alandaki hırsızlıklar sebebiyle olsun sabıkalı sayılan devletlerdendir.

Bunların yanı sıra kendi gelecekleri açısından stratejik buldukları devletlere “turist”, “işçi”, “öğrenci” gibi sıfatlarla gönderdikleri kişilerin o ülkelerde iş yerleri de açmalarını isteyerek piyasalarda yer edinmelerini de teşvik etmektedirler. Böylece Çin devleti tarafından finanse edilen bu şahıslar hangi ürünün sahtesinin piyasada sürümünün daha kolay yapılabileceği konusunda Çin’deki uzantılarına bilgiler göndermektedirler. Bu yüzdendir ki; Türkiye gibi Çin tehlikesini göz ardı eden ülkelerde, yerli üretimi neredeyse tamamken ortadan kaldıracak derecelerde alabildiğine bir Çin malı istilası söz konusudur.

Bir diğer Çin taktiği de, kendi işgali altında bulunan Doğu Türkistan’ın yurt dışında yaşayan Doğu Türkistan kökenlilerin durumlarını kontrol altında tutmaya çalışmak için sahneledikleri senaryolardır.

Dünyanın hangi ülkesinde Doğu Türkistanlılar daha çok bulunuyorsa özellikle bu ülkelere daha fazla Çinli gönderilmektedir. Bu Çinliler bazen bir Çin hayranı Üniversitenin bünyesinde öğrenci veya öğretim görevlisi olarak, bazen de çok stratejik bir noktada “Çin lokantası işleticisi” görünümünde bir kişi olarak, ya da kayıt dışı ticaretle uğraşan bir Çinli görünümünde gizli faaliyetlerini sürdürmektedirler. 1980’li yıllardan sonra Türkiye’ye veya bir başka dünya ülkesine gelerek yaşamlarını sürdüren Doğu Türkistan kökenliler alınmasınlar ama bunların arasında bazı kişilerin Çin devleti tarafından “vazifeli” kişiler oldukları gerçeğini kimse inkâr edemez, etmemelidir.

Almanya ve ABD başta olmak üzere bazı batılı devletlerin birçok yönlerini dikkate alan ve transfer ederek uygulamaya çalışan Türkiye yetkililerinin bu devletlerin milli güvenlik birimlerinin Çin konusundaki hassasiyetlerini ve uyarılarını da benimsemeleri çok yerinde olacaktır.

 

Milli Duyarlılığımız Kaybolmasın

23.05.2007

İnsanların; hazırlık, fizibilite, İnanç, azim ve kararlılık silahını kuşanmadan bir mücadele kulvarına girmeleri durumunda yenilgiyi peşin olarak kabul etmiş sayılacakları aşikârdır. Ülkemizin şu anda önemli bir geçiş dönemi içinde bulunduğunu düşünecek olursak insanımızın büyük bir bölümü biganelik, duyarsızlık, kararsızlık, hedefsizlik ve nemelazımcılık tavrı içindedir. Özellikle de Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma üzülen, gelecek adına kaygılanan vatanına ve milletine sevdalı zümrelerin anlamsız suskunlukları ve milli refleksleri körelmiş bir görüntü sergilemeleri benim gibi birçok insanı da düşündürüyor. Hedefe ulaşmak için çalışmak, didinmek ve ulaşılmak istenen hedefe ciddi biçimde odaklanmak gerekir…

Bütün siyasi partilerce “Sihirli bir kurtuluş reçetesi” olarak görülen 22 Temmuz seçimleri sonrasında nasıl bir siyasi tablo çıkacak hep beraber göreceğiz. Sandıktan çıkacak olan parti ya da partilerin “sihirli formülleri”nin vatanımızın ve milletimizin yararına neler getireceğini tahmin etmek o kadarda zor değil. Çünkü geçmişten günümüze yaşanan seçim sonralarında, üç aşağı beş yukarı hep aynı sonuçlarla karşılaşılmıştır.

Bu millet, tek parti iktidarları dönemini de yaşadı, koalisyon dönemlerini de yaşadı. Fakat hiçbir dönemde işsizliğin sona erdirilebildiğini, enflasyonun gerçek anlamda düşürülebildiğini, iç ve dış borçların sıfırlanabildiğini veya en az seviyelere çekilebildiğini, son 25 yıl süresince de terör belasını ortadan kaldırılabildiğini ya da dizginlenebildiğini görmedi.

Bu günkü siyasi köşe kapmacaya endeksli politikalarla da daha uzun yıllar bu aziz millet iktisadi zillet içinde olmaktan kurulamayacak gibi görünüyor. Ama bütün bunlara rağmen ümitsizliğe asla yer olmadığını düşünenlerdenim…

Her yönden huzur ve refaha kavuşmanın yolu Türk milletinin top yekûn olarak milli azim ve kararlığını sergilemesinden geçer. Her ne kadar pembe tablolar çizilerek sanal rakamlarla halk kandırılmaya çalışılıyorsa da, Milli birlik ve beraberliğimiz tehlikededir. Ekonomimizin bu günü ve geleceği tehdit altındadır. Siyasi istikrar bir türlü sağlanamıyor. O halde, hemen her aileden bir veya birkaç kişisini bu vatan, bu bayrak uğruna şehit vermiş olan bir milletin evlatları olarak vatanımızın ve milletimizin sonsuza kadar esenlik içinde olmasını sağlamak için milli bir silkiniş ile titreyip kendimize gelmemizin vakti gelmiştir.

Yıllar yılıdır seçimlere gidilir, hükümetler kurulur ama ondan sonrasında ise seçtiğimiz vekillerin neler yapmakta oldukları, seçim öncelerinde hangi sözleri verdikleri ve verdikleri sözlerin arkasında durup durmadıklarını takip edecek bir halk mekanizması olmadığından, vekillerimiz dünyanın en rahat vekilleri olarak hayatlarını sürdürmeye devam ederler.

Vatanımızın ve Müslüman Türk milletinin iç ve dış düşmanları ülkemize ve milletimize zarar verebilmek için yıllar yılıdır tarifi imkânsız bir hırsla donanmış olarak icra etmedik kötülük bırakmamaktadırlar.

Zaman, zaman aleyhimizde bütün dünyayı ayağa kaldırmak için harekete geçen sözde Ermeni soykırımı savunucusu olan ülkelere gereken kesin, net ve sonuç alıcı cevabı çok iyi bir zamanlama ile veremeyişimiz, meselenin bu günlere kadar taşınmasına yol açtı. “gözünün üzerinde kaşın var” bahaneleri ile partilerin kapatıldığı ülkemizde ne yazık ki; PKK terör örgütünün sözde siyasi sözcüleri ve savunucuları konumundaki siyasi parti sorumlularına hiçbir ciddi müeyyide uygulanmaması terör örgütünü cesaretlendiren bir davranış olarak devletimizin dünya kamuoyu önünde kan ve saygınlık kaybetmesine sebep olmaktadır.

Şimdilerde ülkemizde “Benim mitingim daha kalabalık” yarışı başlatılmışmış görünüyor. Bu gidişat tehlikeli boyutlara ulaşmadan gereken tedbirler bir an evvel alınmalıdır. Maazallah herhangi bir olumsuzluğun meydana gelmesi durumunda Van’da yaptığı bir konuşma sırasında “Orası Tandoğan ise burası da Vandoğandır” diyerek kutuplaşmalara çanak tutanlar kadar, Cumhuriyet’e sahip Çıkma Mitinglerinde mütedeyyin insanları tedirgin edici sloganlar atanlar da sorumlu olacaklardır.

Halkının % 99’u Müslüman olan bu ülkede, bu din(İslâmiyet), bu vatan, bu bayrak ve bu Cumhuriyet hepimizindir. Bölgesel ayrımcılık ve fitne-fesat tohumları ekme peşinde olanlar, devletle halkı karşı karşıya getirmeye çalışma aymazlığı içine girenler, er ya da geç kendilerinin melanetlerle dolu fikirleri içerisinde boğulacaklardır. Türk Milleti olarak Türklük Gurur ve Şuuruna, İslâm Ahlâk ve Faziletine, dünyadaki bütün Türk düşmanlarının korkulu rüyası olan Türkiye Cumhuriyeti Devletine ne pahasına olursa olsun sahip çıkılmalıdır.
 

MAZLUM KİM?

 21.05.2007

Türk milleti yaradılışı gereği tarih boyunca hep mazlumun yanında zalimlerin ise karşısında olmuştur. Milletimizin genlerinde var olan bu özelliğinden yararlanmasını bilenler icra ettikleri duygu sömürüsü senaryoları ile Türk milletinin acıma duygularını istismar ederek 3 Kasım seçimlerinde zafere(!) ulaştılar.  

 İnsanlığın asla kaybetmemesi gereken duygularından biri olan ve özellikle Müslüman Türk milletinin çok önem verdiği mazlumun yanında olma hasleti dileriz ki; sonsuza kadar kaybolmasın. Türkiye’nin yeni bir seçim sürecine girmesiyle beraber “mazlum” rolünün getirileri konusunda tecrübeli olanlar aynı rolü bir daha oynamak üzereler.

“Mazlum” kelimesinin sözlüğümüzdeki asıl anlamı neymiş bir görelim: Acınacak halde, Biçare, Çökkün, Gerilemiş, Mağdur, Mahvolmuş, Muhtaç, Perişan, Yoksul, zavallı, Zebun, Zelil… Bu kelimelere baktığımızda ise, aradan geçen 4-5 yıl zarfında Türk milletinin gerçekten mazlum hale getirilmiş olduğunu görebilmenin o kadar da zor olmadığını görüyoruz. “Mazlum” kelimesinin içerdiği anlamlar bire-bir milletimizin bu gün içinde bulunduğu durumu tarif ediyor. Çünkü Türk milleti sanal “refah”ın içinde neye uğradığını şaşırmış bir vaziyette siyasi sihirbazların açıkladıkları “düşük enflasyon” rakamları ile boğuşmaktalar.

O halde mazlum kim?

Mazlum; Değil ürettiği ürünü, toprağını bile satsa aldığı borcunu ödeyemez hale gelen ve başbakana dert yandığında “Ananı da al git” emri ile karşılaşan Çiftçilerimizdir.

Mazlum; Atalarının kan ve can vererek düşman ayağı bastırmadığı ecdat yadigârı toprakları, ismi ak fakat kara niyetli davranış içindekiler tarafından aynı düşmanların torunlarına para karşılığında satılanlardır.

Mazlum; Yıllar yılı Çoluk çocuğuna ekmek götürdüğü fabrikaları, çeşitli “kılıflar” uydurularak ensesi kalınlaşmışlara satılan ve böylece ekmeği elinden alınanlardır.

Mazlum; 200 milyar dolar olan borçları 5 yılda 2’ye katlanmış olarak 400 milyar dolara ulaşmış olan Türk halkıdır.

Mazlum; Dünyanın en pahalı benzinini ve mazotunu kullanmak mecburiyetinde bırakılan Türk milletidir.

Mazlum; Vatani görevini yerine getirirken kahpe kurşunlarla hayatlarını kaybeden yakınlarının acısını kalplerine gömerek “vatan sağ olsun” deme büyüklüğünü ve metanetini gösteren, fakat ülke yetkililerinden teselli edici bir çift söz beklerken onlar tarafından şehidine “kelle”, terörist başına “sayın” denmesiyle yıkılan Anne, baba, eş ve yetimlerdir.

Mazlum; İşsizlik sebebiyle bunalıma giren ve içinden çıkılamayacak duruma düştüğü için dinimizce çok büyük günah sayılan cana kıyma yolunu seçenlerdir.

Mazlum; AB’ye girebilme uğruna uyum yasaları dayatması olarak gelen erkekle erkeğin evlenmesine izin veren yasaların hükümetçe kabul edilmesiyle evlatlarının geleceğinin ne olacağını düşünerek kahrolan anne-babalardır.

Mazlum; “Vergi Barışı” adı verilen resmi tehdit altında ekmek teknesini kaybetmemek için kazanmadığı paranın vergisini adeta tefeciye haraç verir gibi vermek mecburiyetinde bırakılan esnaftır… Bu misalleri daha da çoğaltmak mümkündür. Benim anlatmak istediğim ise, bunlardan yola çıkarak Asıl mazlumun kimler olduğuna dikkat çekmektir.

Şimdilerde ise yaklaşık 5 yıl boyunca siyasi saltanat süren sultanlar için “deniz bitti kara göründü.” Başarısızlıkla sonuçlanan Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında gelişen olaylardan da kendilerine vazife çıkartmasını bilen bu siyasi sihirbazlar şimdilerde meydanlara çıkarak (şimdilik her nedense “orası Tandoğan ise, burası da Vandoğandır” diyerek özellikle de doğu illerimizi tercih etmektedirler) yeniden “mazlum postu”na bürünme çabasındalar.

Sakın ola ki, neredeyse şehit kanları ile sulanmamış bir karış toprağı bulunmayan vatan topraklarını yabancı güçlere peşkeş çeken ve Türk milletine “Türkiyeliliği” dayatmaya çalışanlara bir kere daha hak etmedikleri halde  “mazlum” payesi verilme yanılgısına düşülmesin…

 

SEÇİMLER VE “TEPEDEN İNME” ADAYLAR

19.05.2007

Türkiye 11. Cumhurbaşkanını seçemedi. Bunun sebebi ise, “Ben yaparsam olur” şeklinde bir umursamazlıkla dayatmalarda bulunan hükümet ile hiçbir şekilde mantıklı ve doğru alternatif üretmeksizin sadece “Seçtirmeyiz” bataklığından bir türlü çıkamayan Ana muhalefet partisi ve ona payanda olan sözde “kilit parti”lerin aymazca bir tutum sergilemeleridir. Hükümetin ve muhalif partilerin bu davranışlarının millet ve ülkemiz adına neler getirip götüreceği ve kimlerin haklı ya da haksız olduğu önümüzdeki 22 Temmuz genel seçimlerinin sonucunda ortaya çıkacaktır.

Seçim sathı mailine girilmesiyle beraber de milletvekili aday adaylıkları için başvurular başladı ve başvuru süresi bu günlerde sona eriyor. Gerekli şartlara haiz olan her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Milletvekilliği için aday adayı olabileceği için son on yılların en çok Milletvekili aday adaylığının yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.

Adaylıklarını açıklayanların büyük çoğunluğu asıl aday olabilme şanslarının hemen, hemen imkânsız olduğunu bile, bile adaylıklarını ilan etmektedirler. Yıllarca siyasi kimlikleri ve çizgileri belli olan kişilerin bile “ben değiştim” diyebilmek adına farklı siyasi görüşteki partilerden aday adayı olduklarını açıklamaları “ülkemin menfaatleri öyle gerektirdiği için” mantığı ile izah edilebilecek davranışlar asla değildir.

Böylesi davranışların bazı seçmenlerin öteden beri siyasetçilere karşı duyduğu soğukluğu ve güvensizlikleri katmerleştireceği ise bir gerçektir. Yaşanan aday bolluğu her hangi bir siyasi partiye olan teveccühün daha fazla olduğu ile izah edilemez. Çünkü bu güne kadar her hangi bir siyasi partiye ciddi bir yakınlığı bulunmayan, ya da aktif bir faaliyete katıldığına rastlanılmamış olanların bile “Memleketime ve ülkeme olan borcumu ödemek için adayım” çıkışı sergiledikleri günleri yaşamaktayız.

Yıllar yılı savunduğu siyasi fikre hizmet etmiş, kendisini her yönlü olarak yetiştirmiş, o fikrin iktidar olması için hiçbir karşılık beklemeksizin çalışmış, didinmiş ve ömrünün en güzel yıllarını harcamış olanların günü geldiğinde kendi partisinden Milletvekilliğine aday olmak istemesi veya partinin ilgili birimlerince bu kişilerin aday olmalarını teklif etmeleri çok normal ve olması gerekendir.

Fakat Parti Genel Merkezleri tarafından “tepeden inme” tabiri ile adlandırılabilecek bir tutum sergilenerek daha önceleri parti bünyesinde esamisine bile rastlanılmayan kişilerin “aday” olarak partililere dayatılması elbette ki parti tabanında bazı rahatsızlıklara sebep olacaktır.

Şu anda çok sayıda insan vilayetlerin nüfusları oranında tahakkuk edecek olan Milletvekili sayısının çok, çok üzerinde başvurular yaptılar ve sonucu beklemeye başladılar. Zamanı gelince de siyasi parti organları asıl adayları açıklayacaklar ve birçok insanın da hayalleri böylece suya düşmüş olacak. Aslına bakılırsa “desinler” mantığı ile veya yapmakta oldukları işlerde daha iyi tanınmak ve iş takiplerinde bir takım kolaylıklar elde etmek için aday adaylıklarını açıklayanların da sayıları az değil. Bu herkesçe biliniyor.

Asılların belirlenerek ilân edilmesinden sonra bazı “aday adayları”nın eski mesleklerine geri dönebilecekleri ve normal yaşamlarını sürdürebilecekleri de şüphelidir. Kimi mağdurlara parti organları teselli babından birtakım vaatlerde bulunacaklar ama bu vaatlerin çoğu da hiçbir zaman yerine getirilmeyecek… Ondan sonra seyreyleyin şenlikleri(!)

Demokrasi yolunda ilerlerken “çıkmaz sokaklara” girildiğinde seçimler demokrasi nimetinin alternatif bir çıkış yoludur. Fakat sadece seçime gitmekte tek çıkar yol değildir. Öncelikle Türkiye’nin muasır medeniyetler seviyesine çıkması için var oldukları iddiasındaki siyasi partiler Türkiye’nin ve Türk milletinin yararına olan asgari müştereklerde bir milli mutabakat sağlamalı ve medeni birer siyasi parti olduklarını seçmenlere gösterebilmelidirler.

 

TERCİHİ ÇİN LOKANTALARI İMİŞ…

17.05.2007

16.05.2007 tarihli Star Gazetesinde Salih Neftçi'nin “Çin Hisselerinde olmayan Tek kişi…” başlıklı yazısı oldukça dikkatimi celp etti. Birkaç ara başlık altında kaleme alınan yazının “Bizim Restoran” başlığı altındaki bir paragrafı oldukça ilginçti. Bu paragrafta yer alan bir cümle aynen şöyle idi: “Dünyanın neresinde olursam olayım yemek yemek için benim birinci tercihim genelde iyi bir Çin restoranıdır. En azından ne yiyeceğinizi bilirsiniz. Büyük bir sürpriz yoktur….” 

Türkiye’de devlet adamlarından bürokratlara, iş adamlarından öğretim üyelerine, siyasetçilerden “Ne alırsan bir milyon” tezgâhları sahiplerine kadar azımsanmayacak sayılarda Çin hayranlarının olduğunu biliyorum. “Uzak doğunun gizemli ülkesi Çin”, “Fırsatlar ülkesi Çin”  anlayışı ile her fırsatta Çin’e gidenlerin ve oralarda iş kurma arayışları içine girenlerin sayısının de giderek artmakta olduğunu da müşahede edenlerden biriyim. Çin’e gidenlerin ne işler peşinde oldukları beni ilgilendirmiyor. Çünkü Çin ile yapılan ticaretin sürekli olarak Türkiye ekonomisinin aleyhine gelişmekte olduğunu çok iyi bilen Türkiye yetkililerinin, Türkiye’nin Çin yüzünden uğramakta olduğu zararları çok iyi bilmelerine rağmen her hangi bir önlem ya da tedbir alma çabası göstermemeleri ise anlaşılır gibi değil.

Gelelim söz konusu yazarın bilinçli ve maksatlı bir şekilde Çin lokantaları reklâmı yaptığı meselesine. Yazar, dünyanın neresine seyahat edilirse edilsin Çin lokantalarının en güvenilir(!) yemek yeme mekânları olduğunun altını kalın çizgilerle çizmeye çalışıyor. Öncelikle yazarın “En azından ne yediğinizi bilirsiniz” demesine karşılık, ülkesi Çin işgaline uğramış bir Doğu Türkistanlı olarak ve Çin karakterini, kültürünü az çok araştıran birisi olmam hasebiyle yazarın Çin lokantaları ve Çin menüleri hakkında hiçbir şey bilmediğini ifade etmem gerekir.

Yazarın bu güne kadar öncelikli tercihi oluğunu öğrendiğimiz Çin lokantalarında neler yediği bizi alâkadar etmez. Fakat söz konusu yazısından sonra başka masum insanları da Çin lokantalarına yönlendirme girişiminin bir nebze olsun önüne geçmeye çalışmak insani görevimizdir. Kendisinin büyük bir beğeni ve iştahla mideye indirdiği Çinli yiyeceklerinin ne kadar sağlıklı bir ortamda hazırlandığını ve Türk milletinin dini inanışlarına ne kadar uygun olup olmadığını iyice araştırmasını ve Çin lokantalarının kiler ve mutfaklarını şöyle bir kolaçan etmesini tavsiye ederim.

Çinlilerin kendi ifadelerine göre, havada uçanlar arasında tayyareden ve yerdeki ayaklılar arasında masa ve sandalyeden başka her şeyi yerler. Kıpırdayan her türlü canlı ise Çinlilerin en beğendikleri yiyeceklerdendir. Börtü böceğin birçok çeşidini ise yemek için kendileri özel olarak yetiştirirler. Ceninler bile Çinlilerin önem verdikleri mezeleri arasındadır. Doğu Türkistan’da zaman, zaman evlerinin önünde oynarken aniden ortadan kaybolan (Çinliler tarafından kaçırılan) Türk çocuklarının sonradan Çinliler tarafından yenildiğine şahit olunmuştur.

Yazarın “Büyük bir sürpriz yoktur” dediği Çin lokantalarında tam tersine her türlü sürprizle karşılaşmak mümkündür. Çin hayranı yazarın bu güne kadar bu sürprizlerden her hangi biri ile karşılaşmamış olduğunu kim söyleyebilir? Sayın Neftçi eğer bunların abartı olduğunu düşünüyorsa kendisine görüntülü raporların yayınlandığı sitenin adresini verebiliriz.

Yazar Çin lokantalarında eğer hiç et yemediğini ve sebze yediğini iddia etse bile Domuz, kedi, köpek ve daha birçok hayvanatların kesildiği, doğrandığı bıçaklarla kesilen ve bu yaratıkların pişirildiği tencere ve tavalarda pişirilen sebzelerden mutlaka yemiştir. Çin lokantalarını öven bu yazar eğer bunlardan bir tiksinti ya da rahatsızlık duymuyorsa kendisinin bileceği bir şeydir. Ne diyelim yarasın!

 

 

ASİMİLASYONUN DİĞER YÜZÜ(1)

16.05.2007

İşgal altındaki ülkelerin insanlarını bekleyen en büyük tehdit ve tehlikelerden biri asimilasyona maruz kalmaktır. Bir ülkenin işgal edilişini müteakip işgal kuvvetlerinin ilk eylemleri hiç şüphe yok ki; o ülkenin kurumlarını lağvetmek, ordularını dağıtmak, kendilerine fikri ve fiziki olarak karşı durabilecek bütün güçlerini ortadan kaldırmaktır. Uzun vadede ise, ülke halkının düşüncelerine ipotek koymak, yaşayış biçimini kendilerinin yörüngelerine sokarak milli, dini, kültürel ve sosyal varlığına bir an evvel son vermeye çalışmak olacaktır.

Dünyadaki emperyalistlerin en belirgin ortak özellikleri sirayet ettikleri ya da silah zoruyla girdikleri ülkelerin insanlarını özellikle milli yönden felç etmeye çalışmaktır. Doğu Türkistan’ı işgal eden Çin emperyalistlerinin de izledikleri yol aynı olup, ilk olarak yaptıkları icraat toplum önderi olabilecek ve halk arasında fikirleri kabul gören saygın insanları öldürmek, tutuklayıp hapse atmak, ya da yalancı şahitlerin de yardımı ile çeşitli iftiralar atarak cemiyetin gözünden düşürmek gibi girişimlerde bulunmak olmuştur.

İkinci merhalede ise, Müslüman Türk halkını tedrici olarak Çinlileştirme çalışmalarına hız verdiler. Çin işgal güçleri bu menfur eylemlerinin dozunu her gün biraz daha arttırarak bu güne kadar kesintisiz bir şekilde devam ettirmektedirler

 Karşılıklı evlenmeleri mükâfatlandırmak, İlköğretim okullarında Çin dilinde eğitimi yerleştirme ve yaygınlaştırma, Türk öğretmenleri çeşitli bahanelerle görevinden uzaklaştırarak onların yerine Çin’den öğretmen getirerek okullarda görevlendirmek eğitim ve öğretim alanında indirdikleri en ağır darbedir.

 Kesintisiz olarak Çin’den Çinli göçmen getirmek suretiyle Doğu Türkistan topraklarına yerleştirerek Türk nüfusunu azınlığa düşürmeye çalışma konusunda epey başarılı oldular. Çünkü birçok Doğu Türkistan vilayetlerinde Türklerin nüfus oranı % 10- 15’lere kadar gerilemiş bulunuyor…

Doğu Türkistan’daki halk sürekli olarak Çin işgal idaresinin insanlık dışı uygulama ve baskıları ile karşı karşıya bulunduklarından insanüstü bir milli direnişle asimilasyona kaştı direnmeye çalışmaktadırlar. Fakat işgalin üzerinden geçen 58 yıl zarfında ve özellikle son 20 yıl içerisinde Doğu Türkistan’dan çeşitli yol, yöntem ve maksatlarla yurt dışına çıkarak dünyanın değişik ülkelerine yerleşenlerin sayısı epeyce arttı. Bunların arasında Türkiye’ye yerleşen Doğu Türkistanlıların Türk kimliklerini kaybetmeme, örf adet, gelenek ve göreneklerini muhafaza etme konusunda oldukça şanslı olduklarını söyleyebiliriz. Ama Avrupa, Amerika ve Arap ülkelerine yerleşen Doğu Türkistan kökenlileri çok büyük bir asimilasyon tehlikesinin beklediğini de ifade etmek gerekir. Zira bazı insanlarımızın özgürlük, İstiklâl ve bağımsızlık kavramlarını iyi giyinmek, tıksırıncaya ve çatlayıncaya kadar yemek ve Müslüman Türk geleneklerine mugayir biçimlerde yaşayabilmek olarak algıladıklarına şahit olmaktayız.  Ülkesi esaret altında olan bir Doğu Türkistan kökenliye Almanya’da rastlanıldığında ilk bakışta giyim kuşam olarak bir Alman’dan ayırt etmek mümkün olmuyorsa, Amerika’da rastlanıldığında bir Amerikalıdan farkı yok ise, Arap ülkelerinde bir Arap yerlisinden farklı görünmüyorsa bu kişiler özgürlüklerine(!) çoktan kavuşmuşlar demektir.

Bu tür zihniyet ve anlayıştaki insanların çocuklarına Doğu Türkistan diye bir ülkelerinin olduğunu ve Çin işgali altında bulunduğunu anlatacaklarına ihtimal verebilmek zordur.

Avrupa devletinin yerlilerini bile solda sıfır bırakacak tarzda yarı çıplak giyinen, boyanmada ise Avrupalı bar-pavyon personellerini bile kıskandıracak kadar kapıp koyuvermiş, “vur patlasın, Çal oynasın” kabilinden bir hayat tarzını benimsemiş olanların işgal altında bir ülkelerinin olduğuna kimseleri inandırabilmeleri mümkün değildir? Bu konularda özellikle Avrupa ülkelerinde İstiklal mücadelesi vermekte olan Doğu Türkistan teşkilatlarının zaman, zaman organize ettikleri toplantılarda kendi bünyelerindekilere çeşitli ikaz ve uyarılarda bulunmaları kaçınılmaz vazifelerinin arasında olmalıdır.

 

ASİMİLASYONUN DİĞER YÜZÜ(2)

 15.05.2007

İstila altında olan bir ülkenin halkının işgalcilerin cebir ve baskı kullanarak kendilerini asimilasyona uğratmakta olduklarını ileri sürmeleri ve uluslar arası insan hakları örgütlerinin devreye girerek duruma müdahale etmelerini istemeleri tabiidir. Fakat istila şartlarından kurtulmayı başarabilmiş olanların yaşadıkları devletlerin şartları içerisinde üzerlerinde herhangi bir baskı ya da asimilasyon dayatması söz konusu değil iken, kendi istekleri ile milli, dini ve kültürel duruşlarını değiştirmeleri ve bukalemun misali bulundukları ülkelerin insanlarına benzemeye çalışma özentisi içine girmeleri çok ciddi bir asimilasyon vakasıdır.

Baskı kullanılarak yapılmak istenen asimilasyona karşı insan fıtratında var olan bir reaksiyonla karşı konulabilir ve direniş sergilenebilir. Fakat kendi istekleri ile asimilasyon girdabına girmeyi tercih edenlerin durumları ise oldukça vahimdir.

Dünyada nice milletler vardır ki; başka milletlerin nüfus yoğunluğu içerisinde asimile olarak yok olup gitmişlerdir. Çünkü onlar asimile olmayı kendileri tercih etmişlerdir. Doğu Türkistan Türkleri Çin emperyalizminin çok yönlü baskılarına ne şekilde karşı konulacağının formüllerini geliştirerek takdire şayan bir direniş göstermektedirler. Fakat kaderin Doğu Türkistan milli mücadelesini dış ülkelerde sürdürmeleri için görevlendirdiği ve bu yüzden başka ülkelerde yaşamak durumunda olan Doğu Türkistanlıların büyük bir çoğunluğu ne yazık ki, yaşadıkları ülkelerde asli görevlerini tamamen unutmuş olarak farkında olamadıkları bir asimilasyon sürecinin içerisinde dolu-dizgin ilerlemektedirler. Bu insanların çocukları elbette ki dış ülkelerde öğrenimlerini tamamlamak ve büyük bir ihtimalle de o ülkelerde hayatlarını kazanmak durumunda olabilirler. Fakat Anne-  babalar bu çocuklara kendilerinin üstlendikleri kutsal görevin önemi ve mahiyeti hakkında sürekli ve sistemli olarak bilgi vermez ve kendi yaşayış biçimleri ile onlara örnek olmazlarsa kendilerinden sonraki nesillerin “Doğu Türkistan” diye bir kaygıları ve meseleleri asla olmayacaktır. Bu durum ise tam anlamı ile bir faciadır

 Eğer bir de bu anne babalar boyunlarının borcu olan milli, dini ve kültürel varlıklarına sahip çıkmazlar ve yaşadıkları ülkelerin sosyal anaforu içerisinde kaybolma yolunu tercih edecek olurlarsa, işte o zaman Doğu Türkistan davasının en önemli ve etkili ayaklarından biri olacak olan (Bu güne kadar olamadı) siyasi mücadele kanadı kaybedilmiş olunacaktır.

Türk milleti olarak asla emperyalist bir mantığa sahip olmadığımızın en büyük göstergesi, yüz yıllar boyu üzerinde hükümranlık sürülen diyarların insanlarının günümüzde hala kendi anadillerini konuşuyor olmaları ve kendi giyim kuşamları içerisinde yaşıyor olmalarıdır. Oysaki batılı devletlerin ve milletlerin hemen hepsi de emperyalist düşüncenin “hümanizm” kılıfı giydirilmiş yapıları içerisinde şark insanının “Batı hayranlığı” desteğinden de beslenerek saltanatlarını devam ettirmektedirler.

Kendi idareleri altındaki insanlara sözde hümanist bir yaklaşım çerçevesinde sağlanmış gibi düşünülen insan merkezli imkânların temelinde, sistematik olarak insan fikrini kendilerinin emperyalist mantıkları ile kuşatarak baskı altına aldıkları batı emperyalizminin açık tezahürlerini görebilmek o kadarda zor değildir. Bunun misallerini Fransız işgalini yaşamış olan Birleşik Arap Emirliklerinde ve İngiliz işgalini yaşamış olan Hindistan ve Pakistan’da açıkça görebiliriz. Çünkü bu ülkelerin insanlarının günümüzdeki anadilleri neredeyse İngilizce ve Fransızcaya dönüşmüş gibidir. Dış ülkelerde yaşayan Doğu Türkistanlıların izlemeleri gereken yol, yaşadıkları ülkelerin(özellikle batı ülkeleri) parıltılı gecelerine ve baş döndürücü sosyal yaşamlarının cazibesine kendilerini kaptırmadan ve batı emperyalizminin milli ve manevi varlıklarını esir almasına fırsat ve izin vermeksizin Doğu Türkistan davasına ve Doğu Türkistanlı kimliğine gölge düşürmeyecek bir yaşam tarzını benimsemeleridir.

Unutulmamalıdır ki, Doğu Türkistanlıların maruz kalmakta oldukları Çin işgal idaresinin asimilasyon girişimlerine paralel olarak, onları bir de Amerika ve batılı emperyalistlerin sinsice ve benimseterek sürdürdükleri asimilasyon uygulamaları beklemektedir.

 

İŞTE BU ÜLKE DOĞU TÜRKİSTAN’DIR-1

10.05.2007

-          Omuzlarında tüfeklerle adeta çekirge sürüleri gibi sınırlarından içeriye yayılarak “Sizlerin her türlü hizmetlerinizi bundan sonra biz yapacağız” aldatmacası ile kısa zamanda en ücra köy, kasaba ve mezralarına kadar istila edilen ülkenin adı Doğu Türkistan’dır.

-          İnsanlar sabah uyandıklarında uzaylı yaratıklar gibi sokak cadde ve evlerin bahçelerinde ellerinde temizlik aletleri ile temizlik yapan, omuzlarında tüfek asılı Çinli askerlerle karşılaştıkları ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Güneşin doğuşundan önce bağ, bahçe ve tarlalarda karınca sürüleri gibi yayılarak çalışan Çinli askerlerle karşılaşarak hayrete düşen insanların yaşadığı ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Sadece bir parça mısır ekmeği karşılığında gün boyu her türlü temizlik, çiftçilik ve inşaat işlerinde çalışan Çinli askerlerin yerli halkı hayretler içinde bıraktığı ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Ve daha sonra tedrici olarak yerli halkın(Türklerin) evlerinin birer odasının kendilerine tahsis edilmesini dayatan ve tepki gösterilmesi durumunda elindeki süpürgeyi, çapayı ve malayı bırakıp silahını doğrultan ve istediğini cebren elde eden Çinli askerlerin gerçek yüzleri karşılaşılan ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Gün geçtikçe yerli halkın ecdat yadigârı evlerinden sokağa atıldığı ve onların evlerine Çin kızıl ordusu askerlerinin yerleştirildiği ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Yerli Türk halkının ellerinde zenginlik adına ne varsa gasp edildikten sonra “Komün” adı verilen aşevlerinin vereceği mısır ekmeğine ve “Umaç” adı verilen mısır çorbasına mahkûm edildikleri ülkenin adı Doğu Türkistan’dır.

-          Kendilerine verilen mısır unundan oluşan iaşenin miktarının az olması sebebiyle çocuklarını aç bırakmamak için mısır koçanlarını ve dut yapraklarını el değirmeninde öğüterek mısır ununa karıştırdıktan sonra yemek zorunda kalan insanların ülkesi Doğu Türkistan’dır.

-          Halkı “Zengin Çiftçi”(Bay dihkan), “Orta Çiftçi”(Ottira dihkan”, “Toprak ağası”(Pomuçuk), “Zalim”(Zulmiger), gibi çeşitli sınıflara ayırarak tutuklayıp, halkı zorla meydanlara toplayarak oluşturdukları sözde “halk mahkemeleri”nde elleri arkasından bağlı ve boyunlarında iftira dolu yaftalar asılı olduğu halde türlü işkenceler eşliğinde sorgulandığı ve mağdurun konuşmaya çalışması halinde boynuna takılı ilmiği çekerek susturulduğu ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Halk içerisinden satın aldıkları bazı hainleri “Bana şöyle zulmetti”, “böyle zulmetti”, “öldürülmesini istiyorum”  diyerek bağırtarak yapılan “suç tespitinden” sonra oracıkta öldürüldükten sonra bütün mal varlığı Çin işgal yönetimi tarafından müsadere edilenlerin ülkesi Doğu Türkistan’dır.

-          Bir ailenin içerisinde aile bireylerinin birbirleri hakkında mahalli Çin karakollarına bilgi vermeye zorlandığı ve böylece aile bireylerini bir birlerine şüphe ile baktığı kişiler haline getirildiği ülke Doğu Türkistan’dır.

-          İlköğretim çocuklarının, ailesinde ne yenildiği ne konuşulduğu ve evlerine kimlerin girip çıktığı konusunda bilgi getirmemesi durumunda sınıfta bırakılacağı tehdidi ile birer muhbir haline getirildiği ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Okul çocuklarına “günlük olarak şu kadar gübre getireceksin” denilerek “vazife” yüklendiği ve öğrencilerin ellerinde sepetlerle nerede bir at, eşek görseler peşlerinde dolaşmak zorunda kaldığı ülkenin adı Doğu Türkistan’dır.

 

İŞTE BU ÜLKE DOĞU TÜRKİSTAN’DIR(2)

09.05.2007

                                                                                             

-          “Din morfindir insanı uyuşturur, çalışmaktan alıkoyar” sloganı altında din aleyhtarı propagandaların yapıldığı, yaygınlaştırıldığı ve namaz kılmanın, oruç tutmanın ve her türlü dini ibadetlerin yasaklandığı ve bu yasaklara uyulmaması durumunda insanların işgalci Çin hükümeti tarafından “Toplum düşmanı” ilan edilerek çeşitli cezalara çarptırıldığı ülkenin adı Doğu Türkistan’dır.

-          Binlerce insanın “Çalışarak kalkınma”(İşlep ilgirleş) sloganı ile bir tas mısır çorbası ve bir parça mısır ekmeği karşılığında 18 saat boyunca çalıştırıldığı ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Yerli Türk halkının sahip olduğu arazilerinden kapasitesinin çok, çok üzerinde ürün elde etmesini istediği ve bu yüzden astronomik seviyelerde peşin vergiler konulduğu, tabii olarak söz konusu vergileri ödeyemeyen toprak sahiplerinin ellerindeki toprakların vergi karşılığında gasp edildiği ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Madenler, Tarlalar, su kanalı kazma alanları, Yol yapım çalışmaları, Ray döşeme hatları gibi çalışma alanlarında kadın-erkek ayırımı yapılmaksızın kadınlarında en ağır işlerde gün doğmadan önce başlayıp “Sosyalizmin kızıl aydınlığı altında” gece yarılarına kadar çalışmaya mecbur edildikleri ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Mao Ze Dung idaresinin “tutumluluk felsefesi” gereği insanlara dağıtılan tek tip mavi giysilerin ilk üç yıl yeni olarak, ondan sonraki üç yıl ters çevrilerek ve ondan sonraki üç yıl ise yamalı olarak 9 yıl giyilmesini emrettiği ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Mao’nun 1966 yılında “Kültür İhtilali” adı altında başlattığı ve 10 yıl süren bu kültür yıkımı esnasında tarih, kültür, edebiyat, Sanat ve din adına ne varsa yerle bir edildiği, eser sahiplerinin cezalandırıldığı yüz binlerce el yazması tarihi vesika ve kitapların meydanlarda toplatılarak yakıldığı ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Üretilen her türlü tahıl, meyve ve sebzeler başta olmak üzere değerli madenler, doğalgaz, Petrol, kömür ve et hayvanlarından zerre kadar yerli Türk halkının istifade etmesine izin vermeyerek Tren vagonları ve kara araçları ile Çin’e taşındığı ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Çin’e her türlü zenginliklerini taşıdıkları vagon ve kara araçları ile de dönüşte açlıktan ölmek üzere olan ve cinayet, gasp hırsızlık, tecavüz, uyuşturucu ticareti vb. suçlardan sabıkalı Çinlileri tıka basa doldurarak getirip en verimli arazilerine yerleştirdikleri ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Türk’ün örf, adet, gelenek ve göreneklerini yok etmek ve Türk milletini bir an evvel asimile etmek için Türklerle Çinliler arasındaki evlenmelerin teşvik edildiği, evlilik kararı alınması halinde evlenenlere şehirde ev, iş ve sermaye ödülü verdikleri ülkenin adı Doğu Türkistan’dır.

-          Yıllar içerisinde 3-4 defa alfabe değişikliği yapılarak Müslüman Türk nesilleri arasında kültürel bir iletişimsizliğin oluşturulmaya çalışıldığı, “Çift dilde eğitim” adı altında Türk çocuklarına Çin dilinin dayatıldığı, Çince bir eseri Türk diline çevirebilecek kabiliyetteki Türk öğretmenlerin  “yeterli derecede Çince bilmiyor” bahanesiyle okullardan uzaklaştırıldığı ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Türk çocuklarının ahırdan bozma mekânlarda ve açık alanlarda eğitim gördüğü, Çinli öğrencilerin ise teknolojik donanımlı modern okullarda eğitim gördüğü ülke Doğu Türkistan’dır.

 

İŞTE BU ÜLKE DOĞU TÜRKİSTAN’DIR(3)

                  11.05.2007

-          Çocuklarının iyi eğitim alması için modern Çin okullarına gönderenlerin ileride Çinlileşmiş çocuklarla karşılaştıkları, Türk okullarında okuyanların ise Liseden sonra “İyi Çince bilmediği” gerekçesi ile Üniversitelere girme şanslarının çok zayıf, hatta imkânsız hale getirildiği ülke Doğu Türkistan’dır.

-          18 yaşın altındaki Türk çocuklarının camilere girişlerinin ve bir mahalle insanının bir başka mahallenin camisine girmesinin yasak olduğu, bunun için cami kapılarında Çinli polislerin nöbet tuttuğu ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Camideki vaaz ve hutbelerin içeriğinin Çin Komünist partisinin iyi yönde propagandasına dayandırıldığı, hükümetin(Çin işgal hükümetinin) emirlerine karşı gelmenin Allah’ın emirlerine karşı gelmek gibi olduğunun ileri sürüldüğü ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Evinde kendi çocuklarına namaz surelerini öğretmeye çalışmanın dahi suç sayıldığı, Oruç ibadetinin gizlilikle yerine getirilmeye çalışıldığı, bazı menfaatperest hocalar satın alındıktan sonra bu sözde hocaların yalan fetvalar vermelerini sağlayıp halkın dini inançlarının yozlaştırılmaya çalışıldığı ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Camilerin içerisine kameraların yerleştirildiği ve kimlerin camiye geldiğinin hep kaydedildiği, Cami içerisinde bir görevlinin devamlı olarak her namaz vaktinden sonra mahalli karakola rapor verdiği, Cami imamının da aynı şekilde rapor hazırlayıp mahalli karakola vermek zorunda olduğu ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Kamera kayıtlarının, cami imamının ve camide görevli hükümet memurunun rapor ve görüntüleri arasında bir çelişki olması durumunda cami imamının görevinden alınarak çok ücra yerlere sürgüne gönderildiği ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Dini inancının (İslâm dini)ve Türk milletine mensup olmanın gereği olarak düşkünlere yardım eli uzatanlara, fakir bölgelerin kalkınması için yatırım yapmak isteyenlere, kısacası milleti millet yapan temel değerlerin yaşatılması için gayret gösterenlere “Milli bölücü” yaftası vurularak veya “Çin devletini küçük düşürdü” şeklinde suçlamalarda bulunularak cezalandırıldığı ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Yurt dışındaki bir akrabasından veya yakınından gelen bir telefona cevap veren kişinin telefonlarının dinlendiği, telefon konuşmasının bitiminde bu kişinin mahalli karakola götürülerek günlerce sorgulandığı ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Yurt dışından gelen bir yabancıyla karşılaşılması durumunda o kişiye üzüntülü görünmenin, ona selam vermenin, ona adres tarif etmenin ve yurt dışından gelen bir akrabasını evine kabul etmenin onu misafir etmenin suç sayıldığı ve bu sebeplerle insanların günlerce sorgulandığı ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Çin’den sürekli olarak getirilip en verimli bölgelere yerleştirilen Çinli göçmenlerin kolayca iş bulduğu, yerli Türk halkının ise işsizlik, sefalet ve açlık içinde kıvrandığı, bu yüzden Ürümçi başta olmak üzere bazı vilayetlerde Çinlilerin %85-90 oranında Türk nüfusuna karşı üstünlük sağladığı ülke Doğu Türkistan’dır.   

-          Kota dışı (Kırsal bölgelerde 2, şehirlerde 1 çocuk yapabilme sınırlaması)olarak dünyaya gelen Türk çocuklarının “Kara nüfus” olarak yaftalanmak suretiyle iaşe, eğitim, iş ve seyahat etme haklarının ellerinden alındığı ve resmiyette yok sayıldığı ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Suç isnat ettikleri Türk’lerin elleri ve ayakları bağlı olduğu halde diz çöktürüldükten sonra enselerinden kurşunlandığı ve cesedi teslim almaya gelenlerden 90 Yuan mermi parasının istendiği ülke Doğu Türkistan’dır 

 

 

İŞTE BU ÜLKE DOĞU TÜRKİSTAN’DIR(4)

                  12.05.2007

 

-          İşgalci Çin devletinin yerli Türk halkına kendilerinin “Ağabey Millet” olduklarını                            zorla kabul ettirmeye çalıştıkları, Uygur halkı ile Çinlilerin aslında aynı millete mensup olduklarını ve uzun yıllar birbirlerinden ayrı kalmalarından dolayı dillerinin, dinlerinin ve kültürlerinin değişmiş olduğunu ileri sürdükleri ülke Doğu Türkistan’dır.

-          Çok eski tarihlerden beri kendilerinin olduğunu iddia ettikleri ve üzerinde Hun,               Göktürk, Uygur ve Karahanlı devletlerinin kurulmuş olduğu bütün dünya tarihçileri tarafından da açık ve net olarak tespit ve ifade edilen, 1.828.418 kilometre kare yüz ölçüme sahip olan ülkenin adı Doğu Türkistan’dır.

-          Çin işgal idaresi üst düzey yetkililerinin ifadelerine göre, M.Ö. 60 yıllarından beri sözde Çin toprağı olduğu iddia edilen ama aynı Çinliler tarafından 1884 yılından itibaren “Yeni kazanılmış Toprak”, “İlhak edilmiş toprak” anlamlarına gelen “Sinkiang” isminin takıldığı ezeli ve ebedi Türk ülkesinin adı Doğu Türkistan’dır.

-          Ürümçi Üniversitesinde yapılan bir forum sırasında bir Uygur öğrencinin Çinli öğretim üyesine (Belkide bu öğretim üyesi Çinli bir Profesör) Dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen Çin Seddi’nin ne sebeple yapılmış olduğunu sorması üzerine Çinli öğretim üyesinin “Çok eski tarihlerde kuzeyde yaşayan kavimler(Türkler) hayvancılıkla uğraşıyorlardı. Dolayısıyla onların sürüleri ile bizim sürülerimiz birbirlerine karışmasın diyerek bu Çin Seddi yapılmıştır” cevabını verdiği ülke Doğu Türkistan’dır.