HÜR

GÖKBAYRAK

DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ

 

 

 

 

HÖR

KÖKBAYRAK

SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ

      

    Anasayfa

 

    HABER ARŞİVİ-2006

Ocak-2006

Şubat-2006

Mart- 2006

Nisan-2006

Mayıs-2006

Haziran-2006

Temmuz-2006

Ağustos-2006

Eylül- 2006

Ekim- 2006

Kasım-2006

 

    HABER ARŞİVİ
       
2005
       
2004
       
2003
       
2002

        2001
       
2000

 

 

 

 

Her türlü basın-yayın organlarında Doğu Türkistan yerine kullanılan: "Sinkiang", "Sincan", "Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi", " Sinciang Uygur Otonom Bölgesi" terimlerini kesinlikle kabul etmediğimiz önemle ilan ediyoruz.

HABER ARŞİVİ

 

TEMMUZ- 2007

 

Doğu Türkistan'daki Atom Deneme Üssü-Malen

     02.07.2007

Doğu Türkistan'da 1964 yılının 10. ayından beri başlatılan ilk atom denemesi bu bölgede başlamıştı. 43 yıldan beri Malen, Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan'daki can damarı sıfatıyla kendisinin mevcudiyetini muhafaza etmektedir.

 

Uygur Türkçesinden Türkiye Türkçesine Uyarlayan: Mehmet Emin BATUR      

Çin Komünist Partisi 1949 Yılından beri

Doğu Türkistan Halkına Neler Getirdi

     06.07.2007

Özel Mülahaza: ETIC

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(ETIC’in Çin Komünist Partisinin Kuruluşunun 86.Yılı Münasebetiyle Yayınladığı Özel Mülahazası)

Çin Komünist Partisi 01.07.1921 yılında kuruldu. Bu yüzden bu ayın girişiyle beraber Doğu Türkistan’daki her kadameden Parti ve hükümet birimleri Çin Komünist Partisinin kuruluşunun 86. yılını kutlamak için gösterişli tören ve çeşitli faaliyetler düzenleyip Komünist partisini methetmeyi sürdürüyorlar.

 

Uygur Türkçesinden Türkiye Türkçesine Uyarlayan: Mehmet Emin BATUR      

ÇİN DEVLETİ AÇIKÇA HAYDUTLUK YAPIYOR

     06.07.2007

Mehmet Emin Batur

Haber: ETIC

Ürümçi- Lan Zhou

Petrol Boru Hattı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaştaşı

              Çin’in 1949 yılında işgal etmiş olduğu Doğu Türkistan topraklarının yeraltı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını dilediğince sömürmeye ve talan etmeye devam ettiğine dair zaman zaman dış dünyadaki basın ve yayın organlarına yansıyan bölümlerini kamuoyu ile paylaşmaya çalıştık.             İşte şu anda yine “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nden aldığımız habere göre, Çin’in Doğu Türkistan’da devam ettirmekte olduğu hırsızlıklarına örnek teşkil eden iki önemli ve yeni hadise:

Birincisi, Doğu Türkistan’ın en büyük vilayetlerinden biri olan Ürümçi ile Çin’in Lan Zhou bölgesi arasında döşenen Petrol boru hattının tamamlandığına ve petrol akıtılmasına başlanacağına dair haber. Bu Petrol boru hattının uzunluğu 4000 kilometre olup, Çin’in bu güne kadar Doğu Türkistan petrollerini Çin’e taşımak için döşediği petrol boru hatları arasında ve bütün Çin genelinde bulunan petrol boru hatları arasında en uzunu. Bu hattın teknolojik yönden de en üst düzeyde olanı olduğu öğrenildi.

            Birbirine paralel olarak döşenen bu iki boru hattının sadece birinden yılda akıtılacak olan petrol miktarı 20 milyon ton, diğerinden ise, yılda 10 milyon ton olarak açıklanmaktadır.           

Üzerinde 13 ayrı istasyonun yer aldığı bu petrol boru hattı önümüzdeki günlerde tam kapasite ile faaliyete geçirilecek.

İkincisi ise, Doğu Türkistan topraklarından çıkartılmakta olan yüzlerce değerli madenlerden biri sayılan Kaştaşı ile ilgili. Özellikle Doğu Türkistan’ın Hoten vilayetinden çıkartılan Kaş taşının kalitesi çok daha yüksek olup o nispette de fiyatının da oldukça fazla olduğu biliniyor. Bundan 27 yıl önce kaş taşının fiyatı 100 Yuan iken günümüzde bu taşın fiyatının 30 bin Yuan’a yükseldiği ifade edilmektedir. Yani 27 yıl zarfında Kaş taşının fiyatında 3000 misli bir artış görülmektedir.

            Bu gün sadece Yorunkaş ırmağı kenarında Kaş taşı toplayarak geçimini sağlayan Doğu Türkistan Türklerinin sayısının 100 bin civarında olduğu tespit edilmiştir. Yoksul Doğu Türkistanlı Çiftçiler ziraat sahasında sürekli zarar ettikleri ve istenilen vergileri ödeyemedikleri için arazilerine Çin hükümetinin el koyması sebebiyle Kaş taşı toplayıp satmayı bir geçim kapısı olarak görmektedirler. Doğu Türkistanlı köylülerin büyük zorluklarla topladıkları Kaştaşlarını kendileri doğrudan pazarlama imkânına erişemedikleri için Çinli aracılara çok ucuz fiyatlarla satmak mecburiyetinde kalmaktadırlar. Bu Kaş taşlarını toplayan Çinliler ise Çin’in içeri bölgelerine götürerek oldukça yüksek fiyatlarla pazarlayabilmektedirler.

            İşgalci Çin hükümeti kendilerinin sefalete mahkûm ettikleri yoksul Doğu Türkistanlıların ellerindeki bu küçücük imkânı da gasp etmenin bir yolunu bulmuşlar ve “Yorunkaş Irmağı ağır derecede tahribata uğradı” bahanesini ileri sürerek yerli Doğu Türkistan Çiftçilerinin Kaş taşı toplamsını da yasaklamaya başlamışlardır. Fakat Çin işgal hükümeti yetkilileri ile araları iyi olan bazı tefeci Çinli tüccarlar o bölgede sözde şirketler kurarak ve yerli halkı yok pahasına çalıştırarak onlara emeklerinin karşılığını bile vermeksizin Kaş taşı toplattırmaktadırlar.

            “Tiyanşan(Tanrı dağı) Haber sitesi”nden alınan bilgilere göre Hoten Kaş taşı, 2008 Pekin Olimpiyatlarında yarışmacılara verilecek madalyaların yapımında da kullanılacak.            Çin, dünyada eşine az rastlanır zenginlikteki Doğu Türkistan’ın Tabii kaynaklarını 50 yılı aşkın bir süredir sömürüyor, kemiriyor ve bitirtiyor… Müslüman Türk halkı üzerinde de bir asimilasyon ve soykırım politikası uyguluyor. Ve ne yazık ki; Bizlerin bu konudaki bütün anlatımlarımıza ve feryatlarımıza rağmen bu haydut bir devlet olan Çin, bütün maneviyatlarını paraya dönüştürmeye niyetli kararlı görünen devletlerce el üstünde tutulmaya da devam ediliyor.                  

 

OSMAN BATUR'U ANMA TOPLANTISI

02.07.2007

 

Hızırbeg Gayretullah, Dr.Ahmet Türköz,
Örken Nebioğlu, Dombra Ustası Devlet Bey

Örken Nebioğlu

Doğu Türkistan Göçmenler Derneği tarafından Osman Batur'u anma toplantısı düzenlendi

Bütün ömrünü Doğu Türkistan'ın bağımsızlığına adayan yiğit dava adamı Osman Batur İstanbul'da düzenlenen bir programla anıldı.

Osman Batur'un torunu Örken Nabıoğlu'nun da katıldığı programda konuklara Osman Batur'un hayatı dombra sazı eşliğinde anlatıldı. 

Açılış konuşmasını yapan Doğu Türkistan Göçmenler Derneği yöneticisi Dr. Ahmet Türköz'ün ardından sözü Örken Nabıoğlu aldı. Dedesinin ve dava arkadaşlarının mücadelelerini anlatan Nabıoğlu "vatan için bütün hayatını feda eden ve bu uğurda destansı kahramanlıklarda bulunan dedem konusunda çalışmalar yapabilmek benim çocukluğumdan beri hayal ettiğim ideallerimden en önemlisiydi. Benim bu muradımın gerçekleşmesinde Kazakların Milliyetçi evlatları ve sağduyulu aydınları olan vatandaşlarımın büyük katkısı olmuştur. Ataların ruhlarının şad olması için yapılacak hizmetlerin gerçekleşmesinin en önemli adımı uluslararası Osman Batur Fonunun kurulmasıydı. Bu konudaki çalışmalara Kazakların sağduyu sahibi Milliyetçi üyelerinin maddi katkıları olmuştur. En başından beri dedemin ismiyle bütünleşen bu tür insani hizmetlere dünyanın çeşitli bölge ve ülkelerinde yüreğinde Doğu Türkistan'da ki Kazakların 20. Asırdaki mücadelelerine kalben yakınlık duyan herkesin yardımlarına ihtiyacımız vardır. Bizim kahraman dedemizin amaçlarını prensip edinen bütün diğer kuruluş ve fonlarla da beraber çalışmaya hazır olduğumuzu belirtmek isterim" dedi.

Bilindiği üzere Kazakistan merkezli olarak kurulmuş bulunan Uluslar arası Osman Batur fonu Osman Batur'u tanıtmak, Osman Batur konusunda uluslararası konferanslar düzenlemek, kitaplar yayınlamak ve 2009 senesinde Osman Batur'un 110. Doğum yılı münasebetiyle etkinlikler düzenlemek amacıyla kurulmuştur. Bu konuda fonla bağlantı kurmak isteyenler 007-701 14 19185 numaralı telefondan fona ulaşabilirler.

Konferansta ikinci olarak söz alan Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümetinin Başbakan Yardımcısı Hızırbeg Gayretullah Osman Batur'un mücadelesinin bugün hala sürdüğünü ve Çin'de Türklere asimilasyon ve baskıların devam ettiğini söyledi. Osman Batur'un açtığı mücadele bayrağının dünyanın her yerinde dalgalandığını ve gök bayrağın ilelebet var olacağını söyleyen Gayretullah Doğu Türkistan mücadelesinin bir bütün olduğunu ve bu mücadelenin bütün Türk Danyasına ait olduğunu anlattı.

Hızırbeg Gayretullah'ın konuşmasının ardından Abay Üniversitesi Öğretim Görevlisi Devlet Bey tarafından Osman Batur'un hayatı dombra eşliğinde Manas Destanı benzeri bir anlatımla izleyenlere sunuldu.

 

OSMAN BATUR KİMDİR?

 

 Doğu Türkistan’ın yetiştirdiği en büyük kahraman 20.Yüzyılda Çin’e karşı en büyük mücadeleyi vermiş bir efsane. Adı bugün bile Pekin yönetimini titretmeye yeten tarihi bir şahsiyet.

  Altay Vilayetindeki Küktogay İlçesinin Öndirqara Köyünde 1889 yılında doğdu. Osman Batur’un 7 erkek 7 kız toplam 14 çocuğu vardır.Osman Batur ve silah arkadaşlarının mücadelesi 1940’da Çin zulmü dayanılmaz bir hal alınca başladı.  Onların mücadelesi 1941 yılı Ekiminden 1943 yılı Temmuzuna kadar gerilla savaşı şeklinde devam etti.22 Temmuz 1943’te Altaylar Çinlilerden tamamen temizlenmişti.

1944 yılında kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nde başkanlık yaptı. Çinlilerin on kat fazla asker silah ve cephaneyle saldırması üzerine 1950 Kasımında cephanesi bittiği için Osman Batur Kamambal Dağı’nda esir düştü. Göstermelik bir mahkemede idama mahkum edildi. 29 Nisan 1951 tarihinde Urumçi’de kurşuna dizilerek şehit edildi.

 Bugün ve gelecekte Osman Batur adı kalplerimizde yaşamaya devam edecek ve bağımsızlık mücadelemizde bize ışık olacaktır.

 

       ÖRKEM NEBİOĞLU KİMDİR?

 

Osman Batur’un 5.Oğlu Nebiy Osmanoğlu’nun 6.çocuğu olarak 1984 yılında Köktogay’da doğmuştur. Kendisi Kazakistan’da Ahmet Yesevi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde son sınıfında okumaktadır.

Almata’da 2006 Aralık ayında kurulan Osman Batur Vakfı’nın kurucularındandır. 2006 yılından beri Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşıdır. Geniş Bilgi için Bakınız

 

Doğu Türkistan'da Yılda 104 Kilometre kare

Toprak Kumlar Altında Kalıyor

 

 “Şinhua Haber Sitesi”nin 06.07.2007 günü verdiği habere göre, bugün Doğu Türkistan'da her yıl ortalama olarak 104 Kilometre kare toprağın kumlar altında kalmakta olduğu bildirilmektedir. Bu gün Doğu Türkistan'ın ormanlarla kaplı alanların oranı sadece % 2.94, Yeşillik alanların oranı ise, %14.95 yani Doğu Türkistan topraklarının % 80'ine yakını çıplak alanlarla kaplı bulunuyor.
Yukarıdaki haberde, toprakların kumlarla örtülmesinin sebebi olarak, bölgede nüfusun sürekli artması, toprakların karmakarışık ve plansız kullanılması gösterilmektedir. Toprakların bu kadar hızla kumlar altında kalması, bu bölgede 12 milyon insanın üretimine ve geçimine doğrudan zorluklar getirmektedir. Ayrıca doğal afetler çoğalmakta ve ekilebilir arazilerin verimlilik oranları giderek düşmektedir.
Güney bölgelerde ve Turpan bölgesinde kum fırtınası meydana geldiği zamanlarda görüş mesafesi 50 metrenin altına düşmektedir.
Uygur mütehassıslar, Doğu Türkistan'da ekolojik dengenin bozulmasına tamamıyla Çinli göçmenlerin, özellikle de Doğu Türkistan'da bir hanedanlık oluşturan zorbalık yapmakta olan Bingtuen'in sebep olmakta olduğunu beyan etmektedirler.ETIC

 

Uygur Türkçesinden Türkiye Türkçesine Uyarlayan: Mehmet Emin BATUR 

 

TÜRK DÜNYASININ BAŞI SAĞOLSUN

     26.07.2007

KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı Kurucusu, Başkanı, 23. Dönem MHP İstanbul milletvekil seçilen, bilim adamı, Türk milletinin kıymetli evlâdı, son nefesine kadar Türklüğe hizmet için yaşayan Prof. Dr. Mehmet Cihat ÖZÖNDER 26 Temmuz 2007 günü geçirdiği elim bir trafik kazasında vefat etti. Cenaze törenine katılan binlerce seveninin gözyaşları ve dualarıyla 27 Temmuz 2007 günü son yolculuğuna uğurlandı.

MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, İstanbul'dan MHP milletvekili seçilen ve bu sabah Esenboğa Yolu'nda geçirdiği trafik kazasında ölen Mehmet Cihan Özönder'in mazbatasını almak için İstanbul'a gitmek üzere yola çıktığını belirterek, "Çok değerli bir akademisyen ve insandı. Başımız sağ olsun" dedi. Kaza, Esenboğa yolu 26. kilometrede meydana geldi. Aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi olan Pdof. Dr. Mehmet Cihat Özönder'in kullandığı 06 AZK 93 plakalı araç aşırı hız ve dikkatsizlik sonucu kontrolden çıkarak yolun karşı şeridine geçip Erhan Gündoğmuş'un kullandığı 06 HS 224 plakalı araç ile çarpıştı. Kaza sonrası Prof. Dr. Mehmet Cihat Özönder olay yerinde hayatını kaybetti.

Doğu Türkistan'daki Atom Deneme Üssü-Malen

Karaşehir'in Uşşaktal mevkisi civarındaki Malen Kalesi, Çin'in atom araştırma ve deneme üssü olup, bu üssü “Çin'in Batı Bölgesi” ile “Lan zhou askeri bölgesi”nin yönetme hakkı bulunmuyor. Doğrudan bir şekilde Çin askeri işler komitesinin yönetimi altında.
Doğu Türkistan'da 1964 yılının 10. ayından beri başlatılan ilk atom denemesi bu bölgede başlamıştı. 40 küsur yıldan beri Malen, Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan'daki can damarı sıfatıyla kendisinin mevcudiyetini muhafaza etmektedir. 1. Sayfadan Devam-Çin'in “Fen ve teknoloji haberleri”, “Guang Min Ribao” gibi gazetelerinin verdiği habere göre, yakın zamanlarda sırlı şehir Malen dışa açılmış olup, Çinli gazetecilerin ziyaretlerine izin verilmişti.
Yukarıdaki haberde işaret edildiğine göre, Malen'in güvenlik tedbirleri oldukça güçlü olup, askerler tarafından sıkı şekilde korunuyor. Yol ve kavşaklara kontrol noktaları kurulmuş olup, yerli halkı Malen civarına yaklaştırmıyorlar.
Mezkûr makalede yine, “Amerika'da atom denemelerini ve araştırmalarını durdurmuş değildir. Bu yüzden devletimiz de bu tür deneme ve araştırmaları durdurmaz” denilmiştir.
Çin hükümeti birkaç yıl önce Doğu Türkistan daki atom denemelerini durdurmuş olduğunu ilan etmişti. Fakat yukarıdaki haberin içeriği, bu bölgede atom denemelerinin aslına döndürüleceği mesajları vermektedir.
Malen hakkında şimdiye kadar birçok yankılanmalar ortaya getirilmişse de, Çin hâkimiyeti bu yankılanmaları ret etmektedir.
Bunların arasında en mühim olanı, 1980'li yılların sonlarında Turpan ve Toksun'larda aniden ortaya çıkan ve Çin hükümeti tarafından “1 numaralı hastalık” ve “2 numaralı hastalık” diye adlandırılan garip hastalıklardır. Bu hastalığın yayılması hızlı, bu hastalığın sebep olduğu ölüm oranı ise oldukça yüksektir. Hastalık teşhis edildikten sonra 24 saat içinde hasta hayatını kaybetmektedir.
Toksun ise Uşşaktal'a, yani Malen'e komşu olup, o dönemlerde hükümet içerisinde yayılan haberlere bakıldığında, Malen deneme üssünde çalışan görevliler arasında kan kanseri yayılarak ölüm oranı oldukça yüksek olmuştur. Bu sebeple merkezi askeri işler komitesi bütün görevlileri Çin'deki merkezi hastanelere gütürerek, Maleni bir süre boşaltmıştır. Muhafazacı kısımların çemberini de genişleterek üsten epeyce uzaklaştırmıştır. Tam bu dönemde Toksunlu tuz toplayıcısı birkaç çiftçi eşek arabaları ile yoldan ayrılarak Malen'e gelmişler. Baksalar ki; karşılarında oldukça ıssız bir kale duruyor. Her taraf yiyecek içecek ve demir hurdaları ile dolu. Hayretler içinde kalan çiftçiler arabalarına yiyecek-içecekleri ve orada gördükleri alet edavatlardan yükleyerek Toksun pazarına götürüp satmışlardır. Ertesi günü akrabalarını da toplayıp yine aynı yere gelmişler. 3. defa gittiklerinde askerler önlerini kesip geri çevirmişlerdir.
Fakat onların pazara götürüp sattıkları yiyecek-içecek ve alet edavatların hepsi radyasyon ışınları ile zehirlenmiş olduğundan ona yaklaşanların hepsi bahsedilen tuhaf hastalığa yakalanarak birçoğu da ölmüşlerdir.
Malen hakkındaki diğer bir rivayet ise, bu bölgenin etrafındaki haşarat ve hayvanlardaki anormallikler.
Bir askeri komutanın şoförünün başkalarına naklettiğine göre, onlar o bölgede giderlerken önlerine aniden tıpkı timsah büyüklüğünde bir yılan çıkmış. Yılan kuyruğunu diktiğinde takriben 2 metre yüksekliğindeymiş. Askerler yılana yönelterek ateş etmişler ve derhal olay mahallinden kaçarak uzaklaşmışlar.ETIC

Uygur Türkçesinden Türkiye Türkçesine Uyarlayan: Mehmet Emin BATUR      

 

 

Çin Komünist Partisi 1949 Yılından beri Doğu Türkistan Halkına Neler Getirdi (ETIC’in Çin Komünist Partisinin Kuruluşunun 86.Yılı Münasebetiyle Yayınladığı Özel Mülahazası)

 

Çin Komünist Partisi 01.07.1921 yılında kuruldu. Bu yüzden bu ayın girişiyle beraber Doğu Türkistan’daki her kadameden Parti ve hükümet birimleri Çin Komünist Partisinin kuruluşunun 86. ylını kutlamak için gösterişli tören ve çeşitli faaliyetler düzenleyip Komünist partisini methetmeyi sürdürüyorlar.

Doğu Türkistan’daki bütün Çin basın organaları Çin Komünist Partisinin 1949 yılından beri Uygur halkına getirdiği harikulade(!) “Sevgi ve şefkat”leri hakkında övgülerle dolup taşmaktadır.

Hal böyleyken 86 yıldan beri Çin Komünist Partisinin milletler siyasetinde ne türlü değişimler meydana geldi?

Çin Komünist Partisi önceleri Doğu Türkistan halkına ne vaatler verdi ve bu vaatlerini yerine getirdiler mi?

Çin Komünist Partisinin Doğu Türkistan’da ulaşmak istedİği nihai maksadı nedir?

Eğer biz, Çin Komünist Partisinin Milletlere yönelttiği politikasının genel gelişimine bakacak olursak, onun baştan sona kadar “güzel vaatler vermek ama asla yerine getirmemek” taktiği kullandığını, 1949 yılında yönetimi ele geçirdikten sonra asıl iç yüzünü açığa vurarak tıpkı önceki hâkimiyetler gibi bütünüyle müstemlekecilik politikası uıyguladığını görmek o kadar zor değil.

Meselâ, Jiang Ping’in “Milletler Araştırması” Dergisinin 86. yılının 4. sayısında yayınladığı “Çin Komünist Partisinin milletler programının tarihi gelişimi” adlı makalesinde belirtildiğine göre, 1922 yılının Temmuz ayında toplanan Çin Komünist Partisinin Ülke Geneli 2. dönem halk Kurultayının hitapnamesinin 4. ve 5. maddelerinde “Moğolistan, Shizang ve Sinkiang(Doğu Türkistan) olmak üzere üç bölgede otonomi icra edilecek ve demokratik federal cumhuriyetler kurulacak. Özgür Federasyon aracılığı ile (Eğer Moğolistan Shizang ve Sinkiang Doğu Türkistan) isterse) bu federal devletlerle Çin birleştirilecek. Moğolistan, Shijang ve Sinkiang(Doğu Türkistan)’da Çin Federal Devletleri Oluşturulacak” denilmiştir.

Yani, mezkûr hitapnamede Çin ile Moğolistan, Tibet ve Doğu Türkistan aynı yere konulmuştur. Hukukta en üst dereceli bu 4 devleti birleştirmek yoluyla bir sistem kurma giriş, iminde bulunulmuştur.

Yine, “merkezi milletler Enstitüsü Öğrencileri gazetesi” nin 1989 yılı birinci sayısında yayınlanan “milletlerin kendi kaderini kendileri tayin etme hakkı, bölünüp ayrılma hakkı ve milli temele dayalı Otonomi nazariyesinin ortaya geliş kaynağı” adlı makalede beyan edildiğine göre, 1928 yılının Temmuz ayında toplanan Komünist Partisi vekiller Kurultayında Çin’i birleştirme, milletlerin kendi kaderlerini kendileri tayin etme haklarının verilmesi” gibi söylemler teyit edilmiştir.

Yine Jiang Ping’in “Junggo(Çin) Komünist Partisinin milletler programının tarihi gelişimi” isimli makalesinde, 1931 yılında Çin Komünist Partisi tarafından düzenlenen “Zhonghua Sovyet Cumhuriyetinin Anayasa Programı”nda “Junggo (Çin) Sovyet Hakimiyeti  Junggo (Çin) sınırları içerisindeki azınlık milletlerin kendi kaderlerini kendileri tayin etme haklarını tanır ve bu tanımayı taa ki, bütün zayıf milletler junggo(Çin)’dan ayrılarak kendileri bağımsız devlet kurma hakkına erişene kadar devam ettirir” şeklinde açık olarak ifade etmiştir. Mezkûr makalede nakledildiğine göre yine, 1935 yılı 12. ayın 12. günü Mao ze dung, “İç Moğolistan halkına yöneltilen Hitapname” yi yayınlayıp, “Başka zayıf ve küçük milletleri özgürleştirmek için mücadele etmekten önce, iç Moğolistan halkının milli meselesine yardım etmemiz gerekir. Bize göre, İç Moğolistan halkı kendilerinin bütün iç meselelerini çözümleme hakkına sahip,… Onlar başka milletlerle federatif münasebetler kurma, ya da tamamen bölünüp ayrılma hakkına sahip” demiştir. Mahiyeti itibarıyla bu, aynı zamanda Çin komünist partisinin, Doğu Türkistan, Tibet ve Moğolistan bölgelerinin müstemleke altındaki topraklar olduğunu açıkça itiraf etmiş olması sayılıyordu.

1936 yılının 8. ayında Çin komünist partisi bir beyanat yayınlayarak “Junggo(Çin)Komünist Partisi, milletlerin kendi kaderlerini kendileri tayin etme, zayıf ve küçük milletlerin kendilerinin müstakil devletlerini ve hükümetlerini kurmaları için teşebbüste bulunur”  Diyerek bir defa daha vurgu yapmıştır

Fakat Çin komünistlerinin askeri gücü ve etki alanı büyüdükçe, onların milletler meselesi hakkındaki pozisyonları da değişmeye başlamıştır.

1947 yılında Yen’an da yapılan Çin komünist partisinin 7. dönem kurultayında, temel söylemlerini tamamen değiştirerek “azınlıkmilletler”in bağımsızlıklarını tanımayacaklarını, onların sadece onların Çin’in yapısal düzeni içerisinde kendi kendilerini idare etmelerine izin verileceğini beyan etmişlerdir.

Fakat yinede Sovyetler Birliğine benzer federatif sisteminden vazgeçmemiştir.

 1949 yılının sonlarına gelerek Çin Komünist Partisi Goumindang (Milliyetçi Çin) hâkimiyetini devirdikten sonra “Junggo(Çin)Halk Cumhuriyeti”ni ilan etme öncesinde yani, 29.09.1949 günü yapılan ilk “Birinci Dönem Ülke Siyasi Danışma Toplantısı”nda daha önce “azınlık milletler” hakkında verdiği sözlerden tamamen dönerek, federal görünümlü cumhuriyet kurmayacaklarını “azınlık milletler” bölgelerinde sadece milli içerikli otonom organlar tesis etmenin mümkün olabileceğini ilan ettiler.

Ahmetcan Kasımi başkanlığındaki Doğu Türkistan temsilcileri işte bu defaki siyasi istişare toplantısına katılmak için yola çıkarak bilinmeyen sebeplerle kazaya uğrayıp hayatlarını kaybettiler.

Çin Komünist Partisi “Jungha (Çin) Halk Cumhuriyeti” ni ilan etmeden iki gün önce yani 29.09.1949 günü, Çin Halk Siyasi İstişare toplantısının ilkini düzenleyerek bu toplantıda Çin Halk Cumhuriyetinin Anayasası halini alan “Junggo(Çin) Siyasi istişare Toplantısının tam Nizamnamesi”ni yayınladı. Doğu Türkistan ve Tibet temsilcilerinin katılmadığı bu toplantıda yayınlanan nizamnamenin 51. maddesinde “Bütün ‘azınlık Milletler’in toplu olarak yerleşik bulundukları bölgelerde milli içerikli otonominin yürürlüğe konulması gerekir. Millet halklarının sayılarının ve kapsamlarının büyük ya da küçük olduğu göz önüne alınarak çeşitli milletlerin otonom bölgeleri kurulacak. Birçok milletlerin karma bir şekilde yerleşik bulundukları yerler ve milli otonom bölgelerdeki yerel yönetim organlarındaki her milletten yeterli seviyede temsilcilerinin olması gerekir.” Denilmiştir. Böylece yukarıdaki nizamnamenin 52. maddesinde yine, “Junggo (Çin) Halk Cumhuriyeti Sınırları İçerisindeki Bütün ‘Azınlık Milletler’ Devletin Birleşik Askeri Tüzüğüne İstinaden, Halk Kurtuluş Ordusuna Dâhil Olur ve Halk Güvenlik Birimlerini Tesis Eder” İfadeleri yer almaktadır.

Gerçi bu nizamnamede, gelecekte tesis edilecek olan milli içerikli otonom yerlerinin Junggo(Çin) Halk cumhuriyetinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanmamışsa da Çin Komünist Partisi Milletlerin kendi kaderlerini kendileri tayin etme haklarını tanımayacaklarını kendileri ortaya koymuştur.

“Otonom Bölge” den başka hiçbir teklif yada şartıkabul etmeyeceklerini açıkça ifade etmişlerdi. Her ne kadar “azınlık milletler” bölgelerinde “milli içerikli otonomi birimleri tesis etme” hakkındaki bu karar “Ülke Siyasi İstişare kurultayı”nda alınmışsa da bu istişareye Tibet ve Doğu Türkistan halklarının temsilcileri katılmamışlardır. Çin Komünist Partisi de onlardan hiçbir şekilde görüş almamıştır. Hatta “otonom Bölge” tanımı hakkında da zerrece bir izahat vermemişti.

Bir Ekim günü Jungha (Çin) Halk Cumhuriyeti ilan edildiğinde Tibet ve Doğu Türkistan henüz Çin Komünistlerinin saldırısına uğramamış olup, Tibet bağımsız olarak kendi kendisini idare etmekteydi. Doğu Türkistan ise yarı müstemleke halindeydi. Yani Doğu Türkistan’ın bir kısmı 3 vilayet hükümetinin idaresinde, diğer bir kısmı Goumindang(Milliyetçi Çin) sorumluluğundaki müstemleke güçlerinin idaresi altındaydı.

 Eğer Çin Komünistleri daha önce “azınlık milletler” e verdiği sözlerinde durmuş olsalardı, o durumda marksizmdeki millet nazariyesinin tam öncü ideolojisi sayılan “milletlerin kendi kaderlerini kendileri tayin etme hakkına saygılı olma” prensibine uyarak Mançur imparatorluğunun Doğu Türkistan’daki varisleri sayılan Goumindang (Milliyetçi Çin)ı bu bölgeden uzaklaştırılacaktı. Böylece “Sinkiang eyalet Hükümeti”ni dağıtarak bütün Doğu Türkistan bölgesinin kontrolünü 3 vilayet hükümetine teslim etmesi gerekiyordu. Fakat Çin komünistleri hâkimiyeti ellerine geçirdikten sonra yüzsüzlük yaparak Doğu Türkistan da bulunan Goumindang(Milliyetçi Çin) müstemlekecileriyle işbirliği içinde Doğu Türkistan’ın bütün bölgelerini işgal etme telaşına düştü. Çin komünistleri kendilerine teslim olan Burhan Şehidi ile General Taosiyünün temel haklarını muhafaza etmekle beraber Junghua(Çin)Halk Cumhuriyetinin kuruluşunun üzerinden daha 10 gün geçmeden 12.10.1949 günü Çin Halk Kurtuluş Ordusu Doğu Türkistana saldırdı ve 20.01.1950 tarihine gelindiğinde Doğu Türkistan’ı tamamıyla işgal etti.

Halk Kurtuluş Ordusu bununla da yetinmedi. Onlar Doğu Türkistan'ı işgal etme işini tamamladıktan birkaç ay sonra yani, 1950 yılının Mart ayında bir birliği Doğu Türkistan üzerinden Tibet’e gizlice göndererek sessiz sedasız Tibet'in kuzeyindeki Rituzong nahiyesini işgal etti. Her ne kadar Tibet hükümeti bu duruma ser bir şekilde tepki göstermişse de Çinin bu söz konusu birliği Tibet'in tepkisine aldırmaksızın Halk Kurtuluş Ordusunun Tibet'i tamamen işgal etmesine zemin hazırlamak için ısrarla orada kaldı.

Çin Komünistleri Doğu Türkistan’a saldırarak girdikleri sırada Ahmetcan Kasımilerin vefatında sonra 3 vilayet hükümetinin asıl önderi haline gelen Seypidin Azizi “devlet Kurma Merasimine Katılma” bahanesiyle Pekin’e götürülerek hâlâ geri gönderilmemişti. Çin Komünistleri doğu Türkistan’ı işgal ettikten sonra, önceki müstemlekecilerin kukla temsilcisi Burhan Şehidi’yi yine bölge hükümetinin başkanı ve önceki müstemlekeci Goumindang (Milliyetçi Çin) askerlerinin generali Taosiyü’yü işgalci ordunun başkomutan yardımcısı olarak tayin etmesi de komünist hâkimiyetin önceki müstemlekeci güçlerin izlerine varislik etiklerinin ap açık ifadesiydi.

Çin Halk Kurtuluş Ordusunun Doğu Türkistan halkının iradesine muhalif bir şekilde mecburi olarak yürüttüğü bu işgal hareketi mahiyeti itibarıyla Çin Komünist Partisinin Mançur İmparatorluğunun emperyalist ideolojisine varislik ettiğinin açık göstergesiydi.

1921 yılında kurulduğundan itibaren 1940’lı yılların sonlarına kadar Mançur imparatorluğunu, “Çin milletini ve kendi bünyesine aldığı başka milletleri de müstemleke yaparak ezen emperyalist güç” diyerek kınaya gelen ve Doğu Türkistan, Tibet, İç Moğolistan halklarının Çin’den ayrılarak kendilerinin bağımsız devletlerini kurmalarını destekleyeceklerini vurgulaya gelen Çin Komünistleri, Doğu Türkistan ve Tibet gibi “azınlık millet” bölgelerini silah gücü ile işgal ettikten sonra kendilerinin emperyalizme varislik ettiklerini gizlemek ve kendilerini aklamak Çin 360 derece bir dönüş yaparak Mançur imparatorluğunu överek göklere çıkartmaya başladılar.  

Mesela, Çin komünistlerinin önde gelenleri ve komünist Çin devletinin ilk başbakanı Çuenlay 1957 yılı Mart ayının 25’inde, Çin Halk Siyasi İstişare Toplantısının 2. dönem genel kurultayı sırasında yaptığı konuşmada:”Azınlık milletler Çinlilerin bölgelerine saldırdıktan sonra, yapısal yönden Çinlilere yönelik bazı yararlı etkilerde oluşturmuştur. Mesela Mançurlar yüzlerce yıl sadece nüfusa sahip olmuş ama onların kurduğu Ching sülalesi Çin’e 200 küsur yıl hükümranlık yapmıştır. Bu onların ileriyi gören bir millet olduğunu gösterir. Hakikaten insanı buna ikna eder. Çünkü bugün devletimizin haritasının bu kadar geniş olması da işte o Ching sülalesinin mirası yüzündendir. Şu anda devletimizin toprakları geniş, zenginlikleri bol, nüfusu çoktur. İtiraf etmemiz gerekir ki, bunda Chig sülalesinin çok katkısı var. Ching sülalesinin bazı politikalarının da halkımıza yararları var…” demiştir.

1949. yılı Çin Halk Cumhuriyeti kurulduktan sonra “azınlık millet” bölgeleri arasında Çin komünistlerini endişeye salmakta olan bölge Tibet ve Doğu Türkistan dır.

 Dalay Lama başkanlığındaki Tibet hükümeti ve Ahmetcan Kasimi başkanlığındaki 3 vilayet hükümeti Çin komünistlerinin bu iki bölgedeki müstemlekecilik siyasetini çabuk bir şekilde icra etmesine engel teşkil etmekte olan temel unsurlardı. Çünkü Çin komünistleri o bölge halklarına vekillik etmekte olan bu iki hükümetin “Otonomi” yi katiyetle reddedeceklerini biliyordu. Böylece Çin Komünist Partisi bu iki bölgede kurulacak olan “Otonom Bölge”lerin de bu iki yerli hükümetin temeli üzerinde kurulmasını istemiyordu. Çünkü onları kontrol edemeyeceklerini hissetmişlerdi. Çin merkezi hükümetinin kurmayı istediği “Otonom Bölge” yi, asıl önderleri merkezi hükümet tarafından tayin edilen, merkezi hükümete şartsız itaat edecek olan, fazladan hak-hukuk talep etmeyen ve yetkileri Çin’in normal bölgelerlindeki yetkileri aşmayacak bir “otonom bölge” den ibaretti. Bu yüzden Çin hükümeti bu bölgelerde derhal “otonom bölge” kurmaya acele etmeksizin öncelikle “göze batan çivi” olarak değerlendirilen Tibet hükümeti ile Doğu Türkistan’daki 3 vilayet hükümetini yok etmeye ve Çin hükümetinin beklediği gibi itaatkâr bir “otonom bölge” nin kurulmasına karşı çıkma ihtimali olan milli güçleri tasfiye etmeye girişti.

Doğu Türkistan bölgesini ele aldığımızda, üç vilayet hükümetinin Ahmetcan Kasımi başkanlığındaki başlıca önderlerinin aniden “kaza” ya uğramaları Çin komünistlerinin işlerini büyük ölçüde kolaylaştırmışsa da, 30 küsur bin kişilik 3 vilayet ordusu,  3 vilayet hükümeti, onların etrafında toplanan binlerce vatansever ve Doğu Türkistan aydınları Çin hâkimiyeti için büyük bir tehlikeydi.

Her ne kadar halk Kurtuluş Ordusu 20.10.1949 günü Ürümçi’yi işgal etmişse de, İli bölgesine ulaşamamıştı. Çünkü üç vilayet hükümeti Çin birliklerinin Kuzey bölgelere girişini önlemişti.

Komünist Çin’in ilk devlet başkanı Mao Ze Dung 1949 yılının Aralık ayında Kuzey-batıdaki “azınlık milletler”e yönelik olarak ifa edilecek görevler hakkında emri altındakilere verdiği talimatta “Siz şunlara dikkat etmelisiniz ki, milletler meselesini kesin olarak halletmek için milli karşı devrimcileri kesin olarak yalnız bırakmak gerekir. Azınlık milletlerden olan büyük bir kısım partili olmadan bunu gerçekleştirmek mümkün değil.” Demiştir. Onun burada “milli karşı devrimciler” demesi 3 vilayet hükümeti ve Doğu Türkistan halkının kendi kaderini kendisi tayin etme hakkını talep etmekte olduğu bütün alanlardaki milli güçlerdi.

Mao Ze Dung’un “milletler meselesini kesin olarak halletmek” sözü tam manasıyla ifade edildiğinde, Doğu Türkistan ve Tibet gibi milli bölgeleri junghua(Çin)Halk Cumhuriyetinin ayrılmaz bir parçası haline getirmek ve bu bölge halklarının bağımsızlığa bakışını tamamen yo edip, onları Junghua (Çin)Halk Cumhuriyetinin sıradan vatandaşlarına dönüştürmekten ibarettir.

Mao Ze Dung’un yukarıdaki sözlerinden yine, Komünist Çin hükümetinin aynı zamanda Doğu Türkistan halkının iradesine vekillik etmekte olan ve asıl milli güç sayılan 3 vilayet hükümetini ve onun destekleyicilerini yetim bırakmak ve parçalamak için “azınlık millet memurları” adı altında yerli halktan kendilerine sadık yeni bir güç oluşturmaya ehemmiyet verdiği anlaşılıyor.

 Böylece gelecekte kurulacak olan “otonom bölge” yi işte bu “azınlık milletlerden olan partili memurlar”ı temel alan bir şekilde kurmayı planladığı açıkça görülmektedir. Çin komünistlerinin Doğu Türkistan’ı işgal ettiği 1949 yılının 10. ayından, taaki “otonom bölge”nin kurulduğu 1955 yılının 10. ayına kadar geçen süre içerisinde Doğu Türkistan’da icra ettikleri bir dizi siyasetleri onların Mao Ze Dung’un yukarıdaki direktiflerine paralel bir şekilde planlı olarak yürütüldüğünü göstermektedir.

1949 yılının Ekim ayında Hâkimiyetini ilan eden Çin Komünist Partisi, her ne kadar “azınlık millet” bölgelerinde “Milli içerikli otonomi”yi icra edeceklerini ilan etmişlerse de Doğu Türkista’da kurulan otonomi birimlerinin bu bölgedeki yerli halkın gerçek temsilcisi sayılan 3 vilayet hükümeti temelinde tesis edilmesini istemiyordu. Çünkü komünist hâkimiyetin kurmak istediği “otonom bölge” yi, merkezi hükümete mutlak surette itaat edecek, önderleri komünist partisine sadık kişilerden oluşan, yasal yetkiler ve imtiyazlar cihetinden Çin’in sıradan eyaletlerinden daha fazla haklara sahip olmayan ve Doğu Türkistan’ı “Junghua(Çin)Halk Cumhuriyetinin ayrılmaz bir parçası” olarak kabul eden bir “otonom bölge”den ibaretti. Yine üstelik 3 vilayet hükümeti “otonom bölge” şekline karşı olup, onlar Çin’den ayrılarak bağımsız devlet kurmayı, ya da hiç değilse Sovyetler Birliği Şeklinde Uyguristan Respoblikasını kurmayı talep ediyorlardı.

Bu yüzden 1955 yılı Ekim ayının 1’inde “Sinkiang Uygur otonom Bölgesi” kurulana kadar geçen süre içerisinde 3 vilayet hükümeti ve milli ordu dağıtıldı. Onların başta gelen önderleri çeşitli siyasi iftiralarla yok edildi. Çin hâkimiyetine karşı olan bütün milliyetçi güçler türlü siyasi darbelerle sindirildi.

Konu üzerinde fazlaca durmasak ta Doğu Türkistan’da sözde “Otonom Bölge” kurulduğundan bu güne kadar genel durum hepimize malumdur. Çin hâkimiyetinin halkımıza yönelik yürütmekte olduğu politika, mahiyeti itibarıyla tipik bir müstemlekecilik siyasetinden ibaret olup, bu tür siyaset hiçbir zaman değişmemiştir. Çin hâkimiyetinin bütün maksadı Doğu Türkistan halkını asimile edip yok ederek bu cevher misali toprakları kendilerinin ebedi topraklarına dönüştürmektir!

Uygur Türkçesinden Türkiye Türkçesine Uyarlayan: Mehmet Emin BATUR 

 
Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi  hurgokbayrak@kaynet.net adresine gönderin
Telif Hakkı © 2000-2004
HÜR GÖKBAYRAK
       Site içeriğinin (metin ve grafikler) tüm kullanım haklarını
BEN TÜRK'ÜM DİYEBİLENLER
Kaynak Göstererek Kullanabilir
 
Son Değiştirilme Tarihi:
13.10.2007
 Tüm Hakları Saklıdır.
  İnternet Explorer ve 1024 X 768 piksel çözünürlülükte rahat izleyebilirsiniz