HÜR

GÖKBAYRAK

DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ

 

 

 

 

HÖR

KÖKBAYRAK

SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ

      

    Anasayfa

 

ÖZEL DOSYALAR

 

ERATNA BEYLİĞİ

 

I- SİYASİ TARİH

 

Orta Anadolu'da XIV. yüzyıl ortalarına doğru kurulmuş olan bir Türk beyliğidir. Beyliğin kurucusu olan Eratna Uygur Türklerinden olup, önce Cengizlilerin, sonra da İlhanlıların ordusunda ikinci dereceden bir emir durumundaydı. Nitekim Selçukluların yıkılışından sonra Anadolu'ya tamamıyla hakim olan İlhanlı hükümdarı Ebû Said Bahadır Han (1316-1335) Anadolu'nun idaresini Emir Çoban’ın oğullarından Timurtaş (Demirtaş)'a vermişti (1318). Bu sırada Eratna, Timurtaş'ın maiyetinde idi.

a- Alâaddin Eratna (1344-1352)

Çalışkanlığı, adaleti ve kabiliyeti sayesinde dikkat çeken Eratna, Anadolu'da bulunduğu sırada kız kardeşini Timurtaş ile evlendirerek onunla akraba oldu. Bu sayede O, Ebu Said Bahadır Han’ın birinci derecedeki emirleri arasına girmeyi basardı. Timurtaş’ın yardımcısı olarak görev yapan Eratna, ayni zamanda Anadolu halkı üzerinde iyi nüfuz kurmaya ve kendisini sevdirmeye çalışıyordu. O, Anadolu'daki halka iyi davranıyor, herkese adaletle muamele ediyordu. Moğolların Anadolu genel valisi Timurtaş ise istilâcı ve yayılmacı bir hareket içerisinde olup, burada müstakil bir devlet kurmak ve istiklâlini ilân etmek düşüncesinde idi. Nitekim Anadolu beylerini ortadan kaldırmak için mücadeleye girişen Timurtaş, Eratna ve Sungur Ağa gibi İlhanlı emirlerine karşı da cephe almıştı. Timurtaş’ın bu davranışı sonucunda Eratna ve Sungur Ağa Karaman ülkesine kaçmışlardı. Ancak bu sırada İlhanlıların merkezinde Ebu Said Bahadır Han ile Emir Çoban’ın arası açılmış ve sonucunda da Emir Çoban öldürülmüştü. Babasının ortadan kaldırıldığını öğrenen Anadolu valisi Timurtaş, sıranın kendisine de geleceğini düşünerek, Anadolu'yu kayınbiraderi Eratna'ya bırakarak Mısır’a kaçtı (1328).

Timurtaş’ın Mısır’a kaçışına çok sevinen Eratna derhal Sivas'a gelerek buraya hâkim oldu. Bu sırada Ebû Said Bahadır Han, Timurtaş’ı cezalandırmak üzere Iranç Noyan idaresindeki bir orduyu Anadolu'ya göndermişti. Erzurum üzerinden Sivas'a gelen Moğol komutanı Iranç Noyan, burada bulunan Eratna'ya, Timurtaş’ı takip etmek üzere kendisine katılmasını söyledi. Ancak Eratna, Sivas’ı bos bırakamayacağını belirterek Iranç Noyan'a katılmadı. Bunun üzerine Iranç Noyan, Sivas’ı ele geçirmek üzere kuşattı ise de başarılı olamadı. Iranç Noyan, Sivas'dan ayrılıp Niksar'a gittiği sırada, Karamanoğlu Yahşi Bey tarafından öldürüldü. Onun ölümü en çok Emir Eratna'yı sevindirdi. Ancak İlhanlı hükümdarı Ebû Said Bahadır Han bu sırada Anadolu'ya yeni bir vali tayin etmişti. Umumî vali sıfatıyla 1329 yılı baslarında büyük bir ordu ile Anadolu'ya gelen Celâyirîlerden Şeyh Hasan, Karamanoğlu basta olmak üzere bütün Anadolu beyliklerini itaati altına aldı. Bu sırada Eratna da Şeyh Hasan Celâyirî'nin huzuruna giderek itaatini arz etti. Bunun üzerine Şeyh Hasan, Eratna’yı kendisine vekil bırakarak İran’a döndü. O, zaman zaman Anadolu'ya gelip bir süre kaldıktan sonra tekrar İran’a gidiyordu.

Eratna, görünüşte Şeyh Hasan Celâyirî'ye itaat eder gibi hareket ederken, aslında Anadolu'ya kendisi hâkim olmak için hazırlık yapıyordu. Üstelik Anadolu halkının mizacına vâkif ve merhametli bir zat olduğundan halk onun idare tarzından son derece memnun idi. Bu sırada Ebû Said Bahadır Han’ın evlât bırakmadan ölümü (1337) üzerine, Şeyh Hasan Celâyirî, meydana çıkan karışıklıklardan istifade ile Moğol ülkesinde kendisine bir yer kapmak üzere İran’a gitti. Böylece Eratna daha serbest hareket etme imkânı buldu. Nitekim daha sonra Ira’da yerleşen Şeyh Hasan Celâyirî'den ümidini kesen Eratna, Memlûk sultani Melik Nasır’a müracaat ederek onun himayesine girdi (1338). Eratna bu tarihten sonra Mısır sultani Melik Nâsir'a tabi olarak Anadolu valiliği yapıp, onun adına hutbe okutmaya ve para bastırmaya başladı. Böylece Eratnalilar için yeni bir devir başlamış oldu.

Daha sonra Eratna'nin, Timurtaş’ın oğlu Küçük Şeyh Hasan ile mücadele ettiğini görüyoruz. Nitekim babası Timurtaş’ın Mısır’da öldürülmesinden sonra, Azerbaycan'da durumunu kuvvetlendiren oğlu Küçük Şeyh Hasan, Anadolu'da hakki olduğunu iddia ederek Eratna'nin kendisine itaat etmesini istedi. Ancak Eratna onun bu teklifini kabul etmedi. Bunun üzerine Şeyh Hasan, Doğu Anadolu'ya girerek Eratna üzerine yürüdü. İki taraf orduları, Sivas ile Erzincan arasındaki Gerenbük (Karanbük)'de karsılaştılar. Burada yapılan savaşta Eratna galip geldi ve pek çok ganimet ele geçirdi (1343). Bu zaferden sonra Anadolu'daki nüfuz ve itibari daha da artan Eratna, Alâaddin unvanı ile sultanlığını ilân etti (1344).

Orta Anadolu'nun büyük bir kısmına sahip olan Eratna, sultanlığını ilân ettikten sonra hutbe ve paralarından Memlûklu sultaninin adini kaldırdı.

Alâaddin Eratna, komsuları olan Dulkadirlilar, Karamanlılar, Osmanlılar, Taceddinogullari ve Amasya beyleri ile bazen dost, bazen da düşmanca münâsebetlerde bulunuyordu. Nitekim ilk anlaşmazlık Dulkadirliler'in Eratna Bey arazisine saldırması ile başladı. Ancak Mısır Memlûklu sultaninin araya girmesi ile iki beylik arasında çıkması muhtemel savaşlar önlendi.

Orta Anadolu'nun büyük bir kısmına sahip olan Eratna Devleti'nin başkenti önce Sivas, daha sonra da Kayseri idi. Eratnalılara ait diğer Anadolu şehirleri ise Niğde, Tokat, Amasya, Erzincan, Doğu Karahisar, Niksar, Canik, Develi, Karahisar, Çorum, Zile, Ürgüp, Harput, Merzifon, Kırşehir, Darende ve Gümüşhane’den ibaretti.

Alâaddin Eratna Orta Anadolu'da devletini kurup yukarıda adi geçen şehirlere hâkim olduktan sonra 1352 yılında öldü. Kayseri'de Köşk ismi verilen mahaldeki türbesine defnedildi.

Ülkesindeki halka karşı son derece adil ve şefkatli bir yönetim uygulayan Eratna'nin ölümü Anadolu'da ve komsu ülkelerde büyük bir üzüntüye sebep oldu. Çünkü O, eşine az rastlanan bir idareci idi. Kendisi, Moğol ordusunda görevli olduğu halde, Anadolu'da meydana gelen anarşiyi, takip ettiği usta siyaseti, adaleti ve şefkati sayesinde ortadan kaldırmış, birlik ve beraberliği sağlamıştır. İlme ve kültüre de önem veren Eratna Arapça bilmekteydi. Nitekim Ibn Battuta, 1333 yılında Eratna ile görüştüğünü ve onun Arapça'yı fasih olarak söylediğini belirtmektedir.

b- Giyaseddin Mehmed (1352-1354)

Alâaddin Eratna'nin ölümünden sonra, beyliğin ileri gelen emirlerinin ittifakıyla küçük oğlu Mehmed hükümdar oldu. Giyaseddin unvanıyla beyliğin basına geçen Mehmed Bey, bilhassa veziri Hoca Ali Sah’ın tahrikiyle ağabeyi Cafer Bey'i hapsettirdi. Vezir Hoca Ali, Mehmed Bey'in henüz çok küçük yasta olmasından da istifade ederek devlet idaresinde söz sahibi olmaya başladı. Ayrıca Eratna'nin ölümünü fırsat bilen Türkmen aşiretleri isyan ettikleri gibi, güneyde Dulkadirogulları da Eratna Beyliği aleyhine sınırlarını genişletmeye başlamışlardı. Buna rağmen Dulkadir beyi Karaca Bey, Memlûklularla yaptığı mücadelede yenilince Giyaseddin Mehmed Bey'e iltica etmek zorunda kaldı. Ancak Memluk sultanından çekinen Mehmed Bey, sultanin isteği üzerine Karaca Bey'i Haleb'e gönderdi. Oradan Mısır’a götürülen Dulkadirli emiri Karaca Bey, burada idam edildi.

Bu sırada Memlûkluların Malatya valisi, Eratna Beyliği ve Dulkadiroğulları topraklarına saldırılarda bulunuyordu. Bunun üzerine Giyaseddin Mehmed ile Dulkadirlilar birleşerek Malatya valisi üzerine yürüdüler ve onu mağlup ederek ortadan kaldırdılar.

Giyaseddin Mehmed Bey, babası gibi tecrübeli olmadığı için ülke dahilinde isyanlar görülüyor, halkta umumî bir itaatsizlik ve başıboşluk yaşanıyordu. Ayrıca ulema ve emîrlerin de aleyhine dönmesi üzerine Mehmed Bey, ülkesini terk ederek Karamanogulları'nın merkezi Konya'ya sığınmak zorunda kaldı(1354). Bu gelişme üzerine vezirler ve devlet büyüklerinin kararıyla ağabeyi Cafer Bey, Eratna Beyliği’nin basına çıkarıldı.

c- İzzeddin Cafer (1354-1355)

İzzeddin unvanıyla tahta çıkan Cafer Bey, beylik yönetiminde bazı değişiklikler yaptı. Önemli görevlere kendi adamlarını tayin etti. Kardeşi Mehmed Bey'in taraftarlarını işbaşından tamamen uzaklaştırdı. Bu sebeple Mehmed Bey'e bağlı emirler ve bilhassa Hoca Ali Sah, onu tekrar hükümdar yapmak için faaliyetlere başladılar. Nitekim Hoca Ali Sah ilk olarak, Konya'da bulunan Mehmed Bey'in, Karamanoğulları'ndan da yardım alarak ağabeyi üzerine yürümesini sağladı. Mehmed Bey, Karamanoğlu Alaaddin Bey'in verdiği yardımcı kuvvetlerle ağabeyinin bulunduğu Kayseri kalesi üzerine yürüyerek burasını kuşattı. Ancak kuşatma yedi ay kadar devam etmesine rağmen bir netice alamadı ve tekrar Konya'ya döndü. Daha sonra Konya’nın, ağabeyi idaresindeki Eratnalılar'ın hâkimiyetine geçmesi üzerine Sivas'a gelen Mehmed Bey, bu şehrin valisi Haci Kutlu Sah tarafından iyi karşılandı. Kısa bir süre sonra da Haci Kutlu Sah ve Hoca Ali Sah gibi iki güçlü vezirin yardımını da alarak tekrar Kayseri üzerine yürüdü. Ağabeyi İzzeddin Cafer Bey ise, kardeşinin Kayseri üzerine yürüdüğünü haber alınca onu karşılamak üzere şehirden çıktı. İki taraf arasında Yalnızgöz mevkiinde yapılan savaşı Mehmed Bey ve taraftarları kazandı. Bu zaferden sonra Mehmed Bey ve Hoca Ali Sah Kayseri'ye girdiler (1355). Böylece Mehmed Bey, ikinci kez Eratna Beyliği tahtına çıkmış oldu. Savaşı kaybeden Cafer Bey ise Mısır’a kaçtı.

d- Giyaseddin Mehmed (İkinci Defa, 1355-1365)

 

Eratna Beyliği tahtına ikinci kez çıkan Mehmed Bey, devlet isleri ile fazla ilgilenmeyerek bütün isleri vezir Hoca Ali Sah'a bıraktı. Ancak onun bu ilgisiz davranışı, kendisine yârdim etmiş olan veziri Hoca Ali Sah ile arasının açılmasına sebep oldu. aslında vezir Ali Sah, devlet yönetiminde eskisi gibi söz sahibi olmak istiyordu. Nitekim O, Mehmed Bey'e karşı isyan ederek Kayseri şehri üzerine yürüdü (1364). İki taraf arasında Cuma mescidi denilen yerde yapılan ilk savaşı Mehmed Bey kaybetti. Bunun üzerine Mısır hükümdarı Melik Eşref'den yardım isteyen Mehmed Bey, Memlûklular'dan aldığı kuvvetlerle Hoca Ali Sah üzerine yürüdü. Malva ovasında yapılan ikinci karşılaşmada Mehmed Bey, asî Hoca Ali Şah’ı ağır bir yenilgiye uğrattı.

Mehmed Bey, Hoca Ali Sah isyanından kurtulduktan sonra devlet idaresini tek basına eline aldı. Ancak bu sefer, rahat yasamaya alışmış olan emirler ona karşı çıkmaya başladılar. Nitekim hükümdara karşı gizlice bir ittifak kurmuş olan emirler, onun Memlûklular ve Moğollar ile mücadele ettiği bir sırada harekete geçtiler. Kayseri kadısı Burhaneddin Ahmed, Amasya emiri Haci Sad geldi ve Sivas hâkimi Haci İbrahim’in öncülük ettiği bu isyancılar Mehmed Bey Sivas'ta bulunduğu bir sırada onu öldürdüler(1365). Genç yasta öldürülen Mehmed Bey'in naaşı Kayseri'ye götürülerek babası Eratna'nin kabri yanında defnedildi.

e- Alaaddin Ali (1365-1380)

Mehmed Bey'in öldürülmesinden sonra yerine, küçük yasta olan oğlu Alaaddin Ali Bey tahta çıkarıldı. Bu sırada Orta Anadolu'da fitne ve karışıklıklar had safhaya ulaşmıştı. Bu sebeple Orta Anadolu'da yasayan halkın birçoğu Ayintab'a ve Bati Anadolu'ya göç etmeye başlamışlardı. Eratna Beyliği’ne tâbi şehirlerin valileri de ismen Alaaddin Ali Bey'e bağlı olmakla birlikte tamamıyla bağımsız hareket ediyorlardı. Sivas hâkimi Haci İbrahim, Amasya emiri Haci Sadgeldi, Tokat hâkimi Şeyh Necib ve Kayseri emiri Şeyh Cüneyd'in bu bağımsız davranışlarını fırsat bilen Karamanoğlu Alaaddin Ali Bey de Eratnalılar'a ait Niğde ve Aksaray’ı ele geçirdi.

Ali Bey, ülkesindeki bütün bu iç karışıklıklara rağmen zevk ve eğlence ile meşgul olmaktaydı. Zayıf iradeli ve kabiliyetsiz bir insan olan Ali Bey, önemli devlet islerini Moğollar'ın eline verdi. Onun bu davranışı, emirlerinin kendisini dinlememelerine sebep oldu. İçteki bu durumu fırsat bilen Karamanoğlu Ali Bey, süratle Kayseri üzerine yürüyerek bu şehri de ele geçirdi. Eratna Beyi Ali Bey Sivas'a kaçmak zorunda kaldı.

Böylece Eratna Beyliği’nin merkezi olan Kayseri şehri bir süre Karamanoğulları’nın elin geçti ise de, onların şehir halkına iyi davranmamaları yüzünden ahali Karamanoğulları’ndan nefret etmeye başladı. Bu durumu fırsat bilen Eratna emirlerinden Kadı Burhaneddin Ahmed, Karamanlıların Kayseri'de yaptıkları tahribat ve mezâlime son vererek şehri geri aldı. Ancak, Kadı Burhaneddin'in burada bağımsız bir emirlik kurmak istediğini öğrenen Alaaddin Ali Bey, onu yakalatarak hapse attırdı. Fakat Kadı Burhaneddin taraftarı olan Sivas emiri Haci İbrahim, Moğolların da desteğiyle Sultan Alaaddin Ali Bey'i tutuklayarak Kadı Burhaneddin'in hapisten çıkmasını sağladı.

Alaaddin Ali Bey, bir süre hapiste kaldıktan sonra Moğollar’ın kendisine taraftar olan Barambay kolu kuvvetlerinin yardımıyla kurtuldu. Daha sonra Sivas'da Haci Mukbil'in isyanı ile karşılasan Ali Bey, Kadı Burhaneddin'in yardımıyla bu isyanı da bastırdı. Böylece devletin idaresini sağlam bir şekilde eline alan Alaaddin Ali Bey, Haci Mukbil olayında büyük yardımını gördüğü Kadı Burhaneddin'i vezirlik makamına getirdi (Mayıs 1378).

Ali Bey, bu tarihten sonra veziri Kadı Burhaneddin ile uyum içerisinde ülkesini idare etmeye başladı. Ancak bu sırada, Eratna'nin en eski ve nüfuzlu ümerâsindan olan Haci Sadgeldi, Amasya'da bağımsız hareket etmeye başlayınca Ali Bey, bir miktar kuvvet ile onun üzerine yürüdü. Haci Sadgeldi, Ali Bey'in ordusuyla gelerek Amasya yakınlarında karargâhını kurması üzerine ona haber göndererek itaatini arz etmek istediğini bildirdi. Onun bu isteği üzerine Sultan Alaaddin Ali Bey, Seydi Hüsam ismindeki bir emirini kaleye gönderdi. Ancak Haci Sadgeldi, sözünde durmayarak Seydi Hüsam'ı hapsetti. Bunun üzerine Sultan Ali Bey ile veziri Kadı Burhaneddin Amasya şehrini muhasaraya başladılar. Kuşatmanın şiddetlenmesi üzerine Haci Sadgeldi, Ali Bey ve vezirlere ricacılar göndererek özür diledi. Ayrıca hapse attığı Seydi Hüsam’ı da serbest bıraktı. Bunun üzerine Alaaddin Ali Bey ve Kadı Burhaneddin Kayseri'ye döndüler.

Kaynak: http://www.turkeyfrm.com/

 

Eratnalılardan günümüze: Köşk Medrese

 

Köşk Medrese, Eratna Beyliği'nin kurucusu olan Aleaddin Eratna tarafından eş Suli Paşa Hatun adına inşa ettirilmiştir. Medresenin avlusunun ortasında bir kümbet (türbe) yer almaktadır. Bu kümbette Suli Paşa Hatun ve Aleaddin Eratna'nın yanısıra oğulları Giyaseddin Mehmed ve onun oğlu Aleaddin Ali'nin mezarları bulunmaktadır.

 

 

Eratnalılardan günümüze: Köşk Medrese

 

 

Köşk Medrese, Kayseri şehir merkezindeki Gültepe Mahallesi'nin Köşk Dağı mevkiindedir. Köşk Medrese, Anadolu'da kırk altı yıl kadar hüküm süren, başkentleri Sivas ile Kayseri olan Eratna Beyliği’nin kurucusu Alaaddin Eratna tarafından, eşi Melike Suli Paşa (Sulu Paşa) Hatun adına 1339 (Hicri 740) yılında inşa ettirilmiştir.

Yapı günümüzde medrese olarak bilinmekle beraber, tarihi kaynaklarda ilk inşa amacının tekke olduğu yazmaktadır. Haili Edhem, "Kayseri Şehri" adlı eserinde medresenin Şer'i Mahkeme Sicilleri'nde göre Aleaddin Eratna tarafından Şeyh Ervhadeddin Kirmani sufilerine (tasavvuf ehline) ait tekke olmak üzere kurulmuş olduğunu yazmaktadır. Aynı şekilde Mehmet Çayırdağ’ın incelemelerinde, bu yapı ile ilgili olarak Şeyh Kasım’ın 1657 tarihinde elindeki vakfiyesini kanıt göstererek "Köşk Medresesi’nin tekke (hankah) olduğu için medrese olarak kullanılmasına itiraz ettiğini" ve müracaatının kabul gördüğünü yazmaktadır.

 

 

Eratnalılardan günümüze: Köşk Medrese

 

 

Köşk Medrese, günümüzde Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından ''Aşevi'' olarak kullanılmaktadır.

Köşk Medrese, 30X36 metre boyutlarında ve dikdörtgen planlıdır. Medresenin kuzeyde bulunan tonozla örtülü girişinin iki yanında, sivri tonoz kemerle örtülü ve ikişer katlı dört oda bulunmaktadır. Üst kattaki odalara merdivenle çıkılmaktadır.

Avlunun dört bir yanı revak ile çevrilidir. Her uzun cephede üç kemer ve revağın dört köşesinde 45 derece açılı eşit dörder kemer vardır. Kemerlerin yüksekliği 7 metre, genişlikleri ise 4 metredir. Üstleri tonozlarla örtülü, önleri açık 15 ayrı oda bulunmaktadır.

 

 

 

 

Suli Paşa Hatun, Aleaddin Eratna, oğulları Giyaseddin Mehmed ve onun oğlu Aleaddin Ali Kümbeti

Avlunun ortasında bulunan kümbet üzerinde kitabe bulunmamaktadır. Halil Edhem Bey, “Kayseri Şehri” adlı kitabında Kayseri mutasarrıfı tarafından türbenin ve lahitlerin kendi ikametgahında havuz yaptırmak için söküldüğünü ancak Ahmet Nazif Efendi’nin bu kitabeleri sökülmeden önce kopya ettiğini ve kendisinin de Ahmet Nazif Efendi’den bu kopyaları aldığını ifade etmektedir.

Türbe kitabelerinden ve tarihi kayıtlardan bu türbede yatanların Suli Paşa Hatun, Aleaddin Eratna, oğulları Giyaseddin Mehmed ve onun oğlu Aleaddin Ali olduğu bilinmektedir.

Revaklarda ve avlunun ortasında bulunan türbede taşçı işaretlerine rastlanmaktadır. (Taş ustalarının kendi yonttukları kesme taş bloklar üzerine kazıdıkları küçük işaret ya da simgelere "taşçı işareti" denilir. Erken Dönem Anadolu-Türk mimarisinde sık rastlanan ancak Osmanlı yapılarında pek görülmeyen taşçı işaretleri, o yapının taş işçiliğini yapan ustanın "imzası" niteliğindedir. Her taş ustasının kendisine ya da ailesine ait özgün bir işareti olduğu bilinmektedir.)

 


.

 
 
Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi  istiklal@istiklalgazetesi.com.tr adresine gönderin
Telif Hakkı © 2000-2004
HÜR GÖKBAYRAK
       Site içeriğinin (metin ve grafikler) tüm kullanım haklarını
BEN TÜRK'ÜM DİYEBİLENLER
Kaynak Göstererek Kullanabilir
 
Son Değiştirilme Tarihi:
05.02.2014
 Tüm Hakları Saklıdır.
  İnternet Explorer ve 1024 X 768 piksel çözünürlülükte rahat izleyebilirsiniz