|
ÇİN HÜKÜMETİ DOĞU TÜRKİSTAN (TÜRK)
TARİHİNİ
ÇARPITMA İŞİNİ RESMEN BAŞLATTI
Nisan
2005 İstiklâl Gazetesi
Gazetemiz İstiklâl, Mart 2005 sayısında manşetine taşıdığı “Türk
tarihçilerini göreve davet ediyoruz” başlıklı haberinin içeriği ile
işgalci Çin hükümetinin Doğu Türkistan tarihini kendilerine göre
çarpıtarak yeniden yazdırma hazırlığı içinde olduğu konusuna dikkat
çekmişti…
Kendilerini hür zanneden, yada dünyadaki süper güçlerin işlemekte
oldukları insanlık suçlarına karşı kafalarını kuma gömerek görmezlikten
duymazlıktan gelen dünya devletlerinin boş bakışları karşısında Çin
hükümeti söz konusu Uydurma ve çarpıtma “Doğu Türkistan tarihi”ni
yazdırma işine 21 Nisan 2005 tarihinde resmen başlamış bulunuyor.
Çin hükümeti, tarihten beri süregelen Türk düşmanlığı ile yoğrulmuş
gerçek kimliğinin bir tezahürü olarak, Doğu Türkistan Türklüğünün ecdat
yadigarı olan topraklarını işgal etmiş olmanın dışında beş bin yıllık
Doğu Türkistan (Türk) tarihini de çarpıtarak ve yok sayarak kendilerinin
dünyada gelmiş geçmiş en ileri derece de bir emperyalist ve soykırımcı
olduklarını da gözler önüne sermiş olmaktadırlar. Dünyada bir başka
millet yoktur ki; işgal ettikleri bir ülkenin geçmiş tarihini ve
insanlarının milli kimliğini de inkar ederek yok saymaya kalkışsın…
Tarih kavramının insanlığın ortak bir realitesi olduğunu görmezlikten,
duymazlıktan gelen Çin hükümeti yetkilileri işlerine öyle geldiği için
de, tabir yerindeyse suyu tersine akıtarak Doğu Türkistan (Türk)
tarihine ve aynı zamanda da dünya tarihine de oldukça ağır bir darbe
indirmek istemektedirler.
Çinlilerin gerek Han Çinlileri dönemi olsun, gerek Milliyetçi Çin dönemi
olsun ve gerekse de bu günkü Komünist Çin döneminde olsun Doğu Türkistan
Türklerinden tarihteki atalarının uğradıkları yenilgilerin intikamını
almak duygusu içinde olmaları ortak bir ideal ve hedefleridir. Bu
sebeple ellerine geçen her fırsatta Doğu Türkistan Türklerini rencide
edecek tutum ve davranışlar içindedirler. Nitekim, 1943 Nisan’ında
yayınladıkları bir beyanname ile, Çinlilerin, Moğolların, Tibetlilerin
ve Uygurların aynı millete mensup olduklarını ileri sürerek kendi
deyimleri ile “Zung Zo” yani “Aynı kökten gelen halklarız” şeklinde bir
safsatayı yerleştirmeye çalıştılar.
Çin hükümeti on yılda tamamlanması planlanan sözde “Sinkiang (Doğu
Türkistan) Umumi Tarihi” ni yazma faaliyetini 21 Nisan 2005 günü resmen
başlattı.
Bu davranış Türk tarihinden ve Türk Milletinden intikam almak istemek
değilse nedir?? Alınan bilgilere göre, 13 cilt ve 15 bölümden oluşacak
olan ısmarlama ucube tarih kitabı, tahmini olarak 4 milyon Çin
sözcüğünden meydana gelecek…
Kurdukları komisyona yazdırılacak olan bu sözde tarihin içeriğinde güya
Doğu Türkistan’ın tarih boyunca geçirdiği siyasi, iktisadi, milli ve
kültürel evreler detaylı olarak yer alacakmış..(!)
Çinli yetkililerin iddia ettiklerine göre, Bu kitap yazılırken Rusya,
İngiltere, Pekin vb. bir çok yerlere araştırma görevlileri gönderilecek
ve bu ülkelerin tarih arşivlerinden istifade edilecek. Ayrıca son 20 yıl
zarfında yabancı ülke bilim adamlarının ve tarihçilerinin Doğu
Türkistan’a ait olmak üzere yazdıkları araştırma eserlerinden istifade
edilmek üzere tahmini olarak en az 10 eser Çinceye çevrilecekmiş…
Çin hükümetinin “Sinkiang’ın Umumi Tarihi ” adını verdiği bu uydurma ve
aynı zamanda Türk tarihine ve tarihçilerine hakaret niteliği taşıyan
kitap 2013 yılında yayınlanacak ve bütün dünya kütüphanelerine
gönderilecek…
Çinlilerin bu insanlık dışı tutumu karşısında dünyadaki Türk
tarihçilerinin acilen harekete geçerek mensubu oldukları ülkelerin
hükümetlerini uyarmaları ve gereken tedbirlerin evrensel hukuk kuralları
çerçevesinde bir an önce alınması talebinde bulunmaları bir insanlık
görevidir. Binlerce yıl öncesinden beri süregelen ve bütün dünya
tarihçileri tarafından da kabul edilen Doğu Türkistan (Türk) tarihinin
tahrip edilmek istenmesi karşısında sessiz ve duyarsız kalmak Türk ve
dünya tarihçilerinin acziyetinin bir ifadesi olacaktır.
Unutulmamalıdır ki; Doğu Türkistan Tarihinin çarpıtılması (Kuvvetle
muhtemeldir ki; Doğu Türkistan topraklarının ezelden beri Çin toprağı ve
Doğu Türkistan halkının da Çin ırkından olduğunu ispat(!) etmeye
çalışmak gibi bir akıl dışılığın içinde olacaklardır.) zincirleme olarak
Hunlar, Göktürkler, Uygurlar ve Karahanlılar tarihinin de çarpıtılması
anlamına gelecektir. Elbette ki bu çarpıtmadan bütün dünya tarihi de
payına düşen darbeyi alacaktır.
Biz gazetemiz İstiklal aracılığı ile tarihe bir not düşüyoruz. Gerektiği
gibi bir tepki vermek ise Türk Tarih Kurumunun ve tarihçilerin
görevidir…
ABD’NİN DOĞU TÜRKİSTAN MESELESİNE OLAN İLGİSİ
07.04.2005
Hemen hemen bütün Stratejistlerinin hemfikir oldukları konuların başında
dünyadaki en güçlü ve büyük küresel gücün Amerika Birleşik Devletleri
olduğudur. Elbette ki bu fikre katılmamak mümkün değil. Zira şu anda
Amerika’nın el atmadığı iç işlerine karışmadığı veya bir şekilde
kendisinin tasvip edeceği yöneticileri iş başına getirmek için çeşitli
senaryoları uygulamaya koymadığı bir ülke yok gibidir.
Amerika Birleşik Devletlerinin bu tutumu taa 18. yüzyılın başlarından
beri devam edip gelmektedir. İşbaşına gelen bütün Amerikan başkanlarının
hassasiyetle riayet ettikleri ve takip ettikleri yol üç aşağı beş yukarı
aynıdır. Çünkü bünyesinde belli bir milliyeti ön plana çıkartmamaya
azami dikkat gösteren ABD’nin devlet politikasının temelinde emperyalizm
vardır. Dünden bu güne ABD yöneticilerinin hemen hemen tamamı bu
emperyalizm mantığından asla vazgeçmeyeceğine göre ilelebet bütün
dünyada bir Amerikan tesirinin görülmesi vazgeçilmezdir.
Kimi zamanlarda yöneticiler Amerikanın göbeğinde oturdukları yerden
gözlerine kestirdikleri ve çıkarları için elzem olduğuna inandıkları
ülkelere rejim ve devrim ihraç ederek, kimi zamanlarda da günümüzde
görüldüğü üzere bizzat askeri harekatlar düzenlemek suretiyle işgal
ederek yayılmacılık ve tekelcilik anlayışlarını sürdürmektedirler.
Amerika Birleşik Devletleri 1950’li yıllardan itibaren hiçbir konuda bir
mutabakat zemini bulamadığı ve bundan sonrada bulamayacağı Komünist Çin
ile zaman zaman yalancı bahar yaşasa da, Çin’i dünyadaki hakimiyet
sürecinde tek engel olarak görmeyi sürdürüyor. Çin’de aynı şekilde
ABD’yi kendisinin tek rakibi olarak gördüğünden yeni dünya dengelerinin
oluşmasında kendisini tek belirleyici olarak ilan etmek istemektedir.
Eski Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra ise, Putin Rusya’sını ABD’
ve Çin kendilerine rakip olarak görmemektedir.
ABD 1950’li yıllardan beri Çinin yumuşak karnı olan Doğu Türkistan
meselesine sıcak bakan ve ilgilenmeye çalışan dünyadaki tek devlettir.
Doğu Türkistan halkının ise Amerikan halkı ile ne dil, ne din, ne ırk,
ne tarih ne de kültürel alanda hiçbir asgari müştereği de yoktur.
Bu durumun 250 milyonluk Türk dünyasına ve İslam alemine bazı
hatırlatmalar yapmasını beklemek hakkımız değimlidir..? Konu ile ilgisi
olması dolayısıyla, daha yakın zamanlara kadar hiçbir dış gözlemcinin ve
gazetecinin girişine Çinlilerin izin vermediği Doğu Türkistan’a ABD’nin
gönderdiği bir Amerikalı heyetin ziyaretinden bir kesit sunuyorum.
25 Mart 2005 tarihinde Doğu Türkistan’ı ziyaret etmek için gelen
Amerikan Parlamentosunun vekil yardımcıları Birliği bu defa Çin işgali
altındaki Doğu Türkistan’ın siyasi, iktisadi, dış ticaret, taşra
yönetimi, petrol ve doğal gaz zenginlikleri, milletler meselesi, din ve
toplum kalkınması gibi durumları hakkında bilgi edinmek ve gözlemler
yapmak üzere gelmişlerdi.
İşgalci Çin hükümetinin kukla temsilcisi İsmail Tilivaldi Amerikalı
heyetle görüşmesi esnasında umulan ve bilinen Çin usulü çarpıtma
beyanlarda bulunarak Sözde kendi sorumluluğunda bulunan Doğu
Türkistan’daki durum hakkında şöyle demiştir; (Tilivaldi Doğu Türkistan
için Çinli patronlarının ağzı ile “Sinkiang Otonom Bölgesi” ifadesini
kullanmaktadır.) “Şu anda bu bölge de devletimiz iktisadi, içtimai ve
kalkınma konularında milletlerin birlik ve beraberliğini, toplumsal
barışı ve gerçek dayanışmayı tesis etmiş olup, halkların birlikte
kalkınmalarının yolunu da açmıştır…(!)” Doğu Türkistan konusunda hiç
kimseye doğru bilgi vermeyen Çinliler yine aynı tutumunu sürdürdü.
Doğu Türkistan Türklerinin şu anda orta çağ şartlarında bir hayat
sürdürdüklerine bakılırsa işgalci Çin hükümetinin sözünü ettiği
kalkınma(!) bu olsa gerek. Başka söze gerek yok…
“BARIN MİLLİ KURTULUŞ HAREKETİ”NİN
DOĞU TÜRKİSTAN HALKI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
(15.Yılı Münasebetiyle)(2)
06.04.2005
Bir milletin düşebileceği en korkunç durum işgal altına düşmekten de öte
işgale karşı koyma şuurunu kaybetmesidir. Nitekim bu konu hakkında şanlı
Barın Milli Kurtuluş Hareketinin genç önderi olan Zeydin Yusuf (Zeydin
Kari) şöyle demektedir: “Bir Milli Kurtuluş Hareketinin başarısızlıkla
sonuçlanması milli kurtuluş hareketine katılanların yok olması demektir;
fakat Milli Kurtuluş Hareketi fikrinin yok olması ise bir milletin
tamamen yok olması anlamına gelir.”(Mart 1990 Kaşgar)
İşte bu ulvi düşüncelerle uzun süreden beri kendi imkanları ile
hazırlıklar içerisinde olan Doğu Türkistan vilayetlerinden Kaşgar’a
bağlı Barın bölgesinin insanları ileri bir tarihte başlatmayı
planladıkları bir milli kurtuluş hareketini, Çin istihbaratının haber
alması sebebiyle Ramazan ayının 17. gününe rastlayan 5 Nisan 1990
tarihinde Çin polis ve jandarma güçlerinin de tahriki ile erken
başlatmak mecburiyetinde kalmışlardır. Doğu Türkistan mücahitlerinden
bazılarının açıklamalarına göre, eğer bu hareket o günlerde
başlatılmamış olunsa idi Barın ve civarındaki bütün ileri gelenler ani
baskınlarla yakalanarak zaten yok edileceklerdi.
Her şeyden önce insan olmanın bir gereği ve mecburiyeti olarak ve
insanca yaşamanın doğuştan gelen bir hak olduğu inancı ile istiklal
savaşını başlatmak için harekete geçme hazırlığında olan Barın
mücahitlerine yönelik ani bir baskın yapmak isteyen Çin hükümeti 5 Nisan
1990 günü tabir yerindeyse baltayı taşa vurduklarının farkına vardılar.
Kendilerini çok iyi yetiştirmiş olan Barın mücahitlerinin karşısında
neye uğradıklarını şaşıran Çin kuvvetleri hiç durmadan merkezdeki askeri
birliklerinden takviye istiyorlardı. Zira, Doğu Türkistan
mücahitlerinden on bin kişilik bir kitle ellerine geçirdikleri orak,
yaba, balta, nacak ve kendi imkanları ile imal ettikleri ilkel
silahlarla zamanımızın en modern silahları ile donatılmış Çin
kuvvetlerini perişan etmekteydiler. Çünkü Barın mücahitleri araziyi çok
iyi tanıdıkları için çok iyi gizleniyor ve hedeflerini hiç şaşırmıyor,
attıklarını vuruyorlardı. En önemlisi de Çin askerleri yabancı
topraklarda neyin uğruna savaştıklarını dahi bilmezlerken Müslüman Doğu
Türkistan mücahitleri ise, Milli ve manevi değerler uğruna savaşarak
şehit ya da Gazi olmanın kendileri için bir kazanç olduğu düşüncesi ile
cesurca savaşıyor ve gözlerini kırpmadan şehit düşme pahasına içinde
bulundukları savaşı büyük bir muvaffakiyetle devam ettiriyorlardı… Hatta
o sıralarda savaşın seyri öyle bir hal aldı ki; bir ara Pekin Radyosu
Kaşgar ve civarının ayrılıkçı (!) Uygurların eline geçtiği şeklinde
haberler bile vermiş, fakat hemen sonrasında haberleri kendi lehlerine
çevirerek düzeltmişlerdir.
Normal kuvvetlerle başarı elde edemeyeceklerini anlayan Çin Merkezi
hükümeti Kaşgar’da bulunan mekanize kuvvetlerini ve Lencu’ da yerleşik
Çin Hava indirme tugayına bağlı Hava komandolarını bölgeye sevk etmenin
dışında Kaşgar semalarında Askeri saldırı helikopterleri ve bombardıman
uçaklarını durmaksızın uçurarak Barın bölgesinde taş taş üstünde
bırakmamacasına, hiçbir canlıya hayat hakkı tanımamacasına bombalanması
için emir verdiler. Neticede havadan ve karadan sürdürülen vahşice ve
uluslar arası savaş kurallarını dahi hiçe sayan bombalamalarla Barın ve
civarında 9 köyü haritadan tamamen silmişlerdir… Beşikte yatan bir
bebeğin vücuduna tam olarak 72 adet kızıl mermi sıkan Çinli işgalciler
ise ne yazık ki günümüzde bir çok dünya devletleri tarafından sözde
maddi çıkarlar beklentisi ile ekonomide ve hatta yönetimde model ülke ve
millet olarak görülmektedir.
Haftalarca sürdürülen bu Milli Kurtuluş savaşı sırasında yabancı
kaynakların haberlerine göre binlerce Doğu Türkistanlı şehit edilmiş, on
binlercesi ise tutuklanarak bir daha bırakılmamacasına Çin zindanlarına
atılmışlardır.
Doğu Türkistanlılar “Barın istiklal Savaşı” ile, İstiklal Mücadelesinin
dünya durdukça hiçbir zaman ardı-arkasının kesilmeyeceğini, ve özgürlüğe
susamış olan Doğu Türkistan halkının bağrından daha nice Zeydin
Yusuf’ların (Zeydin Kari) çıkacağını bir defa daha bütün dünyaya ilan
etmiş oldular…
Doğu Türkistan halkı Barın Şehitlerini ve gazilerini ebediyyen
unutmayacak ve o yiğit kahramanların izlerinden hiçbir zaman da
ayrılmayacaklardır. Hepsi de nur içinde yatsın…
“BARIN MİLLİ KURTULUŞ HAREKETİ” NİN DOĞU
TÜRKİSTAN HALKI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
(15. Yılı Münasebetiyle) (1)
05.04.2005
İşgal altındaki topraklarda dünyaya gözünü açan insanoğlu doğduğu andan
itibaren hür olarak nefes alıp vermeye başlar. Fakat ilerleyen
zamanlarda yaşadığı toprakların bir takım muhteris milletlerce işgal
edilmiş olduğunun farkına varır ve kendisinin iradesi dışında içine
düştüğü zifiri karanlıktan kurtuluş için çırpınmaya başlar, ya da bir
kısım insancıklar da “Kaderimse çekerim” onursuzluğu içerisinde
başkalarının kendisine biçtiği daracık hayat libasları içerisindeki
işkenceleri yaşamak zannederek ömür tüketirler…Eşref-i mahlukat olarak
yaratıldığının farkında olamayan bu tür teslimiyetçi insancıklar
aslında bile bile kendilerinden sonra dünyaya gelecek nesillerin de
hayatlarının kararmasının mesulüdürler.
İnsan fıtratının doğal bir refleksi olarak, bu gün dünyada yaşanmakta
olan haksız işgallere çeşitli şekillerde tepkiler gösterilmektedir.
Elbette ki bundan daha tabii bir şey olamaz. Fakat ne yazık ki çağımızda
meydana gelen işgallere sözde tepki göstermeye çalışanlar aslında geçmiş
yıllardaki işgallere göz yummak ve yeterli tepkiyi göstermemekle bu
günkü işgallere zemin hazırlayanlardır.
İşte bugün, (5 Nisan) bütün insanlığın insan olduğunun sorumluluğunu
savsaklaması sonucunda Doğu Türkistan’ın Çinli emperyalistlerce işgal
edilmesinin ardından tarih sayfalarına bırakmaya devam ettiği derin
izlerden birinin daha 15. yıldönümüdür. Esaret altındaki milletlerin
ülkelerini düşman işgalinden kurtarmak için yeterli ya da yetersiz
olarak imkanlar dairesi içinde mücadele ettikleri bir gerçektir. Fakat
bu milletler verdikleri mücadelelerinde hedefledikleri başarıya
ulaşmakta zorlanıyorsa bu yalnızca o millete ait bir noksanlık ve
başarısızlık olmayıp, yeri geldiğinde insan hakları, demokrasi ve
özgürlükler konusunda tabir yerindeyse mangalda kül bırakmayan
insanlarında kusuru ve eksikliğidir.
Doğu Türkistan işgale uğradığı yarım asırlık zaman içerisinde sayısız
defalar istiklal amaçlı milli ayaklanmalar gerçekleştirmiştir. Bu
istiklal hareketleri ve yaşanan katliamlar hakkında bir tarih
kronolojisi tutulacak olunursa neredeyse hemen her gün önemli bir milli
kalkışmanın meydana geldiği gerçeği ortaya çıkacaktır.
Özgürlüğe susamış olan Doğu Türkistan halkı 5 Nisan 1990 Tarihinde bütün
dünyada özgürlük mücadelesi vermekte olan milletlere örnek ve ilham
kaynağı olabilecek Milli İstiklal hareketlerinden birini daha
başlatmıştır.
Türk tarihinde önemli bir yere sahip olan ve birçok Türk devletlerine
başkentlik yapmış olan Kaşgar vilayetimize bağlı Aktuğ nahiyesinin BARIN
kazasında Çinli işgalcilerin tahrip ederek harabeye çevirdikleri bir
camiyi ibadet yapılabilir hale getirmeye çalışan silahsız ve savunmasız
Doğu Türkistan halkının üzerine ateş açan Çin polislerine önce taş ve
sopalarla karşılık vermeye çalışan Doğu Türkistanlılar daha sonra Çin
saldırganlarından elde edilen silahlarla mukavemet göstermişler ve kısa
bir zamanda dalgalar halinde büyüyen bu kıyam hareketi tam anlamı ile
bir savaşa dönüşmüştür.
Burada bulunan her türlü silahlarla mücehhez Çin polis ve jandarmaları
Doğu Türkistan mücahitleri karşısında acziyete düşünce Çin işgal
yönetimi Lençu’da bulunan Çin Hava indirme tugayından 7000 kişilik
paraşütçü birliğini ve Kaşgar’da ki bir mekanize birliğini de bölgeye
sevk etmiştir. Artık Barın’ da başlayan bu Milli Kurtuluş savaşı bütün
Doğu Türkistan halkının dua ve manevi destekleri ile Kaşgar civarında
bulunan ve 10’dan fazla köyü de içine alan bir savaş haline gelmişti…
|