|
TÜRKİYE’DE “SORUNLU
YOLCULAR ODASI”NDA
BİR DOĞU TÜRKİSTANLI
Temmuz 2005 İstiklal Gazetesi
Bu
yazıyı kaleme alırken hissettiğim duyguları ifade etmemek ve kağıda dökmemek
için ne kadar uğraş verdiğimi anlatamam… Fakat başka çarem yoktu
yazmalıydım. Bir Müslüman Türk, bir Doğu Türkistanlı, bir vatansever bir
Türk milliyetçisi ve hepsinden önemlisi de bir insan olarak bizi yönetenlere
sitemlerimi ve gelecek yıllara yönelik endişelerimi haykırmalıydım…
Eli
kalem tutan biri olarak içimden geçenleri yazmazsam kendime olan saygıma
gölge düşecekti… Çünkü; Uğruna gözümü kırpmadan canımı feda etmeye hazır
olduğum aziz ülkem, sevgili vatanım Türkiye’min idarecileri biz Doğu
Türkistanlıları ellerine geçen her fırsatta derinden yaralamaya devam
ediyorlardı. Fakat buna rağmen bu ülkenin gerçek sahiplerinden biri olarak
vatanıma olan sevgimde bir azalma söz konusu olamazdı.
1950’li yıllardan itibaren Türkiye’yi bir istinatgâh, Türkiye insanını ve
devletini de bir hami olarak kabul eden Doğu Türkistanlılar din, dil, ırk,
tarih ve kültür birliği bulunan Türk milletinin kendi dertlerine derman
olacağı düşüncesi ile Türkiye’ye sığınıyorlardı. Ve böylece Türkiyeli
kardeşleri ile her geçen gün kaynaşıyor, kız alıp-veriyor, kutsal askerlik
görevini yerine getiriyor, cennet vatanımız Türkiye’nin elem ve sevinçlerini
paylaşıyor, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yaşamını sürdürüyordu…
Fakat
Doğu Türkistanlıların hiçbir zaman düşünmeyi ihmal etmediği ve aklından bir
an olsun çıkartmadığı, çıkartamayacağı Çin işgali altında bulunan DOĞU
TÜRKİSTAN diye de bir vatanları vardı… Ecdat yadigarı ve Türk milletinin öz
toprakları olan Doğu Türkistan’ı unutmasını Doğu Türkistanlılardan hiç kimse
ve hiçbir kuvvet isteyemezdi… Doğu Türkistanlılar için Türkiye Cumhuriyeti
toprakları ne ifade ediyorsa Doğu Türkistan toprakları da aynı anlamları
ifade ediyordu…
Ne yazık ki; vatanın ve vatan hasretinin ne demek olduğunu en iyi bilen Türk
milletini yönetme görevine talip olanlar ve göreve gelenlerin Doğu Türkistan
ve Türk dünyasına şaşı bakmaları, umulan, beklenen ve gereken önemi
vermemeleri biz Doğu Türkistanlıları olduğu kadar eminim ki 70 milyon Türk
insanını da hayal kırıklığına uğratıyordu…
Türkiye’de yarım asırdır çeşitli platformlarda Doğu Türkistan davasını
anlatanlara muhterem devlet büyüklerimiz ve diğer siyasilerimiz hiçbir zaman
yerine getiremeyecekleri sözler verdiler. Onların sadece sırtlarını
sıvazlamaktan ve hamaset edebiyatı yapmaktan öteye gitmediler.. Hatta öyle
zamanlar da oldu ki, Doğu Türkistanlıların vatanlarını işgal eden Çinli
yetkililerin Türkiye’yi ziyaretlerinde ve Türkiye yetkililerinin Çin’i
ziyaretleri esnasında Doğu Türkistanlılar Türkiye’nin hükûmet yetkilileri
tarafından çeşitli şekillerde rencide edildiler.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen biz Doğu Türkistanlıların asıl teselli ve
umut kaynağı ise hükûmetler değil, her zaman büyük ve kadirşinas Türk
milleti olmuştur.
Geride bıraktığımız Temmuz ayı içerisinde Çin işgali altında bulunan Doğu
Türkistan’da her türlü insanî hakları Çin devleti tarafından ihlâl ve gasp
edilmekte olan 40 milyon Doğu Türkistanlı bir defa daha Türkiye Cumhuriyeti
Devleti konusunda hayal kırıklığına uğradı…
Doğu
Türkistan halkı dünyanın neresinde olursa olsun ellerine geçen her fırsatı
sonuna kadar değerlendirmek zorunda olduklarını bilmektedirler. Bu sebeple
de, Tam Bağımsız Doğu Türkistan mücadelesinin sürprizlerle dolu tünelinde
önlerine Sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti kurmak gibi bir fırsat çıktı.
Doğu
Türkistanlılar bu fırsatı da değerlendirmek mecburiyetindeydiler…
Sürgünde Doğu Türkistan Hükûmetinin Cumhurbaşkanı Ahmet İgemberdi Yalova
Kültür Merkezinin (YAFEM) daveti üzerine Avustralya-Singapur ve Bahreyn
üzerinden İstanbul’a geldi. Fakat ne yazı ki; Atatürk Havalimanındaki
“SORUNLU YOLCULAR ODASI” na alınan ve Türkiye Dışişleri Bakanlığının
“Türkiye’ye Girişinin Engellenmesi” yolundaki iki sayfalık yazısını önüne
koyan Türkiye yetkilileri, Ahmet İgemberdi’nin Türkiye’ye giriş yapmasını
engellediler…Bu utanç verici olay karşısında İgemberdi’nin söyledikleri ise,
Doğu Türkistanlılar ve Türkiye konusunda Tarihe düşülen çok önemli bir not
idi… Üzüntülerini ve şaşkınlığını dile getiren Ahmet İgemberdi Gazetecilere
yaptığı açıklamasında şunları söyledi: “Ben Türkiye’ye karşı suç işleyen
biri değilim. Sadece Doğu Türkistan için hizmet ettim. Başka bir suçum
günahım yok. Çin esaretinde 10 seneden fazla hapis yattım. Halkımın
demokrasisi için hapis yattım. Ondan önce altı sene sürgün oldum. Türkiye
dindaşımız, kardeşimiz neden böyle oluyor anlamıyorum. Bu siyasî bir mesele.
Çin hükümeti baskı yapıyor. Türk hükümeti PKK yandaşlarına kırmızı pasaport
veriyor. Biz kalbimizi, ruhumuzu Türk dünyasına adamışız, geri çevriliyoruz.
Bu nasıl bir mantık anlamadım. Atatürk, Türk dünyasına çok destek verdi. Çok
sahip çıktı. Nerede Atatürk fikirleri. Bu hareket çok ayıp bir şey. Bu durum
her halde Çin hükûmetinin Türkiye üzerindeki baskısından kaynaklanıyor. Bu
olaya Doğu Türkistan Türkleri çok üzülecek. Burada kardeşlerimiz var.
Türkiye kendi memleketimiz. Hem ziyaret hem toplantılar yapacak,
Kardeşlerimizi görecektik. Türkiye’de karşılaştığım bu muamele beni derinden
yaraladı.”
Ahmet
İgemberdi’nin, Türkiye’ye girişine, Çin’in kuruluşundan beri korktuğu ve
endişeye kapıldığı Sürgünde Doğu Türkistan Hükûmeti’nin Cumhurbaşkanı olması
sıfatını da bir tarafa bırakarak Türkiye’yi gerçekten seven bir Doğu
Türkistanlı Türk olması hasebiyle Türkiye problemsiz izin verilmeliydi… Bu
olaydan sonra büyük mücadeleler verilmesinin ardından Türkiye’de hiçbir
toplantıya katılmama, gazetecilerle görüşmeme ve Çin’in aleyhinde söz
söylememe gibi bir sürü şartlar koşularak ve “Bir defaya mahsus” olarak
verilen giriş iznini, Türk milletinin bu konuda gösterdiği tepkiyi azaltmak
için yapılan bir siyasî manevra olarak görüyor ve kabul etmiyoruz.
Bir
Türk vatanseverini Çinli dostlarını üzmemek adına sorunlu sayarak “SORUNLU
YOLCULAR ODASI”na alanları ve canı kadar çok sevdiği Türkiye’ye girişine
izin vermeyenleri şiddetle kınıyor, ilahî adaletin bir gün mutlaka tecelli
edeceğine olan inancımızla “Alma mazlumun ahını çıkar aheste, aheste”
diyoruz… |