HÜR

GÖKBAYRAK

DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ

 

 

 

 

HÖR

KÖKBAYRAK

SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ

  

    Anasayfa

 

  

    M.E BATUR 

         MAKALELERİ

         2008

        2007
       
2006

        2005
       
2004
       
2003
       
2002

        2001
       
2000

 

EKİM-2005

Doğu Türkistan dan Türkiye'ye Hicretimizin 40. Yılı

Münasebetiyle

Ekim -2005 İstiklâl Gazetesi

 

Kızıl Çin istilacıları tarafından Doğu Türkistan'ın 1949 yılında işgal edilmesinden sonra, ilk olarak Hindistan üzerinden Türkiye'ye gelen İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra Beyler 1954 yılında beraber geldikleri kafilesi ile birlikte Türkiye’ye yerleşirler.

Bu kafileyi vatandaşlığa kabul eden Türkiye Cumhuriyetinin 20. hükûmeti olan Adnan Menderes hükûmetidir. Bu hükûmet, 09.03.1951 tarihinden 17.05.1954 tarihine kadar görev başında kalmıştır. Bunu, 21. Menderes Hükûmeti, 22. Menderes hükûmeti ve 23. Menderes hükûmeti takip etmiştir.

Daha sonra, Çin'in Afganistan hükûmeti ile yaptığı bir göç anlaşmasından istifade ederek Doğu Türkistan'dan ayrılan 1961 yılı kafilesi meşakkatli ve tamamen binek hayvanlarının sırtında geçirilen bir yolculuktan sonra yaklaşık üç ay süren bir yolculuk sonrası Afganistan'a vasıl olabildi…Afganistan'da iken Çin hilekârlığının ilk darbesine de maruz kalınmış ve hatta Afganistan hükûmeti tarafından tekrar Çin'e iade edilme tehlikesi bile geçirilmiştir. Verilen çetin mücadelelerden sonra Afganistan'da geçici bir süre kalabilme imkânı, elde edilebilmiştir.
Bu sırada Ruslar, ABD, Kanada, Tayvan, (Milliyetçi Çin) ve Suudi Arabistan hükûmetleri aşamalı olarak ve her yıl üçer, dörder aile olmak üzere Afganistan'da geçici olarak bulunan Doğu Türkistanlı’lardan ülkelerine kabul edebileceklerini ileri sürüyor… Bu esnada ABD, Rus ve Çinliler sürekli olarak Türkiye aleyhinde propagandalar da yaparak Türkiye'ye gidişimizin önünü kesmeye çalışmaktadırlar.

Afganistan'da bulunduğumuz sırada, Doğu Türkistan'da iken Hindistan ile Doğu Türkistan arasında ticaretle uğraşan H. Abdülkadir Türkkan (Kendisi rahmetli oldu) isimli hemşehrimiz Hindistan'a gidip gelmeyi düşündüğünü babama anlatır, babamda Hindistan'da bulunduğunu bildiği üvey kız kardeşi Hıliçe (Şu anda İzmir'de Hatice ismi ile yaşamaktadır) halamıza atfen bir mektup yazar ve götürmesini rica eder. Muhterem büyüğümüz Hacı Abdulkadir Türkkan Hindistan'a gittiğinde söz konusu mektubun sahibini arar. Oradaki Doğu Türkistanlılar da birbirlerini iyi tanıdıklarından mektup sahibinin bir süre önce Türkiye'ye gitmiş olduğunu söylerler. O meclisten birisi yakında kendisinin Türkiye'ye gideceğini söyleyerek mektubu alır, Türkiye'ye götürür, Türkiye de İsa Yusuf Alptekin Bey’in de bulunduğu bir mecliste mektup sahibini ararlar. Mektubun sahibi olan halamızın İzmir'e yerleştiğini söylerler. Bu sırada önderimiz İsa Yusuf Alptekin Bey, mektubu getiren kişinin anlatımlarından acil bir durumun söz konusu olduğunu düşünerek o mecliste mektubu açar ve okurlar.
Mektupta babam, Afganistan'daki durumla ilgili olarak kız kardeşine verdiği tafsilatta her şeyi anlatmıştır. İsa Yusuf Alptekin ve dava arkadaşı Mehmet Emin Buğra beyler Afganistan'a gelen bu kafileden ilk defa böylece haberdar olurlar ve babam olan Mirahmet Batur'a Alptekin Bey ve Buğra Beyler mektup yazarlar. Bu yolla Türkiye'deki liderlerimizle irtibat sağlanmış olunur. Afganistan'daki kafile, Türkiye deki liderlerimize hangi ülkeye gitmelerini tavsiye edeceklerini sorduklarında, (O günlerde kafile içerisinden Suudi Arabistan teklifine sıcak bakanlar bulunmaktadır. Fakat Suudi Arabistan hükûmeti her hac döneminde üçer dörder aile alabileceğini ve gelenlerin Milliyetçi Çin (Tayvan) pasaportu ile ikamet edebileceklerini söylemektedirler.) Liderlerimizden şu anlamlı cevabı alırlar:

"Eğer Çin pasaportu ile 'ben bir Çinliyim'

diyerek Suudi Arabistan'da yaşayacaksanız oraya gidin. Yok eğer ben bir Müslüman Türküm diyerek Türkiye'de yaşamak isterseniz bizler burada sizleri Türkiye'ye kabul ettirmek için her türlü girişimde bulunmaya hazırız…"

Cevabını alırlar. Bu noktadan sonra Afganistan'daki kafile Türkiye'ye gitmeye karar vermiştir.

Afganistan'daki bütün olumsuz şartlara rağmen Türklerin genel karakterinde mevcut olan teşkilatçılık ruhunu oldukça açık bir şekilde oluşturdukları bir komitenin genel yapısına aksettiren Doğu Türkistanlılar hükümetler nezdinde gerekli girişimleri koordineli yürütmek ve bu sırada da Doğu Türkistan davasına hizmet edebilmek maksadıyla her türlü riski de göze alarak bir komite oluşturmuşlardır.

Oysa ki, Afganistan'daki padişahlık rejimi hiçbir şekilde sivil örgütlenmelere izin vermemekte, böyle bir teşebbüste bulunanlar olursa cezalandırmaktadır.

Buna rağmen, Doğu Türkistan'daki Çin mezalimini, izin verilirse Afganistan'da, eğer izin verilmediği takdirde çıkacakları diğer ülkelerde anlatmak maksadıyla Afganistan hükûmetine bir dilekçe ile komiteyi oluşturan kişilerin isim listesini ekleyerek müracaat ederler. Afganistan hükümeti böyle bir oluşuma müsaade edemeyeceklerini ve kendilerinin Çin gibi büyük bir ülkeyle karşı karşıya gelme riskini göze alamayacaklarını bildirirler fakat, sunulan listeyi ve dilekçeyi de almış olurlar. Bu davranış, Afganistan hükümetinin Doğu Türkistanlıların cesurca ve haklı girişimine karşı gösterdikleri bir samimiyetin ifadesidir.
Afganistan hükümetine gerekli bildirimde bulunulduktan sonra, Doğu Türkistan davasına Afganistan'daki olumsuz rejim dolayısıyla layıkıyla hizmet veremeyeceklerini anlayan bu komite artık kesin olarak başka ülke tekliflerini gözden geçirmeye başlarlar.

Bu esnada, Türkiye'deki İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra Beylerin Doğu Türkistan davasının dünya kamuoyuna en iyi anlatılabilecek ülkenin Türkiye olduğunu mektuplaşmalarla öğrenen Doğu Türkistanlılar artık yönlerini ve çalışmalarını Türkiye'ye gitmeye yöneltmişlerdir.

Bu sırada Türkiye'ye gidecek olanların listesini Türkiye Büyükelçiliğine verirler. Fakat, Rus, Çin ve ABD'nin Türkiye aleyhinde yürüttüğü propagandalardan etkilenen bazı kafile üyeleri ertesi günü Türkiye'ye gitmekten vazgeçtiklerini bildirmektedirler.

Sonunda, komitenin ikna çalışmaları ile 71 aile Türkiye'ye gitme kararı almışlardır. Türkiye'de insanüstü bir gayretle bu kafilenin Türkiye'ye getirilmesi için mücadele yürüten İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra Beyler başarılı olurlar ve Afganistan'daki Doğu Türkistanlı kafilesinin Türkiye'ye gelişleri resmiyet kazanmıştır.

Burada çok önemli bir noktayı açıklığa kavuşturmak tarihî bir sorumluluk halini almıştır. Türkiye'nin Kayseri vilayetindeki Doğu Türkistanlıların büyük çoğunluğu bilgi noksanlığı ya da kasıtlı propagandalar neticesinde kendilerini Türkiye'ye getiren Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin Süleyman Demirel Başbakanlığındaki hükümet olduğunu zannetmektedirler... Konu ile ilgili olarak TBMM kayıtlarından elde ettiğimiz belge ve bilgilere dayanıldığında ise, durum daha farklıdır.

Türkiye'de girişimlerini sürdüren rahmetli liderlerimiz İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra beyler Türkiye'de, o günlerde iktidarda bulunan İsmet İnönü Hükûmeti yetkilileri ile sık sık görüşerek ve nüfuzlu şahsiyetleri birer birer ve aralıksız olarak ziyaret ederek Afganistan'daki Doğu Türkistanlı kafilenin Türkiye'ye kabulü için müracaatlarda bulunmakta iseler de, Doğu Türkistan da 12 Kasım 1933'de kurulan Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti'nin Dış İşleri Bakanlığ’ınca Türkiye'ye "Gökbayrak'tan Albayrağa Selâm" denilerek müjdelenmesi karşısında o zamanlardaki 6. İnönü hükûmetince (04.05.1931-01.03.1935) tanınmak şöyle dursun, "Çin gibi büyük ve güçlü bir devletle komşu olan bir ülke yöneticilerinin her şeyden önce onlarla iyi geçinmesi gerekir." şeklinde garip bir cevap verdiği gibi, 28. İnönü hükûmeti (25.12.1963-20.02.1965) tarafından da ret edilmiştir.

Bu durum karşısında ümidini kaybetmeyen liderlerimiz mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Hatta o günlerde kendileri İstanbul'da ikamet etmelerine rağmen, işlerinin tamamını başkent Ankara 'da yürütmek zorunda olduklarından Ankara'nın Samanpazarı semtinde üçüncü sınıf otellerde yatıp kalkarak mücadeleyi sürdürdükleri de bilinmektedir. Durum Afganistan'da daha bir vahim hale gelmiştir. Sebebine gelince, başta kendilerinin aslen Türk değil Arap soyundan olduklarını ileri süren ve bu yüzden Suudi Arabistan'a gitmek istediklerini belirterek içinde bulunulan zor durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirenler ortaya çıkmıştır.

Bunlara bir de ABD, Rusya ve Çin hükûmetlerinin Türkiye aleyhtarı propagandalarla insanların zihinlerini karıştıran özel görevlileri de eklenince durum giderek daha karmaşık bir hal almıştır. Ayrıca Suudi Arabistan ve Tayvan hükûmeti temsilcileri tarafından kandırılan kişiler bekledikleri olumlu cevap geciktikçe Tayvan (Milliyetçi Çin) pasaportlarına müracaat etmişler ve hatta bütün akrabaları dahil bu pasaportu alanlar bile olmuş. Bundaki maksatları Tayvan pasaportu ile Suudi Arabistan'a gidebilmek… Dolayısıyla, Türkiye Büyükelçiliğine Türkiye'ye gitmek isteyenler olarak verilen listedeki sayı her geçen gün azalmaktadır. Orada kurulduğunu söylediğimiz cemiyet mensupları bir de bu cereyan eden olumsuzluklara karşı mücadele etmek zorunda kalmışlardır.
O sırada Türkiye'de, 10. İnönü Hükûmetinin sona ermesini müteakip hükûmeti kurma görevini Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Cumhuriyet senatosu Kayseri üyesi Sayın Suat Hayri Ürgüplü'ye vermiştir. Ürgüplü AP, YTP, CKMP ve MP'den oluşan bir koalisyon hükûmeti kurmuştur.

Bu hükümet'e İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra Beylerin yaptığı müracaat nihayet olumlu netice vermiş ve böylece Afganistan'daki 71 ailelik Doğu Türkistan kafilesi Suat Hayri Ürgüplü Kabinesinin onay vermesiyle Türkiye'ye kabul edilmişlerdir, Süleyman Demirel hükümeti döneminde değil...
Suat Hayri Ürgüplü'nün kurduğu hükûmet 20.02.1965-27.10.1965 tarihleri arasında görev yapmıştır. 1.Demirel Hükûmeti ise, 27.10.1965 03.11.1969 tarihlerinde iş başında kalmıştır, Afganistan'daki Doğu Türkistanlılar 3 ayrı uçak seferi ile, 08.10.1965'de birinci kafile, 10.10.1965'de ikinci kafile, 12.10.1965 tarihinde de üçüncü kafile olmak üzere Türkiye'ye doğru yola çıkılmış ve böylece Türkiye'ye gelinmiş ve Kayseri'ye yerleştirilmişlerdir.

Burada özet olarak bahsetmeye çalıştığımız bu meşakkatli yolculuk esnasında emeği geçen ve bu gün aramızdan ayrılanlara Allah'tan rahmet, hayatta olanlara da hayırlı uzun ömürler diliyorum.

 

ÇİN’İN DİNE YÖNELİK BASKILARI  HAD SAFHADA

30.10.2005

 

İşgalci Çin devletinin Doğu Türkistan’daki Müslüman Türklere yönelik olarak uyguladığı insanlık dışı  baskı ve yıldırma faaliyetleri her geçen gün daha da genişleyerek devam ediyor.

Özellikle de dini alandaki baskı daha da şiddetlendi. 1967 yılında Çin işgalci hükümetinin Mao önderliğinde başlattığı sözde “Kültür devrimi” (Kültür katliamı demek daha doğru olur) esnasında  bu güne kadar dalga, dalga Doğu Türkistan’da kültür adına ne varsa önüne gelen her şeyi yakıp yıktı. Dünyada bir nüshası daha bulunmayan nice önemli el yazması eserler toplattırılarak şehir meydanlarında vahşice yakıldı. Bazı eserlerin müellifleri ya tutuklanarak bir daha çıkartılmamak üzere Çin zindanlarına atıldı, yada kurşuna dizilmek suretiyle katledildiler.

Hemen, hemen bütün evlerde aramalar yapılarak kültüre ait ne varsa toplanıldı. Evlerinde değerli kitaplar ve eserler bulunduran ev sahipleri “Çin Komünist partisinin emirlerine karşı çıktı” suçlamasıyla tutuklandılar. Daha sonraki yıllarda Doğu Türkistanlıların dini vecibeleri yerine getirmeleri şiddetle yasaklandı. Okullarda ilk öğretim öğrencileri derslerinden zayıf not alacakları tehdidi ile sorguya çekilerek evlerinde anne ve babalarının namaz kılıp kılmadıkları, Oruç tutup tutmadıkları ve hatta evlerinde ne tür konularda sohbetler edildiği konusunda bilgi vermeye zorlandılar. Çin hükümetinin yasakladığı faaliyetlerden her hangi biri hakkında bilgi almaları durumunda ise aile fertleri türlü cezalara çarptırıldılar. Hatta aylık olarak karne karşılığı verilen mısır unu, mısır ekmeği vs. şeklindeki iaşeleri kesilmek suretiyle cezalandırıldılar. Cami ve mescitler kapatıldı, Müslüman Türkler arasındaki sevgi, saygı ve güven bağları akıl almaz bir takım dayatmalar ve entrikalarla zayıflatılmaya çalışıldı.

Doğu Türkistan’da halk arasında sevilen ve saygı duyulan şahsiyetler çeşitli suçlar isnat edilerek tutuklandılar. Bir çoklarının akıbetinden bir daha haber alınamadı .İslam inancını her şeyin üzerinde tutan Doğu Türkistanlıların evlerde kendi çocuklarına dini vecibeler konusunda bilgiler verdiklerinin öğrenilmesi durumunda dahi “İllegal şekilde dini eğitim verdi” suçlamasıyla tutuklanarak cezalandırıldılar.

Toparlayacak olursak 1949 yılında Doğu Türkistan’ın bütün “Hür dünya” nın gözleri önünde işgal edilmesinin ardından başlayan baskı ve sindirme furyası 1967’ de hız kazandı ve bu güne kadar da olanca hızı ve vahşeti ile devam ediyor.

Daha, çok yakın bir zamanda Doğu Türkistan’dan aldığımız haberlerden biri yukarıdaki ifadelerimizi teyit eder mahiyettedir: Hoşur Gafur isimli bir öğretmen’in öğrencilerinden Abdullah Zakir (30), Ayşem Kerem( 19), Amangül İsmayil (19) ve öğretmen Hoşur Gafur (32) ve isimleri öğrenilemeyen 3 genç daha olmak üzere bir grup genç ikamet ettikleri Korla da bulamadıkları Mushkatil Musabih adlı bir hadis kitabını Ürümçi’den getirttiler. Bu hadis kitabını teslim aldıkları esnada, her giriş çıkışları çok sıkı kontrol eden Çin polislerince göz altına alındılar. Götürüldükleri Çin Polis merkezinde özellikle de bayan öğrencilerin çok ağır işkencelerden geçirildikleri ve 7 günlük ağır işkence ve sorgulamalardan sonra her bir öğrenciye 7000 Yuen Çin parası maddi ceza kesildikten sonra serbest bırakılmışlar, Fakat Hoşur Gafur (32)isimli genç öğretmen ise tutuklanarak Doğu Türkistan’ın Korla bölgesi yakınlarındaki Kuça vilayetinin Karabağ  hapishanesine gönderilmiş fakat kendisinden bu güne kadar hiçbir haber alınamamış olup, hayatından endişe edilmektedir.

            Bu olay Doğu Türkistan’da her gün yaşanan hadiselerden yalnızca bir tanesidir… Her nedense “Hür Dünya” dediğimiz ülkeler bir gün sıranın kendilerine gelmesini bekler gibi suskunluklarını korumaya devam ediyorlar…

 

DOĞU TÜRKİSTAN'IN İŞGALİNİN 56. YILDÖNÜMÜ

04 Ekim 2005

 

Doğu Türkistan'ın Çinlilerce işgal edilişinin yıldönümleri ile ilgili olarak yazılan yazılardan kim bilir bu kaçıncısıdır. Ne yazık ki; her yıl bu günlerde insanoğlunun yaşayabileceği hüzünlerin en şiddetlisini yaşamaya devam ediyor, her yazdığımız yazının sonunda da gelecek yılların Doğu Türkistan'ın ve bütün işgal altındaki ülkelerin kurtuluşuna vesile olması temennisinde bulunuyoruz.

Fakat; ne kadar hazindir ki temennilerimiz devam ederken dünyada işgal edilen ülke sayısına yenileri eklenmektedir. Bunun sebebi elbette ki insanların giderek duyarsızlaşması ve buna bağlı olarak ta dünyadaki emperyalistlerin güç kazanmasıdır. Bu rezil ve insanlık adına utanç verici gidişata kim ya da hangi dünya ülkeleri karşı çıkabilir bilinmez. Çin milletinin en büyük özelliklerinden biri, kendi ecdadına ve geçmişine küfretmek yerine atalarının ikaz, vasiyet ve tavsiyelerine sıkı sıkıya sahip çıkmalarıdır. Doğu Türkistan'ın da işgali işte bu vasiyetlerin bir sonucudur. Çinlilerin önde gelen tarihçilerinden biri olan Cang Fu Zi  daha 17. yüz yılda Doğu Türkistan ve Doğu Türkistan Türkleri hakkında şunları yazmaktadır; "Barbarların ülkesini fethetmek haksızlık değildir. Barbarların katledilmesi insanlık dışı bir tutum kabul edilmez, barbarların aldatılması namussuzluk olarak telakki edilemez." Aslına bakılırsa Çinlilerin Doğu Türkistan'ı istilâ etme planları çok daha eskilere dayanmaktadır. Doğu Türkistan'ın jeopolitik ve jeostratejik bir konuma sahip olması ve Çinin batıya açılma yolu üzerinde önemli bir konumda bulunması Çin hanedanlarının her zaman iştahını kabartmıştır. Yıllar yılı Çinlilerle Türkler arasında devam eden savaşların temelinde de Çinlilerin aralıklarla devam eden saldırıları yatmaktadır.

1760'ların başında birinci Mançur Çin istilâsına maruz kalan Doğu Türkistan 1863 yılında Bedevlet Yakuphan önderliğinde kurulan ve o yıllardaki Osmanlı Devletine biat ederek bağlılık bildirdiği "Doğu Türkistan Cumhuriyeti" ile tekrar bağımsız olmuştur. 14 yıl süre ile devam eden ve Rusya ile İngiltere tarafından resmen tanınan bu devlet 1878'deki ikinci Mançur Çin istilâsı ile sona ermiştir. Bu dönemde Batı Türkistan'a bir hayli Doğu Türkistanlı göç etmek mecburiyetinde kalmışlar ve bu gün Kazakistan ve Kırgızistan başta olmak üzere Batı Türkistan'da Kazak, Kırgız, Özbek vs. olarak kayıtlı bulunan yaklaşık 4 milyona yakın Doğu Türkistan asıllı halk bulunmaktadır.

Daha sonra Çin'de 1911 yılında Cumhuriyet ilân edilmesi ile bir nebze serbestlik elde eden Doğu Türkistan ileri gelenleri yurt dışına özellikle de Türkiye'ye öğrenciler göndererek insan yetiştirmişlerdir. Bu yetişen şahsiyetlerden biride Dr. Mesut Sabri Baykozu'dur. 1914' de Doğu Türkistan'a, Ahmet Kemal İlkul İsmail Hakkı Bey ve Mustafa Kentli gibi şahsiyetler de gelerek eğitim ve öğretim alanında faaliyetler göstermiş olduklarından, yetişen öğrenciler yurt sathında bir millî uyanışın temellerini atmışlardır.  Tarihler 1930'lu yılları gösterirken, Doğu Türkistanlılarda millî kurtuluş fikri daha da güç kazanarak Mehmet Emin Buğra ve kardeşleri başta olmak üzere başlatılan Millî ayaklanmalar sonucunda 12 Kasım 1933 'de "Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti" kurulmuştur. Fazla uzun ömürlü olamayan bu devlet Rus ve Çin işbirliği ile yıkılmış, ardından da 1944 yılında Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu devletinde yıkılışından sonra 1947 yılında İsa Yusuf Alptekin Beyin Genel Sekreterliğini yaptığı mahallî Doğu Türkistan hükûmeti ilân edilmişse de bu hükûmet de uzun ömürlü olamamış, Mao önderliğindeki Kızıl Ordu Birlikleri 13 Ekim 1949 tarihinde Doğu Türkistan'ı bütün dünyanın gözleri önünde işgal etmişlerdir…

Doğu Türkistan'ın işgaline bundan 56 yıl önce göz yuman sözde modern dünya ne yazık ki; günümüzde de başka ülkelerin işgaline çanak tutarak yarım asırda modernlik ve insan haklarına saygı konularında bir adım dahi ileri gidemediğini bir defa daha gözler önüne sermiştir…

Çinlilerin tarihten gelen Türk düşmanlığının bir tezahürü olan Doğu Türkistan'ın işgal edilmesi hadisesi (13 Ekim 1949) Türk Milleti için son derece elem verici bir olay olması gerekirken ne yazık ki; o yıllarda Türkiye'de iktidarda bulunanlar için sıradan bir vaka olarak algılanılmış ve hiçbir siyasî tepki ortaya konulmamıştır. Türk milletinin karşılaştığı ve karşılaşabileceği tehlikelere karşı duyarlı ve uyanık olunması gerektiği konusunda ikazlarda bulunanlar ise "Turancılık" ve "Irkçılık" yapmak suçlamaları ile zindanlara atılmış, sürgünlere gönderilmişlerdir. Oysa ki; dünyada giderek çığ gibi büyüyen "Türk düşmanlığı" günümüzde de çehre değiştirerek ve sinsice Türk milletine yönelik düşmanlıklarını sergilemeye devam etmektedir.

Şunun çok iyi bilinmesi gerekir ki; her milletin içinde olabileceği gibi "Millîyet" kavramını fazla önemsemeyenler Türkiye'de de mevcut olduğundan, sözde "Dünya Vatandaşlığı" sevdası uğruna taviz üstüne tavizler verilerek Türk milletini felç etmeye ve yatalak durumuna düşürmeye çalışanlara çanak tutulmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti devleti, 13 Ekim 1949'da Doğu Türkistan'ın işgaline ses çıkartmamakla Orta Asya bölgesinde bulunan ve çok stratejik bir konumda olan bir ileri karakolunu kaybetmiştir. Daha sonraki yıllarda da bu yanlışının ve duyarsızlığının farkına varamamış olacak ki; Çin ile sözde ticaret uğruna Doğu Türkistanlılar tamamen yüz üstü bırakılmışlardır…

Doğu Türkistan'ı işgal eden Çinliler Müslüman Türk milletinden intikam almak istercesine yaptıkları toplu katliamlar sonucunda milyonlarca insanı öldürmüş, günümüzde de geriye kalanları bir an önce asimile ederek tamamen yok etmek için gizli ve aleni bir soykırım politikası yürütmektedir. 

"Ningzing veygo bugi canu" şeklindeki bir Çin atasözünde, "Uzaktaki insanlara taviz versem de kendi idarem altındaki kölelerime hiçbir hak vermem" diyen Kızıl Çin hükûmeti; evrensel insan hakları bildirgesinde yer alan bütün maddeleri çiğneyerek tam anlamı ile vahşice uygulamalar yapmaktadırlar.

"Sincan Ci-bao" yani "Doğu Türkistan Günlüğü" adlı gazetede; "Çin Halk Cumhuriyetinde genel nüfusun % 94' ünü Çinliler teşkil ederler. Biz Çin'deki milletlerin kaynaştırılmasını istiyoruz. Bunu sağlayabilmek için bir milleti esas almak gerek. Bu millet de Çin milletidir. Azınlık milletlerle Çinliler arasındaki evlenmeleri hızlandırmak gerek. Çinliler ile Azınlık milletlerin kaynaştırılmasında Çin dili temel edinilmelidir. Çin'deki milliyetlerin kaynaştırılmasına karşı çıkmak sosyalizm ve komünizmin sağlam temeller üzerine oturtulmasına karşı çıkmak demektir."

56 yıldır devam eden bu tedrici asimilasyon politikası karşısında tamamen yok olmamak ve tarih sahnesinden silinmemek için mücadele etmek gerektiğine inanan Doğu Türkistanlılar Çin hükûmetinin insanlık dışı uygulamalarına karşı, mevcut rejim siyasî mücadeleye kesinlikle izin vermediğinden ülke genelinde örgütlenme yolunu seçmişler ve yer, yer de silahlı mücadele cihetine gitmektedirler. Bazı zamanlarda Çin bayrakları indirilerek yerine Doğu Türkistan bayrakları asılmakta, işgalci Çin idaresine karşı, tutuklanarak zindanlara atılmak pahasına protesto eylemleri düzenlemektedirler. Tabii olarak ta Çin'den vagonlarla getirilerek Doğu Türkistan'ın en verimli bölgelerine yerleştirilen Çinli göçmenlere karşı bir "Millî Duruş" sergilemektedirler. Dolayısıyla da Çinli göçmenler Pekin merkezi hükûmetine dilekçelerle başvurarak Çin hükûmetinin Doğu Türkistanlılara yönelik olumsuz tutumlarının kendilerini hedef haline getirdiğini ve çok kanlı çatışmaların söz konusu olabileceğini bildirmektedirler.

Görünen o ki; Doğu Türkistan'ın işgal edilişinin üzerinden 56 yıl geçmesi ne rağmen, Doğu Türkistanlıların kalplerindeki bağımsızlık ateşi her geçen gün büyüyerek patlamaya hazır bir yanar dağa dönüşmek üzeredir…                      

 

 
 
Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi  hurgokbayrak@kaynet.net adresine gönderin
Telif Hakkı © 2000-2004
HÜR GÖKBAYRAK
       Site içeriğinin (metin ve grafikler) tüm kullanım haklarını
BEN TÜRK'ÜM DİYEBİLENLER
Kaynak Göstererek Kullanabilir
 
Son Değiştirilme Tarihi:
03.07.2008
 Tüm Hakları Saklıdır.
  İnternet Explorer ve 1024 X 768 piksel çözünürlülükte rahat izleyebilirsiniz