HÜR

GÖKBAYRAK

DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ

 

 

 

 

HÖR

KÖKBAYRAK

SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ

  

    Anasayfa

 

   

    M.E BATUR 

         MAKALELERİ

         2008

        2007
       
2006

        2005
       
2004
       
2003
       
2002

        2001
       
2000

 

 MEHMET EMİN BATUR'UN

      GÜNLÜK GAZETELERDE YAYIMLANMIŞ MAKALELERİ

MAYIS-2004

İslâm DÜNYASI HİÇBİR ŞEYDEN ÇEKMEDİ
SÖZDE MÜSLÜMANLARDAN ÇEKTİĞİ KADAR
             31 MAYIS 2004
           

 

Yüce dinimiz İslâmiyet'in emir ve yasaklarına uymayan, uymaya çalışmayan fakat; dinden imandan inançlardan bahsedilince de tabir yerindeyse mangalda kül bırakmayan sözde Müslümanlardan olmaktan Allah’a sığınırım.
İslâm dininin bizlere bahşettiği güzelliklerden ve uhrevi dünyamızı aydınlatabilmemiz için bizlere bir ömür boyu sunulan kulluk vazifemizi hakkıyla ifa etme fırsatından istifade etmeyi bilemeyen biz Müslümanlar, Müslüman olarak yaratılmış olmamızın mesuliyetlerinden nasıl kurtulacağız?
            Doğudaki bir ülkede bir Müslüman’ ın ayağına bir diken batmış olsa batıdaki  Müslüman’ın yüreğinin sızlaması gerektiği anlayışı nerede kaldı? Bu gün dünyanın her tarafında eza cefa çekenler, işkence görenler, yurtları işgal edilenler, horlananlar, ikinci sınıf insan muamelesi görenler, her türlü hakları gasp edilenler, namus ve haysiyetlerine saldırılanlar hep Müslümanlar olmaktayken; “Müslüman’ım” diyerek böbürlenmekten öteye geçmeyen insanların gerçekten Müslüman olduklarından şüphe etmemek mümkün mü? Yıllar yılı Arap ülkelerinde bir çok defalar sözde İslâm dünyasının karşı karşıya bulunduğu problemleri masaya yatırmak ve belirli ölçüler içerisinde çözümler üretmek adına toplantılar yapılır. Fakat İslâm dünyasının mevcut problemlerini çözmek şöyle dursun, gelmesi muhtemel tehlikeleri bertaraf etme noktasında da hiçbir şey yapılamadığı gayet açıktır.       
            Kızıl Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’da, Çeçenistan’ da, Filistin’de, Keşmir’de ve daha dünyanın bir çok bölgelerindeki Müslümanların dert ve ızdıraplarını  dindirmek kardeşlerinin ırzını,namusunu, canını ve malını koruyup kollamak,  onlara destek olmak adına hiçbir şey yapılamıyor oluşu bir yana, İslâm düşmanlarının işlemekte olduğu melanetleri görmezlikten gelen bazı Müslüman ülkeler, mütedeyyin insanların buğz etme, nefret etme ya da kınama haklarına da müdahale ederek, insanların duygularına dahi ipotek koyma gafletine düşmektedirler.
Böylesi davranışlar içinde olan idareciler her kim olursa olsunlar bulundukları yeri (İktidar koltuğunu) korumak adına sarf ettikleri gayret ve çabaların tamamı küfrün güç kazanmasına vesile olacaktır ki; bu açıkça zalimden yana tavır almaktır. Dünyada bulundukları süre içerisinde en şaşaalı yaşamı bile sürdürmüş olsalar, mazlumdan, mağdurdan yana değil, zalimden ve güçlüden yana meyledenler uhrevi alemde bütün haksızlıkların, Müslümanlara yapılan işkencelerin, katliamların, soykırımların, Müslümanların kutsal bildikleri bütün değerlere saldıranların birer ortağı olarak birinci derecede sorumlu olmaktan kurtulamayacaklardır…
Müslüman olmak yalnızca bir etiket olmaktan çıkmalı ve yer kürede hak ettiği, layık olduğu saygınlığa mutlaka kavuşmalıdır. Dünyada; Hıristiyanı, Yahudisi, Budisti, Ataisti ve daha bilmem hangi dinden olanı ilgi ve ihtimam görürken, insanlık dışı muameleler neden hep Müslümanlara reva görülmektedir… Bu Haksızlıklara karşı koymanın, saygınlık kazanmanın ve şerefli olarak yaşamanın tek yolu; Müslümanları aşağılayanlara, inançlı insanlara adeta bir bulaşıcı hastalık taşıyıcısıymış gibi davrananlara her ne sebeple olursa olsun dalkavukluk etmemek ve gerektiğinde gerçekleri ve doğruları, sonuçları her ne olursa olsun suratlarına karşı söyleyebilmektir. Demokrasinin, laikliğin ve düşünce özgürlüğünün arkasına saklananlara; demokrasi, laiklik ve düşünce özgürlüğü dersi böyle verilir. Gerçek demokrasi budur… İdeolojik cenahları sebebiyle İslâm’dan korkan, Müslümanlara karşı gizli bir kin ve nefret duyanlar; ne demokrasiden, ne laiklikten ne de düşünce özgürlüğünden yana olabilirler…

           
KIZIL ÇİN HÜKÜMETİ KAZANILMIŞ
HAKLARI BİLE GASP EDİYOR

29 MAYIS 2004

          Kızıl Çin hükümeti İşgali altında tuttuğu Doğu Türkistan’daki insanlık dışı uygulamalar zincirine  her geçen gün bir yeni utanç halkası daha eklemeye devam ediyor. Müslüman Uygur halkına yönelik olarak elli yıldır devam ettirdiği insanlık suçlarına kaşı dünyanın hiçbir ülkesinin, ya da milletler arası hiçbir örgütün etkili bir biçimde tepki göstermiyor oluşunu fırsat bilen Kızıl Çin hükümeti,(Hoş tepki gösterseler de çok ciddiye almazlar ya) Doğu Türkistan’daki soykırım ve asimilasyon hareketlerine hız vermiş durumda.
            Doğu Türkistan’dan son olarak alınan haberlere göre; Müstemlekeci Çin Komünist Partisi Siyasi Büro Sekreteri Wang Leguen  yayınladığı son beyanatında “Çift dilde eğitim” adını verdiği bir ucube genelge ile, Doğu Türkistan’ın taşra bölgelerindeki çiftçilerin “Çin dili seviyelerini yükseltelim” sloganı ile yola çıkarak bir yeni melanet daha ortaya atmıştır. Buna göre; “Köylerde 40 yaşın altında öğretmenlik yapmakta olan Uygur öğretmenlerin 1-2 yıl kadar bir süre görevlerinden alınarak yeniden bir Çince eğitimden geçirildikten sonra yapılacak yeterlilik sınavında başarılı oldukları taktirde ancak görevlerine yeniden dönmelerine izin verilmelidir.” Denilmiştir.
            Ayrıca; Yüksek okulları bitirmiş olan 10 bin- 20 bin yeni öğretmen adaylarının da yeniden Çin dilinden imtihan edilmesi ve bu imtihanda geçerli not alamayan  genç öğretmenlere de öğretmenlik görevi verilmemesi gerektiği bildirilmiştir.
            Bu ne demektir? Bu; ömrünün en güzel 15 yılını okuyup bir yerlere gelme beklentisi içinde tüketen ve önlerine çıkartılan bin bir türlü engellere rağmen öğretmen olma hakkını elde eden bir Uygur öğretmen; kıytırık bir Çin dili imtihanı sonunda  hepsi Çinlilerden oluşan imtihan değerlendirme kurulunun alacağı tamamen  keyfi kararla bütün hakları resmen gasp edilmiş olarak kutsal bildiği ve büyük emek vermiş olduğu öğretmenlik görevine veda edecek…
            “Xinjiang (Doğu Türkistan) İktisat Gazetesi” nin Mayıs ayındaki haberine göre Wang Leguen  sözde“Çift Dilde Eğitim Hizmetini Büyük Bir Güçlülükle Yürütelim” başlıklı beyanatında “Bizim temel amacımız, İlk okul 1. sınıftan itibaren bütün azınlıkların çocuklarına Çin’ce yi mutlaka öğretmek ve hatta okullarda Matematik, Kimya ve Fizik derslerini de Çin dili ile vermek olmalıdır. Çin’ce yi yeterli derecede bilmeyenlere öğretmenlik hakkı kesinlikle verilmemelidir.” Demiştir.
            Bu son duruma göre; insafsız Kızıl Çin hükümeti Bu güne kadar okumak isteyen Uygur çocuklarının önlerine iki alternatif sunmuşlardı. Çin dili ile öğrenim görmeyi tercih edenlere modern dünyanın teknolojisinden istifade etme hakkı tanıyor ve dil yönünden asimile edilmiş olan gençler bir Çinli gibi düşünmeye başlıyorlardı ve artık onlara Bir Doğu Türkistanlı denilemezdi… İkinci alternatif ise; göstermelik ve ahırdan bozma Türk okullarını tercih etmekti. Buradan mezun olanlar ise; Çin dilini ana dilleri gibi bilmedikleri için en fazla Liseden sonra Üniversite kapısında takılıp kalmakta ve daha ileriye gidememekte idiler. Fakat; görünen o ki; mükemmel bir zekaya sahip olan Uygur çocukları bir yolunu bulup Üniversiteyi de bitirerek öğretmenliğe kadar ulaşıyorlar. O halde bunların önlerinin kesilmesi gerekirdi…Uygurların eğitimde geri bırakılması gerektiği şeklindeki Çin politikasının bozulmasına izin verilmemeliydi… Düşündüler, taşındılar bu defa da okumuş olanlara vazife tevdi edilmemesi gerektiği akıllarına geldi… Tabir yerindeyse bir taşla iki kuş birden vurma mantığı ile hareket eden Çinliler, hem Uygur öğretmenlerin önleri kesmeye, hem de Uygur çocuklarını “Çin dili” ile zehirlenmeye çalışmaktadırlar.


NUR SULTAN NAZARBAYEV’İN UYGUR DÜŞMANLIĞI

28.05.2004


           Kazakistan ile Kızıl Çin arasındaki insanı hayrete düşürerek adeta parmak ısırtan flörtün temelinde  acaba dolarlı anlaşmalar mı var?
           Nedendir bilinmez bağımsızlıklarına kavuşmaları ile büyük sevinç duyduğumuz Batı Türkistan Türk Cumhuriyetleri 70 yıl süren Rus esaretinin ardından daha bağımsızlığın ne olduğunu doğru dürüst anlamadan kendilerini yeniden bazı emperyalistlerin ( Rusya, ABD ve Çin başta gelmektedir.) yörüngeleri içinde buluverdiler. Batı Türkistan Türk Cumhuriyetleri için en tehlikeli olan emperyalist devletin de Kızıl Çin olduğu açıkça görülmektedir. Çünkü; 1990 yılına kadar Batı Türkistan için her yönlü hazırlıklarını sürdüren Kızıl Çin hükümeti bu Türk topluluklarının aniden bağımsızlıklarına kavuşmalarını müteakip bölge ile ilgili planlarını birer, birer uygulamaya koymaya başladılar. İlk yaptıkları icraat, Kazakistan ve Kırgızistan hükümetlerinin çiçeği burnunda idarecilerine çok cazip teklifler götürerek, Doğu Türkistan Türk’lerine karşı ortak düşmanlığı konu alan sözde karşılıklı işbirliği anlaşmaları imzaladılar.
           Kızıl Çin hükümetinin bu sözde anlaşmalarla en etkili olduğu ülkeler Kazakistan Kırgızistan oldu. Sebebine gelince; Kazakistan’a ve Kırgızistan’a sınırı bulunan ezeli ve ebedi Türk yurdu Doğu Türkistan Kızıl Çin işgali altında bulunmakta olup,  Çinin öncelikle sınırlarını daha sıkı kontrol edebilmeyi istediği bir stratejik bölgedir. Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerinin bağımsız olmaları ile beraber Çinin bölge ile ilgili kaygıları da arttı. Batı Türkistan’dan Doğu Türkistan’a bağımsızlık fikrinin sızarak kendilerine karşı bir milli ayaklanmanın patlak verebileceği endişesi Çinli idarecilerin beyinlerini kemirmeye başlamıştı.
 Nitekim; Doğu Türkistan’da 1990 yılında meydana gelen “Barın Savaşı” sonrasında 1992 yılının Aralık ayında Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, uluslar arası basın mensupları ile yaptığı basın toplantısında Batı Türkistan Türklerinin varlığından duydukları endişeyi şu cümlelerle dile getirmiştir: “Uygur’lar arasında ortaya çıkan bu olay ( Barın Savaşını kast ederek) ülkemizin kuzey batı sınırlarında komşu olan sabık Sovyetler Birliği içindeki Türk asıllı milletlerin tesirine uğramıştır. Uygurlar Orta Asya bölgesindeki milletlerle dil,din ve kültürel yönden ortaklıkları bulunan kardeş halklardır. Uygurlar sınır dışındaki komşu fakat, çoğunlukla devletimize karşı olan ülkelerin tesirine sıklıkla uğraya gelmişlerdir. Bizler sınır müdafaasını güçlendirirsek bu tür hadisler vuku bulmaz diye bakmaktayız…
Fakat; Bence Çinlilerin bu konuda fazla kaygılanmasına gerek yok. Hatta bölge sınırlarının güvenliğini Kırgızistan ve Kazakistan’a terk ederek keyiflerine bakabilirler. Zira, Sınırdan çeşitli sebeplerle geçerek Kazakistan ve Kırgızistan’a geçen Uygur gençlerini bir Çinlinin uygulayabileceği kadar cebir uygulamak suretiyle ya Çine teslim ederek öldürülme dahil en ağır cezalara çarptırılmalarına sebep olmakta, ya da kendi hapishanelerinde çok ağır cezalara çarptırmaktadırlar. Uzun yıllardır Kazak hükümetinin Kazakistan’daki Uygurlara ikinci sınıf insan muamelesi yapmayı sürdürdüğü zaten biliniyor.
Bilindiği gibi Kazakistan şu günlerde Çin ile yine bazı anlaşmaları yenileyerek 2008 yılına kadar sözde terörizmle,bölücülükle (!) ve aşırı güçlerle ( Ne demekse) birlikte mücadele etme kararı aldı. Nur Sultan Nazarbayev geçen hafta gerçekleştirdiği Çin gezisi sırasında Çin Başbakanı Hu Jintao ile görüşerek Kızıl Çinin emirlerine amade olduğu anlamına gelen tavırlar sergiledi…Hayırlı olsun (!)
Muhterem Doğu Türkistan dostları; Çinin bölücüsü(!) Teröristi(!) ve aşırı güçler(!) dedikleri gayet açık olarak Doğu Türkistanlılardır. Peki Kazakistan’ın bölücüsü, teröristi ve aşırı güçleri kimler? Doğrusu merak ediyorum. Acaba Doğu Türkistanlılar mı..?


KOMÜNİST ÇİN TAYVAN HAKKINDAKİ PALAVRALARI İLE DÜNYA KAMUOYUNU MEŞGUL ETMEYE SON VERMELİDİR

27 Mayıs 2004

 
            Komünist Çin hükümeti; tam elli yıldır bütün dünya ile bağımsız bir ülke gibi her yönlü ilişkilerini zaten sürdürmekte olan Tayvan hakkında, yine bilinen hezeyanlarını sergileyerek yıllardır bir ilerleme sağlamaya yetmeyen kalıplaşmış sloganlarından olan “Ne pahasına olursa olsun tek Çin fikrinden asla  vazgeçmeyeceğiz” şeklindeki palavralarını tekrarladı.
             Bilindiği gibi 1949 yılında Çin’in yönetiminin Mao’nun orduları tarafından ele geçirilmesinin ardından ülkeyi terk etmek zorunda kalan Cankeyşek ve beraberindekiler Formoza adasına kaçarak orada yeni bir düzen tesis ettiler ve o günlerden  beri de Kızıl Çin hükümetinin bütün tehditlerine aldırmaksızın bu günlere kadar açıkça bağımsızlıklarını ilan ederek “Milliyetçi Çin” adı altında bağımsız bir devlet olma statülerini sürdürüyorlar.(Her ne kadar bazı Kızıl Çin hayranı devletler resmi olarak tanımasalar da)
            Komünist Çin hükümeti bir zamanlar ABD için “Kağıt Kaplan” deyimini kullanırdı. Oysaki; Kızıl Çin kendisinin de bir “Kağıt Kaplan” olduğunu, veya Tavan hükümetine karşı elli yıldır sürdürdüğü anlamsız ve kısır döngü deki tavrı sebebiyle kendisinin de bir “Kağıt Kaplan” durumuna düştüğünün farkında değildir.

 Komünist Çin hükümet organlarının şu hazımsızlıklarına, bağnazlıklarına, bencilliklerine ve tahammülsüzlüklerine bakınız ki; kendilerinin fikrinde olmayan (Komünist olmayan) Çinlilerin dünya görüşlerine zerrece bir saygı göstermemektedirler
Çin’de Tayvan konusu ile ilgili olarak oluşturulan bir çok özel birimler yalnızca  Tayvan ile ilgili çalışmalar yürütmektedirler. Çin Komünist Partisi Merkez Komitesine bağlı “Tayvan çalışmaları Ofisi” ve “Çin Devlet Konseyi Tayvan işleri Ofisi” tarafından  devamlı olarak yapılan açıklamalarda Tayvan hükümetine karşı tehditler savrulmaktadır. İşte bu tehditlerden biri de  . 17.05.2004 tarihinde dünya ajanslarına yansıyan şekli ile şöyledir; “Tayvan’daki yöneticilerin adanın bağımsızlığı için girişimde bulunmaları durumunda Çin halkının hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak bölücü “Tayvan’ın Bağımsızlığı” komplosunu kesinlikle başarısızlığa uğratacağı bilinmelidir.” Bu ahmak komünist Çin yöneticileri galiba hala Çin’de en az sekiz yüz milyon insanın (Çinin nüfusu 1.350.000.000.) demokratik sisteme geçme yi arzuladıklarını ve bunun için de Çin’de ciddi bir muhalefet oluşmakta olduğunun farkına varamamışlardır. Ya da; bu kadar çok sayıda insanın artık dünyada hiç rağbet görmeyen pörsümüş ve çağın çok gerilerinde kalan komünist sitemden bıkıp usandıkları için demokrasiye geçme düşüncelerini yok sayma bağnazlığı ile bir yerlere varmayı düşünebilmektedirler… Despot ve bağnaz düşünceli, örümcek kafalı komünist Çin hükümeti yetkilileri Tayvan ile ilgili şu iddialarda da bulunmaktadırlar. “Tek Çin ilkesinde ısrar etme tutumumuzdan asla taviz vermeyeceğiz.” Akılsız ve palavracı Çin hükümeti; siz böyle Saddam ın generalleri gibi atıp tutmaya devam ede durun Tayvan zaten dünyaya kendisini her yönlü olarak kabul ettirmiş, ABD’ nin de açık desteğini arkasına almış durumdadır. Madem ki; elli yıldır “Tek Çin” olmayı bir türlü başaramadınız (Hiçbir zaman da başaramayacaksınız) neden bir komşu devlet olarak barış içinde yaşamaya tahammül etmeyi denemiyorsunuz? Ondan sonra da kalkıp  “Barış görüşmeleri için çaba harcamaktan kesinlikle vazgeçmeyeceğiz.” Gibi yalanlar ortaya atarak dünya kamu oyunu yanıltmaya çalışıyorsunuz. Artık ne yapacaksanız yapın ve kendinizi gündemde tutmak için Tayvan hakkında kısır nutuklar atmaktan vazgeçin.
Dünya sizin Tayvan hakkındaki palavralarınızı elli yıldır dinliyor. Bundan sonra daha fazla dinlemek istemiyor haberiniz olsun. Yeter artık…
 

DOĞU TÜRKİSTAN İSTİKLÂLCİLERİ DÜNYANIN DESTEĞİNİ ARKASINA ALAN ÇİN’E KARŞI MÜCADELE ETMEK DURUMUNDALAR

21 Mayıs 2004

            Oldum olası ümitsizlik çağrıştıran ifadelerden ve deyim yerindeyse felaket tellallığı yapan kişilerden hiç hoşlanmamışımdır. İçinde bulunulan durum her ne olursa olsun mutlaka bir çıkış yolunun olduğuna inanmışımdır. Nitekim bir Hadisi Şerif'te “Ümitsizlik Şeytandandır” denilmemiş midir?  O halde ümitsizlik niye..?
            Fakat; gerçekçi olmak gerekirse, dünyada bağımsızlık mücadelesi vermekte olan milletler içerisinde en şanssız olanlardan biri Doğu Türkistanlılardır diyebiliriz. Çünkü; Doğu Türkistan’ı işgal eden Çin, bilhassa son yıllarda hemen, hemen bütün dünya devletlerinin cazibe merkezi haline gelmeye devam eden,  yakalamış olduğu büyüme trendi ve dünya ticaret alanında sağlamaya çalıştığı hakimiyet sebebiyle; ihlal etmeye devam ettiği insan hakları, işlemekte olduğu insanlık suçları ve işgalciliği dünya kamuoyu tarafından görmezlikten ve duymazlıktan gelinen bir devlettir. Çin, dikkat çekici bir şekilde  dünyada başka misal gösterilecek bir ülke yokmuş gibi  her önüne gelenin ilk olarak misal göstermeye çalıştığı bir devlet haline de gelmeye başladı.
 Oysa ki; Bazı Çin hükümet yetkililerinin beyanına göre; 5 ayrı özerk ( Doğu Türkistan’ı bizler bu sözde özerk bölgelerin dışında tutuyoruz) ve 21 ayrı idari bölgeden meydana gelen Kızıl Çin’de idari mekanizmanın çokta sağlıklı işemediğini, bu sebeple de  ülke  içinde dengeli bir  gelir ve adalet  dağılımının sağlanamamakta olduğundan bahsetmektedirler. Çin’de mevcut komünist sistemin dişlilerini giderek aşındırmaya devam eden dış kaynaklı kapitalizmin etkisinden pekte kurtulmak ister bir çabanın görülmemesi, kısa bir zaman sonra Çin’de pörsümüş ve yıpranmış olan Mao’nun mirası olan insan fıtratına aykırı komünist sistemin, yerini kapitalist sisteme bırakmakta olduğu izlenimini ortaya koymaktadır.
 Çin'in içindeki gerçek durumu yeterince ve bilimsel olarak araştırmayan, öğrenmeyen ve Kızıl Çin ile siyasi, ekonomik,sosyal, kültürel ve askeri alanlarda nasıl bir strateji izlenmesi gerektiği konusunda ellerinde gerekli ve yeterli doneler bulunmayan bazı ülkeler (ABD’ yi ayrı tutmak gerekir) yalnızca Çinin kalabalık nüfusuna aldanarak ve de her Çinliyi birer “Çinli Turist” olarak değerlendirerek Çinlilere anlaşılmaz bir biçimde tavizler vermektedirler.
Haliyle de, ülkeleri Çin işgali altında bulunan Doğu Türkistanlıların işleri daha da zorlaşmaktadır. Çünkü; bütün dünyayı  her türlü entrikalarla yanıltmaya devam eden ve devasa bir nüfusa sahip Çin'e karşı elli yıldır mücadelesi vermekte olan Doğu Türkistanlıların dünyada  Çin hakkında oluşan kanaate rağmen haklı mücadelelerini anlatabilmeleri ebetteki hem zor olmakta, hem de zamanın Doğu Türkistan’ın aleyhine işlemesine sebep olmaktadır.
Bütün bu zorluklara ve işgalci Çin hükümetinin her geçen gün güçleniyor olması yönündeki değerlendirmelere rağmen Doğu Türkistan halkı kesinlikle ümitsizliğe kapılmak gibi bir acziyete düşme temayülünde değildir. Doğu Türkistan’dan alınan son havadislere göre, Çin zulmü arttıkça Doğu Türkistan halkının mücadele azmi de her geçen gün biraz daha kuvvetlenmektedir.

Unutulmamalıdır ki; Bir Milletin istiklâline kavuşması öyle kolay bir hadise değildir.
Doğu Türkistan özgürlükçüleri de bunun bilincinde olarak ve özellikle de Çin gibi bir emperyaliste karşı mücadele etmenin ne anlama geldiğini bilerek millî direnişlerini sürdürmektedirler…


DOĞU TÜRKİSTAN TEŞKİLATLARININ ÇALIŞMALARINI DENETLEYECEK BİR SİSTEM OLUŞTURULMALIDIR
15.05.2004

            İnsanlığın yaşamını tanzim eden ve yine insanların belirli bir ahenk içerisinde ve eşit haklara sahip olarak hayatlarını idame ettirmelerini sağlayan en geçerli yönetim sisteminin demokrasi olduğu konusunda genellikle bir mutabakat vardır. Fakat; bu yönetim biçimini kendi mantıkları ve dünya görüşleri yönünde çarpıtmaya ve uygulamaya kalkışan bazı bağnaz  ülke yöneticileri açıkça insanların temel haklarını gasp etmekte ve kazanılmış hakların kullanılmasını zorlaştırmaktadırlar.
            Dünya da demokrasi ile idare edildiği söylenen ülkelerin bazılarında da demokrasinin adı devam ediyor fakat sistemin işleyiş biçimine bakıldığında totaliter sistemlerdekinden farksız bir uygulama söz konusudur. Bunu yasa uygulayıcıları nasıl yapıyorlar derseniz bu başlı başına bir tartışma konusudur. Zira uygulanan bazı yöntemler sinsice ve adeta illegal bir şekilde insanların beyinlerine  sistematik bir biçimde kazınarak yerleştiriliyor ve sonuç olarak insanlar istenilen yola kanalize edilebiliyor.
            Bunları neden anlatma ihtiyacı duydum dersiniz? Bunları, Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’dan millî davaları uğruna ayrılmak zorunda kalan dünyadaki Doğu Türkistanlıların önlerine bir çok demokratik ülke olduklarını iddia eden ülkeler tarafından sık sık çıkartılan bir takım keyfi sayılabilecek engellere artık son verilmesi adına anlatıyorum… Yaşadıkları ülkelerin kanun ve nizamlarına hassasiyetle riayet ederek Doğu Türkistan’ın içinde bulunduğu durumu dünya kamuoyuna anlatmak arzusunda olan Fakat; her nedense, zaten kısıtlı olan imkanların daha da kısıtlı hale getirilerek faaliyetleri zora sokulan bu insanların artık mevcut demokratik haklardan sonuna kadar ve hakkıyla istifade etmelerine imkan tanınmalıdır.
            Buraya kadar; Doğu Türkistanlıların içinden tabir yerindeyse bazı tatlı su balıklarının sık sık gündeme getirdikleri ve ardına saklanmayı alışkanlık haline getirdikleri hususların bir kısmındaki haklılıklarına destek vermek amacı taşıyan ifadelerden sonra; kendilerine de bazı hatırlatmalarda ve ikazlarda bulunmam gerektiğine işaret etmek istiyorum.
            Son yıllarda, dünyada sayıları  kırkın üzerine çıkan Doğu Türkistan-Uygur teşkilatlarının varlığı biliniyor. Her biri kendi imkanları ölçüsünde de faaliyetler gösteriyorlardır. Fakat göz ardı edilen önemli bir nokta; bu teşkilatların faaliyetlerini Doğu Türkistan’ın kayıtsız şartsız bağımsızlığı yolunda hangi ölçülerde bir ciddiyetle yürüttükleri konusunda denetleyecek yasal bir sistemin yada kontrol mekanizmasının olmaması, ya da oluşturulamamış olmasıdır…
            Mesela, bir yıl zarfında bir Doğu Türkistan teşkilatının bünyesindekiler, Doğu Türkistan ve Doğu Türkistan’ı işgal eden Çinliler hakkında dünya konjonktürü içindeki haber ve gelişmeleri ne derecede takip ediyorlar ve nasıl değerlendiriyorlar? Dünyanın dört bir yanındaki bu teşkilatlar gelecek nesillerden gerçek dava adamlarının yetişmesi ve Doğu Türkistan millî örf, adet, gelenek ve göreneklerin yaşatılması ve devam ettirilmesi hakkında  ne gibi bir çalışma programı takip ediyorlar? Bütün bunlar konusunda duyarsızlık sergileyerek “Küçük olsun benim olsun ve benim benimsediğim kişilerle olsun” mantığı ile uyuyorlar mı? Bu teşkilatları hangi mekanizma yıllık faaliyet raporu sunma noktasına getirecek?

            Hiç kimse bu konuda yeni bir sistemin gelmekte olduğunu iddia etmesin. Çünkü; bu güne kadar izlenen politikalar ve altyapısızlık açıkça kendini göstermektedir. Her çıkan rüzgarla dağılıp gidecek oluşumların Doğu Türkistan davasına yarar yerine zarar verdiği zaten herkesçe biliniyor. O halde yapılması gereken; Her teşkilatı bulunduğu ülkede düzene sokacak, kontrol edecek ve başka ülkelerin güdümünde olmadığına kesin olarak inanılan kişilerden oluşan bir teftiş kurulu oluşturmaktır…


TÜRKİYE’DEKİ KAÇAK ÇİNLİLERE ÇİN KONSOLOSLUKLARI NEDEN
SAHİP ÇIKMIYORLAR?

14 Mayıs2004

         Türkiye her geçen gün sayıları gittikçe artan kaçak Çinlilerin mekanı haline dönüşüyor.Yıllardır dikkat çekmeye çalıştığımız Çin tehlikesinin boyutları her yönlü olarak genişliyor. Adeta bir bulaşıcı hastalık misali Türkiye’nin hemen hemen bütün vilayetlerine sirayet eden kaçak Çinliler bulundukları vilayetlerin yetkililerini de kara kara düşündürmeye başlamış.

           İstanbul başta olmak üzere ülkemizin batıdan doğuya, kuzeyden güneye bir çok vilayetlerinde kaçak olarak yaşayan çok sayıdaki kaçak Çinli bir yolunu bulup Türkiye’de sürekli olarak yerleşmenin yollarını aramaktadırlar.

         Bu hadisenin ilginç olan tarafı bu kadar çok sayıdaki kaçak Çini her halde gökyüzünden paraşütle inmedilerse nereden giriş yaptılar? Bunlar gelirlerken elleri boş olarak ta gelmiyorlar. Türkiye piyasalarını sıkıntıya sokmaya devam eden kalitesiz ve taklit Çin mallarını da bir şekilde beraberlerinde getirmektedirler. Daha sonra da resmi makamlarca ele geçirilerek kaçak oldukları ortaya çıkarılınca da  bön bön bakarak “Ver yiyeyim Ört yatayım” tavrı ile yerel yöneticilerin başlarına bela olmaktadırlar.

       Ele geçirildikten sonra Uzun süredir Edirne valiliğinin başına bela olan yaklaşık 150 tane Çinliye, Türkiye’deki Çin Elçilik görevlileri yada Konsoloslukları da sahip çıkmamaktadırlar.Nasıl sahip çıksınlar ki? Çünkü; bu kaçak Çinlilerin özellikle Türkiye’ye gelmelerini teşvik edenler ve Türkiye’de kalmaları için türlü hilekarlıkların planlarını yaparak statü dışı telkinlerde bulunanlar kendileridirler. Bu Çinlilerin ülkelerine geri gönderilebilmeleri için ise, ilgili makamlarca yapılan açıklamalara göre 130.000 Amerikan doları tutarında bir meblağ gerekmektedir.
Kendilerinin, dünyada büyüme hızı en yüksek olan ve ekonomide de devamlı olarak yükselme trendini yakalamış, sözde dünya ile entegrasyon yolunda hızla ilerleyen  nadir ülkelerden biri ve bir hukuk devleti olduklarını iddia eden Komünist Çin hükümeti yetkilileri, milletler arası hukuk ve diplomasi kurallarını da çiğneyerek kendi vatandaşları olan sefil durumdaki kaçak Çinlilere sahip çıkmamaktadırlar…
Yer yüzünde insani değerlere gereken önemi vermeyen, insan haklarını devamlı olarak ihlal eden ve kendi ülkesinin insanlarına dahi sahip çıkmayan tek ülke ve devlet Çin’dir diyebiliriz. Kaldı ki; işgal ettikleri Doğu Türkistan’ın Müslüman halkının haklarına saygılı olması beklensin…
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yetkilileri, Vize süresini sehven  bir gün geçiren Çin pasaportlu Uygur asıllı insanları apar topar Çine iade etmede gösterdikleri mahareti, Türkiye’ yi devamlı olarak tehdit eden kalitesiz taklit Çin mallarına ve adeta çekirge sürüleri gibi çeşitli yollarla Türkiye’ye girmeyi sürdüren ve ülkelerine geri dönmemekte ısrar eden kaçak Çinli akınlarına karşı da ciddi ve etkili tedbirler alarak göstermelidirler… Ayrıca ; Edirne Valiliğinin sırtından geçinmeye devam eden asalak Çinlilere karşı da bir formül mutlaka bulmalı, Türkiye’deki Çin Konsolosluklarının ve Büyükelçiliğinin de neden kendi insanlarına sahip çıkmadıkları konusunda tatmin edici bir cevap vermelerini istemelidir. Aksi taktirde bu durumun başka ülkelerin kaçaklarına da bir emsal olmasına kapı aralanmış olunacaktır…
        Sakın bu kaçak Çinliler, müteaddit defalar bahsini ederek Türkiye yetkililerini uyardığımız ve Çin hükümeti yetkililerinin göndermeyi vaad ettikleri “İki milyon sefil Çinli Turist” in bir bölümü olmasın?


ÜNİVERSİTEDE “ÇİN KÜLTÜR GÜNLERİ”NE İZİN VERENLER KAYSERİ'DEKİ UYGURLARI HİÇ DÜŞÜNMEZLER Mİ? (2)

13 Mayıs 2004

           Bu gün Türkiye’mizin sayılı Üniversitelerinden biri olan  Erciyes Üniversitesi; Fen Edebiyat Fakültesi bünyesinde 1998 yılında açılan “Çin Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı” Öğrencileri  tarafından bildiğim kadarı ile ilk defa icra edilecek olan “Çin Kültürü Günleri” ne ev sahipliği yapıyor. Emeği geçen herkes artık bir ilk’e imza attıkları için maharetleri ile gurur duyabilirler.
           Erciyes üniversitesi Fen Edebiyat  Fakültesinden bazı öğretim üyelerimiz 1989 yılında başlayan bir furya’da Üniversite bünyesinde   zaman, zaman Doğu Türkistan konulu seminerler,konferanslar ve anma günlerinin tertip edilmesine öncülük ettiler. Şu anda da görevleri başında olanlar bilirler ki Kayseri’de yerleşik Uygur’lar (Doğu Türkistanlılar) ellerinden gelen bütün imkanlarla düzenlenen bu toplantılara katkı koymuşlardır.

        Üniversitemizin Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerinden bazıları da Yurt dışındaki (Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerindeki üniversitelerde) dolarlı maaşlarla görevlere terfi ettiler. Bunun sebebi de hiç şüphesiz ki; peş peşe düzenlenen ve o günlerde oldukça popüler olan Türk dünyası ve Doğu Türkistan konulu aktivitelerdir… Kayseri’de ki Doğu Türkistanlıların geleneksel Uygur sofralarındaki yemek çeşitlerini de yakından tanımış olan değerli hocalarımız büyük bir ihtimalle bu gün de, (12.05.2004) belki Çin yemeklerinin tadına bakacaklar…Eminim ki; Çin yemeklerini
Nedendir bilinmez 1998 yılında  Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi bünyesinde Çin Dili ve Edebiyatı Bölümünün açılması ve yine aynı yılda Mesut Yılmaz hükümetinin yayınladığı “Doğu Türkistan Çin Toprağıdır” şeklindeki gizli başbakanlık genelgesinin yayınlanmasını müteakip, Doğu Türkistan konusunda Üniversite deki Türk dünyası sevdalısı hocalarımızın tabir yerindeyse ağızlarını bıçak açmaz oldu…
Öyle anlaşılıyor ki; bundan sonra Üniversitemizde Doğu Türkistan ile ilgili programlar  yerine sık sık “ÇİN KÜLTÜRÜ GÜNLERİ” tertip edilecek. Tertip edilen bu günkü toplantının içeriğine bakıldığında Çinliler bakınız neler yapacaklarmış; Kayseri’ye özel olarak getirttikleri Çinli gruplarca spor gösterileri yapılacak, Çince ve Türk’çe şiirler okunacak, şarkılar söyleyecekler. Çin Hat sanatı gösterileri sunulacak, isteyenler isimlerini Çince yazdıracaklar, Siyah ve Beyaz taşlarla oynanan ve “Wei qi” adı verilen bir strateji oyunu gösterisi yapacaklar. Etkinlik süresince katılımcılara “Çin çayı” içirecekler. Aslen Uygurlardan kullanmayı öğrendikleri  yemek çubuklarının (Uygurlar bu yemek Çubuklarına “Çoka” derler) nasıl kullanıldığını gösterecekler, ayrıca isteyenleri vücutlarına (Alınlarına demek daha doğru olur) Çince dövmeler de yapacaklarmış, yaptıranların dövmeleri de hayırlı olsun(!)
Bu defa ki “ÇİN KÜLTÜRÜ GÜNLERİ”nin en önemli tarafı ise; Bir gazeteci arkadaşımızın (ismi bende mahfuz) Ankara’dan gelen Çin Kültür Ataşesine “Kayseri’de yerleşik çok sayıdaki Doğu Türkistanlı sizin işgalci tutumunuza oldukça tepkili bu konuda ne düşünüyorsunuz?” şeklindeki sualine karşılık; “Doğu Türkistan demeyelim sözde Doğu Türkistan diyelim. Onlar Çinin Kayseri’deki kültür köprüleridir.Türkiye ile daha sıkı kaynaşmamıza aracılık yapacaklardır. Sizde Ankara’ya gelirseniz bu konular hakkında size daha iyi izahat verebilirim.” Türünden arlanmazca bir cevap veriyor. Bu sırada Çinli Ataşenin yerli koruyucu meleği bazı öğretim üyeleri Çinliyi gazeteci arkadaşımızın sorularından kurtarıp oradan uzaklaştırıyorlar…
       Tarih boyunca egoistlikleri, işkencecilikleri ve  istilacılıkları ile ün yapmış olan Çinlilere Türkiye’de payanda olanları Yüce Türk Milletinin nezih vicdanlarının değerlendirmesine havale ediyoruz…


 
ÜNİVERSİTEDE “ÇİN KÜLTÜR GÜNLERİ”NE İZİN VERENLER KAYSERİ’DEKİ 
UYGURLARI HİÇ DÜŞÜNMEZLER Mİ?

12 Mayıs 2004  

           Türkiye’mizin en güzide şehirlerinden Kayseri’miz; Şanlı Türk tarihi içinde kurulan sayısız beyliklerden biri olan Eretna Beyliği’ne merkezlik yapmış olan bir vilayetimizdir. Bilindiği gibi Eretna Beyi aslen Türk milletinin Uygur boyuna mensuptur.
   Ezeli ve ebedi Türk’lerin anayurdu olan Doğu Türkistan’ın Kızıl Çin emperyalistlerince 1949 yılında işgal edilişinden  sonra, Doğu Türkistan’ın haklı istiklâl mücadelesini hür dünyada devam ettirmek gayesi ile ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan Doğu Türkistanlılardan 105 hanelik bir kafile Afganistan üzerinden, 1965 yılında Türkiye’deki Suat Hayri Ürgüplü Kabi­nesinin aldığı bir kararla Türkiye’ye gelerek,Türkiye’nin Kayseri vilayetine yerleştiler. Bu güzel kente gelip yerleşmiş olmaları bir tesadüf müydü yoksa, bu Uygur asıllı Doğu Türkis­tanlıları, kendisi de Uygur asıllı olan  Eretna Beyi’nin manevi varlığı mı bu şehre çağırmıştı bilinmez…

Fakat bildiğimiz bir şey var ki; Bu şehre yerleşen Doğu Türkistanlılar Kayseri halkının kadirşinaslığı sebebiyle çok kısa za­manda bu vilayetin halkı ile kaynaşıverdi. Kız aldı, kız verdi. Bu vilayetin insanları da  Doğu Türkistanlıların duygularını ve beklentilerini çabuk benimsediler, hislerine tercüman oldular. Mukaddes Doğu Türkistan Davasına bütün imkanları ile destek verdiler. Doğu Türkistanlılar da bu şirin vilayette Yarkent’de, Kaşgar’da Ürümçi’de ve Turfan’da yaşıyor gibi yaşadılar… Gün geçti devran döndü, 1998 yılında  hangi aymaz idarecilerin ya da gözünü Çin parası olan Yuen bürümüş tüccarların veya bir adım daha öne çıkabilmek ihtirası ile yanıp tutuşanların gayreti ile oldu ise oldu; Erciyes Üniversitesi bünyesinde  “Çin Dili ve Edebiyatı Bölümü” açılması gündeme geldi… Çin hükümeti çok iyi bilmektedir ki; Kayseri’de yerleşik olan Doğu Türkistanlılar yaklaşık 40 yıldır yaşamlarının birinci gayesi olan Özgürlük mücadelesinde ısrarlı ve oldukça ciddi bir tutum içindeydiler. Bu sebeple de Çinin Türkiye Büyükelçilikleri her ne pahasına olursa olsun özellikle Kayseri’ de bir lobi faaliyeti sürdürebilecekleri oluşum tesis edebilmenin çarelerini arıyorlardı. Sonunda satın aldıkları bazı yerli taşeronları vasıtasıyla Kayseri’deki Doğu Tür­kistanlıların ve bütün mütedeyyin, milliyetçi, mukaddesatçı Kayseri halkının göstermiş ol­duğu geniş çaplı tepkilere rağmen “Çin Dili ve Edebiyatı Bölümü” nü açmaya muvaffak ol­dular. Bizler defalarca basın yolu ile açıklamalar yaptık ve dedik ki;”Çin dili yada bir başka dilin öğrenilmesine yada öğretilmesine karşı değiliz. Fakat; Çinlilerin Kayseri’ye girişlerin­deki amaç farklı. Kayseri’deki Doğu Türkistanlıların faaliyetlerini kontrol etmek gibi bazı statü dışı işler peşindeler…”
 İşte nihayet Kayseri’de; tabir yerindeyse kuluçka dönemini tamamlayan Çinliler 12.05.2004 tarihinde (Bugün) Üniversite bünyesinde “ÇİN KÜLTÜRÜ GÜNLERİ”  adı altında Çin ka­rakterinin tezahürü olan beyin yıkama faaliyetlerine bir başlangıç yapmaktadırlar…
 Bir gün dahi olsun, Türk Milletinin ayrılmaz bir parçası  olan Uygur’lar ile ilgili her hangi bir etkinlik düşünmeyen Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat  Fakültesi yetkililerinin Çin Kültür Günlerinden öğrenecekleri her halde çok şeyleri olsa gerek…Bekleyip görelim.


RUSYA ÇEÇENİSTAN'I ABD TAKTİĞİ İLE VURMAK NİYETİNDE

11 Mayıs 2004

           Dünyadaki bütün Emperyalistler bir ülke topraklarını işgal etme öncesinde,  ya da işgal ettikleri ülkelerin insanlarını sindirmek için hemen, hemen aynı yöntemi uygulamaktadırlar. Aslına bakılırsa bu emperyalistlerin  girişecekleri  işgal hareketlerine, katliamlara ve suikastlara her hangi bir kılıf uydurmaya da ihtiyaçları yok. Çünkü; nasıl olsa  son yıllarda  meydana getirdikleri vahşet tablolarının müsebbibi olarak yine mağdur, mazlum ve her türlü hakları açıkça gasp edilmekte olan insanları göstermektedirler. Hem, işledikleri melanetler konusunda kime, hangi devletlere ve milletler arası  hangi etkin örgüte karşı kendilerini haklı çıkartmaya ihtiyaçları var ki?

      “Bozacının şahidi şıracı” sözünde olduğu gibi hepside birbirlerinin eksiğini tamamlar mahiyette bir tutum içindedirler. Tabir yerindeyse al birini vur diğerine … Dünyada gerçekten, bütün insanlığın haklarını ne pahasına olursa osun, hakkıyla savunacak ve koruyup kollayacak bir oluşum veya bir milletler arası bir örgüt de yok…Yapanın yanına kar kaldığı bir süreçten geçiliyor… Bu durumlar karşısında hiç kimse kalkıp “Birleşmiş Milletler”in varlığından söz etmesin. Çünkü hiç kimseyi BM’ in varlığına ve gerçekten İnsan Haklarını koruyan bir teşkilat olduğuna  inandıramaz…Dünyanın dört bir yanında bu kadar haksızlıklar, insan hakları ihlalleri, işgaller, kan, ateş ve haksız işgaller devam edip giderken, mazlum ve mağdur milletlerin haklarını korumak üzere tesis edildiği söylenen  BM. Teşkilatı nerededir?

      ABD; bu güne kadar üzerindeki esrar perdesi kaldırılamayan “11 Eylül” olayını bahane ederek ideolojik zihniyetinin gerektirdiği şekilde önce Afganistan’ı, ardından da hızını alamadan Irak’ı işgal etti. Irak’ı çok kolay bir biçimde teslim aldığını zanneden ABD, Irak zaferinin sarhoşluğu içinde Suriye ve İran’a doğru  yapacağı askeri harekatların planlarını yaparken bir anda Irak’taki Şiilerin direnişi ile karşılaştı ve neye uğradığını şaşıran ABD Şii hareketi ile başlayan silahlı mukavemetin bir Özgürlük savaşına  dönüştüğüne şahitlik yapmaya ve perişan duruma düşmeye başladı. Böylece ABD’nin Suriye ve İran  için düşündüğü Askeri müdahale planları da suya düşmüş oldu…

ABD’ nin son zamanlarda uğradığı akameti yakından takip eden ezeli rakibi Rusya mevcut gidişattan kendisine vazife çıkartarak, bildik ve geleneksel Rus entrikası destekli planlarını yürürlüğe koymaya başladı. Rus yanlısı görünen Çeçenistan’ın kukla devlet başkanı Ahmet Kadirov’u  büyük bir ihtimalle mayınlı suikast sonucu öldürdüler… Bundan sonra kuvvetle muhtemeldir ki; ABD’nin “11 Eylül”ü bahane ederek Afganistan’ı ve Irak’ı işgal ettiği gibi Rusya hükümeti de Çeçenistan’ a  çok ağır bir darbe indirmek niyetinde…

            Bu arkası karanlık suikast olayının ardından Rusya devlet başkanı Putin Timsahın gözyaşlarını akıtarak Ahmet Kadirov için övgüler yağdırmıştır. Rusya; ezeli rakibi olan ABD’nin Irak’taki direnişle perişan olmasını fırsat bilerek uzun süre devam eden hareketsizliğine son verip, Çeçenistan’a öldürücü darbesini indirip Çeçenistan  kamburundan kurtulmak ve dünyanın gündemine oturmak niyetinde gibi görünüyor. Cenabı Hak kahraman Çeçen halkının yardımcısı olsun…

             Rusya Orta Asya bölgesinde kaybettiği prestijini yeniden elde etmek ve ileride Batı Türkistan Türk Cumhuriyetleri üzerine planlar yapan ABD’nin etki alanını daraltmak ve böylece eskiden cirit attığı Orta Asya bölgesinde nüfuzunu teyit etmek niyetinde görünüyor…

            Allah Çeçenistan halkının ve bağımsızlık savaşı vermekte olan Filistin ve Doğu Türkistan’ halkının yardımcısı olsun…

 

DÜNYA PİYASALARINA YÖNELİK OLARAK

ÇİN’DEN YENİ BİR OYALAMA TAKTİĞİ

08 Nisan 2004

             Son zamanlarda; başta Türkiye gibi ekonomik bağımsızlığını kazanma yolunda çaba sarf etmekte olan ülkeler olmak üzere, giderek hemen, hemen bütün dünyayı adeta istila etmekte olan Çin mallarının meydana getirdiği tehlikenin boyutları bazı ülkelerde Çin malları ithalatı konusunda tedbir almayı zaruret haline getirdi. Dolayısıyla da aynı anda bütün dünyada başlayan Çin mallarına karşı olan duyarlılık, Çin ekonomisine doğrudan tesir etti.

            Önceleri Çinli yetkililerin; “Çinin bütün dünyadaki ticaret hacminin büyümesinden tedirginlik duyulacağına Çinin kalkınma modeli örnek alınmalıdır.” Şeklindeki beyanatları olumlu sonuç vermeyince bu defa gidişatın kendileri açısından tehlikeli olmaya başladığını görerek tabir yerindeyse yelkenleri suya indirdiklerini ifade eden beyanatlar vermeye başladılar.

            Çin Başbakanı Wen Jibao Brüksel’de düzenlenen AB-Çin Yatırım ve Ticaret Forumu’nda ; ”Son derece açık ve dürüst bir şekilde size Çin ekonomisinde sorunlar bulunduğunu bildirmek zorundayım.” Diyerek başladığı konuşmasında, şimdiye kadar ki ekonomik gidişatlarının mutlaka frenlenmesi gerektiğini, fakat bunu kademeli olarak yavaş, yavaş yapacaklarını, dünya iş çevrelerinde Çin ekonomisinin aşırı derecede ısınmış olabileceğini, bu sebeple de şimdiye kadarki büyüme hızının ve Çin ekonomisindeki dengelerin aynı ahenkle korunabilmesi konusunda kaygılarının bulunduğunu ifade etmiştir. Ekonomilerinin gidişatını hangi tür yöntemlerle yavaşlatacakları konusunda hiçbir bilgi vermeyen Çin başbakanı Wen Jibao, bu uygulama için en doğru zamanlamayı yapacaklarının da altını çizmiştir.

            Anlaşılan o ki; Çinliler,bütün dünya kamuoyunda Çin sahtekarlığının anlaşılması üzerine kendilerine özgü Çin entrikalarını devreye sokarak dünya piyasalarında oluşan Çin malları antipatisini bertaraf etme düşüncesindeler. Çinlilerin hiçbir sözlerine güvenilmeyeceği gibi bu defa ki; Çin Başbakanının kendileri aleyhinde büyümekte olan olumsuz tepkileri yok etmek, ya da en aza indirgemek için Çin hükümetinin en yetkililerinden biri olarak yeni bir göz boyama yolunu seçtiği anlaşılıyor. Çinlilerin (Başbakan’da olsa) sözüne güvenilmemelidir.

            Çin Başbakanının; “En uygun zamanlama ile,” “ İnsanların yumuşak iniş dedikleri şekilde,” “ Birden bire değil yavaş, yavaş”  deyimlerini kullanması ve de ekonomilerinde sağlamayı planladıkları yavaşlama yöntemlerine ait hiçbir tarih ve uygulayacakları sistem konularında açık bilgi vermemesi tamamen zaman kazanmaya ve oyalamaya matuf eylemler olarak görülmelidir.

            Bana kalırsa, tam aksine bundan sonra dünyanın Çin mallarına karşı olan haklı tepkisini öğrenen Çin hükümeti mevcut durumlarını muhafaza etmek ve hatta daha ileriye götürmek için yeni entrikalar geliştireceklerdir… 2005 yılında Çin tekstil malları üzerindeki kotanın kalkmasını da fırsat bilerek bütün dünyaya yeni planları doğrultusunda meşru ya da gayri meşru yollarla daha fazla mal sevkıyatı yapacaklardır.

            Çin hükümeti yetkilileri, en sıradan icraatlar konusunda dahi iş adamlarına hamasi nutuklar attırmak ve onlara esir olmak yerine, yukarıda olduğu gibi hükümetin en yetkili adamlarına gerekli demeçleri verdirir ve bütün iş adamları da bu söylemler doğrultusunda laf yerine icraat yaparlar.

Komünist Çin’i, başka ülkelerde olduğu gibi büyük sermaye sahipleri değil, “Kızıl Meclis” üyeleri idare ederler…

 

 İNSANLIĞIN YÜZ KARASI İŞKENCEYE KARŞI DÜNYA

KAMUOYU ÇİFTE STANDARTÇI DAVRANMAMALIDIR (2)

 06 Nisan 2004

            Bir insanlık suçu olan işkencenin, bütün dünyaya barış ve özgürlüğü hakim kılmak iddiasıyla yola çıkan devletler tarafından icra ediliyor olmasının ortaya koyduğu tehlikenin farkına varamayan veya varmak istemeyen devletler, eninde sonunda bu sözde süper ve işkenceci devletlerin ağır darbelerine maruz kalacaklardır. Çünkü; yıllardır Çeçen halkına işkence yapan Rusları, Filistinlilere işkence yapan ABD korumasındaki İsrail’i ve Doğu Türkistan halkına inanılmaz yöntem ve ölçülerde işkence yapan Komünist Çin zalimlerinin gerçek yüzlerini dünya kamuoyuna ifşa etmek için gösterilen gayretler neredeyse hep boşa çıkmış, hiçbir dünya devleti anlatılanlara tam olarak inanmamışlardı. Zira, işkence yaptıkları iddia edilen devletler dünyanın en güçlü devletleri sayılıyordu…

            Şu anda ise, dünya medyasına yansıyan ve söz konusu süper devletlerden olan ABD ile İngiliz askerlerinin Iraklı tutuklulara karşı uyguladıkları işkence fotoğrafları aklı selim olan bütün insanlarda oldukça büyük çaplı infiale sebep oldu. Zaten bu tür insanlık suçlarına karşı tepki göstermeyen insanların gerçekten insan oldukları tartışmalı hale gelir… Daha düne kadar ABD’ nin Afganistan’a ve Irak’a askeri harekat düzenlemesine yeşil ışık yakan ve mazlum ve mağdurların bedduasını alanlar acaba bu günlerde basına yansıyan insanlık dışı işkence fotoğraflarından sonra biraz olsun morarıp utandılar mı? doğrusu merak ediyorum…

            Çin; bilindiği gibi tarih boyunca işkencenin merkezi, Çinlilerde dünyada işkence konusunda insanların ilk aklına gelen, işkence yöntemleri konusunda uzman ve mucit bir millettir. Yaklaşık elli yıldır da Doğu Türkistan halkı işte bu Çinlilerin işkencelerine maruz kalmaya devam etmektedirler… Dünya da işkencenin, ABD ve İngiliz Ordusu mensuplarının Irak’lı tutuklulara karşı kahpece uyguladıkları işkencelerle bir defa daha gündeme gelmesiyle, Doğu Türkistanlılara uygulanan dünyaca ünlü “Çin İşkencesi” yöntemlerine dünden kaldığımız yerden misaller vermeye devam edeceğim;

            17- Kadın erkek ayırımı yapmaksızın Doğu Türkistanlı tutukluları günlerce aç bırakılan köpeklerle aynı yere kapatarak parçalattırmak.

            18-Bazı tutukluların sırtlarına, bir tahta kasa içerisine koydukları 20 kilo ağırlığındaki tuğlaları aylarca sırtında taşıyarak yaşamaya mecbur etmek.

            19-Aylarca;taş kadar sertleşmiş,küflü ve çok az miktarda mısır ekmeği ve su verilerek yaşamaya mecbur bırakmak.

            20-Haftalarca; mahkumların bir elini omzundan,diğer elini koltuk altından gerdirerek bağlı bırakmak.

            21-Mahkumların tenasül uzuvlarından elektrik vermek.

            22-Tutukluları bacaklarından iki ayrı araca bağlayarak ters yönde hareket ettirerek parçaladıkları vahşeti diğer tutuklulara zorla izlettirerek göz dağı vermeye çalışmak.

            23-Müslüman Uygur tutukluları en nefret ettikleri ve İslâm inancında haram olan domuz eti yemeye zorlamak.

            24-Mahkumları şişe kırıkları ve kızgın kor üzerinde çıplak ayakla yürütmek

            25-Mahkumları kendilerine kazdırdıkları çukurlara atarak canlı halde iken diğer arkadaşlarına üzerlerine toprak attırarak gömdürmek .Vs.,vs., vs.

            Bütün bu işkence ve öldürme yöntemleri üç beş dolarlık ticaret yapabilmek ve sahte  dostluklarını kazanabilmek uğruna bazı ülkelerin yöneticilerinin tabir yerindeyse karşılarında dokuz takla attıkları Komünist Çin’dir…

            ABD ve İngiliz askerlerinin Irak’lı tutuklulara yaptıkları işkencelere tepki gösteren bütün insanlık aleminin Doğu Türkistan’daki Çin işkencelerini de unutmamaları dileğiyle…

 

İNSANLIĞIN YÜZ KARASI İŞKENCEYE KARŞI DÜNYA KAMUOYU

ÇİFTE STANDARTÇI DAVRANMAMALIDIR (1)

05 Nisan 2004

             Birkaç gündür Türkiye ve dünya medyasında, Irak’ı işgal eden müttefik askerlerinin Irak’lı tutuklu ve esirlere yönelik olarak uyguladıkları insanlık dışı işkence görüntüleri üzerine haberler ve yorumlar yer aldı, almaya devam ediyor. Dünya basın ve yayın organlarına yansıyan birkaç kare fotoğraf neredeyse bütün dünyadaki milletler arası insan hakları örgütlerini ayağa kaldırdı. Konu ile ilgili demeçler ve kınama mesajları yayınlandı. Elbetteki yine,bu durum karşısında da, tıpkı Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’da  Çinlilerin yaptıkları işkencelerin dünya kamu oyuna yansıtılması karşısında takınılan tavır gibi hiçbir yaptırımı olmayan boş sözlerden öteye geçilmedi, geçilemedi…

            Oysaki; işkence dünyanın neresinde, kime, kimlere ve kimler tarafından yapılırsa yapılsın insanlığın yüz karası bir hadisedir ve mutlaka karşı çıkılmalıdır. Yer yüzünde kendilerine süper güç ünvanını yakıştıranlar tarafından İslâm dinine mensup olanlara karşı işkence yapıldığı zaman normal karşılanacak, bir başkası tarafından başkalarına karşı yapıldığı zaman infialle ve nefretle karşılanacak bir olay değildir. Olmamalıdır.

            En son olarak; Irak’lı tutuklulara karşı ABD ve İngiliz askerlerince yapılan kötü muamele ve işkence görüntüleri mademki bu kadar büyük tepkiye sebep oldu, o halde yıllar yılı anlatmaya çalışmamıza rağmen hiç kimselerde ciddi bir tepki uyandırmayan, işkencede dünyada birinci sırada gelen Çinliler tarafından, Doğu Türkistan halkına karşı yapılan 125 türlü ünlü “Çin işkenceleri”nden birkaç misal vermenin ve kamuoyunun gerekli tepkisini gösterip göstermeyeceğini görmenin tam zamanıdır…    

            İşte çeşitli suçlar isnat edilerek Çin zindanlarına atılan Müslüman Uygur tutuklulara uygulanan insanlık dışı işkence usullerinden bazıları:

1-     Tırnak altına iğne batırma,

2-     Sol eli masaya metal çivi ile çakıp, sağ elle itirafname yazdırma

3-     Erkek mahkumların cinsel organına çubuk sokma,

4-     Mahpusları ağaç kazığa oturtma

5-     Metal çemberle kafatasını sıkıştırma

6-     Buruna biber suyu akıtma

7-     Aşık kemiğini ezme

8-     Çıplak bedene kızgın yağ dökmek

9-     Kadınlara içine kedi koydukları bir çuval giydirerek değnekle kediyi döverek canı yanan kedinin kadını tırmalamasını sağlamak.

10- Kışın üzerine su döktükleri mahpusları gece sabaha kadar baş aşağı olarak asılmış vaziyette dışarıda bırakmak.

11- Mahpusların ayak bileklerine 10 kilo bir ağırlık bağlayarak yıllarca bununla taş ocaklarında çalıştırmak.

12- Üzerine çiviler çakılı düzlemler üzerinde tel kamçılarla döverek yürütmek.

13- Kerpetenle tırnak çekme cezası.

14- Günlerce uykusuz bırakarak sorgulama yöntemi

15- Vücutta bir delik açılarak içinden geçirilen bir ipi yara içerisinde testere gibi hareket ettirerek işkence yapmak.

16-Müslümanların namus kavramlarını rencide edecek şekillerde davranarak eziyet etmek.                                               

                                          

ANA DİLDE YAYIN HAKKINDAN DOĞU TÜRKİSTANLILARDA

İSTİFADE ETMELİDİR

04 Nisan 2004 

            Rahmetli Mehmet Akif Ersoy’un “Kimi Yamyam,kimi Hindu kimi bilmem ne bela” diyerek tanımladığı asrın en vahşi ordularına karşı üst üste şanlı zaferler kazanan aziz Türk Milleti bütün dünyayı şaşkına çevirmişti. Çünkü şartlar eşit değildi, çünkü düşmanlar çok üstün silahlara ve sayıca üstünlüğe sahiptiler… Fakat onlarda eksik olan iman kuvvetiydi, onlarda eksik olan,“ Ya istiklâl ya Ölüm” diyebilme duygusuydu. Elbette ki; millî birlik ve beraberlik içinde olamayan milletlerin zafere erişemeyecekleri bilinen bir gerçekti… Türk Milleti ecdat yadigarı  Anadolu topraklarını kendilerine  vatan yapabilmek için Türk,  Laz, Çerkez, Abaza,Kürt vs. diyerek bir ayrımcılık yoluna gitmeden millî hedefler etrafında her biri bir çelikten halka olmuş ve oluşturdukları zincirle de bütün Anadolu’yu çepeçevre kuşatarak dört bir yandan gelen namertçe saldırılara karşı birlikte karşı koymuşlar ve bugün yeterince kıymeti bilinmeyerek hazine arazisi adı altında yabancılara satışa çıkartılan toprakları şehit kanları ile sulayarak vatan yapmışlardı.

            Ne yazık ki; Türkiye’de AB hayranlığının başlamasına paralel olarak millî ve manevi değerlerden de, henüz kendi aralarında dahi tam olarak birlikteliği sağlayamamış olan AB’ ye üye olabilme sevdası uğruna tavizler verilmeye başlandı. Türkiye ve Türk Milleti hakkında hiçbir zaman samimi duygular beslemeyen bu batılı ülkelerin Türkiye’yi kanaatimce aralarına almaları mümkün görünmezken, hükümet yetkililerinin AB nin ve ABD’ nin sonu gelmez istek ve dayatmalarını birer, birer sineye çekmesi anlaşılır bir tutum değildir.

            İşte bu taleplerden ve dayatmalardan biri de; Türkçe dışındaki dillerde de yayın yapma dayatmasıdır. Tabii olarak ta batılı sözde dostlarımızın asıl maksatları üzüm yemek değil bağcı dövmektir.Türkiye’de 1980’ li yıllarda bir başbakan’ın Güneydoğu bölgemizde ortaya çıkan bölücü Terör örgütlerinin eylemlerini küçümseyerek “ üç beş çapulcu” olarak değerlendirmesi bu terör örgütüne zaman kazandırmış ve yine aynı başbakanın kürsüden naralar atarak sanki, çok gerekliymiş gibi  “Benim damarlarımda Kürt kanı dolaşıyor” demesi bu gün Kürtçe yayını gündeme getirmiştir.

            Elbetteki bunun arkası mutlaka gelecekti ve gelmeye başladı bile... Türkiye’de yüzyıllardır aynı kaderi aynı topraklar üzerinde paylaşan ve kendisini asırlardır Türk hisseden insanlar da bu gün kendi ana dillerinde yayın hakkı istemektedirler. Haklılar elbette …

            Şimdilerde Çerkez asıllı olan insanlarda kendi ana dillerinde yayın hakkı istemektedirler. Bunun  arkasından başkaları da aynı talepte bulunurlarsa hiç şaşırmamak gerekir. Daha doğrusu, “Bu günkü Türkiye bundan beş altı yıl önceki Türkiye değil” diyen bir Dış işleri bakanına sahip bir hükümetin milletvekillerinin şaşırmaması gerekir… Haliyle de her hangi bir ana dilde yayına izin verilirse diğerlerine de Türkiye’deki sayılarına bakılmaksızın izin verilmesi demokratik bir ülkenin yapması gerekendir.

            Tam bu nokta da; Türkiye’de demokratik haklar çerçevesinde yasal faaliyetlerini sürdüren Doğu Türkistan Sivil Toplum Örgütlerine de mevcut hükümetin engin hoşgörüsünden istifade ile, Türk dilinin temelini teşkil eden “Uygur” dilinde de yayın yapılabilmesi konusunda bir talepte bulunmalarını tavsiye ediyorum. Olur veya olmaz ayrı bir husustur. Fakat bu yolla tarihe düşülecek mühim bir kayıt söz konusudur.

Eğer, resmi olarak bu ve benzeri yollarla köklü ve kalıcı girişimlerde bulunmazlarsa daha uzun yıllar boyunca içine düşülen kısır döngülerden çıkılamayacak ve oyalanılmaya devam edilecektir.  

 

KAŞGAR’DAKİ HİTGAH CAMİSİ ÇİN HÜKÜMETİ

TARAFINDAN İBADETE KAPATILMAK İSTENİYOR

01 Nisan 2004 

            Bütün dünyayı, “Uzaktaki düşmanı oyala yakındaki düşmanı ez.” Çin atasözünün emri gereğince kalitesiz Çin malları, ve hiçbir zaman hiçbir dünya ülkesinin turizm alanında istifade edemeyeceği şişirme turizm potansiyeli yalanı ile oyalayan ve işgali altındaki Doğu Türkistan’ı, İç Moğolistan’ı ve Tibet’i  tamamen yutup yok etme stratejisini insafsızca ve vahşice uygulamaya devam ederek esaret altındaki halkları ezmeyi sürdüren Kızıl Çin hükümeti, Doğu Türkistan’da elli yıldır her alanda yürütmekte olduğu insanlık suçlarına her geçen gün bir yeni halka daha ilave etmektedir.

            Doğu Türkistan halkının dini inançlarına da darbe üstüne darbe indirmekte olan Çin hükümeti dini eğitimi yasakladığı gibi, Müslüman Türk halkının ibadet özgürlüğünü de yasaklamak için giderek çığırından çıkan uygulamalar yapmaktadırlar.

            Doğu Türkistan’ın sembol şehirlerinin başında, çok eski ticaret ve kültür merkezi durumundaki tarihi Kaşgar şehri gelmektedir. Kaşgar şehri; M.Ö. 206 yıllarına kadar dayanan bir tarihe sahiptir. Kaşgar’ ın sembolü de, 17. Yüz yılda inşa edilen Hitgah Camisidir. Bu camide vakit namazlarında 2000 ila 4000 kişi birden namaz kılabilmekteydi. Cuma namazları ve Bayram namazlarında ise 10 bin kişinin aynı anda namaz kılabildikleri bu caminin, Uygur halkının birlik ve beraberliğinin sağlanmasında da büyük rolü vardır. Çünkü; oldukça büyük kalabalıkların birlikte  bayram namazlarını kılmalarının ardından ünlü Hitgah meydanında toplanan halk, toplu halde sema gösterileri yaparlar ve yine aynı yerde Uygur kültürüne has etkinliklerle bayramlaşır, birbirleri ile müthiş bir dayanışma içinde olduklarını ortaya koyarlar ve bu durumdan da istilacı Çin hükümeti çok endişelenirdi…

            Her caminin önüne Çinli polisler dikerek camiye gireni ve çıkanı göz hapsine alan, 18 yaşından küçükleri camiye almayan ve cami içine yerleştirdikleri muhbirleri kanalı ile imamların hutbelerini ve davranışlarını kontrol ettiren  Kızıl Çin işgalcileri şimdilerde ise, tarihi Hitgah Camisini bayram ve Cuma namazları dışında vakit namazlarına kapatmanın hazırlıklarını yapmaktaymış…

           Söylenildiğine göre bu tarihi Hitgah camisini hafta içi günlerde müze olarak yabancı turistlerin ziyaretine açarak maddi gelir elde etmeyi düşünmekteymişler. Tabir yerindeyse dünya pazarlarındaki politikaları ile sineğin kanadından yağ çıkartmaya çalışan Çinliler şimdi de Doğu Türkistanlıların mühim ibadethanelerinden biri olan Hitgah camisini tedrici olarak ibadete kapatarak bir gelir kaynağı haline dönüştürmeye çalışmaktadırlar.

             Sözde hür dünya denilen dünya devletlerinin bazılarının gerçekten hür olduklarının tartışmalı olduğu bir yana, Doğu Türkistan’daki insanlık dışı ve Milletler arası anlaşmalara aykırı, BM. İnsan hakları Beyannamesinde güvence altına alınmış olan insanların inanç ve ibadetlerine müdahale edilemeyeceği ile ilgili maddeleri açıkça ihlal eden Komünist Çin hükümetini uyaracak ve hizaya getirecek her hangi bir dünya devleti yada Milletler arası bir Teşkilatında ufukta  görünmemesi daha da kaygı vericidir…

             İşgale uğradığı yıllardan itibaren 500 küsur defa millî kurtuluş hareketine sahne olan Doğu Türkistan’da hemen ,hemen bütün ayaklanmalar millî ve dini değerlerin çiğnenmek istenmesi karşısında meydana gelmiştir… Hitgah Camisinin de ibadete kapatılmak istenmesi karşısında Uygur halkının tepkisiz kalmasını düşünmek ise, Doğu Türkistanlıların kim olduğunu ve bu güne kadar varlıklarını hangi şartlar altında devam ettirdiklerini bilmemek anlamına gelir…

 
 
Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi  hurgokbayrak@kaynet.net adresine gönderin
Telif Hakkı © 2000-2004
HÜR GÖKBAYRAK
       Site içeriğinin (metin ve grafikler) tüm kullanım haklarını
BEN TÜRK'ÜM DİYEBİLENLER
Kaynak Göstererek Kullanabilir
 
Son Değiştirilme Tarihi:
03.07.2008
 Tüm Hakları Saklıdır.
  İnternet Explorer ve 1024 X 768 piksel çözünürlülükte rahat izleyebilirsiniz