|
İslâm DÜNYASI HİÇBİR ŞEYDEN
ÇEKMEDİ
SÖZDE MÜSLÜMANLARDAN ÇEKTİĞİ KADAR
31 MAYIS 2004
Yüce dinimiz
İslâmiyet'in emir ve
yasaklarına uymayan, uymaya çalışmayan fakat; dinden imandan inançlardan
bahsedilince de tabir yerindeyse mangalda kül bırakmayan sözde Müslümanlardan
olmaktan Allah’a sığınırım.
İslâm dininin bizlere bahşettiği güzelliklerden ve uhrevi dünyamızı
aydınlatabilmemiz için bizlere bir ömür boyu sunulan kulluk vazifemizi hakkıyla
ifa etme fırsatından istifade etmeyi bilemeyen biz Müslümanlar, Müslüman olarak
yaratılmış olmamızın mesuliyetlerinden nasıl kurtulacağız?
Doğudaki bir ülkede bir Müslüman’ ın ayağına bir diken batmış olsa
batıdaki Müslüman’ın yüreğinin sızlaması gerektiği anlayışı nerede kaldı? Bu
gün dünyanın her tarafında eza cefa çekenler, işkence görenler, yurtları işgal
edilenler, horlananlar, ikinci sınıf insan muamelesi görenler, her türlü hakları
gasp edilenler, namus ve haysiyetlerine saldırılanlar hep Müslümanlar
olmaktayken; “Müslüman’ım” diyerek böbürlenmekten öteye geçmeyen insanların
gerçekten Müslüman olduklarından şüphe etmemek mümkün mü? Yıllar yılı Arap
ülkelerinde bir çok defalar sözde İslâm dünyasının karşı karşıya bulunduğu
problemleri masaya yatırmak ve belirli ölçüler içerisinde çözümler üretmek adına
toplantılar yapılır. Fakat İslâm dünyasının mevcut problemlerini çözmek şöyle
dursun, gelmesi muhtemel tehlikeleri bertaraf etme noktasında da hiçbir şey
yapılamadığı gayet açıktır.
Kızıl Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’da, Çeçenistan’ da,
Filistin’de, Keşmir’de ve daha dünyanın bir çok bölgelerindeki Müslümanların
dert ve ızdıraplarını dindirmek kardeşlerinin ırzını,namusunu, canını ve malını
koruyup kollamak, onlara destek olmak adına hiçbir şey yapılamıyor oluşu bir
yana, İslâm düşmanlarının işlemekte olduğu melanetleri görmezlikten gelen bazı
Müslüman ülkeler, mütedeyyin insanların buğz etme, nefret etme ya da kınama
haklarına da müdahale ederek, insanların duygularına dahi ipotek koyma gafletine
düşmektedirler.
Böylesi davranışlar içinde olan idareciler her kim olursa olsunlar bulundukları
yeri (İktidar koltuğunu) korumak adına sarf ettikleri gayret ve çabaların tamamı
küfrün güç kazanmasına vesile olacaktır ki; bu açıkça zalimden yana tavır
almaktır. Dünyada bulundukları süre içerisinde en şaşaalı yaşamı bile sürdürmüş
olsalar, mazlumdan, mağdurdan yana değil, zalimden ve güçlüden yana meyledenler
uhrevi alemde bütün haksızlıkların, Müslümanlara yapılan işkencelerin,
katliamların, soykırımların, Müslümanların kutsal bildikleri bütün değerlere
saldıranların birer ortağı olarak birinci derecede sorumlu olmaktan
kurtulamayacaklardır…
Müslüman olmak yalnızca bir etiket olmaktan çıkmalı ve yer kürede hak ettiği,
layık olduğu saygınlığa mutlaka kavuşmalıdır. Dünyada; Hıristiyanı, Yahudisi,
Budisti, Ataisti ve daha bilmem hangi dinden olanı ilgi ve ihtimam görürken,
insanlık dışı muameleler neden hep Müslümanlara reva görülmektedir… Bu
Haksızlıklara karşı koymanın, saygınlık kazanmanın ve şerefli olarak yaşamanın
tek yolu; Müslümanları aşağılayanlara, inançlı insanlara adeta bir bulaşıcı
hastalık taşıyıcısıymış gibi davrananlara her ne sebeple olursa olsun
dalkavukluk etmemek ve gerektiğinde gerçekleri ve doğruları, sonuçları her ne
olursa olsun suratlarına karşı söyleyebilmektir. Demokrasinin, laikliğin ve
düşünce özgürlüğünün arkasına saklananlara; demokrasi, laiklik ve düşünce
özgürlüğü dersi böyle verilir. Gerçek demokrasi budur… İdeolojik cenahları
sebebiyle İslâm’dan korkan, Müslümanlara karşı gizli bir kin ve nefret duyanlar;
ne demokrasiden, ne laiklikten ne de düşünce özgürlüğünden yana olabilirler…
KIZIL ÇİN HÜKÜMETİ KAZANILMIŞ
HAKLARI BİLE GASP EDİYOR
29 MAYIS 2004
Kızıl Çin hükümeti İşgali altında tuttuğu Doğu Türkistan’daki
insanlık dışı uygulamalar zincirine her geçen gün bir yeni utanç halkası
daha eklemeye devam ediyor. Müslüman Uygur halkına yönelik olarak elli
yıldır devam ettirdiği insanlık suçlarına kaşı dünyanın hiçbir ülkesinin, ya
da milletler arası hiçbir örgütün etkili bir biçimde tepki göstermiyor
oluşunu fırsat bilen Kızıl Çin hükümeti,(Hoş tepki gösterseler de çok
ciddiye almazlar ya) Doğu Türkistan’daki soykırım ve asimilasyon
hareketlerine hız vermiş durumda.
Doğu Türkistan’dan son olarak alınan haberlere göre;
Müstemlekeci Çin Komünist Partisi Siyasi Büro Sekreteri Wang Leguen
yayınladığı son beyanatında “Çift dilde eğitim” adını verdiği bir ucube
genelge ile, Doğu Türkistan’ın taşra bölgelerindeki çiftçilerin “Çin dili
seviyelerini yükseltelim” sloganı ile yola çıkarak bir yeni melanet daha
ortaya atmıştır. Buna göre; “Köylerde 40 yaşın altında öğretmenlik yapmakta
olan Uygur öğretmenlerin 1-2 yıl kadar bir süre görevlerinden alınarak
yeniden bir Çince eğitimden geçirildikten sonra yapılacak yeterlilik
sınavında başarılı oldukları taktirde ancak görevlerine yeniden dönmelerine
izin verilmelidir.” Denilmiştir.
Ayrıca; Yüksek okulları bitirmiş olan 10 bin- 20 bin yeni
öğretmen adaylarının da yeniden Çin dilinden imtihan edilmesi ve bu
imtihanda geçerli not alamayan genç öğretmenlere de öğretmenlik görevi
verilmemesi gerektiği bildirilmiştir.
Bu ne demektir? Bu; ömrünün en güzel 15 yılını okuyup bir
yerlere gelme beklentisi içinde tüketen ve önlerine çıkartılan bin bir türlü
engellere rağmen öğretmen olma hakkını elde eden bir Uygur öğretmen;
kıytırık bir Çin dili imtihanı sonunda hepsi Çinlilerden oluşan imtihan
değerlendirme kurulunun alacağı tamamen keyfi kararla bütün hakları resmen
gasp edilmiş olarak kutsal bildiği ve büyük emek vermiş olduğu öğretmenlik
görevine veda edecek…
“Xinjiang (Doğu Türkistan) İktisat Gazetesi” nin Mayıs ayındaki
haberine göre Wang Leguen sözde“Çift Dilde Eğitim Hizmetini Büyük Bir
Güçlülükle Yürütelim” başlıklı beyanatında “Bizim temel amacımız, İlk okul
1. sınıftan itibaren bütün azınlıkların çocuklarına Çin’ce yi mutlaka
öğretmek ve hatta okullarda Matematik, Kimya ve Fizik derslerini de Çin dili
ile vermek olmalıdır. Çin’ce yi yeterli derecede bilmeyenlere öğretmenlik
hakkı kesinlikle verilmemelidir.” Demiştir.
Bu son duruma göre; insafsız Kızıl Çin hükümeti Bu güne kadar
okumak isteyen Uygur çocuklarının önlerine iki alternatif sunmuşlardı. Çin
dili ile öğrenim görmeyi tercih edenlere modern dünyanın teknolojisinden
istifade etme hakkı tanıyor ve dil yönünden asimile edilmiş olan gençler bir
Çinli gibi düşünmeye başlıyorlardı ve artık onlara Bir Doğu Türkistanlı
denilemezdi… İkinci alternatif ise; göstermelik ve ahırdan bozma Türk
okullarını tercih etmekti. Buradan mezun olanlar ise; Çin dilini ana dilleri
gibi bilmedikleri için en fazla Liseden sonra Üniversite kapısında takılıp
kalmakta ve daha ileriye gidememekte idiler. Fakat; görünen o ki; mükemmel
bir zekaya sahip olan Uygur çocukları bir yolunu bulup Üniversiteyi de
bitirerek öğretmenliğe kadar ulaşıyorlar. O halde bunların önlerinin
kesilmesi gerekirdi…Uygurların eğitimde geri bırakılması gerektiği
şeklindeki Çin politikasının bozulmasına izin verilmemeliydi… Düşündüler,
taşındılar bu defa da okumuş olanlara vazife tevdi edilmemesi gerektiği
akıllarına geldi… Tabir yerindeyse bir taşla iki kuş birden vurma mantığı
ile hareket eden Çinliler, hem Uygur öğretmenlerin önleri kesmeye, hem de
Uygur çocuklarını “Çin dili” ile zehirlenmeye çalışmaktadırlar.
NUR SULTAN NAZARBAYEV’İN
UYGUR DÜŞMANLIĞI
28.05.2004
Kazakistan ile Kızıl Çin arasındaki insanı hayrete düşürerek adeta
parmak ısırtan flörtün temelinde acaba dolarlı anlaşmalar mı var?
Nedendir bilinmez bağımsızlıklarına kavuşmaları ile büyük sevinç
duyduğumuz Batı Türkistan Türk Cumhuriyetleri 70 yıl süren Rus esaretinin
ardından daha bağımsızlığın ne olduğunu doğru dürüst anlamadan kendilerini
yeniden bazı emperyalistlerin ( Rusya, ABD ve Çin başta gelmektedir.)
yörüngeleri içinde buluverdiler. Batı Türkistan Türk Cumhuriyetleri için en
tehlikeli olan emperyalist devletin de Kızıl Çin olduğu açıkça görülmektedir.
Çünkü; 1990 yılına kadar Batı Türkistan için her yönlü hazırlıklarını sürdüren
Kızıl Çin hükümeti bu Türk topluluklarının aniden bağımsızlıklarına
kavuşmalarını müteakip bölge ile ilgili planlarını birer, birer uygulamaya
koymaya başladılar. İlk yaptıkları icraat, Kazakistan ve Kırgızistan
hükümetlerinin çiçeği burnunda idarecilerine çok cazip teklifler götürerek, Doğu
Türkistan Türk’lerine karşı ortak düşmanlığı konu alan sözde karşılıklı
işbirliği anlaşmaları imzaladılar.
Kızıl Çin hükümetinin bu sözde anlaşmalarla en etkili olduğu ülkeler
Kazakistan Kırgızistan oldu. Sebebine gelince; Kazakistan’a ve Kırgızistan’a
sınırı bulunan ezeli ve ebedi Türk yurdu Doğu Türkistan Kızıl Çin işgali altında
bulunmakta olup, Çinin öncelikle sınırlarını daha sıkı kontrol edebilmeyi
istediği bir stratejik bölgedir. Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerinin bağımsız
olmaları ile beraber Çinin bölge ile ilgili kaygıları da arttı. Batı
Türkistan’dan Doğu Türkistan’a bağımsızlık fikrinin sızarak kendilerine karşı
bir milli ayaklanmanın patlak verebileceği endişesi Çinli idarecilerin
beyinlerini kemirmeye başlamıştı.
Nitekim; Doğu Türkistan’da 1990 yılında meydana gelen “Barın Savaşı” sonrasında
1992 yılının Aralık ayında Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, uluslar arası basın
mensupları ile yaptığı basın toplantısında Batı Türkistan Türklerinin
varlığından duydukları endişeyi şu cümlelerle dile getirmiştir: “Uygur’lar
arasında ortaya çıkan bu olay ( Barın Savaşını kast ederek) ülkemizin kuzey batı
sınırlarında komşu olan sabık Sovyetler Birliği içindeki Türk asıllı milletlerin
tesirine uğramıştır. Uygurlar Orta Asya bölgesindeki milletlerle dil,din ve
kültürel yönden ortaklıkları bulunan kardeş halklardır. Uygurlar sınır dışındaki
komşu fakat, çoğunlukla devletimize karşı olan ülkelerin tesirine sıklıkla
uğraya gelmişlerdir. Bizler sınır müdafaasını güçlendirirsek bu tür hadisler
vuku bulmaz diye bakmaktayız…
Fakat; Bence Çinlilerin bu konuda fazla kaygılanmasına gerek yok. Hatta bölge
sınırlarının güvenliğini Kırgızistan ve Kazakistan’a terk ederek keyiflerine
bakabilirler. Zira, Sınırdan çeşitli sebeplerle geçerek Kazakistan ve
Kırgızistan’a geçen Uygur gençlerini bir Çinlinin uygulayabileceği kadar cebir
uygulamak suretiyle ya Çine teslim ederek öldürülme dahil en ağır cezalara
çarptırılmalarına sebep olmakta, ya da kendi hapishanelerinde çok ağır cezalara
çarptırmaktadırlar. Uzun yıllardır Kazak hükümetinin Kazakistan’daki Uygurlara
ikinci sınıf insan muamelesi yapmayı sürdürdüğü zaten biliniyor.
Bilindiği gibi Kazakistan şu günlerde Çin ile yine bazı anlaşmaları yenileyerek
2008 yılına kadar sözde terörizmle,bölücülükle (!) ve aşırı güçlerle ( Ne
demekse) birlikte mücadele etme kararı aldı. Nur Sultan Nazarbayev geçen hafta
gerçekleştirdiği Çin gezisi sırasında Çin Başbakanı Hu Jintao ile görüşerek
Kızıl Çinin emirlerine amade olduğu anlamına gelen tavırlar sergiledi…Hayırlı
olsun (!)
Muhterem Doğu Türkistan dostları; Çinin bölücüsü(!) Teröristi(!) ve aşırı
güçler(!) dedikleri gayet açık olarak Doğu Türkistanlılardır. Peki Kazakistan’ın
bölücüsü, teröristi ve aşırı güçleri kimler? Doğrusu merak ediyorum. Acaba Doğu
Türkistanlılar mı..?
KOMÜNİST ÇİN TAYVAN HAKKINDAKİ
PALAVRALARI İLE DÜNYA KAMUOYUNU
MEŞGUL ETMEYE SON VERMELİDİR
27 Mayıs 2004
Komünist Çin hükümeti; tam elli yıldır bütün dünya ile bağımsız
bir ülke gibi her yönlü ilişkilerini zaten sürdürmekte olan Tayvan hakkında,
yine bilinen hezeyanlarını sergileyerek yıllardır bir ilerleme sağlamaya
yetmeyen kalıplaşmış sloganlarından olan “Ne pahasına olursa olsun tek Çin
fikrinden asla vazgeçmeyeceğiz” şeklindeki palavralarını tekrarladı.
Bilindiği gibi 1949 yılında Çin’in yönetiminin Mao’nun orduları
tarafından ele geçirilmesinin ardından ülkeyi terk etmek zorunda kalan
Cankeyşek ve beraberindekiler Formoza adasına kaçarak orada yeni bir düzen
tesis ettiler ve o günlerden beri de Kızıl Çin hükümetinin bütün
tehditlerine aldırmaksızın bu günlere kadar açıkça bağımsızlıklarını ilan
ederek “Milliyetçi Çin” adı altında bağımsız bir devlet olma statülerini
sürdürüyorlar.(Her ne kadar bazı Kızıl Çin hayranı devletler resmi olarak
tanımasalar da)
Komünist Çin hükümeti bir zamanlar ABD için “Kağıt Kaplan”
deyimini kullanırdı. Oysaki; Kızıl Çin kendisinin de bir “Kağıt Kaplan”
olduğunu, veya Tavan hükümetine karşı elli yıldır sürdürdüğü anlamsız ve
kısır döngü deki tavrı sebebiyle kendisinin de bir “Kağıt Kaplan” durumuna
düştüğünün farkında değildir.
Komünist Çin hükümet organlarının şu hazımsızlıklarına, bağnazlıklarına,
bencilliklerine ve tahammülsüzlüklerine bakınız ki; kendilerinin fikrinde
olmayan (Komünist olmayan) Çinlilerin dünya görüşlerine zerrece bir saygı
göstermemektedirler
Çin’de Tayvan konusu ile ilgili olarak oluşturulan bir çok özel birimler
yalnızca Tayvan ile ilgili çalışmalar yürütmektedirler. Çin Komünist
Partisi Merkez Komitesine bağlı “Tayvan çalışmaları Ofisi” ve “Çin Devlet
Konseyi Tayvan işleri Ofisi” tarafından devamlı olarak yapılan
açıklamalarda Tayvan hükümetine karşı tehditler savrulmaktadır. İşte bu
tehditlerden biri de . 17.05.2004 tarihinde dünya ajanslarına yansıyan
şekli ile şöyledir; “Tayvan’daki yöneticilerin adanın bağımsızlığı için
girişimde bulunmaları durumunda Çin halkının hiçbir fedakarlıktan
kaçınmayarak bölücü “Tayvan’ın Bağımsızlığı” komplosunu kesinlikle
başarısızlığa uğratacağı bilinmelidir.” Bu ahmak komünist Çin yöneticileri
galiba hala Çin’de en az sekiz yüz milyon insanın (Çinin nüfusu
1.350.000.000.) demokratik sisteme geçme yi arzuladıklarını ve bunun için de
Çin’de ciddi bir muhalefet oluşmakta olduğunun farkına varamamışlardır. Ya
da; bu kadar çok sayıda insanın artık dünyada hiç rağbet görmeyen pörsümüş
ve çağın çok gerilerinde kalan komünist sitemden bıkıp usandıkları için
demokrasiye geçme düşüncelerini yok sayma bağnazlığı ile bir yerlere varmayı
düşünebilmektedirler… Despot ve bağnaz düşünceli, örümcek kafalı komünist
Çin hükümeti yetkilileri Tayvan ile ilgili şu iddialarda da
bulunmaktadırlar. “Tek Çin ilkesinde ısrar etme tutumumuzdan asla taviz
vermeyeceğiz.” Akılsız ve palavracı Çin hükümeti; siz böyle Saddam ın
generalleri gibi atıp tutmaya devam ede durun Tayvan zaten dünyaya kendisini
her yönlü olarak kabul ettirmiş, ABD’ nin de açık desteğini arkasına almış
durumdadır. Madem ki; elli yıldır “Tek Çin” olmayı bir türlü başaramadınız
(Hiçbir zaman da başaramayacaksınız) neden bir komşu devlet olarak barış
içinde yaşamaya tahammül etmeyi denemiyorsunuz? Ondan sonra da kalkıp
“Barış görüşmeleri için çaba harcamaktan kesinlikle vazgeçmeyeceğiz.” Gibi
yalanlar ortaya atarak dünya kamu oyunu yanıltmaya çalışıyorsunuz. Artık ne
yapacaksanız yapın ve kendinizi gündemde tutmak için Tayvan hakkında kısır
nutuklar atmaktan vazgeçin.
Dünya sizin Tayvan hakkındaki palavralarınızı elli yıldır dinliyor. Bundan
sonra daha fazla dinlemek istemiyor haberiniz olsun. Yeter artık…
DOĞU TÜRKİSTAN
İSTİKLÂLCİLERİ
DÜNYANIN DESTEĞİNİ ARKASINA ALAN ÇİN’E
KARŞI MÜCADELE ETMEK DURUMUNDALAR
21 Mayıs 2004
Oldum olası ümitsizlik çağrıştıran ifadelerden ve deyim
yerindeyse felaket tellallığı yapan kişilerden hiç hoşlanmamışımdır. İçinde
bulunulan durum her ne olursa olsun mutlaka bir çıkış yolunun olduğuna
inanmışımdır. Nitekim bir Hadisi Şerif'te “Ümitsizlik Şeytandandır”
denilmemiş midir? O halde ümitsizlik niye..?
Fakat; gerçekçi olmak gerekirse, dünyada bağımsızlık mücadelesi
vermekte olan milletler içerisinde en şanssız olanlardan biri Doğu
Türkistanlılardır diyebiliriz. Çünkü; Doğu Türkistan’ı işgal eden Çin,
bilhassa son yıllarda hemen, hemen bütün dünya devletlerinin cazibe merkezi
haline gelmeye devam eden, yakalamış olduğu büyüme trendi ve dünya ticaret
alanında sağlamaya çalıştığı hakimiyet sebebiyle; ihlal etmeye devam ettiği
insan hakları, işlemekte olduğu insanlık suçları ve işgalciliği dünya
kamuoyu tarafından görmezlikten ve duymazlıktan gelinen bir devlettir. Çin,
dikkat çekici bir şekilde dünyada başka misal gösterilecek bir ülke yokmuş
gibi her önüne gelenin ilk olarak misal göstermeye çalıştığı bir devlet
haline de gelmeye başladı.
Oysa ki; Bazı Çin hükümet yetkililerinin beyanına göre; 5 ayrı özerk ( Doğu
Türkistan’ı bizler bu sözde özerk bölgelerin dışında tutuyoruz) ve 21 ayrı
idari bölgeden meydana gelen Kızıl Çin’de idari mekanizmanın çokta sağlıklı
işemediğini, bu sebeple de ülke içinde dengeli bir gelir ve adalet
dağılımının sağlanamamakta olduğundan bahsetmektedirler. Çin’de mevcut
komünist sistemin dişlilerini giderek aşındırmaya devam eden dış kaynaklı
kapitalizmin etkisinden pekte kurtulmak ister bir çabanın görülmemesi, kısa
bir zaman sonra Çin’de pörsümüş ve yıpranmış olan Mao’nun mirası olan insan
fıtratına aykırı komünist sistemin, yerini kapitalist sisteme bırakmakta
olduğu izlenimini ortaya koymaktadır.
Çin'in içindeki gerçek durumu yeterince ve bilimsel olarak araştırmayan,
öğrenmeyen ve Kızıl Çin ile siyasi, ekonomik,sosyal, kültürel ve askeri
alanlarda nasıl bir strateji izlenmesi gerektiği konusunda ellerinde gerekli
ve yeterli doneler bulunmayan bazı ülkeler (ABD’ yi ayrı tutmak gerekir)
yalnızca Çinin kalabalık nüfusuna aldanarak ve de her Çinliyi birer “Çinli
Turist” olarak değerlendirerek Çinlilere anlaşılmaz bir biçimde tavizler
vermektedirler.
Haliyle de, ülkeleri Çin işgali altında bulunan Doğu Türkistanlıların işleri
daha da zorlaşmaktadır. Çünkü; bütün dünyayı her türlü entrikalarla
yanıltmaya devam eden ve devasa bir nüfusa sahip Çin'e karşı elli yıldır mücadelesi vermekte olan Doğu Türkistanlıların
dünyada Çin hakkında oluşan kanaate rağmen haklı mücadelelerini
anlatabilmeleri ebetteki hem zor olmakta, hem de zamanın Doğu Türkistan’ın
aleyhine işlemesine sebep olmaktadır.
Bütün bu zorluklara ve işgalci Çin hükümetinin her geçen gün güçleniyor
olması yönündeki değerlendirmelere rağmen Doğu Türkistan halkı kesinlikle
ümitsizliğe kapılmak gibi bir acziyete düşme temayülünde değildir. Doğu
Türkistan’dan alınan son havadislere göre, Çin zulmü arttıkça Doğu Türkistan
halkının mücadele azmi de her geçen gün biraz daha kuvvetlenmektedir.
Unutulmamalıdır ki; Bir Milletin istiklâline kavuşması öyle kolay bir hadise
değildir.
Doğu Türkistan özgürlükçüleri de bunun bilincinde olarak ve özellikle de Çin
gibi bir emperyaliste karşı mücadele etmenin ne anlama geldiğini bilerek
millî direnişlerini sürdürmektedirler…
DOĞU
TÜRKİSTAN TEŞKİLATLARININ ÇALIŞMALARINI DENETLEYECEK BİR
SİSTEM OLUŞTURULMALIDIR
15.05.2004
İnsanlığın yaşamını tanzim eden ve yine insanların belirli bir
ahenk içerisinde ve eşit haklara sahip olarak hayatlarını idame
ettirmelerini sağlayan en geçerli yönetim sisteminin demokrasi olduğu
konusunda genellikle bir mutabakat vardır. Fakat; bu yönetim biçimini kendi
mantıkları ve dünya görüşleri yönünde çarpıtmaya ve uygulamaya kalkışan bazı
bağnaz ülke yöneticileri açıkça insanların temel haklarını gasp etmekte ve
kazanılmış hakların kullanılmasını zorlaştırmaktadırlar.
Dünya da demokrasi ile idare edildiği söylenen ülkelerin
bazılarında da demokrasinin adı devam ediyor fakat sistemin işleyiş biçimine
bakıldığında totaliter sistemlerdekinden farksız bir uygulama söz konusudur.
Bunu yasa uygulayıcıları nasıl yapıyorlar derseniz bu başlı başına bir
tartışma konusudur. Zira uygulanan bazı yöntemler sinsice ve adeta illegal
bir şekilde insanların beyinlerine sistematik bir biçimde kazınarak
yerleştiriliyor ve sonuç olarak insanlar istenilen yola kanalize
edilebiliyor.
Bunları neden anlatma ihtiyacı duydum dersiniz? Bunları, Çin
işgali altındaki Doğu Türkistan’dan millî davaları uğruna ayrılmak zorunda
kalan dünyadaki Doğu Türkistanlıların önlerine bir çok demokratik ülke
olduklarını iddia eden ülkeler tarafından sık sık çıkartılan bir takım keyfi
sayılabilecek engellere artık son verilmesi adına anlatıyorum… Yaşadıkları
ülkelerin kanun ve nizamlarına hassasiyetle riayet ederek Doğu Türkistan’ın
içinde bulunduğu durumu dünya kamuoyuna anlatmak arzusunda olan Fakat; her
nedense, zaten kısıtlı olan imkanların daha da kısıtlı hale getirilerek
faaliyetleri zora sokulan bu insanların artık mevcut demokratik haklardan
sonuna kadar ve hakkıyla istifade etmelerine imkan tanınmalıdır.
Buraya kadar; Doğu Türkistanlıların içinden tabir yerindeyse
bazı tatlı su balıklarının sık sık gündeme getirdikleri ve ardına saklanmayı
alışkanlık haline getirdikleri hususların bir kısmındaki haklılıklarına
destek vermek amacı taşıyan ifadelerden sonra; kendilerine de bazı
hatırlatmalarda ve ikazlarda bulunmam gerektiğine işaret etmek istiyorum.
Son yıllarda, dünyada sayıları kırkın üzerine çıkan Doğu
Türkistan-Uygur teşkilatlarının varlığı biliniyor. Her biri kendi imkanları
ölçüsünde de faaliyetler gösteriyorlardır. Fakat göz ardı edilen önemli bir
nokta; bu teşkilatların faaliyetlerini Doğu Türkistan’ın kayıtsız şartsız
bağımsızlığı yolunda hangi ölçülerde bir ciddiyetle yürüttükleri konusunda
denetleyecek yasal bir sistemin yada kontrol mekanizmasının olmaması, ya da
oluşturulamamış olmasıdır…
Mesela, bir yıl zarfında bir Doğu Türkistan teşkilatının
bünyesindekiler, Doğu Türkistan ve Doğu Türkistan’ı işgal eden Çinliler
hakkında dünya konjonktürü içindeki haber ve gelişmeleri ne derecede takip
ediyorlar ve nasıl değerlendiriyorlar? Dünyanın dört bir yanındaki bu
teşkilatlar gelecek nesillerden gerçek dava adamlarının yetişmesi ve Doğu
Türkistan millî örf, adet, gelenek ve göreneklerin yaşatılması ve devam
ettirilmesi hakkında ne gibi bir çalışma programı takip ediyorlar? Bütün
bunlar konusunda duyarsızlık sergileyerek “Küçük olsun benim olsun ve benim
benimsediğim kişilerle olsun” mantığı ile uyuyorlar mı? Bu teşkilatları
hangi mekanizma yıllık faaliyet raporu sunma noktasına getirecek?
Hiç kimse bu konuda yeni bir sistemin gelmekte olduğunu iddia
etmesin. Çünkü; bu güne kadar izlenen politikalar ve altyapısızlık açıkça
kendini göstermektedir. Her çıkan rüzgarla dağılıp gidecek oluşumların Doğu
Türkistan davasına yarar yerine zarar verdiği zaten herkesçe biliniyor. O
halde yapılması gereken; Her teşkilatı bulunduğu ülkede düzene sokacak,
kontrol edecek ve başka ülkelerin güdümünde olmadığına kesin olarak inanılan
kişilerden oluşan bir teftiş kurulu oluşturmaktır…
TÜRKİYE’DEKİ KAÇAK ÇİNLİLERE ÇİN KONSOLOSLUKLARI NEDEN
SAHİP ÇIKMIYORLAR?
14 Mayıs2004
Türkiye her geçen gün sayıları gittikçe artan kaçak Çinlilerin mekanı haline
dönüşüyor.Yıllardır dikkat çekmeye çalıştığımız Çin tehlikesinin boyutları
her yönlü olarak genişliyor. Adeta bir bulaşıcı hastalık misali Türkiye’nin
hemen hemen bütün vilayetlerine sirayet eden kaçak Çinliler bulundukları
vilayetlerin yetkililerini de kara kara düşündürmeye başlamış.
İstanbul başta
olmak üzere ülkemizin batıdan doğuya, kuzeyden güneye bir çok vilayetlerinde
kaçak olarak yaşayan çok sayıdaki kaçak Çinli bir yolunu bulup Türkiye’de
sürekli olarak yerleşmenin yollarını aramaktadırlar.
Bu hadisenin ilginç olan tarafı
bu kadar çok sayıdaki kaçak Çini her halde gökyüzünden paraşütle inmedilerse
nereden giriş yaptılar? Bunlar gelirlerken elleri boş olarak ta gelmiyorlar.
Türkiye piyasalarını sıkıntıya sokmaya devam eden kalitesiz ve taklit Çin
mallarını da bir şekilde beraberlerinde getirmektedirler. Daha sonra da
resmi makamlarca ele geçirilerek kaçak oldukları ortaya çıkarılınca da bön
bön bakarak “Ver yiyeyim Ört yatayım” tavrı ile yerel yöneticilerin
başlarına bela olmaktadırlar.
Ele geçirildikten sonra Uzun süredir Edirne
valiliğinin başına bela olan yaklaşık 150 tane Çinliye, Türkiye’deki Çin
Elçilik görevlileri yada Konsoloslukları da sahip çıkmamaktadırlar.Nasıl
sahip çıksınlar ki? Çünkü; bu kaçak Çinlilerin özellikle Türkiye’ye
gelmelerini teşvik edenler ve Türkiye’de kalmaları için türlü
hilekarlıkların planlarını yaparak statü dışı telkinlerde bulunanlar
kendileridirler. Bu Çinlilerin ülkelerine geri gönderilebilmeleri için ise,
ilgili makamlarca yapılan açıklamalara göre 130.000 Amerikan doları
tutarında bir meblağ gerekmektedir.
Kendilerinin, dünyada büyüme hızı en yüksek olan ve ekonomide de devamlı
olarak yükselme trendini yakalamış, sözde dünya ile entegrasyon yolunda
hızla ilerleyen nadir ülkelerden biri ve bir hukuk devleti olduklarını
iddia eden Komünist Çin hükümeti yetkilileri, milletler arası hukuk ve
diplomasi kurallarını da çiğneyerek kendi vatandaşları olan sefil durumdaki
kaçak Çinlilere sahip çıkmamaktadırlar…
Yer yüzünde insani değerlere gereken önemi vermeyen, insan haklarını devamlı
olarak ihlal eden ve kendi ülkesinin insanlarına dahi sahip çıkmayan tek
ülke ve devlet Çin’dir diyebiliriz. Kaldı ki; işgal ettikleri Doğu
Türkistan’ın Müslüman halkının haklarına saygılı olması beklensin…
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yetkilileri, Vize süresini sehven bir gün
geçiren Çin pasaportlu Uygur asıllı insanları apar topar Çine iade etmede
gösterdikleri mahareti, Türkiye’ yi devamlı olarak tehdit eden kalitesiz
taklit Çin mallarına ve adeta çekirge sürüleri gibi çeşitli yollarla
Türkiye’ye girmeyi sürdüren ve ülkelerine geri dönmemekte ısrar eden kaçak
Çinli akınlarına karşı da ciddi ve etkili tedbirler alarak göstermelidirler…
Ayrıca ; Edirne Valiliğinin sırtından geçinmeye devam eden asalak Çinlilere
karşı da bir formül mutlaka bulmalı, Türkiye’deki Çin Konsolosluklarının ve
Büyükelçiliğinin de neden kendi insanlarına sahip çıkmadıkları konusunda
tatmin edici bir cevap vermelerini istemelidir. Aksi taktirde bu durumun
başka ülkelerin kaçaklarına da bir emsal olmasına kapı aralanmış
olunacaktır…
Sakın bu kaçak Çinliler, müteaddit
defalar bahsini ederek Türkiye yetkililerini uyardığımız ve Çin hükümeti
yetkililerinin göndermeyi vaad ettikleri “İki milyon sefil Çinli Turist” in
bir bölümü olmasın?
ÜNİVERSİTEDE “ÇİN KÜLTÜR GÜNLERİ”NE İZİN VERENLER KAYSERİ'DEKİ
UYGURLARI HİÇ DÜŞÜNMEZLER Mİ? (2)
13 Mayıs 2004
Bu gün Türkiye’mizin sayılı Üniversitelerinden biri olan Erciyes
Üniversitesi; Fen Edebiyat Fakültesi bünyesinde 1998 yılında açılan “Çin
Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı” Öğrencileri tarafından bildiğim kadarı
ile ilk defa icra edilecek olan “Çin Kültürü Günleri” ne ev sahipliği
yapıyor. Emeği geçen herkes artık bir ilk’e imza attıkları için maharetleri
ile gurur duyabilirler.
Erciyes
üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesinden bazı öğretim üyelerimiz 1989
yılında başlayan bir furya’da Üniversite bünyesinde zaman, zaman Doğu
Türkistan konulu seminerler,konferanslar ve anma günlerinin tertip
edilmesine öncülük ettiler. Şu anda da görevleri başında olanlar bilirler ki
Kayseri’de yerleşik Uygur’lar (Doğu Türkistanlılar) ellerinden gelen bütün
imkanlarla düzenlenen bu toplantılara katkı koymuşlardır.
Üniversitemizin Fen Edebiyat
Fakültesi öğretim üyelerinden bazıları da Yurt dışındaki (Batı Türkistan
Türk Cumhuriyetlerindeki üniversitelerde) dolarlı maaşlarla görevlere terfi
ettiler. Bunun sebebi de hiç şüphesiz ki; peş peşe düzenlenen ve o günlerde
oldukça popüler olan Türk dünyası ve Doğu Türkistan konulu aktivitelerdir…
Kayseri’de ki Doğu Türkistanlıların geleneksel Uygur sofralarındaki yemek
çeşitlerini de yakından tanımış olan değerli hocalarımız büyük bir ihtimalle
bu gün de, (12.05.2004) belki Çin yemeklerinin tadına bakacaklar…Eminim ki;
Çin yemeklerini
Nedendir bilinmez 1998 yılında Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi
bünyesinde Çin Dili ve Edebiyatı Bölümünün açılması ve yine aynı yılda Mesut
Yılmaz hükümetinin yayınladığı “Doğu Türkistan Çin Toprağıdır” şeklindeki
gizli başbakanlık genelgesinin yayınlanmasını müteakip, Doğu Türkistan
konusunda Üniversite deki Türk dünyası sevdalısı hocalarımızın tabir
yerindeyse ağızlarını bıçak açmaz oldu…
Öyle anlaşılıyor ki; bundan sonra Üniversitemizde Doğu Türkistan ile ilgili
programlar yerine sık sık “ÇİN KÜLTÜRÜ GÜNLERİ” tertip edilecek. Tertip
edilen bu günkü toplantının içeriğine bakıldığında Çinliler bakınız neler
yapacaklarmış; Kayseri’ye özel olarak getirttikleri Çinli gruplarca spor
gösterileri yapılacak, Çince ve Türk’çe şiirler okunacak, şarkılar
söyleyecekler. Çin Hat sanatı gösterileri sunulacak, isteyenler isimlerini
Çince yazdıracaklar, Siyah ve Beyaz taşlarla oynanan ve “Wei qi” adı verilen
bir strateji oyunu gösterisi yapacaklar. Etkinlik süresince katılımcılara
“Çin çayı” içirecekler. Aslen Uygurlardan kullanmayı öğrendikleri yemek
çubuklarının (Uygurlar bu yemek Çubuklarına “Çoka” derler) nasıl
kullanıldığını gösterecekler, ayrıca isteyenleri vücutlarına (Alınlarına
demek daha doğru olur) Çince dövmeler de yapacaklarmış, yaptıranların
dövmeleri de hayırlı olsun(!)
Bu defa ki “ÇİN KÜLTÜRÜ GÜNLERİ”nin en önemli tarafı ise; Bir gazeteci
arkadaşımızın (ismi bende mahfuz) Ankara’dan gelen Çin Kültür Ataşesine
“Kayseri’de yerleşik çok sayıdaki Doğu Türkistanlı sizin işgalci tutumunuza
oldukça tepkili bu konuda ne düşünüyorsunuz?” şeklindeki sualine karşılık;
“Doğu Türkistan demeyelim sözde Doğu Türkistan diyelim. Onlar Çinin
Kayseri’deki kültür köprüleridir.Türkiye ile daha sıkı kaynaşmamıza aracılık
yapacaklardır. Sizde Ankara’ya gelirseniz bu konular hakkında size daha iyi
izahat verebilirim.” Türünden arlanmazca bir cevap veriyor. Bu sırada Çinli
Ataşenin yerli koruyucu meleği bazı öğretim üyeleri Çinliyi gazeteci
arkadaşımızın sorularından kurtarıp oradan uzaklaştırıyorlar…
Tarih boyunca egoistlikleri,
işkencecilikleri ve istilacılıkları ile ün yapmış olan Çinlilere Türkiye’de
payanda olanları Yüce Türk Milletinin nezih vicdanlarının değerlendirmesine
havale ediyoruz…
ÜNİVERSİTEDE “ÇİN KÜLTÜR GÜNLERİ”NE İZİN VERENLER KAYSERİ’DEKİ
UYGURLARI
HİÇ DÜŞÜNMEZLER Mİ?
12 Mayıs 2004
Türkiye’mizin en güzide şehirlerinden
Kayseri’miz; Şanlı Türk tarihi içinde kurulan sayısız beyliklerden biri olan
Eretna Beyliği’ne merkezlik yapmış olan bir vilayetimizdir. Bilindiği gibi
Eretna Beyi aslen Türk milletinin Uygur boyuna mensuptur.
Ezeli ve ebedi Türk’lerin anayurdu olan Doğu Türkistan’ın
Kızıl Çin emperyalistlerince 1949 yılında işgal edilişinden sonra, Doğu
Türkistan’ın haklı istiklâl mücadelesini hür dünyada devam ettirmek gayesi ile
ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan Doğu Türkistanlılardan 105 hanelik bir
kafile Afganistan üzerinden, 1965 yılında Türkiye’deki Suat Hayri Ürgüplü
Kabinesinin aldığı bir kararla Türkiye’ye gelerek,Türkiye’nin Kayseri
vilayetine yerleştiler. Bu güzel kente gelip yerleşmiş olmaları bir tesadüf
müydü yoksa, bu Uygur asıllı Doğu Türkistanlıları, kendisi de Uygur asıllı
olan Eretna Beyi’nin manevi varlığı mı bu şehre çağırmıştı bilinmez…
Fakat bildiğimiz bir şey var ki; Bu
şehre yerleşen Doğu Türkistanlılar Kayseri halkının kadirşinaslığı sebebiyle
çok kısa zamanda bu vilayetin halkı ile kaynaşıverdi. Kız aldı, kız verdi.
Bu vilayetin insanları da Doğu Türkistanlıların duygularını ve
beklentilerini çabuk benimsediler, hislerine tercüman oldular. Mukaddes Doğu
Türkistan Davasına bütün imkanları ile destek verdiler. Doğu Türkistanlılar
da bu şirin vilayette Yarkent’de, Kaşgar’da Ürümçi’de ve Turfan’da yaşıyor
gibi yaşadılar… Gün geçti devran döndü, 1998 yılında hangi aymaz
idarecilerin ya da gözünü Çin parası olan Yuen bürümüş tüccarların veya bir
adım daha öne çıkabilmek ihtirası ile yanıp tutuşanların gayreti ile oldu
ise oldu; Erciyes Üniversitesi bünyesinde “Çin Dili ve Edebiyatı Bölümü”
açılması gündeme geldi… Çin hükümeti çok iyi bilmektedir ki; Kayseri’de
yerleşik olan Doğu Türkistanlılar yaklaşık 40 yıldır yaşamlarının birinci
gayesi olan Özgürlük mücadelesinde ısrarlı ve oldukça ciddi bir tutum
içindeydiler. Bu sebeple de Çinin Türkiye Büyükelçilikleri her ne pahasına
olursa olsun özellikle Kayseri’ de bir lobi faaliyeti sürdürebilecekleri
oluşum tesis edebilmenin çarelerini arıyorlardı. Sonunda satın aldıkları
bazı yerli taşeronları vasıtasıyla Kayseri’deki Doğu Türkistanlıların ve
bütün mütedeyyin, milliyetçi, mukaddesatçı Kayseri halkının göstermiş
olduğu geniş çaplı tepkilere rağmen “Çin Dili ve Edebiyatı Bölümü” nü
açmaya muvaffak oldular. Bizler defalarca basın yolu ile açıklamalar yaptık
ve dedik ki;”Çin dili yada bir başka dilin öğrenilmesine yada öğretilmesine
karşı değiliz. Fakat; Çinlilerin Kayseri’ye girişlerindeki amaç farklı.
Kayseri’deki Doğu Türkistanlıların faaliyetlerini kontrol etmek gibi bazı
statü dışı işler peşindeler…”
İşte nihayet Kayseri’de; tabir yerindeyse kuluçka dönemini tamamlayan
Çinliler 12.05.2004 tarihinde (Bugün) Üniversite bünyesinde “ÇİN KÜLTÜRÜ
GÜNLERİ” adı altında Çin karakterinin tezahürü olan beyin yıkama
faaliyetlerine bir başlangıç yapmaktadırlar…
Bir gün dahi olsun, Türk Milletinin ayrılmaz bir parçası olan Uygur’lar
ile ilgili her hangi bir etkinlik düşünmeyen Erciyes Üniversitesi Fen
Edebiyat Fakültesi yetkililerinin Çin Kültür Günlerinden öğrenecekleri her
halde çok şeyleri olsa gerek…Bekleyip görelim.
RUSYA
ÇEÇENİSTAN'I ABD TAKTİĞİ İLE VURMAK NİYETİNDE
11 Mayıs 2004
Dünyadaki bütün Emperyalistler bir ülke topraklarını işgal etme öncesinde,
ya da işgal ettikleri ülkelerin insanlarını sindirmek için hemen, hemen aynı
yöntemi uygulamaktadırlar. Aslına bakılırsa bu emperyalistlerin
girişecekleri işgal hareketlerine, katliamlara ve suikastlara her hangi bir
kılıf uydurmaya da ihtiyaçları yok. Çünkü; nasıl olsa son yıllarda meydana
getirdikleri vahşet tablolarının müsebbibi olarak yine mağdur, mazlum ve her
türlü hakları açıkça gasp edilmekte olan insanları göstermektedirler. Hem,
işledikleri melanetler konusunda kime, hangi devletlere ve milletler arası
hangi etkin örgüte karşı kendilerini haklı çıkartmaya ihtiyaçları var ki?
“Bozacının şahidi şıracı” sözünde olduğu gibi hepside birbirlerinin eksiğini
tamamlar mahiyette bir tutum içindedirler. Tabir yerindeyse al birini vur
diğerine … Dünyada gerçekten, bütün insanlığın haklarını ne pahasına olursa
osun, hakkıyla savunacak ve koruyup kollayacak bir oluşum veya bir milletler
arası bir örgüt de yok…Yapanın yanına kar kaldığı bir süreçten geçiliyor… Bu
durumlar karşısında hiç kimse kalkıp “Birleşmiş Milletler”in varlığından söz
etmesin. Çünkü hiç kimseyi BM’ in varlığına ve gerçekten İnsan Haklarını
koruyan bir teşkilat olduğuna inandıramaz…Dünyanın dört bir yanında bu
kadar haksızlıklar, insan hakları ihlalleri, işgaller, kan, ateş ve haksız
işgaller devam edip giderken, mazlum ve mağdur milletlerin haklarını korumak
üzere tesis edildiği söylenen BM. Teşkilatı nerededir?
ABD; bu
güne kadar üzerindeki esrar perdesi kaldırılamayan “11 Eylül” olayını bahane
ederek ideolojik zihniyetinin gerektirdiği şekilde önce Afganistan’ı,
ardından da hızını alamadan Irak’ı işgal etti. Irak’ı çok kolay bir biçimde
teslim aldığını zanneden ABD, Irak zaferinin sarhoşluğu içinde Suriye ve
İran’a doğru yapacağı askeri harekatların planlarını yaparken bir anda
Irak’taki Şiilerin direnişi ile karşılaştı ve neye uğradığını şaşıran ABD
Şii hareketi ile başlayan silahlı mukavemetin bir Özgürlük savaşına
dönüştüğüne şahitlik yapmaya ve perişan duruma düşmeye başladı. Böylece
ABD’nin Suriye ve İran için düşündüğü Askeri müdahale planları da suya
düşmüş oldu…
ABD’ nin son zamanlarda uğradığı
akameti yakından takip eden ezeli rakibi Rusya mevcut gidişattan kendisine
vazife çıkartarak, bildik ve geleneksel Rus entrikası destekli planlarını
yürürlüğe koymaya başladı. Rus yanlısı görünen Çeçenistan’ın kukla devlet
başkanı Ahmet Kadirov’u büyük bir ihtimalle mayınlı suikast sonucu
öldürdüler… Bundan sonra kuvvetle muhtemeldir ki; ABD’nin “11 Eylül”ü bahane
ederek Afganistan’ı ve Irak’ı işgal ettiği gibi Rusya hükümeti de
Çeçenistan’ a çok ağır bir darbe indirmek niyetinde…
Bu arkası karanlık suikast olayının ardından Rusya devlet başkanı Putin
Timsahın gözyaşlarını akıtarak Ahmet Kadirov için övgüler yağdırmıştır.
Rusya; ezeli rakibi olan ABD’nin Irak’taki direnişle perişan olmasını fırsat
bilerek uzun süre devam eden hareketsizliğine son verip, Çeçenistan’a
öldürücü darbesini indirip Çeçenistan kamburundan kurtulmak ve dünyanın
gündemine oturmak niyetinde gibi görünüyor. Cenabı Hak kahraman Çeçen
halkının yardımcısı olsun…
Rusya Orta Asya bölgesinde kaybettiği prestijini yeniden elde etmek ve
ileride Batı Türkistan Türk Cumhuriyetleri üzerine planlar yapan ABD’nin
etki alanını daraltmak ve böylece eskiden cirit attığı Orta Asya bölgesinde
nüfuzunu teyit etmek niyetinde görünüyor…
Allah Çeçenistan halkının ve bağımsızlık savaşı vermekte olan Filistin ve
Doğu Türkistan’ halkının yardımcısı olsun…
DÜNYA PİYASALARINA YÖNELİK
OLARAK
ÇİN’DEN YENİ BİR OYALAMA TAKTİĞİ
08 Nisan 2004
Son zamanlarda; başta
Türkiye gibi ekonomik bağımsızlığını kazanma yolunda çaba sarf etmekte olan
ülkeler olmak üzere, giderek hemen, hemen bütün dünyayı adeta istila etmekte
olan Çin mallarının meydana getirdiği tehlikenin boyutları bazı ülkelerde
Çin malları ithalatı konusunda tedbir almayı zaruret haline getirdi.
Dolayısıyla da aynı anda bütün dünyada başlayan Çin mallarına karşı olan
duyarlılık, Çin ekonomisine doğrudan tesir etti.
Önceleri Çinli
yetkililerin; “Çinin bütün dünyadaki ticaret hacminin büyümesinden
tedirginlik duyulacağına Çinin kalkınma modeli örnek alınmalıdır.”
Şeklindeki beyanatları olumlu sonuç vermeyince bu defa gidişatın kendileri
açısından tehlikeli olmaya başladığını görerek tabir yerindeyse yelkenleri
suya indirdiklerini ifade eden beyanatlar vermeye başladılar.
Çin Başbakanı Wen Jibao
Brüksel’de düzenlenen AB-Çin Yatırım ve Ticaret Forumu’nda ; ”Son derece
açık ve dürüst bir şekilde size Çin ekonomisinde sorunlar bulunduğunu
bildirmek zorundayım.” Diyerek başladığı konuşmasında, şimdiye kadar ki
ekonomik gidişatlarının mutlaka frenlenmesi gerektiğini, fakat bunu kademeli
olarak yavaş, yavaş yapacaklarını, dünya iş çevrelerinde Çin ekonomisinin
aşırı derecede ısınmış olabileceğini, bu sebeple de şimdiye kadarki büyüme
hızının ve Çin ekonomisindeki dengelerin aynı ahenkle korunabilmesi
konusunda kaygılarının bulunduğunu ifade etmiştir. Ekonomilerinin gidişatını
hangi tür yöntemlerle yavaşlatacakları konusunda hiçbir bilgi vermeyen Çin
başbakanı Wen Jibao, bu uygulama için en doğru zamanlamayı yapacaklarının da
altını çizmiştir.
Anlaşılan o ki;
Çinliler,bütün dünya kamuoyunda Çin sahtekarlığının anlaşılması üzerine
kendilerine özgü Çin entrikalarını devreye sokarak dünya piyasalarında
oluşan Çin malları antipatisini bertaraf etme düşüncesindeler. Çinlilerin
hiçbir sözlerine güvenilmeyeceği gibi bu defa ki; Çin Başbakanının kendileri
aleyhinde büyümekte olan olumsuz tepkileri yok etmek, ya da en aza
indirgemek için Çin hükümetinin en yetkililerinden biri olarak yeni bir göz
boyama yolunu seçtiği anlaşılıyor. Çinlilerin (Başbakan’da olsa) sözüne
güvenilmemelidir.
Çin Başbakanının; “En uygun
zamanlama ile,” “ İnsanların yumuşak iniş dedikleri şekilde,” “ Birden bire
değil yavaş, yavaş” deyimlerini kullanması ve de ekonomilerinde sağlamayı
planladıkları yavaşlama yöntemlerine ait hiçbir tarih ve uygulayacakları
sistem konularında açık bilgi vermemesi tamamen zaman kazanmaya ve oyalamaya
matuf eylemler olarak görülmelidir.
Bana kalırsa, tam aksine
bundan sonra dünyanın Çin mallarına karşı olan haklı tepkisini öğrenen Çin
hükümeti mevcut durumlarını muhafaza etmek ve hatta daha ileriye götürmek
için yeni entrikalar geliştireceklerdir… 2005 yılında Çin tekstil malları
üzerindeki kotanın kalkmasını da fırsat bilerek bütün dünyaya yeni planları
doğrultusunda meşru ya da gayri meşru yollarla daha fazla mal sevkıyatı
yapacaklardır.
Çin hükümeti yetkilileri,
en sıradan icraatlar konusunda dahi iş adamlarına hamasi nutuklar attırmak
ve onlara esir olmak yerine, yukarıda olduğu gibi hükümetin en yetkili
adamlarına gerekli demeçleri verdirir ve bütün iş adamları da bu söylemler
doğrultusunda laf yerine icraat yaparlar.
Komünist Çin’i, başka ülkelerde olduğu
gibi büyük sermaye sahipleri değil, “Kızıl Meclis” üyeleri idare ederler…
İNSANLIĞIN
YÜZ KARASI İŞKENCEYE KARŞI DÜNYA
KAMUOYU ÇİFTE STANDARTÇI
DAVRANMAMALIDIR (2)
06 Nisan 2004
Bir insanlık suçu olan
işkencenin, bütün dünyaya barış ve özgürlüğü hakim kılmak iddiasıyla yola
çıkan devletler tarafından icra ediliyor olmasının ortaya koyduğu tehlikenin
farkına varamayan veya varmak istemeyen devletler, eninde sonunda bu sözde
süper ve işkenceci devletlerin ağır darbelerine maruz kalacaklardır. Çünkü;
yıllardır Çeçen halkına işkence yapan Rusları, Filistinlilere işkence yapan
ABD korumasındaki İsrail’i ve Doğu Türkistan halkına inanılmaz yöntem ve
ölçülerde işkence yapan Komünist Çin zalimlerinin gerçek yüzlerini dünya
kamuoyuna ifşa etmek için gösterilen gayretler neredeyse hep boşa çıkmış,
hiçbir dünya devleti anlatılanlara tam olarak inanmamışlardı. Zira, işkence
yaptıkları iddia edilen devletler dünyanın en güçlü devletleri sayılıyordu…
Şu anda ise, dünya
medyasına yansıyan ve söz konusu süper devletlerden olan ABD ile İngiliz
askerlerinin Iraklı tutuklulara karşı uyguladıkları işkence fotoğrafları
aklı selim olan bütün insanlarda oldukça büyük çaplı infiale sebep oldu.
Zaten bu tür insanlık suçlarına karşı tepki göstermeyen insanların gerçekten
insan oldukları tartışmalı hale gelir… Daha düne kadar ABD’ nin Afganistan’a
ve Irak’a askeri harekat düzenlemesine yeşil ışık yakan ve mazlum ve
mağdurların bedduasını alanlar acaba bu günlerde basına yansıyan insanlık
dışı işkence fotoğraflarından sonra biraz olsun morarıp utandılar mı?
doğrusu merak ediyorum…
Çin; bilindiği gibi tarih
boyunca işkencenin merkezi, Çinlilerde dünyada işkence konusunda insanların
ilk aklına gelen, işkence yöntemleri konusunda uzman ve mucit bir millettir.
Yaklaşık elli yıldır da Doğu Türkistan halkı işte bu Çinlilerin
işkencelerine maruz kalmaya devam etmektedirler… Dünya da işkencenin, ABD ve
İngiliz Ordusu mensuplarının Irak’lı tutuklulara karşı kahpece uyguladıkları
işkencelerle bir defa daha gündeme gelmesiyle, Doğu Türkistanlılara
uygulanan dünyaca ünlü “Çin İşkencesi” yöntemlerine dünden kaldığımız yerden
misaller vermeye devam edeceğim;
17- Kadın erkek ayırımı
yapmaksızın Doğu Türkistanlı tutukluları günlerce aç bırakılan köpeklerle
aynı yere kapatarak parçalattırmak.
18-Bazı tutukluların
sırtlarına, bir tahta kasa içerisine koydukları 20 kilo ağırlığındaki
tuğlaları aylarca sırtında taşıyarak yaşamaya mecbur etmek.
19-Aylarca;taş kadar
sertleşmiş,küflü ve çok az miktarda mısır ekmeği ve su verilerek yaşamaya
mecbur bırakmak.
20-Haftalarca; mahkumların
bir elini omzundan,diğer elini koltuk altından gerdirerek bağlı bırakmak.
21-Mahkumların tenasül
uzuvlarından elektrik vermek.
22-Tutukluları
bacaklarından iki ayrı araca bağlayarak ters yönde hareket ettirerek
parçaladıkları vahşeti diğer tutuklulara zorla izlettirerek göz dağı vermeye
çalışmak.
23-Müslüman Uygur
tutukluları en nefret ettikleri ve İslâm inancında haram olan domuz eti
yemeye zorlamak.
24-Mahkumları şişe
kırıkları ve kızgın kor üzerinde çıplak ayakla yürütmek
25-Mahkumları kendilerine
kazdırdıkları çukurlara atarak canlı halde iken diğer arkadaşlarına
üzerlerine toprak attırarak gömdürmek .Vs.,vs., vs.
Bütün bu işkence ve öldürme
yöntemleri üç beş dolarlık ticaret yapabilmek ve sahte dostluklarını
kazanabilmek uğruna bazı ülkelerin yöneticilerinin tabir yerindeyse
karşılarında dokuz takla attıkları Komünist Çin’dir…
ABD ve İngiliz askerlerinin
Irak’lı tutuklulara yaptıkları işkencelere tepki gösteren bütün insanlık
aleminin Doğu Türkistan’daki Çin işkencelerini de unutmamaları dileğiyle…
İNSANLIĞIN YÜZ
KARASI İŞKENCEYE KARŞI DÜNYA KAMUOYU
ÇİFTE STANDARTÇI DAVRANMAMALIDIR (1)
05 Nisan 2004
Birkaç gündür Türkiye ve
dünya medyasında, Irak’ı işgal eden müttefik askerlerinin Irak’lı tutuklu ve
esirlere yönelik olarak uyguladıkları insanlık dışı işkence görüntüleri
üzerine haberler ve yorumlar yer aldı, almaya devam ediyor. Dünya basın ve
yayın organlarına yansıyan birkaç kare fotoğraf neredeyse bütün dünyadaki
milletler arası insan hakları örgütlerini ayağa kaldırdı. Konu ile ilgili
demeçler ve kınama mesajları yayınlandı. Elbetteki yine,bu durum karşısında
da, tıpkı Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’da Çinlilerin yaptıkları
işkencelerin dünya kamu oyuna yansıtılması karşısında takınılan tavır gibi
hiçbir yaptırımı olmayan boş sözlerden öteye geçilmedi, geçilemedi…
Oysaki; işkence dünyanın
neresinde, kime, kimlere ve kimler tarafından yapılırsa yapılsın insanlığın
yüz karası bir hadisedir ve mutlaka karşı çıkılmalıdır. Yer yüzünde
kendilerine süper güç ünvanını yakıştıranlar tarafından İslâm dinine mensup
olanlara karşı işkence yapıldığı zaman normal karşılanacak, bir başkası
tarafından başkalarına karşı yapıldığı zaman infialle ve nefretle
karşılanacak bir olay değildir. Olmamalıdır.
En son olarak; Irak’lı
tutuklulara karşı ABD ve İngiliz askerlerince yapılan kötü muamele ve
işkence görüntüleri mademki bu kadar büyük tepkiye sebep oldu, o halde
yıllar yılı anlatmaya çalışmamıza rağmen hiç kimselerde ciddi bir tepki
uyandırmayan, işkencede dünyada birinci sırada gelen Çinliler tarafından,
Doğu Türkistan halkına karşı yapılan 125 türlü ünlü “Çin işkenceleri”nden
birkaç misal vermenin ve kamuoyunun gerekli tepkisini gösterip
göstermeyeceğini görmenin tam zamanıdır…
İşte çeşitli suçlar isnat
edilerek Çin zindanlarına atılan Müslüman Uygur tutuklulara uygulanan
insanlık dışı işkence usullerinden bazıları:
1- Tırnak altına iğne batırma,
2- Sol eli masaya metal çivi ile
çakıp, sağ elle itirafname yazdırma
3- Erkek mahkumların cinsel
organına çubuk sokma,
4- Mahpusları ağaç kazığa oturtma
5- Metal çemberle kafatasını
sıkıştırma
6- Buruna biber suyu akıtma
7- Aşık kemiğini ezme
8- Çıplak bedene kızgın yağ dökmek
9- Kadınlara içine kedi koydukları
bir çuval giydirerek değnekle kediyi döverek canı yanan kedinin kadını
tırmalamasını sağlamak.
10- Kışın üzerine su döktükleri
mahpusları gece sabaha kadar baş aşağı olarak asılmış vaziyette dışarıda
bırakmak.
11- Mahpusların ayak bileklerine 10
kilo bir ağırlık bağlayarak yıllarca bununla taş ocaklarında çalıştırmak.
12- Üzerine çiviler çakılı düzlemler
üzerinde tel kamçılarla döverek yürütmek.
13- Kerpetenle tırnak çekme cezası.
14- Günlerce uykusuz bırakarak
sorgulama yöntemi
15- Vücutta bir delik açılarak içinden
geçirilen bir ipi yara içerisinde testere gibi hareket ettirerek işkence
yapmak.
16-Müslümanların namus kavramlarını rencide edecek şekillerde davranarak
eziyet etmek.
ANA DİLDE YAYIN
HAKKINDAN DOĞU TÜRKİSTANLILARDA
İSTİFADE ETMELİDİR
04 Nisan 2004
Rahmetli Mehmet Akif
Ersoy’un “Kimi Yamyam,kimi Hindu kimi bilmem ne bela” diyerek tanımladığı
asrın en vahşi ordularına karşı üst üste şanlı zaferler kazanan aziz Türk
Milleti bütün dünyayı şaşkına çevirmişti. Çünkü şartlar eşit değildi, çünkü
düşmanlar çok üstün silahlara ve sayıca üstünlüğe sahiptiler… Fakat onlarda
eksik olan iman kuvvetiydi, onlarda eksik olan,“ Ya istiklâl ya Ölüm”
diyebilme duygusuydu. Elbette ki; millî birlik ve beraberlik içinde olamayan
milletlerin zafere erişemeyecekleri bilinen bir gerçekti… Türk Milleti ecdat
yadigarı Anadolu topraklarını kendilerine vatan yapabilmek için Türk,
Laz, Çerkez, Abaza,Kürt vs. diyerek bir ayrımcılık yoluna gitmeden millî
hedefler etrafında her biri bir çelikten halka olmuş ve oluşturdukları
zincirle de bütün Anadolu’yu çepeçevre kuşatarak dört bir yandan gelen
namertçe saldırılara karşı birlikte karşı koymuşlar ve bugün yeterince
kıymeti bilinmeyerek hazine arazisi adı altında yabancılara satışa
çıkartılan toprakları şehit kanları ile sulayarak vatan yapmışlardı.
Ne yazık ki; Türkiye’de AB
hayranlığının başlamasına paralel olarak millî ve manevi değerlerden de,
henüz kendi aralarında dahi tam olarak birlikteliği sağlayamamış olan AB’ ye
üye olabilme sevdası uğruna tavizler verilmeye başlandı. Türkiye ve Türk
Milleti hakkında hiçbir zaman samimi duygular beslemeyen bu batılı ülkelerin
Türkiye’yi kanaatimce aralarına almaları mümkün görünmezken, hükümet
yetkililerinin AB nin ve ABD’ nin sonu gelmez istek ve dayatmalarını birer,
birer sineye çekmesi anlaşılır bir tutum değildir.
İşte bu taleplerden ve
dayatmalardan biri de; Türkçe dışındaki dillerde de yayın yapma
dayatmasıdır. Tabii olarak ta batılı sözde dostlarımızın asıl maksatları
üzüm yemek değil bağcı dövmektir.Türkiye’de 1980’ li yıllarda bir
başbakan’ın Güneydoğu bölgemizde ortaya çıkan bölücü Terör örgütlerinin
eylemlerini küçümseyerek “ üç beş çapulcu” olarak değerlendirmesi bu terör
örgütüne zaman kazandırmış ve yine aynı başbakanın kürsüden naralar atarak
sanki, çok gerekliymiş gibi “Benim damarlarımda Kürt kanı dolaşıyor” demesi
bu gün Kürtçe yayını gündeme getirmiştir.
Elbetteki bunun arkası
mutlaka gelecekti ve gelmeye başladı bile... Türkiye’de yüzyıllardır aynı
kaderi aynı topraklar üzerinde paylaşan ve kendisini asırlardır Türk
hisseden insanlar da bu gün kendi ana dillerinde yayın hakkı
istemektedirler. Haklılar elbette …
Şimdilerde Çerkez asıllı
olan insanlarda kendi ana dillerinde yayın hakkı istemektedirler. Bunun
arkasından başkaları da aynı talepte bulunurlarsa hiç şaşırmamak gerekir.
Daha doğrusu, “Bu günkü Türkiye bundan beş altı yıl önceki Türkiye değil”
diyen bir Dış işleri bakanına sahip bir hükümetin milletvekillerinin
şaşırmaması gerekir… Haliyle de her hangi bir ana dilde yayına izin
verilirse diğerlerine de Türkiye’deki sayılarına bakılmaksızın izin
verilmesi demokratik bir ülkenin yapması gerekendir.
Tam bu nokta da; Türkiye’de
demokratik haklar çerçevesinde yasal faaliyetlerini sürdüren Doğu Türkistan
Sivil Toplum Örgütlerine de mevcut hükümetin engin hoşgörüsünden istifade
ile, Türk dilinin temelini teşkil eden “Uygur” dilinde de yayın
yapılabilmesi konusunda bir talepte bulunmalarını tavsiye ediyorum. Olur
veya olmaz ayrı bir husustur. Fakat bu yolla tarihe düşülecek mühim bir
kayıt söz konusudur.
Eğer, resmi olarak bu ve benzeri
yollarla köklü ve kalıcı girişimlerde bulunmazlarsa daha uzun yıllar boyunca
içine düşülen kısır döngülerden çıkılamayacak ve oyalanılmaya devam
edilecektir.
KAŞGAR’DAKİ HİTGAH CAMİSİ
ÇİN HÜKÜMETİ
TARAFINDAN İBADETE KAPATILMAK İSTENİYOR
01 Nisan 2004
Bütün dünyayı, “Uzaktaki
düşmanı oyala yakındaki düşmanı ez.” Çin atasözünün emri gereğince kalitesiz
Çin malları, ve hiçbir zaman hiçbir dünya ülkesinin turizm alanında istifade
edemeyeceği şişirme turizm potansiyeli yalanı ile oyalayan ve işgali
altındaki Doğu Türkistan’ı, İç Moğolistan’ı ve Tibet’i tamamen yutup yok
etme stratejisini insafsızca ve vahşice uygulamaya devam ederek esaret
altındaki halkları ezmeyi sürdüren Kızıl Çin hükümeti, Doğu Türkistan’da
elli yıldır her alanda yürütmekte olduğu insanlık suçlarına her geçen gün
bir yeni halka daha ilave etmektedir.
Doğu Türkistan halkının
dini inançlarına da darbe üstüne darbe indirmekte olan Çin hükümeti dini
eğitimi yasakladığı gibi, Müslüman Türk halkının ibadet özgürlüğünü de
yasaklamak için giderek çığırından çıkan uygulamalar yapmaktadırlar.
Doğu Türkistan’ın sembol
şehirlerinin başında, çok eski ticaret ve kültür merkezi durumundaki tarihi
Kaşgar şehri gelmektedir. Kaşgar şehri; M.Ö. 206 yıllarına kadar dayanan bir
tarihe sahiptir. Kaşgar’ ın sembolü de, 17. Yüz yılda inşa edilen Hitgah
Camisidir. Bu camide vakit namazlarında 2000 ila 4000 kişi birden namaz
kılabilmekteydi. Cuma namazları ve Bayram namazlarında ise 10 bin kişinin
aynı anda namaz kılabildikleri bu caminin, Uygur halkının birlik ve
beraberliğinin sağlanmasında da büyük rolü vardır. Çünkü; oldukça büyük
kalabalıkların birlikte bayram namazlarını kılmalarının ardından ünlü
Hitgah meydanında toplanan halk, toplu halde sema gösterileri yaparlar ve
yine aynı yerde Uygur kültürüne has etkinliklerle bayramlaşır, birbirleri
ile müthiş bir dayanışma içinde olduklarını ortaya koyarlar ve bu durumdan
da istilacı Çin hükümeti çok endişelenirdi…
Her caminin önüne Çinli
polisler dikerek camiye gireni ve çıkanı göz hapsine alan, 18 yaşından
küçükleri camiye almayan ve cami içine yerleştirdikleri muhbirleri kanalı
ile imamların hutbelerini ve davranışlarını kontrol ettiren Kızıl Çin
işgalcileri şimdilerde ise, tarihi Hitgah Camisini bayram ve Cuma namazları
dışında vakit namazlarına kapatmanın hazırlıklarını yapmaktaymış…
Söylenildiğine göre bu
tarihi Hitgah camisini hafta içi günlerde müze olarak yabancı turistlerin
ziyaretine açarak maddi gelir elde etmeyi düşünmekteymişler. Tabir
yerindeyse dünya pazarlarındaki politikaları ile sineğin kanadından yağ
çıkartmaya çalışan Çinliler şimdi de Doğu Türkistanlıların mühim
ibadethanelerinden biri olan Hitgah camisini tedrici olarak ibadete
kapatarak bir gelir kaynağı haline dönüştürmeye çalışmaktadırlar.
Sözde hür dünya denilen
dünya devletlerinin bazılarının gerçekten hür olduklarının tartışmalı olduğu
bir yana, Doğu Türkistan’daki insanlık dışı ve Milletler arası anlaşmalara
aykırı, BM. İnsan hakları Beyannamesinde güvence altına alınmış olan
insanların inanç ve ibadetlerine müdahale edilemeyeceği ile ilgili maddeleri
açıkça ihlal eden Komünist Çin hükümetini uyaracak ve hizaya getirecek her
hangi bir dünya devleti yada Milletler arası bir Teşkilatında ufukta
görünmemesi daha da kaygı vericidir…
İşgale uğradığı yıllardan
itibaren 500 küsur defa millî kurtuluş hareketine sahne olan Doğu
Türkistan’da hemen ,hemen bütün ayaklanmalar millî ve dini değerlerin
çiğnenmek istenmesi karşısında meydana gelmiştir… Hitgah Camisinin de
ibadete kapatılmak istenmesi karşısında Uygur halkının tepkisiz kalmasını
düşünmek ise, Doğu Türkistanlıların kim olduğunu ve bu güne kadar
varlıklarını hangi şartlar altında devam ettirdiklerini bilmemek anlamına
gelir…
|