HÜR

GÖKBAYRAK

DOĞU TÜRKİSTAN'IN SESİ

 

 

 

 

HÖR

KÖKBAYRAK

SHERQİ TÜRKİSTANİNG AWAZİ

      

    Anasayfa

 

    HABER ARŞİVİ-2006

Ocak-2006

Şubat-2006

Mart- 2006

 

    HABER ARŞİVİ
       
2005
       
2004
       
2003
       
2002

        2001
       
2000

 

 

 

 

  Basın Yayın, Medya, Kurum, Kuruluş ve Ajanslarda yer alan

"Sinkiang", "Sincan", "Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi", " Sinciang Uygur Otonom Bölgesi" ifadelerini kesinlikle kabul etmediğimiz önemle duyrulur.

HABER ARŞİVİ

ŞUBAT - 2006

Hoten'in Keriye Nahiyesine Gökbayrak dikildi

 

17.02.2006 Cuma günü Doğu Türkistan’ın Hoten vilayetinin Keriye nahiyesinde kimliği belirlenemeyen kişilerce Doğu Türkistan Bayrağı’nın nahiye pazarına dikilmesi hadisesi cereyan ettikten sonra Çin makamları nahiye genelinde geniş çaplı arama faaliyeti başlatmış olup, Keriye Nahiyesinde 6 ila 40 yaş arasındaki herkesi sorguya çekmişlerdir.

 Dünya Uygur Kurultayı Sözcüsü Dilşat Reşit’in beyanına göre İllegal dini okullarla ilişkisi olduğundan şüphelenilenler, spor dalları ile meşgul olanlar, hapisten çıkan eski mahpuslar, araştırılanların başında yer almaktadırlar.  Çin makamları Doğu Türkistan Bayrağının Hizbul Tahrir Partisi üyeleri tarafından dikilmiş olabileceğini ileri sürmektedirler. Birinci Sayfadan Devam-Arama ve araştırma hareketi söz konusu Keriye nahiyesinin Devlet güvenlik dairesi ve aynı nahiyedeki Barış Komitesi işbirliğinde yürütülmektedir.

Dilşat Reşit, Barış Komitesinin “Uygur Otonom Bölgesi”nde ilk defa bu tür olaylar için seferber edilmiş olduğunu, şimdiye kadar da nahiye genelinde 6 kişinin tutuklandığını söyledi. Fakat, bu sayının doğruluğu ve arama hareketinin Doğu Türkistan Bayrağının dikilmesi ile ilgili olup olmadığı aydınlığa kavuşturulamadı. Doğu Türkistan’daki kukla bölge sorumlusu İsmail Tilivaldi geçen Aralık ayındaki bir konuşmasında sözde “Milli Bölücü” lere karşı mücadelenin kesinlikle çok şiddetli bir şekilde yürütüleceğini söylemişti. Çin hükümeti Doğu Türkistan Güçlerini “teröristler” diyerek tanımlamışsa da Uluslar arası insan hakları örgütleri Çin makamlarını terörizmle mücadeleyi bahane ederek, Uygurların haklarını çiğnemekte olduğundan dolayı kınamıştı. RFA (Erkin)

Doğu Türkistan’ın Hoten Vilayeti Keriye nahiyesinde

geçmişte yaşanmış olaylardan bazıları:

04 Eylül 1999

Çin Hükümeti Büyük Mücahit; Muhammed Dursun'a Ölüm Cezası Vererek İdam Etti

Bilindiği üzere; Hotan'da Çin Komünist Partisi'ne karşı gizli silahlı faaliyet yürütmekte olan, Uygur Mücahitlerinin Lideri Köreş, 04.09.1999 tarihinde gece Hotan Misafirhanesi çalışanlarının ailelerinin kaldığı lojmanda 102 numarada Çin Polisi tarafından çok büyük bir muhasara altına alınmıştı.

Teslim ol çağrısına ateşle karşılık veren büyük Mücahid, eve girmeye çalışan Tursun Tohti isimli Uygur asıllı münafık polisi öldürmüştü. 15 dk. Boyunca süren çatışma sonucunda Mücahid Köreş daha fazla dayanamamış ve yüzlerce polisin açtığı yaylım atışı neticesinde şehit düşmüştü. ETIC - Köreş'ten sonra mücahitlerin başına geçen Şir Ali ise mücahitlerle birlikte oldukça başarılı operasyonlara imza attıktan sonra, artan baskının neticesinde, savaşarak Nefal'a doğru kaçmış ve Çin'i terk etmiştir. Ancak Nefal Hükümeti, Şir Ali ve mücahitlerini, Çin'e iade etmiştir. Tüm dünyanın izlemekle yetindiği bu olaylar neticesinde Şir Ali ve mücahitleri idam edilmişlerdi. Keriya Nahiyesi Karakir köyünden olan Şehit Muhammed Dursun, Şehit Köreş ve Şehit Şir Ali'nin üstadı olmakla suçlanarak 1996 yılının Haziran ayında hakkında tutuklama emri çıkartılarak, başına 200.000 Yuan ödül koyulmuştu. Bastırdığı ilanları küçük köylerden, büyük şehirlere kadar Doğu Türkistan'ın her yerine dağıtan Çinli faşistler, vefakâr Doğu Türkistan halkı sayesinde yıllardır hiçbir sonuç alamamışlardı.

Ancak yıllardır yakalanamayan Mücahit Komutan Muhammed Dursun, yine Uygur asıllı bir münafığın ihbarı neticesinde Dongbei'de yakalandı. Memleketi olan Keriye'ye getirildi ve çok geçmeden hakkında verilen idam cezası yerine getirildi. Haziran ayının sonlarına doğru Dongei'de münafıkların ihbarıyla yakalanan 30 yaşında ki Şehit Muhammed Dursun ve mücahitleri, Keriye'de kurulan ve halkın izlediği açık mahkemede yargılanarak, hiçbir soruşturma yapılmadan ve savunma yapılmasına izin verilmeden ilk celsede idam cezasına çarptırılmışlardır. Şehit Muhammed Dursun ve mücahitleri, Keriye'nin Yağlık Derya kenarında idam edilmişlerdir. Şehitler mezarlığa gömülmek yerine, idam edildikleri yere açılan çukurlara gömüldüler.

Şehit Muhammed Dursun ve mücahitlerinin idamlarını mazlum Uygur halkı, kilometrelerce mesafeyi; büyük çoğunluğu yaya olarak katedip gelmiş ve şehitlere son anlarından yanlarında olduklarını belirtmek istemişlerdir. Şehitlerin cenazelerini defnetmek amacıyla gelen Uygur Müslümanlar Çin gizli polisi tarafından kameraya çekilmiş ve kamera görüntülerinde tespit edilen 40 kadar Uygur genci, gece evlerinden alınarak hapsedilmişlerdir. Gençler 6'şar ay hapis ve yüksek para cezasına çarptırılmışlardır.

Yıllardan beri köpekler gibi Muhammed Dursun'un arkasında dolaşan Çin Polisleri kendi içimizden çıkan münafıklar yardımı ile Muhammed Dursun'un şehit edilmesinden cesaret alarak tutuklamalara başladı.

Muhammed Dursun şehit edildikten sonra, 18.07.2005 günü Keriye Nahiyesi Şen Pazar Polis Karakolu'ndan bir grup polis Ürümçi'ye gelerek, Şehit Muhammed Dursun ve mücahit grubu ile ilişkileri olduğu gerekçesi ile aslen Keriye'li olan, ancak işsizlik sebebi ile Urumçi'de bulunan Abdulkadir Mehmet Emin, Abdulhakim Abdulgani ve 3 arkadaşlarını Keriye'ye götürmüşler. Mücahitlere yardım etmekle suçlanan 5 Uygur genci Keriye Hapishanesi'nde tutuklu durumdalar. Bu gelişmelerin haricinde 2005 yılı yaz aylarının başlaması ile birlikte Uygur Müslümanlara yönelik tutuklama furyası yeniden başladı.

2005 yılı yaz aylarının başlaması ile Hoten vilayeti Polis İdaresi Abdullah Rozi ve Muhammed isimli polis amirleri ile beraber 10 civarında polisi Urumçi'ye göndermiştir. Uygurların çoğunlukta yaşadığı bölgeler olan ve Hoten'den Urumçi'ye gelip yerleşen Uygurların yoğun olduğu Saymaçang Kasapçılık Meydanı, Sanşihangza, Dön Köprüsü gibi bölgelerde, Uygurları kontrol etmeye ve gözaltında tutmaya başlamışlardır. Şüphelendikleri Uygurları ise hiçbir gerekçe göstermeden tutukluyorlar. Aynı uygulama Gulca şehrinde de sürmektedir.

2 Kasım 1999 

Çin Polisi Keriye Nâhiyesi'nde Bir Uygur Âilesinin Bütün Fertlerini Katletti..

Çin Polisi, Keriye Nâhiyesi'nin Karakir Kasabası'ndaki Uygur Türkü çiftçi Alim Kurban'ın eşi Arzugül'ü, 14 yaşındaki oğlu Abdullatif'i ve 8 yaşındaki kızını insanlık dışı bir şekilde döverek öldürdü. Kânun dışı dînî faâliyette bulundukları suçlamasıyla Keriye Nâhiyesi'nin Karahan hapishânesine atılan üç öğrenci Eylül 1999'da firâr ettiler. Bunlar, Hotan Vilâyeti'nin Hanerik Kasabası'ndan 22 yaşındaki Ahmet Hoca, yine Hotan Nahiyesi’nden Muhammet Abdullah Hoca ve Karakaş Yava Kasabası'ndan Nurmehmet adlı öğrencilerdir. Çin Hükûmeti 2 Kasım 1999'da hapishaneden kaçan bu üç öğrenciyi yakalamak için Keriye Nahiyesi’nde genel bir operasyon düzenledi. Operasyona katılan Çin polislerinden 5’i Keriye Nâhiyesi'nin Karakir Kasabası'ndaki çiftçi Âlim Kurban'ın evinde arama yaptılar. Bu aramada polisler, Âlim Kurban'ın evinde gizlenen Nurmehmet adlı öğrenciyi yakaladılar. Çin polisleri, ev sâhibi Alim Kurban'ı soyduktan sonra, sıkıca bağlayarak, diğer iki kaçağın nerede olduklarını öğrenmek için sorguya çektiler. Bu işkenceli sorgulamaya dayanamayan Âlim’in evdeşi Arzugül polislere karşı koydu. Polisler de Arzugül'ühemen orada işkenceyle öldürdüler. Ailenin bu fâciâya tanık olan 14 yaşındaki oğlu Abdullatif, anasının öcünü almak için polislere baltayla saldırdı. Bunun üzerine Çinli polisler 14 yaşındaki çocuğu vurarak öldürdüler. Edinilen bilgilere göre bu operasyonda Karakir Kasabası'nda Uygur Türkü 14 köylü ağır şekilde işkence görmüşlerdir. Köylüler hâlen Keriye Nahiyesi hapishanesinde tutuklu bulunmaktadırlar.

Abdulehet Mehdum Hacim

Bu zat Doğu Türkistanlı büyük önder ve büyük mücahit “Şarki Türkistan Tarihi” adlı eserin müellifi Merhum Mehmet Emin Buğra Beyin kız kardeşinin oğludur. Abdulehet Mehsum Hacim’in babası Barat Ahunum Karakaş nahiyesinde büyük bir medresenin baş müderrisi olup, 1930’lu yıllarda Çinli saldırganlar suçsuz yere tutuklayıp şehit etmişlerdir.

O, okulu bitirdikten sonra Hoten’e geri döndü. Daha aradan 6 ay bile geçmeden Çin Komünist yetkilileri tarafından tutuklanarak 15 yıl süre ile Hoten vilayetine bağlı Keriye nahiyesindeki “Suçluları ağır çalışma şartları ile ıslah etme kampları”nda tutuklu kaldı.

Bir süre sonra 4. defa tutuklandı. Bu defa mahlas isimlerle yeni dini eserler tercüme etmiş olmak ve yazmak suçları isnat edildi. Çin hükümeti 2002 yılında “Yasaklanan eserleri imha etme kampanyası” başlatarak, dini ve siyasi kitaplar, Kur’an-ı Kerim tefsirleri, el yazması eserler ve Suudi Arabistan’ın Medine şehrindeki Kral Fahd Kur’an basım merkezinde basılan Kur’an-ı kerimin Uygurca tercümesi de dâhil olmak üzere 40.000’den fazla son derece değerli eserleri yakmak suretiyle imha etti.

İşte bu, Doğu Türkistan’daki Müslüman Türklerin dini alandaki acıklı durumunu gözler önüne sermektedir. İşte bu Çin Koministleri bu gün ise İslam âlemine şirin görünebilmek için Peygamber efendimize yapılan alçakça saldırılar kınama sahtekârlığını gösterebilmektedir.

29 Ağustos 2000

Doğu Türkistan'ın Hotan vilayetine bağlı Keriye nahiyesinde Yerli Uygurlarla Çin göçmenleri arasında geniş ölçekli bir kavga meydana gelmiş olup, vaka şöyle gerçekleşmiş Aynı gün orta yaşlarında bir Uygur kadın alış veriş yapmak için bir mağazaya girdiğinde dikkatsizlikten bir Çinli çocuğun ayağına basıvermiş, bu Bayan Çinli çocuk ve onun babasından derhal özür dilemesine rağmen Çinli çocuğun babası Uygur bayanı sövüp hakaretler savurmuş ve dövüp-tekmelemiş, sonra bu da yetmemiş gibi eline bir tane demir sopa alıp onunla döverek çaresiz kadını kan-ter içerisinde bıraktıktan sonra yetinmek üzereyken, orada olayı temaşa eden başka bir Çinli göçmen " Vur, öldür, öldürsen de sorgu suali olmaz" diye Bağırmış. Bu horluğu vicdanına yediremeyen Uygurlarsa kızgınlıklarından o iki Çinli göçmeni çok fena dövmüşler. Olaydan haber alan başka Uygurlar da arka arkadan gelip toplanarak, kısa sürede bir kaç bin kişi toplanmışlar. Kızgınlığını bastıramayan Uygurlar nahiye merkezine toplanarak "Biz hayvan mıyız ki öldürülsek sorgu-sualimiz olmasın?" diyerek hükümete karşı tepkilerini belirtmişler. Bunu gören Çinli göçmenler de toplanarak Uygurlara karşı savunmaya geçmişler. Sonuçta Uygurlarla göçmen Çinliler arasında feci bir kavga meydana gelip, her iki taraftan birçok kişi yaralanmışlar. Çin hükümet temsilcileri ise Uygur göstericileri dağıtmak için Hotan'da bekletilen tam silahlandırılmış polis ve jandarma bölüklerini kullanarak göstericileri kat kat çember içine almış, göz yaşartıcı bomba kullanarak aynı meydanda 200 den fazla Uygur göstericiyi tutuklamışlar. Olay zorbalıkla bastırıldıktan sonra Çin hükümeti vakanın karakterini saptırarak " Bu Milli Bölücülerin kasıtlı ve planlı olarak yaptıkları bir illegal harekettir" diye açıklama yaptı ve olaya iştirak edenlerin soruşturma ve tutuklama işlerini 2-3 aya kadar devam ettirdiler.

04 Haziran 2002

Doğu Türkistan'ın Hoten vilayeti Çira ve Keriye nahiyelerinde Çin hükümet yetkilileri halkın nahiye merkezine toplanması ve kitapların toplanması hususunda emir vermiştir. Bu emir doğrultusunda 4-5 gün sonra Çin askerleri evlere baskın düzenleyip arama yapmıştır. Bu aramaya karşı gelen Türklerden de çok sayıda kişiyi tutuklamışlardır.

 

 İsviçre Uygur Komitesi’nden Önemli Bildiri

 

 Bu gün hızlı adımlarla uluslar arası kamuoyu oluşturma yolunda ilerlemekte olan Uygur Demokratik hareketinin en üst seviyelerine ulaşmak ve bu yoldaki birliğin sağlam temeller üzerinde hayat bulması için, İsviçre Uygur Komitesi bütün dünyada ciddi bir mesele haline dönüşmekte olan “Vatana gidip gelme” meselesine karşı aşağıdaki bildiriyi yayınlamıştır. Birinci Sayfadan Devam Şehitlerimizin kanları ve şerefli namları bedeline siyasi sığınma talebinde bulunarak yabancı ülke pasaportu alan ve çeşitli Uygur teşkilatları bünyesinde demokratik hareketlere aktif olarak katılan, Çin elçilik ve konsoloslukları önünde ay-yıldızlı Gök Bayrağını dalgalandırarak “Uygurlara Özgürlük” diye bağıran fakat, şerefsizliğin ve namussuzluğun ne anlama geldiğini bilmeyen az sayıdaki bazı iradesiz kişiler bu gün o sevgili Gökbayrağı bırakıp, kendilerinin önlerinde bağırdıkları Çin elçiliklerine utanmazca tazimde bulunarak vize almakta ve Çin’e koşmaktalar.

Çin hükümeti bu uşak tabiatlılardan faydalanarak, kendilerinin Uygur teşkilatlarını parçalama, Uygurlar arasına fitne-fesat dağıtma, gizli bilgiler alma gibi rezilce maksatlarına erişmek için çok ciddi faaliyetler yürütmektedirler. Dış ülkelerde siyasi sığınma talebinde bulunanların davamız konusunda güvenilebilirliklerinin ciddi bir dayanağının olması ve Çin uşaklarının saflarımız arasına sızmalarının önlenmesi için, İsviçre Uygur komitesi, dış ülkelerde siyasi sığınma talebinde bulunarak yabancı ülke pasaportu alan ve Çin’e gidip gelenlere Uygur Demokratik hareketi içindeki güvenilmez kişiler olarak bakmaktadır. Bu sebeple, İsviçre Uygur Komitesinin aktif üyelerinden AKFAR AHMAT ile ABDUMİJİT SAVUT (MIJITKARİM) adlı kişilerin görevden alınarak üyelikten çıkartıldıkları kamuoyuna duyurulur. İsviçre Uygur Komitesi 19.02.2006

 

Kanada’da Uygur Kültür Ve Sanatının Tanıtıldığı Bir

Belgesel Film Çekildi

 

Kanadalı rejisör Bayan Abir Alsayed tarafından Uygurların Kültür ve sanatının tanıtıldığı ve yine Uygurların bu günkü siyasi durumunun da aksettirildiği bir belgesel film çekildi. Bu film geçtiğimiz günlerde halkla buluştu.

21 dakikalık bu filmde Uygurların Müzik ve sanatı ile mukam geleneğinin tanıtılmasının yanı sıra Uygur medeniyeti ile Uygur tarihinin birbirleri iç içe bağlantılı olduğuna vurgu yapılarak, Uygur gelenekleri etraflıca gün ışığına çıkartılmıştır. Söz konusu filmde yine geleneksellikle çağdaşlık özdeşleştirilmiştir.

Bu filmin ortaya çıkmasında  Kanada’nın Monreal şehrinde ikamet eden Uygur Sanatçı Doktor Tamara Hanım ve onun Kanada Mc Gill Üniversitesinin musikişinaslık fakültesinde doktora öğrencisi olan kızı Adalyat İsiyeva hanım önemli rol oynamıştır. Onlar yalnızca bir yabancı ülke rejisörüne Uygur kültür ve medeniyetine ait materyaller temin etmekle kalmayıp, filmde tanıtıcılık vazifesini de üstlenmişlerdir.

Tamara Hanım Moskova ve Kazakistan’da  uzun yıllar Uygur kültür, sanat ve medeniyeti hakkında araştırmalar yapmış olan bir sanatkârdır.

Bu film hakkında malumat almak için RFA’nın Kanada’daki gönüllü muhabiri Kamil Tursun, Tamara hanım ve onun kızı Adalyat hanımla bir görüşme gerçekleştirmiştir.

 

5 Şubat 1997 Gulca Katliamının 9. Yılı

 

5 Şubat Gulca Katliamının 9. Yılı Münasebetiyle

Almanya’da Çin Karşıtı Protesto Eylemi Yapıldı.

04.02.2006 günü Komünist Çin hâkimiyetinin 1997 yılı 5 Şubatında Gulca’da yapmış olduğu kanlı katliamının 9. yılı olması sebebiyle Almanya’nın Münih kentindeki Çin konsolosluğu önünde protesto gösterisi yapıldı. Almanya’daki “Avrupa Doğu Türkistan Birliği Teşkilatı” tarafından organize edilen bu defa ki protesto gösterisine “Dünya Uygur Kurultayı” nın merkezdeki temsilcileri, “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi sorumluları ve Almanya’da yaşamakta olan Uygurlar katıldılar. Gösteri sırasında Uygurlar o kadar şiddetli soğuğa aldırmaksızın ellerinde Doğu Türkistan’ın Ay-yıldızlı Gök Bayrakları Çin hâkimiyetine karşı yazılan pankartlar olduğu halde Çin yönetimine karşı coşkulu sloganlar atarak gösteri alanını titrettiler. Bu gösteri Almanya saati ile 10.oo ile 12.oo arası olmak üzere iki saat boyunca devam etti. Bu gösteri başından sonuna kadar coşkulu ve heyecanlı geçti. Ayrıca bu protesto eylemleri sırasında yasalara aykırı hiçbir harekete rastlanılmadı. Eylemin sonunda “5 Şubat” Gulca katliamı sırasında hayatlarını kaybeden Şehitlerin ruhlarına atfen özel olarak dua edildi.

 

Hollanda’daki Uygurlar Çin Karşıtı Protesto Eylemi Yaptı

 

Hollanda’da faaliyet gösteren “Doğu Türkistan Vakfı”nın organizasyonu ile 06.02.2006 günü Hollanda’da yaşayan 50 den fazla Uygur Hollanda’nın Denhag şehrindeki Çin konsolosluğu önünde Çin karşıtı bir protesto gösterisi gerçekleştirdiler. Birinci Sayfadan Devam - Göstericiler Çin saldırganlarının 1997 yılının 5 Şubatında Gulca’da yaptıkları katliamı kınamak ve protesto etmek için ve Çin hükümetinin Doğu Türkistan’da yürütmekte olduğu devlet terörünü dünya kamuoyuna ifşa edecek türden pankartlar taşıyarak Hollanda parlamentosu, Hollanda Dış işleri bakanlığı önlerinde ve şehir merkezinde bir protesto eylemi yaptılar. Söz konusu protesto gösterisi sırasında Çin hükümetinin Doğu Türkistanlılara karşı yönelttiği sindirme ve yok etme politikasını kınayan Hollanda dilinde, İngilizce ve Çince olmak üzere 3 dilde olmak üzere çok sayıda bildiriler de dağıtıldı. Bu protesto eylemi 3.5 saat boyunca oldukça heyecanlı ve hararetli olarak devam etti. Hollanda Doğu Türkistan Vakfı Propaganda Bölümü 07.02.2006 uygur.org

 

Doğu Türkistanlı çocuklar eğitim-öğretimden yoksun

 

Çin yasalarında her ne kadar azınlık milletlerin kendi ana dillerinde öğrenim görme hakkına yer verilmişse de Çin makamlarının kendi işgalleri altındaki Doğu Türkistan’da yürütmekte oldukları çift dilde eğitim ve öğretim politikası Uygur’ların ana dillerini öğrenmekten mahrum bırakmaktadır. 

Yakın zamanda Doğu Türkistan’ı da içine alan xeylungjyang, Lyawning, İç Moğolistan ve Guangshi başta olmak üzere 16 bölgenin kırsal yerleşim alanlarında maarif meselesi hakkında özel bir inceleme ve araştırma yapmıştır. Bu incelemeler sonunda anlaşıldığına göre, mezkur bölgelerin köylerinde okul masraflarının ağır olması sebebiyle aileler çocuklarını okula gönderememekte olduğu, okula giden öğrencilerin de bir çoklarının öğrenimlerini yarı yolda bırakmak zorunda kalmakta oldukları ortaya çıkmıştır. Çin Komünist partisi okulunun gözetiminde Sürdürülen inceleme ve araştırmalara göre Doğu Türkistan kırsalındaki çiftçi çocuklarının öğrenimden yoksun kalma hadisesi giderek yaygınlaşmakta olup, henüz ortaokulu dahi bitiremeden öğrenimlerini yarıda bırakan çocukların oranı %40 civarındadır. 

Gelişigüzel para toplamalar anne-babaların yükünü daha da ağırlaştırmaktadır

Yapılan incelemelerden anlaşılmıştır ki; birçok köy ve kasabalarda aileler çocuklarının okul masraflarının ağırlığı sebebiyle çocuklarını okuldan almak zorunda kalmaktadırlar. Çin hükümeti bir taraftan eğitim ve öğretimin parasız olduğunu söylerken diğer yandan ise sık sık çeşitli adlar altında para toplamak suretiyle öğrenci velilerini zor durumda bırakmaktadırlar.

Öğretmenlerin maaşları zamanında verilmemektedir

İnceleme raporunda yer aldığına göre Doğu Türkistan’daki eğitim ve öğretime ayrılan meblağ çok düşük olduğundan dolayı özellikle kırsal bölgelerdeki okullarda derslik sıkıntısının yanı sıra öğretmenlerin maaşları da düzenli olarak verilmemektedir. Bu sebeple de buralardaki okul öğretmenlerinin geçim sıkıntısı içinde oldukları görülmektedir.

Bir Doğu Türkistanlı aydının itirafları

RFA Radyosunun görüşme isteğini kabul eden bir Doğu Türkistanlı aydın olan Sıdık Haci Efendi Doğu Türkistan’ın kısal bölgelerindeki okul öğrencilerinin öğrenim masraflarının ağır olması sebebiyle okullarından ayrılmak zorunda oldukları konusu üzerinde durarak,”Bu şartlar bundan sonra daha da ağırlaşabilir” dedi. Uzun yıllar Doğu Türkistan maarifinde görev yapan Sıdık Haci Doğu Türkistan’daki eğitim giderlerine ayrılan payın adil bir dağılımının olmadığını söyleyerek kendisinin çalıştığı okullarda meydana gelen olaylardan örnek vermek suretiyle, “Çin hükümetinin Doğu Türkistan maarifine samimi ve ciddi anlamda önem vermesinin kesinlikle mümkün olmadığın ifade etti.(Mehriban)

 

Uluslar arası Af Örgütü Doğu Türkistan’daki siyasî

tutuklular hakkında yeni bir rapor yayınlama hazırlıklarını

sürdürüyor.

 

Dünya Uygur Kurultayı’nın Sekreteri Dolkun Eysa’nın verdiği bilgilere göre, Uluslararası Af Örgütü uzun zamandan beri Doğu Türkistan daki siyasî tutuklular listesine netlik kazandırma çalışmalarını sürdürüyordu. Af Örgütünün bu çalışmalar esnasında da Dünya Uygur Kurultayı ile yakın temasta olacağını söyleyen Eysa, yakında Uluslararası Af Örgütünün Doğu Türkistan’daki siyasî tutuklularla ilgili ciddî ve kapsamlı bir rapor yayınlayacağını da ifade etti.  İSA HUSEYİN: Hakkında 2005 Haziran’ında 12 yıl hapsine karar verildi, Doğu Türkistan Adalet Partisi üyesi. (Kaynak Bilgi ETIC)

ABDULHALİL ZUNUN: 20 yıl hapsine karar verildi.

NURMUHAMMET YASİN (KÖREŞ HÜSEYİN) 06,03,1964 Doğumlu bir yazardır, İşgalci Çin devleti bu genç yazarın10 yıl boyunca sözde bölücülük faaliyetlerinde bulunduğunu iddia etmektedir. (wild pigeon) “Yabani Güvercin” adlı kitabın yazarıdır. Bu kitabını 29 Kasım 2004 e kadar elinde bulundurduktan sonra ismini vererek Kaşgar Edebiyatı Dergisinde kapalı kapılar ardında yayınladı (004 bitişi 2005 başlangıcında) Ürümçi’nin 1. nolu mahkûm olarak nitelendirilen Yasin, merkezi Amerika Birleşik devletlerinde bulunan Özgür Asya Radyosu, Köreş Hüseyin ve Nur Muhammet Yasin’in, yani Kaşgar Edebiyatının liderlerinden olan bu kişilerin kısa hikâyelerinden bahsetti.

ABDULLAH CEMAL: Çin’in kuzey basında nisan aylarında sözde etnik bölücülüğü kışkırtmaktan dolayı suçlandı ve tutuklandı (Kaynak RFA)

TOHTİ TÜNİYAZ: 6 Şubat 1988 de Ürümçi bölgesel güvenliği tarafından tutuklandı. Bölge dışı gizli bilgileri saklamakla suçlandı. 2 yıl hapsi göz önünde bulundurularak ve 7 yıl politik haklardan mahrum edilerek toplam 11 yıl olmak üzere yasak konuldu ve tutuksuz olarak serbest bırakıldı.

ABDULGANİ MEHMET EMİN: Abdulgani Mehmet Emin öğretmen ve aynı zamanda gazetecidir. 26 ağustos 2002’de alıkonularak tutuklandı ve mahkeme kararınca gizli bilgiler yayınladığını öne sürerek 9 yıl hapsine karar verildi. Cezasını bölge dışında bilinmeyen bir yerde çekmektedir. Hayatta olup olmadığı bilinmiyor.

MUHAMMET TOHTİ METROZİ: Siyasi sığınmacı olarak Pakistan’a geçti. Buradan siyasi sığınma talebi kabul edilmek üzere İsviçre’ye kabul edildi. (Haziran 2003) daha sonra zor kullanılarak Çin’e geri teslim edildi. Suçu(!) ise, Pakistan’daki Uygurlara yardımcı olmak ve onları organize etmekti.

NUR MUHAMMET YUSUF: 1996 da tutuklandı. 20 yıl hüküm giydirildi. Daha sonraki mahkemelerinde yeterli cezayı aldığı göz önünde bulundurularak 2006 da salıverildi.

 RAHMATCAN: Gulca ayaklanmasından sonra tutuklandı.(Haziran 1997 de) Ayaklanmadan dolayı 18 yıl hüküm giydirildi tam belli olmasa da, 2013 veya 2015 yılında serbest bırakılacağı öngörülüyor.

AYŞE YOLDAŞ, CELİL, REŞAT MEHMET, DURSUNCAN MEHMET, İSMAİL MEHMET: Ekim 1992 de tutuklandılar. Sözde terörist olayları körüklemek ve düzenlemek sucundan Artuş şehrinde tutuluyorlar.

CELİL AVAL: Yargılanmasına devam ediliyor.

AYŞE YOLDAŞ: 5 ila 15 yıl arasında hüküm giydirildi. Diğerleri 2002 de serbest bırakıldılar.

ABDİCAN EBUL KASIM,REŞAT MEHMET,DURSUNCAN MEHMET İSMAİL MEHMET: Dursuncan Mehmet: 12 yıl hüküm giydirildi. 5 yılın sonunda diğer arkadaşlarının serbest bırakıldığına inanıyor. Abdican Ebul Kasım tiberküloz hastalığından hayatını kaybetti.

ABDUL KERİM METTURSUN: 1995 Yılında Merkez Emniyet birimleri tarafından  tutuklandı. Terörist statüsü uygulandı. Öğrencileri ulusal terörizm ve bölücülük hakkında bilgilendirdiğinden. Şu anki durumları belli değil ama yasal statüleri olduğu gibi devam ediyor. Tutukluluğu 3 yıl devam ettikten sonra 1998 de sona erdi.

 ÇİNLİ  DİPLOMATİK MİSYONLAR YOLUYLA ALINAN BAZI HABERLER (Engel olunmadan alınan)

ABDULLAH AHUN:1998 yılının ortalarında oğlu gibi polisler tarafından tutsak alınarak tutuklanmıştır. Tohti Niyaz bölgesel polisler tarafından tutuklanmıştır.

ABLIMET:1998 yılında sözde, Belediyelere karşı hoş olmayan sözler söylediği için tutuklandı.

MEMET TURSUN:1998 yılında yasal olmayan gazeteleri okuyarak yakalandı.Daha sonra sorguya alınarak 1998 yılının sonlarında serbest bırakıldı.

ROZI MEHMET TOHTİ:1998 yılında yasal olmayan sorular sorarak belediyede konuşma yaptı.

ABDUL HAMİT GAZİ:1998 yılında yasal olmayan organizatörlerin arasında yer almasından dolayı tutuklandı. İkamet ettiği bölgede tutuldu. 1998 yılının sonuna kadar da bu bölgede tutuldu. Şu anki yasal statüsü bilinmiyor.

İLİ MEHMET TURSUN:1998 yılında Çini aşağılayıcı sözler söyleyerek tutuklandı. 7 ay boyunca bulunduğu bölgede tutuklu kaldı.  1998 yılının sonunda serbest bırakıldı.

ABDUL BASİT:1998 yılında göz altına alındı.

SELAHADDİN: Yasal statüleri bilinmiyor.

ROZİ MEHMET: Yasal statüsü bilinmiyor

           BARIN’DAN  SİYASİ  SUÇLULAR

Nisan 1990 da 6000 in üzerinde kişi Çin  polislerinin şiddet kullanmaları sonucu hayatını kaybetti.

İBRAHİM AHMET: 1990 yılında Doğu Türkistan İslam Partisinin kurucularından olduğu suçlamasıyla sanık olarak tutuklandı ve ömür boyu hapsine karar verildi.(Ürümçide hapis süresi devam ediyor)

CEMAL MUHAMMET: 1990 yılında Doğu Türkistan İslam Partisi kurucularından olduğu suçlamasıyla ömür boyu hapsine karar verildi.

TOHTİ İSLAM:1990 yılında tutuklanarak 19 yıl boyunca hüküm giydirildi vusu ceza evinde tutuluyor 2009 yılında serbest bırakılması düşünülüyor.

TURGUN ABDUL KARIM: Nasim Bulak çalışma kampında tutuluyor. 2008 de bırakılması tahmin ediliyor.

SÜLEYMAN İSA:18 yıl boyunca tutukluluğuna karar verildi. Vusu'daki ceza evinde tutuluyor 2009 de serbest bırakılması düşünülüyor.

TURGUN CAN MUHAMMET:1990 yılında tutuklandı. 17 yıl hüküm giydirildi. 2007 yılında serbest bırakılması düşünülüyor.

KURBAN CUMA:1990 yılında tutuklandı 16 yıl hüküm giydirildi 2006 da vusu ceza evinden serbest bırakılması düşünülüyor.

RAHMAN CAN AHMET: Ağır yaralı bir şekilde 1990yılında tutuklandı. 16 yıl hüküm giydirildi. Vusu ceza evinde bulunuyor. 2006 yılında serbest bırakılması düşünülüyor.

ROZY (RAMAZAN) HAŞİM: Barında 1990 yılında tutuklanarak Artuş’taki ceza evinde tutuluyor. Sağlık durumu çok zayıf.

ROZY CUMA (BAYRAM CUMA):1990 yılında kayboldu. Ölü yada diri olduğu konusunda bir haber alınamadı.

AZİZ KURBAN: 5 Ekim 1990 Ürümçi cezaevinde tutuluyordu. Sonradan nereye götürüldüğü bilinmiyor.

HÜSEYİN KURBAN:1990 yılında tutuklandı. 1992 de serbest bırakıldı ancak bu yönde her hangi bir kanıt yok.

ABDURAHİM TURDİ:1990 yılında tutuklandı. Öldürüldüğü sanılıyor “Dünyanın en eski halısı Doğu Türkistan’da bulunmuştur”

 Koyunlu Halı’nın Halkla İlişkiler Müdiresi Hatice Adalı, halı-kilim sanatının eski tarihlere dayandığını söyleyerek, “Dünyada bilinen en eski halı Altay bölgesindeki Pazırık kurganında bulunmuştur.

‘İran düğümü’, ‘asimetrik’; Türk düğümü ise ‘simetrik’tir.

Dolayısıyla Pazırık halısındaki düğümlerin de simetrik olması, bu halının Türk halısı olduğunu gösterir” dedi. Halının bilinen en eski tarihine kadar uzanan yolculuğu hakkında bilgi veren Koyunlu Halı’nın Halkla İlişkiler Müdiresi Hatice Adalı, halı-kilim sanatı ve koyun ilişkisine değindi. 14. Sayfadan Devam- Atla beraber koyunun da bozkır şartlarının vazgeçilmez hayvanı olduğuna dikkat çeken Adalı, atın manevra gücüyle yoğun Çin nüfusu karşısında Türklere hayat hakkı sağlarken, koyunun da yapağıyla giyecek ve barınacakları eşyaların yapımına imkân verdiğini dile getirdi. Adalı, “Günümüzdeki Türk Cumhuriyetleri’nde dokunan halı ve kilimlerdeki hâkim unsur; hayvan damgalarıdır” dedi. Kazakistan’daki Türklerin hâlâ keçeden ayakkabı-çizme yaptıklarını vurgulayan Adalı, üzeri koçbaşlı nakışlarla işlenmiş keçeleri, bütün Türk Cumhuriyetleri’nde bugün bile görmenin mümkün olduğunu kaydetti.  İstep kuşağının en karakteristik göçebe kavmini ise Türklerin oluşturduğunu dile getiren Adalı, halı yapımı ve yayımı bakımından da önemli görev yüklendiklerini kaydetti. Adalı, “Bu pek çok mütehassısın üzerinde birleştiği bir fikirdir. Atla beraber koyun bozkır şartlarının vazgeçilmez hayvanıdırlar. At manevra gücüyle yoğun Çin nüfusu karşısında Türklere hayat hakkını sağlarken, koyun da yapağıyla giyinecek ve barınacakları eşyaların yapımına imkân vermiştir. Türkler koyunların yünlerinden keçeler yapmış ve koçbaşlarını da keçelerine, kilimlerine-halılarına vb. damga olarak işlemişlerdir.

Mesela “Yenisey’in yukarı akımında ve Uygurlardan sonra bir müddet Moğolistan’da yaşayan Kırgızların halıları da keçe cinsindendi. Bunlarda kullanılan bezek motiflerine yerliler koçkardıng müzü (koçların boynuzu) derler. Halının tarihini anlatan Hatice Adalı, “Dünyada bilenen en eski halı Altay bölgesindeki Pazırık kurganında bulunmuştur. Öte yandan bu bölge tarihin bilinen devrinden bugüne kadar, Türkler tarafından kullanılan yerleşim yerleridir. Adalı, 1863 yılında Hive, Tahran, Buhara gibi bölgelerde yaptığı seyahatler hakkında bilgi veren Vambery’nin, halı ve keçe imalatının Türkmenler tarafından yapıldığını zikrettiğini söyledi. Vambery, “Bir kadın dokunulması istenen nakışların örneklerini kum üzerine parça parça çizer, işçiler de bu örneğe bakarak halıyı dokurlar” ifadesine yer verdi. Adalı şöyle devam etti: “Halı sanatının doğduğu coğrafya Türklerin yaşadığı alanlardır. Halı hakkında yapılan yüzyıla yaklaşan çalışmaların halı sanatının bütün dünyaya Türkler tarafından tanıtıldığını ortaya koymaktadır.

Pazırık halısından önce bulunan ve 6. yy’a ait olan halı da Doğu Türkistan’da bulunmuştur

 İslam ülkelerine ise halı Selçuklular tarafından tanıtılmıştır. Pazırık’ta bulunan düğümlü halı da bilim adamları tarafından ‘Türk Düğümü’ olarak bilinen ‘Gördes Düğümü’ ile dokunmuştur. Ayrıca düğümlü halı tekniği ilk defa İç Asya’da kullanılmıştır. Bu nedenle bazı eserlerde düğümlü halıların Türk tarihiyle yakın ilgisi olduğu belirtilir. Sanat tarihçilerinin belirttiğine göre, ‘İran Düğümü’, ‘asimetrik’; Türk düğümü ise ‘simetrik’tir. Dolayısıyla Pazırık halısındaki düğümlerin de simetrik olması, bu halının Türk halısı olduğu, en azından İran halısı olmadığı hususunda önemli bir belgedir.”

 

ABD Guantanamo’daki Doğu Türkistanlıları, işkence

yapabileceği gerekçesiyle Çin’e iade etmediğini açıkladı

 

ABD bu açıklamayla; biryandan işlediği işkence suçlarını örterek sempati kazanmaya çalışıyor diğer yandan, kendisi gibi işkenceci olan rakibi Çin’i yıpratmak istiyor. Vahşetini propagandalarla gizlemeye çalışan Amerikan yönetimi, yıllarca suçsuz yere esir tuttukları Doğu Türkistanlıları Çin’e iade etmeyeceklerini, kendilerini kabul edecek bir ülke bulunduğu takdirde serbest bırakılacaklarını açıkladı.

Guantanamo’da, Amerikan askerlerinin yaptığı işkencelerin dayanılmaz boyuta ulaşması üzerine esirlerin intihara teşebbüs ettiği bilindiği halde Washington’un kendisi işkenceci değilmiş gibi Uygur Türeleri’ni işkence yapılır endişesiyle Çin’e iade etmeyeceğini duyurması sinsi bir taktik. İşkenceci Amerika bu açıklamayla; dünya kamuoyunu yanıltıp bir yandan sempati kazanmaya ve puan toplamaya çalışıyor diğer yandan kendisi gibi işkenceci olan rakibi Çin’i yıpratmak istiyor.

Propaganda uyarınca Amerikan Adalet Bakanlığı tarafından bir belge yayınlandı. Belgeye göre, istinaf mahkemesi kararı gereği, ABD yönetimi tarafından ‘’düşman savaşçı’’ olarak görülmeyen Uygur kökenlilerin, Guantanamo’da daha fazla tutulmasının gereği bulunmuyor.

14. Sayfadan Devam - Belgede, Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan’dan Ebu Bekir Kasım ve Adil Abdu El Hakim ile 7 Uygur kökenlinin kendilerini kabul edecek uygun ülke bulunduğunda serbest bırakılacağı belirtiliyor.

Amerikan yönetimine göre, Pakistan’da yakalanan ve son aylarda serbest kalmak için birçok girişimde bulunan Uygurlar, 2001’de Afganistan’da askeri eğitim almış. Çin, Uygurların iade edilmesini isterken, Amerikan yönetimi ise, bu ülkede işkence görebilecekleri gerekçesiyle, Mart 2005’ten bu yana ‘’düşman savaşçı’’ olarak görmediği bu tutsakların Çin’e iadesine yanaşmadığını açıklıyor.

Guardian: Blair yalan söyledi

Guardian gazetesi, İngiliz hükümetinin, Amerikan istihbarat Örgütü CIA’in gizli gözaltı merkezlerinden haberdar olduğunu ve milletvekillerinin hükümetin ne bildiğini öğrenmesini engellemeye çalıştığını yazdı. Habere göre, Başbakanlık, CIA’in işkence uçuşları olarak nitelenen gizli gözaltı merkezlerine terör zanlılarının taşınmasına ilişkin iddiaların içeriği ve bu iddiaların nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin Dışişleri Bakanlığı’nın tavsiyesini sordu. Dışişleri Bakanlığı da 7 Aralık günü Başbakanlığa gönderdiği belgede, “Tartışmaların ayrıntılarına girmekten kaçınılarak, terörle mücadelede Amerika’yla yasal yükümlülüklerimiz çerçevesinde, yakın işbirliğinin mantığını vurgulamalıyız” dedi. Hükmet, skandal ortaya çıktığında ısrarla uygulamadan haberdar olmadığını söylemişti.

 

İsviçre’de “Kara Jul’daki Savaş” Adlı Kitap Yazıldı

 

1960'lı yıllarda Doğu Türkistan'ın güneyden kuzeye geniş çaplı olarak yayılan Doğu Türkistan Halk ihtilali Partisi yer yer ciddi şekilde harekete geçerek silahlı ayaklanma için hazrlık yapmışsa da çeşitli sebeplerle bu hareket Çin hükümetine ifşa edilmiş olduğundan on binlerce kişi Çin hükümetinin gizli kuşatması altında tutuklanmalara maruz kalmışlardı.

 O dönemdeki geniş çaplı tutuklama kampanyası sırasında Doğu Türkistan Halk İhtilali partisi Kaşgar Şubesinin bazı üyeleri Ahunop ve Mijit Siling’in önderliğinde kuşatmayı yarıp çıkarak, Atuş’un  Kara Jul köyünde toplanmışlardı. Onlar burada Çin Askerleri ile silahlı çatışmaya girerek tarihte “Ahunop ve Mijit Siling Olayı” diye anılan kahramanlık sayfasını oluşturmuşlardı.

Şu anda İsviçre’de yaşamakta olan Haji Abdureşit Kerimi, o zamanki olaya katılanlardan bir olarak Çin polislerine esir düşen ve  15 yıl hapis yatan canlı şahitlerden biridir. Bu önde gelen milli ihtilalci bu yakınlarda  o zamanki olaylar hakkındaki hatıralarını anlattığı “Kara Jul’daki Savaş” adlı bir kitap yazarak neşriyatçılara teslim etti.

Bu münasebetle RFA’nın İsviçre’deki gönüllü muhabiri Yalkun mezkur kitabın yazarı olan Haji Abdurişit Kerimi’ye bir ziyarette bulundu.

 

Doğu Türkistan’da yürütülen “Mecburi Doğum Kontrolü”

için yılda 6 milyon yuen ayrılıyor

 

Doğu Türkistan Radyo istasyonunun verdiği habere göre, Doğu Türkistan bölgesi genelinde planlı doğum hizmetlerinin daha da güçlendirilmiş olarak icra edilmesi için “11. Beş yıllık Plan” dönemi içinde özel meblağı her yıl 6 milyon yuen tutarında arttırarak planlı doğum gereksinim ağını geliştirmeyi planlamaktadırlar.

 Böylelikle Çin hükümeti tarafından pilot bölge olarak seçilen kasaba ve köylerden başlatılarak Doğu Türkistan genelinde “Doğum Kontrolü” (Bebek katliamı demek daha doğru olacaktır.) uygulamasının alanını yaygın ve daha etkin hale getirilmesi için çalışmalar yapılmaktadır.

Verilen haberde yine, özellikle son birkaç yıldan beri  Doğu Türkistan’daki kukla yerel hükümetin Doğu Türkistan’da sürdürülen “Doğum Kontrolü” (Bebek katliamı) faaliyetlerine  ayrı bir ehemmiyet vermeye başladığı bildirilmiştir. RFA(Peride)

 

Türk Tekstil sektöründe Çin yüzünden 10 ayda

200 bin kişi işsiz kaldı

Düşük kur ve Çin rekabetine dayanamayan tekstil sektöründe çalışanların yüzde 10'u işini kaybetti. Düşük kur ve Çin rekabetiyle bunalan tekstil ve konfeksiyon sektöründe son 10 ay içinde kapanan fabrikalar nedeniyle 150-200 bin kişinin işsiz kaldığı açıklandı. Türkiye İhracatçılar Meclisi (HM)Başkan Vekili ve İstanbul Hazır giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu "Bu kaybın artmasından korkuyoruz. Özellikle en büyük çekincemiz sosyal kriz olması. İşini kaybeden insanların çaresizliği bu ülkenin en büyük sorunu olur" dedi. Tekstil ve hazır giyimin geçen yıl 73.1 milyar dolar düzeyinde gerçekleşen ülke ihracatı içinde yüzde 26 pay aldığına dikkat çeken Orakçıoğlu, "Sektörde 2 milyon kişi çalışıyor. Türkiye'de istihdamın yüzde 20'sini sağlıyoruz. Kapanan firmaların birçoğu kendi beceriksizliklerinden değil, ekonomik politikaların getirdiği baskılardan bu duruma düşüyor" diye konuştu.

Yurtdışında üretim

Orakçıoğlu, bazı firmaların daha avantajlı olduğu için Ürdün, Mısır, Bulgaristan, Romanya, Özbekistan başta olmak üzere yurtdışına gittiğine işaret ederek, şunları söyledi: "Sektörün mevcut birikimini başka ülkelere taşımak istemiyoruz. İşletmelerimizi korumalıyız. En çok girdi maliyetleri yükünden etkileniyoruz. Son 3 yıldır YTL reel olarak yüzde 78 değerlenirken, girdi maliyetleri yüzde 50 arttı."

Başbakan' la görüşecekler

İHKİB Başkam Süleyman Orakçıoğlu, firmaların kapanmasının sektörel ihracatı olumsuz etkileyeceğini belirterek, tüm ihracatçı birliklerinin katımıyla İstanbul'da toplantı düzenleyeceklerini ve durum değerlendirmesi yapacaklarını söyledi. Orakçıoğlu, "Önemli olan eylem yapmak değil, sorunlara duyarlı yaklaşmak. Bu hafta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan da randevu istedik. Başbakan, randevu vereceğini söyledi" diye konuştu.

 

Japon silahıyla Çin'i vurdu

 

Konya'da bir tekstil firması, geliştirdiği üretim sistemi sayesinde, bugüne kadar namaz takkesinde dünya piyasasındaki Çin hâkimiyetine son verdi.

Sentosa Triko A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Altuntaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kuruluşu çok eskilere dayanan bir firma olmadıklarını, tekstil işine de 2001 yılında girdiklerini belirtti. Triko ürünleri imal etmeye başlarken piyasayı tanımaya çalıştıklarını anlatan Altuntaş, ''Yüksek kar getirebilecek ürünleri araştırdık. İlk sırada Türkiye'de üretilmeyen ve o güne kadar tamamı Çin'den ithal edilen, erkeklerin namaz kılarken kullandığı namaz takkesi olduğunu gördük'' dedi.

Diğer tekstil ürünlerini ürettikleri makineleri satın aldıkları Japon firmasının İstanbul'daki Türkiye distribütörlüğüyle temasa geçerek, namaz takkesi üretimi yapabilecek özelliklere sahip bir makine satın almak istediklerini söylediklerini anlatan Altuntaş, şunları kaydetti:ÖNCE 'YAPAMAZSINIZ' DEDİLER ''Firma yetkilileri, namaz takkesinin nakış tekniğiyle dokunduğunu, kendilerinde ve piyasada bu ürünü üretebilecek bir makinenin bulunmadığını söylediler. Biz ise pes etmedik ve söz konusu firmadan, bu işi yapmaya en yakın özellikleri taşıyan, 100 bin avro değerindeki bir makineyi satın aldık. Makinenin çalışma düzeneklerinde bazı değişiklikler yaparak, namaz takkesini üretmeyi başardık. Daha sonra aynı makineden 4 adet daha alarak, yıllık kapasitemizi 1,5 milyon adeta kadar çıkardık.

İslâm ülkelerinde yaygın olarak kullanılan namaz takkelerini daha önce Çin, elde üretiyordu. Yaptığımız üretimin ardından bizim belirlediğimiz fiyata dayanamayan Çinli üreticiler, dünya piyasalarına mal satamaz hale geldi.'' Halen ABD'den Suudi Arabistan'a kadar dünyadaki pek çok ülkeye 8 farklı renkte namaz takkesi ihraç ettiklerini belirten Altuntaş, ''Bu makineyle namaz takkesi üretebildiğimizi söylediğimiz Japon firması yetkilileri bile bu işe çok şaşırdı. Bunu nasıl başardığımızı Konya'ya gelerek incelediler. Tabi bazı püf noktaları kendilerinden saklı tuttuk. Ancak, bu tekniğimizi Konya'da ortak iş yaptığımız firmalara öğreterek Türkiye'deki üretim miktarını artırdık.''

 

Çin Büyükelçiliği önünde Kürk Protestosu...

 

DOĞ-ÇEV,  hayvanların kürkleri için "vahşice öldürülmesini" protesto etti. Çin'de kürkleri için hayvanların vahşi şekilde öldürülmesi Doğa ve Çevreyi Koruma Yaşatma Derneği (Doğ-Çev)tarafından Çin Büyükelçiliği'ne siyah çelenk bırakılarak protesto edildi.

Çin Büyükelçiliği önünde toplanan Doğ-Çev yanlısı bir grup adına basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, uluslararası kürk endüstrisinin, kürk üretiminin altında yatan vahşeti örtbas etmek ve insanları yeniden kürk giymeye teşvik etmek için son 10 yıldır çok iyi planlanmış bir halkla ilişkiler kampanyası yürüttüğü iddia edildi. Birinci Sayfadan Devam - Dünyanın en büyük kürk üreticisi ve işleyicisi konumunda olan Çin'in, hayvan refahı konusunda hiçbir yasal düzenleme olmayan bir ülke olduğu ileri sürülen açıklamada, Çin'deki üretme çiftliklerinde daracık kafeslerde tutulan hayvanların, toptan kürk satışlarının yapıldığı pazarlara insanlık dışı koşullarda nakledildikleri öne sürüldü.

İşçilerin kafeslerden sürükleyerek çıkardıkları hayvanları sersemleştirmek için başlarına vurdukları ileri sürülerek, derinin yüzülmesi sırasında hayvanların çoğunun bilincinin tamamen yerinde olduğu ve çırpınıp kurtulmaya çalıştıkları açıklandı. Bilincini yitirmeyen hayvanların, derilerinin yüzülme işlemi sona erene kadar çaresizce çırpınmaya devam ettikleri ifade edilen açıklamada, bazılarının ise derileri tamamen yüzüldükten sonra 5 ya da 10 dakika boyunca nefes almaya ve kıpırdanmaya devam ettikleri vurgulandı.

Açıklamada, kürk ve kürklü ürünlerin alınmaması ve kürklü ürünleri özendirici yayınlar yapılmaması, hayvanlara yönelik uygulanan vahşetin önlenmesi için yasal düzenlemeler yapılması istendi. Yapılan açıklamanın ardından grup içinden seçilen temsilciler Çin Büyükelçiliği'nin girişine siyah çelenk bıraktı. Yoğun güvenlik önleminin alındığı eylem olaysız sona erdi. 

 
Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi  hurgokbayrak@kaynet.net adresine gönderin
Telif Hakkı © 2000-2004
HÜR GÖKBAYRAK
       Site içeriğinin (metin ve grafikler) tüm kullanım haklarını
BEN TÜRK'ÜM DİYEBİLENLER
Kaynak Göstererek Kullanabilir
 
Son Değiştirilme Tarihi:
24.05.2006
 Tüm Hakları Saklıdır.
  İnternet Explorer ve 1024 X 768 piksel çözünürlülükte rahat izleyebilirsiniz